DEHB Bir Avantaj Mı?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
552 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Video ADHD'yi dopamin ve beyin ağlarıyla ilişkilendiriyor, Ritalin ile tanıları inceliyor ve hayatta kalma, yaratıcılık ile işteki olası avantajları ele alıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "play a role in" (kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler): bir etkeni tek neden saymadan katkısını, özellikle sağlık ve araştırmada anlatmayı öğrenin. 2. "Whether warranted or not," (dil bilgisi ve cümle kalıpları): “haklı gerekçesi olsun ya da olmasın” yapısını anlayın ve olgudan önce tartışmayı kabul edin. 3. "outside the box." (deyimler ve mecazlı ifadeler): alışılmış yöntemlerin ötesinde yaratıcı düşünme anlamını kavrayın ve sıra dışı çözümleri anlatın.

Bu derste

Attention deficit hyperactive disorder or ADHD

0:00

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yani DEHB,

is the most commonly diagnosed psychiatric disorder among children and teenagers. Notlar

0:03

çocuklar ve ergenler arasında en sık teşhis edilen psikiyatrik bozukluktur.

Dilbilgisi

the most commonly diagnosed: teşhis sıklığını belirten edilgen üstünlük yapısı

the most commonly diagnosed ifadesinde the most üstünlük derecesini belirtir, commonly diagnosed sözcüğünü niteleyen bir zarftır ve diagnosed edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacıdır. İfade bir bütün olarak bir durumun karşılaştırılabilir diğer tüm durumlardan daha sık teşhis edildiğini anlatır; durumun doğası gereği sıradan olduğunu söylemez. Karşılaştırma grubu among children and teenagers ile verilir. the most + zarf + geçmiş zaman ortacı kalıbı, belirtilen bir grup içinde bir şeyin bir eyleme ne kadar sık veya yaygın biçimde maruz kaldığını sıralamak için kullanılabilir.

Alıştırma

“Diğer tüm durumlardan daha sık teşhis edilen” anlamına gelen dört sözcüklük tam yapıyla cümleyi tamamlayın: In this clinic, asthma is ____ condition among school-age patients.

Cevabı göster

the most commonly diagnosed

Kelime

psychiatric disorder: tarafsız bir klinik terim

Psychiatric disorder, psikiyatri alanında değerlendirilen ve teşhis edilen bir durumu ifade eden resmî bir tıbbi isim öbeğidir. Burada ADHD’yi klinik terimlerle sınıflandırır; psychiatric sözcüğü disorder sözcüğünü niteler ve sıradan, geçici bir duyguyu anlatmaz. Sağlık bilgilerinde bu ifade tarafsız bir kategori olarak kullanılır. İfadeyi tarafsız biçimde anlamak, tıbbi bir sınıflandırmayı damgalayıcı gündelik etiketlerden ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi iki sözcüklük tam klinik terimle tamamlayın: The public-health report discusses access to treatment for people with a ____.

Cevabı göster

psychiatric disorder

But what's going on inside the brain and body of these individuals Öbek fiiller

0:08

Peki bu kişilerin beyinlerinde ve vücutlarında neler oluyor

and could it actually be an advantage? Anlatım akışı

0:11

ve bu durum aslında bir avantaj olabilir mi?

Öbek fiiller

what's going on: ne olduğunu sormak

Bu soruda what's going on, “ne oluyor” ya da “hangi süreç işliyor” anlamına gelir. Konuşmacı hareketten değil, beyin ve bedenin içindeki etkinlikten söz ediyor. inside the brain and body ifadesi soruyu görünmeyen bir iç süreçle sınırlar. Genel olarak what's going on, bir durumun veya mekanizmanın açıklamasını istemek için kullanılır.

Alıştırma

Soruyu, derste öğrendiğiniz ve “olmakta olan” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The lights keep flickering. What's ____ in this room?

Cevabı göster

going on

Anlatım akışı

could it actually be an advantage?: beklenmedik bir olasılığı temkinli biçimde soran soru

could it actually be an advantage? sorusunda it, tartışılan duruma gönderme yapar. Could kesinlik değil olasılık bildirir; actually ise fikrin normal beklentiye ters düştüğünü gösterir. Soru, sıradaki ana fikri tanıtır ve konuyu araştırmaya açar. Durumun bir avantaj olduğunu iddia etmez; ardından kanıt ve açıklama gelmelidir.

Alıştırma

Hangi cümle, beklenmedik bir olasılığı gerçekmiş gibi sunmadan ortaya atıyor?

  1. Working in short bursts used to be an advantage.
  2. Could working in short bursts actually be an advantage?
  3. Working in short bursts is definitely an advantage.
Cevabı göster

Could working in short bursts actually be an advantage?

While some environmental factors such as maternal drinking and smoking during pregnancy may play a role in brain development, Kalıp ifadeler

0:14

Hamilelik sırasında annenin alkol ve sigara kullanması gibi bazı çevresel etkenler beyin gelişiminde rol oynayabilse de

ADHD is highly linked to your genetics Kalıp ifadeler

0:20

DEHB genetik yapınızla güçlü biçimde bağlantılıdır

Kalıp ifadeler

play a role in: tek neden olmadan katkıda bulunmak

Play a role in, “bir sonuca veya sürece katkıda bulunmak” anlamına gelir. Bu cümlede annenin alkol kullanması ve sigara içmesi, beyin gelişimini etkileyebilecek faktörler olarak sunulur. Bu ifade, söz konusu faktörlerin tek neden olduğunu veya mutlaka belirli bir sonuca yol açacağını söylemez. may ile birlikte kullanıldığında temkinli bir bilimsel iddia oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi “tek neden olmadan bir sonuca katkıda bulunmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Regular sleep may ____ improving concentration.

Cevabı göster

play a role in

Kalıp ifadeler

highly linked to: güçlü ilişki, kanıtlanmış nedensellik değil

Be highly linked to, “bir şeyle güçlü bir ilişkiye sahip olmak” anlamına gelir. Burada highly, linked sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla genetik yapı DEHB ile güçlü biçimde bağlantılı olarak sunulur. Bu ifade güçlü bir ilişki bildirir, ancak genetik yapının tek başına DEHB’ye doğrudan neden olduğunu otomatik olarak kanıtlamaz. Birden fazla mekanizma veya katkı faktörü söz konusu olsa bile bilimsel kanıtlar bir bağlantı gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi “güçlü biçimde ilişkili” anlamına gelen ancak mutlaka “nedeni olmak” anlamına gelmeyen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: In the study, stress was ____ poor sleep.

Cevabı göster

highly linked to

and most of these genes are directly associated to the brain's reward pathways. Kelime

0:23

ve bu genlerin çoğu beynin ödül yollarıyla doğrudan ilişkilidir.

Kelime

Beynin ödül yolları: sinirsel ödül devreleri

Sinirbilimde the brain's reward pathways, ödül sinyallerinin işlenmesi, motivasyon, öğrenme ve pekiştirmeyle ilgili, birbirine bağlı beyin devrelerini ifade eder. Buradaki pathway, fiziksel bir yol değil, bağlantılı sinir sistemlerinden geçen işlevsel bir rotadır. Reward, bir ödül almaktan daha geniş bir anlama gelir: Bir eylemi tekrarlamaya değer hissettiren veya dikkati istenen bir sonuca yönelten sinyalleri de kapsar.

Alıştırma

Bir sinirbilim metninde the brain's reward pathways en doğal biçimde ne anlama gelir?

  1. Ödüllerin verildiği yerlere giden yollar
  2. Beyinde saklanan maddi ödüllerin listesi
  3. Ödül, motivasyon ve pekiştirmeyle ilgili birbirine bağlı sinir devreleri
Cevabı göster

Ödül, motivasyon ve pekiştirmeyle ilgili birbirine bağlı sinir devreleri

It turns out that those with ADHD have lower levels of dopamine receptors, Notlar

0:28

DEHB'li kişilerde dopamin reseptörü seviyelerinin daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır;

Anlatım akışı

It turns out that: sonradan keşfedilen bir sonucu sunmak

It turns out that, gözlem, araştırma veya deneyim sonrasında öğrenilen ya da açıklığa kavuşan bir bilgiyi sunar. Genellikle sonucun dikkate değer veya birinin beklediğinden farklı olduğunu belirtir. Burada açıklamayı genel bir genetik ilişkiden dopamin reseptörleriyle ilgili daha özel bir bulguya taşıyarak bilgiyi düzenler. Baştaki it, belirli bir nesneye gönderme yapmayan dilbilgisel bir biçimsel öznedir.

