Antik İskenderiye'nin en büyük bilgininin cinayeti - Soraya Field Fiorio: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Hypatia’nın İskenderiye’nin önde gelen bilgini oluşunu ve geliştirdiği kapsayıcı Yeni Platoncu öğretim ortamını anlatırken dinî ve siyasi çatışmanın onun öldürülmesine ve kentin düşünsel gerilemesine nasıl yol açtığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. have been the subject of much dispute — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir yaşamın, olayın ya da iddianın uzun süredir anlaşmazlık konusu olduğunu belirtmeye yarayan bu resmî kalıbı tarih anlatılarında, akademik metinlerde ve kamusal tartışmalarda kullanmayı öğrenin. 2. not studied merely for the sake of curiosity or practical utility, but because they authenticated the belief that numbers were the sacred language of the universe. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: not merely…, but because… yapısının önce sınırlı bir açıklamayı reddedip ardından daha derin nedeni sunduğunu fark edin ve karşıtlığa dayalı savları açık biçimde düzenlemek için kullanın. 3. the spirit of inquisition, openness, and fairness she fostered died with her. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Soyut değerlerin kişileştirilmesinin Hypatia’nın ölümüyle İskenderiye’nin kültürel gerilemesini nasıl ilişkilendirdiğini anlayın; benzer imgelerle biyografik veya tarihsel bir anlatının sonucuna tematik güç kazandırın.
Bu derste
415 CE: Ortak Çağ’a ait bir tarih
CE, Common Era yani Ortak Çağ ifadesinin kısaltmasıdır. Yıldan sonra kullanılır ve AD ile aynı yıl numaralandırmasını izler; bu yüzden 415 CE, Ortak Çağ’ın 415 yılı demektir. Burada CE, tarihsel bir bağlamdaki yıl işaretidir; bir yerin, kuruluşun veya kişinin adı değildir.
Alıştırma
Cümlede 415 CE ne anlama geliyor?
- 415. yüzyıl
- Ortak Çağ’dan önceki 415 yılı
- Ortak Çağ’ın 415 yılı
- CE adlı bir yer
Cevabı göster
Ortak Çağ’ın 415 yılı
the bishop and the governor were in a fight. Kalıp ifadeler
0:11piskopos ve vali bir çatışma içindeydi.
were in a fight: ciddi bir çatışma içinde olmak
Bu cümlede were in a fight, piskopos ile valinin ciddi bir anlaşmazlık veya mücadele içinde olduğunu anlatır. Mutlaka fiziksel bir kavga yaşandığı anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp be in a fight with someone over veya about something şeklindedir. Fight sözcüğünün şiddeti, tartışmayı ya da daha uzun süren siyasi, iş yeri veya kişisel bir anlaşmazlığı mı anlattığını bağlam gösterir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The two club leaders are in a fight over how to spend the money. are in a fight büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Zaten anlaşmaya vardılar.
- Bir boks maçı izliyorlar.
- Ciddi bir anlaşmazlık içindeler.
- Birlikte bir spor için antrenman yapıyorlar.
Cevabı göster
Ciddi bir anlaşmazlık içindeler.
It started with a disagreement over the behavior of a militia of monks Notlar
0:13Keşişlerden oluşan bir milis gücünün davranışları üzerindeki bir anlaşmazlıkla başladı
militia of monks: keşişlerden oluşan silahlı bir grup
militia of monks ifadesinde temel isim militia sözcüğüdür ve örgütlü, silahlı ya da yarı silahlı bir grubu ifade eder. Of monks, bu grubu kimlerin oluşturduğunu gösterir. Dolayısıyla ifade, sıradan bir manastır topluluğunu değil, keşişlerden oluşan bir milis gücünü anlatır. Bu bağlamda keşişler, şehirdeki siyasi çatışmalara ve şiddet olaylarına katılmıştır. militia ile monks sözcüklerinin birleşimi, dinî kimlikleri ile kamusal alandaki silahlı rolleri arasındaki karşıtlığı vurgular.
Alıştırma
Bu tarihsel bağlamda militia of monks ne anlama gelir?
- Silahlı bir rolü olmayan barışçıl bir manastır topluluğu
- Keşişlerden oluşan silahlı veya yarı silahlı bir grup
- Manastırlardan sorumlu bir devlet dairesi
Cevabı göster
Keşişlerden oluşan silahlı veya yarı silahlı bir grup
started with ... and ended with ...: bir olayın büyümesini çerçevelemek
started with ... and ended with ... ikili kalıbı, bir olayın başlangıç noktasını ve nihai sonucunu aynı cümlede bir araya getirir. Burada disagreement ve accusation sözcükleri, bir anlaşmazlığın daha ciddi bir suçlamaya dönüştüğünü gösterir. Bu kalıp, daha uzun bir olaylar zincirini özetlemeyi ve gelişimin yönünü kolayca görmeyi sağlar. Kalıbın kendisi yalnızca başlangıcı ve sonu belirtir; durumun iyileştiğini, kötüleştiğini veya sadece değiştiğini with sonrasındaki ifadeler gösterir.
Alıştırma
Dersi anlatılan ikili kalıpla cümleyi tamamlayın: The discussion ____ a question about parking ____ a vote on a new policy.
Cevabı göster
started with · and ended with
leveled against one of the most powerful figures in the city. Dilbilgisi
0:21bu suçlama şehrin en güçlü figürlerinden birine yöneltilmişti.
an accusation ... leveled against: birine resmî olarak suçlama yöneltmek
an accusation of witchcraft leveled against someone ifadesinde leveled against someone, accusation sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Suçlamanın resmî biçimde o kişiye yöneltildiğini anlatır. Tam etken yapı level an accusation of X against Y şeklindedir. of witchcraft suçlamanın içeriğini belirtirken against suçlanan kişiyi gösterir. Buradaki level, düzleştirmek veya nişan almak değil, resmî olarak yöneltmek anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle level an accusation against someone resmî yapısını doğru kullanıyor?
- The committee leveled an accusation of fraud to the treasurer.
- The committee leveled the treasurer of an accusation of fraud.
- The committee accused an accusation of fraud against the treasurer.
- The committee leveled an accusation of fraud against the treasurer.
Cevabı göster
The committee leveled an accusation of fraud against the treasurer.
one of the most powerful figures: en üst düzeydeki bir grubun üyesi
one of + the + en üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, en yüksek düzeydeki bir grubun bir üyesini belirtir. one of the most powerful figures ifadesinde, bir gruptan bir kişi seçildiği için figures çoğul olmalıdır. Bu ifade, söz konusu kişinin tek ve en güçlü kişi olduğunu söylemez. Buradaki figure, sayı veya şekil değil, önemli ya da etkili kişi anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle onun tek ve en etkili doktor değil, çok etkili doktorlardan oluşan bir grubun üyesi olduğunu anlatır?
- She is the most influential doctor in the region.
- She is one of the most influential doctor in the region.
- She is one of the most influential doctors in the region.
Cevabı göster
She is one of the most influential doctors in the region.
Hypatia of Alexandria was a prominent mathematician, Kelime
0:25İskenderiyeli Hypatia önde gelen bir matematikçi,
prominent mathematician: önemli ve tanınmış bir matematikçi
prominent mathematician ifadesinde prominent, kişinin kendi alanında önemli ve tanınmış olduğunu belirtir. Hypatia’yı fiziksel olarak dışarı doğru çıkıntılı biri olarak değil, kabul görmüş bir konuma veya etkiye sahip biri olarak tanıtır. Bu sıfat, bir biyografide kişinin neden önemli olduğunu hızla ortaya koyar. Kamusal ya da mesleki konuma işaret eder; tek başına kişinin en yetenekli matematikçi olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bir biyografide birine “a prominent mathematician” deniyor. Bu, en doğrudan neyi anlatır?
- Bu kişi diğer bütün matematikçilerin yanıldığını kanıtlamıştır.
- Bu kişi matematik alanında önemli veya tanınmıştır.
- Bu kişi matematik öğrenmeye yeni başlamıştır.
- Bu kişi fiziksel olarak yüksek bir yerde duruyordur.
Cevabı göster
Bu kişi matematik alanında önemli veya tanınmıştır.
philosopher, and adviser to the city's leaders. Kalıp ifadeler
0:29filozof ve şehir yöneticilerinin danışmanıydı.
adviser to the city's leaders: şehrin yöneticilerinin danışmanı
adviser to the city's leaders ifadesinde adviser, yol gösteren kişiyi adlandırır; to ise bu yönlendirmeyi alan kişileri tanıtır. İfade, şehrin yöneticilerinin bu kişiden tavsiye aldığını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp adviser to + kişi veya kuruluştur: an adviser to the president, an adviser to the board. Buradaki to bir yere doğru hareketi değil, mesleki bir ilişkiyi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi adviser to + recipient kalıbıyla tamamlayın: Lena gives professional guidance to the mayor. She is an adviser ____ the mayor.
Cevabı göster
to
In the centuries since she lived, Dilbilgisi
0:32Yaşadığı dönemden bu yana geçen yüzyıllar boyunca,
the details of her life have been the subject of much dispute Kalıp ifadeler
0:34hayatının detayları birçok tartışmanın konusu oldu
In the centuries since she lived: geçmişten bugüne uzanan zaman çerçevesi
In the centuries since she lived, onun hayatta olduğu dönemin ardından gelen yüzyılları kapsayan ve söz konusu daha sonraki zamana, burada günümüze, kadar uzanan bir zaman çerçevesi kurar. Aktarılabilir kalıp in the years/decades/centuries since + geçmiş zamanlı yan cümledir. Bir değişimi, etkiyi veya tartışmayı geçmişteki bir olaydan sonraki uzun döneme yerleştirir. Durum günümüze kadar ulaşıyorsa ana cümlede sıklıkla present perfect kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, kütüphanenin açılmasından sonraki uzun dönem boyunca gerçekleşen ve günümüze kadar devam eden bir değişimi anlatır?
- During the decade when the library opened, the neighborhood changed greatly.
- In the decades since the library opened, the neighborhood has changed greatly.
- In the decades before the library opened, the neighborhood changed greatly.
Cevabı göster
In the decades since the library opened, the neighborhood has changed greatly.
have been the subject of much dispute: anlaşmazlığın odağı olmak
have been the subject of much dispute, bu ayrıntıların günümüze kadar uzanan bir dönem boyunca tekrar tekrar tartışıldığı anlamına gelir. Burada subject, insanların tartıştığı konu veya meseledir; okul dersi değildir. Kalıp be + the subject of + dispute/debate şeklindedir. Present perfect have been, geçmişteki anlaşmazlığı günümüze bağlar. much dispute içindeki dispute ise sayılamayan bir kavram olarak büyük miktarda anlaşmazlık anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “büyük miktarda anlaşmazlığın odağı” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: For years, the cause of the blackout has been ____.
