Sir Isaac Newton'ın Gizli Yüzü: İngilizce çalışma notları

Newsthink

Öğrenme zorluğu
1.561 kelime 183 kel/dk

Video özeti: Bu biyografi Newton'ın keşiflerini ve mirasının ardındaki inançları, çatışmaları ve hırsları anlatıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. wouldn't be complete without ifadesini kalıplaşmış söz öbeği ve eşdizim olarak kullanıp bir kişi ya da unsurun vazgeçilmez olduğunu güçlü biçimde anlatabilirsiniz. 2. Legend has it that ifadesini doğrulanmamış bir hikâyeyi tanıtan söylem, hikâye anlatımı ve retorik çerçevesi olarak tanıyıp söylenceyi gerçekten ayırabilirsiniz. 3. threw himself into his work ifadesini tam adanmışlığı anlatan deyim ve mecaz olarak öğrenebilir; belirtilen bedel, bunu yalnızca çok çalıştı demekten daha güçlü kılar.

Bu derste

A list of the most influential people of all time wouldn't be complete without Sir Isaac Newton. Kalıp ifadeler

0:01

Tüm zamanların en etkili insanlarının yer aldığı bir liste, Sir Isaac Newton olmadan eksik kalırdı.

Kalıp ifadeler

“wouldn't be complete without” kalıbı

“Wouldn't be complete without X”, X'in bütünün vazgeçilmez bir parçası olarak görüldüğü anlamına gelir. Bu cümlede Newton'ın yokluğu listeyi eksik hissettirir; Newton'ın kendisinin eksik olduğu anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp “A wouldn't be complete without B.” şeklindedir. A bütünü, B ise vazgeçilmez parçayı belirtir. “Wouldn't”, B'nin bulunmadığı bir A'yı hayal ettirir.

Alıştırma

Haritayı vazgeçilmez olarak sunan tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: “A visitor's guide to the city ____ a map of the old center.”

Cevabı göster

wouldn't be complete without

Newton's laws are tied to almost everything we see in everyday life.

0:06

Newton'ın yasaları, günlük hayatta gördüğümüz neredeyse her şeye bağlıdır.

They help us understand how cars work,

0:11

Arabaların nasıl çalıştığını,

how baseballs move,

0:13

beyzbol toplarının nasıl hareket ettiğini,

how anything moves.

0:14

herhangi bir şeyin nasıl hareket ettiğini anlamamıza yardımcı olurlar.

Yet there was a secret side to the 17th century scientist,

0:16

Ancak 17. yüzyıl bilim insanının gizli bir tarafı da vardı,

which will become clear by the end of this story. Anlatım akışı

0:19

bu hikayenin sonunda bu taraf açığa çıkacak.

Anlatım akışı

“will become clear by the end of this story”

“Which will become clear by the end of this story” ilgi cümleciği, bilim insanının gizli yönüne gönderme yapar. Bunun anlamının veya ayrıntılarının şimdi belli olmadığını, ancak en geç hikâyenin sonunda anlaşılacağını söyler. Buradaki clear mecazidir; fiziksel olarak şeffaf olmak anlamına gelmez. Bir anlatı yönlendirmesi olarak “X will become clear by...”, daha sonra cevap verileceğini vaat ederken açıklamayı erteler. Böylece bilgiyi düzenler ve dinleyiciye takip etmeyi sürdürmesi için bir neden verir.

Alıştırma

Bir gizem hikâyesine başlıyor ve nedenin en geç hikâyenin sonunda anlaşılacağını vaat etmek istiyorsunuz. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The reason might remain unclear after this story ends.
  2. The reason will become clear at the start of this story.
  3. The reason will become clear by the end of this story.
Cevabı göster

The reason will become clear by the end of this story.

By his mid-20s, Dilbilgisi

0:22

20'li yaşlarının ortalarına geldiğinde,

Newton had already invented calculus.

0:23

Newton kalkülüsü çoktan icat etmişti.

Dilbilgisi

By his mid-20s, ... had already invented: geçmişteki bir son noktadan önce tamamlanma

By his mid-20s, Newton'ın geçmiş yaşamında bir son zaman noktası belirler: yirmili yaşlarının ortasından, yani yaklaşık 24-26 yaşlarından daha geç değil. Bu ifade “20. yüzyılın ortası” anlamına gelmez ve buluşun tam olarak belirli bir yaşta yapıldığını söylemez. had already invented, past perfect yapısındadır. Buluşu bu son noktadan önce tamamlanmış olarak gösterir; already ise beklenenden daha erken gerçekleştiğini vurgular. Aktarılabilir kalıp By + geçmiş zaman noktası, özne + had (already) + fiilin üçüncü hâlidir.

Alıştırma

already ve prepare fiilinin past perfect biçimini kullanın: By the time the guests arrived, we ____ dinner.

Cevabı göster

had already prepared

Not bad for the son of an illiterate farmer. Ton ve niyet

0:26

Okuma yazma bilmeyen bir çiftçinin oğlu için hiç fena değil.

Ton ve niyet

Not bad for: koşullara dayanan ölçülü övgü

Not bad for + isim öbeği genellikle ölçülü bir övgüdür. Sözcükler hafif olumsuz görünse de konuşan kişi, kişinin geçmişi veya koşulları göz önüne alındığında başarının etkileyici olduğunu anlatır. Burada for, karşılaştırma noktası olarak Newton'ın geçmişini sunar: okuma yazma bilmeyen bir çiftçinin oğlu olması, başarısını daha da olağanüstü gösterir. Bu cümle kötü bir değerlendirme değil, çoğu zaman biraz mizah da taşıyan bir övgüdür.

Alıştırma

Bir arkadaşınız ilk denemesinde çok iyi bir performans gösteriyor. Sıcak bir tonla “Not bad for a first try.” diyorsunuz. Bu ifade doğal olarak övgü şeklinde mi anlaşılır?

  1. Hayır
  2. Evet
Cevabı göster

Evet

He would never meet his father, Dilbilgisi

0:29

Babasını asla tanıyamayacaktı,

who died three months before his birth on Christmas Day 1642

0:30

babası o doğmadan üç ay önce, 1642 yılının Noel gününde,

Dilbilgisi

would never meet: geçmişten bakılan sonraki bir sonuç

Bu cümlede would never meet, geçmişteki bir noktadan geleceğe bakar. Hayatının daha sonraki sonucunu açıklar: doğduktan sonra babasıyla hiçbir zaman tanışmadı. Yapı would + fiilin yalın hâli biçimindedir; never ise sonraki sonucu olumsuz yapar. Bu, biyografi ve hikâyelerde yaygın olan geçmişten geleceğe bakış açısıdır. Buradaki would; kibarlık, tekrarlanan geçmiş alışkanlık ya da koşul anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede would, geçmişteki bir bakış açısından sonraki sonucu açıklamak için kullanılmıştır?

  1. Maya would live in the village if she had a job there.
  2. Would you please open the door for Maya?
  3. As a child, Maya would visit the village every summer.
  4. At sixteen, Maya left the village and would never live there again.
Cevabı göster

At sixteen, Maya left the village and would never live there again.

in the small English village of Woolsthorpe Manor in the county of Lincolnshire.

0:34

Lincolnshire kontluğundaki küçük İngiliz köyü Woolsthorpe Manor'da vefat etmişti.

He was a premature baby and so small,

0:38

Prematüre bir bebekti ve o kadar küçüktü ki,

he was later told he could fit inside a quart mug.

0:41

daha sonra ona bir litrelik bir kupanın içine sığabileceği söylenmişti.

He barely survived.

0:43

Hayatta kalmayı zar zor başardı.

When Newton was three,

0:45

Newton üç yaşındayken,

his mom remarried and moved to a nearby village to live with a wealthy clergyman.

0:46

annesi yeniden evlendi ve zengin bir din adamıyla yaşamak üzere yakındaki bir köye taşındı.

Newton was left behind in the care of his grandparents. Notlar

0:51

Newton, büyükanne ve büyükbabasının bakımına terk edildi.

Öbek fiiller

left behind: biri ayrılırken başka birini yanına almamak

Bu cümlede left behind, Newton'ın annesi onu yanına almadan taşındığında Newton'ın bulunduğu yerde kalması anlamına gelir. İfade, başka birinin ayrılmasından kaynaklanan bir ayrılığı anlatır. Edilgen was left behind yapısı, ayrılan kişiden çok geride kalan kişiye odaklanır. Ardından gelen in the care of his grandparents ifadesi, onun büyükanne ve büyükbabası tarafından bakıldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi durumda was left behind örnektekiyle aynı anlama gelir?

  1. Bir ebeveyn taşınırken çocuk akrabalarının yanında kaldı.
  2. Bir koşucu takımın geri kalanından daha yavaş hâle geldi.
  3. Bir yolcu otobüste bir çanta unuttu.
Cevabı göster

Bir ebeveyn taşınırken çocuk akrabalarının yanında kaldı.

Kalıp ifadeler

in the care of: birinin bakım ve sorumluluğunda

In the care of + bir kişi veya kurum, adı geçen kişi ya da kurumun birine veya bir şeye bakma, onu koruma ya da gözetme sorumluluğunu üstlendiğini belirtir. Bu cümlede bu sorumluluk Newton'ın büyükanne ve büyükbabasındaydı. Bu ifade bir bakım düzenlemesini anlatır. Bakımı üstlenen kişinin yalnızca ilgi veya sevgi duyduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Kliniğin yavru kediden sorumlu olduğunu belirten üç sözcüklük ifadeyi yazın: The kitten is ____ the clinic.

Cevabı göster

in the care of

That abandonment scarred him. Deyimler

0:54

Bu terk edilme onda derin izler bıraktı.

Deyimler

scarred him: onda kalıcı bir duygusal yara bıraktı

scarred him ifadesinde scar fiili mecaz anlamda kullanılır: terk edilme onda kalıcı bir duygusal veya psikolojik zarar oluşturmuştur. Bu, vücudunda görünen bir yara izi olduğu anlamına gelmez. an experience scars someone kalıbı, etkinin derin ve uzun süreli olduğunu anlatır; olayın kişiyi yalnızca üzdüğünü veya mutsuz ettiğini söylemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

'The experience scarred him for years,' cümlesinde scarred ne anlama gelir?

  1. Onu kısa bir süre hafifçe sinirlendirdi.
  2. Kısa sürede kaybolan görünür bir yaralanmaya neden oldu.
  3. Kalıcı bir duygusal zarar verdi.
Cevabı göster

Kalıcı bir duygusal zarar verdi.

Years later,

0:56

Yıllar sonra,

he wrote a list of his sins,

0:57

kendi günahlarının bir listesini yazdı,

recalling an outburst from childhood,

0:59

çocukluk yıllarından bir öfke patlamasını hatırlayarak:

"Threatening my father and mother Smith to burn them and the house over them."

1:01

"Babam ve annem Smith'i ve içindeyken evi yakmakla tehdit etmek."

He was a curious child,

1:05

Meraklı bir çocuktu,

more interested in mechanics than making friends. Dilbilgisi

1:07

arkadaş edinmekten çok mekaniğe ilgi duyuyordu.