Alıştırma

Cümleyi, sonradan keşfedilen ve biraz şaşırtıcı bir sonucu sunan dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “____ the keys were in my coat pocket all along.”

Cevabı göster

It turns out that

Kalıp ifadeler

Ölçüm karşılaştırmalarında lower levels of

lower levels of ifadesinde levels, ardından gelen ismi bir ölçek üzerinde ölçülen bir şey olarak sunar. Burada dopamin reseptörlerinin miktarının veya kullanılabilirliğinin karşılaştırma grubundakinden daha düşük olduğunu belirtir. Lower karşılaştırma bildirir; bu yüzden ifadede açıkça söylenmese bile bir karşılaştırma ölçütü anlaşılır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp lower levels of + madde, belirteç, etkinlik veya ölçülebilen başka bir özelliktir.

Alıştırma

Raporu vurgulanan ölçüm ifadesiyle tamamlayın: The follow-up test found ____ the stress hormone in the second group.

Cevabı göster

lower levels of

dopamine being the feel-good hormone. Notlar

0:32

dopamin, kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan hormondur.

Dilbilgisi

noun + being ek yapısı olarak dopamine being the feel-good hormone

dopamine being the feel-good hormone ek bölümünün kendi ismi dopamine'dir; bunun ardından being ve bu ismi tanımlayan bir isim öbeği gelir. Bu, önceki cümleciğe eklenen çekimsiz bir bağımsız yapıdır; tam bir ana cümle değildir. Yapı, arka plan bilgisini sıkıştırılmış biçimde ekler ve yaklaşık olarak dopamine, which is described here as the feel-good hormone anlamını verir. Being, dopamine ile tanımı birbirine bağlar; devam eden bir eylem göstermez.

Alıştırma

Kısa ek yapıyı tek kelimeyle tamamlayın: The two routes differ in cost, the express route ____ the more expensive option.

Cevabı göster

being

Kelime

Gayriresmî birleşik sıfat feel-good

feel-good hormone ifadesinde feel-good, hormone adını niteleyen, kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. “Hoş duygularla ilişkili” veya “insanları iyi hissettiren bir şey olarak sunulan” anlamına gelir. Burada dopamin için kullanılan popüler bilim etiketi niteliğindedir; eksiksiz bir bilimsel tanım değildir. Daha genel olarak feel-good, olumlu ve neşeli bir duygusal etki yaratan eğlence ürünlerini, hikâyeleri, etkinlikleri veya mesajları niteleyebilir.

Alıştırma

Örnekle ilgili şu ifadeyi değerlendirin: feel-good hormone, gayriresmî bir popüler bilim etiketidir; eksiksiz bir bilimsel tanım değildir.

  1. Doğru değil
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

This means they're less sensitive to rewards, Kalıp ifadeler

0:35

Bu da ödüllere karşı daha az duyarlı oldukları anlamına gelir;

ultimately making them feel bored or unstimulated by what may keep other individuals entertained. Dilbilgisi

0:37

sonuçta başkalarını eğlendiren şeyler onlara sıkıcı gelebilir veya yeterince uyarıcı olmayabilir.

Kalıp ifadeler

be less sensitive to + isim

Be less sensitive to + isim, bir uyarana, sinyale veya değişime başka bir kişiden, nesneden ya da önceki durumdan daha zayıf tepki vermek anlamına gelir. Less ifadeye karşılaştırma anlamı katar ve sensitive sözcüğünden sonra zorunlu edat olarak to gelir. Bu cümlede uyarıcı rewards, yani ödüllerdir; dolayısıyla kişiler ödüllere daha zayıf tepki verir. Buradaki sensitive to tepki düzeyini anlatır; özellikle “kolayca alınmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “daha zayıf tepki verir” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Compared with the new sensor, the old one is ____ small temperature changes.

Cevabı göster

less sensitive to

Dilbilgisi

ultimately making them feel: nihai sonucu eklemek

Virgülden sonra gelen ultimately making them feel bored or unstimulated, önceki durumun nihai sonucunu verir. Daha önce belirtilen ödüllere karşı daha az duyarlı olma durumu, mantıksal olarak bu duyguya yol açar. Ultimately, “neden-sonuç zincirinin sonunda” demektir; “hemen” demek değildir. Kalıp, neden, making + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. making them feel ifadesinde them, make fiilinin nesnesidir ve feel önünde to kullanılmaz. Bu kısa -ing yan cümlesi, nedeni ve nihai etkisini tek bir cümlede birleştirir.

Alıştırma

Cümleyi making + nesne + fiilin yalın hâli sonuç kalıbıyla tamamlayın. Nesne olarak us, fiil olarak feel kullanın: The long wait drained our energy, ultimately ____ exhausted.

Cevabı göster

making us feel

Dilbilgisi

keep other individuals entertained: bir durumu sürdürmek

Bu cümlede keep other individuals entertained, başka insanların ilgisinin veya keyfinin sürmesini sağlamak anlamına gelir. Keep fiilini other individuals nesnesi ve ardından süren durumu anlatan entertained tümleci izler. Kullanılabilir kalıp keep + nesne + tümleç şeklindedir; keep people informed, keep the door closed ve keep children occupied buna örnektir. Buradaki entertained, geçmiş zaman ortacından oluşmuş bir sıfat gibi çalışır; ayrı ve yeni bir edilgen eylem anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi keep + the children + occupied ile tamamlayın: During the long flight, the puzzle book will ____.

Cevabı göster

keep the children occupied

We also see a major difference when we look at fMRI scans. Kültür

0:43

fMRI taramalarına baktığımızda da büyük bir fark görürüz.

Kültür

fMRI taramaları: Beyin etkinliğiyle ilişkili değişimlerin görüntülenmesi

fMRI, functional magnetic resonance imaging, yani işlevsel manyetik rezonans görüntüleme ifadesinin kısaltmasıdır. Bu cümlede fMRI taramaları, kandaki oksijenlenme ve kan akışındaki değişimleri saptayarak beyindeki etkinlikle ilişkili örüntüleri karşılaştırmak için kullanılan ölçüm veya görüntülerdir. Bunlar sıradan fotoğraflar değildir ve düşünceleri doğrudan okumaz. Buradaki terim, büyük farkın beyin ağı etkinliğiyle ilişkili örüntülerle ilgili olduğunu gösterir. fMRI, MRI'ın özel bir türüyken yapısal MRI esas olarak anatomiye odaklanır.

Alıştırma

Bu cümlede fMRI taramaları araştırmacıların neyi karşılaştırmasına yardımcı olur?

  1. Bir kişinin kelimesi kelimesine kesin düşünceleri
  2. Sıradan bir fotoğrafta yalnızca beynin dış şekli
  3. Kandaki oksijen ve kan akışı değişimleri üzerinden beyin etkinliğiyle ilişkili örüntüler
Cevabı göster

Kandaki oksijen ve kan akışı değişimleri üzerinden beyin etkinliğiyle ilişkili örüntüler

Normally, a brain at rest shows activity in the default mode network Notlar

0:46

Normalde dinlenme hâlindeki bir beyinde varsayılan mod ağı aktiftir

Kalıp ifadeler

at rest: Görev yapılmayan bir durumu anlatmak

Bu cümlede at rest, belirli bir görev verilmediğinde beynin içinde bulunduğu durumu açıklar. a brain at rest isim grubunda brain sözcüğünden sonra gelir ve a brain that is at rest yapısındaki gibi beynin durumunu belirtir. At rest, beynin hiçbir etkinlik göstermediği anlamına gelmez. Daha genel olarak bu ifade; hareket etmeme, çalışmama, işlemememe veya etkin bir görev yürütmeme durumunu anlatır. Kesin anlamı özne ve bağlam belirler.

Alıştırma

Bilimsel açıklamayı dersteki iki sözcüklü durum ifadesiyle tamamlayın: During the baseline scan, the participant's brain was ____.

Cevabı göster

at rest

and quickly switches over to the task-positive network when your focus is required. Öbek fiiller

0:50

ve odaklanmak gerektiğinde beyin hızla görev-pozitif ağa geçer.