Cevabı göster
the subject of much dispute
and have taken on an almost mythical status. Öbek fiiller
0:38ve neredeyse efsanevi bir statü kazandı.
have taken on an almost mythical status: yeni bir statü kazanmak
Bu cümlede take on, “edinmek veya kazanmak” anlamındadır ve nesne olarak soyut ad öbeği an almost mythical status kullanılmıştır. Özne zamanla neredeyse efsanevi görülür hâle gelmiştir; fiziksel olarak bir şey alma söz konusu değildir. Present perfect biçimi have taken on, değişimi zaman içinde gerçekleşmiş ve sonucu bugün de önemli olan bir durum olarak sunar. Bu kullanım take on + yeni bir nitelik, anlam, görünüm veya statü yapısında yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi “edinmek veya kazanmak” anlamındaki take on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Over time, the monument has ____ a symbolic status.
Cevabı göster
taken on
But while none of Hypatia's own writings survive, Dilbilgisi
0:42Ancak Hypatia'nın kendi yazılarından hiçbiri günümüze ulaşamamış olsa da,
But while ...: ödünleyici bir arka plan sunmak
Burada while, during the time that (“... sırasında”) değil, although (“-mesine rağmen”) anlamındadır. Yan cümle bir sınırlamayı —Hypatia'nın kendi yazılarından hiçbirinin kalmamış olmasını— kabul eder; ardından gelen ana cümle ise daha önemli olan karşıt noktayı sunar. Baştaki But, cümlenin tamamını önceki düşünceye bağlar; while ise cümle içinde “A'ya rağmen B” ilişkisini kurar. Yeniden kullanılabilen But while A, B kalıbı önce A'yı kabul eder, sonra B'yi ana iddia yapar.
Alıştırma
Hangi cümlede while, örnekteki gibi ödünleme anlamında kullanılmıştır?
- While the original map is lost, several copies still exist.
- While the guide was speaking, I took notes.
- The map was damaged while the fire spread.
Cevabı göster
While the original map is lost, several copies still exist.
paint a picture of the qualities that made her renowned as a scholar, Notlar
0:48onu bir alim olarak ünlü yapan,
accounts of her work and life: betimlemeler ve anlatılar
Bu cümlede accounts, onun hakkında bilgi sahibi kişilerin sunduğu betimlemeler ya da kayıtlar anlamına gelir. accounts of her work and life, çağdaşlarının ve öğrencilerinin onun çalışmaları ve yaşamı hakkında söyledikleri veya yazdıklarıdır. Çoğul accounts, birden fazla kaynak ya da anlatım olduğunu gösterir. an account of + konu kalıbı, o konu hakkında bir betimleme veya anlatı anlamına gelir; burada account banka hesabı ya da çevrim içi hesap demek değildir.
Alıştırma
“Several witnesses left detailed accounts of the event,” cümlesinde accounts ne anlama gelir?
- Olanların betimlemeleri ya da anlatıları
- Banka kayıtları
- Para hesaplamaları
- Çevrim içi profiller
Cevabı göster
Olanların betimlemeleri ya da anlatıları
paint a picture: genel bir izlenim oluşturmak
Burada paint a picture görsel bir metafordur. Anlatılar gerçek anlamda bir resim yapmaz; birlikte, onu ünlü yapan nitelikler hakkında okuyuculara genel bir izlenim verirler. Yaygın paint a picture of + kişi, durum veya eğilim kalıbı, betimlemeler, olgular ya da kanıtlar aracılığıyla o konuyu anlaşılır hâle getirmek demektir.
Alıştırma
“Kanıtlar aracılığıyla genel bir izlenim göstermek” anlamındaki bu notta yer alan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The interviews ____ of daily life in the village.
Cevabı göster
paint a picture
made her renowned as a scholar: onu akademisyen olarak tanınmış kıldı
Made her renowned, make + nesne + sıfat yapısını kullanır: bu nitelikler onun geniş çapta tanınmasına ve saygı görmesine neden oldu. Renowned, her nesnesinin sonuçta kazandığı durumu anlatır. As a scholar, onun hangi rol veya kimlikle tanındığını belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp make someone renowned as + rol şeklindedir; buradaki as yer veya biçim bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi made + nesne + renowned + as yapısıyla tamamlayın: Her discoveries ____ a scientist.
Cevabı göster
made her renowned as
and ultimately led to her downfall. Kalıp ifadeler
0:54ve nihayetinde düşüşüne yol açan niteliklerin bir resmini çiziyor.
ultimately led to her downfall: sonunda çöküşüne yol açtı
Led to her downfall, sonunda onun mahvolmasına veya konumunu, gücünü ya da başarısını büyük ölçüde kaybetmesine neden oldu demektir. Downfall burada mecazidir; fiziksel olarak düştüğü anlamına gelmez. Ultimately, bunun bir dizi olaydan sonraki nihai sonuç olduğunu belirtir ve cümleye güçlü, biyografik veya trajik bir neden-sonuç çerçevesi kazandırır.
Alıştırma
Bir siyasetçi yıllarca süren yolsuzluğun ardından görevini kaybediyor. Şu anlatım doğal mıdır: "The scandals ultimately led to her downfall."?
- Hayır, çünkü downfall yalnızca fiziksel olarak düşmek anlamına gelebilir.
- Evet, ciddi bir güç veya konum kaybını doğal biçimde anlatıyor.
Cevabı göster
Evet, ciddi bir güç veya konum kaybını doğal biçimde anlatıyor.
then part of the Egyptian province of the Eastern Roman Empire, Dilbilgisi
1:01o dönemde Doğu Roma İmparatorluğu'nun Mısır eyaletinin bir parçası
then part of ...: then “o dönemde” anlamında
Araya giren bu arka plan ifadesinde then, “o dönemde” anlamına gelir. Söz konusu yerin anlatılan tarihsel dönemde Mısır eyaletinin bir parçası olduğunu belirtir. then part of ..., which was then part of ... yapısının kısaltılmış biçimidir. Anlatıyı daha sonraki bir olaya taşımadan, o sırada zaten var olan bir durumu veya bağlılığı ekler.
Alıştırma
Hangi cümlede then, söz konusu dönemde zaten var olan bir durumu anlatır?
- The island then became part of a larger kingdom after the treaty.
- The island, then part of a larger kingdom, had no independent government.
- First visit the island, and then return home.
Cevabı göster
The island, then part of a larger kingdom, had no independent government.
an intellectual center: fikirlerin ve bilimin odağı
An intellectual center; fikirlerin, bilimsel çalışmaların, eğitimin, tartışmaların veya kültürel etkinliklerin özellikle canlı ve etkili olduğu bir yerdir. Burada center, haritadaki tam orta nokta değil, bir etkinlik odağı anlamına gelir. Bu ifade çoğunlukla düşünürleri kendine çeken ve bilgi alışverişini destekleyen bir şehri, üniversiteyi veya kurumu anlatır.
Alıştırma
An intellectual center en doğal olarak ne anlama gelir?
- Bilimsel çalışmaların ve fikirlerin çok canlı olduğu bir yer
- Yalnızca spor için kullanılan bir bina
- Bir bölgenin coğrafi olarak tam orta noktası
Cevabı göster
Bilimsel çalışmaların ve fikirlerin çok canlı olduğu bir yer
Her father Theon was an accomplished Greek mathematician and astronomer. Kelime
1:08Babası Theon, yetenekli bir Yunan matematikçi ve astronomdu.
an accomplished mathematician and astronomer: çok yetenekli ve başarılı uzman
an accomplished Greek mathematician and astronomer ifadesinde accomplished, Theon'un mesleki alanlarında çok yetenekli ve başarılı olduğunu anlatır. Onun ya da çalışmasının yalnızca tamamlanmış olduğu anlamına gelmez. Bu sıfat, deneyim ve başarılarla geliştirilmiş bir yeteneği resmî ve olumlu bir şekilde takdir eder. Birinin mesleğinde yalnızca good olduğunu söylemekten daha belirgin ve daha güçlüdür.
Alıştırma
an accomplished architect ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Tek bir işi tamamlamış bir mimar.
- Alanında son derece yetenekli ve başarılı bir mimar.
- Kariyeri sona ermiş bir mimar.
Cevabı göster
Alanında son derece yetenekli ve başarılı bir mimar.
educated her himself: bizzat anlamını veren vurgulu himself
Theon educated her himself cümlesinde her, educated fiilinin nesnesidir; eylemden etkilenen kişi Hypatia'dır. Himself özne olan Theon'a gönderme yapar ve eğitimi başka birine yaptırmak yerine bizzat onun verdiğini vurgular. Theon educated her tek başına zaten tamamlanmış bir cümledir. Bu nedenle sondaki himself, dönüşlü bir nesne değil, vurgu yapan bir dönüşlülük zamiridir. Öznenin yanında da bulunabilir: Theon himself educated her.
Alıştırma
Maya'nın işi bizzat yaptığını vurgulayan zamirle cümleyi tamamlayın: Maya designed the entire website ____.
Cevabı göster
herself
she had surpassed her father in both mathematics and philosophy, Dilbilgisi
1:21hem matematik hem de felsefe alanında babasını geride bırakmış,
By adulthood: yaşam zaman çizelgesinde yetişkinliği son tarih yapmak
By adulthood, “yetişkin olduğu zamana kadar” anlamına gelir. Burada by bir yeri değil, yetişkinliğin son tarih olarak alınan bir zaman noktasını gösterir: değişim bu noktadan önce veya en geç bu noktada gerçekleşmiştir. Had surpassed ile birlikte, yetişkinliğe ulaştığında bu başarının zaten tamamlanmış olduğunu anlatır. by + zaman veya yaşam evresi yapısı, belirli bir noktaya kadar neyin gerçekleşmiş ya da doğru olmuş olduğunu gösterir.
Alıştırma
Yetişkinliği son tarih olarak belirleyen, dersteki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, Maya had already mastered three languages.
Cevabı göster
By adulthood
had surpassed: başka bir geçmiş noktadan önce tamamlanan başarı
Had surpassed, had + geçmiş zaman ortacı yapısındaki past perfect biçimidir. Geçme eylemini daha sonraki başka bir geçmiş zaman noktasından önceye yerleştirir; bu bağlamda o nokta yetişkinliğe erişme zamanıdır. Bu biçim bir biyografide zaman çizgisini düzenler: önce babasını geçti, ardından anlatı geçmişteki referans noktasına ulaştı. Geçmişteki başka bir noktadan daha önce olma ilişkisi önemliyse past perfect kullanın.
Alıştırma
Başarının sezon bitmeden önce gerçekleştiğini açıkça gösteren biçimi seçin: By the time the season ended, Lina ___ the previous record.