Dilbilgisi

more interested in A than B: A’ya B’den daha çok ilgi duymak

More interested in A than B, kişinin A’ya B’den daha fazla ilgi duyduğunu belirtir. İlgi derecelerini karşılaştırır; kişinin B’den hoşlanmadığı anlamına gelmek zorunda değildir. Burada mechanics, makineleri ve onların nasıl çalıştığını ifade eder; making friends ise onun daha az ilgi duyduğu etkinliktir. İlginin konusu belirtilirken interested sözcüğünden sonra in gelir. Bu kalıpta A, in’den sonra yer alır ve than, B’yi tanıtır. İki tarafta da bir isim grubu veya -ing biçiminde bir etkinlik bulunabilir. Karşılaştırma açıksa B’den önceki in atılabilir: more interested in reading than watching TV.

Alıştırma

Cümleyi more interested in A than B kalıbıyla tamamlayın: Priya astronomiye satrançtan çok daha fazla ilgi duyuyor. Priya is ____ astronomy ____ chess.

Cevabı göster

more interested in · than

He carved this sundial as a nine-year-old.

1:09

Bu güneş saatini dokuz yaşındayken oymuştu.

When he was 12,

1:12

12 yaşındayken,

he enrolled at a local grammar school. Kültür

1:13

yerel bir dilbilgisi okuluna kaydoldu.

Kültür

Britanya'nın tarihî bağlamında grammar school

Bu tarihî Britanya bağlamında grammar school, geleneksel olarak akademik eğitim ve klasik derslerle ilişkilendirilen bir okul türünün adıdır. Bu ifade, çocuğun kaydolduğu kurumu belirtir; yalnızca dil bilgisi öğreten kısa bir kurs anlamına gelmez.

Alıştırma

On dokuzuncu yüzyıl İngiltere'sinde geçen bir biyografide grammar school büyük olasılıkla neyi adlandırır?

  1. Okul ekipmanlarını onaran bir atölye
  2. Yalnızca dil bilgisi öğreten kısa bir ders
  3. Akademik geleneği olan bir okul türü
Cevabı göster

Akademik geleneği olan bir okul türü

His signature can still be seen by a windowsill of the King's School today.

1:15

İmzası bugün hala The King's School'un bir pencere pervazında görülebilir.

After the death of his stepdad,

1:19

Üvey babasının ölümünden sonra,

his mother tried to remove him from school so he could be a farmer,

1:21

annesi onu bir çiftçi olması için okuldan almaya çalıştı,

a prospect that he dreaded. Anlatım akışı

1:24

bu onun çok korktuğu bir ihtimaldi.

Anlatım akışı

a prospect that he dreaded: olası bir sonucu özetlemek

a prospect ad öbeği, hemen önce belirtilen olası durumun tamamını, yani okulu bırakıp çiftçi olmayı özetleyerek ona gönderme yapar. Burada prospect, bir manzara veya potansiyel müşteri değil, gelecekte yaşanabilecek bir durum anlamındadır. Ardından gelen that he dreaded ilgi cümleciği, onun bu olasılığa karşı tutumunu ekler. Bu eşleme tarzı ekleme, bir olayı belirttikten sonra değerlendirmeyi aynı kısa cümle içinde vermeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede a prospect, az önce belirtilen olası olayı özetleyip ardından bir kişinin tutumunu ekler?

  1. The company contacted a promising sales prospect.
  2. She might have to move away, a prospect that upset her.
  3. The balcony gave her a wide prospect of the sea.
Cevabı göster

She might have to move away, a prospect that upset her.

Luckily,

1:26

Neyse ki,

the schoolmaster convinced his mother to send him back to class, Kalıp ifadeler

1:26

okul müdürü annesini onu sınıfa geri göndermesi için ikna etti,

Kalıp ifadeler

convince someone to do something: birini bir şey yapmaya ikna etmek

convinced his mother to send him back to class ifadesinde convince + kişi + to-mastar yapısı, gerekçeler veya ikna yoluyla birinin bir eylemi yapmayı kabul etmesini başarıyla sağlamak anlamına gelir. His mother ikna edilen kişidir; send ise onun yapmayı kabul ettiği eylemdir. Başka durumlarda da convince someone to do something kalıbını kullanabilirsiniz. Bu yapı normalde başarılı bir sonucu belirtir: okul müdürü yalnızca onun fikrini değiştirmeye çalışmamış, bunu başarmıştır.

Alıştırma

Cümleyi convince fiilinin geçmiş biçimi ve try fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: After explaining the benefits, Maya ____ the team ____ the new schedule. (convince; try)

Cevabı göster

convinced · to try

where he gained the knowledge necessary to enter the University of Cambridge in 1661,

1:29

ve burada 1661'de Cambridge Üniversitesi'ne girmek için gerekli bilgileri edindi,

paying his way by working as a valet. Deyimler

1:34

okul masraflarını uşak olarak çalışarak karşıladı.

Deyimler

paying his way: kendi masraflarını karşılamak

Paying his way, başka birinin maddi desteğine bağlı kalmak yerine eğitim ve yaşam giderlerini kendisinin karşılaması demektir. Bu cümlede -ing yapısı, kendi geçimini nasıl sağladığını ekler: özel hizmetçi olarak çalışıp para kazanmıştır. Tekrar kullanılabilen ifade pay one's way şeklindedir ve iyelik sözcüğü kişiye göre değişir: pay my way, pay her way, pay their way. Kişinin kendi payını ödemesini veya bir süre boyunca maddi olarak kendi geçimini sağlamasını anlatabilir. İfade, masrafı kimin karşıladığını belirtir ancak paranın nasıl elde edildiğini tek başına söylemez; buradaki way de yol veya rota anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “kendi masraflarını karşılamak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Sofia worked all summer to ____ on the school trip.

Cevabı göster

pay her way

Although he studied the works of the ancient Greek philosophers, Dilbilgisi

1:37

Eski Yunan filozoflarının eserlerini çalışmasına rağmen,

he questioned their theories,

1:40

onların teorilerini sorguladı

Dilbilgisi

Although A, B: but olmadan ödünleme

Although, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır: farklı bir sonuç bekletebilecek bir gerçeği sunar. Ana cümle daha sonra şaşırtıcı veya karşıt gerçeği verir. Burada Yunan filozoflarını incelemesi, onlarla aynı fikirde olmasını bekletebilir; buna karşın onların kuramlarını sorgulamıştır. Yapı Although + cümlecik, ana cümle şeklindedir. Although karşıtlığı zaten işaretlediği için standart İngilizcede ana cümlenin önüne ayrıca but getirilmez.

Alıştırma

Hangi cümlede Although ödünleme bildirmek için doğru kullanılmıştır?

  1. Although the café was busy, we found a table.
  2. Although the café busy, we found a table.
  3. Although the café was busy, but we found a table.
Cevabı göster

Although the café was busy, we found a table.

writing in his notebook in Latin,

1:41

ve defterine Latince olarak şunu yazdı:

"Plato is my friend, Anlatım akışı

1:43

"Platon benim arkadaşım,

Aristotle is my friend,

1:45

Aristoteles benim arkadaşım,

but my best friend is truth."

1:46

ama en iyi arkadaşım gerçektir."

Anlatım akışı

"Plato is my friend ... but my best friend is truth": paralel hazırlık ve değer sıralamasının değişmesi

İlk iki yan cümle aynı kalıbı tekrar eder: Plato is my friend, Aristotle is my friend. Bu paralel yapı, saygı duyulan iki düşünürü yan yana koyar ve listenin aynı biçimde süreceği beklentisini oluşturur. but bu düzeni bozar, best ise truth kavramını iki kişinin de üstüne çıkarır. Truth burada bir arkadaş gibi kişileştirilmiştir; dolayısıyla cümle gerçek insan ilişkilerini anlatmaz. Kanıtın ve hakikatin, hayranlık duyulan otoritelere bağlılıktan daha önemli olduğunu kısa ve etkili biçimde söyler.

Alıştırma

Tekrarlanan kalıbın ardından gelen but bu cümlede esas olarak ne yapar?

  1. Platon ve Aristoteles'in değerini kabul eder, ardından hakikati onların üstüne yerleştirir.
  2. Üç arkadaşın da eşit derecede önemli olduğunu söyler.
  3. Hakikatin konuşmacının tanıdığı gerçek bir kişi olduğunu bildirir.
Cevabı göster

Platon ve Aristoteles'in değerini kabul eder, ardından hakikati onların üstüne yerleştirir.

He vowed to find the truth through rigorous scientific experimentation.

1:48

Titiz bilimsel deneyler yoluyla gerçeği bulmaya yemin etti.

His time as an undergrad was unremarkable,

1:53

Lisans öğrencisi olarak geçirdiği zaman sıradandı,

but the extraordinary circumstances that happened next would set the stage for his greatest achievements. Deyimler

1:55

ancak daha sonra meydana gelen olağanüstü olaylar, en büyük başarılarına zemin hazırlayacaktı.

Deyimler

set the stage for: daha sonra olacaklar için koşulları oluşturmak

Set the stage for ifadesi bir isim, isim öbeği veya ulaçtan önce kullanıldığında, daha sonraki bir gelişmeyi mümkün ya da daha olası kılan koşulları oluşturmak anlamına gelir. Bu benzetme tiyatro sahnesinin hazırlanmasından gelir, ancak burada ifade mecazidir. Bu cümlede olağanüstü koşullar, sonraki başarıların zemini olarak sunulur. Koşullar başarıların kendisi değildir ve ifade, bunların tek ve doğrudan neden olduğunu da ileri sürmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade set the stage for ile doğru zamanda tamamlayın: The early experiments ____ the breakthrough that followed.

Cevabı göster

set the stage for

Shortly after receiving his bachelor's degree in 1665, Dilbilgisi

2:03

1665'te lisans derecesini aldıktan kısa bir süre sonra,

the bubonic plague ravaged Europe and would take the lives of an estimated one out of every four people in London. Kalıp ifadeler

2:06

hıyarcıklı veba Avrupa'yı kasıp kavurdu ve Londra'daki tahminen her dört kişiden birinin hayatını alacaktı.

Dilbilgisi

Shortly after receiving: kısa ve düzenli bir zaman ifadesi

Shortly after, “……dan kısa bir süre sonra” anlamına gelir. After edatından sonra -ing biçimindeki receiving gelir ve kısaltılmış bir zaman yan cümlesi oluşturur. Burada Newton önce derecesini alır, veba ise kısa bir süre sonra yayılır. Receiving eylemini yapan kişi bağlamdan anlaşılır. Shortly, iki olay arasındaki sürenin kısa olduğunu anlatır; alma eyleminin kendisinin kısa sürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede shortly after + -ing açıkça doğru kullanılmış ve hem alan hem de yanıt veren kişinin Lena olduğu anlaşılmıştır?

  1. Shortly after receiving the invitation, the date was confirmed.
  2. Shortly after receiving the invitation, Lena replied.
Cevabı göster

Shortly after receiving the invitation, Lena replied.