Kültür

the default mode network ile the task-positive network karşılaştırması

Varsayılan mod ağı ve görev-pozitif ağ, farklı koşullarda eşgüdümlü çalışma eğilimindeki beyin bölgelerinden oluşan iki büyük ölçekli sistemin adıdır. Burada network, bilgisayar ağı değil, birbiriyle etkileşen beyin alanları sistemi anlamına gelir. Bu basitleştirilmiş açıklamada varsayılan mod ağı, beyin dinlenirken veya dışarıdaki bir göreve odaklanmamışken görülen etkinlikle ilişkilidir. Görev-pozitif ağ ise odaklanmış dikkat gerektiğinde etkinleşir. Bu iki terim cümleyi dinlenmeyle ilişkili etkinlik ile göreve odaklı etkinlik arasında bir karşıtlık olarak düzenler; iki ayrı beyin bölgesinin basitçe açılıp kapanmasını anlatmaz.

Alıştırma

Bilimsel bir metin, sakince zihnin dalmasını zorlu bir problemi çözmeyle karşılaştırıyor. Bu basitleştirilmiş modelde her durumla ilişkili ağı doğru sırayla adlandıran seçenek hangisidir?

  1. the task-positive network; the default mode network
  2. the default mode network; the task-positive network
  3. a computer network; the default mode network
Cevabı göster

the default mode network; the task-positive network

Öbek fiiller

switches over to: başka bir sisteme geçmek

Switches over to, mevcut sistemden, moddan, etkinlikten veya seçenekten başka birine geçmek anlamına gelir. Bu cümlede dikkat gerektiğinde etkinlik varsayılan mod ağından görev-pozitif ağa geçer; over, öbek fiilin bir parçasıdır ve mekân içinde bir şeyin üzerinden geçmeyi anlatmaz. Yararlı kalıplar switch over to + hedef ve switch over from + başlangıç noktası + to + hedef şeklindedir. Switch to ile karşılaştırıldığında switch over to, yerleşmiş seçenekler arasındaki geçiş sürecini çoğu zaman daha açık hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi “bir güç kaynağından diğerine geçmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: If the main supply fails, the building automatically ____ backup power.

Cevabı göster

switches over to

But for ADHD brains, the default mode network fails to automatically shut down, Öbek fiiller

0:55

Ancak DEHB'li beyinlerde varsayılan mod ağı otomatik olarak kapanmaz,

meaning both networks stay active, resulting in a decreased ability to concentrate. Notlar

0:59

bu yüzden iki ağ da aktif kalır ve odaklanma becerisi azalır.

Öbek fiiller

shut down: çalışmayı durdurmak veya etkisizleşmek

Bu cümlede shut down, “çalışmayı durdurmak veya etkisiz hâle gelmek” anlamına gelir. Özne default mode network olduğundan ifade, bu ağın etkinliğinin durmasını ya da etkin durumdan çıkmasını anlatır; beynin tamamının çalışmayı durdurduğu anlamına gelmez. Fails to automatically shut down, normal geçişin bilinçli bir çaba olmadan gerçekleşmesi gerektiğini, ancak burada beklendiği gibi gerçekleşmediğini belirtir. Bu anlam makineler, bilgisayar sistemleri, süreçler, kuruluşlar ve biyolojik etkinlikler için de doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

“The monitoring system failed to shut down, so it kept running all night,” cümlesinde shut down ne anlama gelir?

  1. Kontrol edilmesi kolaylaşmak
  2. Daha yavaş çalışmak
  3. Çalışmayı durdurmak
  4. Otomatik olarak çalışmaya başlamak
Cevabı göster

Çalışmayı durdurmak

Dilbilgisi

meaning ... resulting in: sıkıştırılmış bir neden-sonuç zinciri

Bu cümlede meaning, önceki durumun açıklamasını sunar: varsayılan mod ağı devre dışı kalmadığı için her iki ağ da etkin kalır. Ardından resulting in, bu birleşik etkin durumun sonucunu, yani konsantre olma becerisindeki azalmayı sunar. İkisi de önceki bilgiye bağlanan çekimsiz -ing yapılarıdır; ayrı ana fiiller değildir. Açıklayıcı İngilizcede bir durumu, o durumun ne anlama geldiğini ve ardından gelen sonucu tek cümlede sıkıştırmayı sağlarlar.

Alıştırma

Neden-sonuç zincirini iki hedef bağlayıcıyla tamamlayın. The road sign was missing, ____ drivers did not see the warning, ____ several wrong turns.

Cevabı göster

meaning · resulting in

Kalıp ifadeler

a decreased ability to concentrate: konsantre olma becerisinde azalma

Bu cümlede a decreased ability to concentrate, odaklanma kapasitesinin öncekinden veya beklenen düzeyden daha düşük olması anlamına gelir. Decreased göreceli bir azalmayı belirtir; konsantre olma becerisinin tamamen kaybolduğunu göstermez. Dil bilgisi bakımından ability to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapabilme kapasitesini adlandırır; to concentrate ise ability sözcüğünü niteleyerek hangi becerinin etkilendiğini belirtir. Bu resmî isim öbeği, kişinin eylemi hiç yapamadığını ileri sürmek yerine işlev kaybını dereceli olarak açıklar.

Alıştırma

Odaklanma kapasitesinin azaldığını anlatmak için cümleyi a decreased ability to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: After several sleepless nights, she noticed ____ during long meetings.

Cevabı göster

a decreased ability to concentrate

Scientists have also observed a thinner prefrontal cortex in ADHD patients, Kelime

1:04

Bilim insanları ayrıca DEHB hastalarında prefrontal korteksin daha ince olduğunu gözlemlemiştir;

Kelime

a thinner prefrontal cortex: daha ince bir prefrontal korteks

The prefrontal cortex, beyin kabuğunun ön bölümüdür ve dikkat ile diğer yürütücü işlevler bağlamında sıkça ele alınan bir beyin bölgesidir. Bu isim öbeğinde prefrontal, bilim insanlarının cortex sözcüğüyle belirtilen bölgenin hangi kısmını ölçtüğünü açıklar. Thinner karşılaştırma bildirir: ölçülen kortikal kalınlığın bir karşılaştırma grubuna veya referans değere göre daha az olduğu anlamına gelir. Korteksin bulunmadığı anlamına gelmez ve cümle her bireye tanı koymak yerine gözlemlenen bir ilişkiyi bildirir.

Alıştırma

Bu beyin bölgesindeki kortikal kalınlığın daha az olduğunu anlatan bilimsel ifadeyle cümleyi tamamlayın: The study found ____ in one group than in the other.

Cevabı göster

a thinner prefrontal cortex

which is responsible for attention control, emotional regulation, and response inhibition. Kalıp ifadeler

1:09

bu bölge dikkat kontrolünden, duyguların düzenlenmesinden ve tepkilerin engellenmesinden sorumludur.

Kalıp ifadeler

is responsible for: bir işlevi anlatmak

Bu cümlede is responsible for, prefrontal korteksi ardından gelen dikkat kontrolü, duygusal düzenleme ve tepki inhibisyonu işlevleriyle ilişkilendirir. Bu beyin bölgesinin söz konusu işlevleri yerine getirdiğini veya bu işlevlere katkıda bulunduğunu belirtir. be responsible for kalıbı görev, neden veya işlev bildirebilir. Burada öznenin insan olmaması ve bilimsel bağlam, işlev anlamını uygun kılar; suç veya ahlaki sorumluluk ima edilmez.

Alıştırma

Cümleyi işlev bildiren ifadeyle tamamlayın: In this device, the red button ____ stopping the motor in an emergency.

Cevabı göster

is responsible for

As a result of these differences, Ritalin is often prescribed for ADHD. Notlar

1:14

Bu farklılıklar nedeniyle DEHB için sıklıkla Ritalin reçete edilir.

