Sir Isaac Newton'ın Gizli Yüzü: İngilizce çalışma notları
Newsthink
Video özeti: Bu biyografi Newton'ın keşiflerini ve mirasının ardındaki inançları, çatışmaları ve hırsları anlatıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. wouldn't be complete without ifadesini kalıplaşmış söz öbeği ve eşdizim olarak kullanıp bir kişi ya da unsurun vazgeçilmez olduğunu güçlü biçimde anlatabilirsiniz. 2. Legend has it that ifadesini doğrulanmamış bir hikâyeyi tanıtan söylem, hikâye anlatımı ve retorik çerçevesi olarak tanıyıp söylenceyi gerçekten ayırabilirsiniz. 3. threw himself into his work ifadesini tam adanmışlığı anlatan deyim ve mecaz olarak öğrenebilir; belirtilen bedel, bunu yalnızca çok çalıştı demekten daha güçlü kılar.
Bu derste
A list of the most influential people of all time wouldn't be complete without Sir Isaac Newton. Kalıp ifadeler
0:01Tüm zamanların en etkili insanlarının yer aldığı bir liste, Sir Isaac Newton olmadan eksik kalırdı.
“wouldn't be complete without” kalıbı
“Wouldn't be complete without X”, X'in bütünün vazgeçilmez bir parçası olarak görüldüğü anlamına gelir. Bu cümlede Newton'ın yokluğu listeyi eksik hissettirir; Newton'ın kendisinin eksik olduğu anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp “A wouldn't be complete without B.” şeklindedir. A bütünü, B ise vazgeçilmez parçayı belirtir. “Wouldn't”, B'nin bulunmadığı bir A'yı hayal ettirir.
Alıştırma
Haritayı vazgeçilmez olarak sunan tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: “A visitor's guide to the city ____ a map of the old center.”
Cevabı göster
wouldn't be complete without
Newton's laws are tied to almost everything we see in everyday life.
0:06Newton'ın yasaları, günlük hayatta gördüğümüz neredeyse her şeye bağlıdır.
Yet there was a secret side to the 17th century scientist,
0:16Ancak 17. yüzyıl bilim insanının gizli bir tarafı da vardı,
which will become clear by the end of this story. Anlatım akışı
0:19bu hikayenin sonunda bu taraf açığa çıkacak.
“will become clear by the end of this story”
“Which will become clear by the end of this story” ilgi cümleciği, bilim insanının gizli yönüne gönderme yapar. Bunun anlamının veya ayrıntılarının şimdi belli olmadığını, ancak en geç hikâyenin sonunda anlaşılacağını söyler. Buradaki clear mecazidir; fiziksel olarak şeffaf olmak anlamına gelmez. Bir anlatı yönlendirmesi olarak “X will become clear by...”, daha sonra cevap verileceğini vaat ederken açıklamayı erteler. Böylece bilgiyi düzenler ve dinleyiciye takip etmeyi sürdürmesi için bir neden verir.
Alıştırma
Bir gizem hikâyesine başlıyor ve nedenin en geç hikâyenin sonunda anlaşılacağını vaat etmek istiyorsunuz. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?
- The reason might remain unclear after this story ends.
- The reason will become clear at the start of this story.
- The reason will become clear by the end of this story.
Cevabı göster
The reason will become clear by the end of this story.
By his mid-20s, ... had already invented: geçmişteki bir son noktadan önce tamamlanma
By his mid-20s, Newton'ın geçmiş yaşamında bir son zaman noktası belirler: yirmili yaşlarının ortasından, yani yaklaşık 24-26 yaşlarından daha geç değil. Bu ifade “20. yüzyılın ortası” anlamına gelmez ve buluşun tam olarak belirli bir yaşta yapıldığını söylemez. had already invented, past perfect yapısındadır. Buluşu bu son noktadan önce tamamlanmış olarak gösterir; already ise beklenenden daha erken gerçekleştiğini vurgular. Aktarılabilir kalıp By + geçmiş zaman noktası, özne + had (already) + fiilin üçüncü hâlidir.
Alıştırma
already ve prepare fiilinin past perfect biçimini kullanın: By the time the guests arrived, we ____ dinner.
Cevabı göster
had already prepared
Not bad for the son of an illiterate farmer. Ton ve niyet
0:26Okuma yazma bilmeyen bir çiftçinin oğlu için hiç fena değil.
Not bad for: koşullara dayanan ölçülü övgü
Not bad for + isim öbeği genellikle ölçülü bir övgüdür. Sözcükler hafif olumsuz görünse de konuşan kişi, kişinin geçmişi veya koşulları göz önüne alındığında başarının etkileyici olduğunu anlatır. Burada for, karşılaştırma noktası olarak Newton'ın geçmişini sunar: okuma yazma bilmeyen bir çiftçinin oğlu olması, başarısını daha da olağanüstü gösterir. Bu cümle kötü bir değerlendirme değil, çoğu zaman biraz mizah da taşıyan bir övgüdür.
Alıştırma
Bir arkadaşınız ilk denemesinde çok iyi bir performans gösteriyor. Sıcak bir tonla “Not bad for a first try.” diyorsunuz. Bu ifade doğal olarak övgü şeklinde mi anlaşılır?
- Hayır
- Evet
Cevabı göster
Evet
who died three months before his birth on Christmas Day 1642
0:30babası o doğmadan üç ay önce, 1642 yılının Noel gününde,
would never meet: geçmişten bakılan sonraki bir sonuç
Bu cümlede would never meet, geçmişteki bir noktadan geleceğe bakar. Hayatının daha sonraki sonucunu açıklar: doğduktan sonra babasıyla hiçbir zaman tanışmadı. Yapı would + fiilin yalın hâli biçimindedir; never ise sonraki sonucu olumsuz yapar. Bu, biyografi ve hikâyelerde yaygın olan geçmişten geleceğe bakış açısıdır. Buradaki would; kibarlık, tekrarlanan geçmiş alışkanlık ya da koşul anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede would, geçmişteki bir bakış açısından sonraki sonucu açıklamak için kullanılmıştır?
- Maya would live in the village if she had a job there.
- Would you please open the door for Maya?
- As a child, Maya would visit the village every summer.
- At sixteen, Maya left the village and would never live there again.
Cevabı göster
At sixteen, Maya left the village and would never live there again.
in the small English village of Woolsthorpe Manor in the county of Lincolnshire.
0:34Lincolnshire kontluğundaki küçük İngiliz köyü Woolsthorpe Manor'da vefat etmişti.
he was later told he could fit inside a quart mug.
0:41daha sonra ona bir litrelik bir kupanın içine sığabileceği söylenmişti.
his mom remarried and moved to a nearby village to live with a wealthy clergyman.
0:46annesi yeniden evlendi ve zengin bir din adamıyla yaşamak üzere yakındaki bir köye taşındı.
Newton was left behind in the care of his grandparents. Notlar
0:51Newton, büyükanne ve büyükbabasının bakımına terk edildi.
left behind: biri ayrılırken başka birini yanına almamak
Bu cümlede left behind, Newton'ın annesi onu yanına almadan taşındığında Newton'ın bulunduğu yerde kalması anlamına gelir. İfade, başka birinin ayrılmasından kaynaklanan bir ayrılığı anlatır. Edilgen was left behind yapısı, ayrılan kişiden çok geride kalan kişiye odaklanır. Ardından gelen in the care of his grandparents ifadesi, onun büyükanne ve büyükbabası tarafından bakıldığını gösterir.
Alıştırma
Hangi durumda was left behind örnektekiyle aynı anlama gelir?
- Bir ebeveyn taşınırken çocuk akrabalarının yanında kaldı.
- Bir koşucu takımın geri kalanından daha yavaş hâle geldi.
- Bir yolcu otobüste bir çanta unuttu.
Cevabı göster
Bir ebeveyn taşınırken çocuk akrabalarının yanında kaldı.
in the care of: birinin bakım ve sorumluluğunda
In the care of + bir kişi veya kurum, adı geçen kişi ya da kurumun birine veya bir şeye bakma, onu koruma ya da gözetme sorumluluğunu üstlendiğini belirtir. Bu cümlede bu sorumluluk Newton'ın büyükanne ve büyükbabasındaydı. Bu ifade bir bakım düzenlemesini anlatır. Bakımı üstlenen kişinin yalnızca ilgi veya sevgi duyduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Kliniğin yavru kediden sorumlu olduğunu belirten üç sözcüklük ifadeyi yazın: The kitten is ____ the clinic.
Cevabı göster
in the care of
scarred him: onda kalıcı bir duygusal yara bıraktı
scarred him ifadesinde scar fiili mecaz anlamda kullanılır: terk edilme onda kalıcı bir duygusal veya psikolojik zarar oluşturmuştur. Bu, vücudunda görünen bir yara izi olduğu anlamına gelmez. an experience scars someone kalıbı, etkinin derin ve uzun süreli olduğunu anlatır; olayın kişiyi yalnızca üzdüğünü veya mutsuz ettiğini söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
'The experience scarred him for years,' cümlesinde scarred ne anlama gelir?
- Onu kısa bir süre hafifçe sinirlendirdi.
- Kısa sürede kaybolan görünür bir yaralanmaya neden oldu.
- Kalıcı bir duygusal zarar verdi.
Cevabı göster
Kalıcı bir duygusal zarar verdi.
"Threatening my father and mother Smith to burn them and the house over them."