Kalıp ifadeler

Take the lives of: ölüme neden olmayı anlatan resmî bir ifade

Take the lives of, “……ın ölümüne neden olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki take gerçek anlamda kullanılmaz; herhangi bir nesne fiziksel olarak alınıp götürülmez. Bu cümlede ölümün nedeni vebadır ve of sözcüğünden sonra gelen kişiler ölenlerdir. Bir kişi için life, birden fazla kişi için lives kullanılır. Hastalık, felaket, kaza veya bir kişi, bir canı “alan” özne olabilir.

Alıştırma

Resmî raporu take the lives of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The storm ____ several sailors.

Cevabı göster

took the lives of

The pandemic forced Newton to work from his childhood home for the next two years

2:13

Pandemi Newton'ı önümüzdeki iki yıl boyunca çocukluk evinden çalışmaya zorladı

and would lead to his most amazing breakthroughs.

2:17

ve bu durum en şaşırtıcı buluşlarına yol açacaktı.

He used a prism to discover that white light and sunlight is made up of the colors of the rainbow. Öbek fiiller

2:20

Beyaz ışığın ve güneş ışığının gökkuşağının renklerinden oluştuğunu keşfetmek için bir prizma kullandı.

Öbek fiiller

made up of: bir bütünün nelerden oluştuğunu anlatma

Burada is made up of, “-den oluşur” anlamına gelir. Beyaz ışığı ve güneş ışığını birer bütün, gökkuşağının renklerini de bu bütünlerin bileşenleri olarak gösterir. Kalıp bütün + be made up of + parçalar şeklindedir. be fiili özneye göre değişir: The kit is made up of five items, but the teams are made up of four players each.

Alıştırma

Cümleyi “-den oluşmak” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The school band is ____ twenty musicians.

Cevabı göster

made up of

The widely held belief at the time was Aristotle's theory that color was a mix of black and white.

2:26

O dönemde yaygın olan inanç, rengin siyah ve beyazın bir karışımı olduğuna dair Aristoteles'in teorisiydi.

To prove his theory,

2:31

Kendi teorisini kanıtlamak için,

Newton built a reflecting telescope that used mirrors rather than lenses,

2:32

Newton mercekler yerine aynalar kullanan yansıtmalı bir teleskop yaptı,

leading to a more accurate image.

2:36

bu da daha net bir görüntü elde edilmesini sağladı.

That's a whole lot safer than the time he stuck a sewing needle into his eye socket to figure out if altering his eye shape would change his perception of color. Notlar

2:38

Gözünün şeklini değiştirmenin renk algısını değiştirip değiştirmeyeceğini anlamak için göz çukuruna bir dikiş iğnesi sokmasından çok daha güvenliydi bu.

Dilbilgisi

a whole lot safer than: güçlü bir karşılaştırma yapma

a whole lot safer than ifadesinde a whole lot, safer karşılaştırma biçimini güçlendirir. “Çok daha güvenli” anlamına gelir; yani konuşmacı iki durum arasında güçlü bir karşılaştırma yapar. a whole lot ifadesini safer, easier veya faster gibi karşılaştırma biçimlerinden önce kullanın. Karşılaştırmanın diğer tarafını adlandırdığınızda genellikle than gelir. Burada bu ifade derece belirtir; “çok sayıda şey” anlamına gelen bir isim öbeği değildir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı samimi konuşmada “çok daha güvenli” anlamına gelen dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Wearing a helmet is ____ riding without one.

Cevabı göster

a whole lot safer than

Öbek fiiller

figure out: düşünerek veya deneyerek cevaba ulaşmak

Burada figure out, “düşünerek, deneyerek veya bir problemi çözerek cevabı bulmak” anlamına gelir. Ardından gelen ve if ile başlayan soru yan cümlesi, cevaplamak istediği soruyu belirtir; bu ifade bir sayı hesaplamak anlamına gelmez. Figure out sonrasında bir isim veya why, how ya da if ile başlayan bir soru yan cümlesi gelebilir: figure out the problem; figure out why it failed. Nesne bir zamirse araya yerleştirilir: figure it out.

Alıştırma

İngilizce cümleyi figure out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After testing each cable, Nina finally ____ why the monitor was dark.

Cevabı göster

figured out

Outside the family home was also an apple tree,

2:46

Aile evinin dışında bir elma ağacı da vardı,

the famous apple tree.

2:49

o meşhur elma ağacı.

Legend has it that Newton was sitting beneath the tree when an apple bonked him on the head, Anlatım akışı

2:52

Efsaneye göre Newton ağacın altında otururken kafasına bir elma düştü

Anlatım akışı

Legend has it that: doğrulanmamış geleneksel bir hikâyeyi sunmak

Legend has it that, bir hikâyeye başlarken kullanılan sabit bir kalıptır. Ardından gelen that yan cümlesini, konuşanın kanıtlayabildiği bir gerçek olarak değil, insanların uzun zamandır aktardığı bir hikâye olarak sunar. Burada has it kabaca “geleneksel hikâye şöyle der” anlamına gelir. Konuşan bu çerçeveyi başa koyarak hikâyeyi anlatmadan önce dinleyiciye bilginin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Kullanımı değerlendirin: “Legend has it that a giant sleeps under the mountain,” cümlesinde konuşan, iddiayı kanıtlanmış bir gerçek yerine geleneksel bir hikâye olarak sunar.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

prompting him to think about gravity,

2:56

ve bu onun yerçekimi hakkında düşünmesini sağladı,

the force that brings things down.

2:58

nesneleri aşağı çeken o kuvvet.

There's no evidence to suggest the fruit actually fell on his head, Kalıp ifadeler

3:00

Meyvenin gerçekten kafasına düştüğünü gösteren hiçbir kanıt yok,

Kalıp ifadeler

There's no evidence to suggest + yan cümle

There's no evidence to suggest + yan cümle, mevcut kanıtların yan cümledeki iddiayı desteklemediği anlamına gelir. Burada elma hikâyesi, kanıtlarla ortaya konabilecek bilgilerden dikkatle ayrılır. Bu, kanıta dayalı temkinli bir olumsuzlamadır; olayın kesinlikle gerçekleşemeyeceğini iddia etmez. Konuşan kişi, kanıtlara dayanarak sorumlu biçimde söylenebileceklerin sınırını belirtir.

Alıştırma

There's no evidence to suggest the treatment caused the change cümlesinin en doğru anlamı nedir?

  1. İddianın doğru olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır.
  2. Destekleyici bir kanıt bulunmamıştır, bu yüzden iddia kanıtlanmış değildir.
  3. İddianın imkânsız olduğu kanıtlanmıştır.
Cevabı göster

Destekleyici bir kanıt bulunmamıştır, bu yüzden iddia kanıtlanmış değildir.

but he did ask the question that helped unlock our understanding of the universe. Dilbilgisi

3:03

ama evreni anlamamıza yardımcı olan o soruyu gerçekten de sordu.

Dilbilgisi

did ask içindeki vurgulu did

Geçmiş zamandaki olumlu bir cümlede did + fiilin yalın hâli vurgu katabilir. did ask ifadesinde geçmiş zamanı did taşır ve ask yalın hâlde kalır; anlamı, onun soruyu gerçekten sormuş olduğudur. Buradaki vurgu, önceki olumsuz iddianın bırakabileceği izlenimi düzeltir: Elma hikâyesinin kanıtı yoktur, ancak önemli soruyu sorması gerçek bir olgu olarak sunulur. Bu yapı doğrulama, düzeltme veya karşıtlık kurma amacıyla kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi call fiilinin iki sözcüklü vurgulu geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: You think I forgot, but I ____ you last night.

Cevabı göster

did call

Could the same force reach all the way to the moon?

3:07

Aynı kuvvet aya kadar ulaşabilir miydi?

He reasoned that the same gravitational pull kept the moon orbiting around Earth rather than wandering off, Notlar

3:11

Aynı yerçekimi kuvvetinin ayın uzayda dolaşmak yerine Dünya'nın yörüngesinde dönmesini sağladığı sonucuna vardı

Dilbilgisi

kept the moon orbiting ifadesinde keep + nesne + -ing

kept the moon orbiting ifadesinde kept sözcüğünden sonra the moon nesnesi ve ardından orbiting biçimindeki -ing tümleyicisi gelir. keep + nesne + -ing kalıbı, “nesnenin bir şeyi yapmaya devam etmesini sağlamak” veya “devam eden eylemi sürdürmek” anlamına gelir. Burada yer çekimi, Ay'ın yörüngedeki sürekli hareketini korur ve yolundan ayrılmasını önler. Bu kalıp, bir süreci sürdüren kuvveti, sistemi veya eylemi anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle motorun vantilatörün devam eden eylemini sürdürmesini sağladığını anlatır?

  1. The motor kept the fan quiet.
  2. The motor made the fan spin.
  3. The motor kept the fan spinning.
Cevabı göster

The motor kept the fan spinning.

Öbek fiiller

wander off: beklenen yoldan uzaklaşmak

Wander off, açık bir yön veya plan olmadan bir yerden, rotadan ya da gruptan uzaklaşmak anlamına gelir; bu genellikle yavaş yavaş veya fark etmeden olur. Off, beklenen konumdan ya da yoldan ayrılma anlamı katar. Burada Ay, kendi kendine yolundan sapabilirmiş gibi anlatılır. Bu ifade Ay'ın hareket etmeyi bırakacağı anlamına değil, yörüngesinden ayrılacağı anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “açık bir plan olmadan veya fark etmeden uzaklaşmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Mia stopped to read a sign, and her little brother began to ____ from the tour group.

Cevabı göster

wander off

and he believed this could also explain the movement of our planets in the solar system.

3:16

ve bunun güneş sistemimizdeki gezegenlerin hareketini de açıklayabileceğine inandı.

The mathematics at the time wasn't sophisticated enough to determine the motion of these objects, Dilbilgisi

3:21

O zamanki matematik bu nesnelerin hareketini belirleyecek kadar gelişmiş değildi,

Dilbilgisi

wasn't sophisticated enough to determine: not + sıfat + enough to

Not + sıfat + enough to + fiil yapısı, birinin veya bir şeyin bir eylemin gerçekleşmesi için gereken nitelik düzeyine sahip olmadığını anlatır. Burada matematik yeterince gelişmiş olmadığı için nesnelerin hareketini belirleyemiyordu. Bir sıfatla kullanıldığında enough sıfattan sonra gelir: sophisticated enough. Ardından gelen to mastarı, yetersiz düzey yüzünden gerçekleşemeyen sonucu veya görevi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: This software isn't sophisticated ___ the error automatically.

  1. enough detecting
  2. to detect enough
  3. enough to detect
Cevabı göster

enough to detect

so Newton invented his own form of math,

3:26

bu yüzden Newton kendi matematik biçimini icat etti,

calculus.

3:28

kalkülüsü.

There was a dispute over who actually invented calculus

3:29

Kalkülüsü gerçekte kimin icat ettiği konusunda bir tartışma vardı

when German mathematician Gottfried Leibniz published his paper on calculus in 1684.

