Evrensel insan hakları nelerdir? - Benedetta Berti: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Bu video, modern evrensel insan haklarının savaş sonrası BM bildirgesinden uygulama sorunları, kültürel yanlılık ve gelişmekte olan dijital haklar hakkındaki tartışmalara uzanan gelişimini ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. no matter who we are or where we are born, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bu ödünleme yapısının kimliği ve doğum yerini genel bir ilkenin olası istisnaları olmaktan nasıl çıkardığını öğrenin. Bir kuralın, hakkın veya sorumluluğun kişinin kim olduğuna ya da nereden geldiğine bakılmaksızın herkese eşit biçimde uygulandığını belirtmek için bu yapıyı uyarlayabilirsiniz. 2. takes no sides as to which rights are more important, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Resmî bir savın, birbiriyle yarışan hakları önem sırasına koymak yerine tarafsızlığını nasıl belirttiğini fark edin. Bu ifade, bir belgenin veya konuşmacının net bir konum ortaya koyarken alternatiflerden birini seçmekten kaçındığını açıklamanıza yardımcı olur. 3. must comply with. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: comply with ifadesini bağlayıcı bir karara, kurala veya gerekliliğe uyma anlamındaki resmî bir hukuk ve politika eşdizimi olarak anlayın. Devletlerin, kurumların, şirketlerin veya bireylerin resmen uymakla yükümlü olduğu hususları anlatırken doğru biçimde kullanabilirsiniz.
Bu derste
no matter who we are or where we are born, Dilbilgisi
0:09kim olduğumuz veya nerede doğduğumuz fark etmeksizin,
is entitled to the same basic rights and freedoms. Kelime
0:12aynı temel hak ve özgürlüklere sahip olmasıdır.
no matter who... or where...: sonucu değiştirmeyen koşullar
no matter who we are or where we are born, kimlik ve doğum yeri şeklindeki iki olası farklılığın ana iddiayı değiştirmediğini belirtir. İfade bir bütün olarak “kim olduğumuza veya nerede doğduğumuza bakılmaksızın” anlamına gelir; no + matter sözcüklerinin ayrı ayrı çevrilmesiyle anlaşılmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp no matter + soru sözcüğü + özne + fiil şeklindedir. Burada who we are ve where we are born yan tümce içinde düz cümle sözcük dizilişini kullanır; or ise iki koşulu bağlar.
Alıştırma
Cümleyi no matter where ile tamamlayın: ____ you live, you can take this course online.
Cevabı göster
No matter where
is entitled to: tanınmış bir hakka sahip olmak
is entitled to, “tanınmış bir hakka sahip olmak” veya “bir şeyi alma konusunda resmî hak sahibi olmak” anlamına gelir. Bu cümlede temel hak ve özgürlükler, insanların tesadüfen sahip olduğu şeyler değil, herkesin haklı olarak talep edebileceği şeyler olarak sunulur. Hakkın kendisini isimle belirtmek için is entitled to paid leave örneğindeki gibi be entitled to + isim kullanılır. İzin verilen bir eylem için is entitled to receive compensation örneğindeki gibi be entitled to + fiilin yalın hâli kullanılır. Buradaki entitled, başlıklarla değil hak veya yeterlilikle ilgilidir.
Alıştırma
Cümleyi be entitled to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Under the policy, every full-time employee ____ paid leave.
Cevabı göster
is entitled to
cannot be granted or revoked: resmî olarak verme ve geri alma
Cannot be granted or revoked edilgen bir yapıdır. Grant bir hakkı, izni veya yetkiyi resmî olarak vermek; revoke ise daha önce verilmiş bir şeyi resmî olarak iptal etmek anlamına gelir. İki fiilin birlikte kullanılması hem vermeyi hem de geri almayı kapsar. Cümle, insan haklarının bir hükümetin veya başka bir otoritenin onları verme ya da geri alma tercihine bağlı olmadığını savunur. Buradaki granted, take something for granted kalıbıyla ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi grant ve revoke fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: The permit was ____ after review and later ____ after repeated violations.
