English Rewind - 6 Minute English: Öğrencilik hayatı her zaman güzel midir?: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
934 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Bu BBC sohbeti, üniversiteye geçiş döneminde öğrencilerin ruh sağlığını ele alıyor. Stres ve ev özlemini sosyal yaşam, akademik başarı ve bağımsız yaşama arasında denge kurma güçlüğüyle ilişkilendiriyor; danışmanlık hizmetlerine artan başvuruyu inceliyor ve pratik hazırlığın uyumu nasıl kolaylaştırabileceğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Let's move on, shall we? — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Yeni bir konuya geçerken karşı tarafın onayını da isteyen nazik bir ifade kullanmayı öğrenin; böylece geçiş ani ya da buyurgan duyulmaz. Bu kalıp sohbetlerde, mülakatlarda, sunumlarda ve toplantılarda işe yarar. 2. have put in place — Phrasal Verbs: put in place ifadesinin bir şeyi önceden hazırlamak, düzenlemek veya kurmak anlamına geldiğini kavrayın. Önemli bir değişimden önce hazır olması gereken planlardan, destek sistemlerinden, önlemlerden veya pratik becerilerden söz ederken kullanabilirsiniz. 3. survey completed by over a thousand students — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir ismi belirlemek veya ona ek bilgi vermek için isimden sonra kullanılan geçmiş zaman ortacı öbeğini tanıyın. Bu kısa yapı, tam bir ilgi cümleciğini tekrarlamadan istatistik, rapor ve haber üslubundaki cümleleri anlamanıza ve yazmanıza yardımcı olur.

Bu derste

Hello, the program you're about to listen to Dilbilgisi

0:00

Merhaba, birazdan dinleyeceğiniz program

was first broadcast in December 2015 on the BBC Learning English website. Dilbilgisi

0:02

ilk olarak Aralık 2015'te BBC Learning English web sitesinde yayınlanmıştır.

Dilbilgisi

you're about to listen to: be about to + fiilin yalın hâli

Be about to + fiilin yalın hâli, bir şeyin çok yakında gerçekleşeceğini belirtir. Burada you're about to listen to, dinleme eyleminin kısa süre içinde başlayacağını dinleyiciye bildirir. Tam isim grubunda the program, listen to fiilinin anlamca nesnesidir: the program (that) you're about to listen to. İlk to, be about to yapısına; sondaki to ise listen to yapısına aittir. Burada about, “hakkında” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be about to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The lights are dimming, and the film ____ start.

Cevabı göster

is about to

Dilbilgisi

was first broadcast: broadcast fiilinin basit geçmiş zaman edilgen yapısı

Was first broadcast, basit geçmiş zamanın edilgen yapısıdır: was + geçmiş zaman ortacı. Odağı programa ve ilk yayımlandığı zamana getirir; yayını yapan kişinin ya da kurumun belirtilmesi gerekmez. Broadcast fiilinin standart geçmiş zaman ve geçmiş zaman ortacı biçimleri genellikle yalın hâliyle aynı olan broadcast şeklindedir. First doğal olarak yardımcı fiil was ile ortaç arasına gelir: was first broadcast. Broadcasted bazı kullanımlarda mümkündür, ancak radyo ve televizyon için yaygın tercih broadcast biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi first ve broadcast fiilinin standart basit geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: The documentary ____ in 1998.

Cevabı göster

was first broadcast

For more English language learning programs and podcasts,

0:08

Daha fazla İngilizce öğrenme programı ve podcast'i için,

search for BBC Learning English.

0:11

BBC Learning English'i arayın.

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:15

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello and welcome to Six Minute English. Kalıp ifadeler

0:20

Merhaba ve Six Minute English'e hoş geldiniz.

Kalıp ifadeler

Hello and welcome to ...: bir programı veya etkinliği açma

Hello and welcome to ... bir sunucunun kullandığı standart açılış ifadesidir. Hello dinleyicileri selamlar; welcome to ise onların katılmak üzere olduğu programı, etkinliği, dersi veya yeri tanıtır. to sözcüğünden sonra welcome to our show örneğindeki gibi bir isim ya da özel ad gelir. İfadenin tamamı aynı anda iki iş yapar: dikkati toplar ve herkesi ortak etkinliğe davet eder.

Alıştırma

Sunucunun açılışını sabit ifadeyle tamamlayın: Hello and ____ our annual science fair.

Cevabı göster

welcome to

I'm Alice.

0:22

Ben Alice.

And I'm Neil.

0:23

Ben de Neil.

Hello.

0:23

Merhaba.

Hello Neil.

0:24

Merhaba Neil.

You went to university, didn't you? Dilbilgisi

0:25

Üniversiteye gittin, değil mi?

Dilbilgisi

didn't you?: geçmiş zamanda soru eki

didn't you? bir soru ekidir, yani question tag yapısıdır. Olumlu basit geçmiş zaman cümlesi You went to university sonrasında gelir: didn't aynı geçmiş zamanı olumsuz biçimde taşır, you ise özneyi zamir olarak tekrar eder. Konuşan kişi büyük olasılıkla ifadenin doğru olduğunu düşünür ve dinleyenden onay ister. Bu soru eki, dinleyenin üniversiteye gittiğini inkâr etmez.

Alıştırma

Cümleyi olumlu basit geçmiş zaman yan cümlesine uyan standart soru ekiyle tamamlayın: Maya called you yesterday, ____?

Cevabı göster

didn't she

Ah, yes.

0:27

Ah, evet.

University, the best days of my life. Kalıp ifadeler

0:28

Üniversite, hayatımın en güzel günleri.

Kalıp ifadeler

the best days of my life: geçmiş bir döneme en güçlü övgü

the best days of my life, “yaşadığım en mutlu veya en keyifli dönem” anlamına gelir. Buradaki days yalnızca takvimdeki birkaç günü değil, genel olarak hayatın bir dönemini ifade eder. Best üstünlük derecesi, ifadeyi çok güçlü ve olumlu bir değerlendirmeye dönüştürür. Bu kısa cümlede konuşan kişi üniversite yıllarını sıcak ve özlem dolu bir vurguyla anlatır.

Alıştırma

Bir kişinin hayatındaki en mutlu dönemi anlatan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: “Those were ____.”

Cevabı göster

the best days of my life

I made fantastic friends, went to great parties, Kalıp ifadeler

0:31

Harika arkadaşlar edindim, harika partilere gittim,

Kalıp ifadeler

made fantastic friends: make friends eşdizimi

make friends, arkadaşlık kurmayı anlatan standart eşdizimdir; make burada fiziksel olarak bir şey yaratmak anlamına gelmez. Made geçmiş zaman biçimidir, dolayısıyla made fantastic friends konuşan kişinin harika bulduğu insanlarla arkadaşlık kurduğu anlamına gelir. Kimlerle arkadaşlık kurulduğunu belirtmek için make friends with someone kullanılır: I made friends with my new neighbors. made fantastic friends örneğinde olduğu gibi friends sözcüğünden önce olumlu bir sıfat gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi make friends eşdiziminin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “During the exchange program, I ____ with two local students.”

Cevabı göster

made friends

did some work?

0:34

biraz da ders mi çalıştın?

Well, yeah, I did some work,

0:35

Şey, evet, biraz ders çalıştım,

but probably not enough.

0:38

ama muhtemelen yeterli değildi.

Mm, well, the subject of today's show is student mental health. Anlatım akışı

0:39

Hımm, peki, bugünkü programın konusu öğrenci ruh sağlığı.

Anlatım akışı

the subject of today's show is: Ana konuyu tanıtmak

the subject of today's show is ... kalıbı ana konuyu açıkça duyurur. Önce bilgi türünü, yani programın konusunu belirtir; ardından asıl konuyu is sözcüğünden sonra verir. Bu yapı, açılış konuşmasından ana tartışmaya geçildiğini de gösterir. show yerine ilgili etkinliğin adını getirerek aynı kalıbı ders, konuşma veya toplantılarda kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Sunucunun cümlesini The subject ile başlayan tam konu tanıtma kalıbıyla tamamlayın: ____ how sleep affects memory.

Cevabı göster

The subject of today's show is

So Neil, do you think you're looking back at your university days through rose-tinted spectacles Notlar

0:43

Peki Neil, sence üniversite günlerine pembe gözlüklerle mi bakıyorsun

Öbek fiiller

you're looking back at: Geçmiş bir deneyime bugünden bakmak

look back at + geçmişteki bir dönem, olay veya deneyim, ona bugünden bakıp onu düşünmek anlamına gelir. Burada you're looking back at, Neil'ın üniversite günlerini hatırladığı dönem olarak tanıtır. İfade tek başına anının mutlu, eleştirel veya doğru olup olmadığını söylemez; bu tutumu cümlenin geri kalanı verir. Nesne geçmiş bir deneyim olduğunda back, başı fiziksel olarak geriye çevirmeyi değil, zamanda geriye bakmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, geçmiş bir deneyimi gözden geçirmek anlamındaki bu dersin öbeksi fiiliyle tamamlayın: When I ____ my first year at work, I can see how much I learned.

