Üst kat, alt kat: İngiliz bir hizmetçinin hayatı - Stephanie Honchell Smith: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
703 kelime 153 kel/dk

Video özeti: 1906 İngiltere’sinde 16 yaşındaki alt kademeden hizmetçi Alice, büyük bir malikânenin katı hiyerarşisine ve yorucu işlerine dayanırken gizlice kadınların oy hakkını savunan bir protestoya katılır. Hikâye, savaşın kadınların çalışma hayatında yarattığı değişimlere, oy hakkının genişlemesine ve eşitsizlikle görünmez emeğe dayanan malikâne düzeninin çöküşüne uzanır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. just before dawn — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir olayı güneş doğmadan hemen önceye yerleştiren ve anlatıya kesin, gerilimli bir başlangıç kazandıran bu doğal zaman ifadesini öğrenirsiniz. Hikâye anlatımında “sabahtan önce” gibi genel bir karşılıktan daha deyimsel ve daha canlıdır. 2. on women's suffrage. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: “women’s suffrage” ifadesini kadınların oy kullanma hakkını belirten tarihsel ve siyasal terim olarak tanırsınız. Böylece bir kişinin bu konuda sessiz kalmasının neden önemli olduğunu ve çatışmanın karakterleri protestoya nasıl yönelttiğini anlayabilirsiniz. 3. whose grandeur depended on deep inequalities — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: whose ile başlayan ilgi cümleciğinin, bir kurumun görkemini onu ayakta tutan derin eşitsizliklere nasıl bağladığını kavrarsınız. Bu yapıyı yalnızca ihtişamlı görünüşü betimlemek yerine, geçmiş hakkında özlü ve resmî bir değerlendirme yapmak için kullanabilirsiniz.

Bu derste

It's just before dawn on a Saturday in summer 1906 and 16-year-old Alice Sutton's mind is already spinning. Notlar

0:07

1906 yazında bir cumartesi günü şafak sökmeden hemen öncesi ve 16 yaşındaki Alice Sutton'ın kafası şimdiden allak bullak.

Kalıp ifadeler

just before dawn: günün ilk ışıklarına çok yakın

Just before dawn, günün ilk ışıkları belirmeden çok kısa bir süre önce anlamına gelir. Buradaki just, zamanı “çok yakın” bir noktaya daraltır; “yalnızca” anlamına gelmez. Anlatıda bu ifade, sahneyi karanlıktan aydınlığa geçiş anına yerleştirir. Bu kesin zamanlama sakin, gergin veya beklenti dolu bir açılış yaratabilir.

Alıştırma

Hangi cümle yürüyüşçülerin günün ilk ışıklarından çok kısa süre önce yürümeye başladığını belirtir?

  1. The hikers began walking before dawn.
  2. The hikers began walking just before dawn.
  3. The hikers began walking at dawn.
Cevabı göster

The hikers began walking just before dawn.

Deyimler

mind is already spinning: düşünceler fazla hızlı ilerliyor

Her mind is already spinning bir mecazdır: Pek çok düşünce o kadar hızlı gelir veya değişir ki kişi zihinsel olarak yoğun, kafası karışık, heyecanlı ya da sakinleşemiyor hisseder. Zihnin fiziksel olarak döndüğünü anlatmaz. Already, bu yoğun düşünmenin hikâyenin bu erken anında başlamış olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilir yapı iyelik + mind + be + spinning şeklindedir; genellikle şaşırtıcı bir haberden sonra veya düşünülecek çok fazla şey olduğunda kullanılır.

Alıştırma

Burada “his mind was spinning” büyük olasılıkla ne anlama gelir? After receiving three conflicting explanations, his mind was spinning.

  1. Düşünmeyi tamamen bırakmıştı.
  2. Çok sayıda hızlı ve karışık düşüncesi vardı.
  3. Vücudunun bir daire çizerek döndüğünü hissediyordu.
Cevabı göster

Çok sayıda hızlı ve karışık düşüncesi vardı.

Tonight's plans could cost her her job. Kalıp ifadeler

0:15

Bu geceki planları onun işine mal olabilir.

Kalıp ifadeler

could cost her her job: cost + kişi + iyelik + job

cost someone their job kalıbında cost, “ödeme gerektirmek” değil, “birinin işini kaybetmesine yol açmak” demektir. Kalıp cost + etkilenen kişi + iyelik belirleyicisi + job şeklindedir. Burada ilk her, etkilenen kişiyi gösteren nesnedir; ikinci her ise job sözcüğünü niteleyen iyelik belirleyicisidir. Could bunun kesin değil, olası bir sonuç olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi cost + her + her job kullanarak tamamlayın: Maya knew that one more serious safety violation could ____.

Cevabı göster

cost her her job

But for now,

0:18

Fakat şimdilik,

there's work to do.

0:19

yapılması gereken işler var.

Alice gets ready slowly,

0:21

Alice yavaşça hazırlanıyor,

thinking about how her life has changed. Dilbilgisi

0:23

hayatının nasıl değiştiğini düşünerek.

Dilbilgisi

thinking about how her life has changed: dolaylı soru söz dizimi

how her life has changed yan cümlesi, düşünmenin içeriğini verir: hayatının şimdi hangi yönlerden farklı olduğunu düşünmektedir. How, about edatından sonra dolaylı bir soru başlatır; bu doğrudan bir soru değildir. Dolaylı soru, düz cümle sırasını kullanır: how + özne + yardımcı fiil + geçmiş zaman ortacı. Bu nedenle how her life has changed içinde her life, has sözcüğünden önce gelir.

Alıştırma

think about sonrasında doğru dolaylı soru sırasını kullanan cümleyi seçin.

  1. I often think about how did the neighborhood change.
  2. I often think about how has the neighborhood changed.
  3. I often think about how the neighborhood has changed.
Cevabı göster

I often think about how the neighborhood has changed.

Only a week ago, Anlatım akışı

0:25

Daha bir hafta önce,

she was the lone servant in a modest home.

0:27

mütevazı bir evdeki tek hizmetçiydi.

Anlatım akışı

Only a week ago: yakın geçmişe kısa bir dönüş

Only a week ago, anlatının zaman çizgisini hikâyenin mevcut noktasından bir hafta öncesine götürür. Burada only, bu aralığın ne kadar kısa olduğunu vurgular; hafta sayısını sınırlamaz. Cümlenin başındaki bu zaman ifadesi, anlatı Now ile şimdiki zamana dönmeden önce önceki durumu sunar. Geçmiş ve şimdiki zamanın bu sırayla verilmesi, hızlı değişimi fark etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümlenin başındaki Only a week ago ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Zaman çizgisini kısa süreliğine geriye götürür ve önceki durumun ne kadar yakın olduğunu vurgular.
  2. Gelecek hafta olacak bir şeyi tanıtır.
  3. Durumun tam olarak bir hafta sürdüğünü söyler.
Cevabı göster

Zaman çizgisini kısa süreliğine geriye götürür ve önceki durumun ne kadar yakın olduğunu vurgular.

Now, she's an under-housemaid at Wroxton Abbey in Oxfordshire, Kültür

0:29

Şimdiyse Oxfordshire'daki Wroxton Manastırı'nda bir alt kademe hizmetçisi,

England.

0:33

İngiltere'de.

Kültür

an under-housemaid: tarihî bir Britanya hanesindeki alt rütbe

under-housemaid, tarihî büyük bir Britanya hanesindeki personel hiyerarşisinde alt düzey bir iç hizmetçiydi. Genellikle günlük temizlik işlerini yapar ve daha kıdemli ev hizmetlilerinin emrinde çalışırdı. Bu unvanda under-, daha düşük rütbeyi veya bağlı konumu belirtir; evin altında çalıştığı anlamına gelmez. Bu nedenle terim, hane içindeki statüsünün ve yetkisinin sınırlı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Tarihî büyük bir Britanya hanesinde under-housemaid kimdi?

  1. Daha kıdemli ev hizmetlilerinin altında çalışan alt düzey bir iç hizmetçi.
  2. Hanenin personelini yönetmekten sorumlu kıdemli bir hizmetçi.
  3. İşini binanın altında yapan bir çalışan.
Cevabı göster

Daha kıdemli ev hizmetlilerinin altında çalışan alt düzey bir iç hizmetçi.

The grand estate of Sir John and Lady Ann Ashby-Blythe. Kültür

0:34

Sör John ve Leydi Ann Ashby-Blythe'ın büyük malikânesi.

Kültür

grand estate: büyük ve görkemli bir malikâne

Bu tarihsel bağlamda grand estate, zengin veya soyluluk unvanına sahip bir aileye ait büyük ve görkemli bir mülkü ifade eder. Genellikle büyük bir konak merkezindedir ve çevresindeki arazileri de kapsar; yani sıradan bir evden fazlasıdır. Burada estate, ailenin toplumsal konumuyla bağlantılı yeri ve mülkü adlandırır. Bir kişinin ölümünden sonra bıraktığı para ve eşyalar anlamındaki hukuki estate kullanımı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede grand estate büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir kişinin ölümünden sonra bıraktığı para ve eşyalar
  2. Bir kasabada kiralanmış küçük bir oda
  3. Büyük bir konak ve çevresindeki arazilerden oluşan geniş ve görkemli bir mülk
Cevabı göster

Büyük bir konak ve çevresindeki arazilerden oluşan geniş ve görkemli bir mülk

As one of the lower-ranking indoor servants, Kültür

0:38

Alt rütbeli iç mekân hizmetçilerinden biri olarak,

she reports to the housemaids and, Kalıp ifadeler

0:41

hizmetçilere ve,

ultimately, the housekeeper,

0:43

en nihayetinde de kâhyaya rapor veriyor,

Mrs. Fletcher.

0:46

Bayan Fletcher'a.