Cevabı göster
granted · revoked
inalienable and universal: geri alınamayan ve herkes için geçerli haklar
Inalienable, temel bir hakkın meşru biçimde geri alınamayacağı veya başka birine devredilemeyeceği anlamına gelir. Universal ise hakkın yalnızca belirli bir milliyet, grup ya da statüye değil, herkese uygulandığı anlamına gelir. Bu sıfatlar birlikte iki farklı özelliği anlatır: hak ilke olarak geri alınmaya karşı korunur ve kapsamına herkes girer. Inalienable sözcüğünün yazımındaki alien bölümü bir uzaylıyı ifade etmez.
Alıştırma
Inalienable and universal olarak tanımlanan hakları en iyi hangi ifade açıklar?
- Yalnızca seçilmiş gruplara sunulan geçici faydalardır.
- Her ülkede uygulanan birbirinin aynısı yasalardır.
- Herkes için geçerlidirler ve meşru biçimde geri alınamazlar.
Cevabı göster
Herkes için geçerlidirler ve meşru biçimde geri alınamazlar.
but it gets incredibly complicated as soon as anyone tries to put the idea into practice. Notlar
0:26ancak biri bu fikri uygulamaya koymaya çalıştığı anda inanılmaz derecede karmaşık hale gelir.
as soon as: anlık bir zaman tetikleyicisi
As soon as, ana cümledeki olayı tetikleyen olayı belirten bir zaman yan cümlesi başlatır. Burada anyone tries to put the idea into practice tetikleyicidir; it gets incredibly complicated ise hemen ardından gelen sonuçtur. Yeniden kullanılabilir kalıp ana cümle + as soon as + özne + fiil ya da As soon as + özne + fiil, ana cümle şeklindedir. Bir olay meydana gelir gelmez diğerinin gerçekleştiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi as soon as ile tamamlayın: ____ the bell rings, the students may leave.
Cevabı göster
As soon as
put the idea into practice: bir fikri eyleme dönüştürmek
Put + bir şey + into practice, bir fikri, planı, ilkeyi veya yöntemi gerçek eyleme dönüştürmek anlamına gelen sabit bir kalıptır. Burada, tartışılan insan hakları fikrini somut kurallara, kurumlara ve uygulama mekanizmalarına dönüştürmeye çalışmak anlamındadır. Bu ifadede practice, pratik uygulama demektir. Bir beceriyi geliştirmek için yapılan tekrarlı alıştırma anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi put ... into practice ile tamamlayın: The committee has approved the plan; now it is time to ____.
Cevabı göster
put the plan into practice
get to pick: seçme yetkisine veya fırsatına sahip olmak
Get to + fiilin yalın hâli, birinin bir şeyi yapma fırsatına, iznine veya hakkına sahip olduğunu belirtir. Burada gets to pick, “seçmesine izin verilir veya seçme hakkına sahiptir” demektir; pick “seçmek” anlamındadır, “bir şeyi yerden almak” anlamında değildir. Soru, karar verme gücünün kimde olduğunu sorar. Bağlama göre Who gets to pick? tarafsız bir bilgi isteği gibi de bu gücün nasıl verildiğini sorgulayan bir ifade gibi de duyulabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, kazananı seçme yetkisinin veya izninin yalnızca komitede olduğunu belirtir?
- Only the committee is chosen by the winner.
- Only the committee gets to choose the winner.
- Only the committee has to choose the winner.
Cevabı göster
Only the committee gets to choose the winner.
The history behind the concept of human rights is a long one.
0:39İnsan hakları kavramının arkasındaki tarih uzundur.
Throughout the centuries and across societies, religions, and cultures, Kalıp ifadeler
0:43Yüzyıllar boyunca ve toplumlar, dinler ve kültürler arasında,
we have struggled with defining notions of rightfulness, justice, and rights. Kalıp ifadeler
0:47doğruluk, adalet ve haklar kavramlarını tanımlamak için mücadele ettik.