Cevabı göster

look back at

and that means looking at a situation as being better than it really was?

0:49

ve bu, bir duruma olduğundan daha iyi bakmak mı anlamına geliyor?

Deyimler

through rose-tinted spectacles: geçmişi idealize etmek

through rose-tinted spectacles, bir şeye gerçekçi olmayacak kadar olumlu veya idealize edilmiş bir açıdan bakmak anlamına gelen mecazi bir ifadedir. Bu cümlede konuşmacı, Neil'ın üniversite günlerini gerçekte olduğundan daha iyi hatırlıyor olabileceğini ima ediyor. Bu ifade gerçek bir gözlüğü değil, taraflı bir algıyı anlatır. Çoğu zaman hoş olmayan gerçeklerin unutulduğunu veya göz ardı edildiğini ima eder.

Alıştırma

Hangi cümlede through rose-tinted spectacles, bir şeyi gereğinden fazla olumlu hatırlamak anlamında kullanılmıştır?

  1. She buys rose-tinted spectacles to reduce the glare.
  2. She remembers the old job through rose-tinted spectacles and forgets the long hours.
  3. She examines the old contract carefully before signing it.
Cevabı göster

She remembers the old job through rose-tinted spectacles and forgets the long hours.

I did feel out of my comfort zone when I arrived, yes. Notlar

0:53

Geldiğimde kendimi rahatlık alanımın dışında hissettim, evet.

Dilbilgisi

I did feel: olumlu cümlede vurgulu did

I did feel ifadesindeki did, olumlu bir geçmiş zaman cümlesinde kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. Soru veya olumsuzluk oluşturmak yerine “gerçekten böyle hissettim” anlamını ekler. Kalıp özne + did + fiilin yalın hâlidir. did zaten geçmiş zamanı belirttiği için felt değil, feel kullanılır. Bu vurgu bir gerçeği doğrulamak, aksi yöndeki bir izlenimi düzeltmek veya samimi bir kabulü güçlendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi geçmiş zamanı vurgulayan yardımcı fiille tamamlayın: I ____ enjoy the course, even though it was difficult.

Cevabı göster

did

Deyimler

out of my comfort zone: yabancı bir zorluğu anlatmak

I did feel out of my comfort zone ifadesi, durum yabancı veya zorlayıcı olduğu için konuşan kişinin kendini rahat hissetmediğini anlatır. Comfort zone, güvenli ve tanıdık gelen insanları, yerleri ve etkinlikleri anlatan bir mecazdır; gerçek bir bölge değildir. Feel out of one's comfort zone esnek bir yapıdır: iyelik zamiri kişiye göre değişir; örneğin out of your comfort zone denebilir. İfade, konuşan kişinin deneyimini anlatır ve durumun nesnel olarak tehlikeli olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede out of my comfort zone yabancı veya zorlayıcı bir deneyimi anlatmak için kullanılmıştır?

  1. Speaking to a large audience for the first time put me in my comfort zone.
  2. Speaking to a large audience for the first time put me out of my comfort zone.
  3. Speaking to a large audience for the first time put me under my comfort zone.
Cevabı göster

Speaking to a large audience for the first time put me out of my comfort zone.

Everyone seemed to know everyone, knew where to go.

0:57

Herkes herkesi tanıyor gibiydi, nereye gideceğini biliyordu.

Yes, well, being out of your comfort zone means being in a situation that you aren't familiar with Kalıp ifadeler

0:59

Evet, rahatlık alanının dışında olmak, aşina olmadığın

and which makes you feel nervous.

1:05

ve seni gergin hissettiren bir durumda olmak demektir.

Kalıp ifadeler

aren't familiar with: be familiar with + nesne yapısı

being in a situation that you aren't familiar with ifadesinde aren't familiar with, durumu iyi tanımamak veya onunla ilgili az deneyime sahip olmak anlamına gelir. Temel yapı be familiar with + kişi, şey, yer veya etkinliktir. Burada that, situation kelimesine gönderme yapar ve with edatının nesnesidir: you aren't familiar with the situation. İlgi cümlesi bu nesneyi cümlenin önüne taşır, ancak with sonda kalır.

Alıştırma

Kişinin özne olduğu be familiar with + şey yapısını kullanan cümleyi seçin.

  1. This system is familiar to me.
  2. I am familiar to this system.
  3. I am familiar with this system.
Cevabı göster

I am familiar with this system.

Did you talk to anyone about your feelings, Neil?

1:07

Duyguların hakkında biriyle konuştun mu, Neil?

Or did you get any counseling? Kelime

1:10

Veya hiç psikolojik danışmanlık aldın mı?

And that means professional help with personal or psychological problems?

1:12

Peki bu kişisel veya psikolojik sorunlarla ilgili profesyonel yardım almak mı demek?

Kelime

get any counseling: profesyonel yardım almak

get any counseling ifadesinde get “almak”, counseling ise kişisel veya psikolojik sorunlarla ilgili profesyonel yardım anlamına gelir. Soru, kişinin başka birine tavsiye verip vermediğini değil, böyle bir yardım alıp almadığını sorar. Burada counseling bir hizmetin adıdır ve İngilizcede genellikle sayılamaz. Soruda any kullanılması doğaldır ve başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp get counseling şeklindedir.

Alıştırma

Maya'nın kaygısı için profesyonel destek aldığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Maya got counseling for her anxiety.
  2. Maya got a counseling for her anxiety.
  3. Maya made counseling for her anxiety.
Cevabı göster

Maya got counseling for her anxiety.

What?

1:16

Ne?

No, not me.

1:17

Hayır, ben değil.

I'm one of those men who isn't good at talking about their feelings, Alice. Dilbilgisi

1:19

Ben duyguları hakkında konuşmakta iyi olmayan o adamlardan biriyim, Alice.

Dilbilgisi

isn't good at talking about their feelings: duyguları hakkında konuşmakta iyi olmamak

Be good at + bir isim veya -ing biçimi, bir konuda becerikli olmak anlamına gelir. Olumsuz biçim isn't good at, bir etkinliğin kişi için zor olduğunu veya güçlü yönlerinden biri olmadığını belirtir. Bu cümlede talking about their feelings, erkeğin iyi olmadığını söylediği etkinliktir. At bir edattır; bu yüzden ardından bir etkinlik geldiğinde fiil -ing biçimini alır: good at talking denir, good at talk veya good at to talk denmez. Bu kalıp birçok beceriyi ve düzenli yapılan etkinliği anlatabilir.

Alıştırma

explain fiilinin doğru biçimini kullanın: Nora is good at ____ difficult ideas clearly.

Cevabı göster

explaining

I just felt a bit homesick, that's all. Notlar

1:23

Sadece biraz ev hasreti çektim, hepsi bu.

Kelime

a bit homesick: hafif bir ev özlemi

Bu cümlede homesick, evden uzakta olduğun için evdeki insanları, yeri veya alışılmış düzeni özlemekten kaynaklanan üzüntü ya da huzursuzluğu anlatan bir sıfattır. Felt homesick, “ev özlemi hissetti” demektir. A bit sıfattan önce gelir ve derecesini azaltır: konuşan kişi bu duyguyu kabul eder, ancak hafifmiş gibi sunar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp feel/be/get + a bit + sıfat şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “evden uzakta olduğu için üzgün” anlamına gelen tek bir sıfatla tamamlayın: During her first month at boarding school, Lina felt a bit ____.

Cevabı göster

homesick

Ton ve niyet

that's all: açıklamayı hafifletip konuyu kapatma

Burada that's all, “tek neden bu; açıklanacak başka bir şey yok” demektir. Her şeyi kelimesi kelimesine sıralamak yerine, daha önce sözü edilen biraz ev özlemi hissetme durumuna gönderme yapar. Kısa bir açıklamanın ardından kullanıldığında durumun daha az ciddi görünmesini sağlayabilir ve konuşan kişinin daha fazla ayrıntı vermek istemediğini gösterebilir. Just ve a bit ile birlikte belirgin bir hafifletme tonu oluşturur; bu ton duygunun gerçek büyüklüğünü değil, konuşanın tutumunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede that's all, açıklamayı hafifletmek ve daha ciddi bir neden olmadığını göstermek için kullanılmıştır?

  1. That's all, everyone; the meeting is over.
  2. That's all the paint we have.
  3. I was just worried about the test, that's all.
Cevabı göster

I was just worried about the test, that's all.

I missed my friends and family.

1:25

Arkadaşlarımı ve ailemi özledim.

Oh, right.

1:28

Oh, anlıyorum.

Let's move on, shall we? Ton ve niyet

1:28

Devam edelim mi?

Ton ve niyet

Let's move on, shall we? ile kibar bir geçiş

Let's move on, “bu bölümü bitirip sonraki konuya veya etkinliğe geçelim” anlamına gelir. Buradaki move on fiziksel olarak hareket etmek anlamında değildir. shall we?, Let's ... yapısından sonra kullanılan standart soru eklentisidir. Karşı tarafın onayını isteyerek geçişi yumuşatır; ancak bundan sonra ne olacağını yönlendiren kişi yine konuşmacıdır.