1:01"Babam ve annem Smith'i ve içindeyken evi yakmakla tehdit etmek."
more interested in mechanics than making friends. Dilbilgisi
1:07arkadaş edinmekten çok mekaniğe ilgi duyuyordu.
more interested in A than B: A’ya B’den daha çok ilgi duymak
More interested in A than B, kişinin A’ya B’den daha fazla ilgi duyduğunu belirtir. İlgi derecelerini karşılaştırır; kişinin B’den hoşlanmadığı anlamına gelmek zorunda değildir. Burada mechanics, makineleri ve onların nasıl çalıştığını ifade eder; making friends ise onun daha az ilgi duyduğu etkinliktir. İlginin konusu belirtilirken interested sözcüğünden sonra in gelir. Bu kalıpta A, in’den sonra yer alır ve than, B’yi tanıtır. İki tarafta da bir isim grubu veya -ing biçiminde bir etkinlik bulunabilir. Karşılaştırma açıksa B’den önceki in atılabilir: more interested in reading than watching TV.
Alıştırma
Cümleyi more interested in A than B kalıbıyla tamamlayın: Priya astronomiye satrançtan çok daha fazla ilgi duyuyor. Priya is ____ astronomy ____ chess.
Cevabı göster
more interested in · than
Britanya'nın tarihî bağlamında grammar school
Bu tarihî Britanya bağlamında grammar school, geleneksel olarak akademik eğitim ve klasik derslerle ilişkilendirilen bir okul türünün adıdır. Bu ifade, çocuğun kaydolduğu kurumu belirtir; yalnızca dil bilgisi öğreten kısa bir kurs anlamına gelmez.
Alıştırma
On dokuzuncu yüzyıl İngiltere'sinde geçen bir biyografide grammar school büyük olasılıkla neyi adlandırır?
- Okul ekipmanlarını onaran bir atölye
- Yalnızca dil bilgisi öğreten kısa bir ders
- Akademik geleneği olan bir okul türü
Cevabı göster
Akademik geleneği olan bir okul türü
His signature can still be seen by a windowsill of the King's School today.
1:15İmzası bugün hala The King's School'un bir pencere pervazında görülebilir.
his mother tried to remove him from school so he could be a farmer,
1:21annesi onu bir çiftçi olması için okuldan almaya çalıştı,
a prospect that he dreaded: olası bir sonucu özetlemek
a prospect ad öbeği, hemen önce belirtilen olası durumun tamamını, yani okulu bırakıp çiftçi olmayı özetleyerek ona gönderme yapar. Burada prospect, bir manzara veya potansiyel müşteri değil, gelecekte yaşanabilecek bir durum anlamındadır. Ardından gelen that he dreaded ilgi cümleciği, onun bu olasılığa karşı tutumunu ekler. Bu eşleme tarzı ekleme, bir olayı belirttikten sonra değerlendirmeyi aynı kısa cümle içinde vermeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede a prospect, az önce belirtilen olası olayı özetleyip ardından bir kişinin tutumunu ekler?
- The company contacted a promising sales prospect.
- She might have to move away, a prospect that upset her.
- The balcony gave her a wide prospect of the sea.
Cevabı göster
She might have to move away, a prospect that upset her.
the schoolmaster convinced his mother to send him back to class, Kalıp ifadeler
1:26okul müdürü annesini onu sınıfa geri göndermesi için ikna etti,
convince someone to do something: birini bir şey yapmaya ikna etmek
convinced his mother to send him back to class ifadesinde convince + kişi + to-mastar yapısı, gerekçeler veya ikna yoluyla birinin bir eylemi yapmayı kabul etmesini başarıyla sağlamak anlamına gelir. His mother ikna edilen kişidir; send ise onun yapmayı kabul ettiği eylemdir. Başka durumlarda da convince someone to do something kalıbını kullanabilirsiniz. Bu yapı normalde başarılı bir sonucu belirtir: okul müdürü yalnızca onun fikrini değiştirmeye çalışmamış, bunu başarmıştır.
Alıştırma
Cümleyi convince fiilinin geçmiş biçimi ve try fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: After explaining the benefits, Maya ____ the team ____ the new schedule. (convince; try)
Cevabı göster
convinced · to try
where he gained the knowledge necessary to enter the University of Cambridge in 1661,
1:29ve burada 1661'de Cambridge Üniversitesi'ne girmek için gerekli bilgileri edindi,
paying his way by working as a valet. Deyimler
1:34okul masraflarını uşak olarak çalışarak karşıladı.
paying his way: kendi masraflarını karşılamak
Paying his way, başka birinin maddi desteğine bağlı kalmak yerine eğitim ve yaşam giderlerini kendisinin karşılaması demektir. Bu cümlede -ing yapısı, kendi geçimini nasıl sağladığını ekler: özel hizmetçi olarak çalışıp para kazanmıştır. Tekrar kullanılabilen ifade pay one's way şeklindedir ve iyelik sözcüğü kişiye göre değişir: pay my way, pay her way, pay their way. Kişinin kendi payını ödemesini veya bir süre boyunca maddi olarak kendi geçimini sağlamasını anlatabilir. İfade, masrafı kimin karşıladığını belirtir ancak paranın nasıl elde edildiğini tek başına söylemez; buradaki way de yol veya rota anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “kendi masraflarını karşılamak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Sofia worked all summer to ____ on the school trip.
Cevabı göster
pay her way
Although he studied the works of the ancient Greek philosophers, Dilbilgisi
1:37Eski Yunan filozoflarının eserlerini çalışmasına rağmen,
Although A, B: but olmadan ödünleme
Although, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır: farklı bir sonuç bekletebilecek bir gerçeği sunar. Ana cümle daha sonra şaşırtıcı veya karşıt gerçeği verir. Burada Yunan filozoflarını incelemesi, onlarla aynı fikirde olmasını bekletebilir; buna karşın onların kuramlarını sorgulamıştır. Yapı Although + cümlecik, ana cümle şeklindedir. Although karşıtlığı zaten işaretlediği için standart İngilizcede ana cümlenin önüne ayrıca but getirilmez.
Alıştırma
Hangi cümlede Although ödünleme bildirmek için doğru kullanılmıştır?
- Although the café was busy, we found a table.
- Although the café busy, we found a table.
- Although the café was busy, but we found a table.
Cevabı göster
Although the café was busy, we found a table.
"Plato is my friend ... but my best friend is truth": paralel hazırlık ve değer sıralamasının değişmesi
İlk iki yan cümle aynı kalıbı tekrar eder: Plato is my friend, Aristotle is my friend. Bu paralel yapı, saygı duyulan iki düşünürü yan yana koyar ve listenin aynı biçimde süreceği beklentisini oluşturur. but bu düzeni bozar, best ise truth kavramını iki kişinin de üstüne çıkarır. Truth burada bir arkadaş gibi kişileştirilmiştir; dolayısıyla cümle gerçek insan ilişkilerini anlatmaz. Kanıtın ve hakikatin, hayranlık duyulan otoritelere bağlılıktan daha önemli olduğunu kısa ve etkili biçimde söyler.
Alıştırma
Tekrarlanan kalıbın ardından gelen but bu cümlede esas olarak ne yapar?
- Platon ve Aristoteles'in değerini kabul eder, ardından hakikati onların üstüne yerleştirir.
- Üç arkadaşın da eşit derecede önemli olduğunu söyler.
- Hakikatin konuşmacının tanıdığı gerçek bir kişi olduğunu bildirir.
Cevabı göster
Platon ve Aristoteles'in değerini kabul eder, ardından hakikati onların üstüne yerleştirir.
He vowed to find the truth through rigorous scientific experimentation.
1:48Titiz bilimsel deneyler yoluyla gerçeği bulmaya yemin etti.
but the extraordinary circumstances that happened next would set the stage for his greatest achievements. Deyimler
1:55ancak daha sonra meydana gelen olağanüstü olaylar, en büyük başarılarına zemin hazırlayacaktı.
set the stage for: daha sonra olacaklar için koşulları oluşturmak
Set the stage for ifadesi bir isim, isim öbeği veya ulaçtan önce kullanıldığında, daha sonraki bir gelişmeyi mümkün ya da daha olası kılan koşulları oluşturmak anlamına gelir. Bu benzetme tiyatro sahnesinin hazırlanmasından gelir, ancak burada ifade mecazidir. Bu cümlede olağanüstü koşullar, sonraki başarıların zemini olarak sunulur. Koşullar başarıların kendisi değildir ve ifade, bunların tek ve doğrudan neden olduğunu da ileri sürmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade set the stage for ile doğru zamanda tamamlayın: The early experiments ____ the breakthrough that followed.
Cevabı göster
set the stage for
Shortly after receiving his bachelor's degree in 1665, Dilbilgisi
2:031665'te lisans derecesini aldıktan kısa bir süre sonra,
the bubonic plague ravaged Europe and would take the lives of an estimated one out of every four people in London. Kalıp ifadeler
2:06hıyarcıklı veba Avrupa'yı kasıp kavurdu ve Londra'daki tahminen her dört kişiden birinin hayatını alacaktı.
Shortly after receiving: kısa ve düzenli bir zaman ifadesi
Shortly after, “……dan kısa bir süre sonra” anlamına gelir. After edatından sonra -ing biçimindeki receiving gelir ve kısaltılmış bir zaman yan cümlesi oluşturur. Burada Newton önce derecesini alır, veba ise kısa bir süre sonra yayılır. Receiving eylemini yapan kişi bağlamdan anlaşılır. Shortly, iki olay arasındaki sürenin kısa olduğunu anlatır; alma eyleminin kendisinin kısa sürdüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede shortly after + -ing açıkça doğru kullanılmış ve hem alan hem de yanıt veren kişinin Lena olduğu anlaşılmıştır?
- Shortly after receiving the invitation, the date was confirmed.
- Shortly after receiving the invitation, Lena replied.
Cevabı göster
Shortly after receiving the invitation, Lena replied.