- surpassed
- had surpassed
- has surpassed
Cevabı göster
had surpassed
in both mathematics and philosophy: in both X and Y kalıbı
Bu cümlede in both mathematics and philosophy, onun babasını geride bıraktığı iki alanı belirtir. Both, karşılaştırmanın yalnızca birine değil, hem matematiğe hem de felsefeye uygulanmasını sağlar. Başka cümlelere aktarılabilecek kalıp in both X and Y biçimindedir. Burada X ve Y aynı dil bilgisel biçimde olmalıdır; bu nedenle mathematics ve philosophy isimleri in sözcüğünden sonra paralel olarak bağlanır.
Alıştırma
Cümleyi in both X and Y kalıbıyla tamamlayın: Lina has made progress ____ reading and writing.
Cevabı göster
in both
becoming the city's foremost scholar: sonuç bildiren öbek
Becoming the city's foremost scholar, önceki eylemin sonucunu gösteren bir -ing ortaç öbeğidir: elde ettiği başarılar sayesinde şehrin önde gelen bilgini olmuştur. Becoming, kendi zamanı olan yeni bir çekimli fiil değildir. Önceki yan cümleye bağlıdır ve örtük öznesi o cümlenin öznesiyle aynı kişidir.
Alıştırma
Cümleyi become fiilinin sonuç bildiren biçimiyle tamamlayın: The club gained thousands of members, ____ the city's largest youth organization.
Cevabı göster
becoming
and taking over his position at the head of the Platonic School, Notlar
1:27ve onun Platonik Okulu'nun başındaki yerini devralmıştı,
taking over: sorumluluğu veya kontrolü devralmak
Take over, bir işin, görevin, kurumun veya faaliyetin sorumluluğunu başka birinden devralıp onu yönetmeye ya da kontrol etmeye başlamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede taking over his position, onun ardından bu liderlik görevini üstlenmek demektir; over fiziksel bir yön belirtmez. Nesne bir isim olduğunda olağan sıra take over the position şeklindedir, ancak take the position over da mümkündür. Nesne bir zamir olduğunda zamiri fiil ile over arasına koyun: take it over. Take over from someone, daha önce sorumlu olan kişi veya grubu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, “biri ayrıldıktan sonra kontrolü devralmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: When the manager retires, Ava will ____ the department.
Cevabı göster
take over
at the head of the Platonic School: liderlik konumunda olmak
At the head of + bir kuruluş veya grup, onun en üst liderlik konumunda olmak anlamına gelir. Burada his position at the head of the Platonic School, bu felsefe okulunu yönetme görevini ifade eder. Head burada mecazidir: bir vücut bölümünü veya yalnızca fiziksel olarak önde bulunmayı değil, grubu yöneten kişiyi ya da konumu temsil eder. Bu yapı şirketlerde, ekiplerde, komitelerde ve kurumlarda liderlik konumunu anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle Elena'nın enstitüyü yönettiğini açıkça belirtir?
- Elena is at the head of the research institute.
- Elena is near the research institute.
- Elena is at the front of the research institute.
Cevabı göster
Elena is at the head of the research institute.
similar to a modern university: benzetme yoluyla açıklama
Burada similar to a modern university, dinleyicinin bilmediği eski bir akademik kurumu aşina olduğu günümüz kurumuyla ilişkilendirir. Bu karşılaştırma, uzun bir açıklamaya gerek kalmadan kurumun genel işlevi hakkında hızlıca fikir verir. Similar to, iki kurumun ilgili bazı özellikleri paylaştığını gösterir; tamamen aynı olduklarını göstermez. Açıklayıcı anlatımda bu tür bir benzetme, yeni bilgiyi dinleyicinin zaten bildiği bir şeye bağlayarak düzenler.
Alıştırma
Burada similar to a modern university ne anlatıyor?
- Günümüzde var olan bir üniversite örneğiydi.
- Modern bir üniversiteyle bazı önemli ortak özellikleri vardı, ancak onunla tamamen aynı değildi.
- Her bakımdan modern bir üniversiteyle tamamen aynıydı.
Cevabı göster
Modern bir üniversiteyle bazı önemli ortak özellikleri vardı, ancak onunla tamamen aynı değildi.
She refined scientific instruments: refine geliştirmek anlamında
She refined scientific instruments cümlesinde refined geçmiş zamanlı bir fiildir; scientific instruments isim öbeği ise bu fiilin nesnesidir. Burada, mevcut aletleri daha hassas veya etkili çalışmaları için dikkatle geliştirdiği anlatılır. Bu teknik anlam, zaten var olan bir şeyi ayarlayıp daha iyi hâle getirmeye odaklanır. Aletleri sıfırdan yarattığı, yalnızca bozuk olanları onardığı veya kendisinin zarif olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede refine altyazıdakiyle aynı teknik anlamda kullanılmıştır?
- The technician repaired the broken microscope after it stopped working.
- The team refined the existing microscope to produce sharper images.
- The team invented a new microscope and built the first prototype.
Cevabı göster
The team refined the existing microscope to produce sharper images.
and developed a more efficient method of long division. Kalıp ifadeler
1:38ve uzun bölme işlemi için daha verimli bir yöntem geliştirdi.
developed a more efficient method of...: geliştirilmiş bir yöntem oluşturmak
Developed a more efficient method of long division, uzun bölme işlemini yapmak için daha iyi bir yöntem tasarladığı veya geliştirdiği anlamına gelir. Develop a method akademik, teknik ve işle ilgili bağlamlarda yaygın bir sözcük birlikteliğidir. More efficient, yeni yöntemin daha az zaman, emek veya kaynak kullandığını belirtir. Method sözcüğünden sonraki of ifadesi, yöntemin hangi işlem için olduğunu açıklar; burada bu işlem uzun bölmedir.
Alıştırma
Mühendislerin geliştirilmiş bir yöntem oluşturduğunu doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?
- The engineers grew a more efficient method of testing the batteries.
- The engineers developed more efficiently a method of testing the batteries.
- The engineers developed a more efficient method of testing the batteries.
Cevabı göster
The engineers developed a more efficient method of testing the batteries.
But perhaps her most significant contributions to intellectual life in Alexandria Notlar
1:41Ancak belki de İskenderiye'deki entelektüel hayata en önemli katkıları,
contributions to intellectual life in Alexandria: İskenderiye'nin düşünsel yaşamına katkılar
Bu cümlede vurgulanan bölüm, İskenderiye'nin ortak fikir, öğrenme, öğretim ve tartışma dünyası üzerindeki olumlu etkiler anlamına gelir. Intellectual life, tek bir kişinin hayatını veya ömrünü değil, bir topluluğun düşünsel ve kültürel etkinliklerini ifade eder. Contribution(s) to + alan, topluluk veya etkinlik yapısı, katkıdan neyin yarar gördüğünü belirtir. Most significant, bu etkileri özellikle önemli olarak nitelendirir.
Alıştırma
Cümlede intellectual life neyi ifade eder?
- Yalnızca İskenderiye'ye bağışlanan para
- İskenderiye'nin ortak fikir, öğrenme ve tartışma dünyası
- Tek bir akademisyenin yaşam süresi
Cevabı göster
İskenderiye'nin ortak fikir, öğrenme ve tartışma dünyası
But perhaps... came through her teaching: odağı yeniden yönlendirmek
Burada But perhaps yalnızca basit bir karşıtlık belirtmez. Dinleyicinin dikkatini daha önce ele alınan başarılardan, konuşmacının şimdi muhtemelen daha önemli olarak değerlendirmek istediği bir noktaya yöneltir. Özne olan her most significant contributions to intellectual life in Alexandria, came through her teaching ile tamamlanır. Came through, bu katkıların gerçekleşmesini sağlayan kanalın öğretim olduğunu gösterirken perhaps, bunların en önemli katkılar olduğu iddiasını yumuşatır.
Alıştırma
Bu cümlenin metindeki temel işlevi nedir?
- Daha önce belirtilen bütün başarıları reddeder.
- Odağı değiştirir ve öğretimin onun en büyük katkısı olmuş olabileceğini öne sürer.
- Öğretimi ilgisiz ve kesinliği tam bir gerçek olarak sunar.
Cevabı göster
Odağı değiştirir ve öğretimin onun en büyük katkısı olmuş olabileceğini öne sürer.
came through her teaching: öğretimi yoluyla gerçekleşti
Burada came through her teaching, katkıların ortaya çıkmasını sağlayan araç veya kanalın onun öğretimi olduğu anlamına gelir. Through, sonucu mümkün kılan etkinliği belirtir; bir yerin içinden geçme hareketini anlatmaz. Yeniden kullanılabilir yapı sonuç veya etki + come/came through + yöntem, etkinlik veya kanal şeklindedir. Özne sonucu belirtir; through sonrasındaki bölüm ise sonucun nasıl ortaya çıktığını açıklar.
Alıştırma
Cümleyi “bir araç yoluyla gerçekleşti” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Her greatest impact ____ mentoring young researchers.
Cevabı göster
came through
The philosophy Hypatia taught drew from the legacy of Plato and Aristotle, Kalıp ifadeler
1:47Hypatia'nın öğrettiği felsefe Platon ve Aristoteles'in mirasının yanı sıra,
drew from the legacy of: miras alınan bir geleneği kaynak olarak kullanmak
Bu cümlede drew from the legacy of, söz konusu felsefenin Platon ve Aristoteles’in bıraktığı düşünsel gelenekten fikir ve etki aldığı anlamına gelir. Drew, draw fiilinin geçmiş zaman biçimidir; draw from burada “kaynak olarak kullanmak” demektir, “resim çizmek” değil. Legacy burada önceki düşünürlerden sonra da varlığını sürdüren fikirleri, eserleri ve etkiyi anlatır. Başka bağlamlarda da kullanılabilen X draws veya drew from the legacy of Y yapısı, miras alınmış düşünsel ya da kültürel bir kaynağı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi draw from the legacy of ifadesinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: The architect's style ____ early modernism.
Cevabı göster
draws from the legacy of
as well as: başka bir öge eklemek
Burada as well as, Platon ve Aristoteles’ten sonra Plotinos’u bir başka kaynak olarak ekler. “Buna ek olarak” veya “ve ayrıca” anlamına gelir; birinin bir işi ne kadar iyi yaptığını karşılaştırmaz. Bu ifade, ilk ögeyi önceden belirlenmiş bilgi, sonraki ögeyi ise ek bilgi olarak sunarak bilgiyi düzenler. Bu nedenle özellikle tarafsız veya resmî açıklamalarda bir listeyi genişletmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede as well as başka bir kategori eklemek için kullanılmıştır?
- The museum displays photographs as well as paintings.
- The museum explains the exhibit so well that everyone understands it.
- The museum is as quiet as the library.
Cevabı göster
The museum displays photographs as well as paintings.