Alıştırma

Let's yapısından sonraki standart soru eklentisini tamamlayın: We have finished this topic. Let's move on, ____?

Cevabı göster

shall we

Why don't you ask me today's quiz question? Ton ve niyet

1:30

Neden bugünün test sorusunu bana sormuyorsun?

Ton ve niyet

Why don't you ask me ... ile öneride bulunmak

Why don't you + fiilin yalın hâli yapısı çoğunlukla öneride bulunmak veya birini bir şey yapmaya yönlendirmek için kullanılır. Burada Why don't you ask me..., “Bana sorabilirsin...” veya “Bana sorsana?” anlamındadır; kelimesi kelimesine bir neden açıklaması istemez. don't sonrasındaki fiil ask, take ve call örneklerinde olduğu gibi yalın hâlde kalır. Yapının dostça bir öneri mi yoksa birinin neden bir şey yapmadığını soran, belki de eleştirel gerçek bir soru mu olduğu bağlam ve tonlamayla belirlenir.

Alıştırma

Arkadaşınız yorgun görünüyor ve ona dostça bir öneride bulunmak istiyorsunuz. Ne söylemelisiniz?

  1. Why do you take a short break?
  2. Why don't you take a short break?
  3. Why didn't you take a short break?
Cevabı göster

Why don't you take a short break?

All right then.

1:32

Pekâlâ o zaman.

So, here it is. Anlatım akışı

1:32

İşte geliyor.

Anlatım akışı

here it is: beklenen bir şeyi sunmak

Here it is, daha önce sözü edilen, gösterileceği vaat edilen veya beklenen tek bir şeyi ya da içeriği sunar. O şeyi hemen dinleyicinin dikkatine getirir: beklenen şey şimdi budur. Bu cümlede it, sırada gelecek soruyu belirtir; mutlaka fiziksel bir nesneyi anlatmaz. İfade, konuşmayı hazırlık bölümünden asıl içeriğin sunumuna taşır.

Alıştırma

Bir sunucu tek bir bilgi yarışması sorusu göstereceğini söyledi ve şimdi soruyu ekrana getiriyor. Soruyu doğal biçimde hangi cümle sunar?

  1. Here they are.
  2. Here it is.
  3. Where is it?
Cevabı göster

Here it is.

In a survey of students at Imperial College London,

1:34

Imperial College London'daki öğrenciler arasında yapılan bir ankette,

how many students said they suffered from high levels of stress Kalıp ifadeler

1:38

öğrencilerin ne kadarı üniversite yıllarında yüksek düzeyde stres

or a mental health condition during their time at college? Kelime

1:41

veya bir ruh sağlığı sorunu yaşadıklarını söyledi?

Kalıp ifadeler

suffered from high levels of stress: ciddi baskıyı bildirmek

Suffer from + bir rahatsızlık veya sorun, onun olumsuz etkilerine maruz kalmak anlamına gelir. Suffered geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle öğrenciler daha önceki bir dönemde yaşadıkları deneyimi bildirmiştir. High levels of stress, stresin çok yüksek derecede olduğunu anlatan resmî bir ifadedir. Stress burada sayılamayan addır ve tüm ifade, yalnızca felt stressed demekten daha güçlü ve rapor diline daha uygundur.

Alıştırma

Raporu tamamlamak için suffer from ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: Last year, many interns ____ high levels of stress.

Cevabı göster

suffered from

Kelime

mental health condition: sağlık sorunu anlamındaki condition

Bu cümlede mental health condition, kişinin düşüncelerini, duygularını veya davranışlarını etkileyen bir hastalık, bozukluk ya da başka bir sağlık sorunu anlamına gelir. Sağlık bağlamında condition, karşılanması gereken bir şart değil, tıbbi veya psikolojik bir durumdur. Bu ifade geniş kapsamlıdır: belirli bir tanı adı vermeden bir ruh sağlığı sorunu türünü belirtir. Burada high levels of stress ile birlikte öğrencilerin bildirdiği başka bir güçlük olarak sunulur; bu kullanım her stresin otomatik olarak mental health condition sayıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu anket sorusunda mental health condition ne anlama geliyor?

  1. Ruh sağlığıyla ilgili bir hastalık veya sağlık sorunu
  2. Her durumda geçici bir stres hissi
  3. Ruh sağlığını korumak için karşılanması gereken bir şart
Cevabı göster

Ruh sağlığıyla ilgili bir hastalık veya sağlık sorunu

Was it A, one out of four, Kelime

1:45

A mı, dörtte biri mi,

B, two out of four,

1:48

B mi, dörtte ikisi mi,

or C, three out of four?

1:51

yoksa C mi, dörtte üçü mü?

Kelime

one out of four: dört kişilik gruptan biri

One out of four, toplam dört kişilik veya nesnelik bir gruptan birini ifade eder: 1/4, yani %25. Cevap seçeneklerinde öğrencilerin oranını belirtir; bir yerden dışarı çıkma hareketini anlatmaz. Tekrar kullanılabilen yapı sayı + out of + toplam sayıdır: three out of ten, on kişilik bir grubun üç üyesi demektir. one out of four students örneğinde olduğu gibi isim, bütün oran ifadesinden sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “dört kişilik bir gruptaki bir kişi” anlamına gelen dört sözcüklü out of ifadesiyle tamamlayın: In the survey, ____ students said they cycled to college.

Cevabı göster

one out of four

Well, I'm going to go for C, three out of four, Öbek fiiller

1:54

Şey, ben C şıkkını seçeceğim, dörtte üçü,

Öbek fiiller

going to go for C: bir cevabı seçmeyi planlamak

Burada go for C, “C cevabını seçmek” anlamına gelir. Konuşan kişi C'ye doğru hareket etmiyor. I'm going to go for C ifadesinde be going to bir planı belirtirken go for yapılan seçimi belirtir. İki go farklı görevler üstlendiği için going to go dizilimi doğaldır.

Alıştırma

Konuşan kişinin mavi seçeneği seçmeyi planladığını en doğal biçimde belirten cümle hangisidir?

  1. I'm going to go for the blue option.
  2. I'm going to go the blue option.
  3. I'm going to go to the blue option.
Cevabı göster

I'm going to go for the blue option.

because I do think that university life can be more stressful than people realize. Dilbilgisi

1:56

çünkü üniversite hayatının insanların fark ettiğinden daha stresli olabileceğini düşünüyorum.

Dilbilgisi

I do think that: olumlu cümlede vurgulu do

Bu olumlu cümlede do, think fiilini vurgular: I do think that, “gerçekten böyle düşünüyorum” veya “kesinlikle böyle düşünüyorum” anlamına gelir. Görüşü kararlı ve samimi gösterir; çoğu zaman bir şüpheyi ya da farklı bir beklentiyi düzeltir. Yapı özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Bu nedenle do thinks değil, do think denir.

Alıştırma

Konuşan kişinin gerçekten anladığını gösteren vurgu yardımcı fiilini ekleyin: I ____ understand why you're worried.

Cevabı göster

do

Dilbilgisi

more stressful than people realize: insanların düşündüğünden daha stresli

more + sıfat + than people realize kalıbı, bir özelliğin gerçek derecesini insanların fark ettiği dereceyle karşılaştırır. Bu cümlede gerçek stres, insanların anladığından daha fazla olabilir. X is more + sıfat + than people realize kalıbını, insanların bir özelliğin ne kadar güçlü olduğunu hafife aldığını belirtmek için kullanın. than yan cümlesi ikinci bir nesne belirtmek yerine beklenen veya algılanan düzeyi verir.

Alıştırma

Hangi cümle görevin gerçek zorluğunun insanların anladığından daha fazla olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The task is as difficult than people realize.
  2. The task is most difficult than people realize.
  3. The task is more difficult than people realize.
Cevabı göster

The task is more difficult than people realize.

Yes, and stress means pressure or worry caused by a difficult situation.

2:01

Evet ve stres zor bir durumun neden olduğu baskı veya endişe anlamına gelir.

Okay, we'll find out if you're right or wrong later on. Öbek fiiller

2:06

Tamam, haklı mı yoksa haksız mı olduğunu daha sonra öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find out if: ... olup olmadığını öğrenmek

Find out, bilgi edinerek bilmeme durumundan bilme durumuna geçmek anlamına gelir. if sözcüğü evet ya da hayır cevabı verilen bir soru başlatır; bu nedenle find out if you're right or wrong, iki olasılıktan hangisinin doğru olduğunu daha sonra öğrenmek demektir. Kontrol etmek, araştırmak veya bir sonucu beklemek bir şeyin doğru olup olmadığını belirleyecekse find out if + yan cümle yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi find out ve evet ya da hayır sorusunu başlatan bağlayıcı sözcükle tamamlayın: We'll check the results to ____ I passed.

Cevabı göster

find out if

Now, in the UK, there has been a rise in students using counseling services. Notlar

2:10

Şu anda İngiltere'de danışmanlık hizmetlerini kullanan öğrenci sayısında bir artış var.