Throughout the centuries and across societies...: geniş bir kapsam belirlemek
Throughout the centuries uzun bir zaman aralığı belirler: sorun yüzyıllar boyunca devam etmiştir. Across societies, religions, and cultures ise farklı gruplar ve geleneklerden oluşan bir kapsam ekler; across burada fiziksel bir hareketi değil, “birçok farklı yapı içinde veya arasında” anlamını taşır. Her iki ifadenin başa yerleştirilmesi, ana cümleden önce tüm anlatımın çerçevesini kurar. Zaman kapsamının sosyal ve kültürel kapsamla birleşmesi, bu zorluğun yaygın olduğunu ve tek bir dönem ya da toplulukla sınırlı kalmadığını vurgular.
Alıştırma
Tüm zaman aralığı için throughout, konumların kapsamı için across kullanın: The program ran ____ the school year and ____ three campuses.
Cevabı göster
throughout · across
have struggled with defining: bir görevde süregelen zorluk
Struggle with + isim veya V-ing, bir sorunla başa çıkarken ya da bir görevi yaparken zorlanmak anlamına gelir. Burada defining, with edatından sonra gelen bir ulaçtır; dolayısıyla zor olan görev bu fikirleri tanımlamaktır. Have struggled biçimindeki present perfect, zorluğun geçmişte başladığını ve bugüne kadar sürdüğünü ya da tekrarlandığını gösterir. Buradaki struggle mecazidir; fiziksel bir dövüşü anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi struggle with defining yapısının present perfect biçimiyle tamamlayın: For decades, researchers ____ consciousness.
Cevabı göster
have struggled with defining
But one of the most modern affirmations of universal human rights
0:52Ancak evrensel insan haklarının en modern kabullerinden biri
with the creation of the United Nations. Kültür
0:57Birleşmiş Milletler'in kuruluşuyla ortaya çıktı.
emerged from the ruins of World War II: savaş sonrası tarihsel bir sonuç
Bu ifade, evrensel insan haklarının bu şekilde onaylanmasını İkinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı yıkımın tarihsel bir sonucu olarak sunar. Buradaki ruins, yıkılmış yerlerin yanı sıra savaşın bıraktığı daha geniş insani, siyasi ve ahlaki zararı da kapsar. Cümleyi anlamak için gereken temel bağlam şudur: Savaştan sonra uluslararası düzeni yeniden kurma çabası Birleşmiş Milletlerin kurulmasına yol açtı ve modern uluslararası insan hakları çerçevelerinin şekillenmesine yardımcı oldu. Bu nedenle emerged from, “savaş sonrası durumdan ve ona verilen yanıttan gelişti” demektir; “enkazın içinde fiziksel olarak bulundu” demek değildir.
Alıştırma
Bu cümlede emerged from the ruins of World War II ne anlama geliyor?
- Bu onay yalnızca savaşta zarar gören şehirlerin onarılmasıyla ilgiliydi.
- Bu onay, yıkılmış bir binanın altında fiziksel olarak bulundu.
- Bu onay, savaşın yıkımından, savaş sonrası değerlendirmelerden ve yeniden yapılanmadan doğdu.
Cevabı göster
Bu onay, savaşın yıkımından, savaş sonrası değerlendirmelerden ve yeniden yapılanmadan doğdu.
creation of the United Nations: Birleşmiş Milletlerin kuruluşu
Bu cümlede creation of the United Nations, genellikle BM olarak anılan uluslararası örgüt Birleşmiş Milletlerin kuruluşu demektir. United Nations burada özel addır; genel olarak “birleşmiş milletler” anlamına gelen bir ifade değildir. with the creation of the United Nations ifadesi, bu kuruluşu cümlede sözü edilen insan hakları gelişiminin ortaya çıktığı İkinci Dünya Savaşı sonrası bağlamın bir parçası olarak gösterir. Bilinmesi gereken asgari arka plan, Birleşmiş Milletlerin İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda uluslararası iş birliği için yeni bir örgüt olarak kurulmuş olmasıdır.
Alıştırma
Bu cümlede creation of the United Nations ne anlama gelir?
- BM tarafından birkaç yeni ülkenin oluşturulması.