Take the lives of: ölüme neden olmayı anlatan resmî bir ifade
Take the lives of, “……ın ölümüne neden olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki take gerçek anlamda kullanılmaz; herhangi bir nesne fiziksel olarak alınıp götürülmez. Bu cümlede ölümün nedeni vebadır ve of sözcüğünden sonra gelen kişiler ölenlerdir. Bir kişi için life, birden fazla kişi için lives kullanılır. Hastalık, felaket, kaza veya bir kişi, bir canı “alan” özne olabilir.
Alıştırma
Resmî raporu take the lives of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The storm ____ several sailors.
Cevabı göster
took the lives of
The pandemic forced Newton to work from his childhood home for the next two years
2:13Pandemi Newton'ı önümüzdeki iki yıl boyunca çocukluk evinden çalışmaya zorladı
and would lead to his most amazing breakthroughs.
2:17ve bu durum en şaşırtıcı buluşlarına yol açacaktı.
He used a prism to discover that white light and sunlight is made up of the colors of the rainbow. Öbek fiiller
2:20Beyaz ışığın ve güneş ışığının gökkuşağının renklerinden oluştuğunu keşfetmek için bir prizma kullandı.
made up of: bir bütünün nelerden oluştuğunu anlatma
Burada is made up of, “-den oluşur” anlamına gelir. Beyaz ışığı ve güneş ışığını birer bütün, gökkuşağının renklerini de bu bütünlerin bileşenleri olarak gösterir. Kalıp bütün + be made up of + parçalar şeklindedir. be fiili özneye göre değişir: The kit is made up of five items, but the teams are made up of four players each.
Alıştırma
Cümleyi “-den oluşmak” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The school band is ____ twenty musicians.
Cevabı göster
made up of
The widely held belief at the time was Aristotle's theory that color was a mix of black and white.
2:26O dönemde yaygın olan inanç, rengin siyah ve beyazın bir karışımı olduğuna dair Aristoteles'in teorisiydi.
Newton built a reflecting telescope that used mirrors rather than lenses,
2:32Newton mercekler yerine aynalar kullanan yansıtmalı bir teleskop yaptı,
That's a whole lot safer than the time he stuck a sewing needle into his eye socket to figure out if altering his eye shape would change his perception of color. Notlar
2:38Gözünün şeklini değiştirmenin renk algısını değiştirip değiştirmeyeceğini anlamak için göz çukuruna bir dikiş iğnesi sokmasından çok daha güvenliydi bu.
a whole lot safer than: güçlü bir karşılaştırma yapma
a whole lot safer than ifadesinde a whole lot, safer karşılaştırma biçimini güçlendirir. “Çok daha güvenli” anlamına gelir; yani konuşmacı iki durum arasında güçlü bir karşılaştırma yapar. a whole lot ifadesini safer, easier veya faster gibi karşılaştırma biçimlerinden önce kullanın. Karşılaştırmanın diğer tarafını adlandırdığınızda genellikle than gelir. Burada bu ifade derece belirtir; “çok sayıda şey” anlamına gelen bir isim öbeği değildir.
Alıştırma
Karşılaştırmayı samimi konuşmada “çok daha güvenli” anlamına gelen dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Wearing a helmet is ____ riding without one.
Cevabı göster
a whole lot safer than
figure out: düşünerek veya deneyerek cevaba ulaşmak
Burada figure out, “düşünerek, deneyerek veya bir problemi çözerek cevabı bulmak” anlamına gelir. Ardından gelen ve if ile başlayan soru yan cümlesi, cevaplamak istediği soruyu belirtir; bu ifade bir sayı hesaplamak anlamına gelmez. Figure out sonrasında bir isim veya why, how ya da if ile başlayan bir soru yan cümlesi gelebilir: figure out the problem; figure out why it failed. Nesne bir zamirse araya yerleştirilir: figure it out.
Alıştırma
İngilizce cümleyi figure out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After testing each cable, Nina finally ____ why the monitor was dark.
Cevabı göster
figured out
Legend has it that Newton was sitting beneath the tree when an apple bonked him on the head, Anlatım akışı
2:52Efsaneye göre Newton ağacın altında otururken kafasına bir elma düştü
Legend has it that: doğrulanmamış geleneksel bir hikâyeyi sunmak
Legend has it that, bir hikâyeye başlarken kullanılan sabit bir kalıptır. Ardından gelen that yan cümlesini, konuşanın kanıtlayabildiği bir gerçek olarak değil, insanların uzun zamandır aktardığı bir hikâye olarak sunar. Burada has it kabaca “geleneksel hikâye şöyle der” anlamına gelir. Konuşan bu çerçeveyi başa koyarak hikâyeyi anlatmadan önce dinleyiciye bilginin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
Alıştırma
Kullanımı değerlendirin: “Legend has it that a giant sleeps under the mountain,” cümlesinde konuşan, iddiayı kanıtlanmış bir gerçek yerine geleneksel bir hikâye olarak sunar.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Doğru
There's no evidence to suggest the fruit actually fell on his head, Kalıp ifadeler
3:00Meyvenin gerçekten kafasına düştüğünü gösteren hiçbir kanıt yok,
There's no evidence to suggest + yan cümle
There's no evidence to suggest + yan cümle, mevcut kanıtların yan cümledeki iddiayı desteklemediği anlamına gelir. Burada elma hikâyesi, kanıtlarla ortaya konabilecek bilgilerden dikkatle ayrılır. Bu, kanıta dayalı temkinli bir olumsuzlamadır; olayın kesinlikle gerçekleşemeyeceğini iddia etmez. Konuşan kişi, kanıtlara dayanarak sorumlu biçimde söylenebileceklerin sınırını belirtir.
Alıştırma
There's no evidence to suggest the treatment caused the change cümlesinin en doğru anlamı nedir?
- İddianın doğru olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır.
- Destekleyici bir kanıt bulunmamıştır, bu yüzden iddia kanıtlanmış değildir.
- İddianın imkânsız olduğu kanıtlanmıştır.
Cevabı göster
Destekleyici bir kanıt bulunmamıştır, bu yüzden iddia kanıtlanmış değildir.
but he did ask the question that helped unlock our understanding of the universe. Dilbilgisi
3:03ama evreni anlamamıza yardımcı olan o soruyu gerçekten de sordu.
did ask içindeki vurgulu did
Geçmiş zamandaki olumlu bir cümlede did + fiilin yalın hâli vurgu katabilir. did ask ifadesinde geçmiş zamanı did taşır ve ask yalın hâlde kalır; anlamı, onun soruyu gerçekten sormuş olduğudur. Buradaki vurgu, önceki olumsuz iddianın bırakabileceği izlenimi düzeltir: Elma hikâyesinin kanıtı yoktur, ancak önemli soruyu sorması gerçek bir olgu olarak sunulur. Bu yapı doğrulama, düzeltme veya karşıtlık kurma amacıyla kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi call fiilinin iki sözcüklü vurgulu geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: You think I forgot, but I ____ you last night.
Cevabı göster
did call
He reasoned that the same gravitational pull kept the moon orbiting around Earth rather than wandering off, Notlar
3:11Aynı yerçekimi kuvvetinin ayın uzayda dolaşmak yerine Dünya'nın yörüngesinde dönmesini sağladığı sonucuna vardı
kept the moon orbiting ifadesinde keep + nesne + -ing
kept the moon orbiting ifadesinde kept sözcüğünden sonra the moon nesnesi ve ardından orbiting biçimindeki -ing tümleyicisi gelir. keep + nesne + -ing kalıbı, “nesnenin bir şeyi yapmaya devam etmesini sağlamak” veya “devam eden eylemi sürdürmek” anlamına gelir. Burada yer çekimi, Ay'ın yörüngedeki sürekli hareketini korur ve yolundan ayrılmasını önler. Bu kalıp, bir süreci sürdüren kuvveti, sistemi veya eylemi anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle motorun vantilatörün devam eden eylemini sürdürmesini sağladığını anlatır?
- The motor kept the fan quiet.
- The motor made the fan spin.
- The motor kept the fan spinning.
Cevabı göster
The motor kept the fan spinning.
wander off: beklenen yoldan uzaklaşmak
Wander off, açık bir yön veya plan olmadan bir yerden, rotadan ya da gruptan uzaklaşmak anlamına gelir; bu genellikle yavaş yavaş veya fark etmeden olur. Off, beklenen konumdan ya da yoldan ayrılma anlamı katar. Burada Ay, kendi kendine yolundan sapabilirmiş gibi anlatılır. Bu ifade Ay'ın hareket etmeyi bırakacağı anlamına değil, yörüngesinden ayrılacağı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “açık bir plan olmadan veya fark etmeden uzaklaşmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Mia stopped to read a sign, and her little brother began to ____ from the tour group.
Cevabı göster
wander off
and he believed this could also explain the movement of our planets in the solar system.
3:16ve bunun güneş sistemimizdeki gezegenlerin hareketini de açıklayabileceğine inandı.
The mathematics at the time wasn't sophisticated enough to determine the motion of these objects, Dilbilgisi
3:21O zamanki matematik bu nesnelerin hareketini belirleyecek kadar gelişmiş değildi,
wasn't sophisticated enough to determine: not + sıfat + enough to
Not + sıfat + enough to + fiil yapısı, birinin veya bir şeyin bir eylemin gerçekleşmesi için gereken nitelik düzeyine sahip olmadığını anlatır. Burada matematik yeterince gelişmiş olmadığı için nesnelerin hareketini belirleyemiyordu. Bir sıfatla kullanıldığında enough sıfattan sonra gelir: sophisticated enough. Ardından gelen to mastarı, yetersiz düzey yüzünden gerçekleşemeyen sonucu veya görevi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: This software isn't sophisticated ___ the error automatically.
- enough detecting
- to detect enough
- enough to detect
Cevabı göster
enough to detect
There was a dispute over who actually invented calculus
3:29Kalkülüsü gerçekte kimin icat ettiği konusunda bir tartışma vardı
when German mathematician Gottfried Leibniz published his paper on calculus in 1684.