Dilbilgisi

there has been a rise in: bugünle bağlantılı bir artışı bildirmek

There has been a rise in, bir miktarın veya sayının arttığını belirtir. Has been, present perfect biçimindedir; bu nedenle artış, daha önce ortaya çıkmış fakat şu anki durumla hâlâ ilgili bir gelişme olarak sunulur. Bu yapı tek başına artışın tam şu anda da sürdüğünü garanti etmez. Kalıp, there has been a rise in + isim veya isim öbeği şeklindedir. Bu cümlede artan şey students using counseling services, yani danışmanlık hizmetlerini kullanan öğrencilerin sayısıdır. Eğilimi rise ismiyle nesnel biçimde anlatan bu yapı haberlerde, raporlarda ve veri özetlerinde yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle daha önce ortaya çıkan ve bugünle hâlâ ilgili olan bir artışı doğal biçimde bildirir?

  1. There has been a rise in online applications.
  2. There will be a rise in online applications.
  3. There was a rise in online applications last year.
Cevabı göster

There has been a rise in online applications.

Kelime

using counseling services: düzenli profesyonel destekten yararlanmak

Using counseling services, bir okul, klinik, iş yeri veya başka bir kuruluşun sunduğu profesyonel danışmanlık desteğinden yararlanmak anlamına gelir. Cümlede using counseling services, students sözcüğünü niteler ve hangi öğrencilerin sayıldığını belirtir. Çoğul services, danışmanlığı insanların erişebildiği düzenli ve kurumsal bir hizmet olarak sunar. Sıradan müşteri hizmetleri anlamına gelmez ve her öğrencinin kaç seansa katıldığını belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle öğrencilerin bir kuruluşun sunduğu profesyonel desteğe erişebileceğini doğal biçimde ifade eder?

  1. Students can do a counseling service when they need support.
  2. Students can use counseling services when they need support.
  3. Students can make counseling services when they need support.
Cevabı göster

Students can use counseling services when they need support.

Why is that, Alice?

2:15

Bu neden böyle, Alice?

Well, let's listen to Kirsty, a student at Exeter University,

2:16

Peki, Exeter Üniversitesi'nde öğrenci olan Kirsty'i dinleyelim,

talking about why she has had problems.

2:20

neden sorunlar yaşadığını anlatıyor.

And here's a question for you while you listen. Anlatım akışı

2:23

Ve dinlerken sana bir soru.

Did she enjoy her first days in college?

2:25

Üniversitedeki ilk günlerinden keyif almış mı?

Anlatım akışı

while you listen: dinleme görevi belirlemek

while you listen zaman bildiren bir yan cümleciktir ve “dinlediğiniz süre boyunca” anlamına gelir. Burada soruyu, ardından dinlenecek içerikle ilişkilendirir. Temel işlevi görevi düzenlemektir. Konuşmacı soruyu önceden vererek dinleyicilerin amaçsızca dinlemek yerine, dinlerken cevabı bulmaya odaklanmasını sağlar.

Alıştırma

Bir derste veya podcast'te while you listen burada dinleyiciye temel olarak ne yapmasını söyler?

  1. Dinleyicilere, sonraki bölümü dinlerken cevaplayacakları bir soru verir.
  2. Dinleyicilerden ses devam ederken soruyu yüksek sesle okumalarını ister.
  3. Dinleyicilere dinlemeyi bırakıp hemen cevap vermelerini söyler.
Cevabı göster

Dinleyicilere, sonraki bölümü dinlerken cevaplayacakları bir soru verir.

No, the thing is you're is a a real balancing act. Deyimler

2:30

Hayır, mesele şu ki bu gerçek bir dengeleme eylemi.

Deyimler

a real balancing act: birbiriyle yarışan gereksinimleri dengelemek

A balancing act gerçek anlamıyla dengeyi korumayı gerektiren bir hareket veya gösteridir. Burada ise birbirleriyle yarışan iki ya da daha fazla gereksinimi, hiçbirini ihmal etmeden aynı anda yönetmenin mecazıdır. Real sözcüğü vurguyu artırır: Durumu yönetmek gerçekten zordur. Bu ifade yalnızca zor bir işi değil, sürekli yapılan ayarlamaları ve ödünleri anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede a real balancing act mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. Managing a part-time job, classes, and family duties is a real balancing act.
  2. The museum display explains how circus balancing acts changed over time.
  3. The acrobat's routine was a real balancing act on a high wire.
Cevabı göster

Managing a part-time job, classes, and family duties is a real balancing act.

When I first got to university, I don't think I really realized that Kelime

2:33

Üniversiteye ilk gittiğimde, şunu gerçekten fark ettiğimi sanmıyorum

Kelime

got to university: üniversiteye varmak ve üniversite yaşamına başlamak

get to + yer yapısında get, varmak anlamına gelir; got ise geçmiş zaman biçimidir. Bu nedenle got to university, anlatımı konuşanın üniversiteye vardığı ana yerleştirir. First ile birlikte ve Britanya İngilizcesinde university sözcüğünün artikelsiz kullanılması sayesinde bu ifade, üniversite yaşamının başlangıcını da belirtebilir. Konuşanın üniversiteye kabul edildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi varmak anlamındaki get to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. After a four-hour bus ride, we finally ____ the hotel.

Cevabı göster

got to

I had I'd forgotten how to make friends, Dilbilgisi

2:37

nasıl arkadaş edineceğimi unuttuğumu,

Dilbilgisi

I'd forgotten how to make friends: past perfect ve how to yapısı

I'd forgotten ifadesinde 'd, had anlamına gelir; çünkü forgotten geçmiş zaman ortacıdır. Had forgotten, past perfect yapısıdır ve unutma durumunu başka bir geçmiş zamandan önce gerçekleşmiş olarak sunar. Buradaki geçmiş referans noktası konuşanın üniversiteye varmasıdır. How to + fiilin yalın biçimi, bir şeyi yapma yöntemini bilmeyi veya o beceriye sahip olmayı anlatır. Forgotten how to make friends mutlaka gerçek bir hafıza kaybı anlamına gelmez; deneyimsizleşmiş hissetmeyi veya arkadaşlık kurma konusunda güvenini kaybetmeyi ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi forget fiilinin kısaltılmış past perfect biçimi ve how to yapısıyla tamamlayın. By the time orientation began, ____ introduce myself.

Cevabı göster

I'd forgotten how to

you know, I'd been with the same school friends for seven years. Dilbilgisi

2:38

biliyorsun, yedi yıldır aynı okul arkadaşlarıyla birlikteydim.

Dilbilgisi

I'd been ... for seven years: geçmişteki bir noktaya kadar süre

Burada I'd, I would değil I had anlamına gelir; çünkü been bir geçmiş zaman ortacıdır. Had been, be fiilinin past perfect biçimidir: konuşmacı başka bir geçmiş noktadan geriye bakar ve aynı okul arkadaşlarıyla olma durumunu o sırada zaten bir süredir devam eden bir durum olarak sunar. For seven years, bu durumun geçmişteki referans noktasına kadar ne kadar sürdüğünü belirtir. had + geçmiş zaman ortacı + for + süre kalıbı, arka plan durumlarını veya deneyimlerini anlatmak için kullanışlıdır; tek başına durumun daha sonra devam edip etmediğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: Before Maya changed schools, she ____ at the same school for three years.

Cevabı göster

had been

And so, I was trying to balance, Kalıp ifadeler

2:41

Ve bu yüzden dengelemeye çalışıyordum,

you know, social success with academic success

2:44

biliyorsun, sosyal başarı ile akademik başarıyı

whilst learning how to look after myself at quite a young age. Notlar

2:48

oldukça genç yaşta kendime nasıl bakacağımı öğrenirken.

Kalıp ifadeler

balance social success with academic success: sosyal ve akademik başarıyı dengelemek

Balance A with B, iki ihtiyacı bir arada yöneterek birinin diğerini tamamen bastırması yerine ikisine de uygun ölçüde dikkat vermek anlamına gelir. Burada bir taraf social success, diğer taraf ise academic success'tir. Was trying to, bunu geçmişte devam eden bir çaba olarak sunar; dengenin gerçekten kurulduğunu kanıtlamaz. You know, cümleye parantez içinde eklenen bir konuşma ifadesidir; çıkarıldığında yapı yine I was trying to balance A with B olarak kalır.

Alıştırma

Balance A with B kalıbını tamamlayın: Lena tries to balance basketball practice ____ her homework.

Cevabı göster

with

Kelime

whilst learning: eş zamanlı arka plan eylemi

Burada whilst, “-iken” anlamına gelir ve bağlamdaki ana cümlenin eylemiyle aynı anda gerçekleşen bir eylemi belirtir. whilst learning... ifadesi karşıtlık değil, arka plan zaman bilgisi verir. whilst learning yapısında -ing yan cümlesi kısaltılmıştır: özne, ana cümlenin öznesiyle aynı kişi olduğu anlaşıldığı için çıkarılır. Aynı kişinin iki eylemi eş zamanlı yaptığı durumlarda whilst + -ing kalıbı yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede whilst learning ne işlev görür?