Kültür

As one of the lower-ranking indoor servants: kademe ve rolü çerçevelemek

Burada As one of ... onun bu grubun bir üyesi sıfatıyla hareket ettiğini belirtir. Bu giriş, ana cümleyi açıklayan konum bilgisini verir: alt kademedeki ev içi hizmetkârlardan biri olduğu için kendisinden üst düzey hizmetkârlara karşı sorumludur. Tarihsel bir büyük konakta indoor servants, esas olarak evin içinde çalışmakla görevlendirilen personeldi. Lower-ranking, onun görevinin bu hizmet hiyerarşisinde nispeten alt düzeyde olduğunu söyler; yalnızca içeride bulunan bir kişiyi anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede lower-ranking indoor servant ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Evin içinde çalışan personelin nispeten alt kademedeki bir üyesi
  2. Evdeki bütün hizmetkârları yöneten mülk sahibi
  3. Tesadüfen evin içinde duran bir misafir
Cevabı göster

Evin içinde çalışan personelin nispeten alt kademedeki bir üyesi

Kalıp ifadeler

reports to ... ultimately ...: emir-komuta zincirini yukarı doğru izlemek

Bir kuruluşta report to someone, o kişinin yöneticiniz olduğu veya emir-komuta zincirinde sizden üstte bulunduğu anlamına gelir. Burada kadın, hizmetçilere; bu yönetim zincirinin en üstünde ise ev idarecisine bağlıdır. Ultimately, hiyerarşi yukarı doğru izlendiğinde ulaşılan son sorumluyu gösterir. Bu ifade, bir kişiye yalnızca tek bir rapor vermeyi değil, devam eden bir iş ilişkisini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede report to, bölge direktörünün stajyerlerin yöneticisi olduğunu gösterir?

  1. All interns send reports about the regional director.
  2. All interns report to the regional director.
  3. The regional director manages all interns.
Cevabı göster

All interns report to the regional director.

Her responsibilities include scrubbing floors, Kalıp ifadeler

0:47

Sorumlulukları arasında yerleri fırçalamak,

sweeping fireplaces,

0:50

şömineleri süpürmek,

and other cleaning tasks.

0:51

ve diğer temizlik görevleri yer alıyor.

Kalıp ifadeler

Her responsibilities include ...: görevleri resmî biçimde sıralamak

Her responsibilities include ... bir işe veya role ait görevlerin listesini resmî bir şekilde sunar. Responsibilities çoğul öznedir, include ise fiildir. include sözcüğünden sonra isimler veya -ing biçimleri kullanılabilir. Birden fazla görev sıralanırken scrubbing, sweeping ve other cleaning tasks örneğinde olduğu gibi yapılar paralel tutulmalıdır.

Alıştırma

Vurgulanan resmî ifadeyi kullanarak iş tanımını tamamlayın: In this role, my ____ reviewing contracts and preparing summaries.

Cevabı göster

responsibilities include

She's one of over a million women in domestic service in England, Kültür

0:53

O, İngiltere'de ev hizmetlerinde çalışan bir milyonu aşkın kadından biri

making up almost 30% of the female workforce. Öbek fiiller

0:57

ve kadın iş gücünün neredeyse %30'unu oluşturuyorlar.

Kültür

domestic service: özel evlerde ücretli ev işi

Bu tarihsel bağlamda domestic service, özel bir evde temizlik, yemek yapma veya insanlara bakma gibi işleri kapsayan istihdam anlamına gelir. Tek bir ev işini değil, bir mesleği veya istihdam alanını ifade eder. Burada domestic, ‘evle ilgili’ anlamındadır. Bu ifade kadınları büyük bir ev işçileri grubuna dahil eder; bu nedenle kadın iş gücünün bir parçası olarak sayılabilirler.

Alıştırma

Bu tarihsel cümlede domestic service ne anlama geliyor?

  1. İnsanların kendi evlerinde yaptığı ücretsiz ev işleri
  2. Özel evlerde işverenler için yapılan ücretli ev işi
  3. Bir ülke içinde sunulan devlet hizmeti
Cevabı göster

Özel evlerde işverenler için yapılan ücretli ev işi

Öbek fiiller

making up almost 30%: bir oranı ifade etmek

Burada make up, ‘oluşturmak’ veya ‘bir bütünün bir bölümünü meydana getirmek’ anlamına gelir. Ev hizmetlerinde çalışan kadın grubu, toplam kadın iş gücünün neredeyse %30'unu oluşturur. Making up, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Yüzdeyi, daha önce sözü edilen bir milyondan fazla kadından oluşan grup hakkında ek bilgi olarak verir; tek bir kadının bu oranı oluşturduğu anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp X makes up P% of Y şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi make up ifadesinin istatistiksel anlamını kullanarak tamamlayın: In this school, international students ____ 15% of the student body.

Cevabı göster

make up

All but the poorest households have at least one servant, Dilbilgisi

1:01

En yoksulları hariç tüm hanelerde en az bir hizmetçi bulunurken,

while estates like Wroxton employ dozens.

1:05

Wroxton gibi malikâneler onlarcasını istihdam ediyor.

Dilbilgisi

All but the poorest households: o grup dışındaki herkes

all but + isim öbeği yapısında, isim öbeği istisnayı belirtir. Bu nedenle All but the poorest households, en yoksul haneler dışındaki bütün haneler anlamına gelir. Buradaki but, karşıtlık bildiren 'ama' bağlacı değil, except gibi 'hariç' anlamındadır. Yapı geniş kapsamlı bir ifade sunarken hangi grubun kapsam dışında olduğunu da gösterir.

Alıştırma

"All but the two newest computers were replaced" cümlesi ne anlama gelir?

  1. Neredeyse hiç bilgisayar değiştirilmedi.
  2. Yalnızca en yeni iki bilgisayar değiştirildi.
  3. En yeni iki bilgisayar dışındaki bütün bilgisayarlar değiştirildi.
Cevabı göster

En yeni iki bilgisayar dışındaki bütün bilgisayarlar değiştirildi.

She waits for Roberta,

1:08

O, Roberta'nın,

her nosy roommate,

1:10

işgüzar oda arkadaşının,

to leave.

1:11

odadan çıkmasını bekliyor.

When all's clear, Kalıp ifadeler

1:12

Ortalık sakinleşince,

Alice slips a stick of chalk into her pocket.

1:14

Alice cebine bir parça tebeşir sıkıştırıyor.

Kalıp ifadeler

When all's clear: durum güvenli olduğunda harekete geçmek

All's, all is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. When all's clear içinde clear, bir sonraki eylemi engelleyecek bir kişinin, tehlikenin veya engelin bulunmadığı anlamına gelir; havanın güneşli olduğunu anlatmaz. when yan cümlesi, sonraki eylemin koşulunu ve zamanını belirler: Eylem ancak durum kontrol edilip güvenli veya engelsiz olduğu anlaşıldıktan sonra gerçekleşir.

Alıştırma

Hangi cümlede all's clear, güvenli ve engelsiz biçimde hareket edilebileceği anlamında kullanılmıştır?

  1. Her explanation is clear to everyone.
  2. After the rain, the sky is clear and blue.
  3. When all's clear, we'll take the boxes out through the side door.
Cevabı göster

When all's clear, we'll take the boxes out through the side door.

A buzz of excitement fills the kitchen as everyone discusses tonight's guest, Deyimler

1:16

Herkes bu geceki misafiri konuşurken mutfağı bir heyecan fısıltısı dolduruyor,

Prince Arthur,

1:22

Prens Arthur,

the king's brother.

1:23

kralın kardeşi.

Deyimler

A buzz of excitement fills the kitchen: ortak bir duyguyu duyulur hâle getirmek

A buzz of excitement, birçok kişinin konuşurken çıkardığı hafif ve sürekli sesi ortak bir heyecan ve beklenti görüntüsüne dönüştürür. Buradaki buzz mecazidir; böcek ya da makine sesini anlatmaz. Fills the kitchen, bu sesin ve duygunun bütün odaya yayıldığını düşündürür. Anlatılarda bir sesin ya da duygunun bir yeri doldurduğu söylenerek grubun atmosferi fiziksel olarak hissedilir hâle getirilebilir.

Alıştırma

Hangi cümle a buzz of excitement ifadesini ortak bir atmosfer oluşturmak için doğal biçimde kullanır?

  1. She put a buzz of excitement in a box and mailed it.
  2. A buzz of excitement spread through the crowd as the team walked onto the field.
  3. The old refrigerator had a buzz of excitement that needed repairing.
Cevabı göster

A buzz of excitement spread through the crowd as the team walked onto the field.

Tonight is Alice's chance to prove herself to her new employers. Kalıp ifadeler

1:24

Bu gece Alice'in yeni işverenlerine kendini kanıtlaması için bir fırsat.

Kalıp ifadeler

Tonight is Alice's chance to prove herself: yeteneğini gösterme fırsatı

Tonight is Alice's chance to prove herself, bu geceyi bir fırsat ya da sınav olarak sunar. Yapı someone's chance to + fiilin yalın hâli şeklindedir; Alice's chance to prove buna örnektir. Prove herself, yaptığı işlerle yetenekli, güvenilir ya da güvene layık olduğunu göstermek demektir. Kendi varlığını kanıtlamak anlamına gelmez. Dönüşlü zamir değerlendirilen kişiyi gösterir ve o kişiyle eşleşmelidir: his chance to prove himself veya their chance to prove themselves.

Alıştırma

Cümleyi ‘yetenekli olduğunu göstermek’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The final presentation is Maya's chance to ____.

Cevabı göster

prove herself

As she finishes her breakfast,

1:29

Kahvaltısını bitirirken,

Alice watches as a kitchen maid carefully stirs eggs,

1:31

Alice bir mutfak hizmetçisinin yumurtaları dikkatlice çırpışını izliyor,

ensuring the yolks stay perfectly centered. Dilbilgisi

1:34

sarılarının tam ortada kalmasını sağlayarak.