3:33Alman matematikçi Gottfried Leibniz kalkülüs üzerine makalesini 1684'te yayımladığında.
Newton claimed he'd done the same work 20 years earlier.
3:38Newton, aynı çalışmayı 20 yıl önce yaptığını iddia etti.
Newton was so secretive that he hadn't actually made his efforts public because he couldn't stand the scrutiny of his work. Kelime
3:42Newton o kadar gizliliğe önem verirdi ki, çalışmasının incelenmesine dayanamayacağı için aslında çabalarını halka açıklamamıştı.
The thing is, konuşma dilinde geçiş ifadesi olarak
The thing is, fiziksel bir nesneye gönderme değil, bir söylem belirtecidir. Konuşanın, durumun nasıl anlaşılması gerektiğini değiştiren temel açıklamayı, güçlüğü veya gerçeği söylemek üzere olduğunu dinleyiciye bildirir. Burada anlatıyı, Newton'ın çalışmalarının neden kamuya açıklanmadığını belirleyen önemli nedene yöneltir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp The thing is, + tam bir cümleciktir.
Alıştırma
Temel güçlüğü gündelik bir dille açıklamak için en uygun başlangıcı seçin: ___ I can't lend you the car because I need it tonight.
- The thing is,
- For example,
- In other words,
Cevabı göster
The thing is,
couldn't stand the scrutiny: sıkı incelemeye dayanamamak
Bu cümlede couldn't stand, “tahammül edemiyordu” anlamındadır; “ayakta duramıyordu” demek değildir. Scrutiny, özellikle başkaları veya kamuoyu tarafından yapılan çok yakından ve dikkatli incelemeyi anlatır. Cümle, Newton'ın çalışmalarının incelenmesine ve eleştirilmesine şahsen dayanamadığı için onları gizli tuttuğunu söyler. Çalışmaların kendisinin incelemeden geçemeyeceğini söylemez.
Alıştırma
“Leo kept his plans private because he couldn't stand the scrutiny.” cümlesinde couldn't stand the scrutiny ne anlama gelir?
- Planlarını okurken fiziksel olarak ayakta duramıyordu.
- Planlarının yakından incelenmesine tahammül edemiyordu.
- Planlarının yanlış olduğu zaten kanıtlanmıştı.
Cevabı göster
Planlarının yakından incelenmesine tahammül edemiyordu.
When Leibniz appealed to the Royal Society in London,
3:48Leibniz Londra'daki Kraliyet Cemiyeti'ne başvurduğunda,
Newton wielded his influence as the scientific academy's president to get it to side with him. Notlar
3:51Newton bilim akademisinin başkanı olarak nüfuzunu kullanarak cemiyetin kendi tarafını tutmasını sağladı.
wielded his influence: nüfuzunu etkin biçimde kullandı
Wielded his influence, akademinin ne yapacağını etkilemek için gücünü veya yetkisini etkin biçimde kullandığı anlamına gelir. Wield aslen bir araç ya da silahı kullanmayı anlatır; influence ile birlikteyse gücü, kişinin bilinçli olarak devreye soktuğu bir şey gibi sunar. Burada Newton, başkan olarak yalnızca nüfuz sahibi olmakla kalmadı; akademinin kendi tarafını desteklemesini sağlamak için bu nüfuzu kullandı.
Alıştırma
Hangi cümle Priya'nın bir kararı değiştirmek için nüfuzunu etkin biçimde kullandığını açıkça söyler?
- Priya wielded her influence to persuade the committee to delay the vote.
- The committee knew that Priya was well connected.
- Priya had influence in the committee.
Cevabı göster
Priya wielded her influence to persuade the committee to delay the vote.
side with someone: bir anlaşmazlıkta bir tarafı desteklemek
Side with him ifadesinde side bir fiildir. Side with someone, bir anlaşmazlıkta, çatışmada veya kararda o kişiyi ya da grubu desteklemek demektir. Burada bilim akademisinin Newton'ın görüşünü desteklemesinin sağlandığı anlatılır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp side with + kişi veya grup şeklindedir; side, sided with örneğinde olduğu gibi zamana göre değişebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve "bir anlaşmazlıkta taraflardan birini desteklemek" anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During the dispute, the committee chose to ____ the residents.
Cevabı göster
side with
Most historians agree that the two discovered calculus independently.
3:56Tarihçilerin çoğu, bu ikilinin kalkülüsü bağımsız olarak keşfettiklerinde hemfikirdir.
he returned to the university to continue his research as a fellow. Kelime
4:03araştırmalarına akademi üyesi olarak devam etmek üzere üniversiteye geri döndü.
as a fellow: akademik bir rolde
As a fellow ifadesinde as, araştırmasına hangi rol veya sıfatla devam ettiğini belirtir. Bir karşılaştırma yapmak yerine “hangi sıfatla?” sorusunu yanıtlar. Bu üniversite bağlamında a fellow, bir kolejin veya kurumun tanıdığı üye ya da akademik göreve atanmış kişidir. Kesin görevler kuruma göre değişir; bu nedenle ifade tek başına belirli bir modern mesleği göstermez. Burada yalnızca “bir erkek” anlamına da gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede a fellow büyük olasılıkla ne anlama gelir? Maya returned to the college to work as a fellow.
- Tesadüfen yakında bulunan bir erkek
- Aynı dersi alan bir sınıf arkadaşı
- Kolejin akademik bir üyesi veya görevlendirdiği kişi
Cevabı göster
Kolejin akademik bir üyesi veya görevlendirdiği kişi
he obtained one of the most prestigious academic posts in the world,
4:13dünyanın en prestijli akademik pozisyonlarından birini elde etti,
later held by none other than Stephen Hawking. Deyimler
4:20daha sonra bu unvanı Stephen Hawking'den başkası taşımayacaktı.
none other than ile kimliği vurgulayarak açıklama
Bu cümlede none other than, Stephen Hawking’i bu görevle bağlantılı, etkileyici ve tanınmış bir kişi olarak tanıtır. Görevi daha sonra üstlenen kişinin bizzat Stephen Hawking olduğunu belirtir ve ifadeye şaşkınlık ile vurgu katar. İfadede none sözcüğü bulunsa da adı verilen kişiyi dışlamaz. Bir kimliği açıklayıp öne çıkarır: be + none other than + ünlü, beklenmedik veya özellikle ilgili bir kişi ya da şey.
Alıştırma
Hangi cümle etkileyici bir kimliği vurgulayarak açıklamak için none other than kullanır?
- The guest speaker was different from our national chess champion.
- The guest speaker was none other than our national chess champion.
- The guest speaker was anyone other than our national chess champion.
Cevabı göster
The guest speaker was none other than our national chess champion.
he's said to have lectured: daha önceki bir olayı aktarma
he's said to have lectured ifadesindeki he's, he is biçiminin kısaltmasıdır. Edilgen aktarma yapısı be said to + mastar, kaynağı belirtmeden veya bilgiyi doğrudan doğrulamadan, onu insanların söylediği bir şey olarak sunar. Tamamlanmış mastar to have lectured, ders verme eylemini şimdiki aktarma bakış açısından daha önceye yerleştirir. Daha önce gerçekleşmiş bir olayı aktarmak için özne + am/is/are said + to have + geçmiş ortaç yapısı kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle doğrulanmamış geçmiş bir başarıyı şimdiki bakış açısından doğru biçimde aktarır?
- Maya has said to have solved the puzzle alone.
- Maya is said to solve the puzzle alone.
- Maya is said to have solved the puzzle alone.
Cevabı göster
Maya is said to have solved the puzzle alone.
passion lay in research: geçmişteki tutkunun alanını belirtmek
Bu cümlede passion lay in research, onun en derin ilgi ve heyecanının araştırmaya yönelik olduğunu anlatır. Buradaki lay, bir yerde bulunmak veya bir alanda yatmak anlamındaki geçişsiz lie fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp someone's passion lies in + isim veya -ing biçimidir. Geçmişten söz ederken lies yerine lay kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi lie in kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: As a child, her true passion ____ astronomy.
Cevabı göster
lay in
often referred to simply as Principia, Kalıp ifadeler
4:39genellikle sadece Principia olarak anılır,
one of the most important works ever written.
4:41şimdiye kadar yazılmış en önemli eserlerden biridir.
often referred to simply as Principia: yaygın kısa adı belirtmek
Often referred to simply as Principia, kitap başlığını niteleyen kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Tam biçimi which is often referred to simply as Principia şeklindedir. Adlandırma kalıbı refer to X as Y, X'i Y adıyla anmak veya tanımlamak anlamına gelir. Bu bağlamda simply, Principia adının tam başlık yerine kullanılan kısa ve bilinen ad olduğunu gösterir. Often ise bu kullanımın yaygın olduğunu belirtir.
Alıştırma
Adlandırma kalıbını iki sözcükle tamamlayın: The device is often referred ____ a smartwatch.
Cevabı göster
to as
It was here that he laid out his law of universal gravitation, Öbek fiiller
4:46İşte burada evrensel kütleçekim yasasını ortaya koydu,
laid out: düşünceleri açık ve düzenli biçimde sunmak
Burada laid out, bir şeyi açık ve düzenli bir biçimde sundu anlamına gelir. Sunulan şeyler evrensel kütle çekimi yasası ile üç hareket yasasıdır. Newton bu yasaları fiziksel olarak bir yüzeye sermedi; onları eserinde açıkladı ve ortaya koydu. Lay out ayrılabilen bir öbek fiildir: lay something out veya lay out something denebilir. Laid, lay fiilinin geçmiş zaman biçimidir; dolayısıyla cümle onun geçmişte sunduğu şeyleri anlatır.
Alıştırma
Cümleyi lay out ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: At the start of every project, Maya ____ the team's goals and timeline.