Anlatım akışı

As a result of + isim öbeği: nedeni sonuca bağlamak

As a result of these differences, cümlenin başına getirilmiş bir neden öbeğidir. Okura, daha önce açıklanan farklılıkları ardından gelen ifadenin nedeni veya dayanağı olarak değerlendirmesi gerektiğini bildirir. Yapı as a result of + isim öbeği biçimindedir; burada ardından virgül ve sonucu ifade eden ana cümle gelir. Önceki kanıtlardan bir sonuca geçerek argümanı düzenler. Videodaki akıl yürütme ilişkisini sunar, ancak tedavinin herkes için geçerli olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Nedeni sunmak için bir isim öbeğinden önce as a result of ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. As a result the heavy rain of, the game was canceled.
  2. As a result of it rained heavily, the game was canceled.
  3. As a result of the heavy rain, the game was canceled.
Cevabı göster

As a result of the heavy rain, the game was canceled.

Kelime

Ritalin is often prescribed for ADHD: be prescribed for + rahatsızlık

Edilgen be prescribed for + rahatsızlık kalıbında prescribe, yetkili bir sağlık uzmanının bir ilacı o rahatsızlığın tedavisi için yazması veya onaylaması anlamına gelir. Burada Ritalin ilaçtır; ADHD ise ilacın tedavi etmek için reçete edildiği rahatsızlıktır. Bu ifade tıbbi bir kullanımı bildirir; ilacın herkes için işe yarayacağını garanti etmez. Ayrıca kendi kendine ilaç kullanma veya tıbbi olmayan kullanım anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir klinik uzmanın bir rahatsızlığı tedavi etmek için ilaç yazması anlamını veren tıbbi edilgen kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: This medicine is ____ asthma.

Cevabı göster

prescribed for

It helps to increase dopamine concentration in the synapse, Kelime

1:18

Ritalin, sinapstaki dopamin yoğunluğunu artırmaya yardımcı olur

increasing the likelihood of it binding to the fewer receptors. Dilbilgisi

1:21

ve dopaminin sayıca az olan reseptörlere bağlanma olasılığını yükseltir.

Kelime

dopamine concentration in the synapse: concentration sözcüğünün bilimsel anlamı

dopamine concentration ifadesinde concentration bilimsel anlamındadır: belirli bir alanda veya hacimde bulunan dopamin miktarıdır. in the synapse ifadesi bu miktarın hangi konum için ele alındığını gösterir. Sinaps, bir nöronun diğerine sinyal aktardığı çok küçük bağlantı noktasıdır. Dolayısıyla ifade, bu bağlantı noktasındaki kimyasal düzeyi anlatır; bir kişinin dikkatini verme becerisini anlatmaz.

Alıştırma

Scientists measured dopamine concentration in the synapse, İngilizce cümlesinde concentration ne anlama gelir?

  1. Dopaminin bağlanabileceği mevcut reseptör sayısı
  2. Belirli bir alan veya hacimdeki dopamin miktarı
  3. Bir kişinin dikkatini odaklama becerisi
Cevabı göster

Belirli bir alan veya hacimdeki dopamin miktarı

Dilbilgisi

the likelihood of it binding to: the likelihood of + özne + -ing kalıbı

Burada the likelihood, “olasılık” anlamındadır. of it binding to the fewer receptors bölümü, olasılığı tartışılan olayı, yani dopaminin reseptörlere bağlanmasını adlandırır. the likelihood of + isim/zamir + -ing kalıbında isim veya zamir, -ing biçiminin anlamca öznesidir. Bu nedenle it, dopamine sözcüğüne gönderme yapar ve binding eylemini gerçekleştiren şeydir. Özellikle daha resmî yazılarda its binding gibi iyelik biçimleri de kullanılabilir.

Alıştırma

the likelihood of + isim/zamir + -ing kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The cooling system reduces the likely of the battery overheating.
  2. The cooling system reduces the likelihood of the battery to overheat.
  3. The cooling system reduces the likelihood of the battery overheating.
Cevabı göster

The cooling system reduces the likelihood of the battery overheating.

However, there is conflicting research on its overall efficacy and concern over unknown long-term side effects. Notlar

1:24

Ancak genel etkinliğine ilişkin araştırmalar çelişkili sonuçlar vermekte, bilinmeyen uzun vadeli yan etkileri de kaygı yaratmaktadır.

Kelime

conflicting research on its overall efficacy: kanıtlardaki uyuşmazlık

Conflicting research, mevcut çalışmaların tek ve tutarlı bir sonuca işaret etmediği anlamına gelir. Araştırmacılar arasında kişisel bir tartışmayı değil, bulgular arasındaki uyuşmazlığı anlatır. Burada on araştırılan konuyu tanıtır; its ise tartışılan tedavi olan Ritalin’e gönderme yapar. Overall, değerlendirmeyi tek bir sonucun ötesine genişletir. Efficacy ise kontrollü veya ideal koşullarda amaçlanan faydayı üretme kapasitesini anlatan resmî bir araştırma terimidir.

Alıştırma

Bazı çalışmalar bir tedaviyi yararlı bulurken diğerleri belirgin bir fayda bulmuyor. Kanıtları en doğru biçimde hangi cümle aktarır?

  1. There is limited research, so all existing studies must disagree.
  2. The treatment has no efficacy because the research is conflicting.
  3. There is conflicting research on the treatment's overall efficacy.
Cevabı göster

There is conflicting research on the treatment's overall efficacy.

Kalıp ifadeler

unknown long-term side effects: bilinmeyen uzun vadeli yan etkiler

unknown long-term side effects ifadesinde temel isim öbeği long-term side effects'tir; unknown ise kanıtların bu etkilerin neler olabileceğini henüz belirlemediğini gösterir. İfade, çözüme kavuşmamış bir riski gündeme getirir; bu etkilerin kesinlikle var olduğunu ileri sürmez. Long-term, riski uzun süreli kullanım veya daha sonra ortaya çıkan sonuçlar gibi geniş bir zaman ufkuna yerleştirir. Bir etkinin ortaya çıktıktan sonra uzun süre devam edeceği anlamına gelmesi gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle, uzun bir dönemde ortaya çıkabilecek olumsuz etkilerin kanıtlarla henüz belirlenmediğini en iyi şekilde ifade eder?

  1. Researchers are concerned about unknown long-term side effects.
  2. Researchers have confirmed that the effects will last forever.
  3. Researchers are describing a brief, expected headache.
Cevabı göster

Researchers are concerned about unknown long-term side effects.

Of course, many non-ADHD individuals have also been known to abuse Ritalin Notlar

1:31

Elbette, DEHB'si olmayan birçok kişinin de Ritalin'i kötüye kullandığı bilinmektedir;

Dilbilgisi

have also been known to + fiilin yalın hâli

Have also been known to + fiilin yalın hâli, present perfect edilgen bir yapıdır. Öznenin bugüne kadar bildirilen veya gözlemlenen bazı durumlarda eylemi gerçekleştirdiği anlamına gelir. Öznenin o eylemi nasıl yapacağını bildiği anlamına gelmez. Edilgen be known, konuşanın belirli bir gözlemciyi adlandırmadan davranışı bildirilmiş veya gözlemlenmiş olarak sunmasını sağlar. Present perfect önceki bildirimleri mevcut tartışmayla ilişkilendirirken also bu özneyi veya davranışı daha önce belirtilen bir unsura ekler.

Alıştırma

Gözlemlenen ikinci bir davranışı ekleyen temkinli bildirim yapısıyla bağlamı tamamlayın: Earlier reports mentioned overheating. The same phones ____ shut down without warning.

Cevabı göster

have also been known to

Kelime

abuse Ritalin: bir ilacı uygunsuz kullanmak

Bu cümlede abuse Ritalin, Ritalin'i tıbbi olmayan bir amaçla veya tıbbi yönlendirmeye uygun olmayan bir biçimde kullanmak demektir. abuse fiili ilaç adını doğrudan nesne olarak alır: abuse + Ritalin. Nesne bir ilaç olduğunda abuse, zararlı veya uygunsuz kullanımı anlatır. Nesne bir kişi olduğunda abuse a person genellikle o kişiye kötü davranmak veya zarar vermek anlamına gelir. Bu nedenle nesne, anlamı belirlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede abuse, bir ilacı tıbbi olmayan bir amaçla kullanmak anlamındadır?

  1. Some people take Ritalin exactly as their doctor directed.
  2. Some people ask a doctor whether Ritalin is suitable for them.
  3. Some people abuse Ritalin by taking it without a prescription to stay awake while studying.
Cevabı göster

Some people abuse Ritalin by taking it without a prescription to stay awake while studying.

as a method to increase concentration during work or school

1:35

bunu işte veya okulda konsantrasyonu artırıp

to study more effectively.