The Convergence of these influences merged to form a school called Neoplatonism. Notlar
1:58Bu etkilerin birleşimi, Yeni Platonculuk adı verilen bir okul oluşturmak üzere kaynaştı.
influences merged to form: etkilerin birleşerek yeni bir şey oluşturması
Burada influences, birlikte etkide bulunan fikirler, gelenekler veya başka unsurlar anlamına gelir. Influences merged to form, bu unsurların birleşerek yeni bir şey oluşturduğunu anlatır; kullanım yalnızca şirketlerin hukuki birleşmesiyle sınırlı değildir. Yapı çoğul özne + merged + to form + sonuç şeklindedir. Geleneklerin, tarzların veya fikirlerin birleşerek yeni bir biçim oluşturmasını anlatırken kullanılabilir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Several musical traditions ____ a new style.
Cevabı göster
merged to form
school called Neoplatonism: entelektüel gelenek anlamındaki school
Burada school, öğrencilerin ders gördüğü bir bina değil, entelektüel bir gelenek veya düşünce ekolü anlamına gelir. Called Neoplatonism ifadesi bu geleneğin adını verir. Felsefe, sanat ve edebiyat gibi alanlarda school, ortak fikirler veya yöntemlerle bağlantılı düşünürler ya da üreticiler grubunu anlatabilir. Bu cümlede etkiler, adı olan bir düşünce geleneği oluşturmuştur.
Alıştırma
Bu cümlede school called Neoplatonism ne anlama geliyor?
- öğrencilerin ders gördüğü bir bina
- Neoplatonizm adlı entelektüel bir gelenek
- bir ortaöğretim okulundaki öğrenci grubu
Cevabı göster
Neoplatonizm adlı entelektüel bir gelenek
Bakış açısı çerçevesi olarak For the Neoplatonists,
Burada For the Neoplatonists, “Yeni Platoncuların bakış açısından” anlamına gelir. Baştaki ifade, ardından gelen yargıyı bu gruba ait bir görüş olarak sunar; for burada “yararına” demek değildir. For + kişi veya grup, ... kalıbı, sonraki iddianın kimin inançlarını, ölçütlerini veya deneyimini temsil ettiğini göstererek bilgiyi düzenler. İddiayı evrensel bir gerçek olarak sunmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede For + grup, o grubun bakış açısını belirtir?
- For the research team, accuracy matters more than speed.
- We bought new equipment for the research team.
- The research team left for the laboratory.
Cevabı göster
For the research team, accuracy matters more than speed.
a spiritual aspect: maddi olmayan veya dinsel bir boyut
Bu cümlede aspect, daha geniş bir konunun bir yönü veya boyutu demektir. A spiritual aspect, matematiğin maddi olmayan, kutsal ya da dinsel bir anlam taşıdığının düşünüldüğünü belirtir; aspect burada fiziksel görünüş demek değildir. Belirsiz tanımlık a, maneviyatı matematiğin bir yönü olarak sunar; bunun matematiğin tek niteliği veya amacı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede a spiritual aspect ne anlama geliyor?
- matematiğin görünür şekli
- maddi olmayan, kutsal veya dinsel bir boyut
- daha hızlı bir hesaplama yöntemi
Cevabı göster
maddi olmayan, kutsal veya dinsel bir boyut
divided among the four branches of arithmetic, geometry, astronomy, and music. Kültür
2:08aritmetik, geometri, astronomi ve müzik olmak üzere dört dala ayrılmıştı.
Dört dal: aritmetik, geometri, astronomi ve müzik
Bu liste, daha sonra quadrivium olarak bilinen klasik eğitim sınıflandırmasını yansıtır; modern okullardaki ders sistemini değil. Müziğin aritmetik, geometri ve astronomiyle birlikte yer almasının nedeni, aralıklar ve armonideki oranlar gibi sayısal ilişkiler üzerinden incelenmesidir. Burada müzik matematiksel bir disiplindir; yalnızca eğlence amacıyla eklenmiş bir ders değildir.
Alıştırma
Bu klasik sınıflandırmada müzik neden aritmetik, geometri ve astronomiyle aynı gruptadır?
- Esas olarak öğrencileri eğlendirmek için eklenmişti.
- Eski okulların çoğunda aritmetiğin yerini almıştı.
- Aralıklar ve armonideki sayısal oranlar üzerinden inceleniyordu.
Cevabı göster
Aralıklar ve armonideki sayısal oranlar üzerinden inceleniyordu.
These subjects were not studied merely for the sake of curiosity or practical utility, Notlar
2:14Bu konular sadece merak veya pratik fayda uğruna değil,
for the sake of + isim: amaç veya gözetilen yararı belirtmek
For the sake of + isim veya -ing biçimi, “amacıyla” ya da “yararı için” anlamına gelir. Burada curiosity ve practical utility, bu alanları incelemenin olası iki güdüsüdür. Sake kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; merely ise burada “yalnızca” ya da “sadece” demektir. Cümle, çalışmanın nedeninin yalnızca bu güdüler olmadığını söyler.
Alıştırma
Cümleyi öğrendiğiniz amaç ifadesiyle tamamlayın: The coach shortened practice ____ the exhausted players' health.
Cevabı göster
for the sake of
but because they authenticated the belief that numbers were the sacred language of the universe. Notlar
2:20sayıların evrenin kutsal dili olduğu inancını doğruladıkları için inceleniyordu.
not merely for X, but because Y: daha temel nedeni vurgulamak
not merely for X, but because Y kalıbı önce X'i sınırlı veya eksik bir neden olarak sunar, ardından konuşanın vurgulamak istediği nedeni but because ile açıklar. Merely “yalnızca” demektir; dolayısıyla cümle, merakın veya pratik yararın da etkili olmuş olabileceğini mutlaka reddetmez. Burada vurgulanan neden, bu konuların sayılarla ilgili bir inancı doğruladığının düşünülmesidir. Cümlenin tamamı bu konuların neden incelendiğini açıklar; hiç incelenmediklerini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi not merely for X, but because Y kalıbıyla tamamlayın: The museum keeps these records ____ research, ____ they tell the town's story.
Cevabı göster
not merely for · but because
authenticated the belief that: bir inancı resmî biçimde doğrulamak
Bu cümlede authenticated, “doğrulama sağladı veya inandırıcılık kazandırdı” anlamına gelir. Bu çalışma alanlarına değer verilmesinin nedeni, ardından gelen that yan cümlesinde açıklanan inancı destekliyor gibi görünmeleridir; bu, inancın her türlü kuşkunun ötesinde kanıtlandığı anlamına gelmek zorunda değildir. Yapı, authenticate + doğrulanan şey biçimindedir. Burada nesne the belief, that numbers were the sacred language of the universe ise bu inancın içeriğini belirtir. Authenticate yalnızca bir kullanıcının kimliğini doğrulamakla sınırlı değildir.
Alıştırma
Örnekte authenticated the belief that ne anlama gelir?
- İnancın desteklenmiş ve inandırıcı görünmesini sağladılar.
- İnancın kesinlikle yanlış olduğunu gösterdiler.
- Bu inanca sahip bir kullanıcının giriş yapmasına izin verilip verilmediğini kontrol ettiler.
Cevabı göster
İnancın desteklenmiş ve inandırıcı görünmesini sağladılar.
numbers were the sacred language of the universe: bir metafor
"Numbers were the sacred language of the universe" bir metafordur. Sayılar gerçek anlamda konuşmaz; cümle matematiği, evrenin nasıl düzenlendiğini ortaya çıkarabilen bir sistem olarak sunar. Bu Yeni Platoncu bakış açısında matematiksel ilişkiler, kutsal ve akılcı bir düzenin işaretleri olarak görülüyordu. Daha genel olarak language, yalnızca sözlü ya da yazılı sözcükleri değil, bir şeyi anlaşılır kılan düzenli bir sistemi de ifade edebilir.
Alıştırma
Bu cümledeki metafor ne anlama geliyor?
- Matematiği incelemek için yalnızca tek bir konuşma dili kullanılabilirdi.
- Matematiksel ilişkilerin evrenin kutsal düzenini ortaya çıkardığına inanılıyordu.
- Evrenin sayıları yüksek sesle söyleyerek konuştuğuna inanılıyordu.
Cevabı göster
Matematiksel ilişkilerin evrenin kutsal düzenini ortaya çıkardığına inanılıyordu.
In the repeated patterns of algebraic formulas and geometric shapes, Kalıp ifadeler
2:25Cebirsel formüllerin ve geometrik şekillerin tekrar eden desenlerinde,
repeated patterns of algebraic formulas and geometric shapes: tekrarlanan düzenlilikler
"Repeated patterns of ...", bir grup şey içinde tekrar eden ve tanınabilen yapılar ya da düzenlilikler anlamına gelir. Buradaki patterns, süsleme amaçlı desenleri değil, cebirsel formüllerde ve geometrik şekillerde tekrar tekrar gözlemlenebilen ilişkileri ifade eder. patterns of + isim yapısı, düzenliliğin görüldüğü malzemeyi, davranışı veya biçimleri belirtir. Bu kullanım bilimsel ve analitik betimlemelerde yaygındır.
Alıştırma
Burada patterns sözcüğünün en doğal anlamı nedir?
- belirli bir denklemi çözme adımları
- tekrarlanan yapılar veya düzenlilikler
- yalnızca süsleme amaçlı desenler
Cevabı göster
tekrarlanan yapılar veya düzenlilikler
and the harmonious intervals of musical tones, Kalıp ifadeler
2:31ve müzikal notaların uyumlu aralıklarında,
the harmonious intervals of musical tones: perdeler arasındaki hoş ilişkiler
Müzik ile matematiğin kesiştiği bu resmî ifadede intervals, müzik tonları arasındaki ilişkileri veya perde uzaklıklarını anlatır. Harmonious ise bu ilişkilerin kulağa hoş ve dengeli geldiğini belirtir. Bu ifade sesler arasındaki düzenli ilişkiyi anlatır; insanlar arasındaki iyi geçimi anlatmaz. Ayrıca müzikal güzelliğin örüntüler ve oranlar üzerinden açıklanmasına yardımcı olur.
Alıştırma
the harmonious intervals of musical tones neyi anlatır?
- Tam şarkıların arasına konan sessiz aralar.
- Müzik tonlarının perdeleri arasındaki hoş ilişkiler.
- Birkaç müzisyen arasındaki dostça konuşmalar.
Cevabı göster
Müzik tonlarının perdeleri arasındaki hoş ilişkiler.
the Neoplatonists saw a rational cosmic force at work. Notlar
2:35Yeni Platoncular iş başında olan rasyonel bir kozmik güç görüyorlardı.
saw a rational cosmic force at work: işleyen bir gücü fark etmek
Buradaki saw, bir şeyi gözleriyle gerçekten görmek değil, onu fark etmek veya çıkarım yapmak anlamına gelir. Neoplatonikler, dünyadaki örüntüleri akılcı bir kozmik gücün varlığına dair kanıt olarak yorumladılar. saw something at work yapısı soyut bir nedeni etkin bir süreç olarak sunar. At work burada “işleyen” veya “etki üreten” demektir; yani cümle, bu gücün işlediğini düşündüklerini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede saw a rational cosmic force at work ne anlama gelir?