  1. Öğrenmeyi diğer eylemle karşıt hâle getirir.
  2. Öğrenmenin başka bir eylemle aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  3. Öğrenmenin ancak diğer eylem bittikten sonra gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

Öğrenmenin başka bir eylemle aynı anda gerçekleştiğini gösterir.

Öbek fiiller

look after myself: kendime bakmak

Look after, “bakmak veya ilgilenmek” anlamına gelen bir phrasal verb'dür. look after myself ifadesinde konuşan kişi kendi günlük ihtiyaçları, güvenliği veya iyiliği için sorumluluk almayı anlatır. Myself, konuşan kişiyi yani I öznesini gösteren dönüşlülük zamiridir. Zamir özneye göre değişmelidir: he looks after himself; they look after themselves.

Alıştırma

Cümleyi “kendime bakmak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: When I live alone, I need to ____.

Cevabı göster

look after myself

And I think that's the experience of a lot of young people. Anlatım akışı

2:51

Ve bence bu birçok gencin deneyimidir.

Anlatım akışı

That's the experience of a lot of young people: tek bir deneyimden genelleme yapmak

Burada that, daha önce anlatılan deneyime veya duruma gönderme yapar. Bu ifade, bunun yalnızca bir kişinin hikâyesi olmadığını, başka birçok gencin de benzer bir deneyim yaşadığını söyler. Daha uzun bir açıklama içinde bu cümle, odağı tek bir kişinin örneğinden daha geniş bir örüntüye taşır. A lot of, hepsi değil birçok anlamına gelir; bu nedenle genelleme geniştir ama kesin değildir.

Alıştırma

That's the experience of a lot of young people. cümlesi konuşmada nasıl bir işlev görür?

  1. Birazdan ele alınacak belirli bir genci tanıtır.
  2. Bir kişinin deneyimini birçok gencin paylaştığı bir örüntü olarak geneller.
  3. Her gencin tamamen aynı deneyimi yaşadığını iddia eder.
Cevabı göster

Bir kişinin deneyimini birçok gencin paylaştığı bir örüntü olarak geneller.

Um, and people really struggle with it. Kalıp ifadeler

2:54

Hımm ve insanlar bununla gerçekten mücadele ediyor.

Kalıp ifadeler

Struggle with it: bir konuda zorlanmak

Struggle with something, bir şeyle başa çıkmayı, onu yönetmeyi veya yapmayı zor bulmak anlamına gelir. Buradaki it, az önce konuşulan duruma gönderme yapar; dolayısıyla cümle, insanların bu durumu gerçekten zor bulduğunu söyler. Really, struggle ifadesini güçlendirerek zorluğun daha yoğun duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Topluluk önünde konuşmanın zor olduğunu belirtmek için struggle with kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Many people struggle ____ public speaking.

Cevabı göster

with

What's a balancing act, Alice?

2:57

Dengeleme eylemi nedir, Alice?

It's where you try to give your attention to two or more things at the same time. Kalıp ifadeler

2:59

Aynı anda iki veya daha fazla şeye dikkatinizi vermeye çalıştığınız durumdur.

Kalıp ifadeler

give your attention to: dikkati bilinçli olarak yöneltmek

Give your attention to something, dikkati bilinçli olarak bir şeye yöneltmek anlamına gelir. Yapı give + iyelik belirleyicisi + attention + to + dikkatin yöneltildiği kişi, şey veya etkinlik şeklindedir. Bu cümlede ifade, dikkatin aynı anda iki veya daha fazla şey arasında bölünmesini anlatır. Buradaki give, fiziksel bir nesneyi teslim etmek anlamına gelmez; dikkati yöneltilebilen veya ayrılabilen bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Talimatı give your attention to ifadesiyle tamamlayın: During the briefing, please ____ the safety demonstration.

Cevabı göster

give your attention to

So here, Kirsty is trying to balance making new friends with doing her academic work

3:04

Yani burada Kirsty, akademik çalışmalarını yaparken yeni arkadaşlar edinmeyi

and learning to look after herself.

3:09

ve kendine bakmayı öğrenmeyi dengelemeye çalışıyor.

What does Kirsty mean when she says she's learning to look after herself?

3:12

Kirsty kendine bakmayı öğreniyorum derken ne demek istiyor?

Well, to look after someone means to protect or take care of someone.

3:16

Peki, birine bakmak onu korumak veya onunla ilgilenmek demektir.

And in this case, Kirsty's learning to take care of herself. Anlatım akışı

3:20

Ve bu durumda Kirsty kendi başının çaresine bakmayı öğreniyor.

Anlatım akışı

in this case: genel bir ifadeyi mevcut örnekle sınırlamak

In this case, konuşulmakta olan belirli durumda anlamına gelir. Burada genel bir açıklamadan bu açıklamanın Kirsty için somut olarak nasıl geçerli olduğuna geçildiğini gösterir. Cümle başındaki bir söylem belirteci olarak sonraki ifadenin kapsamını daraltır: söylenen şey bu örnek için geçerlidir, her durum için otomatik olarak geçerli değildir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

Konuşmacı genel bir kural veriyor ve ardından bunu şu anda konuşulan örneğe uyguluyor. Bu geçişi en iyi hangi başlangıç ifadesi gösterir?

  1. In any case
  2. In that case
  3. In this case
Cevabı göster

In this case

For example, doing her own shopping and cooking.

3:24

Örneğin kendi alışverişini yapmak ve yemek pişirmek.

Okay, let's listen to Dr. Reed Caleb of the counseling service at Brunel University in London,

3:27

Tamam, Londra'daki Brunel Üniversitesi danışmanlık servisinden Dr. Reed Caleb'ı dinleyelim,

talking about what practical stuff students could learn before leaving for university Kelime

3:33

öğrencilerin üniversiteye gitmeden önce hangi pratik şeyleri öğrenebileceklerinden

that might make life easier for them. Kalıp ifadeler

3:38

ve bunların hayatlarını kolaylaştırabileceğinden bahsediyor.

Kelime

practical stuff: gerçek hayatta yararlı şeyleri anlatan gündelik ifade

Practical stuff, gerçek hayattaki işlere yardımcı olan yararlı şeyler, beceriler veya bilgiler anlamına gelir. Bu cümlede, öğrencilerin üniversiteye gitmeden önce öğrenip günlük hayatı daha kolay yönetmelerini sağlayabilecek konuları genel olarak ifade eder. Buradaki stuff, geniş anlamlı, gündelik ve sayılamayan bir isimdir. Birkaç pratik konuyu tek tek adlandırmadan birlikte ifade eder.

Alıştırma

Günlük hayatta yararlı konularla ilgili samimi bir konuşmada hangi cümle doğaldır?

  1. The workshop covers a practical stuff, like budgeting and basic cooking.
  2. The workshop covers some practical stuff, like budgeting and basic cooking.
  3. The workshop covers some practical stuffs, like budgeting and basic cooking.
Cevabı göster

The workshop covers some practical stuff, like budgeting and basic cooking.

Kalıp ifadeler

make life easier for them: make + nesne + sıfat yapısı

Make life easier for them, onların günlük yaşamını daha az zor hâle getirmek demektir. For them, bundan yararlanan kişileri gösterir. Kalıp make + nesne + sıfat şeklindedir: life nesnedir, easier ise ortaya çıkan durumu açıklayan bir sıfattır. Make fiilinin bu kullanımı bir sonucu ifade eder; nesneden sonra yalın fiilin geldiği make someone do something yapısından farklıdır.

Alıştırma

Bir sonucu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. A clear checklist can make the process more easily.
  2. A clear checklist can make the process easier.
  3. A clear checklist can make easier the process.
Cevabı göster

A clear checklist can make the process easier.

Certain things that I think it would be very, very helpful

3:42

Öğrencilerin yerleştirmiş olmasının

to for students to have put in place are Öbek fiiller

3:46

çok, çok yardımcı olacağını düşündüğüm bazı şeyler şunlar:

Öbek fiiller

have put ... in place: düzenlemeleri önceden tamamlamak

Put something in place, bir şeyi çalışmaya hazır olacak şekilde kurmak veya düzenlemek demektir. Planlar, sistemler, önlemler ve hazırlıklarla sık kullanılır; genellikle fiziksel bir nesneyi bir yere taşımayı anlatmaz. İlgi cümleciği yapısında certain things, put fiilinin anlaşılan nesnesidir: öğrenciler o şeyleri hazırlamıştır. To have put, tamamlanmışlık bildiren perfect infinitive yapısıdır; bu nedenle hazırlıkların daha sonra yararlı olacakları durumdan önce bitmiş olduğu düşünülür.

Alıştırma

Cümleyi put ... in place ve a backup plan sözlerini kullanarak tamamlayın: By Monday, we need to have ____.

Cevabı göster

put a backup plan in place

an ability to do the practical things of life,

3:48

hayatın pratik şeylerini yapabilme yeteneği,

to do the washing, to do the cleaning and so on. Kalıp ifadeler

3:51

çamaşır yıkamak, temizlik yapmak vb.