1:38

daha etkili ders çalışmak için bir yöntem olarak kullanırlar.

Perhaps more controversial is the dramatic increase in diagnosis of ADHD over the years. Notlar

1:39

Belki de daha tartışmalı olan, DEHB tanılarının yıllar içinde çarpıcı biçimde artmasıdır.

Dilbilgisi

Perhaps more controversial is ...: değerlendirmeyi başa alma

Perhaps more controversial is, gerçek özne olan the dramatic increase in diagnosis of ADHD ifadesinden önce gelir. Normal sıra The dramatic increase in diagnosis of ADHD is perhaps more controversial. biçimindedir. Değerlendirmeyi başa taşımak onu odak noktası yapar ve daha resmî, retorik bir üslup oluşturur. Perhaps yargıyı yumuşatır: Konuşmacı more controversial ifadesini temkinli bir değerlendirme olarak sunar. Bu, artışın kendisinin hayal ürünü olabileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

perhaps, more controversial ve is sözcüklerini kullanarak cümleyi aynı resmî devrik yapıyla tamamlayın: ____ the sudden rise in complaints.

Cevabı göster

Perhaps more controversial is

Kalıp ifadeler

a dramatic increase in diagnosis of ...: tanılardaki çarpıcı artış

a dramatic increase in + isim kalıbı, ölçülen bir miktar veya etkinlikte büyük ve dikkat çekici bir yükselişi bildirir. Burada diagnosis of ADHD, neyin arttığını belirtir: zaman içinde DEHB tanısı koyma veya bu tanıları kaydetme etkinliği. Bu ifade tek başına DEHB’nin toplumda aynı ölçüde daha yaygın hâle geldiğini kanıtlamaz. Doğrudan tanıyla ilgili bir iddiayı destekler; yaygınlıkla ilgili bir iddia için ayrı kanıt gerekir.

Alıştırma

“a dramatic increase in diagnosis of ADHD” ifadesinin en doğrudan desteklediği yorum hangisidir?

  1. DEHB tanısı koyma sayısı veya etkinliği önemli ölçüde arttı.
  2. Tanı konan her DEHB vakası daha ağır hâle geldi.
  3. DEHB’nin toplumda aynı oranda daha yaygın hâle geldiği kanıtlandı.
Cevabı göster

DEHB tanısı koyma sayısı veya etkinliği önemli ölçüde arttı.

Whether warranted or not, a 5% increase was documented each year from 2003 to 2011 in the US. Notlar

1:45

Haklı gerekçelere dayansın ya da dayanmasın, ABD'de 2003 ile 2011 arasında her yıl %5'lik bir artış kaydedildi.

Dilbilgisi

Whether warranted or not: haklı olsun ya da olmasın

Whether warranted or not, kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesidir. Açık biçimi whether it was warranted or not şeklindedir; örtük özne önceki artışa gönderme yapar ve warranted, haklı veya yeterli bir nedene dayanan anlamına gelir. Ana cümleden önce kullanıldığında haklılık tartışmasını bir kenara bırakır: kaydedilmiş %5’lik artış her iki durumda da gerçek olarak sunulur. Dinleyiciden evet ile hayır arasında seçim yapmasını istemez.

Alıştırma

Sonucun her iki durumda da doğru olduğunu göstermek için warranted içeren ödünleme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, the criticism changed the debate.

Cevabı göster

Whether warranted or not

Kelime

was documented: resmî bir kayda dayanan ifade

Bu cümlede was documented edilgen bir fiil öbeğidir: was, geçmiş zamandaki edilgen yapıyı gösterir; documented ise document fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Özne olan a 5% increase, verilerde veya yazılı kanıtlarda kayda geçirilmiş bir durum olarak sunulur; kaydı yapan kişi ya da kurum belirtilmez. Bu ifade, bir kaydın varlığıyla iddiayı destekler; artışa neyin yol açtığını açıklamaz ve artışın haklı olup olmadığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî edilgen ifadeyle tamamlayın: The decline appeared in the audited figures and ____ in the annual report.

Cevabı göster

was documented

Medication prescriptions have also followed a similar pattern, Kalıp ifadeler

1:52

İlaç reçeteleri de benzer bir seyir izledi;

Kalıp ifadeler

followed a similar pattern: eğilimleri karşılaştırma

Bu cümlede followed a similar pattern, ilaç reçetelerinin az önce açıklanan eğilime benzeyen bir seyir gösterdiği anlamına gelir. Follow burada fiziksel olarak peşinden gitmeyi veya yalnızca daha sonra gerçekleşmeyi değil, mevcut bir örüntüyle uyuşmayı anlatır. Similar yakın bir benzerliği belirtir ancak mutlaka bire bir eşleşme anlamına gelmez; böylece her sayıyı tekrarlamadan eğilimler karşılaştırılabilir.

Alıştırma

Cümleyi 'kabaca aynı eğilimi gösterdi' anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Website traffic rose steadily in spring, and app usage ____.

Cevabı göster

followed a similar pattern

with some reports indicating a 35% increase in dispensed prescriptions from 2008 to 2012. Notlar

1:55

bazı raporlar, 2008'den 2012'ye kadar karşılanan reçete sayısında %35'lik bir artış olduğunu belirtiyor.

Anlatım akışı

with some reports indicating: kapsamı sınırlı kanıt eklemek

Bu cümlede with some reports indicating ... bilgi ekleyen bir with yapısıdır. Some reports, indicating fiilinin mantıksal öznesidir ve bu ifade, önceki benzer seyir iddiasını destekleyen kanıt kaynağını ve sayıyı ekler; ikinci bir ana cümle değildir. Some belirleyicisi kaynak iddiasının kapsamını sınırlar: yazar, bulguyu koşulsuz bir gerçek olarak sunmak yerine mevcut raporların bir kısmına dayandırır. “Ana iddia + with + isim öbeği + -ing” biçimindeki bu kısa yapı, raporlarda ve akademik yazılarda destekleyici kanıtları düzenlemek için yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, ihtiyatla kaynağa dayandırılmış kanıtı tam bir ana iddiaya eklemek için with + isim öbeği + -ing yapısını kullanır?

  1. According to several surveys, demand appears to be cooling slightly.
  2. Demand appears to be cooling, with some surveys indicating a slight decline.
  3. Some surveys indicate a slight decline, so demand appears to be cooling.
Cevabı göster

Demand appears to be cooling, with some surveys indicating a slight decline.

Kelime

dispensed prescriptions: eczane tarafından fiilen karşılanan reçeteler

Burada dispensed prescriptions, bir eczanenin fiilen hazırlayıp teslim ettiği reçeteleri ifade eder ve istatistik bu ilaç verme aşamasını sayar. Dispensed, prescriptions sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacıdır. Sağlık hizmetlerinde reçete yazmak ile ilacı vermek ayrı aşamalardır: bir klinisyen ilaca izin verip reçete yazar, eczacı veya eczane ise ilacı verir. Bu nedenle ifade yalnızca yazılmış reçeteleri değil, reçeteye dayanarak fiilen sağlanan ilaçları anlatır.

Alıştırma

Bir veri tabanında yalnızca eczanelerin fiilen hazırlayıp teslim ettiği reçeteler bulunuyor. Bu kayıtları en iyi hangi etiket tanımlar?

  1. dispensed prescriptions
  2. recommended treatments
  3. prescribed medication
Cevabı göster

dispensed prescriptions

But it turns out that there may be an evolutionary advantage to having classic ADHD symptoms. Notlar

2:02

Ancak klasik DEHB belirtilerine sahip olmanın evrimsel bir avantaj sağlayabileceği ortaya çıkıyor.

Anlatım akışı

But it turns out that: ortaya çıkan bir karşıtlığı belirtmek

'But', önceki tartışmanın oluşturduğu yönden uzaklaşan bir dönüşü işaret eder. 'It turns out that', araştırma, deneyim veya daha sonra elde edilen kanıtlarla açıklığa kavuşan bilgiyi sunar. 'But it turns out that' bir bütün olarak, savın şaşırtıcı ya da daha önce bilinmeyen bir sonuca doğru ilerleyeceğini dinleyiciye bildirir. Bu ifade yeni noktayı önceki içerikle karşılaştırır, ancak daha önce belirtilen güçlükleri ortadan kaldırmaz. Bir açıklamanın yön değiştirdiğini anlamaya yardımcı olan düzen şöyledir: önce beklenti ya da sorun, sonra yeni ortaya çıkan karşıt nokta.