Cevabı göster
lays out
The first describes how an object acts when no force is acting upon it.
4:51Birinci yasa, üzerine hiçbir kuvvet etki etmediğinde bir nesnenin nasıl davrandığını açıklar.
a rocket stays still until a force is applied to it.
4:56bir roket kendisine bir kuvvet uygulanana kadar hareketsiz kalır.
The second law tells us that the more mass an object has, Dilbilgisi
4:59İkinci yasa bize bir nesnenin kütlesi ne kadar büyükse,
the more force it'll take to move it.
5:02onu hareket ettirmek için o kadar fazla kuvvet gerekeceğini söyler.
Bağlantılı değişimler için the more ..., the more ...
the more A, the more B yapısı, değişen iki miktarı birbirine bağlar. A arttığında B’nin de arttığı anlamına gelir. Bu cümlede daha büyük kütle, nesneyi hareket ettirmek için gereken daha büyük kuvvet miktarıyla ilişkilendirilir. Her the bir karşılaştırma bölümünü başlatır; hiçbiri ismin önünde kullanılan tanımlık değildir. Yaygın kalıp The + karşılaştırma bölümü + yan cümle, the + karşılaştırma bölümü + yan cümle şeklindedir. Karşılaştırma bölümlerinde more, less veya -er biçimi kullanılabilir.
Alıştırma
Bağlantılı karşılaştırmayı tekrarlanan karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: ____ you practice, ____ confident you become.
Cevabı göster
The more · the more
A larger rocket requires more fuel to make it accelerate. Dilbilgisi
5:04Daha büyük bir roketin hızlanması için daha fazla yakıt gerekir.
make it accelerate: make + nesne + fiilin yalın hâli
Make + nesne + fiilin yalın hâli, bir şeyin başka bir şeyin doğrudan hareket etmesine veya değişmesine neden olduğunu anlatan bir ettirgen yapıdır. Burada, daha büyük roketi hızlandırmak için daha fazla yakıt gerektiği anlamına gelir; it zamiri rocket sözcüğüne gönderme yapar. Etken yapıdaki make sözcüğünden sonra to olmadan fiilin yalın hâli kullanılır: make it accelerate. Edilgen yapıda to geri gelir: The runners were made to sprint.
Alıştırma
made sözcüğünden sonra accelerate fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The stronger engine made the car ____.
Cevabı göster
accelerate
for every action, there is a reaction: Newton'un üçüncü hareket yasası
Bu, Newton'un üçüncü hareket yasasının yaygın ve tanıdık ifadesidir. Fizikte action ve reaction, etkileşen cisimlerin birbirine uyguladığı iki kuvvettir. Aynı anda ortaya çıkar, büyüklükleri eşittir, yönleri zıttır ve farklı cisimler üzerinde etki eder. for every X, there is Y kalıbı evrensel bir eşleşme sunar: her X için ona karşılık gelen bir Y vardır. Fizik dışında bu ünlü söz, davranışların sonuçları olduğu hakkında bir mecaz olarak da anlaşılır.
Alıştırma
Bir fizik dersinde 'for every action, there is a reaction' ne anlama gelir?
- Etkileşen iki cisim aynı anda birbirine eşit büyüklükte ve zıt yönlü kuvvet uygular.
- Her karar daha sonra bir ödüle veya cezaya yol açar.
- Zıt bir kuvvet ortaya çıktığında ilk kuvvet yok olur.
Cevabı göster
Etkileşen iki cisim aynı anda birbirine eşit büyüklükte ve zıt yönlü kuvvet uygular.
Newton may be considered one of the greatest scientists the world has ever known, Anlatım akışı
5:20Newton, dünyanın bugüne kadar tanıdığı en büyük bilim insanlarından biri olarak kabul edilebilir,
yet he actually contributed more words to theology.
5:24ancak aslında teolojiye daha çok kelime katmıştır.
may be considered ..., yet he actually ...: beklenmedik bir dönüş
Cümle önce Newton'ın büyük bir bilim insanı olarak bilinen tanıdık kamusal imajını sunar. Ardından eş görevli bağlaç yet, bu beklentiyle çelişen daha az bilinen bir gerçeğe geçiş yapar: yazılarının büyük bir bölümü teolojiyle ilgilidir. Önce tanıdık bilgiyi, sonra şaşırtıcı bilgiyi vermek, bir kişi veya konunun gözden kaçan yönünü ortaya çıkarmaya yardımcı olur. Burada actually, beklenen imajın düzeltilmesini güçlendirir. Contributed more words, etki veya önemin daha büyük olmasını değil, yazılan metin miktarını ifade eder. Yet ise “buna rağmen” anlamındadır; “şimdiye kadar” anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi cümle aynı bilgi düzenini kullanır: önce tanıdık bir kamusal imaj, ardından beklenmedik ve daha az bilinen bir gerçek?
- Leila is known as a novelist, yet she has published more scientific essays than novels.
- Leila is known as a novelist, and her latest novel won a prize.
- Leila published scientific essays before she wrote her first novel.
Cevabı göster
Leila is known as a novelist, yet she has published more scientific essays than novels.
Newton believed the Bible provided the code to the natural world,
5:28Newton, İncil'in doğal dünyaya dair kodlar sunduğuna inanıyordu
He believed the apocalypse would happen in the year 2060,
5:35Kıyametin 2060 yılında kopacağına inanıyordu,
but I see no reason for its ending sooner." Kalıp ifadeler
5:40ancak daha erken bitmesi için hiçbir neden göremiyorum."
with the caveat: bir çekince eklemek
With the caveat, önceki ifadeyi daha az kesin hâle getiren bir sınırlama veya çekince sunar. Burada 2060, garanti edilmiş bir tarih olarak verilmez. Ardından gelen alıntı, olayın daha sonra gerçekleşebileceğini, ancak konuşanın daha erken gerçekleşmesini beklemek için bir neden görmediğini belirtir. Yaygın bir yapı with the caveat that + yan cümledir. Bu cümlede olduğu gibi, ifadeden sonra virgül ve çekinceyi açıklayan bir alıntı da gelebilir. Caveat tek başına bir tehlike uyarısı veya bir şeyin kesinlikle gerçekleşeceği yönünde tahmin anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve bir çekince sunan resmî ifadeyle tamamlayın: The estimate is reliable, ____ that fuel prices may change.
Cevabı göster
with the caveat
see no reason for: sakin ve gerekçeli bir itiraz
See no reason for, gözle görememek anlamına gelmez. Konuşanın, ardından belirtilen şey için geçerli bir dayanak ya da ihtiyaç bulamadığını gösterir; bu nedenle sakin ve mantığa dayalı bir itiraz ifade eder. For’dan sonra bir isim öbeği ya da -ing biçimi kullanılır. Bu cümledeki its ending sooner, olası erken bitişi bir olay olarak ele alan “iyelik + -ing” yapısıdır.
Alıştırma
Sakin ve mantığa dayalı bir itiraz bildiren öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: We ____ replacing the printer when it still works perfectly.
Cevabı göster
see no reason for
He foresaw a period marked by war and catastrophe, Dilbilgisi
5:43Savaş ve felaketlerin damga vurduğu bir dönemin geleceğini öngörmüştü,
followed by the second coming of Christ and the beginning of a new divine era.
5:46ardından İsa'nın ikinci gelişi ve yeni bir ilahi çağın başlangıcı.
a period marked by ... followed by ...: önce özellikler, sonra sıralama
A period marked by war and catastrophe, a period that was marked by war and catastrophe yapısının kısaltılmış biçimidir. Geçmiş zaman ortacı marked, açıklamayı period sözcüğünden sonra getirir ve o dönemi neyin nitelediğini belirtir. Ayrı bir öbek olan followed by ... zaman çizgisini ileri taşır: önce dönem, ardından ikinci geliş ve yeni çağ gelir. Bu geçmiş zaman ortacı öbekleri, özellikleri ve sıralamayı açık tutarken daha uzun bir açıklamayı kısaltır.
Alıştırma
Hangi cümle kasabada önce yağmurlu bir hafta yaşandığını, ardından güneşli havanın geldiğini söylüyor?
- Sunny weather was followed by a week marked by rain.
- The town had a week marked by sunny weather, followed by rain.
- The town had a week marked by rain, followed by sunny weather.
Cevabı göster
The town had a week marked by rain, followed by sunny weather.
His religious side was largely hidden from the public all the way until 1936,
5:50Dini yönü 1936'ya kadar halktan büyük ölçüde gizli kaldı,
when Sotheby's auctioned off his theological manuscripts. Öbek fiiller
5:55ta ki Sotheby's teolojik el yazmalarını açık artırmada satana dek.
auctioned off: bir şeyi açık artırmayla satmak
To auction something off, bir şeyi insanların teklif verdiği ve genellikle en yüksek teklifin kazandığı bir açık artırmada satmak demektir. Bu cümlede Sotheby's el yazmalarını bu şekilde sattı. Bu öbek fiil ayrılabilir: auction the manuscripts off veya auction off the manuscripts. Nesne bir zamirse ortaya gelir: auction them off.
Alıştırma
Cümleyi ‘teklifler yoluyla sattı’ anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The museum ____ a donated painting to the highest bidder.
Cevabı göster
auctioned off
They ended up in the hands of a Jewish scholar before being given to the state of Israel. Deyimler
5:58İsrail devletine verilmeden önce Yahudi bir bilginin ellerine geçtiler.
ended up in the hands of: son sahibi belirtmek
Ended up, özellikle başlangıçta belli olmayan bir sürecin nihai sonucunu anlatır. In the hands of, bir şeyin birinin mülkiyetinde, kontrolünde veya bakımında olması demektir; çoğu zaman gerçek anlamda elde tutulmayı değil, mecazi bir durumu anlatır. Birlikte X ended up in the hands of Y yapısı, bazı değişim veya hareketlerden sonra X'in sonunda Y'nin eline ya da kontrolüne geçtiğini belirtir. Bu cümlede el yazmaları sonunda Yahudi bir akademisyenin mülkiyetine geçti.