Dilbilgisi

ensuring the yolks stay perfectly centered: ek bir -ing yan cümlesi

Ensuring the yolks stay perfectly centered, carefully stirs eggs ifadesine bağlanan ek bir -ing yan cümlesidir. Hizmetçinin bilinçli olarak kontrol ettiği sonucu anlatır: yumurta sarılarının ortada kalmasını sağlayacak biçimde karıştırır. Ensuring ikinci bir çekimli ana fiil değildir. ensure sonrasındaki the yolks stay perfectly centered, eksiksiz bir içerik cümlesidir; that eklenerek ensuring that the yolks stay perfectly centered da denebilir. Bu kısa yapı, bir eylemi o eylemle güvence altına alınmak istenen sonuca bağlar.

Alıştırma

Son bölümün kontrol edilen sonucu belirtmesi için cümleyi ensure fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: She checked every measurement twice, ____ the frame stayed level.

Cevabı göster

ensuring

Like many of the tasks servants perform,

1:37

Hizmetçilerin yaptığı birçok görev gibi,

it requires painstaking precision. Kalıp ifadeler

1:40

bu da zahmetli bir hassasiyet gerektiriyor.

Kalıp ifadeler

requires painstaking precision: son derece özenli doğruluk

Requires painstaking precision, bir işin son derece dikkatli, emek isteyen bir doğruluk gerektirdiğini belirtir. Painstaking küçük hatalardan kaçınmak için harcanan zamanı ve özeni, precision ise ulaşılan kesinliği anlatır. Bu ifade needs care ifadesinden daha güçlü ve daha özeldir. Bu cümlede, sıradan görünen bir işte bile hata payının çok az olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “son derece dikkatli doğruluk” anlamındaki iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Repairing the tiny clockwork requires ____.

Cevabı göster

painstaking precision

And Alice thinks it's the sort of pointless demand Kalıp ifadeler

1:43

Ve Alice, bunun ancak hiç böyle bir şey yapmak zorunda kalmamış birinin hayal edebileceği

only someone who has never had to do it could dream up. Notlar

1:46

anlamsız bir talep olduğunu düşünüyor.

Kalıp ifadeler

the sort of pointless demand: tür ve olumsuz değerlendirme

the sort of pointless demand ifadesinde sort, “tür” veya “çeşit” anlamına gelen bir isimdir. the sort of + isim öbeği yapısı, talebi bir kategoriye yerleştirir: Bu, anlamsız taleplerden biridir. Pointless sıfatı olumsuz değerlendirmeyi ekler. Bu yapı, konuşanın bir şeyi sınıflandırırken o türün tamamına yönelik tutumunu da göstermesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şeyi olumsuz bir değerlendirmeyle sınıflandırmak için the sort of + isim öbeği yapısını kullanıyor?

  1. Please sort the demands by urgency.
  2. The rule is sort of pointless, but it is still in effect.
  3. It is the sort of pointless demand that wastes everyone's time.
Cevabı göster

It is the sort of pointless demand that wastes everyone's time.

Dilbilgisi

has never had to do it: şimdiye kadar hiç zorunluluk olmaması

Has never had to do it, have to yapısının never ile kullanılan present perfect biçimidir: has + never + had to + fiilin yalın hâli. Kişinin şimdiye kadar kurallar veya koşullar nedeniyle bunu yapmak zorunda kalmadığını belirtir. Odak, eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğinden çok, herhangi bir gereklilik veya zorunluluk deneyiminin olmamasıdır. Bu cümlede söz konusu deneyim eksikliği, talebi yapan kişiyi işi anlamayan biri olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için never ve have to yapısının present perfect biçimini kullanın: Maya ____ lead a night shift.

Cevabı göster

has never had to

Öbek fiiller

could dream up: hayal gücüyle sıra dışı bir fikir üretmek

Dream up, bir fikir, plan, açıklama veya talebi hayal gücüyle icat etmek ya da düşünmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede nesne daha önce gelir: the sort of pointless demand, someone could dream up ifadesinin nesnesidir. Bu ifade çoğu zaman fikrin sıra dışı olduğunu veya büyük ölçüde hayal gücüyle oluşturulduğunu düşündürür. Burada pointless demand eleştirel bir ton yaratır: Alice bu talebin gerçekçi olmadığını ve ancak pratik deneyimi olmayan biri tarafından uydurulabileceğini düşünür.

Alıştırma

Kuralın pratik düşünceden yoksun biçimde hayal edilerek oluşturulduğu fikrini en iyi hangi ifade korur? Cümleyi tamamlayın: Who could possibly ___ such an impractical rule?

  1. dream up
  2. come up with
  3. carry out
Cevabı göster

dream up

Alice and another under-housemaid,

1:50

Alice ve diğer bir alt kademe hizmetçisi,

Louisa,

1:52

Louisa,

head to Sir John and Lady Ann's rooms to perform their morning chores, Kalıp ifadeler

1:53

sabah işlerini yapmak için Sör John ve Leydi Ann'in odalarına yöneliyor,

Kalıp ifadeler

perform their morning chores: sabahki rutin işleri resmî bir ifadeyle yerine getirmek

Perform their morning chores, “sabah için verilmiş rutin işleri yerine getirmek” anlamına gelir. Burada perform, “seyirci önünde gösteri yapmak” değil, “yerine getirmek” veya “yürütmek” demektir. Chores, düzenli olarak yapılması gereken küçük günlük işlerdir. Perform, işe resmî ve görev odaklı bir ton verir. Bu kullanım, hizmetkârların işverenlerinin odalarında kendilerine verilen işleri tamamlamasını anlatan bir anlatıma uygundur.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Bir arkadaşla ev işleri hakkında gündelik bir konuşmada I need to perform my chores before dinner genellikle en doğal ifadedir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

filling the water basins,

1:58

su leğenlerini doldurmak,

opening the curtains,

1:59

perdeleri açmak,

and carrying out the chamber pots. Kültür

2:01

ve lazımlıkları dışarı taşımak.

Kültür

chamber pots: iç tesisattan önce kullanılan taşınabilir tuvalet kapları

Chamber pot, idrar veya dışkılama için yatak odasında tutulan taşınabilir bir kaptır ve özellikle evlerde iç tesisat bulunmadan önce kullanılırdı. Bu cümlede chamber pots, yemek tencerelerini veya saksıları değil, tuvalet olarak kullanılan kapları anlatır. Carrying them out, kullanılmış kapları boşaltıp temizlemek için odalardan dışarı çıkarmak demektir. Bu nedenle bu iş, bir hizmetçinin sabah yaptığı ev işlerinden biriydi.

Alıştırma

Tarihî bir ev tasvirinde carrying out the chamber pots ne anlama gelir?

  1. Bitkiler güneş alsın diye saksıları dışarı çıkarmak
  2. Yatak odalarında kullanılan taşınabilir tuvalet kaplarını boşaltıp temizlemek için götürmek
  3. Yemek tencerelerini mutfaktan yemek odasına taşımak
Cevabı göster

Yatak odalarında kullanılan taşınabilir tuvalet kaplarını boşaltıp temizlemek için götürmek

The two girls had become fast friends after meeting months ago Kalıp ifadeler

2:03

İki kız aylar önce karşılaştıktan sonra hızla arkadaş olmuşlardı,

at a gathering of the Women's Social and Political Union. Kültür

2:07

Kadınların Sosyal ve Politik Birliği'nin bir toplantısında.

Kalıp ifadeler

had become fast friends: çoktan yakın arkadaş olmuşlardı

Fast friends, çok yakın ve birbirine sadık arkadaşları anlatan bir deyimdir. Buradaki fast, hold fast ifadesinde olduğu gibi eski bir “sıkıca sabitlenmiş” anlamı taşır. Arkadaşların ne kadar hızlı hareket ettiğini anlatmaz ve tek başına arkadaşlığın ne kadar çabuk kurulduğunu da göstermez. Had become biçimi past perfect yapıdadır. Geçmişteki daha sonraki bir noktaya gelindiğinde iki kişinin zaten yakın arkadaş olduğunu gösterir. After meeting months ago, ilişkiyi başlatan daha önceki olayı belirtir; fast friends ise yakınlıkla sonuçlanan ilişkiyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle "They had become fast friends" ifadesini en doğru biçimde yeniden anlatır?

  1. They had become friends who moved very quickly.
  2. They had become friends in only a few minutes.
  3. They had become close friends.
Cevabı göster

They had become close friends.

Kültür

Women's Social and Political Union: Britanyalı bir kadınların oy hakkı örgütü

Women's Social and Political Union (WSPU), yirminci yüzyılın başlarında kadınların parlamento seçimlerinde oy kullanma hakkı için mücadele eden Britanyalı bir örgüttü. Halka açık gösterilerin yanı sıra militan doğrudan eylemleriyle de tanındı. Burada a gathering of the WSPU, sıradan bir sosyal kulüp buluşmasını değil, kadınların oy hakkı kampanyasıyla bağlantılı bir toplantı ya da etkinliği anlatır. Bu arka plan, kızların ortak bir siyasi amaç için çalışırken tanıştıklarını düşündürür.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda iki kız nasıl bir toplantıya katılmıştı?

  1. Kadınların oy hakkı için mücadele eden bir örgütün düzenlediği etkinlik
  2. Yalnızca sosyalleşmek ve eğlenmek için düzenlenen sıradan bir parti
  3. Yerel seçimleri yöneten bir devlet dairesinin toplantısı
Cevabı göster

Kadınların oy hakkı için mücadele eden bir örgütün düzenlediği etkinlik

Since 1869, Dilbilgisi

2:11

1869'dan beri,

British women who owned property had been allowed to vote in local elections, Kültür

2:13

mülk sahibi Britanyalı kadınların yerel seçimlerde oy kullanmasına izin veriliyordu,

Dilbilgisi

Since 1869 ... had been allowed: geçmişteki bir noktaya kadar süren izin

Since 1869, geçmişte başlayıp yine geçmişteki daha sonraki bir noktaya kadar süren bir durumun başlangıcını verir. İznin yalnızca 1869 yılında geçerli olduğu anlamına gelmez. Had been allowed, past perfect edilgen yapıdır: had + been + past participle. since ile birlikte, iznin anlatıdaki daha sonraki geçmiş referans noktasına kadar olan dönem boyunca zaten yürürlükte olduğunu gösterir. Edilgen yapı, izni veren kurum yerine hakkı alan kadınları öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi allow fiilinin past perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: When the law changed again in 1920, local residents ____ vote in town elections since 1890.