Alıştırma

Karşıtlık belirten ve sonradan keşfedilen bilgiyi sunan beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We assumed the museum was closed, ____ it stays open until eight on Fridays.

Cevabı göster

but it turns out that

Kalıp ifadeler

an evolutionary advantage to having: edat olan to + -ing

'an evolutionary advantage to having' ifadesinde 'advantage to', bir durum veya etkinlikle bağlantılı yarar anlamına gelir. 'Evolutionary' sözcüğü bu yararı sıradan bir kolaylık olmaktan çıkarıp belirli koşullardaki uyum, hayatta kalma veya üremeyle sınırlar. Burada 'to' bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelir: 'to having classic ADHD symptoms'. Bu, 'an advantage to working remotely' ile aynı yapıdır. Çevresindeki 'may be', iddiayı kesin değil, olası olarak tutar.

Alıştırma

'to' edatından sonra 'have' fiilinin doğru biçimini kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: For an animal active at night, there may be an evolutionary advantage to ____ larger eyes.

Cevabı göster

having

For hunter-gatherers and nomadic cultures, Kültür

2:07

Avcı-toplayıcılar ve göçebe kültürler için

Kültür

hunter-gatherers (avcı-toplayıcılar) ve nomadic cultures (göçebe kültürler)

“Hunter-gatherers”, geleneksel olarak yiyeceklerinin çoğunu avlanma, balıkçılık ve yabani kaynakları toplama yoluyla elde eden topluluklardır. “Nomadic cultures” ise tek bir yerleşimde kalıcı olarak yaşamak yerine, düzenli olarak bir yerden başka bir yere hareket etme etrafında örgütlenmiş kültürlerdir. Cümlenin başındaki bir çerçeve olarak bu ifade, ardından gelen iddiayı hareket etmenin, yiyecek bulmanın ve tetikte kalmanın önemli olabildiği tarihsel hayatta kalma ortamlarıyla sınırlar. Gruplar örtüşebilir; ancak iki etiket farklı özellikleri tanımlar ve bütün geleneksel kültürleri temsil etmez.

Alıştırma

“Hunter-gatherer” ve “nomadic” arasındaki farkı en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Her iki etiket de yalnızca hayvan avlayan ve hiç bitki toplamayan insanları ifade eder.
  2. “Hunter-gatherer” bir topluluğun yiyeceği nasıl elde ettiğini, “nomadic” ise yerler arasındaki düzenli hareketi tanımlar.
  3. Her iki etiket de bir toplumun örgütlenmesinin veya kalıcı geleneklerinin olmadığı anlamına gelir.
Cevabı göster

“Hunter-gatherer” bir topluluğun yiyeceği nasıl elde ettiğini, “nomadic” ise yerler arasındaki düzenli hareketi tanımlar.

being restless and hyperactive translates directly into higher chances of successfully bringing home food Kalıp ifadeler

2:10

huzursuz ve hiperaktif olmak, eve yiyecek getirmeyi başarma olasılığını doğrudan artırır

Kalıp ifadeler

translates directly into + sonuç

A translates directly into B yapısında A, uygulamada görülebilen somut B sonucunu üretir veya bu sonuç olarak ortaya çıkar. Buradaki translate, diller arasında çeviri yapmak anlamında değildir; into sonuç kısmını getirir. Cümlede huzursuzluk ve aşırı hareketlilik, eve yiyecek getirme ihtimalini artıran özellikler olarak sunulur. Directly, uzak veya belirsiz bir ilişki yerine yakın ve doğrudan bir bağlantı olduğunu öne sürerek iddiayı güçlendirir.

Alıştırma

“Açık ve pratik bir sonuç üretir” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Reducing each package by one kilogram ____ lower shipping costs.

Cevabı göster

translates directly into

and increased vigilance for protecting offspring.

2:15

ve çocuklarını korumak için daha tetikte olmalarını sağlar.

This means a greater chance of survival and passing on your genes. Öbek fiiller

2:18

Bu da hayatta kalma ve genlerinizi sonraki nesle aktarma olasılığının artması demektir.

Öbek fiiller

Genlerini sonraki nesle aktarmak

Bu genetik bağlamında passing on, bir ebeveynin veya üreyen canlının genlerini yavrularına aktarması anlamına gelir. Bu, anlamı yalnızca pass sözcüğünden değil, pass on bütününden gelen bir öbek fiildir. Bu ifade cümlede hayatta kalmayla eş düzeyde bağlanmıştır: evrimsel bir avantaj, bir canlının hem hayatta kalmasına yardım edebilir hem de genlerinin sonraki nesilde devam etme olasılığını artırabilir. Daha genel olarak pass something on, bir şeyi başka birine vermek veya bilgiyi ona iletmek anlamına gelebilir.

Alıştırma

Notta öğretilen öbek fiili kullanarak cümleyi tamamlayın: Parents can ____ certain genetic traits to their children.

Cevabı göster

pass on

Even in a current study of settled versus nomadic members of the Ariaal tribe in Kenya, Kültür

2:22

Kenya'daki Ariaal kabilesinin yerleşik ve göçebe üyelerini karşılaştıran güncel bir çalışmada bile,

Kültür

Kenya'daki Ariaal kabilesi

Ariaal, Kenya'nın kuzeyindeki belirli bir topluluktur. Bu kısa arka plan, cümledeki adın bir yeri veya göçebeler için genel bir etiketi değil, belirli bir halkı anlattığını anlamaya yeterlidir. Çalışma, Ariaal topluluğunun kendi içindeki yerleşik ve göçebe üyeleri karşılaştırır. Dolayısıyla ileride geçen nomads, her yerdeki göçebe halkları değil, bu çalışmadaki göçebe grubu anlatır.

Alıştırma

Cümlede yerleşik ve göçebe gruplar kimlerdir?

  1. Doğu Afrika'daki iki farklı ülke
  2. Kenya'daki tüm yerleşik ve göçebe insanlar
  3. Ariaal topluluğu içindeki iki grup
Cevabı göster

Ariaal topluluğu içindeki iki grup

nomads that had a higher frequency of genes linked to ADHD were better at getting food. Dilbilgisi

2:26

DEHB ile bağlantılı genleri daha yüksek oranda taşıyan göçebelerin yiyecek bulmada daha başarılı olduğu görüldü.

Dilbilgisi

genes linked to ADHD: indirgenmiş bir ilgi cümleciği

Burada linked to ADHD, genes isminden sonra yer alan ve bu ismi niteleyen bir geçmiş zaman ortaç yan cümleciğidir. İndirgenmiş bir ilgi cümleciğidir; bu bağlamda genes linked to ADHD, genes that/which were linked to ADHD biçiminde açılabilir. Bu ifade edilgen bir ilişkiyi anlatır: genler DEHB ile ilişkilidir. Cümlenin ana yüklemi değildir; ana yüklem were better ifadesidir.

Alıştırma

genes linked to ADHD ifadesinde linked to ADHD hangi dil bilgisel görevi üstlenir?

  1. Göçebelerin neden yiyecek aradığını açıklar.
  2. genes ismini niteler.
  3. Cümlenin ana fiilidir.
Cevabı göster

genes ismini niteler.

Dilbilgisi

were better at getting food: be better at + -ing kalıbı

be better at + isim ya da -ing biçimi, bir etkinlikteki beceri veya performansı karşılaştırır. Burada were better at getting food, göçebelerin yiyecek elde etme konusunda karşılaştırma grubundan daha başarılı olduğu anlamına gelir. At bir edat olduğundan get, mastar biçimi to get olarak değil, -ing biçimi getting olarak kullanılır. Better göreli bir karşılaştırma belirtir; her bireyin bu etkinlikte mutlak anlamda iyi olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi “daha becerikli olmak” anlamındaki hedef kalıpla tamamlayın: Compared with the rest of the team, Maya ____ spotting tiny errors.