Alıştırma
Cümleyi ‘sonunda ... mülkiyetine geçti’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After changing owners several times, the diary finally ____ a university historian.
Cevabı göster
ended up in the hands of
Hristiyan inancında Teslis
Burada the Trinity, Tanrı'nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak anlaşıldığı Hristiyan Teslis öğretisini belirtir. Bunlar birbirinden farklı üç şahıs, fakat tek Tanrı'dır; birbirinden ayrı üç tanrı veya herhangi bir üçlü değildir. Ardından gelen ifade Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'u sayar. Bu nedenle Teslis'i reddetmesi, Hristiyanlık hakkındaki görüşlerinin neden ortodoks dışı sayıldığını açıklar.
Alıştırma
Cümlede the Trinity neyi ifade ediyor?
- Üç kişiden oluşan herhangi bir takım
- Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un tek Tanrı olduğu Hristiyan öğretisi
- Parlamento tarafından oluşturulan bir üniversite kuralı
Cevabı göster
Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un tek Tanrı olduğu Hristiyan öğretisi
which got him elected as a member of Parliament, Dilbilgisi
6:18bu da onun Parlamento üyesi olarak seçilmesini sağladı
which got him elected: get + nesne + past participle
which got him elected ifadesindeki which, onun Kral II. James'in girişimine karşı çıkmasını anlatır. Bu eylem veya yarattığı itibar, Parlamento üyesi seçilmesine yol açtı; seçimi bizzat onun düzenlediği anlamına gelmez. get + nesne + past participle yapısı, bir nedenin ardından gelen edilgen bir sonucu gösterir. Something got him elected, bir şeyin onun seçilmesini sağladığı anlamına gelir. Aynı yapı birinin işe alınması, kabul edilmesi, atanması veya seçilmesi gibi sonuçları da anlatabilir.
Alıştırma
“Oylamayla seçilmesini sağladı” anlamında get + nesne + past participle kullanarak cümleyi tamamlayın: Her strong campaign ____ class president.
Cevabı göster
got her elected as
to Catholicize the universities: üniversiteleri Katolikleştirmek
to Catholicize the universities ifadesinde Catholicize, üniversiteleri özellikle kuralları ve atamaları bakımından Roma Katolik politikasına uygun şekilde yeniden biçimlendirmek demektir. Fiil, öğrencilere yalnızca Katoliklik hakkında bilgi vermeyi veya bir kişiyi din değiştirmeye ikna etmeyi değil, kurumsal bir değişim girişimini anlatır. to Catholicize mastarı girişimin amacını belirtir. Newton bu politikaya karşı çıktı ve cümle onun muhalefetini daha sonra Parlamento'ya seçilmesiyle ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümledeki to Catholicize the universities ifadesine en uygun durum hangisidir?
- Üniversite kurallarını ve atamalarını Roma Katolik politikasına uygun hâle getirmek
- Bir öğrencinin kişisel bir inanç seçmesine yardımcı olmak
- Çeşitli dünya dinleri hakkında tarafsız bir ders sunmak
Cevabı göster
Üniversite kurallarını ve atamalarını Roma Katolik politikasına uygun hâle getirmek
the only thing he said on the record was to request that a window be closed. Kelime
6:23kayıtlara geçen tek sözü bir pencerenin kapatılmasını istemek oldu.
on the record: resmen sahibine atfedilebilen bir açıklama
On the record, bir sözün kamuya açık biçimde alıntılanmasına ve konuşan kişiye atfedilmesine izin veren resmî bir açıklama olduğunu belirtir. Burada iddianın kapsamını daraltır: Newton'dan kalan tek resmî parlamento sözü budur. Bu ifade, bir sözün kamuya açık ve sahibine atfedilebilir olma durumunu anlatır. Newton'ın bütün özel konuşmalarında başka hiçbir şey söylemediğini iddia etmez.
Alıştırma
Bir gazetecinin bir yorumu kamuya açık biçimde alıntılamasına ve konuşanın adını vermesine izin veriliyor. Yorumu hangi cümle açıklar?
- The comment is off the record.
- The comment is being recorded.
- The comment is on the record.
Cevabı göster
The comment is on the record.
the search for a method to turn common metals into gold.
6:33sıradan metalleri altına dönüştürmenin bir yöntemini aradı.
Alchemy: modern öncesi bir dönüşüm arayışı
Burada alchemy, maddeyi dönüştürmenin gizli yollarını bulmaya çalışan modern öncesi bir geleneğin adıdır. En bilinen amaçlarından biri, sıradan ve düşük değerli metalleri altına çevirmekti. alchemy kelimesinden sonraki bölüm, sözcüğü bu cümle için açıklar. Simya bazı erken dönem deneysel çalışmaları etkilemiştir; ancak modern kimyanın eski adı değildir. Maddeyle ilgili deneyleri felsefi ve mistik fikirlerle birleştiriyordu.
Alıştırma
Bu cümlede alchemy neyi ifade ediyor?
- Doğal altın yataklarını bulma tekniği
- Sıradan metalleri altına çevirmek gibi dönüşümler arayan modern öncesi bir gelenek
- Günümüzde laboratuvarlarda uygulanan modern kimya
Cevabı göster
Sıradan metalleri altına çevirmek gibi dönüşümler arayan modern öncesi bir gelenek
This is a manuscript where Newton wrote down a recipe
6:37Bu, Newton'ın bir tarif yazdığı bir el yazması,
thought to be a step toward concocting the mythical philosopher's stone, Notlar
6:39efsanevi felsefe taşını üretmeye yönelik bir adım olduğu düşünülüyor,
Thought to be: doğrulanmamış bir inancı aktarmak
Thought to be, edilgen bir aktarım yapısının kısaltılmış biçimidir. a recipe thought to be a step ifadesi, a recipe that was thought or believed to be a step anlamına gelir. Bu ifade recipe sözcüğünü niteler; Newton’ın bu iddiayı bizzat doğruladığını söylemez. Bu yapı, bir düşünceyi onu taşıyan kişileri belirtmeden ve kesinmiş gibi sunmadan aktarmayı sağlar. Tam dil bilgisi yapısını görmek için that is/was thought to be biçiminde genişletilebilir.
Alıştırma
Doğrulanmamış bir inancı göstermek için cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: The old map, ____ authentic, is kept in a glass case.
Cevabı göster
thought to be
Efsanevi felsefe taşı
Felsefe taşı, bir filozofa ait sıradan bir taş değil, Avrupa simyasında geçen efsanevi bir maddedir. Sıradan metalleri altına çevirdiğine ve bazı anlatılarda yaşam iksiri üretmeye yardımcı olduğuna inanılırdı. Bu cümlede mythical, bunun kanıtlanmış bir bilimsel gerçek değil, bir efsane olduğunu gösterir. Harry Potter göndermesi, eski bir simya imgesinin modern kurgu sayesinde nasıl geniş kitlelerce tanındığını anlatır.
Alıştırma
Cümlede philosopher's stone neyi ifade ediyor?
- Cıva zehirlenmesini iyileştirdiği kanıtlanmış gerçek bir laboratuvar minerali
- Sıradan metalleri altına çevirdiği ve bazen uzun yaşam sağlamaya yardımcı olduğu söylenen efsanevi bir simya maddesi
- Bir filozofun sahip olduğu sıradan bir taş
Cevabı göster
Sıradan metalleri altına çevirdiği ve bazen uzun yaşam sağlamaya yardımcı olduğu söylenen efsanevi bir simya maddesi
Alchemists believed it could even help humans achieve immortality.
6:46Simyacılar, bunun insanların ölümsüzlüğe ulaşmasına bile yardımcı olabileceğine inanıyorlardı.
Newton may have gotten mercury poisoning from all the time spent in the laboratory. Dilbilgisi
6:51Newton laboratuvarda geçirdiği tüm o zaman yüzünden cıva zehirlenmesine maruz kalmış olabilir.
may have gotten: geçmiş hakkında belirsiz bir tahmin
may have gotten ifadesinde may + have + geçmiş zaman ortacı, cıva zehirlenmesini doğrulanmış bir gerçek olarak değil, geçmişte gerçekleşmiş olabilecek bir olay olarak sunar. Gotten, Kuzey Amerika İngilizcesinde get fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Geçmişle ilgili bir tahmini destekleyen ipuçları olduğunda bu yapıyı kullanın. Burada zehirlenmeyi olası görmenin bir nedeni olduğu, ancak başka bir açıklamaya da yer bırakıldığı anlamına gelir.
Alıştırma
Geçmişle ilgili temkinli tahmini may have + rain fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The streets are wet, so it ____ overnight.
Cevabı göster
may have rained
Examinations of his hair after his death found high levels of the toxic compound,
6:55Ölümünden sonra saçlarında yapılan incelemelerde yüksek seviyelerde zehirli bileşik bulundu
which scholars believe could explain his mental breakdown in 1693,
6:59ve akademisyenler bunun onun 1693'teki zihinsel çöküşünü açıklayabileceğine inanıyor,
lost grip on reality: gerçeklikle bağını kaybetmek
Burada lost grip on reality mecazidir. Neyin gerçek ya da doğru olduğunu açıkça değerlendiremez hâle geldiği anlamına gelir; fiziksel olarak bir şeyi tutmayı veya düşürmeyi anlatmaz. Bu benzetmede grip, kontrol ya da sağlam bir tutuş fikrinden gelir. Yaygın ve farklı durumlarda kullanılabilen lose one's grip on reality kalıbında bu tutuşu kaybetmek, gerçeklikle sağlam bağı kaybetmek demektir.