3:33

Alman matematikçi Gottfried Leibniz kalkülüs üzerine makalesini 1684'te yayımladığında.

Newton claimed he'd done the same work 20 years earlier.

3:38

Newton, aynı çalışmayı 20 yıl önce yaptığını iddia etti.

The thing is, Anlatım akışı

3:41

Mesele şuydu ki,

Newton was so secretive that he hadn't actually made his efforts public because he couldn't stand the scrutiny of his work. Kelime

3:42

Newton o kadar gizliliğe önem verirdi ki, çalışmasının incelenmesine dayanamayacağı için aslında çabalarını halka açıklamamıştı.

Anlatım akışı

The thing is, konuşma dilinde geçiş ifadesi olarak

The thing is, fiziksel bir nesneye gönderme değil, bir söylem belirtecidir. Konuşanın, durumun nasıl anlaşılması gerektiğini değiştiren temel açıklamayı, güçlüğü veya gerçeği söylemek üzere olduğunu dinleyiciye bildirir. Burada anlatıyı, Newton'ın çalışmalarının neden kamuya açıklanmadığını belirleyen önemli nedene yöneltir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp The thing is, + tam bir cümleciktir.

Alıştırma

Temel güçlüğü gündelik bir dille açıklamak için en uygun başlangıcı seçin: ___ I can't lend you the car because I need it tonight.

  1. The thing is,
  2. For example,
  3. In other words,
Cevabı göster

The thing is,

Kelime

couldn't stand the scrutiny: sıkı incelemeye dayanamamak

Bu cümlede couldn't stand, “tahammül edemiyordu” anlamındadır; “ayakta duramıyordu” demek değildir. Scrutiny, özellikle başkaları veya kamuoyu tarafından yapılan çok yakından ve dikkatli incelemeyi anlatır. Cümle, Newton'ın çalışmalarının incelenmesine ve eleştirilmesine şahsen dayanamadığı için onları gizli tuttuğunu söyler. Çalışmaların kendisinin incelemeden geçemeyeceğini söylemez.

Alıştırma

“Leo kept his plans private because he couldn't stand the scrutiny.” cümlesinde couldn't stand the scrutiny ne anlama gelir?

  1. Planlarını okurken fiziksel olarak ayakta duramıyordu.
  2. Planlarının yakından incelenmesine tahammül edemiyordu.
  3. Planlarının yanlış olduğu zaten kanıtlanmıştı.
Cevabı göster

Planlarının yakından incelenmesine tahammül edemiyordu.

When Leibniz appealed to the Royal Society in London,

3:48

Leibniz Londra'daki Kraliyet Cemiyeti'ne başvurduğunda,

Newton wielded his influence as the scientific academy's president to get it to side with him. Notlar

3:51

Newton bilim akademisinin başkanı olarak nüfuzunu kullanarak cemiyetin kendi tarafını tutmasını sağladı.

Kalıp ifadeler

wielded his influence: nüfuzunu etkin biçimde kullandı

Wielded his influence, akademinin ne yapacağını etkilemek için gücünü veya yetkisini etkin biçimde kullandığı anlamına gelir. Wield aslen bir araç ya da silahı kullanmayı anlatır; influence ile birlikteyse gücü, kişinin bilinçli olarak devreye soktuğu bir şey gibi sunar. Burada Newton, başkan olarak yalnızca nüfuz sahibi olmakla kalmadı; akademinin kendi tarafını desteklemesini sağlamak için bu nüfuzu kullandı.

Alıştırma

Hangi cümle Priya'nın bir kararı değiştirmek için nüfuzunu etkin biçimde kullandığını açıkça söyler?

  1. Priya wielded her influence to persuade the committee to delay the vote.
  2. The committee knew that Priya was well connected.
  3. Priya had influence in the committee.
Cevabı göster

Priya wielded her influence to persuade the committee to delay the vote.

Öbek fiiller

side with someone: bir anlaşmazlıkta bir tarafı desteklemek

Side with him ifadesinde side bir fiildir. Side with someone, bir anlaşmazlıkta, çatışmada veya kararda o kişiyi ya da grubu desteklemek demektir. Burada bilim akademisinin Newton'ın görüşünü desteklemesinin sağlandığı anlatılır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp side with + kişi veya grup şeklindedir; side, sided with örneğinde olduğu gibi zamana göre değişebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve "bir anlaşmazlıkta taraflardan birini desteklemek" anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During the dispute, the committee chose to ____ the residents.

Cevabı göster

side with

Most historians agree that the two discovered calculus independently.

3:56

Tarihçilerin çoğu, bu ikilinin kalkülüsü bağımsız olarak keşfettiklerinde hemfikirdir.

In 1667,

4:00

1667'de,

after the end of the plague,

4:02

vebanın sona ermesinden sonra,

he returned to the university to continue his research as a fellow. Kelime

4:03

araştırmalarına akademi üyesi olarak devam etmek üzere üniversiteye geri döndü.

Kelime

as a fellow: akademik bir rolde

As a fellow ifadesinde as, araştırmasına hangi rol veya sıfatla devam ettiğini belirtir. Bir karşılaştırma yapmak yerine “hangi sıfatla?” sorusunu yanıtlar. Bu üniversite bağlamında a fellow, bir kolejin veya kurumun tanıdığı üye ya da akademik göreve atanmış kişidir. Kesin görevler kuruma göre değişir; bu nedenle ifade tek başına belirli bir modern mesleği göstermez. Burada yalnızca “bir erkek” anlamına da gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede a fellow büyük olasılıkla ne anlama gelir? Maya returned to the college to work as a fellow.

  1. Tesadüfen yakında bulunan bir erkek
  2. Aynı dersi alan bir sınıf arkadaşı
  3. Kolejin akademik bir üyesi veya görevlendirdiği kişi
Cevabı göster

Kolejin akademik bir üyesi veya görevlendirdiği kişi

He was a workaholic.

4:07

O bir işkolikti.

Sometimes he'd forget to eat.

4:08

Bazen yemek yemeyi unuturdu.

Just two years later,

4:10

Sadece iki yıl sonra,

while still in his mid-20s,

4:12

henüz yirmili yaşlarının ortasındayken,

he obtained one of the most prestigious academic posts in the world,

4:13

dünyanın en prestijli akademik pozisyonlarından birini elde etti,

the Lucasian Professor of Mathematics,

4:17

Lucasian Matematik Profesörlüğü,

later held by none other than Stephen Hawking. Deyimler

4:20

daha sonra bu unvanı Stephen Hawking'den başkası taşımayacaktı.

Deyimler

none other than ile kimliği vurgulayarak açıklama

Bu cümlede none other than, Stephen Hawking’i bu görevle bağlantılı, etkileyici ve tanınmış bir kişi olarak tanıtır. Görevi daha sonra üstlenen kişinin bizzat Stephen Hawking olduğunu belirtir ve ifadeye şaşkınlık ile vurgu katar. İfadede none sözcüğü bulunsa da adı verilen kişiyi dışlamaz. Bir kimliği açıklayıp öne çıkarır: be + none other than + ünlü, beklenmedik veya özellikle ilgili bir kişi ya da şey.

Alıştırma

Hangi cümle etkileyici bir kimliği vurgulayarak açıklamak için none other than kullanır?

  1. The guest speaker was different from our national chess champion.
  2. The guest speaker was none other than our national chess champion.
  3. The guest speaker was anyone other than our national chess champion.
Cevabı göster

The guest speaker was none other than our national chess champion.

Yet he was indifferent to his students.

4:23

Yine de öğrencilerine karşı kayıtsızdı.

One time when no one showed up for class,

4:25

Bir keresinde derse kimse gelmediğinde,

he's said to have lectured to an empty room. Dilbilgisi

4:27

boş bir odaya ders anlattığı söylenir.

Dilbilgisi

he's said to have lectured: daha önceki bir olayı aktarma

he's said to have lectured ifadesindeki he's, he is biçiminin kısaltmasıdır. Edilgen aktarma yapısı be said to + mastar, kaynağı belirtmeden veya bilgiyi doğrudan doğrulamadan, onu insanların söylediği bir şey olarak sunar. Tamamlanmış mastar to have lectured, ders verme eylemini şimdiki aktarma bakış açısından daha önceye yerleştirir. Daha önce gerçekleşmiş bir olayı aktarmak için özne + am/is/are said + to have + geçmiş ortaç yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle doğrulanmamış geçmiş bir başarıyı şimdiki bakış açısından doğru biçimde aktarır?

  1. Maya has said to have solved the puzzle alone.
  2. Maya is said to solve the puzzle alone.
  3. Maya is said to have solved the puzzle alone.
Cevabı göster

Maya is said to have solved the puzzle alone.

His true passion lay in research. Kalıp ifadeler

4:30

Asıl tutkusu araştırmaktı.

Kalıp ifadeler

passion lay in research: geçmişteki tutkunun alanını belirtmek

Bu cümlede passion lay in research, onun en derin ilgi ve heyecanının araştırmaya yönelik olduğunu anlatır. Buradaki lay, bir yerde bulunmak veya bir alanda yatmak anlamındaki geçişsiz lie fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp someone's passion lies in + isim veya -ing biçimidir. Geçmişten söz ederken lies yerine lay kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi lie in kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: As a child, her true passion ____ astronomy.

Cevabı göster

lay in

In 1687,

4:33

1687'de,

he published his masterpiece,

4:34

başyapıtını yayımladı,

The Mathematical Principles of Natural Philosophy,

4:36

Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri,

often referred to simply as Principia, Kalıp ifadeler

4:39

genellikle sadece Principia olarak anılır,

one of the most important works ever written.

4:41

şimdiye kadar yazılmış en önemli eserlerden biridir.

Kalıp ifadeler

often referred to simply as Principia: yaygın kısa adı belirtmek

Often referred to simply as Principia, kitap başlığını niteleyen kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Tam biçimi which is often referred to simply as Principia şeklindedir. Adlandırma kalıbı refer to X as Y, X'i Y adıyla anmak veya tanımlamak anlamına gelir. Bu bağlamda simply, Principia adının tam başlık yerine kullanılan kısa ve bilinen ad olduğunu gösterir. Often ise bu kullanımın yaygın olduğunu belirtir.

Alıştırma

Adlandırma kalıbını iki sözcükle tamamlayın: The device is often referred ____ a smartwatch.

Cevabı göster

to as

This was his own first edition copy.

4:44

Bu onun kendi ilk baskı kopyasıydı.

It was here that he laid out his law of universal gravitation, Öbek fiiller

4:46

İşte burada evrensel kütleçekim yasasını ortaya koydu,

as well as his three laws of motion.

4:49

ayrıca üç hareket yasasını.

Öbek fiiller

laid out: düşünceleri açık ve düzenli biçimde sunmak

Burada laid out, bir şeyi açık ve düzenli bir biçimde sundu anlamına gelir. Sunulan şeyler evrensel kütle çekimi yasası ile üç hareket yasasıdır. Newton bu yasaları fiziksel olarak bir yüzeye sermedi; onları eserinde açıkladı ve ortaya koydu. Lay out ayrılabilen bir öbek fiildir: lay something out veya lay out something denebilir. Laid, lay fiilinin geçmiş zaman biçimidir; dolayısıyla cümle onun geçmişte sunduğu şeyleri anlatır.