Cevabı göster

had been allowed to

Kültür

who owned property: kadın grubunu sınırlandırmak

who owned property, British women ifadesini niteleyen sınırlayıcı bir ilgi cümleciğidir. İfade, tüm Britanyalı kadınlara değil, mülk sahibi olan kadınlara gönderme yaparak grubu daraltır. Bu tarihsel bağlamda mülk sahibi olmak, söz konusu yerel oy hakkı için bir yeterlilik koşuluydu. Bu nedenle cümle, bütün Britanyalı kadınların yerel seçimlerde oy kullanabildiğini söylemez.

Alıştırma

who owned property, ifadenin kapsamı hakkında ne anlatır?

  1. Yalnızca mülk sahibi Britanyalı kadınlar için geçerlidir.
  2. Bütün Britanyalı kadınlar için geçerlidir.
  3. Yalnızca başkasının mülküyle ilgilenen kadınlar için geçerlidir.
Cevabı göster

Yalnızca mülk sahibi Britanyalı kadınlar için geçerlidir.

but not in parliamentary ones.

2:17

fakat parlamento seçimlerinde değil.

Kültür

local elections, but not parliamentary ones: iki oy hakkını karşılaştırmak

Bu ifade iki seçim türünü karşılaştırır. Söz konusu kadınların yerel seçimlerde oy kullanma hakkı vardı, ancak Parlamento seçimlerinde yoktu; bir hakka sahip olmak diğerine de sahip oldukları anlamına gelmiyordu. parliamentary ones ifadesinde ones, tekrar etmemek için çoğul elections isminin yerine geçer. Ayırt edici bilgiyi parliamentary verir; dolayısıyla parliamentary ones, parliamentary elections demektir.

Alıştırma

parliamentary ones ifadesinde ones neyin yerine geçer?

  1. voting rights
  2. parliamentary elections
  3. local governments
Cevabı göster

parliamentary elections

Many hoped the Liberal Party, Kültür

2:20

Birçok kişi Aralık ayından beri

back in power since December,

2:21

yeniden iktidarda olan Liberal Parti'nin,

would expand voting rights for all women, Kalıp ifadeler

2:23

tüm kadınlar için oy haklarını genişleteceğini umuyordu,

but they kept deferring the issue. Kalıp ifadeler

2:26

ancak konuyu erteleyip duruyorlardı.

Kültür

the Liberal Party, back in power since December: aralık ayından beri yeniden iktidarda olan Liberal Parti

Siyasi dilde back in power, bir süre yönetimde olmadıktan sonra yeniden iktidarda olmak demektir. Buradaki power fiziksel güç veya elektrik değil, yönetme yetkisidir. Virgüller arasındaki back in power since December, Liberal Parti hakkında ek bilgi verir. Bu arka plan, insanların partiden neden harekete geçmesini beklediğini açıklar: parti aralık ayından beri yeniden yönetimdeydi.

Alıştırma

Cümleyi back ile başlayan ve 'yeniden yönetimde' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After four years in opposition, the party is ____.

Cevabı göster

back in power

Kalıp ifadeler

would expand voting rights for all women: tüm kadınların oy kullanma haklarını genişletecekti

Expand voting rights, yasal olarak oy kullanmasına izin verilen kişilerin kapsamını veya bu kişilerin yararlanabildiği oy haklarını genişletmek demektir. For all women, beklenen reformun kapsayacağı grubu belirtir; expand fiziksel boyutu değil, yasal bir hakkın kapsamını anlatır. İfade geçmiş zamandaki bir anlatımda hoped sözcüğünden sonra geldiği için would, reformu o geçmiş bakış açısından daha sonra gerçekleşmesi beklenen bir eylem olarak sunar. Reformun gerçekten gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle bir reformun oy kullanma uygunluğunu daha geniş bir grubu kapsayacak şekilde artıracağını söylüyor?

  1. The reform would delay the election for two years.
  2. The reform would protect voting rights for people who can already vote.
  3. The reform would expand voting rights to citizens aged sixteen and seventeen.
Cevabı göster

The reform would expand voting rights to citizens aged sixteen and seventeen.

Kalıp ifadeler

kept deferring the issue: konuyu sürekli ertelemek

Kept + -ing, bir eylemin devam ettiğini veya tekrar tekrar gerçekleştiğini gösterir. Defer “ertelemek” demektir; bu nedenle kept deferring the issue, konuyu çözmek yerine konuyla ilgili görüşmeyi, kararı veya eylemi sürekli erteledikleri anlamına gelir. Buradaki issue, değerlendirilmekte olan konudur; bu cümlede oy kullanma haklarıdır. But, halkın umuduyla partinin süren ertelemesini karşı karşıya getirir.

Alıştırma

Cümleyi kept + -ing kalıbını ve defer the decision ifadesini kullanarak tamamlayın: After three meetings without a vote, the board ____.

Cevabı göster

kept deferring the decision

This included Alice's employer,

2:28

Buna Alice'in işvereni de dâhildi,

Sir John,

2:30

Sör John,

who,

2:31

ki o,

while a critic of Britain's imperial project, Dilbilgisi

2:31

Britanya'nın emperyal projesini eleştiren biri olmasına rağmen,

had yet to voice an opinion on women's suffrage. Notlar

2:34

kadınların oy hakkı konusunda henüz bir fikir belirtmemişti.

Dilbilgisi

while a critic of ...: kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesi

Burada while, “... sırasında” değil, although gibi “... olmasına rağmen” anlamındadır. While a critic of ... ifadesi, while he was a critic of ... biçiminin kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesidir. Atılan özne ve be biçimi Sir John'dan anlaşılır. İfade, Sir John hakkında ana bilgiyle karşıtlık oluşturan bir gerçek ekler: Bir siyasi konuda eleştirel bir tutumu olmasına rağmen kadınların oy hakkı konusunda henüz görüş belirtmemiştir. Bu yapı, resmî yazıda bu karşıtlığı kısa biçimde araya eklemeyi sağlar.

Alıştırma

'Although Maya strongly supports the plan, she questions its cost' anlamını vermek için kısaltılmış ödünleme yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. While a strong supporter of the plan, Maya questions its cost.
  2. While Maya was presenting the plan, the team calculated its cost.
  3. While a strong supporter of the plan, its cost worries Maya.
Cevabı göster

While a strong supporter of the plan, Maya questions its cost.

Kalıp ifadeler

had yet to voice an opinion: o zamana kadar görüşünü kamuya açıklamamıştı

Had yet to + fiilin yalın hâli, bir eylemin geçmişteki belirli bir noktaya kadar gerçekleşmemiş olduğunu anlatır. have yet to yapısının geçmiş biçimidir ve eylemin hâlâ mümkün ya da beklenen bir şey olduğunu sezdirir; ancak daha sonra gerçekleştiğini garanti etmez. To voice an opinion, bir görüşü sözlü olarak ya da kamuya açık biçimde ifade etmek demektir. Burada Sir John'un o zamana kadar tutumunu kamuya açıklamadığı söylenir; bu, özel olarak hiçbir görüşü olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

had yet to ve voice an opinion yapılarını kullanarak cümleyi tamamlayın: By the end of the meeting, the chair ____.

Cevabı göster

had yet to voice an opinion

Kültür

women's suffrage: kadınların oy hakkı

Suffrage, kamu seçimlerinde oy kullanma hakkını ifade eden resmî bir tarih ve siyaset terimidir. Women's suffrage, kadınların oy kullanma hakkı demektir ve tarihî metinlerde çoğu zaman bu hakkı elde etme hareketini ya da meselesini de adlandırır. Bu cümlede on women's suffrage, kadınların oy kullanma hakkına sahip olması meselesi hakkında demektir. Suffrage, acı veya sıkıntı anlamına gelen suffering ile bağlantılı değildir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve tam olarak duyduğunuz seçeneği seçin. Anahtar sözcüğün /dʒ/ mi yoksa /ɪŋ/ mi ile bittiğine odaklanın.

  1. The documentary examines women's suffrage.
  2. The documentary examines women's suffering.
Cevabı göster

The documentary examines women's suffrage.

But now,

2:37

Ancak şimdi,

women of all classes were demanding deeds, Notlar

2:38

her sınıftan kadın, hükümetten

not words,

2:41

laf değil,

from the government.

2:42

icraat talep ediyordu.

Kültür

women of all classes: her toplumsal sınıftan kadınlar

Burada class, servet, meslek veya statüyle bağlantılı bir toplumsal katman anlamına gelir. Bu nedenle women of all classes, farklı toplumsal sınıflardan kadınlar demektir; ders alan veya okul sınıflarına ayrılmış kadınlar demek değildir. Bu ifade, talebin sınıfsal sınırları aştığını gösterir. Birden fazla toplumsal grubun geniş katılımını belirtir, ancak her kadının katıldığını iddia etmez.

Alıştırma

Bir tarih yazısında people of all classes ne anlama gelir?