Cevabı göster

is better at

On top of this, studies have routinely shown that those with ADHD tend to be more creative in both controlled tests and in real life Notlar

2:32

Üstelik araştırmalar, DEHB'li kişilerin hem kontrollü testlerde hem de gerçek yaşamda daha yaratıcı olma eğiliminde olduğunu sürekli gösteriyor;

Anlatım akışı

Destekleyici bir nokta eklemek için On top of this,

On top of this, az önce söylenenleri destekleyen veya güçlendiren başka bir noktayı tanıtır. Burada this önceki savı işaret eder ve ardından gelen araştırma iddiası ek destek olarak sunulur. Bu ifade bir cümlenin önünde yer alıp önceki bir düşünceye gönderme yaptığında in addition gibi işlev görür. Bilgileri üst üste ekleyerek düzenler; fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

Aynı sava ikinci bir yarar eklemek için en uygun bağlayıcı hangisidir? Tamamlayın: The library is free to use. ___, it stays open late during exams.

  1. By contrast
  2. On top of this
  3. As a result
Cevabı göster

On top of this

Anlatım akışı

Kanıt kalıbı olarak studies have routinely shown that

studies have routinely shown that kalıbı, ardından gelen iddiayı doğrudan konuşmacıya değil bir araştırmalar bütününe dayandırır. Studies kanıtın kaynağıdır; have shown, geçmiş bulguları güncel tartışmaya bağlamak için present perfect kullanır ve that ile başlayan yan cümle aktarılan sonucu taşır. Routinely, benzer bulguların tekrar tekrar veya düzenli bir örüntü olarak ortaya çıktığını belirtir. Tutarlılık hissini güçlendirir ancak her çalışmanın aynı fikirde olduğu, nedenselliğin kurulduğu veya sonucun kesin olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, mutlak kanıt iddiasında bulunmadan tekrarlanan araştırma bulgularını sorumlu biçimde özetler?

  1. Studies have proved that regular breaks can never fail to improve concentration.
  2. Studies have routinely shown that regular breaks can improve concentration.
  3. A study showed that regular breaks always improve concentration in everyone.
Cevabı göster

Studies have routinely shown that regular breaks can improve concentration.

Dilbilgisi

tend to be more creative: karşılaştırmalı bir eğilimi temkinli biçimde ifade etmek

Tend to genel bir eğilimi belirtir; istisnasız bir kuralı değil. Burada araştırma iddiasını daha temkinli hâle getirir: DEHB'li kişilerin ortalama olarak bu eğilimi gösterdiği söylenir, herkesin aynı biçimde yaratıcı olduğu değil. More creative bir karşılaştırma yapısıdır. Tam olarak kiminle karşılaştırıldığı araştırma bağlamından anlaşılır; örneğin DEHB'si olmayan kişilerle ya da başka bir grupla. more, 'tamamen yaratıcı' demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi temkinli bir karşılaştırma yapan ders ifadesiyle tamamlayın: Studies suggest that teams with varied experience ____ than teams with very similar backgrounds.

Cevabı göster

tend to be more creative

as they often think randomly and outside the box. Deyimler

2:39

çünkü çoğu zaman rastlantısal ve kalıpların dışında düşünüyorlar.

Deyimler

think outside the box: alışılmadık bir yaklaşım kullanmak

Think outside the box, en bilinen yöntemi izlemek yerine alışılmadık veya yaratıcı bir yaklaşım kullanmak demektir. Burada outside the box yaratıcı düşünmeyi açıklar; gerçek bir kutudan söz edilmez. Bu deyim mantıksız düşünmek anlamına gelmez. Alışılmışın dışında bir fikir yine de dikkatli, yararlı ve sağlam gerekçelere dayalı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi 'alışılmadık bir yaklaşım denemek' anlamındaki ders deyimiyle tamamlayın: The usual fixes did not work, so we need to ____.

Cevabı göster

think outside the box

Finally, while structured and orderly school environments may not be conducive to ADHD children, Kelime

2:42

Son olarak, yapılandırılmış ve düzenli okul ortamları DEHB'li çocuklara uygun olmayabilse de

many adults thrive in the right work environment. Kalıp ifadeler

2:47

birçok yetişkin doğru çalışma ortamında büyük başarı gösterir.

Kelime

conducive to: bir sonucu destekleyen koşullar

Be conducive to, “bir şeyi kolaylaştıran veya gerçekleşme olasılığını artıran koşullar sağlamak” anlamına gelir. Burada may not be conducive to ADHD children, yapılandırılmış ve düzenli bir okul ortamının bu çocukların başarılı gelişimini desteklemeyebileceğini belirtir; may, ifadeyi kesin değil temkinli hâle getirir. Bu yapıda to bir edattır. Ardından conducive to concentration ve conducive to learning örneklerindeki gibi bir isim grubu veya -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Cümleyi “elverişli” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Quiet, uncluttered rooms are ____ focused study.

Cevabı göster

conducive to

Kalıp ifadeler

doğru çalışma ortamında gelişip başarılı olmak

Thrive in an environment, bir ortamın sağladığı koşullarda özellikle başarılı olmak, büyümek veya gelişmek anlamına gelir. Yalnızca survive demekten daha güçlüdür. Cümlede the right work environment, kişinin ihtiyaçlarına ve güçlü yönlerine uygun çalışma ortamını ifade eder. Many, çok sayıda yetişkini anlatır; tüm yetişkinleri değil. In edatı, ortamı başarının gerçekleştiği yer olarak sunar. Burada right, ahlaki açıdan “doğru” değil, “uygun” anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle thrive fiilini, iş yerini kişinin başarılı olduğu ortam olarak gösterecek biçimde kullanır?

  1. She thrives under a demanding manager.
  2. She thrives in a collaborative office.
  3. She thrives on challenging projects.
Cevabı göster

She thrives in a collaborative office.

Studies show that if their high energy is channeled into the right careers, Notlar

2:50

Araştırmalar, yüksek enerjileri doğru mesleklere yönlendirildiğinde,

Deyimler

Yüksek enerjiyi doğru mesleklere yönlendirmek

Channel X into Y metaforu; enerji, çaba, para, dikkat veya duyguyu seçilmiş bir amaca yönlendirilebilen bir akış gibi ele alır. Burada yüksek enerji, dağınık kalmak yerine uygun mesleklere yönlendirilir. Edilgen X is channeled into Y kalıbı, kaynağı ve onun varış noktasını öne çıkarır. Yalnızca use energy demekle karşılaştırıldığında channel energy into, bilinçli yönlendirme ve yoğunlaşmayı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi channel ... into ile tamamlayın: Rather than starting five tasks, Mia decided to ____ her energy ____ one urgent project.

Cevabı göster

channel · into

especially those that demand great resourcefulness and adaptability, Kalıp ifadeler

2:53

özellikle de büyük beceriklilik ve uyum yeteneği gerektiren mesleklerde,

Kalıp ifadeler

Büyük beceriklilik ve uyum yeteneği gerektirmek

Bu yan cümlede demand, 'bir şeyi gerekli kılmak' veya 'gerektirmek' anlamındadır; 'birine sert bir emir vermek' anlamına gelmez. Özne olan those, kariyerleri ifade eder. Dolayısıyla bu kariyerlerin, onları yapan kişilerde belirli yetenekleri gerekli kıldığı anlatılır. Resourcefulness, sorunlara akıllıca ve uygulanabilir çözümler bulma yeteneğidir; adaptability ise koşullar değiştiğinde uyum sağlama yeteneğidir. Bu iki yetenek ismi and ile bağlanarak demand fiilinin nesnesini oluşturur; great, gereken seviyenin yüksek olduğunu gösterir.

Alıştırma

İş tanımı cümlesini dersteki ifadeyle tamamlayın: Emergency-response roles often ____ because plans can change without warning.

Cevabı göster

demand great resourcefulness and adaptability

this once-viewed handicap can become a strong asset. Anlatım akışı

2:57

bir zamanlar engel olarak görülen bu özelliğin önemli bir avantaja dönüşebileceğini gösteriyor.