Alıştırma

Cümleyi lay out ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: At the start of every project, Maya ____ the team's goals and timeline.

Cevabı göster

lays out

The first describes how an object acts when no force is acting upon it.

4:51

Birinci yasa, üzerine hiçbir kuvvet etki etmediğinde bir nesnenin nasıl davrandığını açıklar.

For example,

4:56

Örneğin,

a rocket stays still until a force is applied to it.

4:56

bir roket kendisine bir kuvvet uygulanana kadar hareketsiz kalır.

The second law tells us that the more mass an object has, Dilbilgisi

4:59

İkinci yasa bize bir nesnenin kütlesi ne kadar büyükse,

the more force it'll take to move it.

5:02

onu hareket ettirmek için o kadar fazla kuvvet gerekeceğini söyler.

Dilbilgisi

Bağlantılı değişimler için the more ..., the more ...

the more A, the more B yapısı, değişen iki miktarı birbirine bağlar. A arttığında B’nin de arttığı anlamına gelir. Bu cümlede daha büyük kütle, nesneyi hareket ettirmek için gereken daha büyük kuvvet miktarıyla ilişkilendirilir. Her the bir karşılaştırma bölümünü başlatır; hiçbiri ismin önünde kullanılan tanımlık değildir. Yaygın kalıp The + karşılaştırma bölümü + yan cümle, the + karşılaştırma bölümü + yan cümle şeklindedir. Karşılaştırma bölümlerinde more, less veya -er biçimi kullanılabilir.

Alıştırma

Bağlantılı karşılaştırmayı tekrarlanan karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: ____ you practice, ____ confident you become.

Cevabı göster

The more · the more

A larger rocket requires more fuel to make it accelerate. Dilbilgisi

5:04

Daha büyük bir roketin hızlanması için daha fazla yakıt gerekir.

Dilbilgisi

make it accelerate: make + nesne + fiilin yalın hâli

Make + nesne + fiilin yalın hâli, bir şeyin başka bir şeyin doğrudan hareket etmesine veya değişmesine neden olduğunu anlatan bir ettirgen yapıdır. Burada, daha büyük roketi hızlandırmak için daha fazla yakıt gerektiği anlamına gelir; it zamiri rocket sözcüğüne gönderme yapar. Etken yapıdaki make sözcüğünden sonra to olmadan fiilin yalın hâli kullanılır: make it accelerate. Edilgen yapıda to geri gelir: The runners were made to sprint.

Alıştırma

made sözcüğünden sonra accelerate fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The stronger engine made the car ____.

Cevabı göster

accelerate

The final law states that for every action, Kültür

5:08

Son yasa, her eylem için,

there is a reaction.

5:10

bir tepki olduğunu belirtir.

Kültür

for every action, there is a reaction: Newton'un üçüncü hareket yasası

Bu, Newton'un üçüncü hareket yasasının yaygın ve tanıdık ifadesidir. Fizikte action ve reaction, etkileşen cisimlerin birbirine uyguladığı iki kuvvettir. Aynı anda ortaya çıkar, büyüklükleri eşittir, yönleri zıttır ve farklı cisimler üzerinde etki eder. for every X, there is Y kalıbı evrensel bir eşleşme sunar: her X için ona karşılık gelen bir Y vardır. Fizik dışında bu ünlü söz, davranışların sonuçları olduğu hakkında bir mecaz olarak da anlaşılır.

Alıştırma

Bir fizik dersinde 'for every action, there is a reaction' ne anlama gelir?

  1. Etkileşen iki cisim aynı anda birbirine eşit büyüklükte ve zıt yönlü kuvvet uygular.
  2. Her karar daha sonra bir ödüle veya cezaya yol açar.
  3. Zıt bir kuvvet ortaya çıktığında ilk kuvvet yok olur.
Cevabı göster

Etkileşen iki cisim aynı anda birbirine eşit büyüklükte ve zıt yönlü kuvvet uygular.

The engine produces hot exhaust gases,

5:11

Motor sıcak egzoz gazları üretir,

which flow through the rear of the rocket.

5:14

bunlar roketin arkasından dışarı akar.

In reaction,

5:16

Buna tepki olarak,

a thrusting force is produced,

5:17

bir itme kuvveti üretilir,

pushing the rocket skywards.

5:18

roketi gökyüzüne doğru iter.

Newton may be considered one of the greatest scientists the world has ever known, Anlatım akışı

5:20

Newton, dünyanın bugüne kadar tanıdığı en büyük bilim insanlarından biri olarak kabul edilebilir,

yet he actually contributed more words to theology.

5:24

ancak aslında teolojiye daha çok kelime katmıştır.

Anlatım akışı

may be considered ..., yet he actually ...: beklenmedik bir dönüş

Cümle önce Newton'ın büyük bir bilim insanı olarak bilinen tanıdık kamusal imajını sunar. Ardından eş görevli bağlaç yet, bu beklentiyle çelişen daha az bilinen bir gerçeğe geçiş yapar: yazılarının büyük bir bölümü teolojiyle ilgilidir. Önce tanıdık bilgiyi, sonra şaşırtıcı bilgiyi vermek, bir kişi veya konunun gözden kaçan yönünü ortaya çıkarmaya yardımcı olur. Burada actually, beklenen imajın düzeltilmesini güçlendirir. Contributed more words, etki veya önemin daha büyük olmasını değil, yazılan metin miktarını ifade eder. Yet ise “buna rağmen” anlamındadır; “şimdiye kadar” anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümle aynı bilgi düzenini kullanır: önce tanıdık bir kamusal imaj, ardından beklenmedik ve daha az bilinen bir gerçek?

  1. Leila is known as a novelist, yet she has published more scientific essays than novels.
  2. Leila is known as a novelist, and her latest novel won a prize.
  3. Leila published scientific essays before she wrote her first novel.
Cevabı göster

Leila is known as a novelist, yet she has published more scientific essays than novels.

Newton believed the Bible provided the code to the natural world,

5:28

Newton, İncil'in doğal dünyaya dair kodlar sunduğuna inanıyordu

and by carefully studying the holy texts,

5:31

ve kutsal metinleri dikkatle inceleyerek,

he could predict the future.

5:33

geleceği tahmin edebileceğini düşünüyordu.

He believed the apocalypse would happen in the year 2060,

5:35

Kıyametin 2060 yılında kopacağına inanıyordu,

with the caveat, Kelime

5:38

ama şu uyarıyla:

"It may end later,

5:39

"Daha geç bitebilir,

but I see no reason for its ending sooner." Kalıp ifadeler

5:40

ancak daha erken bitmesi için hiçbir neden göremiyorum."

Kelime

with the caveat: bir çekince eklemek

With the caveat, önceki ifadeyi daha az kesin hâle getiren bir sınırlama veya çekince sunar. Burada 2060, garanti edilmiş bir tarih olarak verilmez. Ardından gelen alıntı, olayın daha sonra gerçekleşebileceğini, ancak konuşanın daha erken gerçekleşmesini beklemek için bir neden görmediğini belirtir. Yaygın bir yapı with the caveat that + yan cümledir. Bu cümlede olduğu gibi, ifadeden sonra virgül ve çekinceyi açıklayan bir alıntı da gelebilir. Caveat tek başına bir tehlike uyarısı veya bir şeyin kesinlikle gerçekleşeceği yönünde tahmin anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve bir çekince sunan resmî ifadeyle tamamlayın: The estimate is reliable, ____ that fuel prices may change.

Cevabı göster

with the caveat

Kalıp ifadeler

see no reason for: sakin ve gerekçeli bir itiraz

See no reason for, gözle görememek anlamına gelmez. Konuşanın, ardından belirtilen şey için geçerli bir dayanak ya da ihtiyaç bulamadığını gösterir; bu nedenle sakin ve mantığa dayalı bir itiraz ifade eder. For’dan sonra bir isim öbeği ya da -ing biçimi kullanılır. Bu cümledeki its ending sooner, olası erken bitişi bir olay olarak ele alan “iyelik + -ing” yapısıdır.

Alıştırma

Sakin ve mantığa dayalı bir itiraz bildiren öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: We ____ replacing the printer when it still works perfectly.

Cevabı göster

see no reason for

He foresaw a period marked by war and catastrophe, Dilbilgisi

5:43

Savaş ve felaketlerin damga vurduğu bir dönemin geleceğini öngörmüştü,

followed by the second coming of Christ and the beginning of a new divine era.

5:46

ardından İsa'nın ikinci gelişi ve yeni bir ilahi çağın başlangıcı.

Dilbilgisi

a period marked by ... followed by ...: önce özellikler, sonra sıralama

A period marked by war and catastrophe, a period that was marked by war and catastrophe yapısının kısaltılmış biçimidir. Geçmiş zaman ortacı marked, açıklamayı period sözcüğünden sonra getirir ve o dönemi neyin nitelediğini belirtir. Ayrı bir öbek olan followed by ... zaman çizgisini ileri taşır: önce dönem, ardından ikinci geliş ve yeni çağ gelir. Bu geçmiş zaman ortacı öbekleri, özellikleri ve sıralamayı açık tutarken daha uzun bir açıklamayı kısaltır.

Alıştırma

Hangi cümle kasabada önce yağmurlu bir hafta yaşandığını, ardından güneşli havanın geldiğini söylüyor?

  1. Sunny weather was followed by a week marked by rain.
  2. The town had a week marked by sunny weather, followed by rain.
  3. The town had a week marked by rain, followed by sunny weather.
Cevabı göster

The town had a week marked by rain, followed by sunny weather.

His religious side was largely hidden from the public all the way until 1936,

5:50

Dini yönü 1936'ya kadar halktan büyük ölçüde gizli kaldı,

when Sotheby's auctioned off his theological manuscripts. Öbek fiiller

5:55

ta ki Sotheby's teolojik el yazmalarını açık artırmada satana dek.

Öbek fiiller

auctioned off: bir şeyi açık artırmayla satmak

To auction something off, bir şeyi insanların teklif verdiği ve genellikle en yüksek teklifin kazandığı bir açık artırmada satmak demektir. Bu cümlede Sotheby's el yazmalarını bu şekilde sattı. Bu öbek fiil ayrılabilir: auction the manuscripts off veya auction off the manuscripts. Nesne bir zamirse ortaya gelir: auction them off.

Alıştırma

Cümleyi ‘teklifler yoluyla sattı’ anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The museum ____ a donated painting to the highest bidder.

Cevabı göster

auctioned off

They ended up in the hands of a Jewish scholar before being given to the state of Israel. Deyimler

5:58

İsrail devletine verilmeden önce Yahudi bir bilginin ellerine geçtiler.