- Aklın kozmosu şekillendirebileceğine inanmayı bıraktılar.
- Görünür bir gücün uzayda hareket ettiğini fiziksel olarak izlediler.
- Akılcı bir kozmik gücün işlediği sonucuna vardılar.
Cevabı göster
Akılcı bir kozmik gücün işlediği sonucuna vardılar.
at work: etkin biçimde işleyen bir güç
Burada at work, “etkin biçimde işlemek ya da olanları etkilemek” demektir. Akılcı kozmik gücü, etkilerinden anlaşılabilen görünmez bir neden olarak anlatır; bir iş yerinden söz etmez. Yaygın bir kalıp see veya observe a force, process, or principle at work şeklindedir. Kanıtlar bir mekanizmanın işlediğini görmenizi sağladığında kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “sonucu etkin biçimde etkileyen” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Several hidden forces are ____ in this decision.
Cevabı göster
at work
Students delved into this ordered mathematical world Öbek fiiller
2:39Öğrenciler bu düzenli matematiksel dünyaya,
delved into: bir konuyu derinlemesine inceledi
Delved into, “bir şeyi derinlemesine ve dikkatle araştırdı ya da inceledi” demektir. Bu cümlede matematik dünyasını, öğrencilerin yüzeysel düzeyin ötesine geçerek incelediği bir konu olarak sunar. Kalıp delve into + konu, soru, kayıt veya başka bir materyal şeklindedir. Delved, basit geçmiş zaman biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The research team ____ the causes of the sudden decline.
Cevabı göster
delved into
to achieve higher unity with this force: amaç bildiren mastar yapısı
Burada to achieve higher unity with this force mastar öbeği amaç bildirir: daha önce anlatılan eylemin hedefini açıklar. To burada bir yere doğru hareket anlamına gelmez. Achieve unity with, bir şeyle birlik veya derin bağ kurma durumuna ulaşmak demektir. Higher, fiziksel bir yüksekliği değil, ruhsal ya da felsefi açıdan daha yüce bir düzeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede to achieve a deeper unity with nature daha önceki bir eylemin amacını belirtir?
- To achieve a deeper unity with nature was their main goal.
- They studied the tradition to achieve a deeper unity with nature.
- Their goal was to achieve a deeper unity with nature.
Cevabı göster
They studied the tradition to achieve a deeper unity with nature.
known as the One: felsefi bir ilkenin adını belirtmek
Known as + bir ad veya unvan, bir şeyin o adla anılması demektir. Burada known as the One, daha önce sözü edilen force sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir edilgen öbektir ve bu gücün adını verir. Başında the bulunan ve O harfi büyük yazılan the One, Yeni Platonculuktaki nihai ilkenin adıdır. Bu bağlamda One sıradan bir sayısı değildir.
Alıştırma
Bir ad belirtmek için known sözcüğünü doğru edatla tamamlayın: This weather pattern is ____ El Niño.
Cevabı göster
known as
While Hypatia was considered pagan, Dilbilgisi
2:47Hypatia, Hıristiyanlıktan önceki geleneksel Roma inancı için kullanılan bir terim olan
While Hypatia was considered pagan: karşıtlık bildiren while
Burada while, “-se de” veya “her ne kadar” anlamında karşıtlık bildirir; “-iken” anlamındaki zaman ilişkisini anlatmaz. Anlatım önce Hypatia’nın pagan sayıldığını kabul eder, ardından bu etiketin düşündürebileceği şeyle çelişen bir bilgiye zemin hazırlar. Was considered pagan edilgen yapıdadır. Hypatia’nın başkaları tarafından nasıl sınıflandırıldığını bildirir; onun kendi inançlarını nasıl tanımladığını tek başına göstermez.
Alıştırma
Hangi cümlede while, “-iken” yerine “-se de” anlamında kullanılmıştır?
- While the apartment is small, it gets plenty of sunlight.
- While I was cooking, the phone rang.
- She hummed while she worked.
Cevabı göster
While the apartment is small, it gets plenty of sunlight.
a term for traditional Roman belief before Christianity, Anlatım akışı
2:49pagan olarak kabul edilmesine rağmen,
a term for ...: araya eklenen tanım
Tam cümlede a term for traditional Roman belief before Christianity, kendisinden önce gelen pagan sözcüğünü açıklayan eş görevli bir tanımdır. Ana ifadeyi kısa süreliğine durdurup bilinmeyebilecek bir sözcüğü açıklar, ardından cümlenin devam etmesini sağlar. a term for + kavram yapısında term, “terim” veya “adlandırma” demektir; for sonrasındaki sözler bu adlandırmanın neyi ifade ettiğini belirtir. Burada “okul dönemi” veya belirli bir süre anlamına gelmez.
Alıştırma
a term for ... burada bilgiyi düzenlemek için ne yapıyor?
- Daha önce gerçekleşmiş ayrı bir olayı anlatmaya başlar.
- Okuyuculara bir okul döneminin ne kadar sürdüğünü söyler.
- Ana cümle devam etmeden önce önceki sözcüğü kısaca tanımlar.
Cevabı göster
Ana cümle devam etmeden önce önceki sözcüğü kısaca tanımlar.
she worshiped no particular deity or deities, Kelime
2:53belirli bir tanrıya veya tanrılara tapmıyordu
no particular deity or deities: özel olarak seçilmiş bir ibadet nesnesinin olmaması
No particular + tekil veya çoğul isim, belirli bir kişi, şey ya da grubun tanımlanmadığını veya seçilmediğini ifade eder. Burada, onun ibadetini belirli bir tanrıya ya da belirli bir tanrı grubuna yöneltmediği anlamına gelir. Deity, tanrı veya ilahi varlık anlamına gelen resmî ve genel bir isimdir; kişi adı değildir. Bu ifade tek başına onun hiçbir tanrının varlığına inanmadığını göstermez. Yalnızca belirli bir ibadet nesnesinin olmadığını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede no particular deity or deities ne anlama geliyor?
- Hiçbir tanrının var olmadığını söyledi.
- Particular adlı bir tanrıya tapıyordu.
- Özel olarak tanımlanmış herhangi bir tanrıya veya tanrı grubuna tapmıyordu.
Cevabı göster
Özel olarak tanımlanmış herhangi bir tanrıya veya tanrı grubuna tapmıyordu.
and her ideas could be applied alongside multiple religious viewpoints. Kalıp ifadeler
2:56ve fikirleri birden çok dini görüşle yan yana uygulanabiliyordu.
could be applied alongside ...: fikirleri diğer bakış açılarıyla birlikte uygulamak
Could be applied, could kip belirteciyle edilgen be applied biçimini birleştirir. Onun fikirlerinin uygulamaya konabileceğini anlatır. Alongside multiple religious viewpoints, bu bakış açılarıyla birlikte veya onlara paralel olarak demektir; alongside burada fiziksel konumu değil, soyut bir ilişkiyi belirtir. Cümle uyumluluk veya bir arada bulunma ifade eder. Fikirler, diğer dinî bakış açıları önce terk edilmeden kullanılabilirdi; ancak bu, bakış açılarının aynı veya tamamen birleşmiş olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “başka bir sistemle birlikte uygulamaya koymak” anlamına gelen iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: The new checklist can be ____ the existing safety procedures.
Cevabı göster
applied alongside
Jewish and Christian, as well as pagan students, Dilbilgisi
3:00Yahudi ve Hıristiyan öğrencilerin yanı sıra pagan öğrenciler de
Jewish and Christian, as well as pagan students: tek listede üç grup
Bu ifade üç öğrenci grubunu adlandırır: Yahudi öğrenciler, Hristiyan öğrenciler ve pagan öğrenciler. Jewish ve Christian sözcüklerinden sonra students adı bağlamdan anlaşılır; pagan students ifadesinde ise açıkça kullanılır. A and B, as well as C yapısı, önce A ile B’yi sunup ardından C’yi ekleyerek bir liste oluşturur. C ek bilgi gibi duyulabilir, ancak yine de grubun tamamına dahildir.
Alıştırma
Jewish and Christian, as well as pagan students ifadesinde adı geçen herkesi hangi yorum doğru biçimde kapsar?
- Yalnızca Yahudi ve Hristiyan öğrenciler
- Yahudi öğrenciler, Hristiyan öğrenciler ve pagan öğrenciler
- Yalnızca pagan öğrenciler
Cevabı göster
Yahudi öğrenciler, Hristiyan öğrenciler ve pagan öğrenciler
traveled from the farthest reaches of the empire to study with her. Deyimler
3:03onunla çalışmak için imparatorluğun en uzak köşelerinden seyahat ediyorlardı.
from the farthest reaches of the empire: imparatorluğun en uzak bölgelerinden
Bu ifadede the farthest reaches of the empire, “imparatorluğun en uzak veya ücra bölgeleri” anlamına gelir. Reaches, bir bölgenin uzandığı dış veya uç kısımları anlatan çoğul bir addır; uzanma eylemi değildir. Canlı uzaklık imgesi, insanların birbirinden uzak ve geniş bir alana dağılmış yerlerden yolculuk ettiğini vurgular. Bu cümlede öğretmenin çok geniş bir bölgeden öğrencileri kendine çektiğini düşündürür.
Alıştırma
Burada from the farthest reaches of the empire ne anlama gelir?
- imparatorun fiziksel olarak dokunabildiği yerlerden
- başkente yakın mahallelerden
- imparatorluğun en uzak bölgelerinden
Cevabı göster
imparatorluğun en uzak bölgelerinden
The non-partisan environment Hypatia fostered, Kelime
3:07Tüm öğrencilerin kendilerini rahat hissedebildiği,
non-partisan environment: hiçbir tarafı kayırmayan ortam
Burada non-partisan environment, insanları belirli bir siyasi, dinî veya başka bir gruba ait oldukları için kayırmayan ya da dışlamayan bir ortam anlamına gelir. Bu bağlamda, farklı gruplardan öğrencilere açık bir eğitim ortamını anlatır. non- ön eki “değil” anlamı verir; partisan ise burada belirli bir partiye veya tarafa güçlü biçimde bağlı olmayı ifade eder. Bu nedenle non-partisan, örgütlü taraflar arasında tarafsızlığı anlatır; kimsenin görüşü veya değeri olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum non-partisan bir seçim forumuna en uygundur?
- Bütün siyasi konulardan kaçınır.
- Bütün partilere adil fırsat verir ve hiçbirini desteklemez.
- En büyük iki partinin ikisini de destekler.
Cevabı göster
Bütün partilere adil fırsat verir ve hiçbirini desteklemez.
Hypatia fostered: bir ortamın gelişmesine yardım etmek
the environment Hypatia fostered ifadesinde fostered, “zaman içinde gelişmesine ve güçlenmesine yardım etti” anlamına gelir. Fiziksel bir yeri tek seferde oluşturmayı değil, ortamı sürekli eylemlerle şekillendirmeyi anlatır. Hypatia fostered ifadesi environment sözcüğünü niteler. İngilizcede nesne görevindeki that veya which ilgi zamiri burada düşürülmüştür; tam yapı the environment that Hypatia fostered şeklindedir. Environment, fostered fiilinin nesnesi olarak anlaşılır.