Alıştırma
“After several sleepless nights, Omar felt he was losing his grip on reality,” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?
- Elinde tuttuğu bir şeyi düşürdü.
- Neyin gerçek olduğunu açıkça değerlendiremez hâle geliyordu.
- Çevresini kontrol etmeyi öğreniyordu.
Cevabı göster
Neyin gerçek olduğunu açıkça değerlendiremez hâle geliyordu.
He wrote letters accusing the few friends he had of conspiring against him. Dilbilgisi
7:06Sahip olduğu birkaç arkadaşını kendisine karşı komplo kurmakla suçlayan mektuplar yazdı.
accuse someone of doing something: birini bir şey yapmakla suçlamak
Accuse someone of doing something, bir kişinin yanlış veya zararlı bir şey yaptığını iddia etmek demektir. Accuse sonrasındaki nesne suçlanan kişiyi belirtir; of ise iddia edilen eylemi başlatır ve of'tan sonraki fiil -ing biçiminde olur. Bu cümlede the few friends he had, accusing fiilinin nesnesidir; conspiring iddia edilen eylemdir ve against him, conspire fiilini tamamlar. Yapı accuse + kişi + of + -ing biçimindedir; accuse + kişi + to + fiil değildir.
Alıştırma
Sabit kalıbı gerekli edatla tamamlayın: The reporter accused the mayor ____ hiding the documents.
Cevabı göster
of
he moved to London to help run the Royal Mint.
7:20Kraliyet Darphanesini yönetmeye yardımcı olmak için Londra'ya taşındı.
Britain's finances were in ruins because of the rampant practice of clipping off pieces of coins. Notlar
7:22Madeni paraların kenarlarından parçalar kesilmesi gibi yaygın bir uygulama yüzünden İngiltere'nin maliyesi harabeye dönmüştü.
in ruins: ağır bir çöküş
Burada in ruins, Britanya'nın mali durumunun ağır biçimde zarar görmüş ve düzeninin bozulmuş olduğunu anlatır. Mecazidir; gerçek bir bina yıkılmış değildir. be in ruins kalıbı, bir şeyi çoktan harap olmuş ya da büyük ölçüde çökmüş durumda gösterir. Mali durum, planlar, sistemler veya ilişkiler için kullanıldığında yalnızca sorun yaşandığını söylemekten çok daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi “ağır biçimde yıkılmış” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After the fire destroyed every room, the old hotel was ____.
Cevabı göster
in ruins
Clipping off pieces of coins: tarihî para kırpma uygulaması
Bu cümlede clipping off pieces of coins, madeni paraların kenarlarından küçük miktarlarda metal kesip almak demektir. Eski paralar çoğu zaman değerli metallerden yapıldığından kesilen parçalar toplanıp satılabilir, hafiflemiş paralar ise tam değerlerini koruyormuş gibi harcanmaya devam edebilirdi. Bu uygulamaya coin clipping, yani para kırpma denirdi. Büyük ölçekte tekrarlandığında paraların metal içeriğini azaltır, para birimine duyulan güveni zedeler ve kamu maliyesine zarar verirdi.
Alıştırma
Bir tarih metninde clipping off pieces of coins ne anlama gelir?
- Madeni paraların kenarlarından değerli metal kesmek
- Para olarak kullanılabilen kâğıt kuponları kesmek
- Büyük paraları daha küçük paralarla değiştirmek
- Hasarlı paraları yeni görünecek şekilde parlatmak
Cevabı göster
Madeni paraların kenarlarından değerli metal kesmek
Newton used a scientific precision to improve the accuracy of coin making as warden and then master of the Mint. Kültür
7:30Newton, Darphane müfettişi ve ardından müdürü olarak madeni para yapımının doğruluğunu artırmak için bilimsel bir hassasiyet kullandı.
Darphanede önce denetçi, ardından müdür olarak
Buradaki the Mint, ülkenin madeni paralarını üreten Britanya Kraliyet Darphanesini ifade eder. Warden ve Master genel tanımlar değil, resmî görev unvanlarıdır. Newton önce Warden olarak görev yaptı, ardından daha üst düzey ve daha yetkili olan Master görevine geçti. “as warden and then master” sıralaması, onun daha yüksek bir yöneticilik görevine yükseldiğini ve para basımında giderek daha fazla sorumluluk üstlendiğini gösterir.
Alıştırma
“as warden and then master of the Mint” Newton’ın görevleri hakkında ne anlatıyor?
- Nane bitkilerini inceledikten sonra yüksek lisans derecesi aldı.
- Darphanenin özel sahibi olarak çalıştı.
- Darphanedeki bir resmî görevden daha üst düzey bir göreve geçti.
Cevabı göster
Darphanedeki bir resmî görevden daha üst düzey bir göreve geçti.
He also took it upon himself to prosecute culprits, Deyimler
7:36Suçluları bizzat kovuşturmayı da üstlendi,
took it upon himself to prosecute: kovuşturmayı kendi isteğiyle üstlendi
take it upon oneself to + fiil kalıbı, çoğu zaman kendisinden istenmediği veya resmen görevlendirilmediği hâlde bir işi yapmaya karar vermek ve sorumluluğunu kişisel olarak üstlenmek demektir. Burada Newton, suçluları kovuşturmayı kendi isteğiyle seçiyor. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I take it upon myself, she takes it upon herself ve they take it upon themselves. Zaman take üzerinde değişir; bu cümlede took it upon himself kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi take it upon oneself to kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: No one asked Priya to contact the venue, but she ____ call the manager.
Cevabı göster
took it upon herself to
some of whom ended up hanging from the gallows. Dilbilgisi
7:39onlardan bazıları sonunda darağacında sallandı.
Bir insan grubunun bir bölümünü gösteren some of whom
Some of whom, daha önce sözü edilen bir insan grubunun bir bölümü hakkında ek bilgi veren sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Burada whom, culprits sözcüğüne gönderme yapar; some ise bu sonucun grubun yalnızca bir bölümünü kapsadığını gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp şöyledir: insanları belirten çoğul ad + virgül + miktar ifadesi + of whom + fiil. Of, bütünün bir parçası olma ilişkisini taşır; bu yüzden onu kaldırmak aynı ifadenin kısaltılmış hâlini değil, farklı bir yapıyı oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi, daha önce belirtilen insan grubunun belirsiz bir bölümünü anlatan üç sözcüklü ilgi ifadesiyle tamamlayın: The school invited several scientists, ____ work on climate research.
Cevabı göster
some of whom
His later years would be spent further cementing his reputation,
7:42Sonraki yılları itibarını daha da sağlamlaştırmakla geçecekti,
and sometimes that meant trying to erase his rivals from the history books. Deyimler
7:45ve bazen bu, rakiplerini tarih kitaplarından silmeye çalışmak anlamına geliyordu.
Mecaz olarak erase his rivals from the history books
Erase his rivals from the history books mecazdır. Rakiplerin adlarını, görüntülerini veya başarılarını bastırarak onları tarihsel kayıtlardan ve toplumun belleğinden çıkarmaya çalışmak anlamına gelir. Fiziksel bir kitaptaki sözcükleri silmeyi anlatmaz. Yeniden kullanılabilen erase someone or something from history or the history books kalıbı, geçmişin nasıl hatırlanacağını bilinçli biçimde kontrol etme düşüncesini çoğu zaman taşır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The regime tried to erase the poet from the history books. İfade ne anlama geliyor?
- Rejim, şairi tarihsel kayıtlardan ve toplumun belleğinden çıkarmaya çalıştı.
- Rejim, basılı bir tarih kitabındaki mürekkep lekelerini silmeye çalıştı.
- Rejim, şairi daha sonraki tarih anlatılarında daha ünlü yapmaya çalıştı.
Cevabı göster
Rejim, şairi tarihsel kayıtlardan ve toplumun belleğinden çıkarmaya çalıştı.
Another ugly dispute involved a brilliant scientist named Robert Hooke,
7:49Bir diğer çirkin anlaşmazlık Robert Hooke adında parlak bir bilim insanını içeriyordu,
who contended he was the one who gave Newton the notion that led to his theory of gravity and wanted credit.
7:53Hooke, Newton'a yerçekimi teorisine yol açan fikri verenin kendisi olduğunu iddia ediyor ve itibar istiyordu.
In response, Newton is accused of using his powers as president of the Royal Society Dilbilgisi
7:58Buna karşılık Newton, Kraliyet Cemiyeti başkanı olarak yetkilerini kullanıp
to get rid of the only known portrait of Hooke. Öbek fiiller
8:03Hooke'un bilinen tek portresinden kurtulmakla suçlanıyor.
“is accused of using” edilgen kalıbı
“is accused of using”, be accused of + -ing biçimindeki edilgen kalıptır. Birinin Newton’ın yetkisini bu şekilde kullandığını iddia ettiğini aktarır; suçlamaya maruz kalan kişi Newton’dır. Edilgen yapı, suçlayan kişiyi belirtmeden suçlamaya odaklanır. Bir suçlama kanıt değildir; bu nedenle cümle Newton’ın bunu gerçekten yaptığını doğrulamaz.
Alıştırma
Suçluluğun kanıtlandığını söylemeden bir iddiayı aktaran ifadeyi seçin: The mayor ___ taking bribes, but no court has decided the case.
- is cleared of
- is convicted of
- is accused of
Cevabı göster
is accused of
“get rid of” ifadesi
“get rid of”, bir kişiye ya da şeye artık sahip olmamak, onunla uğraşmak zorunda kalmamak veya ondan rahatsız olmamak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Kullanılan yöntemi tam olarak belirtmez. Burada portrenin ortadan kaybolmasını veya artık erişilebilir olmamasını anlatır. Portrenin yok edildiğini, saklandığını, satıldığını ya da başka bir şekilde kaldırıldığını söylemez.