Deyimler

ended up in the hands of: son sahibi belirtmek

Ended up, özellikle başlangıçta belli olmayan bir sürecin nihai sonucunu anlatır. In the hands of, bir şeyin birinin mülkiyetinde, kontrolünde veya bakımında olması demektir; çoğu zaman gerçek anlamda elde tutulmayı değil, mecazi bir durumu anlatır. Birlikte X ended up in the hands of Y yapısı, bazı değişim veya hareketlerden sonra X'in sonunda Y'nin eline ya da kontrolüne geçtiğini belirtir. Bu cümlede el yazmaları sonunda Yahudi bir akademisyenin mülkiyetine geçti.

Alıştırma

Cümleyi ‘sonunda ... mülkiyetine geçti’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After changing owners several times, the diary finally ____ a university historian.

Cevabı göster

ended up in the hands of

7,500 pages in Newton's own handwriting.

6:02

Newton'ın kendi el yazısıyla yazılmış 7.500 sayfa.

He did hold unorthodox views of Christianity by rejecting the Trinity, Kültür

6:06

Teslis inancını reddederek Hıristiyanlık hakkında alışılmışın dışında görüşlere sahipti,

the belief in the Father,

6:10

Baba'ya,

Son,

6:11

Oğul'a

and the Holy Spirit,

6:11

ve Kutsal Ruh'a olan inancı,

Kültür

Hristiyan inancında Teslis

Burada the Trinity, Tanrı'nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak anlaşıldığı Hristiyan Teslis öğretisini belirtir. Bunlar birbirinden farklı üç şahıs, fakat tek Tanrı'dır; birbirinden ayrı üç tanrı veya herhangi bir üçlü değildir. Ardından gelen ifade Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'u sayar. Bu nedenle Teslis'i reddetmesi, Hristiyanlık hakkındaki görüşlerinin neden ortodoks dışı sayıldığını açıklar.

Alıştırma

Cümlede the Trinity neyi ifade ediyor?

  1. Üç kişiden oluşan herhangi bir takım
  2. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un tek Tanrı olduğu Hristiyan öğretisi
  3. Parlamento tarafından oluşturulan bir üniversite kuralı
Cevabı göster

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un tek Tanrı olduğu Hristiyan öğretisi

and also fought against the attempt by King James II to Catholicize the universities, Kültür

6:13

ve ayrıca Kral II. James'in üniversiteleri Katolikleştirmesi girişimine karşı savaştı,

which got him elected as a member of Parliament, Dilbilgisi

6:18

bu da onun Parlamento üyesi olarak seçilmesini sağladı

Dilbilgisi

which got him elected: get + nesne + past participle

which got him elected ifadesindeki which, onun Kral II. James'in girişimine karşı çıkmasını anlatır. Bu eylem veya yarattığı itibar, Parlamento üyesi seçilmesine yol açtı; seçimi bizzat onun düzenlediği anlamına gelmez. get + nesne + past participle yapısı, bir nedenin ardından gelen edilgen bir sonucu gösterir. Something got him elected, bir şeyin onun seçilmesini sağladığı anlamına gelir. Aynı yapı birinin işe alınması, kabul edilmesi, atanması veya seçilmesi gibi sonuçları da anlatabilir.

Alıştırma

“Oylamayla seçilmesini sağladı” anlamında get + nesne + past participle kullanarak cümleyi tamamlayın: Her strong campaign ____ class president.

Cevabı göster

got her elected as

where he served two brief terms.

6:20

ve burada iki kısa dönem görev yaptı.

Kültür

to Catholicize the universities: üniversiteleri Katolikleştirmek

to Catholicize the universities ifadesinde Catholicize, üniversiteleri özellikle kuralları ve atamaları bakımından Roma Katolik politikasına uygun şekilde yeniden biçimlendirmek demektir. Fiil, öğrencilere yalnızca Katoliklik hakkında bilgi vermeyi veya bir kişiyi din değiştirmeye ikna etmeyi değil, kurumsal bir değişim girişimini anlatır. to Catholicize mastarı girişimin amacını belirtir. Newton bu politikaya karşı çıktı ve cümle onun muhalefetini daha sonra Parlamento'ya seçilmesiyle ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümledeki to Catholicize the universities ifadesine en uygun durum hangisidir?

  1. Üniversite kurallarını ve atamalarını Roma Katolik politikasına uygun hâle getirmek
  2. Bir öğrencinin kişisel bir inanç seçmesine yardımcı olmak
  3. Çeşitli dünya dinleri hakkında tarafsız bir ders sunmak
Cevabı göster

Üniversite kurallarını ve atamalarını Roma Katolik politikasına uygun hâle getirmek

Apparently,

6:22

Görünüşe göre,

the only thing he said on the record was to request that a window be closed. Kelime

6:23

kayıtlara geçen tek sözü bir pencerenin kapatılmasını istemek oldu.

Kelime

on the record: resmen sahibine atfedilebilen bir açıklama

On the record, bir sözün kamuya açık biçimde alıntılanmasına ve konuşan kişiye atfedilmesine izin veren resmî bir açıklama olduğunu belirtir. Burada iddianın kapsamını daraltır: Newton'dan kalan tek resmî parlamento sözü budur. Bu ifade, bir sözün kamuya açık ve sahibine atfedilebilir olma durumunu anlatır. Newton'ın bütün özel konuşmalarında başka hiçbir şey söylemediğini iddia etmez.

Alıştırma

Bir gazetecinin bir yorumu kamuya açık biçimde alıntılamasına ve konuşanın adını vermesine izin veriliyor. Yorumu hangi cümle açıklar?

  1. The comment is off the record.
  2. The comment is being recorded.
  3. The comment is on the record.
Cevabı göster

The comment is on the record.

Newton also had another unknown side to him.

6:28

Newton'ın bir de bilinmeyen başka bir yönü vardı.

He spent 25 years secretly studying alchemy, Kültür

6:30

25 yılını gizlice simya çalışarak geçirdi,

the search for a method to turn common metals into gold.

6:33

sıradan metalleri altına dönüştürmenin bir yöntemini aradı.

Kültür

Alchemy: modern öncesi bir dönüşüm arayışı

Burada alchemy, maddeyi dönüştürmenin gizli yollarını bulmaya çalışan modern öncesi bir geleneğin adıdır. En bilinen amaçlarından biri, sıradan ve düşük değerli metalleri altına çevirmekti. alchemy kelimesinden sonraki bölüm, sözcüğü bu cümle için açıklar. Simya bazı erken dönem deneysel çalışmaları etkilemiştir; ancak modern kimyanın eski adı değildir. Maddeyle ilgili deneyleri felsefi ve mistik fikirlerle birleştiriyordu.

Alıştırma

Bu cümlede alchemy neyi ifade ediyor?

  1. Doğal altın yataklarını bulma tekniği
  2. Sıradan metalleri altına çevirmek gibi dönüşümler arayan modern öncesi bir gelenek
  3. Günümüzde laboratuvarlarda uygulanan modern kimya
Cevabı göster

Sıradan metalleri altına çevirmek gibi dönüşümler arayan modern öncesi bir gelenek

This is a manuscript where Newton wrote down a recipe

6:37

Bu, Newton'ın bir tarif yazdığı bir el yazması,

thought to be a step toward concocting the mythical philosopher's stone, Notlar

6:39

efsanevi felsefe taşını üretmeye yönelik bir adım olduğu düşünülüyor,

Dilbilgisi

Thought to be: doğrulanmamış bir inancı aktarmak

Thought to be, edilgen bir aktarım yapısının kısaltılmış biçimidir. a recipe thought to be a step ifadesi, a recipe that was thought or believed to be a step anlamına gelir. Bu ifade recipe sözcüğünü niteler; Newton’ın bu iddiayı bizzat doğruladığını söylemez. Bu yapı, bir düşünceyi onu taşıyan kişileri belirtmeden ve kesinmiş gibi sunmadan aktarmayı sağlar. Tam dil bilgisi yapısını görmek için that is/was thought to be biçiminde genişletilebilir.

Alıştırma

Doğrulanmamış bir inancı göstermek için cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: The old map, ____ authentic, is kept in a glass case.

Cevabı göster

thought to be

now popularized in the Harry Potter series.

6:43

şu sıralar Harry Potter serisiyle popülerleşti.

Kültür

Efsanevi felsefe taşı

Felsefe taşı, bir filozofa ait sıradan bir taş değil, Avrupa simyasında geçen efsanevi bir maddedir. Sıradan metalleri altına çevirdiğine ve bazı anlatılarda yaşam iksiri üretmeye yardımcı olduğuna inanılırdı. Bu cümlede mythical, bunun kanıtlanmış bir bilimsel gerçek değil, bir efsane olduğunu gösterir. Harry Potter göndermesi, eski bir simya imgesinin modern kurgu sayesinde nasıl geniş kitlelerce tanındığını anlatır.

Alıştırma

Cümlede philosopher's stone neyi ifade ediyor?

  1. Cıva zehirlenmesini iyileştirdiği kanıtlanmış gerçek bir laboratuvar minerali
  2. Sıradan metalleri altına çevirdiği ve bazen uzun yaşam sağlamaya yardımcı olduğu söylenen efsanevi bir simya maddesi
  3. Bir filozofun sahip olduğu sıradan bir taş
Cevabı göster

Sıradan metalleri altına çevirdiği ve bazen uzun yaşam sağlamaya yardımcı olduğu söylenen efsanevi bir simya maddesi

Alchemists believed it could even help humans achieve immortality.

6:46

Simyacılar, bunun insanların ölümsüzlüğe ulaşmasına bile yardımcı olabileceğine inanıyorlardı.

Unfortunately,

6:50

Ne yazık ki,

Newton may have gotten mercury poisoning from all the time spent in the laboratory. Dilbilgisi

6:51

Newton laboratuvarda geçirdiği tüm o zaman yüzünden cıva zehirlenmesine maruz kalmış olabilir.

Dilbilgisi

may have gotten: geçmiş hakkında belirsiz bir tahmin

may have gotten ifadesinde may + have + geçmiş zaman ortacı, cıva zehirlenmesini doğrulanmış bir gerçek olarak değil, geçmişte gerçekleşmiş olabilecek bir olay olarak sunar. Gotten, Kuzey Amerika İngilizcesinde get fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Geçmişle ilgili bir tahmini destekleyen ipuçları olduğunda bu yapıyı kullanın. Burada zehirlenmeyi olası görmenin bir nedeni olduğu, ancak başka bir açıklamaya da yer bırakıldığı anlamına gelir.

Alıştırma

Geçmişle ilgili temkinli tahmini may have + rain fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The streets are wet, so it ____ overnight.

Cevabı göster

may have rained

Examinations of his hair after his death found high levels of the toxic compound,

6:55

Ölümünden sonra saçlarında yapılan incelemelerde yüksek seviyelerde zehirli bileşik bulundu

which scholars believe could explain his mental breakdown in 1693,

6:59

ve akademisyenler bunun onun 1693'teki zihinsel çöküşünü açıklayabileceğine inanıyor,

when he lost grip on reality. Deyimler

7:03

gerçeklikle bağını kopardığı o zamanı.