Alıştırma
Hangi cümlede foster, “soyut bir niteliğin veya ortamın zaman içinde gelişmesine yardım etmek” anlamında kullanılmıştır?
- The coach fostered a culture of mutual respect.
- They bought a foster dog a new bed.
- The family fostered a child for six months.
Cevabı göster
The coach fostered a culture of mutual respect.
was especially remarkable given the religious and political Kalıp ifadeler
3:13özellikle o dönemde İskenderiye şehrini parçalayan dini ve siyasi
turmoil that was fracturing the city of Alexandria at the time. Deyimler
3:16kargaşa göz önüne alındığında dikkate değerdi.
especially remarkable given ...: bir şeyi arka planına göre değerlendirmek
Especially, remarkable sözcüğünü güçlendirir: anlatılan başarı ya da olgu normalden daha fazla öne çıkar. Burada given, bu yargıyı değerlendirmede kullanılan koşulu sunar ve “göz önüne alındığında” ya da “dikkate alındığında” anlamına gelir. Ardından the religious and political turmoil ad öbeği gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp değerlendirme + given + ilgili arka plan şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede given “göz önüne alındığında” anlamında kullanılır ve bir şeyi özellikle dikkat çekici kılan zor bir arka plan sunulur?
- She was given a remarkable award for her calm response.
- The judge gave a remarkable response after the hearing.
- Her calm response was especially remarkable given the pressure she was under.
Cevabı göster
Her calm response was especially remarkable given the pressure she was under.
turmoil that was fracturing ...: bir kenti parçalayan çatışma
Turmoil, ciddi düzensizlik veya çatışma durumu anlamına gelir. That was fracturing the city ilgi cümleciği, bu kargaşanın yarattığı etkiyi anlatır. Fracturing the city toplumsal bir mecazdır: çatışma binaları fiziksel olarak çatlatmıyor, kentin topluluklarını, kurumlarını ve ilişkilerini parçalıyor. Was fracturing, bu zarar verici bölünmeyi o sırada devam eden bir süreç olarak gösterir.
Alıştırma
Bu bağlamda turmoil that was fracturing the city ifadesini en iyi hangi cümle yeniden anlatır?
- The unrest was making every building in the city physically crack.
- The unrest was dividing the city's communities and institutions.
- The unrest was repairing the city's political relationships.
Cevabı göster
The unrest was dividing the city's communities and institutions.
Christianity had recently become the empire's state religion. Kültür
3:21Hıristiyanlık kısa süre önce imparatorluğun devlet dini haline gelmişti.
the empire's state religion: imparatorluğun devlet dini
Bu cümlede state religion, hükümet tarafından resmen tesis edilen veya desteklenen ve çoğu zaman özel bir hukuki statüye sahip olan din demektir. Buradaki state, ABD'deki bir eyalet gibi bölgesel bir birimi değil, ülkeyi veya yönetim makamını ifade eder. The empire's iyelik yapısı, bu resmî statünün imparatorluk düzeyinde geçerli olduğunu gösterir. Bu arka plan, dinî kurumların ve liderlerin kamusal ve siyasi etkiye de nasıl sahip olabildiğini açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
State religion hangi durumda doğru kullanılmıştır?
- Bir din bir ilde yaygındır ancak merkezî hükümet tarafından tanınmamaktadır.
- Bir din, ülkenin hükümeti tarafından resmen tesis edilir veya desteklenir.
- Bir din en çok takipçiye sahiptir ancak resmî statüsü yoktur.
Cevabı göster
Bir din, ülkenin hükümeti tarafından resmen tesis edilir veya desteklenir.
The local archbishop, Cyril, had steadily gained political power, Kalıp ifadeler
3:25Yerel başpiskopos Kiril, istikrarlı bir şekilde siyasi güç kazanmış,
had steadily gained political power: istikrarlı biçimde siyasi güç kazanmıştı
Had steadily gained political power, Cyril'in hükümet kararlarını ve kamusal işleri etkileme gücünü zaman içinde yavaş yavaş biriktirdiğini anlatır. Buradaki power elektrik veya fiziksel güç değil, siyasi yetki ya da etkidir. Had gained past perfect yapısındadır: güç birikimi, anlatıdaki başka bir geçmiş andan önce gerçekleşmiştir. Steadily, ani bir yükseliş yerine süreklilik gösteren ve istikrarlı bir süreci vurgular.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın. Past perfect ve aşamalı, istikrarlı büyümeyi gösteren bir zarf kullanın: By the time the peace talks began, the regional coalition ____.
Cevabı göster
had steadily gained political power
commanding zealous militias of Christian monks Dilbilgisi
3:29Hıristiyan keşişlerin fanatik milislerine,
commanding zealous militias ...: ek bilgi veren bir -ing ortaç öbeği
commanding zealous militias of Christian monks, daha önce sözü edilen kişinin gücü nasıl kullandığına dair bilgi ekleyen bir -ing ortaç öbeğidir. Örtük öznesi çevresindeki cümleden anlaşılır. Bu öbeğin kendine ait çekimli bir fiili yoktur; bu nedenle yeni ve tamamlanmış bir cümle başlatmaz veya emir vermez. Bu yapı, eş zamanlı bir eylemi, durumu ya da arka plan bilgisini daha uzun bir cümle içinde kısa biçimde aktarmayı sağlar.
Alıştırma
Şu yeni cümleyi okuyun: The governor tightened his control, commanding a large private militia. -ing öbeğinin görevi nedir?
- Öznesi atılmış yeni ve tamamlanmış bir cümle başlatır.
- Milis gücüne doğrudan bir şey yapmasını emreder.
- Valinin kontrolü nasıl kullandığına dair bilgi ekler.
Cevabı göster
Valinin kontrolü nasıl kullandığına dair bilgi ekler.
to destroy pagan temples and harass the Jewish population. Kelime
3:32pagan tapınaklarını yok etmelerini ve Yahudi nüfusunu taciz etmelerini emrediyordu.
destroy ... and harass ...: eş görevli eylemler ve harass sözcüğünün güçlü anlamı
destroy pagan temples and harass the Jewish population ifadesinde, and ile bağlanan iki eş görevli fiil öbeği vardır. İkisi de önceki to sözcüğüne bağlıdır: to destroy ... and (to) harass .... destroy, tapınakların fiziksel olarak yıkılmasını anlatır. Bu tarihsel bağlamda harass, birini sıradan biçimde rahatsız etmekten çok daha güçlüdür; bir grubu tekrar tekrar düşmanca, tehdit edici veya kötü muameleye maruz bırakmak anlamına gelir. Jewish, population sözcüğünü niteler.
Alıştırma
Şu yeni cümleyi okuyun: The workers said the supervisor had harassed them for months. harassed sözcüğünün en yakın anlamı nedir?
- Bir topluluğa nazik bir ziyaret yapmak.
- Birinin sözünü bir kez kısaca kesmek.
- Bir grubu tekrar tekrar düşmanca veya tehdit edici muameleye maruz bırakmak.
Cevabı göster
Bir grubu tekrar tekrar düşmanca veya tehdit edici muameleye maruz bırakmak.
In doing so: önceki eyleme gönderme yapıp sonucu açıklamak
In doing so içindeki so, hemen önce sözü edilen eylemin ya da eylemlerin tamamının yerini tutar; böylece bunları tekrar etmeye gerek kalmaz. Eylem ile sonuç arasındaki ilişkiye göre ifade yaklaşık olarak “bunu yaparken” veya “bunu yaparak” anlamına gelir. Bir bağlayıcı olarak bilgiyi önceki eylem → sonuç biçiminde düzenler. Doing so yeni bir eylem belirtmez; ardından gelen yan cümle, önceki eylemin sonucunda ne olduğunu açıklar.
Alıştırma
Şunu okuyun: The team skipped the safety check. In doing so, it increased the risk of errors. so neye gönderme yapıyor?
- hata riski
- ekibi kurma eylemi
- güvenlik kontrolünü atlama eylemi
Cevabı göster
güvenlik kontrolünü atlama eylemi
he encroached on the secular authority of the Roman governor, Kelime
3:37kendisi de ılımlı bir Hıristiyan olan
encroached on the secular authority: yetki sınırını ihlal etmek
Encroached on, aslında bir başkasına ait olan bir yetki alanının sınırlarını aşmak veya o alana müdahale etmek demektir. Yalnızca yaklaşmayı değil, uygunsuz ve çoğu zaman kademeli bir sınır ihlalini anlatır. Burada secular authority, dinî yetkiden farklı olarak sivil ya da siyasi yönetim yetkisini ifade eder. Dolayısıyla ifade, onun eylemlerinin Roma valisinin sahip olduğu yetkilere müdahale ettiğini söyler.
Alıştırma
Bu cümlede encroached on the secular authority ne anlama geliyor?
- Valiye fiziksel olarak yaklaştı
- Valinin liderliğini açıkça övdü
- Valinin sivil yönetim yetkisine kademeli olarak müdahale etti
Cevabı göster
Valinin sivil yönetim yetkisine kademeli olarak müdahale etti
himself a moderate Christian: kimliği belirten kısaltılmış ek ifade
Bu parçada himself a moderate Christian, daha önce adı geçen erkek hakkında ek bilgi verir: kendisi ılımlı bir Hristiyandı. Bu, kabaca who was himself a moderate Christian yapısına denk gelen kısaltılmış bir ek ifadedir. Parçanın kendi çekimli fiili yoktur. Himself kişiyi vurgular, a moderate Christian ise kimliğini belirtir; cümlenin fiilini ana cümlecik sağlar.
Alıştırma
Bu kısaltılmış ek ifadeyi doğru kullanan cümle hangisidir?
- Marcus, himself a moderate Christian, called for calm.
- Marcus himself became a moderate Christian and called for calm.
- Marcus, who was a moderate Christian, himself called for calm.
Cevabı göster
Marcus, himself a moderate Christian, called for calm.
leading to a bitter public feud between the two men. Dilbilgisi
3:43bu da iki adam arasında sert, aleni bir çekişmeye yol açtı.
leading to ...: sonuç eklemek
Leading to ..., az önce anlatılan durumun sonucunu ekleyen, şimdiki zaman ortacıyla kurulmuş bir yan yapıdır. Burada önceki durumun iki adam arasında kamuoyu önünde sert bir çatışmaya neden olduğu anlamına gelir; leading birine fiziksel olarak yol göstermek demek değildir. Yapı leading to + isim öbeğidir. Çekimsiz olduğu için önceki cümleciğe bağlıdır ve neden-sonuç ilişkisini kısa ve öz biçimde aktarır.