  1. farklı sınıflara yerleştirilmiş insanlar
  2. okuldaki bütün derslere kayıtlı insanlar
  3. farklı toplumsal düzeylerden insanlar
Cevabı göster

farklı toplumsal düzeylerden insanlar

Deyimler

demand deeds, not words: vaat değil, eylem talep etmek

Burada were demanding, hikâyenin o noktasında devam eden güçlü bir talebi anlatır. Deeds somut eylemler veya sonuçlar, words ise eylemle desteklenmeyen açıklamalar ya da vaatler anlamına gelir. Bu bağlamda deeds, mülkiyet belgeleri için kullanılan hukuki bir terim değildir. Demand X, not Y kalıbı önce neyin gerekli olduğunu söyler, ardından yetersiz bir alternatifi reddeder. Bu paralel karşıtlık talebi kısa, vurgulu ve slogan benzeri hâle getirir.

Alıştırma

Vurgulanan eylem-söz karşıtlığıyla cümleyi tamamlayın: After months of promises, the committee asked for ____, not ____.

Cevabı göster

deeds · words

Chaining themselves to railings, Kültür

2:43

Kendilerini korkuluklara zincirliyor,

smashing windows,

2:45

camları kırıyor,

and defacing churches.

2:46

ve kiliselere zarar veriyorlardı.

Kültür

Chaining themselves ... smashing windows ... defacing churches: radikal protesto eylemleri

Paralel yapıdaki üç -ing öbeği çatışmacı eylemleri adlandırır: protestocular kendi bedenlerini zincirlerle korkuluklara bağlar, pencereleri kırar ve kiliselerin görünüşüne kasıtlı olarak zarar verir. Defacing, bir şeyi yalnızca eleştirmek değil, yüzeyini bozmak veya işaretleyerek zarar vermek demektir. Bu tarihsel bağlamda liste, Britanya'daki kadınların oy hakkı hareketinde kullanılan radikal taktikleri anlatır. Rastgele sıralanmış bir suç listesi değildir; bazı aktivistlerin dilekçe ve konuşmalardan, düzen bozucu veya yıkıcı doğrudan eylemlere nasıl geçtiğini gösterir.

Alıştırma

Bu bölümde eylem listesi neyi anlatıyor?

  1. Birbiriyle ilgisiz üç kaza
  2. Britanya'daki kadınların oy hakkı hareketinde bazı aktivistlerin kullandığı radikal taktikler
  3. Kamu binalarındaki rutin bakım çalışmaları
Cevabı göster

Britanya'daki kadınların oy hakkı hareketinde bazı aktivistlerin kullandığı radikal taktikler

Alice and Louisa hadn't gone that far, Ton ve niyet

2:48

Alice ve Louisa o kadar ileri gitmemişlerdi,

not yet.

2:51

henüz değil.

Ton ve niyet

hadn't gone that far, not yet: daha sonraki bir tırmanma ihtimalini açık bırakmak

Go that far burada mecazidir: fiziksel bir mesafeyi katetmek değil, o düzeyde aşırı davranışa ulaşmak anlamına gelir. That far, hemen önce sözü edilen daha radikal protesto eylemlerine gönderme yapar; hadn't gone ise Alice ile Louisa'nın geçmişteki referans zamanına kadar o noktaya ulaşmadığını belirtir. Sona eklenen not yet, bu sınırın geçici olduğuna özellikle vurgu yapar. Daha sonra ileri gidebilecekleri ihtimalini açık bırakarak merak yaratır; bu ihtimali ima eder ancak tırmanmanın kesin olduğunu söylemez.

Alıştırma

“Other members had resigned, but Nina hadn't gone that far, not yet.” cümlesi hakkındaki iddiayı değerlendirin. Bu cümle, Nina'nın daha sonra kesinlikle istifa edeceği anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Alice's afternoon is spent in the downstairs entryway,

2:52

Alice'in öğleden sonrası alt kattaki girişte,

washing each tile in the grand mosaic with milk,

2:55

büyük mozaikteki her bir karoyu sütle yıkayarak geçiyor,

so it would gleam in the candlelight as the guests arrived. Dilbilgisi

2:58

böylece misafirler geldiğinde mum ışığında parlayacaktı.

Dilbilgisi

so it would gleam ... as the guests arrived: amaçlanan sonuç ve eş zamanlılık

Burada so, Alice'in mozaiği temizleyerek elde etmek istediği sonucu açıklar: mozaiğin parlamasını istemektedir. Would, hikâyenin geçmişteki bakış açısından daha sonra ortaya çıkması beklenen etkiye yönelir; mozaiğin bir isteğini ifade etmez. as yan cümlesi, beklenen bu etkiyi eş zamanlı bir sahneye yerleştirir: misafirler geldiğinde zeminin parlaması amaçlanmıştır. Bu yapı, geçmişteki bir eylemi amaçlanan sonucuna bağlayıp ardından bu sonucun ne zaman önemli olacağını gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, Leo'nun çorbayı misafirlerin oturduğu anda hazır olması amacıyla ısıttığını anlatır?

  1. Leo heated the soup, but it cooled before the guests sat down.
  2. Leo heated the soup so it would be ready as the guests sat down.
  3. Leo heated the soup because it was ready when the guests sat down.
Cevabı göster

Leo heated the soup so it would be ready as the guests sat down.

As the dinner hour nears, Anlatım akışı

3:02

Akşam yemeği saati yaklaşırken,

she guides footmen carrying intricately carved butter sculptures to the dining room Kültür

3:03

karmaşık bir şekilde oyulmuş tereyağı heykelleri taşıyan uşakları yemek odasına yönlendiriyor

Anlatım akışı

As the dinner hour nears: anlatı zamanını ileri taşıma

Cümlenin başındaki As the dinner hour nears, ana eylemden önce değişmekte olan bir zaman çerçevesi kurar. Anlatıyı akşam yemeğine doğru ilerletir ve ardından gelen eylemi bağlantısız bir ayrıntı değil, sahnenin bir sonraki aşaması gibi gösterir. Burada as, “bu değişim gerçekleşirken” anlamındadır; nears ise “yaklaşır” anlamına gelen geniş zamanlı bir fiildir. Tekil öznesi the dinner hour olduğu için nears kullanılır. Anlatı şimdiki zamanı, olay gözümüzün önünde gerçekleşiyormuş hissi verir.

Alıştırma

As the deadline nears, the team checks every detail? cümlesinin başındaki yan cümle ne işe yarar?

  1. Ekibe fiziksel olarak en yakın yeri belirtir.
  2. Son teslim tarihinin ekibin var olmasına neden olduğunu açıklar.
  3. Anlatıyı son teslim tarihine doğru ilerletir ve ekibin eylemini bu değişen zaman çerçevesine yerleştirir.
Cevabı göster

Anlatıyı son teslim tarihine doğru ilerletir ve ekibin eylemini bu değişen zaman çerçevesine yerleştirir.

Kültür

lüks göstergesi olarak intricately carved butter sculptures

“Intricately carved”, çok sayıda ince ve karmaşık ayrıntıyla şekillendirilmiş demektir ve tereyağından yapılmış dekoratif biçimler olan “butter sculptures” ifadesini niteler. Bu büyük yemek ortamında heykellerin yemek salonuna taşınması, onların sıradan yiyeceklerden fazlası olduğunu gösterir. Hassas işçilikleri ve kullanışlı olmaktan uzak savurganlıkları zenginlik, statü ve törensellik mesajı verir.

Alıştırma

Bu yemek salonu sahnesinde ifade esas olarak neyi anlatıyor?

  1. Servise hazır sıradan tereyağı porsiyonları
  2. Tereyağıyla kaplanmış taş heykeller
  3. Gösterişli bir düzenlemenin parçası olarak kullanılan ayrıntılı tereyağı eserleri
Cevabı göster

Gösterişli bir düzenlemenin parçası olarak kullanılan ayrıntılı tereyağı eserleri

and notices Roberta pulling Louisa aside. Kalıp ifadeler

3:08

ve Roberta'nın Louisa'yı kenara çektiğini fark ediyor.

Alice lingers,

3:11

Alice oyalanıyor,

trying to listen in on their conversation, Öbek fiiller

3:12

onların konuşmasını gizlice dinlemeye çalışıyor,

Kalıp ifadeler

pulling Louisa aside: özel konuşmak için birini kenara çekmek

Pull someone aside, genellikle özel olarak konuşmak için birinin diğer insanlardan biraz uzaklaşmasını sağlamak demektir. Burada Roberta, Louisa'yı gruptan ayırır; Alice'in konuşmayı gizlice dinlemeye çalışmasının nedeni budur. Yapı pull + kişi + aside şeklindedir. Pull mutlaka birini tutmak veya güç kullanmak anlamına gelmez; sessizce işaret etmeyi ya da kişiden kenara gelmesini istemeyi de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi pull someone aside ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the meeting, my manager ____ to discuss a private concern.

Cevabı göster

pulled me aside

but Mrs. Fletcher admonishes her for dawdling. Kelime

3:14

ancak Bayan Fletcher onu oyalandığı için azarlıyor.

Öbek fiiller

trying to listen in on their conversation: davet edilmeden konuşmayı gizlice dinlemeye çalışmak

Burada listen in on, kişinin katılmadığı bir konuşmayı çoğu zaman gizlice veya davet edilmeden dinlemesi anlamına gelir. Tam ifadede on, gizlice dinlenen şeyi, yani their conversation bölümünü getirir. Trying to, Alice'in bunu yapmayı denediğini gösterir; başarılı olup olmadığını söylemez. listen in on ifadesini sıradan listen to gibi yorumlamak yerine tek bir bütün olarak anlayın.

Alıştırma

Hangi cümlede biri özel bir konuşmayı gizlice dinliyor?

  1. She lingered outside the office to listen in on their private discussion.
  2. She asked them to summarize the discussion for her.
  3. She joined the meeting and listened to the presentation.
Cevabı göster

She lingered outside the office to listen in on their private discussion.