Dilbilgisi

If ... can become: olası bir değişimi mümkün kılan koşul

Burada if yan cümlesi, yüksek enerjilerinin uygun mesleklere yönlendirilmesi koşulunu ortaya koyar. Edilgen is channeled yapısı, enerjiyi yönlendiren kişiden çok enerjinin kendisine ve nereye gittiğine odaklanır. Ana cümle, bu koşul altında önceki bir engelin avantaja dönüşebileceğini söyler. Can, garanti edilmiş değil, olası bir sonucu belirtir. Aktarılabilir if + koşul, ... can become ... kalıbı, uygun koşulların zayıflık olarak algılanan bir özelliği nasıl güçlü bir yana dönüştürebileceğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, olumlu bir koşulun olumlu değişimi garanti etmeden mümkün kıldığını anlatır?

  1. Her creativity was directed toward the right project, so every weakness disappeared.
  2. If her creativity is directed toward the right project, what once seemed like a weakness will always become an advantage.
  3. If her creativity is directed toward the right project, what once seemed like a weakness can become an advantage.
Cevabı göster

If her creativity is directed toward the right project, what once seemed like a weakness can become an advantage.

Anlatım akışı

Bir zamanlar dezavantaj görülen özellik güçlü bir avantaja dönüşebilir

Cümle, bir karşıt dönüş kurarak düşünceyi tamamlar: handicap, özelliği önceki olumsuz değerlendirmeye göre adlandırırken strong asset uygun bir ortamda ona olumlu bir değer verir. X can become Y kalıbı bilgiyi, algılanan dezavantajdan olası avantaja geçiş olarak düzenler. Once-viewed olumsuz etiketi geçmişe yerleştirir ve 'önceden bu şekilde görülmüş' anlamına gelir. Bu, her zorluğun ortadan kalktığını söylemez; ortam ve görev değiştiğinde aynı özelliğe farklı bir değer verilebileceğini anlatır.

Alıştırma

Olumsuz değerlendirmenin geçmişte kaldığını gösteren üç kelimeyle cümleyi tamamlayın: Her curiosity, ____ a distraction, became an asset during the investigation.

Cevabı göster

once viewed as

Special thanks to Audible for supporting this episode Kalıp ifadeler

3:00

Bu bölümü destekleyen Audible'a özel teşekkürler;

to give you a free 30-day trial at audible.com/asap.

3:02

audible.com/asap adresinde 30 günlük ücretsiz denemeden yararlanabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

Halka açık teşekkür için Special thanks to ... for ...

Special thanks to Audible, fiil içermeyen, herkese açık bir teşekkür ifadesidir. to edatı, özel takdiri alan kişi veya kuruluşu belirtir. For supporting this episode, teşekkürün nedenini açıklar. for sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır: Special thanks to + teşekkür edilen kişi/kurum + for + katkı veya eylem.

Alıştırma

Halka açık teşekkür ifadesini tamamlayın: Special thanks ____ the volunteers ____ organizing the event.

Cevabı göster

to · for

This week we wanted to recommend the book The ADHD Advantage by Dale Archer, Ton ve niyet

3:06

Bu hafta Dale Archer'ın The ADHD Advantage adlı kitabını önermek istiyoruz.

Ton ve niyet

Kibar bir yumuşatıcı olarak We wanted to recommend

wanted biçim olarak geçmiş zamandır, ancak we wanted to recommend burada şu anda bir öneride bulunur. Geçmiş zaman biçimi, konuşanın mevcut niyetine mesafe katarak önerinin daha yumuşak ve daha az dayatmacı duyulmasını sağlar. Bu kullanım normalde önerme isteğinin sona erdiği anlamına gelmez. Bu yumuşatma kullanımı, özellikle konuşan kişi dinleyici üzerindeki baskıyı azaltmak istediğinde kibar rica ve önerilerde de görülür.

Alıştırma

"We wanted to recommend this café," cümlesinde öneri şu anda yapılıyorsa wanted sözcüğünün temel etkisi nedir?

  1. Konuşanların bunu önermemeye karar verdiğini gösterir.
  2. Konuşanların bunu yalnızca geçmişte önerdiğini söyler.
  3. Güncel öneriyi yumuşatır ve daha az doğrudan hâle getirir.
Cevabı göster

Güncel öneriyi yumuşatır ve daha az doğrudan hâle getirir.

which highlights again how some of the most successful entrepreneurs, Dilbilgisi

3:11

Bu kitap, en başarılı girişimcilerden,

leaders, and entertainers were strengthened by their ADHD, Anlatım akışı

3:14

liderlerden ve eğlence dünyasının isimlerinden bazılarının DEHB sayesinde güçlendiğini,

not weakened.

3:17

zayıflamadığını bir kez daha vurguluyor.

Dilbilgisi

en başarılı girişimci, lider ve eğlence sektörü çalışanlarından bazıları

some of + the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim kalıbı, “en üst düzey bir grup içindeki sınırlı sayıda kişi veya şey” anlamına gelir. Burada some of iddianın kapsamını sınırlar, the most successful ise çok yüksek bir değerlendirme yapar. successful sıfatı, birbirine bağlanan üç çoğul kategorinin tümü için geçerlidir: entrepreneurs, leaders ve entertainers. Dolayısıyla ifade, her başarılı kişinin veya bu mesleklerdeki herkesin aynı deneyimi yaşadığını söylemez.

Alıştırma

En üst düzey bir grubun yalnızca bir bölümünü seçen sınırlayıcı ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: “The museum displayed work by ____ influential artists of the last century.”

Cevabı göster

some of the most

Anlatım akışı

DEHB'leri nedeniyle güçlendiler, zayıflamadılar

were strengthened by their ADHD edilgen cümleciği, insanları DEHB'den etkilenen kişiler olarak sunar ve olumlu bir sonuç belirtir. Ardından gelen not weakened, eksiltili bir paralel yapıdır: özne, yardımcı fiil were ve neden bildiren by their ADHD anlaşılmaya devam eder. Bu nedenle tam düşünce “DEHB onları güçlendirdi; zayıflatmadı” şeklindedir. Reddedilen alternatifi virgülden sonra vermek, düzeltmeyi akılda kalıcı hâle getirir. İddia yalnızca DEHB'nin onları zayıflatmadığını değil, onları güçlendirdiğini söyler. Özne some of ile başladığı için ifade yalnızca söz konusu alt grupla sınırlı kalır.

Alıştırma

Hangi cümle hem bir zorluğun ekibi güçlendirdiğini söyler hem de karşıt sonucu açıkça reddeder?

  1. The team was strengthened by the setback, not weakened.
  2. The team was strengthened after the setback.
  3. The team was not weakened by the setback.
Cevabı göster

The team was strengthened by the setback, not weakened.

You can get a free 30-day trial at audible.com/asap

3:18

audible.com/asap adresinden 30 günlük ücretsiz denemeden yararlanabilirsiniz

and choose from a massive selection. Kalıp ifadeler

3:22

ve devasa seçenekler arasından dilediğinizi seçebilirsiniz.

Kalıp ifadeler

choose from a massive selection: çok geniş bir seçenek yelpazesinden seçmek

choose from + küme kalıbı, mevcut bir kümenin içinden bir veya daha fazla seçenek belirlemek anlamına gelir. Bu cümlede küme, Audible'ın sesli kitap kataloğudur; massive selection ise seçenek yelpazesinin çok geniş olduğunu vurgular. Buradaki selection, yalnızca verilmiş bir karar veya önceden seçilmiş bir öğe değil, seçilebilecek öğelerin oluşturduğu çeşitlilik anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi choose ve doğru edatla tamamlayın: The library app lets readers ____ thousands of e-books.

Cevabı göster

choose from

We love them as they're great when you're on the go. Deyimler

3:24

Audible'ı seviyoruz; çünkü hareket hâlindeyken kullanmak çok pratik.

Deyimler

on the go: sürekli hareket hâlinde veya meşgul

On the go, aktif olup bir yerden başka bir yere hareket etmek veya sabit bir yerde değilken meşgul olmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada, sesli kitapların günün yoğun ve hareketli bir bölümünde kullanım için uygun olduğunu açıklar. Bir varış noktasından çok genel bir durumu anlatır. Belirli bir yere gitmek anlamına gelmez ve mutlaka seyahat edildiğini de göstermez.

Alıştırma

Cümleyi “meşgulken ve yerler arasında hareket ederken” anlamındaki üç sözcüklü deyimle tamamlayın: These headphones are ideal for listening ____.

Cevabı göster

on the go

And subscribe for more weekly science videos.

3:26

Her hafta yeni bilim videoları için abone olmayı unutmayın.