Alıştırma
“Artık sahip olmamayı sağlamak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: I need to ____ these broken chairs before we move.
Cevabı göster
get rid of
knighted him: şövalye ilan edilip Sir unvanını almak
Burada knighted, Kraliçe Anne’in Newton’ı resmen şövalye ilan ettiği anlamına gelen bir fiildir. Bu tarihî Britanya töreninde hükümdar, bu onuru doğrudan bir kişiye verir. Newton açısından bu onur, adının önünde Sir unvanını kullanabilmesini sağladı; Sir Isaac Newton adlandırması buradan gelir. Bu, kraliçenin onu yalnızca övdüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede knighted, bir hükümdarın bir kişiye resmen şövalyelik unvanı verdiği anlamına gelir?
- The company promoted him to manager.
- The king knighted him during the ceremony.
- The coach praised him after the game.
Cevabı göster
The king knighted him during the ceremony.
a complicated man who remained reclusive yet desperately wanted to be remembered, Anlatım akışı
8:18içe kapanık kalan ama umutsuzca hatırlanmak isteyen karmaşık bir adam,
remained reclusive yet desperately wanted to be remembered: içsel bir karşıtlık
Cümle, remained reclusive yet desperately wanted to be remembered yapısıyla bir karşıtlık kurar. Remained reclusive, kamusal yaşamdan uzak durma eğiliminin sürdüğünü anlatır; yet ise bunun yanındaki sonraki gerçeğin şaşırtıcı olduğunu gösterir: insanların onu hatırlamasını çok istiyordu. Bu, içsel bir çelişkiyi kısa ve etkili biçimde göstermenin yoludur: X yet Y. İnsanlardan uzak yaşamak, birinin nasıl yaşadığını anlatır; o kişinin itibarını önemsemediğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle içsel bir çelişkiyi vurgulamak için yet sözcüğünü en açık biçimde kullanır?
- Maya avoids the spotlight, so she hopes her songs will be remembered.
- Maya avoids the spotlight, yet she hopes her songs will be remembered.
- Maya avoids the spotlight because she hopes her songs will be remembered.
Cevabı göster
Maya avoids the spotlight, yet she hopes her songs will be remembered.
who threw himself into his work at the cost of all hobbies and never married, Notlar
8:23tüm hobileri pahasına kendini işine veren ve hiç evlenmeyen,
Throw oneself into something: kendini bir işe vermek
Throw yourself into something, bir işe büyük enerji, dikkat ve bağlılıkla başlamak veya devam etmek anlamına gelir. Buradaki threw himself into his work, onun kendini yoğun biçimde işine verdiğini anlatır; fiziksel olarak bir yere atlamak değil, mecazlı bir kullanımdır. Yapı throw + dönüşlülük zamiri + into + etkinlik veya görev şeklindedir. Zamir özneyle uyumlu olmalıdır: I throw myself, she throws herself ve they throw themselves. Bu ifade güçlü katılımı vurgular; ardından gelen at the cost of all hobbies sözleri ise bu bağlılığın olumsuz bir sonucu olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi Priya ile uyumlu throw oneself into biçimiyle tamamlayın: When the science fair began, Priya ____ building a solar-powered car.
Cevabı göster
threw herself into
At the cost of: bir şey pahasına
At the cost of, başka bir sonucun gerçekleşebilmesi için kaybedilen, zarar gören veya vazgeçilen şeyi belirtir. Burada işe öncelik verilmiş ve tüm hobiler feda edilmiştir. Cost yalnızca para anlamına gelmez. Yaygın yapı sonuç veya eylem + at the cost of + isim ya da -ing biçimi şeklindedir. İfade bir ödünleşmeyi anlatır ve çoğu zaman kaybın ciddi veya üzücü olduğunu düşündürür.
Alıştırma
Hangi cümle, doğruluktan ödün verilerek daha hızlı hizmet sağlandığını söylüyor?
- The company delivered faster service at the cost of accuracy.
- The company wanted faster service at any cost.
- The company delivered faster service at a cost.
Cevabı göster
The company delivered faster service at the cost of accuracy.
who was a man of science and also a man of faith. Anlatım akışı
8:27hem bir bilim insanı hem de bir inanç adamı olan biri.
a man of science ... a man of faith paralel yapısı
a man of + isim kalıbının tekrarı, a man of science ve a man of faith olmak üzere iki paralel tanımlama oluşturur. Her ifade, bir alanı ya da inancı yalnızca bir meslek adı olarak değil, kişinin kimliğini belirleyen bir özellik olarak sunar. and also bağlacı, ilk tanımlamayı geçersiz kılmadan ikincisini ekler. Dengeli ifade iki yöne eşit ağırlık verir; bu yüzden bir kişiyi kısa bir sonuç cümlesiyle tanımlamak için uygundur.
Alıştırma
Hangi cümle iki belirleyici niteliği de aynı derecede doğru göstermek için aynı paralel kalıbı kullanır?
- Daniel is a man of action or a man of principle.
- Daniel is a man of action and also a man of principle.
- Daniel is active, and a man of principle also.
Cevabı göster
Daniel is a man of action and also a man of principle.
"Here lies that which was mortal of Isaac Newton." Kelime
8:39"İşte Isaac Newton'ın ölümlü bedeni burada yatıyor."
that which was mortal of Isaac Newton ifadesinin anlamı
Bu mezar yazıtında that which was mortal of Isaac Newton, Isaac Newton'ın ölümlü bedenini veya fiziksel kalıntılarını dolaylı ve ağırbaşlı bir şekilde ifade eder. Burada that which “olan şey”, was mortal ise “ölebilirdi” ya da “ölüme tabiydi” anlamındadır. Bu ifade, yok olacak beden ile kişinin ruhu, eserleri veya ünü gibi yaşamaya devam edebilecek şeyleri ayırır. Newton'ın gizemli ve ölümlü bir nesneye sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Mezar yazıtında that which was mortal of Isaac Newton neyi ifade eder?
- Isaac Newton'ın sahip olduğu bir nesne
- Isaac Newton'ın hata yaptığı gerçeği
- Isaac Newton'ın fiziksel bedeni
Cevabı göster
Isaac Newton'ın fiziksel bedeni
His immortal legacy continues to mold our modern world. Anlatım akışı
8:42Onun ölümsüz mirası modern dünyamızı şekillendirmeye devam ediyor.
Onun ölümsüz mirası modern dünyamızı şekillendirmeye devam ediyor
Bu kapanışta mortal sözcüğüne bilinçli olarak immortal ile karşılık verilir. Mortal, Newton'ın ölebilen bedenini anlatıyordu; immortal ise artık bedenin sonsuza dek yaşamasını değil, çalışmalarının kalıcı etkisini anlatır. Mold burada bir mecazdır: Newton'ın fikirleri bilimi, teknolojiyi ve günlük yaşamı şekillendirmeye devam eder. Karşıtlık ve mecaz birlikte, ölümle ilgili bir ifadeyi devam eden etkiyi anlatan bir sonuca dönüştürür.
Alıştırma
Kapanış, mortal ile immortal sözcüklerini karşılaştırıp mold sözcüğünü mecazi kullanarak ne sağlar?
- Modern toplumun Newton'ın çalışmalarını unuttuğunu söyler.
- Newton'ın bedeninin modern dünyada hâlâ yaşadığını iddia eder.
- Odağı Newton'ın ölümünden etkisinin kalıcı gücüne taşır.
Cevabı göster
Odağı Newton'ın ölümünden etkisinin kalıcı gücüne taşır.
The English poet Alexander Pope was so moved by Newton's accomplishments, Dilbilgisi
8:46İngiliz şair Alexander Pope, Newton'ın başarılarından o kadar etkilenmişti ki,
so moved by ... that: ... nedeniyle o kadar etkilendi ki...
Burada moved, duygusal olarak etkilenmiş veya derinden duygulanmış anlamındadır. Edilgen was moved by yapısı, bu duygunun nedenini belirtir: Newton'ın başarıları. Tam neden-sonuç kalıbı so + sıfat veya geçmiş zaman ortacı + that cümlesidir: he was so moved ... that he wrote the epitaph. Duygunun derecesi eyleme yol açar. Altyazıda that çıkarılmıştır, ancak sonuç ilişkisi yine de anlaşılır.
Alıştırma
Standart so moved by ... that kalıbını tamamlayın: Maya was ____ her coach's kindness ____ she wrote him a thank-you note.
Cevabı göster
so moved by · that
"Nature and Nature's laws lay hid in night.
8:52"Doğa ve doğanın kanunları gecenin içinde gizliydi.
“Let Newton be” ifadesindeki yaratılış emri
“Let Newton be”, Kutsal Kitap'taki yaratılış anlatısında geçen “Let there be light” ifadesini yankılar. Bu eski ve yüce kalıpta let + kişi ya da şey + be, “o kişi ya da şey var olsun” anlamına gelir; yani Tanrı'nın Newton'ı varlığa çağırdığı hayal edilir. Ardından gelen “all was light” bu göndermeyi tamamlar. Newton, keşifleriyle doğanın gizli yasalarını görünür ve anlaşılır kılan kişi olarak sunulur; kendisine olduğu gibi kalması söylenen biri değildir.
Alıştırma
Bu şiirde “Let Newton be” ne anlama geliyor?
- Newton'dan fiziksel ışık yaratmasını istemek.
- Newton'ı rahat bırakmak ve onu rahatsız etmeyi kesmek.
- Newton'ın mevcut durumunda kalmasına izin vermek.
- Kutsal Kitap'taki yaratılışı yankılayarak Newton'ın var olmaya başlaması.
Cevabı göster
Kutsal Kitap'taki yaratılışı yankılayarak Newton'ın var olmaya başlaması.