Alıştırma
Hangi cümle leading to kullanarak doğru biçimde bir sonuç ekler?
- The power failure led to a two-hour shutdown.
- The power failed, leading to a two-hour shutdown.
- The guide was leading the visitors to the control room.
Cevabı göster
The power failed, leading to a two-hour shutdown.
Because she was seen as a wise and impartial figure, Dilbilgisi
3:47Bilge ve tarafsız bir figür olarak görüldüğü için,
Because she was seen as a wise and impartial figure: başkalarının değerlendirmesiyle neden belirtmek
Because, ardından gelen eylemin nedenini belirtir. Bu bölüm bir yan cümledir; ana cümleyle birlikte kullanılarak sonraki eylemin neden gerçekleştiğini açıklar. Was seen as, “... olarak görülüyordu” veya “... olarak kabul ediliyordu” anlamındadır. Edilgen yapı, değerlendirmeyi kimin yaptığına değil, onun bilge ve tarafsız biri olduğuna dair itibara odaklanır; seen burada gerçekten gözle görülmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama geliyor? Because Maya was seen as a fair leader, the team trusted her.
- İnsanlar Maya’nın adil olduğunu düşünüyordu ve ekip bu yüzden ona güveniyordu.
- Ekip Maya’ya güvendikten sonra insanlar onu fiziksel olarak gördü.
- Maya adil görünmek istediği için ekibe güvendi.
Cevabı göster
İnsanlar Maya’nın adil olduğunu düşünüyordu ve ekip bu yüzden ona güveniyordu.
consulted Hypatia: bir kişiden tavsiye istemek
consulted Hypatia ifadesinde Hypatia doğrudan nesnedir: Orestes onun görüşünü veya tavsiyesini istemiştir. Bu ifade, Hypatia hakkında bilgi araştırdığı anlamına gelmez. Consult, ask for advice ifadesinden daha resmîdir ve çoğu zaman danışılan kişinin ilgili bilgiye, deneyime veya yetkiye sahip olduğunu ima eder.
Alıştırma
Hangi cümle Elena’nın bir sözleşmeyi imzalamadan önce avukattan profesyonel tavsiye istediği anlamına gelir?
- Elena consulted a lawyer before signing the contract.
- Elena hired a lawyer before signing the contract.
- Elena spoke about a lawyer before signing the contract.
Cevabı göster
Elena consulted a lawyer before signing the contract.
who advised him to act with fairness and restraint. Kalıp ifadeler
3:53o da valiye adalet ve ölçülülükle hareket etmesini tavsiye etti.
advised him to act with fairness and restraint: birine adil ve ölçülü davranmasını tavsiye etmek
Advise someone to do something, belirli bir kişiye bir eylemi yapmasını tavsiye etmek anlamına gelir. Burada him tavsiyeyi alan kişidir ve bu yapıda nesneden sonra to ile kurulan mastar, yani to act gelir. Act with + soyut isim, kişinin eylem sırasında gösterdiği niteliği veya tutumu anlatır. Fairness insanlara adil davranmak, restraint ise dürtüleri kontrol edip aşırı tepki vermekten kaçınmak demektir.
Alıştırma
Hangi cümle advise someone to do something yapısını doğru kullanıyor?
- The mediator advised both sides to respond with patience and restraint.
- The mediator advised both sides responding with patience and restraint.
- The mediator suggested both sides to respond with patience and restraint.
Cevabı göster
The mediator advised both sides to respond with patience and restraint.
But when a group of Cyril's monks incited a riot, Notlar
3:56Ancak Kiril'in keşişlerinden oluşan bir grup bir isyan çıkardığında,
But when...: dönüm noktası olan bir olayı hazırlamak
But, anlatının önceki kısma göre yön değiştirdiğini gösterir. When ise sonraki gelişmeye zemin hazırlayan olayı tanıtır; bu nedenle But when birlikte yaklaşık olarak “ancak, ... olduğunda” anlamına gelir. when yan cümlesi bağımlıdır ve virgülle biter, dolayısıyla düşünceyi tamamlamaz. Okur, o anda veya isyanın sonucunda ne olduğunu anlatan bir ana cümlenin gelmesini beklemelidir.
Alıştırma
But when a group of Cyril's monks incited a riot, başlangıcı anlatıda hangi görevi görür?
- Bir dönüşü haber verir ve ana cümle sonraki gelişmeyi açıklamadan önce bir olay kurar.
- Nihai sonucu verir ve anlatıyı bitirir.
- Sonrasıyla ilgisiz bir olay hakkında tamamlanmış bir cümle sunar.
Cevabı göster
Bir dönüşü haber verir ve ana cümle sonraki gelişmeyi açıklamadan önce bir olay kurar.
incited a riot: şiddet içeren bir isyanı bilerek kışkırtmak
Burada incited a riot, insanları şiddet içeren toplumsal bir kargaşa başlatmaya bilerek teşvik etmek veya kışkırtmak anlamına gelir. Keşişler yalnızca olay yerinde bulunan ya da istemeden sorun çıkaran kişiler olarak değil, başkalarını etkin biçimde harekete geçiren kişiler olarak anlatılır. Incite genellikle incite violence veya incite hatred örneklerinde olduğu gibi zararlı bir eylemi ya da duyguyu nesne olarak alır. Encourage fiilinden çok daha güçlüdür ve suçlayıcı bir anlam taşır.
Alıştırma
Bir konuşmacı kalabalığı şiddete yönelmesi için bilerek kışkırttı ve ardından isyan çıktı. Konuşmacının yaptığını en kesin biçimde hangi ifade anlatır?
- started a riot
- caused a riot
- incited a riot
Cevabı göster
incited a riot
badly injuring Orestes in the process, Dilbilgisi
3:59bu süreçte Orestes'i ağır şekilde yaraladıklarında,
badly injuring ... in the process: ortaya çıkan bir sonucu eklemek
badly injuring Orestes in the process şeklindeki -ing yan cümleciği, önceki eylemin bir sonucunu ekler: Keşişler isyanı kışkırtırken eylemleri Orestes'in de ağır yaralanmasına neden olmuştur. Badly, injuring sözcüğünü niteler ve burada kötü bir şekilde değil, ağır biçimde anlamına gelir. In the process, o eylem gerçekleştirilirken veya o olay gelişirken anlamına gelir ve çoğu zaman ek ya da amaçlanmamış bir sonucu anlatır. Burada resmî bir süreç anlamına gelmez. Bu yapıda -ing yan cümleciğinin örtük nedeni veya öznesi, önceki yan cümleyle mantıksal olarak bağlantılı olmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, ilk olayın ciddi bir sonucunu eklemek için -ing yan cümleciğini ve in the process ifadesini doğal biçimde kullanır?
- The van hit a barrier during a carefully planned inspection process.
- The van hit a barrier, badly injuring two passengers in the process.
- Two passengers were in the process of checking the van before it hit a barrier.
Cevabı göster
The van hit a barrier, badly injuring two passengers in the process.
he had their leader tortured to death. Dilbilgisi
4:02liderlerine işkence edilerek öldürülmesini emretti.
had their leader tortured to death: have + nesne + geçmiş zaman ortacı
Had their leader tortured, have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Their leader eylemden etkilenen kişidir; bu bağlamda he, eylemi başka birine yaptırmış, emretmiş veya gerçekleşmesine neden olmuştur. Cümle, işkenceyi bizzat onun yaptığını söylemez. To death bir sonuç ifadesidir: işkence liderin ölümüne neden olmuştur. Yalnızca acı veya yaralanma değil, ölüm açık sonuç olarak verilir.
Alıştırma
İşi başka birinin yaptığını göstermek için repair fiilinin doğru biçimini kullanın: The mayor had the roof ____ before winter.
Cevabı göster
repaired
accusing her of witchcraft to turn Orestes against Christianity. Notlar
4:07onu Orestes'i Hıristiyanlığa karşı kışkırtmak için büyücülük yapmakla itham ettiler.
accusing her of witchcraft: accuse + kişi + of
Accuse, accuse + kişi + of + isim veya -ing biçimi kalıbını izler. Her suçlamanın yöneltildiği kişiyi, witchcraft ise ileri sürülen yanlış eylemi belirtir; of sahiplik değil, suçlamanın içeriğini tanıtır. Accuse bir iddiayı bildirir. Tek başına, suçlamanın doğruluğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Sabit kalıbı doğru edatla tamamlayın: The editor accused the reporter ____ copying another article.
Cevabı göster
of
to turn Orestes against Christianity: Orestes'i Hristiyanlığa karşı kışkırtmak
turn someone against a person, group, or idea yapısında turn ettirgen bir anlam taşır: dışarıdan gelen bir etki, bir kişinin hedefteki insana, gruba veya düşünceye karşı çıkmaya, güvenmemeye ya da düşmanlık duymaya başlamasına yol açar. Burada tutumu değiştirilen kişi Orestes, hedef ise Christianity'dir. Fiziksel olarak birini döndürmek anlamına gelmez. to turn mastarı suçlamanın amacını belirtir: suçlama, Orestes'in tutumunda bu değişikliği oluşturmayı amaçlamıştır.
Alıştırma
Eksik kelimeyi tamamlayın: The misleading memo was written to turn the staff ____ the new policy.
Cevabı göster
against
as Hypatia was traveling: devam eden bir eylemi zaman arka planı yapmak
Burada as, 'iken' veya 'olduğu sırada' anlamına gelir. as Hypatia was traveling through the city yan cümlesi, ana olay gerçekleştiğinde zaten devam etmekte olan bir eylemi verir. Was traveling geçmişte devam eden zamandadır. as ile bu devam eden biçim birlikte başka bir geçmiş olay için hareketli bir arka plan oluşturur; bu bağlamda as, 'çünkü' ya da 'sıfatıyla' anlamına gelmez.
Alıştırma
'As Leo was putting away the dishes, the lights went out,' cümlesinde baştaki as yan cümlesinin işlevi nedir?
- Işıkların söndüğü sırada devam eden arka plan eylemini verir.
- Bulaşıkları kaldırmanın ışıkların sönmesine neden olduğunu söyler.
- Leo'nun rolünü veya işini anlatır.
Cevabı göster
Işıkların söndüğü sırada devam eden arka plan eylemini verir.
the bishop's militia of monks dragged her from her carriage Kalıp ifadeler
4:16piskoposun keşiş milisleri onu arabasından sürükleyerek indirdi
dragged her from her carriage: drag someone from somewhere yapısı
drag someone from somewhere yapısında drag zorlayarak hareket ettirmeyi, someone hareket ettirilen kişiyi, from somewhere ise başlangıç noktasını gösterir. Burada her ile belirtilen kişi kendi arabasının içinden zorla çekilip çıkarılır. Drag genellikle güç kullanımını, direnci veya zorluğu ima eder; bu nedenle yalnızca take someone from a place demekten daha güçlüdür. From öbeği önemlidir çünkü zorunlu hareketin nerede başladığını bildirir.