Deyimler

lost grip on reality: gerçeklikle bağını kaybetmek

Burada lost grip on reality mecazidir. Neyin gerçek ya da doğru olduğunu açıkça değerlendiremez hâle geldiği anlamına gelir; fiziksel olarak bir şeyi tutmayı veya düşürmeyi anlatmaz. Bu benzetmede grip, kontrol ya da sağlam bir tutuş fikrinden gelir. Yaygın ve farklı durumlarda kullanılabilen lose one's grip on reality kalıbında bu tutuşu kaybetmek, gerçeklikle sağlam bağı kaybetmek demektir.

Alıştırma

“After several sleepless nights, Omar felt he was losing his grip on reality,” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Elinde tuttuğu bir şeyi düşürdü.
  2. Neyin gerçek olduğunu açıkça değerlendiremez hâle geliyordu.
  3. Çevresini kontrol etmeyi öğreniyordu.
Cevabı göster

Neyin gerçek olduğunu açıkça değerlendiremez hâle geliyordu.

He wrote letters accusing the few friends he had of conspiring against him. Dilbilgisi

7:06

Sahip olduğu birkaç arkadaşını kendisine karşı komplo kurmakla suçlayan mektuplar yazdı.

Dilbilgisi

accuse someone of doing something: birini bir şey yapmakla suçlamak

Accuse someone of doing something, bir kişinin yanlış veya zararlı bir şey yaptığını iddia etmek demektir. Accuse sonrasındaki nesne suçlanan kişiyi belirtir; of ise iddia edilen eylemi başlatır ve of'tan sonraki fiil -ing biçiminde olur. Bu cümlede the few friends he had, accusing fiilinin nesnesidir; conspiring iddia edilen eylemdir ve against him, conspire fiilini tamamlar. Yapı accuse + kişi + of + -ing biçimindedir; accuse + kişi + to + fiil değildir.

Alıştırma

Sabit kalıbı gerekli edatla tamamlayın: The reporter accused the mayor ____ hiding the documents.

Cevabı göster

of

He suffered from insomnia and oppression.

7:09

Uykusuzluk ve sıkıntıdan muzdaripti.

The personal crisis lasted a year and a half.

7:12

Kişisel krizi bir buçuk yıl sürdü.

Not too long after,

7:15

Çok geçmeden,

he ended his 30-year career at Cambridge.

7:16

Cambridge'deki 30 yıllık kariyerini sonlandırdı.

In 1696,

7:19

1696'da,

he moved to London to help run the Royal Mint.

7:20

Kraliyet Darphanesini yönetmeye yardımcı olmak için Londra'ya taşındı.

Britain's finances were in ruins because of the rampant practice of clipping off pieces of coins. Notlar

7:22

Madeni paraların kenarlarından parçalar kesilmesi gibi yaygın bir uygulama yüzünden İngiltere'nin maliyesi harabeye dönmüştü.

Deyimler

in ruins: ağır bir çöküş

Burada in ruins, Britanya'nın mali durumunun ağır biçimde zarar görmüş ve düzeninin bozulmuş olduğunu anlatır. Mecazidir; gerçek bir bina yıkılmış değildir. be in ruins kalıbı, bir şeyi çoktan harap olmuş ya da büyük ölçüde çökmüş durumda gösterir. Mali durum, planlar, sistemler veya ilişkiler için kullanıldığında yalnızca sorun yaşandığını söylemekten çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi “ağır biçimde yıkılmış” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After the fire destroyed every room, the old hotel was ____.

Cevabı göster

in ruins

Kültür

Clipping off pieces of coins: tarihî para kırpma uygulaması

Bu cümlede clipping off pieces of coins, madeni paraların kenarlarından küçük miktarlarda metal kesip almak demektir. Eski paralar çoğu zaman değerli metallerden yapıldığından kesilen parçalar toplanıp satılabilir, hafiflemiş paralar ise tam değerlerini koruyormuş gibi harcanmaya devam edebilirdi. Bu uygulamaya coin clipping, yani para kırpma denirdi. Büyük ölçekte tekrarlandığında paraların metal içeriğini azaltır, para birimine duyulan güveni zedeler ve kamu maliyesine zarar verirdi.

Alıştırma

Bir tarih metninde clipping off pieces of coins ne anlama gelir?

  1. Madeni paraların kenarlarından değerli metal kesmek
  2. Para olarak kullanılabilen kâğıt kuponları kesmek
  3. Büyük paraları daha küçük paralarla değiştirmek
  4. Hasarlı paraları yeni görünecek şekilde parlatmak
Cevabı göster

Madeni paraların kenarlarından değerli metal kesmek

Counterfeiting was also an issue.

7:28

Kalpazanlık da bir sorundu.

Newton used a scientific precision to improve the accuracy of coin making as warden and then master of the Mint. Kültür

7:30

Newton, Darphane müfettişi ve ardından müdürü olarak madeni para yapımının doğruluğunu artırmak için bilimsel bir hassasiyet kullandı.

Kültür

Darphanede önce denetçi, ardından müdür olarak

Buradaki the Mint, ülkenin madeni paralarını üreten Britanya Kraliyet Darphanesini ifade eder. Warden ve Master genel tanımlar değil, resmî görev unvanlarıdır. Newton önce Warden olarak görev yaptı, ardından daha üst düzey ve daha yetkili olan Master görevine geçti. “as warden and then master” sıralaması, onun daha yüksek bir yöneticilik görevine yükseldiğini ve para basımında giderek daha fazla sorumluluk üstlendiğini gösterir.

Alıştırma

“as warden and then master of the Mint” Newton’ın görevleri hakkında ne anlatıyor?

  1. Nane bitkilerini inceledikten sonra yüksek lisans derecesi aldı.
  2. Darphanenin özel sahibi olarak çalıştı.
  3. Darphanedeki bir resmî görevden daha üst düzey bir göreve geçti.
Cevabı göster

Darphanedeki bir resmî görevden daha üst düzey bir göreve geçti.

He also took it upon himself to prosecute culprits, Deyimler

7:36

Suçluları bizzat kovuşturmayı da üstlendi,

Deyimler

took it upon himself to prosecute: kovuşturmayı kendi isteğiyle üstlendi

take it upon oneself to + fiil kalıbı, çoğu zaman kendisinden istenmediği veya resmen görevlendirilmediği hâlde bir işi yapmaya karar vermek ve sorumluluğunu kişisel olarak üstlenmek demektir. Burada Newton, suçluları kovuşturmayı kendi isteğiyle seçiyor. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I take it upon myself, she takes it upon herself ve they take it upon themselves. Zaman take üzerinde değişir; bu cümlede took it upon himself kullanılmıştır.

Alıştırma

Cümleyi take it upon oneself to kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: No one asked Priya to contact the venue, but she ____ call the manager.

Cevabı göster

took it upon herself to

some of whom ended up hanging from the gallows. Dilbilgisi

7:39

onlardan bazıları sonunda darağacında sallandı.

Dilbilgisi

Bir insan grubunun bir bölümünü gösteren some of whom

Some of whom, daha önce sözü edilen bir insan grubunun bir bölümü hakkında ek bilgi veren sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Burada whom, culprits sözcüğüne gönderme yapar; some ise bu sonucun grubun yalnızca bir bölümünü kapsadığını gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp şöyledir: insanları belirten çoğul ad + virgül + miktar ifadesi + of whom + fiil. Of, bütünün bir parçası olma ilişkisini taşır; bu yüzden onu kaldırmak aynı ifadenin kısaltılmış hâlini değil, farklı bir yapıyı oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi, daha önce belirtilen insan grubunun belirsiz bir bölümünü anlatan üç sözcüklü ilgi ifadesiyle tamamlayın: The school invited several scientists, ____ work on climate research.

Cevabı göster

some of whom

His later years would be spent further cementing his reputation,

7:42

Sonraki yılları itibarını daha da sağlamlaştırmakla geçecekti,

and sometimes that meant trying to erase his rivals from the history books. Deyimler

7:45

ve bazen bu, rakiplerini tarih kitaplarından silmeye çalışmak anlamına geliyordu.

Deyimler

Mecaz olarak erase his rivals from the history books

Erase his rivals from the history books mecazdır. Rakiplerin adlarını, görüntülerini veya başarılarını bastırarak onları tarihsel kayıtlardan ve toplumun belleğinden çıkarmaya çalışmak anlamına gelir. Fiziksel bir kitaptaki sözcükleri silmeyi anlatmaz. Yeniden kullanılabilen erase someone or something from history or the history books kalıbı, geçmişin nasıl hatırlanacağını bilinçli biçimde kontrol etme düşüncesini çoğu zaman taşır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The regime tried to erase the poet from the history books. İfade ne anlama geliyor?

  1. Rejim, şairi tarihsel kayıtlardan ve toplumun belleğinden çıkarmaya çalıştı.
  2. Rejim, basılı bir tarih kitabındaki mürekkep lekelerini silmeye çalıştı.
  3. Rejim, şairi daha sonraki tarih anlatılarında daha ünlü yapmaya çalıştı.
Cevabı göster

Rejim, şairi tarihsel kayıtlardan ve toplumun belleğinden çıkarmaya çalıştı.

Another ugly dispute involved a brilliant scientist named Robert Hooke,

7:49

Bir diğer çirkin anlaşmazlık Robert Hooke adında parlak bir bilim insanını içeriyordu,

who contended he was the one who gave Newton the notion that led to his theory of gravity and wanted credit.

7:53

Hooke, Newton'a yerçekimi teorisine yol açan fikri verenin kendisi olduğunu iddia ediyor ve itibar istiyordu.

In response, Newton is accused of using his powers as president of the Royal Society Dilbilgisi

7:58

Buna karşılık Newton, Kraliyet Cemiyeti başkanı olarak yetkilerini kullanıp

to get rid of the only known portrait of Hooke. Öbek fiiller

8:03

Hooke'un bilinen tek portresinden kurtulmakla suçlanıyor.

Dilbilgisi

“is accused of using” edilgen kalıbı

“is accused of using”, be accused of + -ing biçimindeki edilgen kalıptır. Birinin Newton’ın yetkisini bu şekilde kullandığını iddia ettiğini aktarır; suçlamaya maruz kalan kişi Newton’dır. Edilgen yapı, suçlayan kişiyi belirtmeden suçlamaya odaklanır. Bir suçlama kanıt değildir; bu nedenle cümle Newton’ın bunu gerçekten yaptığını doğrulamaz.

Alıştırma

Suçluluğun kanıtlandığını söylemeden bir iddiayı aktaran ifadeyi seçin: The mayor ___ taking bribes, but no court has decided the case.

  1. is cleared of
  2. is convicted of
  3. is accused of
Cevabı göster

is accused of

Öbek fiiller

“get rid of” ifadesi

“get rid of”, bir kişiye ya da şeye artık sahip olmamak, onunla uğraşmak zorunda kalmamak veya ondan rahatsız olmamak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Kullanılan yöntemi tam olarak belirtmez. Burada portrenin ortadan kaybolmasını veya artık erişilebilir olmamasını anlatır. Portrenin yok edildiğini, saklandığını, satıldığını ya da başka bir şekilde kaldırıldığını söylemez.

Alıştırma

“Artık sahip olmamayı sağlamak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: I need to ____ these broken chairs before we move.