Kelime

admonishes her for dawdling: zaman kaybettiği için resmî biçimde azarlamak

Admonish someone for + isim veya -ing biçimi, bir davranış onaylanmadığı için o kişiye ciddi biçimde konuşmak ya da onu azarlamak anlamına gelir. Burada her, azarlanan kişidir; for dawdling ise nedeni belirtir. Dawdling, gereksiz yere yavaş hareket ederek veya davranarak zaman kaybetmek demektir. Eleştiri içerdiği için Bayan Fletcher, Alice'ten yalnızca daha hızlı hareket etmesini istemekten fazlasını yapmaktadır.

Alıştırma

Hangi cümle admonish someone for doing something yapısını kullanır ve ciddi bir hoşnutsuzluk ifade eder?

  1. The supervisor admonished Leo for repeatedly ignoring the safety rules.
  2. The supervisor asked Leo to explain the safety rules.
  3. The supervisor warned Leo that the floor was wet.
Cevabı göster

The supervisor admonished Leo for repeatedly ignoring the safety rules.

By the time Prince Arthur's motorcar finally arrives, Dilbilgisi

3:17

Prens Arthur'un otomobili nihayet vardığında,

Alice has spent over 12 hours on her feet. Kalıp ifadeler

3:20

Alice 12 saatten fazla ayakta kalmıştı.

Dilbilgisi

By the time ... finally arrives: bir son zaman noktası ve önceden oluşan sonuç

By the time + yan cümle, o yan cümledeki olayı bir son zaman noktası olarak belirler. Bu cümlede otomobilin gelişi bu noktadır; Alice o zamana kadar ayakta çalışarak on iki saatten fazla süre biriktirmiştir. Finally, gelişin ancak uzun bir bekleyişten sonra gerçekleştiğini anlatır. Bu kalıp, son zaman noktasında neyin çoktan tamamlanmış veya geçerli olduğunu göstermek için by the time ifadesini ana cümledeki perfect yapıyla sık sık birleştirir.

Alıştırma

Varış zamanını son zaman noktası yapan ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ the guests arrive, we will have set every table.

Cevabı göster

By the time

Kalıp ifadeler

has spent over 12 hours on her feet: uzun süre ayakta durmak veya hareket etmek

Spend + süre + on one's feet, bu süre boyunca ayakta kalmak veya hareket etmeye devam etmek anlamına gelir ve çoğunlukla iş bağlamında kullanılır. Burada on her feet, Alice'in fiziksel durumunu anlatır; zamanını ayak adlı bir nesneye harcadığı anlamına gelmez. Present perfect biçimindeki has spent, biriken süreyi hikâyenin şimdiki noktasıyla ilişkilendirir. Bu yüzden cümle, Alice'in on iki saatten uzun süre pek oturma fırsatı bulamadığı için yorulduğunu da düşündürür.

Alıştırma

Burada 'Alice has spent over 12 hours on her feet' ne anlama geliyor?

  1. On iki saatten fazla ayaklarını dikkatle inceledi.
  2. On iki saatten fazla ayakta durdu veya hareket etti.
  3. On iki saatten fazla oturup dinlendi.
Cevabı göster

On iki saatten fazla ayakta durdu veya hareket etti.

As the dinner bell rings out, Anlatım akışı

3:24

Akşam yemeği çanı çaldığında,

she realizes it's now or never. Deyimler

3:25

şimdi ya da asla olduğunu fark ediyor.

Anlatım akışı

As the dinner bell rings out: sesi anlatının tetikleyicisi olarak kullanmak

Baştaki As zaman yan cümlesi, onun bir şeyi fark etmesiyle ilgili ana bilgiden önce akşam yemeği zilinin çalmasını sunar. İki olay neredeyse aynı anda gerçekleşir; bu bilgi sırası önce sahneyi kurar, ardından zil sesini onun fark edişini tetikleyen anlık bir işarete dönüştürür. Burada rings out, bir sesin belirgin biçimde başlayıp çevreye yayılması anlamına gelir; yalnızca telefon zilini anlatmaz. Yayılan ses, hikâyenin eyleme geçtiği anı işaretler.

Alıştırma

As the dinner bell rings out bu cümlede nasıl bir işlev görür?

  1. Akşam yemeği zilini kimin yaptığını açıklar.
  2. Zilin çalmasını, onun fark edişini tetikleyen eş zamanlı bir olay olarak sunar.
  3. Onun, zil çalmadan çok önce bir şeyi fark ettiğini söyler.
Cevabı göster

Zilin çalmasını, onun fark edişini tetikleyen eş zamanlı bir olay olarak sunar.

Deyimler

It's now or never: harekete geçmek için son fırsat

It's now or never, harekete geçmek için eldeki son gerçek fırsatın bu olduğunu anlatan kalıplaşmış bir deyimdir: Ya hemen harekete geçilir ya da fırsat kaybolabilir. Bu ifade, şimdi ile sonsuzluğu gerçek anlamda karşılaştırmaz; aciliyet ve kararlılık bildirir. Bu cümlede kadın, ertelemenin artık gerçekçi bir seçenek olmadığını anlıyor.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz deyimin tam hâliyle cümleyi tamamlayın: The launch window closes in ten seconds. It's ____.

Cevabı göster

now or never

She and Louisa slip out and run to the nearby church. Öbek fiiller

3:28

O ve Louisa gizlice dışarı süzülüp yakındaki kiliseye koşuyorlar.

Öbek fiiller

slip out: fark edilmeden sessizce ayrılmak

Burada slip out, bir yerden sessizce ve dikkat çekmeden ayrılmak demektir. O ve Louisa kaymıyor ya da dengelerini kaybetmiyorlar. Bir öbek fiil olarak slip out, özneden sonra tek başına kullanılabilir veya ardından of ve bir yer gelebilir: slip out of the room. İfade, kişinin fark edilmeden ayrılma biçimini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede slip out, dikkat çekmeden ayrılmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya slipped out of the meeting before anyone noticed.
  2. Maya slipped on the wet floor outside the meeting room.
  3. The note slipped out of Maya's bag during the meeting.
Cevabı göster

Maya slipped out of the meeting before anyone noticed.

Alice scrawls "Votes for women" across the wall, Kültür

3:31

Alice duvara "Kadınlara oy hakkı" diye karalarken,

while Louisa strews pamphlets about. Kelime

3:34

Louisa da etrafa broşürler saçıyor.

Kültür

"Votes for women": kadınlara oy hakkı kampanyasının sloganı

"Votes for women", Britanya'daki kadınlara oy hakkı kampanyasının iyi bilinen bir sloganıydı. Kadınlara siyasi seçimlerde oy kullanma konusunda yasal hak verilmesini talep ediyordu. Buradaki votes, daha önce kullanılmış oy pusulalarını veya kadın adaylara verilen oyları değil, oy kullanma hakkını temsil eden çoğul bir isimdir. Broşürler dağıtılırken sloganın duvara yazılması, onu açık bir siyasi protestoya dönüştürür.

Alıştırma

Tarihî "Votes for women" sloganı ne talep ediyordu?

  1. İnsanlar kadın adaylara oy vermelidir.
  2. Kadınlar yasal oy kullanma hakkına sahip olmalıdır.
  3. Yalnızca kadınların kullandığı oylar sayılmalıdır.
Cevabı göster

Kadınlar yasal oy kullanma hakkına sahip olmalıdır.

Kelime

strews pamphlets about: about sözcüğünün “çeşitli yerlere” anlamı

strew + nesne + about kalıbı, çok sayıda şeyi bir alana saçarak farklı yerlerde kalmalarını sağlamak demektir. Burada about, “çeşitli yerlere” anlamında bir zarftır; broşürlerin konusunu belirtmez. Bu ifade eylemin dağınık sonucunu öne çıkarır: broşürler çevreye yayılmış hâlde kalır.

Alıştırma

Hangi cümle, broşürlerin insanlara tek tek verilmek yerine çeşitli yerlere saçıldığını anlatır?

  1. After the meeting, the volunteers strewed pamphlets about.
  2. After the meeting, the volunteers handed a pamphlet to each visitor.
  3. After the meeting, the volunteers discussed what the pamphlets were about.
Cevabı göster

After the meeting, the volunteers strewed pamphlets about.

Suddenly,

3:38

Aniden,

Roberta emerges from the shadows. Kalıp ifadeler

3:38

Roberta gölgelerin içinden çıkageliyor.

Kalıp ifadeler

emerges from the shadows: gölgelerin arasından gerilimli bir biçimde çıkmak

Burada emerges from the shadows, Roberta'nın karanlık ve gizli bir yerden çıkarak görünür hâle gelmesi demektir. The shadows, ayrı ayrı birkaç gölgeyi değil, genel olarak karanlık bir alanı ifade eder. Anlatı dilinde bu ifade, okuyucunun kişiyi görme anını geciktirir; bu nedenle giriş ani ve gerilimli hissedilir.

Alıştırma

“Karanlık bir yerden çıkarak görünür olur” anlamındaki bu dersin ifadesiyle dramatik betimlemeyi tamamlayın: A tall figure ____ and walks toward the fire.

Cevabı göster

emerges from the shadows

Before Alice can stammer an excuse, Dilbilgisi

3:41

Alice kekeleyerek bir bahane bulamadan,

Roberta hurls a rock at one of the windows.

3:43

Roberta pencerelerden birine bir taş fırlatıyor.

Dilbilgisi

Before Alice can stammer an excuse: fırsat doğmadan gerçekleşen kesinti

before + özne + can/could + fiilin yalın hâli yapısı, ana cümledeki olayın özne harekete geçme fırsatı bulamadan önce gerçekleştiğini gösterebilir. Burada Roberta önce davrandığı için Alice kekeleye kekeleye bir bahane söyleme fırsatı bulamaz. Şimdiki zamanla yapılan anlatımda can, hurls ile aynı anlatım zamanına uyar. Baştaki before yan cümlesi merak yaratır ve Roberta’nın eylemini ani ve araya giren bir hareket gibi gösterir. Burada can, Alice’in bahane uydurma becerisini değil, bunu yapma fırsatını anlatır.