Alıştırma
Cümleyi drag fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve başlangıç noktasını gösteren edatla tamamlayın: The guards ____ the prisoner ____ the van.
Cevabı göster
dragged · from
brutally murdered and dismembered: eşgüdümlü iki ağır şiddet fiili
Brutally, eşgüdümlü murdered ve dismembered fiillerini niteler. İkisi de geçmiş zaman biçimindedir ve nesne olarak her sözcüğünü paylaşır: murdered kasten ve hukuka aykırı biçimde öldürmek, dismembered ise bir bedeni parçalara ayırmak veya uzuvlarını kesmek anlamına gelir. Brutally yalnızca “çok” anlamına gelmez. Eylemleri acımasız ve vahşi olarak sunar; tarihsel anlatıma güçlü bir kınama ve açık bir şiddet tonu verir.
Alıştırma
Yargılayın: brutally murdered and dismembered hafif bir yaralanmayı şakacı biçimde anlatmak için uygun mudur?
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
Hypatia's death was a turning point in the politics of Alexandria. Deyimler
4:23Hypatia'nın ölümü İskenderiye siyasetinde bir dönüm noktası oldu.
a turning point in...: yönde belirleyici bir değişim
A turning point, bir durumun veya sürecin belirgin biçimde farklı bir yönde gelişmesine yol açan olay ya da andır. Burada Hypatia'nın ölümü, yoldaki gerçek bir viraj olarak değil, İskenderiye siyasetinin gidişatını değiştiren bir olay olarak sunulur. Hangi alanın gelişiminin değiştiğini belirtmek için a turning point in + alan, tarih veya süreç yapısını kullanın. Bu değişimin iyi mi kötü mü olduğu bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
“Bir alan içindeki belirleyici değişim” anlamına gelen bu nottaki dört sözcüklü ifadeyi yazın: The invention was ____ the history of aviation.
Cevabı göster
a turning point in
In the wake of...: bir olayın ardından ve etkileri sürerken
In the wake of + isim, bir olaydan sonra ve çoğu zaman o olayın sonucu olarak anlamına gelir; olayın ardından devam eden etkilere dikkat çeker. Burada ifade, sonraki kısmı yalnızca daha geç yaşanan bir olay olarak değil, onun öldürülmesinin yol açtığı sonuçların parçası olarak çerçeveler. Bu imge, hareket eden bir teknenin arkasında bıraktığı iz veya dalgalardan gelir. Bu deyimde wake, bir olayın ardından kalan etkiler anlamındadır; uyanmak anlamına gelmez.
Alıştırma
“Bir olaydan sonra ve o olayın ardından kalan etkilerin parçası olarak” anlamına gelen bu nottaki ifadeyi yazın: ____ the data breach, the company introduced stricter security rules.
Cevabı göster
In the wake of
other philosophers in the Greek and Roman tradition fled, Kültür
4:28Yunan ve Roma geleneğindeki diğer filozoflar kaçtı
in the Greek and Roman tradition: Grek ve Roma düşünce geleneği
in the Greek and Roman tradition, filozofları Antik Yunan ve Roma'yla bağlantılı uzun bir entelektüel ve kültürel gelenek içinde konumlandırır. Buradaki tradition, nesiller boyunca aktarılan fikirleri ve düşünme biçimlerini ifade eder; özel bir aile geleneğini ifade etmez. Bu ifade bir düşünürün, eserin veya okulun daha geniş bir geleneğe ait olduğunu ya da ondan yararlandığını gösterebilir. Böylece bu filozofların temsil ettiği entelektüel mirası anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümledeki in the Greek and Roman tradition ifadesi ne anlama gelir?
- Yalnızca her filozofun ailesinde aktarılan özel bir âdeti ifade eder.
- Bütün Yunan ve Roma şehirleri arasındaki siyasi ittifakı ifade eder.
- Antik Yunan ve Roma'yla bağlantılı, uzun süredir devam eden entelektüel ve kültürel bir geleneği ifade eder.
Cevabı göster
Antik Yunan ve Roma'yla bağlantılı, uzun süredir devam eden entelektüel ve kültürel bir geleneği ifade eder.
and the city's role as a center of learning declined. Kalıp ifadeler
4:32ve şehrin bir öğrenim merkezi olarak rolü geriledi.
the city's role as a center of learning declined: şehrin öğrenim merkezi olarak rolü geriledi
the city's role as a center of learning, şehrin eğitim, öğretim ve bilgi alışverişinin gerçekleştiği bir yer olarak sahip olduğu işlevi veya statüyü anlatır. role as + isim yapısı, bir kişi, yer ya da kurumun ne olarak iş gördüğünü veya ne olarak tanındığını gösterir. declined, zaman içinde daha az önemli, etkin veya etkili hâle gelmek demektir. Cümle, şehrin bir öğrenim merkezi olarak konumunun zayıfladığını söyler; oradaki bütün öğrenim faaliyetlerinin sona erdiğini tek başına söylemez.
Alıştırma
Bir şehrin bölgesel pazar olarak statüsünün zayıfladığını anlatmak için role as ifadesini doğru kullanan cümleyi seçin.
- The town's role a regional market declined after the new highway opened.
- The town's role as a regional market declined after the new highway opened.
- The town's role in a regional market declined after the new highway opened.
Cevabı göster
The town's role as a regional market declined after the new highway opened.
In a very real way: somut bir gerçeği veya etkiyi vurgulamak
In a very real way, soyut, mecazlı veya abartılı gelebilecek bir iddiayı sunar ve bu iddianın somut bir dayanağı ya da gerçek hayatta bir etkisi olduğunu vurgular. Burada dinleyiciyi, sonraki ifadenin yalnızca bir söz sanatı değil, önemli ve pratik bir anlamda doğru olduğunu kabul etmeye hazırlar. Buradaki way, yol veya rota değil; “açı”, “anlam” ya da “yön” demektir.
Alıştırma
Cümleyi, somut bir gerçek hayat etkisini güçlü biçimde vurgulayan dersteki tam ifadeyle tamamlayın: ____, closing the only clinic changed life for the whole town.
Cevabı göster
In a very real way
the spirit of ... died with her: değerlerin ortadan kaybolan varlıklar gibi kişileştirilmesi
The spirit of inquisition, openness, and fairness, bu değerlerden oluşan ortak bir kültürü adlandırır. She fostered, that sözcüğünün çıkarıldığı bir ilgi cümleciğidir: the spirit ... that she fostered. Died with her, bu soyut değerleri kişileştirir. Onun ölümünden sonra geliştirdiği kültürün de yaşamadığı anlamına gelir. İfade bilinçli olarak güçlüdür; biyolojik bir ölümü anlatmaz. Buradaki inquisition, eski kullanımdaki “araştırma” veya “sorgulama” anlamındadır. Bu cümlede tarihsel Engizisyon’u anlatmaz.
Alıştırma
Hangi seçenek cümleyi en doğru biçimde yeniden ifade eder?
- Onun geliştirdiği araştırma, açıklık ve adalet kültürü o öldüğünde sona erdi.
- Açıklık ve adaletin ölümüne neden olduğunu düşünüyordu.
- Sert bir dinî soruşturma yürütürken öldü.
Cevabı göster
Onun geliştirdiği araştırma, açıklık ve adalet kültürü o öldüğünde sona erdi.
For another harrowing tale of the demise of a powerful woman, Kelime
4:45Güçlü bir kadının ölümüne dair yürek burkan başka bir hikaye için,
harrowing tale of the demise of...: ...'nın trajik sonunu anlatan sarsıcı hikâye
Bu cümlede a harrowing tale, insanı derinden üzen veya sarsan bir hikâye demektir; the demise of a powerful woman ise güçlü bir kadının ölümünü veya trajik sonunu resmî bir dille ifade eder. İfade bir bütün olarak başka bir trajik hikâyeyi ciddi ve duygusal açıdan yoğun bir tonla tanıtır. Demise bir kişi için kullanıldığında genellikle sıradan bir ayrılışı değil, ölümü anlatır. a tale of the demise of X kalıbı ayrıca bir hanedanın, kurumun veya sistemin sona erişini ya da çöküşünü anlatabilir.
Alıştırma
Sona eriş hakkında derinden sarsıcı bir hikâyeyi belirten bu dersteki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The history book tells ____ a once-powerful dynasty.
Cevabı göster
a harrowing tale of the demise of
watch our video on the ancient Roman Vestal Virgins Kültür
4:49eski Roma Vesta Bakireleri hakkındaki videomuzu izleyin;
ancient Roman Vestal Virgins: Antik Roma'nın Vesta Bakireleri
Vestal Virgins, Antik Roma'da tanrıça Vesta'ya hizmet eden bir grup kadın rahibenin yerleşik tarihî adıdır. Vesta'nın kutsal ateşini korurlar ve görev süreleri boyunca bekâret şartı da dâhil olmak üzere katı kurallara bağlı resmî bir dinî görev yürütürlerdi. Buradaki Virgins, evlenmemiş kadınları gelişigüzel tanımlayan bir sözcük değildir; grubun kurumsal unvanının parçasıdır. Bu adı tanımak, kurallarını ihlal etmenin neden ciddi dinî ve hukuki sonuçlara yol açabildiğini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
ancient Roman Vestal Virgins grubunu en doğru tanımlayan ifade hangisidir?
- Roma İmparatorluğu'nun sınırlarını koruyan askerlerdi.
- Roma İmparatorluğu'nda yaşayan evlenmemiş tüm kadınlardı.
- Vesta'ya hizmet eden, Roma'nın kutsal ateşini koruyan ve katı dinî kurallara göre yaşayan kadın rahibelerdi.
Cevabı göster
Vesta'ya hizmet eden, Roma'nın kutsal ateşini koruyan ve katı dinî kurallara göre yaşayan kadın rahibelerdi.
and the rule they were forbidden to break at any cost. Kalıp ifadeler
4:52ve ne pahasına olursa olsun bozmaları yasaklanan o kuralı öğrenin.
were forbidden to break ... at any cost: sonuç ne olursa olsun kesin bir yasak
Be forbidden to + fiilin yalın biçimi, bir kuralın veya yetkili bir makamın bir kişinin bir şeyi yapmasına izin vermediğini anlatır. Burada were forbidden to break, söz konusu kuralı ihlal etmelerinin kesin biçimde yasak olduğunu belirtir; break a rule, bir şeye fiziksel zarar vermek değil, “bir kuralı ihlal etmek” demektir. At any cost yasağı güçlendirir: hangi zorluk, kayıp veya sonuç ortaya çıkarsa çıksın kural ihlal edilmemelidir. Burada cost mecazidir; satın alma fiyatını ifade etmez.
Alıştırma
Be forbidden to yapısının doğru geçmiş zaman biçimini ve break fiilini kullanın: The rescue team had one safety rule they ____ at any cost.
Cevabı göster
were forbidden to break