Kalıp ifadeler

and so on: benzer maddelerden oluşan bir listeyi bitirmek

And so on bir listeyi bitirir ve aynı türden başka maddelerin de eklenebileceğini, ancak konuşanın hepsini söylemeyeceğini belirtir. Burada çamaşır yıkamak ve temizlik yapmak, diğer ev işlerine işaret eder. Bu ifade yalnızca örnekler, söylenmeyen maddelerin kategorisini kolayca tahmin etmeyi sağladığında açık olur.

Alıştırma

Hangi cümlede and so on açık ve doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The workshop covers budgeting, saving, etc. and so on.
  2. The workshop covers budgeting, saving, investing, and so on.
  3. The workshop starts at ten, and so on.
Cevabı göster

The workshop covers budgeting, saving, investing, and so on.

Uh, being able to cook. Dilbilgisi

3:54

Hımm, yemek yapabilmek.

Dilbilgisi

being able to cook: listelenen bir beceri

Being able to cook, İngilizcede yemek yapabilme becerisini adlandıran bir gerund öbeğidir. be fiili being biçimine getirildiğinde öbeğin tamamı isim gibi kullanılabilir. Burada tam bir cümle değil, sözlü bir listedeki öğedir. Tam bir cümlede aynı öbek özne olabilir: Being able to cook saves money.

Alıştırma

being able to + fiil yapısını kullanarak I can cook ifadesini bir beceri listesindeki öbeğe dönüştürün: ____.

Cevabı göster

being able to cook

Um, budgeting is extremely important to university uh, life. Kelime

3:56

Hımm, bütçe yapmak üniversite hayatı için son derece önemlidir.

Kelime

budgeting: parayı sürekli planlama ve yönetme işi

Burada budgeting, ne kadar para bulunduğunu planlama, paranın nereye ayrılacağına karar verme ve harcamaları kontrol etme şeklindeki sürekli faaliyeti ifade eder. Yalnızca tek bir sayı yazmaktan veya sabit bir harcama sınırına sahip olmaktan daha kapsamlıdır. -ing biçimi bu faaliyeti adlandırır ve budgeting is ... yapısında is fiilinin öznesi olur. Extremely, important sözcüğünü güçlendirir; yani konuşmacı para yönetiminin üniversite hayatında çok büyük önem taşıdığını söyler.

Alıştırma

“Budgeting helps me avoid overspending,” cümlesinde budgeting ne anlama gelir?

  1. yalnızca daha önce harcanan parayı kaydetmek
  2. para azaldığında her seferinde borç almak
  3. paranın nasıl kullanılacağını planlamak ve kontrol etmek
Cevabı göster

paranın nasıl kullanılacağını planlamak ve kontrol etmek

And also, spending time on your own comfortably. Kalıp ifadeler

4:01

Ve ayrıca tek başına rahatça vakit geçirmek.

Kalıp ifadeler

spending time on your own comfortably: tek başına rahatça vakit geçirmek

Bu cümlede spending time on your own comfortably, tek başına kalabilmek ve huzursuz olmak yerine rahat hissetmek anlamına gelir. On your own, kişinin yanında başka biri olmadığını; comfortably ise bu durumda nasıl hissettiğini anlatır. -ing öbeğinin tamamı, bağımsız yaşam için yararlı bir beceri olarak sunulan bir etkinliği adlandırır. Önemli olan yalnızca fiziksel olarak tek başına olmak değil, yalnız geçirilen zamanda rahat hissedebilmektir.

Alıştırma

Burada spending time on your own comfortably ne anlama geliyor?

  1. Başka insanlarla hiç vakit geçirmeyi reddetmek.
  2. Yakında hiç kimse olmadığında her zaman yalnız hissetmek.
  3. Tek başına vakit geçirirken rahat hissetmek.
Cevabı göster

Tek başına vakit geçirirken rahat hissetmek.

Oh yes, that's excellent advice.

4:06

Oh evet, bu mükemmel bir tavsiye.

I couldn't boil an egg when I arrived at uni. Deyimler

4:08

Üniversiteye geldiğimde yumurta bile haşlayamıyordum.

Deyimler

couldn't boil an egg: yemek yapamamayı mizahla abartmak

Couldn't boil an egg, kelime anlamıyla konuşanın çok temel bir yemek yapma işini bile bilmediğini söyler. Yumurta haşlamak basit bir ölçüt olarak görüldüğü için bu ifade, konuşanın üniversiteye başladığında yemek yapma becerisinin ne kadar az olduğunu abartır. Ton, kişinin kendisiyle hafifçe alay ettiği bir tondur. Genellikle yumurtanın, konuşanın pişiremediği tek yiyecek olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede couldn't boil an egg ifadesi temel olarak ne anlatıyor?

  1. Üniversitede yumurta bulunmuyordu.
  2. Yumurta, konuşanın pişiremediği tek yiyecekti.
  3. Konuşan, o sırada neredeyse hiç yemek yapamadığını mizahla söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan, o sırada neredeyse hiç yemek yapamadığını mizahla söylüyor.

Oh really? Can you do it now, Neil?

4:10

Oh gerçekten mi? Şimdi yapabiliyor musun Neil?

Mm, just about. Ton ve niyet

4:12

Hımm, şöyle böyle.

Ton ve niyet

just about: zayıf ve sınırlı bir evet

Bu kısa cevapta just about, 'evet, ama ancak zar zor' anlamına gelir. Bu, sınırlı bir onaydır: konuşan kişi sorulan şeyi yapabilir, ancak bunu güçlükle ya da kabul edilebilir en düşük seviyeye ancak ulaşarak yapar. Cevabın geri kalanı önceki sorudan anlaşıldığı için söylenmez. Tam bir cümlede aynı anlam çoğunlukla can just about + fiilin yalın biçimi yapısıyla görülür; örneğin I can just about manage it.

Alıştırma

Yetenekle ilgili bir soruya cevap verirken just about büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Evet, çok kolay yapabilirim.
  2. Hayır, hiç yapamam.
  3. Evet, ama ancak zar zor.
Cevabı göster

Evet, ama ancak zar zor.

Just about.

4:13

Şöyle böyle.

Oh great.

4:14

Oh harika.

Okay.

4:14

Tamam.

And what about budgeting? Ton ve niyet

4:15

Peki ya bütçe yapmak?

Ton ve niyet

And what about budgeting?: ilgili bir konuya geçiş

What about budgeting? sorusu budgeting sözcüğünün tanımını sormaz. Bütçe yönetimini mevcut konuşmaya dahil eder ve karşıdaki kişiyi bu konu hakkında yorum yapmaya davet eder. what about + isim veya isim işlevindeki -ing biçimi yapısı, ilgili başka bir konuyu gündeme getirir. Baştaki And, yeni soruyu az önce konuşulanlara doğal biçimde bağlar.

Alıştırma

Kirayı konuştuktan sonra, hangi soru konuşmayı doğal biçimde ilgili başka bir masrafa taşır?

  1. And what about transport costs?
  2. What does the word transport mean?
  3. Have we finished discussing rent?
Cevabı göster

And what about transport costs?

Well, this means planning how much money you have

4:16

Bu, ne kadar paranız olduğunu

and how you will spend it.

4:18

ve onu nasıl harcayacağınızı planlamak anlamına gelir.

Um, still pretty bad at that. Kalıp ifadeler

4:20

Hımm, bu konuda hala oldukça kötüyüm.

Kalıp ifadeler

pretty bad at that: derece zarfı pretty + bad at

pretty bad at that, “az önce sözü edilen konuda oldukça beceriksiz olmak” anlamına gelir. bad at + isim, zamir veya -ing biçimi, kişinin iyi yapamadığı bir beceri ya da etkinliği belirtir; that ise daha önce konuşulan etkinliğe gönderme yapar. Buradaki pretty, konuşma dilinde kullanılan bir derece zarfıdır ve bad sözcüğünü güçlendirir. “Güzel” anlamındaki sıfat değildir.

Alıştırma

Cümleyi pretty bad at ile tamamlayın: Even after three lessons, I'm still ____ parallel parking.

Cevabı göster

pretty bad at

However, I am very good at spending time on my own comfortably.

4:23

Ancak kendi başıma rahatça vakit geçirme konusunda çok iyiyim.

Mm, yes, I can believe that. Ton ve niyet

4:27

Hımm, evet, buna inanabilirim.

Ton ve niyet

I can believe that: şakacı bir onay

I can believe that, konuşanın önceki ifadeyi makul ve inanılır bulduğunu kelimenin tam anlamıyla belirtir. Burada diğer kişinin kendini eleştiren yorumuna cevap verdiği için “Bu tam sana göre” veya “Hiç şaşırmadım” gibi şakacı bir onay işlevi görür. Takılma anlamı yalnızca dil bilgisinden değil, bağlamdan ve ses tonundan doğar. Başka bir durumda aynı sözler samimi ve tarafsız olabilir; ayrıca konuşanın iddiayı kontrol ettiği veya kanıtladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Yakın bir arkadaşınız “I'm terrible at keeping plants alive.” diyor. Siz de hafif bir tonla “I can believe that.” diye cevap veriyorsunuz. Cevabınız büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. İtiraf edilen şeyin inanılır göründüğünü şakacı biçimde onaylar.
  2. İtiraf edilen şeyin kanıtlandığını resmî olarak doğrular.
  3. Konuşanın itiraf edilen şeyi anlayamadığını söyler.
Cevabı göster

İtiraf edilen şeyin inanılır göründüğünü şakacı biçimde onaylar.