Alıştırma

Arama ben cevap verme fırsatı bulamadan sona erdi anlamını vermek için cümleyi before + I + could + answer ile tamamlayın: ____, the caller hung up.

Cevabı göster

Before I could answer

The three girls stand back and smile,

3:46

Üç kız geri çekilip gülümsüyor,

imagining Sir John and the prince's reactions

3:49

Sör John ve prensin tepkilerini hayal ederek

when they arrive for church the next morning.

3:52

ertesi sabah kiliseye geldiklerinde.

With the prince there, Dilbilgisi

3:54

Prensin de orada olmasıyla,

the act might even make the newspapers. Kalıp ifadeler

3:55

bu eylem gazetelere bile manşet olabilirdi.

Dilbilgisi

With the prince there: bir arka plan durumunu çerçeveleme

with + isim öbeği + yer veya durum tümleci yapısı, ana cümle için bir arka plan durumu oluşturabilir. With the prince there ifadesinde there, prensin durumuyla ilgili açıklamayı tamamlar: prens o yerde bulunmaktadır. Bu ifade yalnızca birinin prense eşlik ettiği anlamına gelmez. Prensin orada oluşunu, eylemin gazetelerde yer alma olasılığını artıran ilgili bir arka plan olarak sunar. Kesin ilişki ana cümleden çıkarılır; burada bu ilişki fiilen bir nedendir.

Alıştırma

Müdürün yokluğunu gecikmenin nedeni olarak çerçevelemek için with + the manager + away yapısını kullanın: ____, final decisions are often delayed.

Cevabı göster

With the manager away

Kalıp ifadeler

make the newspapers: gazetelerde haber olmak

Make the newspapers ifadesindeki make, bir medya kuruluşuna “ulaşmak” veya orada “yer almak” anlamındadır; dolayısıyla eylem, gazetelerin haber yaptığı bir konu olabilir. The newspapers üretilen fiziksel gazete nüshalarını değil, gazete haberlerini ifade eder. Bu cümlede might olasılık bildirirken even, gazetelere çıkmayı özellikle büyük veya şaşırtıcı bir sonuç olarak vurgular.

Alıştırma

“The unusual rescue made the newspapers the next morning” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Kurtarma ekibi ertesi sabah gazeteleri dağıttı.
  2. Kurtarma ekibi ertesi sabah gazeteleri bastı.
  3. Sıra dışı kurtarma olayı ertesi sabah gazetelerde haber oldu.
Cevabı göster

Sıra dışı kurtarma olayı ertesi sabah gazetelerde haber oldu.

They rush back to the abbey,

3:58

Aceleyle manastıra dönüyorlar,

arriving just in time to help clean up after dinner. Notlar

4:00

akşam yemeğinden sonraki temizliğe yardım etmek için tam zamanında varıyorlar.

Kalıp ifadeler

arriving just in time: mümkün olan son anda yetişmek

Arriving just in time, bir sonraki eylemin imkânsız hâle gelmesine çok az zaman kala bir yere ulaşmak anlamına gelir. Buradaki just, “yalnızca” değil, “tam olarak” veya “kıl payı” anlamındadır. -ing yan cümlesi, aceleyle geri dönmelerinin sonucunda ne olduğunu ekler; to help clean up ise neyi yapmak için hâlâ zamanında yetiştiklerini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin neredeyse hiç zamanı kalmadan yetişip yine de başarılı olduğunu gösterir?

  1. We reached the gate just in time to board the plane.
  2. We reached the gate too late to board the plane.
  3. We reached the gate on time, thirty minutes before boarding began.
Cevabı göster

We reached the gate just in time to board the plane.

Öbek fiiller

help clean up after: bir etkinlikten sonra toparlanmaya yardım etmek

Kalıp help + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden bu cümlede help sözcüğünden sonra cleaning değil clean gelir. Clean up, eşyaları yerlerine koymak ve dağınıklığı gidermek gibi, bir yeri düzenli bırakmak için gereken işleri yapmak demektir. After dinner, toparlamanın hangi olaydan sonra yapıldığını belirtir. help clean up after dinner bir bütün olarak akşam yemeği bittikten sonra toparlanmaya yardım etmek demektir; yalnızca tek bir nesneyi temizlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için help, clean up ve after ifadelerini doğru sırayla kullanın: We stayed to ____ the school play.

Cevabı göster

help clean up after

Alice heads to bed,

4:03

Alice yatağa gidiyor,

exhilarated and exhausted,

4:04

heyecanlı ve bitkin bir halde,

unaware of how much would change in the years to come. Dilbilgisi

4:06

önümüzdeki yıllarda nelerin ne kadar değişeceğinden habersiz.

Dilbilgisi

unaware of how much would change: geçmişten bakılan gelecek

Unaware of, bir şeyi bilmemek veya farkında olmamak demektir. Burada of sözcüğünü iç içe geçmiş how much would change yan cümlesi izler; how much bir sayıyı değil, yaklaşan değişimin derecesini sorar. Would change, değişimi hikâyedeki geçmiş bir noktaya göre gelecekte gösterir. In the years to come, o geçmiş andan sonraki yıllar demektir. Anlatıcı sonradan ne olduğunu bilir, o andaki kişiler ise bilmez; böylece geriye dönük bir bakış etkisi oluşur.

Alıştırma

Örnekteki would change neyi gösterir?

  1. Geçmiş bir bakış açısını benimser ve o sırada hâlâ gelecekte olan değişimlere gönderme yapar.
  2. Değişimleri söylenmemiş bir koşula bağlı hâle getirir.
  3. Şimdiki zamandan yapılan bir tahmini aktarır.
Cevabı göster

Geçmiş bir bakış açısını benimser ve o sırada hâlâ gelecekte olan değişimlere gönderme yapar.

From 1914,

4:10

1914'ten itibaren,

the First World War fundamentally altered the rhythms of domestic life. Kalıp ifadeler

4:11

Birinci Dünya Savaşı ev hayatının ritmini temelden değiştirdi.

Kalıp ifadeler

fundamentally altered the rhythms of domestic life: ev yaşamının düzenini kökten değiştirdi

Fundamentally altered, bir şeyin yalnızca yüzeydeki birkaç ayrıntıda değil, derin ve temel düzeyde değiştiğini anlatır. Alter görece resmîdir; fundamentally ise altta yatan düzenin etkilendiğini vurgular. The rhythms of domestic life ifadesindeki rhythms, programlar, ev işleri ve roller gibi ev yaşamında tekrarlanan rutin ve düzenleri mecazi olarak anlatır. İfadenin tamamı, büyük bir olayın gündelik ev yaşamının işleyişini yeniden şekillendirdiğini belirtir.

Alıştırma

Aynı resmî ifadeyi yeni bir bağlama doğal biçimde aktaran cümle hangisidir?

  1. Remote work fundamentally altered the rhythms of office life.
  2. Remote work briefly changed one line in the office handbook.
  3. Remote work added new rhythms to the office playlist.
Cevabı göster

Remote work fundamentally altered the rhythms of office life.

Working-class women like Alice took on roles in factories, Notlar

4:16

Alice gibi işçi sınıfı kadınları fabrikalarda,

offices,

4:19

ofislerde,

and civil service.

4:20

ve kamu hizmetlerinde roller üstlendi.

Kelime

Working-class women: işçi sınıfından kadınlar

Working-class women, işçi sınıfına mensup kadınlar anlamına gelir. Working class, geleneksel olarak ücretli emekle ilişkilendirilen sosyal ve ekonomik bir sınıftır. Bu ifade yalnızca işi olan veya o anda çalışan kadınlar anlamına gelmez. Working-class, women sözcüğünü niteleyen ve kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. Buradaki class, okul sınıfını değil, sosyal sınıfı anlatır.

Alıştırma

Hangi ifade yalnızca istihdamı veya etkinliği belirtmek yerine kadınların sosyal sınıfını açıkça tanımlar?

  1. working-class women
  2. working women
  3. women working
Cevabı göster

working-class women

Kalıp ifadeler

took on roles in: yeni sorumluluklar üstlenmek

Burada took on roles in, adı geçen iş yerlerinde “işleri veya sorumlulukları kabul edip yerine getirmeye başladılar” anlamına gelir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve on ile birlikte take on öbek fiilini oluşturur; roles bunun nesnesidir, in ise iş yerlerini veya alanları belirtir. Bu ifade, bir şeyi fiziksel olarak alma eylemini değil, sorumluluk veya toplumsal konumdaki değişimi vurgular. Birinin yeni bir görev, işlev veya pozisyona başlamasını anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede took on a role, “yeni sorumluluklar kabul etti” anlamında kullanılmıştır?

  1. Rina took her coat off before the volunteer meeting.
  2. Rina took on a mentoring role in the volunteer program.
  3. Rina took over the volunteer program after the director left.
Cevabı göster

Rina took on a mentoring role in the volunteer program.

Many never returned to domestic work.

4:22

Birçoğu bir daha ev içi işlere dönmedi.

In 1918,

4:25

1918'de,

some women over 30 were finally allowed to vote in parliamentary elections, Kültür

4:26

30 yaşın üzerindeki bazı kadınların sonunda parlamento seçimlerinde oy kullanmasına izin verildi,

Kültür

some women over 30 were finally allowed to vote: sınırlı bir 1918 reformu

Bu cümlede some ve over 30, 1918'de Britanya'da parlamento seçimlerinde oy hakkı kazanan kadınların kapsamını kesin biçimde sınırlar. Cümle, bütün kadınların oy kullanabildiğini söylemez: reform yalnızca yaş sınırını aşan ve mülkiyetle ilgili koşullar dâhil olmak üzere diğer uygunluk şartlarını da karşılayan belirli kadınları kapsıyordu. Finally, değişimi uzun süredir beklenen bir kazanım olarak sunar ancak bu sınırlamaları ortadan kaldırmaz. Were allowed to vote edilgen bir yapıdır; hakkı veren yasa koyuculardan çok, kadınların yasal hakkı elde etmesine odaklanır. Britanya'da kadınlar erkeklerle eşit oy kullanma koşullarına ancak 1928'de ulaştı.