Cevabı göster

get rid of

None exists to this day.

8:06

Bugüne kadar hiçbir portresi bulunmuyor.

Newton succeeded in getting the legacy he wanted.

8:08

Newton istediği mirası bırakmayı başardı.

In 1705,

8:11

1705'te,

Queen Anne of England knighted him during a royal visit to the University of Cambridge, Kültür

8:12

İngiltere Kraliçesi Anne, Cambridge Üniversitesi'ne yaptığı asil ziyaret sırasında onu şövalye ilan etti,

making him Sir Isaac Newton,

8:16

onu Sir Isaac Newton yaptı,

Kültür

knighted him: şövalye ilan edilip Sir unvanını almak

Burada knighted, Kraliçe Anne’in Newton’ı resmen şövalye ilan ettiği anlamına gelen bir fiildir. Bu tarihî Britanya töreninde hükümdar, bu onuru doğrudan bir kişiye verir. Newton açısından bu onur, adının önünde Sir unvanını kullanabilmesini sağladı; Sir Isaac Newton adlandırması buradan gelir. Bu, kraliçenin onu yalnızca övdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede knighted, bir hükümdarın bir kişiye resmen şövalyelik unvanı verdiği anlamına gelir?

  1. The company promoted him to manager.
  2. The king knighted him during the ceremony.
  3. The coach praised him after the game.
Cevabı göster

The king knighted him during the ceremony.

a complicated man who remained reclusive yet desperately wanted to be remembered, Anlatım akışı

8:18

içe kapanık kalan ama umutsuzca hatırlanmak isteyen karmaşık bir adam,

Anlatım akışı

remained reclusive yet desperately wanted to be remembered: içsel bir karşıtlık

Cümle, remained reclusive yet desperately wanted to be remembered yapısıyla bir karşıtlık kurar. Remained reclusive, kamusal yaşamdan uzak durma eğiliminin sürdüğünü anlatır; yet ise bunun yanındaki sonraki gerçeğin şaşırtıcı olduğunu gösterir: insanların onu hatırlamasını çok istiyordu. Bu, içsel bir çelişkiyi kısa ve etkili biçimde göstermenin yoludur: X yet Y. İnsanlardan uzak yaşamak, birinin nasıl yaşadığını anlatır; o kişinin itibarını önemsemediğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle içsel bir çelişkiyi vurgulamak için yet sözcüğünü en açık biçimde kullanır?

  1. Maya avoids the spotlight, so she hopes her songs will be remembered.
  2. Maya avoids the spotlight, yet she hopes her songs will be remembered.
  3. Maya avoids the spotlight because she hopes her songs will be remembered.
Cevabı göster

Maya avoids the spotlight, yet she hopes her songs will be remembered.

who threw himself into his work at the cost of all hobbies and never married, Notlar

8:23

tüm hobileri pahasına kendini işine veren ve hiç evlenmeyen,

Deyimler

Throw oneself into something: kendini bir işe vermek

Throw yourself into something, bir işe büyük enerji, dikkat ve bağlılıkla başlamak veya devam etmek anlamına gelir. Buradaki threw himself into his work, onun kendini yoğun biçimde işine verdiğini anlatır; fiziksel olarak bir yere atlamak değil, mecazlı bir kullanımdır. Yapı throw + dönüşlülük zamiri + into + etkinlik veya görev şeklindedir. Zamir özneyle uyumlu olmalıdır: I throw myself, she throws herself ve they throw themselves. Bu ifade güçlü katılımı vurgular; ardından gelen at the cost of all hobbies sözleri ise bu bağlılığın olumsuz bir sonucu olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi Priya ile uyumlu throw oneself into biçimiyle tamamlayın: When the science fair began, Priya ____ building a solar-powered car.

Cevabı göster

threw herself into

Kalıp ifadeler

At the cost of: bir şey pahasına

At the cost of, başka bir sonucun gerçekleşebilmesi için kaybedilen, zarar gören veya vazgeçilen şeyi belirtir. Burada işe öncelik verilmiş ve tüm hobiler feda edilmiştir. Cost yalnızca para anlamına gelmez. Yaygın yapı sonuç veya eylem + at the cost of + isim ya da -ing biçimi şeklindedir. İfade bir ödünleşmeyi anlatır ve çoğu zaman kaybın ciddi veya üzücü olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Hangi cümle, doğruluktan ödün verilerek daha hızlı hizmet sağlandığını söylüyor?

  1. The company delivered faster service at the cost of accuracy.
  2. The company wanted faster service at any cost.
  3. The company delivered faster service at a cost.
Cevabı göster

The company delivered faster service at the cost of accuracy.

who was a man of science and also a man of faith. Anlatım akışı

8:27

hem bir bilim insanı hem de bir inanç adamı olan biri.

Anlatım akışı

a man of science ... a man of faith paralel yapısı

a man of + isim kalıbının tekrarı, a man of science ve a man of faith olmak üzere iki paralel tanımlama oluşturur. Her ifade, bir alanı ya da inancı yalnızca bir meslek adı olarak değil, kişinin kimliğini belirleyen bir özellik olarak sunar. and also bağlacı, ilk tanımlamayı geçersiz kılmadan ikincisini ekler. Dengeli ifade iki yöne eşit ağırlık verir; bu yüzden bir kişiyi kısa bir sonuç cümlesiyle tanımlamak için uygundur.

Alıştırma

Hangi cümle iki belirleyici niteliği de aynı derecede doğru göstermek için aynı paralel kalıbı kullanır?

  1. Daniel is a man of action or a man of principle.
  2. Daniel is a man of action and also a man of principle.
  3. Daniel is active, and a man of principle also.
Cevabı göster

Daniel is a man of action and also a man of principle.

Newton died in his sleep on March 20,

8:31

Newton 20 Mart'ta uykusunda öldü,

1727 and was buried at Westminster Abbey.

8:33

yıl 1727'ydi ve Westminster Manastırı'na gömüldü.

The Latin inscription on his grave reads,

8:37

Mezarındaki Latince yazıda şöyle yazar:

"Here lies that which was mortal of Isaac Newton." Kelime

8:39

"İşte Isaac Newton'ın ölümlü bedeni burada yatıyor."

Kelime

that which was mortal of Isaac Newton ifadesinin anlamı

Bu mezar yazıtında that which was mortal of Isaac Newton, Isaac Newton'ın ölümlü bedenini veya fiziksel kalıntılarını dolaylı ve ağırbaşlı bir şekilde ifade eder. Burada that which “olan şey”, was mortal ise “ölebilirdi” ya da “ölüme tabiydi” anlamındadır. Bu ifade, yok olacak beden ile kişinin ruhu, eserleri veya ünü gibi yaşamaya devam edebilecek şeyleri ayırır. Newton'ın gizemli ve ölümlü bir nesneye sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Mezar yazıtında that which was mortal of Isaac Newton neyi ifade eder?

  1. Isaac Newton'ın sahip olduğu bir nesne
  2. Isaac Newton'ın hata yaptığı gerçeği
  3. Isaac Newton'ın fiziksel bedeni
Cevabı göster

Isaac Newton'ın fiziksel bedeni

His immortal legacy continues to mold our modern world. Anlatım akışı

8:42

Onun ölümsüz mirası modern dünyamızı şekillendirmeye devam ediyor.

Anlatım akışı

Onun ölümsüz mirası modern dünyamızı şekillendirmeye devam ediyor

Bu kapanışta mortal sözcüğüne bilinçli olarak immortal ile karşılık verilir. Mortal, Newton'ın ölebilen bedenini anlatıyordu; immortal ise artık bedenin sonsuza dek yaşamasını değil, çalışmalarının kalıcı etkisini anlatır. Mold burada bir mecazdır: Newton'ın fikirleri bilimi, teknolojiyi ve günlük yaşamı şekillendirmeye devam eder. Karşıtlık ve mecaz birlikte, ölümle ilgili bir ifadeyi devam eden etkiyi anlatan bir sonuca dönüştürür.

Alıştırma

Kapanış, mortal ile immortal sözcüklerini karşılaştırıp mold sözcüğünü mecazi kullanarak ne sağlar?

  1. Modern toplumun Newton'ın çalışmalarını unuttuğunu söyler.
  2. Newton'ın bedeninin modern dünyada hâlâ yaşadığını iddia eder.
  3. Odağı Newton'ın ölümünden etkisinin kalıcı gücüne taşır.
Cevabı göster

Odağı Newton'ın ölümünden etkisinin kalıcı gücüne taşır.

The English poet Alexander Pope was so moved by Newton's accomplishments, Dilbilgisi

8:46

İngiliz şair Alexander Pope, Newton'ın başarılarından o kadar etkilenmişti ki,

he wrote the famous epitaph,

8:50

şu ünlü epitafı yazdı:

Dilbilgisi

so moved by ... that: ... nedeniyle o kadar etkilendi ki...

Burada moved, duygusal olarak etkilenmiş veya derinden duygulanmış anlamındadır. Edilgen was moved by yapısı, bu duygunun nedenini belirtir: Newton'ın başarıları. Tam neden-sonuç kalıbı so + sıfat veya geçmiş zaman ortacı + that cümlesidir: he was so moved ... that he wrote the epitaph. Duygunun derecesi eyleme yol açar. Altyazıda that çıkarılmıştır, ancak sonuç ilişkisi yine de anlaşılır.

Alıştırma

Standart so moved by ... that kalıbını tamamlayın: Maya was ____ her coach's kindness ____ she wrote him a thank-you note.

Cevabı göster

so moved by · that

"Nature and Nature's laws lay hid in night.

8:52

"Doğa ve doğanın kanunları gecenin içinde gizliydi.

God said,

8:55

Tanrı,

"Let Newton be," Kültür

8:55

'Newton olsun,' dedi

and all was light."

8:57

ve her şey aydınlandı."

Kültür

“Let Newton be” ifadesindeki yaratılış emri

“Let Newton be”, Kutsal Kitap'taki yaratılış anlatısında geçen “Let there be light” ifadesini yankılar. Bu eski ve yüce kalıpta let + kişi ya da şey + be, “o kişi ya da şey var olsun” anlamına gelir; yani Tanrı'nın Newton'ı varlığa çağırdığı hayal edilir. Ardından gelen “all was light” bu göndermeyi tamamlar. Newton, keşifleriyle doğanın gizli yasalarını görünür ve anlaşılır kılan kişi olarak sunulur; kendisine olduğu gibi kalması söylenen biri değildir.

Alıştırma

Bu şiirde “Let Newton be” ne anlama geliyor?

  1. Newton'dan fiziksel ışık yaratmasını istemek.
  2. Newton'ı rahat bırakmak ve onu rahatsız etmeyi kesmek.
  3. Newton'ın mevcut durumunda kalmasına izin vermek.
  4. Kutsal Kitap'taki yaratılışı yankılayarak Newton'ın var olmaya başlaması.
Cevabı göster

Kutsal Kitap'taki yaratılışı yankılayarak Newton'ın var olmaya başlaması.

For NewsThink,

9:01

NewsThink için,

I'm Cindy Pom.

9:03

ben Cindy Pom.