Feet up, watching TV with a takeaway. Notlar

4:28

Ayaklarını uzatıp, paket servis yemeğinle televizyon izlemek.

Deyimler

Feet up: rahatlama sahnesini anlatan eksiltili ifade

Bu sahnede Feet up, rahat bir şekilde otururken veya uzanırken ayakları yükseğe koymak anlamına gelir. Bu fiziksel görüntü yalnızca ayakları yukarı kaldırmayı değil, dinlenmeyi ve pek bir şey yapmamayı anlatır. Bu, tam bir yan cümle değil, sahneyi kuran eksiltili bir parçadır. watching TV ile birlikte rahat bir anın ayrıntılarını hızla sıralar. Tam bir cümlede put your feet up genellikle dinlenmeye başlama eylemini, sit with your feet up ise ayaklar yukarıdaki dinlenme pozisyonunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi feet içeren ve “dinlenmeye başladı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After a tiring day, Maya sat on the sofa and ____.

Cevabı göster

put her feet up

Takeaway, of course a takeaway, because I can't cook anything.

4:30

Paket servis, tabii ki paket servis, çünkü hiçbir şey pişiremiyorum.

Kültür

takeaway: Britanya İngilizcesinde dışarıdan alınan yemek

Buradaki a takeaway, bir restoranın hazırladığı ve başka bir yerde yenen yemek anlamına gelir; müşteri yemeği kendisi alabilir veya yemek teslim edilebilir. Yemek ve yemek pişirme bağlamı bu anlamı açıkça gösterir; burada bir konuşmadan çıkarılan ana ders veya önemli sonuç kastedilmez. Bu kullanım Britanya İngilizcesinde yaygındır. Amerikan İngilizcesinde bu tür yemek için genellikle takeout kullanılır: Britanya İngilizcesinde order a takeaway, Amerikan İngilizcesinde ise order takeout yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede takeaway, Britanya İngilizcesindeki yemek anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The main takeaway from the meeting was to plan ahead.
  2. Please take these empty boxes away.
  3. Let's get a takeaway and eat it at home.
Cevabı göster

Let's get a takeaway and eat it at home.

No. Not even an egg. Ton ve niyet

4:32

Hayır. Bir yumurta bile.

Ton ve niyet

Not even an egg: Beklenen en temel durumun bile gerçekleşmediğini vurgulamak

“Not even an egg.” eksiltili bir parçadır: eylem ya da fiil öbeği önceki sorudan tamamlanır. “Hayır; olumsuzluk yumurta için bile geçerli” anlamına gelir. Burada even, yumurtayı çok temel ya da kolay bir örnek olarak sunar. not even + isim, sayı veya öbek kalıbı olumsuzluğu beklenen en alt duruma kadar indirir; böylece reddi güçlendirir ve çoğu zaman esprili ya da kişinin kendisiyle alay ettiği bir ton yaratır.

Alıştırma

Hiç kimsenin aramadığını vurgulamak için yanıtı not even + 1 sayısının İngilizce karşılığıyla tamamlayın: “Did anyone call?” “No, ____.”

Cevabı göster

not even one

You know me so well. Ton ve niyet

4:34

Beni çok iyi tanıyorsun.

Ton ve niyet

You know me so well: Sıcak bir onay veya şakacı bir kinaye

You know me so well, karşıdaki kişinin alışkanlıklarınızı, tercihlerinizi veya olası tepkilerinizi çok doğru bildiği anlamına gelir. so sözcüğü well ifadesinin derecesini güçlendirerek ne kadar iyi tanındığınıza odaklanır. Yakın bir ilişkide bu söz genellikle doğru bir tahmine veya hatırlanan bir tercihe karşılık verilir. İçten ve sıcak ya da hafifçe şakacı olabilir. Karşıdaki kişi açıkça yanılıyorsa aynı sözler kinayeli olabilir; dolayısıyla tutumu ses tonu ve bağlam belirler.

Alıştırma

You know me so well hangi durumda alaycı değil, en doğal biçimde içten duyulur?

  1. Yakın bir arkadaşınız öğle yemeğinde genellikle ne sipariş ettiğinizi hatırlar.
  2. Bir iş arkadaşınız tercihlerinizi sürekli yanlış tahmin eder.
  3. Bir yabancı adınızı ilk kez sorar.
Cevabı göster

Yakın bir arkadaşınız öğle yemeğinde genellikle ne sipariş ettiğinizi hatırlar.

So, how about the answer to today's quiz question, Alice? Anlatım akışı

4:35

Peki, bugünkü test sorusunun cevabına ne dersin, Alice?

Anlatım akışı

Geçiş yapmak için So, how about the answer ...?

Burada So, konuşmanın bir sonraki aşamaya geçtiğini gösterir. How about + the answer to today's quiz question isim öbeği, artık ele alınması gereken konuyu sunar. Konuşmacı programı yeniden bilgi yarışmasına döndürür ve Alice'i cevabı vermeye davet eder. Bu ifade, “Cevap hakkında ne düşünüyorsun?” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir toplantıda yan konuyla ilgili tartışma sona erdi. Hangi cümle herkesi doğal biçimde planlanan bir sonraki maddeye taşır?

  1. So, how about the next item on the agenda?
  2. The next item on the agenda was printed yesterday.
  3. How surprising the side issue was!
Cevabı göster

So, how about the next item on the agenda?

All right then.

4:39

Pekâlâ o zaman.

I asked, in a survey of students at Imperial College London,

4:40

Imperial College London'daki öğrenciler arasında yapılan bir ankette şunu sormuştum,

how many said they suffered from high levels of stress

4:44

kaç kişi üniversite yıllarında yüksek düzeyde stres

or a mental health condition during their time at college?

4:47

veya bir ruh sağlığı sorunu yaşadıklarını söyledi?

Was it A, one out of four,

4:51

A mı, dörtte biri mi,

B, two out of four,

4:56

B mi, dörtte ikisi mi,

or C, three out of four?

4:59

yoksa C mi, dörtte üçü mü?

And I said C, three out of four.

5:02

Ve ben C demiştim, dörtte üç.

Yes, and you are correct.

5:05

Evet, ve haklısın.

Well done, Neil. Ton ve niyet

5:07

Aferin, Neil.

Ton ve niyet

Bir başarıyı övmek için Well done

Well done; doğru cevap, iyi performans veya başarıyla tamamlanmış bir görev için birini doğrudan över. Bu cümlede konuşmacı, bilgi yarışmasında başarılı olan Neil'i övüyor. Yalnızca bir şeyin doğru olduğunu söylemekten farklı olarak Well done, kişisel teşvik de sunar.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız önemli bir projeyi planlanandan önce bitirdi. Hangi cevap doğal bir övgüdür?

  1. Good luck with finishing the project early.
  2. Correct—the project was due on Friday.
  3. Well done on finishing the project early.
Cevabı göster

Well done on finishing the project early.

The survey completed by over a thousand students also found that almost 70% of those Dilbilgisi

5:09

Binden fazla öğrenci tarafından doldurulan anket ayrıca şunları ortaya koydu:

that suffer from stress do so at least once a week. Dilbilgisi

5:14

Stresten muzdarip olanların neredeyse %70'i bunu haftada en az bir kez yaşıyor.

Dilbilgisi

survey completed by over a thousand students: indirgenmiş edilgen ilgi cümleciği

survey completed by over a thousand students ifadesinde completed by over a thousand students, survey sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Hangi anketten söz edildiğini belirtir ve the survey that was completed by over a thousand students biçiminde genişletilebilir. Öbek edilgen anlam taşır: eylemi öğrenciler yapar, survey ise eylemden etkilenir. completed ana fiil değildir; ana fiil found sözcüğüdür. Bu indirgenmiş edilgen ilgi cümleciği bilgiyi sıkıştırır ve raporlarla haber metinlerinde yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede bir isim geçmiş zaman ortaç öbeğiyle doğru biçimde nitelenmiştir?

  1. The report publishing by the university is available online.
  2. The report published by the university is available online.
  3. The report that published by the university is available online.
Cevabı göster

The report published by the university is available online.

Dilbilgisi

almost 70% of those that suffer from stress: yüzde + tanımlanmış grup

almost 70%, %70’e yakın ancak onun altında bir değer anlamına gelir. of those that suffer from stress ise bu oranın hesaplandığı grubu belirtir. those “kişiler” anlamındadır; that suffer from stress ise grubu sınırlayan tanımlayıcı bir ilgi cümleciğidir. Başka bağlamlara aktarılabilen yapı yüzde + of + those who/that ... biçimindedir ve paydanın hangi grup olduğunu açıkça gösterir. Buradaki oran, stres yaşayan kişiler arasındaki orandır; ankete katılan tüm öğrencilerin oranı olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, yanıt verenlerin %80’den az ama %80’e yakın bir bölümünün planı desteklediği anlamına gelir?