Alıştırma

Cümleye dayanarak şu ifadeyi değerlendirin: In 1918, every adult woman gained equal voting rights in British parliamentary elections.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

but another decade would pass Dilbilgisi

4:31

ancak tüm kadınların erkeklerle eşit şartlarda oy kullanabilmesi için

before all women could vote on equal terms with men. Kalıp ifadeler

4:33

aradan bir on yıl daha geçmesi gerekecekti.

Dilbilgisi

another decade would pass before: geçmiş anlatımda on yıllık gecikme

another decade would pass before + yan cümle, on yıl daha geçtikten sonra before ile başlayan yan cümledeki olayın ancak o zaman gerçekleştiğini anlatır. Doğal çeviride before burada yalnızca hangi olayın önce olduğunu göstermez; “... olması için ... daha geçmesi” biçiminde bir gecikme ilişkisi kurar. Buradaki would, geçmişteki bir noktadan bakılan geleceği anlatır. Anlatıcı, daha erken bir geçmiş noktasından daha sonra gerçekleşen gelişmeye doğru bakar. Varsayımsal bir koşul ifade etmez.

Alıştırma

Vurgulanan tarihsel anlatım ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The first trial succeeded in 2010, but ____ the treatment became widely available.

Cevabı göster

another decade would pass before

Kalıp ifadeler

on equal terms with men: erkeklerle eşit koşullar ve haklar altında

on equal terms with someone, bir kişi ya da grupla eşit koşullara ve kurallara tabi olmak, eşit haklara veya statüye sahip olmak demektir. Burada kadınların sonunda yaş şartı dâhil erkeklerle aynı oy kullanma yeterlilik kurallarına ve aynı oy hakkına sahip olduğunu anlatır. Bu ifadede terms, okul dönemleri değil, “koşullar” veya “düzenlemeler” anlamındadır. İfade yalnızca aynı faaliyeti yapmaya değil, eşit muameleye odaklanır.

Alıştırma

İki tarafın eşit derecede adil koşullarda rekabet ettiğini anlatmak için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The new policy lets local suppliers compete ____ large corporations.

Cevabı göster

on equal terms with

By the mid-20th century,

4:37

20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde,

rising taxes, Anlatım akışı

4:38

artan vergiler,

falling agricultural income,

4:40

düşen tarım gelirleri,

and a shrinking workforce led many grand estates to be sold off. Dilbilgisi

4:41

ve daralan iş gücü birçok büyük malikânenin satılmasına yol açtı.

Anlatım akışı

rising taxes, falling agricultural income, and a shrinking workforce: paralel eğilimler

Bu ifade üç isim öbeğini eş yapılı olarak sıralar: rising taxes, falling agricultural income ve a shrinking workforce. Her öbekteki -ing biçimi kendi ismini niteler ve gelişmekte olan bir eğilimi gösterir. Bunlar sırayla gerçekleşen üç eylem değil, birbirinden ayrı üç eğilimdir. Aynı niteleyici artı isim kalıbının kullanılması listeyi paralel hâle getirir. Böylece açıklayıcı bir metin, birden fazla etkeni açık ve dengeli tek bir neden listesinde sıkıştırabilir.

Alıştırma

Aynı anda var olan üç baskıyı paralel isim öbekleri listesi olarak sunan cümleyi seçin.

  1. As costs rose, demand fell, and the market shrank, the business suffered.
  2. Rising costs, falling demand, and a shrinking market hurt the business.
  3. Rising costs caused demand to fall and the market to shrink.
Cevabı göster

Rising costs, falling demand, and a shrinking market hurt the business.

Dilbilgisi

led many grand estates to be sold: edilgen sonuç içeren neden yapısı

lead + nesne + to + fiil kalıbı, bir durumun bir kişi ya da nesnenin bir eylemi veya değişimi yaşamasına neden olduğunu belirtir. Burada led geçmiş zamandadır, many grand estates nesnedir ve to be sold edilgen mastar yapısıdır: satma eylemine maruz kalan taraf mülklerdir. Tam cümlede off, sell off öbek fiilini tamamlar. Bu ifade genellikle varlıkları elden çıkarmak amacıyla satmayı anlatır ve bazen mali baskı iması taşır. Bu nedenle sold off, yalnızca sold demekten daha belirgindir.

Alıştırma

Yüksek bakım maliyetlerinin birkaç tarihî otelin satılmasına neden olduğunu doğru biçimde ifade eden cümleyi seçin.

  1. High maintenance costs led several historic hotels to be sold off.
  2. High maintenance costs led to several historic hotels to be sold off.
  3. High maintenance costs led several historic hotels be sold off.
Cevabı göster

High maintenance costs led several historic hotels to be sold off.

Relics of a system whose grandeur depended on deep inequalities Notlar

4:46

İhtişamı derin eşitsizliklere dayanan bir sistemin kalıntıları

and the invisibility of the laborers who sustained it. Kelime

4:50

ve onu ayakta tutan işçilerin görünmezliği.

Anlatım akışı

Relics of a system: önceki bilgiyi özetleyen isim öbeği parçası

Relics of a system, çekimli bir fiili olmayan bir isim öbeğidir. Burada daha önce sözü edilen büyük malikânelere geri gönderme yapar ve onları eski bir toplumsal sistemin kalıntıları olarak tanımlar; tam cümle hâli They were relics of a system. olabilir. Anlatıcı bu etiketi önceki betimlemenin arkasına yerleştirerek yoğunlaştırılmış bir sonuç değerlendirmesine dönüştürür. Parça, dikkati malikânelere ne olduğundan onların neyi temsil ettiğine kaydırır. Bu nedenle eksik yapı dil bilgisel bir kaza değil, bilinçli bir anlatım tercihidir.

Alıştırma

Bu ifadeyi değerlendirin: Bu anlatımda Relics of a system çekimli fiil içermediği için mutlaka bir deşifre hatasıdır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Dilbilgisi

whose grandeur depended on deep inequalities: insan olmayan öncülle whose

whose grandeur depended on deep inequalities, system sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir. Whose iyelik ilişkisi kurar: grandeur, system'a aittir. Whose bir kişiye, kuruluşa, nesneye veya soyut sisteme gönderme yapabilir; dolayısıyla insan olmayan bir öncülle kullanılması tamamen doğaldır. Depended on, bu görkemin derin eşitsizlikler sayesinde mümkün olduğunu belirtir; yalnızca ikisinin aynı anda var olduğunu söylemez. İlgi yan cümleciği, sistemin betimlemesinin içine eleştirel bir tarih değerlendirmesi yerleştirir.

Alıştırma

Kârların şirkete ait olduğunu gösterecek tek bir ilgi sözcüğü yazın: They criticized a company ____ profits depended on unpaid labor.

Cevabı göster

whose

Kelime

the invisibility of the laborers who sustained it: sistemi ayakta tutan ama görünmez kalan emekçiler

Burada emekçilerin görünmezliği fiziksel değil, toplumsal ve tarihseldir. Emekleri, kamunun dikkatinden ve sistemin ihtişamını öven anlatılardan uzak tutulur. Bu yüzden sistem onlara bağımlı olsa da çok az takdir görürler. Who sustained it, the laborers ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Sustained, sistemi zaman içinde işler durumda tuttukları anlamına gelir; it ise the system ifadesine gönderme yapar. İfade bir bütün olarak emekçilere dayanan, ancak onların katkısını yokmuş gibi gösteren bir sistemi eleştirir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifadeyi en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Emekçiler sistemden ayrıldı, bu yüzden sistem artık işleyemedi.
  2. Emekçiler sistemi işler durumda tutuyordu, ancak katkıları çok az takdir görüyordu.
  3. Emekçiler tamamen karanlıkta çalıştıkları için görülemiyordu.
Cevabı göster

Emekçiler sistemi işler durumda tutuyordu, ancak katkıları çok az takdir görüyordu.

If you enjoy learning about history,

4:57

Eğer tarih hakkında bir şeyler öğrenmekten hoşlanıyorsanız,

subscribe to this channel,

4:59

bu kanala abone olun,

because the lessons of yesterday Anlatım akışı

5:00

çünkü dünün dersleri

can help us face the challenges of today.

5:02

bugünün zorluklarıyla yüzleşmemize yardımcı olabilir.

Anlatım akışı

because the lessons of yesterday ... the challenges of today: geçmiş ile bugünü bağlayarak gerekçe sunmak

Because ile başlayan yan cümle, önceki düşüncenin nedenini verir. İki zaman dilimini birbirine bağlayarak savı sonuçlandırır: Geçmişten çıkarılan dersler, bugünün zorluklarıyla yüzleşmek için yararlı olarak sunulur. Yesterday ve today, kelimenin gerçek anlamıyla iki tarihi değil, genel olarak geçmişi ve bugünü temsil eder. Lessons, okul dersleri değil, tarihten edinilen deneyimler, içgörüler veya uyarılar anlamındadır. Geçmiş ile bugün arasındaki bu paralellik, tarihsel bir tartışmayı onun günümüzdeki önemine yöneltir.

Alıştırma

Because ile başlayan yan cümlenin temel söylem işlevi nedir?

  1. Dün yapılan derslerin ve bugün planlanan zorlukların takvimini verir.
  2. Tarihin günümüzdeki her sorunu otomatik olarak çözdüğünü iddia eder.
  3. Tarihsel içgörüleri günümüz sorunlarıyla ilişkilendirerek önceki düşünceyi destekler.
Cevabı göster

Tarihsel içgörüleri günümüz sorunlarıyla ilişkilendirerek önceki düşünceyi destekler.