  1. Almost 80% those who responded supported the plan.
  2. About 80% of those who responded supported the plan.
  3. Almost 80% of those who responded supported the plan.
Cevabı göster

Almost 80% of those who responded supported the plan.

Dilbilgisi

Önceki bir fiil öbeğinin yerine kullanılan do so

Bu cümlede do so, daha önce geçen suffer from stress fiil öbeğinin yerine kullanılır. Aynı sözcükleri tekrarlamadan, bu kişilerin haftada en az bir kez stres yaşadığını belirtir. do, özne veya zaman gerektirdiğinde biçim değiştirirken so daha önce belirtilen eyleme, sürece ya da duruma gönderme yapar. do so ifadesini anlamak için önceki bölümde onun yerine geçtiği fiil içeriğini bulun.

Alıştırma

Cümleyi do + so yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Everyone must submit the form by Friday, and those who ____ early will receive confirmation.

Cevabı göster

do so

And 9% of students feel stressed constantly. Kelime

5:18

Ve öğrencilerin %9'u sürekli stresli hissediyor.

Kelime

students feel stressed constantly: devam eden bir durumu anlatmak

Feel burada bağlayıcı fiil olarak kullanılır ve stressed öğrencilerin durumunu anlatan bir sıfattır. Yapı kişi + feel + sıfat şeklindedir: students feel stressed. Constantly, feel stressed durumunun tamamını niteler. Bu duygunun yalnızca ara sıra değil, neredeyse her zaman var olduğunu veya çok sık tekrarlandığını belirtir. Stress isim ya da fiil olabilir; bu yapıda kişiyi tanımlayan sıfat stressed olur.

Alıştırma

Hangi cümlede feel sözcüğünden sonra öğrencilerin durumunu doğal biçimde anlatan bir sıfat kullanılmıştır?

  1. The students feel stressful constantly.
  2. The students feel stress constantly.
  3. The students feel stressed constantly.
Cevabı göster

The students feel stressed constantly.

Stressed means anxious and worried. Kelime

5:22

Stresli, endişeli ve kaygılı anlamına gelir.

Kelime

anxious and worried: stressed kelimesini açıklamak

Anxious ve worried, and ile bağlanan iki sıfattır. Burada stressed kelimesini birbiriyle ilişkili iki duyguyla açıklarlar: iç huzursuzluk ve bir şeylerin ters gidebileceğine dair endişe. Bu kelimelerin anlamları örtüşür, ancak her bağlamda aynı değildir. Stressed; talepler, sorunlar veya baskının oluşturduğu daha geniş duruma odaklanır. Anxious iç huzursuzluğu, worried ise bir kişi, durum veya sonuçla ilgili endişeyi vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede anxious and worried ne anlatıyor?

  1. İç huzursuzlukla bir şeylerin ters gidebileceği endişesini birleştirir.
  2. Kişinin yalnızca fiziksel olarak yorgun olduğunu ama endişelenmediğini anlatır.
  3. Kişinin baskının kaynağını zaten çözdüğünü anlatır.
Cevabı göster

İç huzursuzlukla bir şeylerin ters gidebileceği endişesini birleştirir.

Well, I feel anxious just thinking about all that stress. Kalıp ifadeler

5:24

Şey, tüm bu stresi düşünmek bile beni endişelendiriyor.

Kalıp ifadeler

just thinking about: düşüncenin tepkiyi tetiklemesi

Just thinking about all that stress ifadesinde just, «yalnızca» veya «sadece» anlamındadır. Kişinin stresle gerçekten yüzleşmesi gerekmez; onu düşünmek bile kaygı duygusunu tetiklemeye yeter. Thinking, ana tepkideki durum veya nedeni belirten bir -ing yan cümlesi başlatır. Anlaşılmasına rağmen söylenmeyen öznesi genellikle ana cümlenin öznesidir: burada hem stresi düşünen hem de kaygı hisseden I’dır.

Alıştırma

Düşüncenin tek başına tepkiye neden olduğunu belirten, dersteki üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: I feel nervous ____ tomorrow's interview.

Cevabı göster

just thinking about

Can we hear today's words again?

5:28

Bugünün kelimelerini tekrar duyabilir miyiz?

We certainly can. Ton ve niyet

5:29

Elbette duyabiliriz.

Ton ve niyet

Kendinden emin ve olumlu bir yanıt olarak “We certainly can.”

Bu kısa yanıtta can, daha önce bir soru veya istekte belirtilmiş olan eylemin yerini tutar: We certainly can, “We can do that” anlamına gelir. Certainly olumlu yanıtı güçlendirir ve emin olunduğunu gösterir. Bu yanıt çoğu zaman yalnızca bir şeyi yapabilme durumunu anlatmaz. İstekli ve olumlu bir iş birliği tavrı da gösterdiği için basit bir Yes veya We can yanıtından daha sıcak ve vurgulu duyulur.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız “Can we check the figures again?” diye soruyor. Hangi yanıt kendinden emin ve olumlu bir evet ifade eder?

  1. We might be able to.
  2. We certainly cannot.
  3. We certainly can.
Cevabı göster

We certainly can.

They are through rose-tinted spectacles,

5:30

Bunlar: through rose-tinted spectacles (pembe gözlüklerle),

out of your comfort zone,

5:36

out of your comfort zone (rahatlık alanınızın dışında),

counseling,

5:39

counseling (danışmanlık),

homesick,

5:42

homesick (ev hasreti çeken),

stress,

5:44

stress (stres),

balancing act,

5:47

balancing act (dengeleme eylemi),

look after yourself,

5:50

look after yourself (kendine bakmak),

budgeting,

5:53

budgeting (bütçe yapmak),

stressed.

5:56

stressed (stresli).

Well, that brings us to the end of today's Six Minute English. Anlatım akışı

5:58

Peki, bu bizi bugünkü Six Minute English'in sonuna getiriyor.

Anlatım akışı

Kapanış işareti olarak “Well, that brings us to the end”

Well bir geçişi işaret eder; that ise az önce tamamlanan içeriğe veya son etkinliğe gönderme yapar. Well, that brings us to the end bir bütün olarak dinleyicilere ana içeriğin bittiğini ve konuşmacının kapanışa geçtiğini bildirir. that brings us to the end of + bir program, etkinlik veya zaman dilimi kalıbı, fiziksel hareketi değil, bilgiyi düzenleyen bir çerçeveyi anlatır. Dinleyicilerin bir programın, sunumun, dersin veya toplantının yapısını izlemesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bir atölyedeki son etkinlik az önce tamamlandı. Hangi cümle açıkça kapanışa geçer?

  1. Well, that brings us to the end of today's workshop.
  2. Well, that brings us to the middle of today's workshop.
  3. Well, let's move on to the next activity.
Cevabı göster

Well, that brings us to the end of today's workshop.

We hope you've had a stress-free time. Kelime

6:02

Umarız stressiz bir zaman geçirmişsinizdir.

Kelime

stress-free: isim + -free sıfat yapısı

Stress-free, “stress içermeyen” veya “strese yol açmayan” anlamına gelir. Burada time sözcüğünü niteler; dolayısıyla konuşan kişi bu deneyimin rahat ve huzurlu geçmiş olmasını ummaktadır. İsim + -free yapısı, “o şeyi içermeyen” veya “ondan arınmış” anlamında bir sıfat oluşturur. sugar-free ve smoke-free bunun örnekleridir. İsimden önce kullanıldığında bu bileşikler genellikle kısa çizgiyi korur: a stress-free time.

Alıştırma

Ürün açıklamasını “şeker içermeyen” anlamındaki standart isim + -free sıfatıyla tamamlayın: This yogurt is ____.

Cevabı göster

sugar-free

Please do join us again soon. Ton ve niyet

6:05

Lütfen yakında bize tekrar katılın.

Ton ve niyet

Please do join us again soon: olumlu emir cümlesinde vurgulu do

Bu olumlu emir cümlesinde do, vurgu katmak için yalın fiil join sözcüğünden önce gelir. Burada yardımcı fiildir; “yapmak” anlamındaki asıl do fiili değildir ve cümlenin soru olduğunu göstermez. Please daveti nazik hâle getirirken vurgulu do samimi bir isteği gösterir. Please join us again soon tarafsız ve nazik bir davettir; Please do join us again soon ise daha sıcak veya ısrarlı duyulur ve yaklaşık olarak “bize tekrar katılmanızı gerçekten istiyoruz” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilecek yapı please + do + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Daveti özellikle samimi yapan vurgulu yardımcı fiili ekleyin: Please ____ visit us again soon.

Cevabı göster

do

You know where to find us, don't you?

6:07

Bizi nerede bulacağınızı biliyorsunuz, değil mi?

Go to bbclearningenglish.com, where you'll find grammar points,

6:09

Gramer konularını, kelimeleri ve Six Minute English'in diğer sayılarını bulabileceğiniz

vocabulary, and more editions of Six Minute English.

6:13

bbclearningenglish.com adresine gidin.

Goodbye. Bye.

6:17

Hoşça kalın. Görüşürüz.

Six Minute English from the BBC.

6:19

BBC'den Six Minute English.