- Bir anlaşmazlıktan sonra ülkelerin genel olarak daha birleşmiş hâle gelmesi.
- BM olarak bilinen uluslararası örgütün kuruluşu.
Cevabı göster
BM olarak bilinen uluslararası örgütün kuruluşu.
The treaty that established the UN gives as one of its purposes Dilbilgisi
1:00BM'yi kuran antlaşma, amaçlarından biri olarak
to reaffirm faith in fundamental human rights.
1:03temel insan haklarına olan inancı yeniden teyit etmeyi belirtir.
gives as one of its purposes to reaffirm: amacı belirten uzun ve resmî bir yapı
Temel ilişki gives [to reaffirm faith in fundamental human rights] as one of its purposes biçimindedir; ancak özgün cümlede as one of its purposes, to-infinitive yapısından önce yer alır. to reaffirm faith in fundamental human rights ifadesi asıl amacı belirtir; as one of its purposes ise bu eylemi antlaşmanın amaçlarından biri olarak sınıflandırır. Its, the treaty ifadesine gönderme yapar. Daha açık ve modern bir yeniden ifade biçimi One of the treaty's purposes is to reaffirm faith in fundamental human rights. cümlesidir. Resmî metinleri okurken purposes sözcüğünü düşüncenin sonu saymak yerine gives ile daha sonra gelen to-infinitive yapısını bağlantılı okuyun.
Alıştırma
gives as one of its purposes to reaffirm yapısının parçalarını hangi yorum doğru biçimde birbirine bağlar?
- Temel insan haklarına olan inancı yeniden teyit etmenin antlaşmanın amaçlarından biri olduğunu söyler.
- Antlaşmanın bütün amaçlarını zaten tamamladığını söyler.
- İnsan haklarını yeniden teyit etme amacının antlaşmaya değil BM'ye ait olduğunu söyler.
Cevabı göster
Temel insan haklarına olan inancı yeniden teyit etmenin antlaşmanın amaçlarından biri olduğunu söyler.
in 1948 the UN General Assembly adopted the Universal Declaration of Human Rights. Kültür
1:091948'de BM Genel Kurulu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni kabul etti.
adopted the Universal Declaration of Human Rights: resmî kabul
Burada adopted, bir kurumun karar alma süreci yoluyla bir metni resmen kabul edip onaylaması anlamına gelir. Cümle, BM Genel Kurulunun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni 1948'de resmen kabul ettiğini söyler. adopt fiilinin nesnesi kurumsal bir belge olduğunda, nesne resmen kabul edilen şeyin ne olduğunu gösterir. adopt a resolution ve adopt a policy de aynı kalıptadır.
Alıştırma
Hangi cümlede adopted, “resmî bir kararla kabul edildi” anlamında kullanılmıştır?
- The city council adopted the new safety code after the final vote.
- The research team adopted a more cautious approach.
- The family adopted a child last year.
Cevabı göster
The city council adopted the new safety code after the final vote.
written by an international committee chaired by Eleanor Roosevelt, Dilbilgisi
1:16Eleanor Roosevelt başkanlığındaki uluslararası bir komite tarafından yazılmış olup,
written by ... chaired by ...: iç içe geçmiş zaman ortaç öbekleri
written by an international committee, belge hakkında edilgen bilgi ekleyen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir: belgeyi uluslararası bir komite yazmıştır. chaired by Eleanor Roosevelt da başka bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir; committee sözcüğünün hemen ardından geldiği için komiteyi niteler: komiteye Eleanor Roosevelt başkanlık etmiştir. Burada chair, “başkanlık etmek” veya “yönetmek” anlamında bir fiildir. İlişkiler şöyle açılabilir: uluslararası bir komite belgeyi yazdı ve Eleanor Roosevelt o komiteye başkanlık etti. Özgün iç içe yapı, resmî yazıda iki ilişkiyi de tam cümleciklerle belirtmeden iki katmanlı arka plan bilgisi ekler.
Alıştırma
Örnekteki her geçmiş zaman ortaç öbeği neyi niteler?
- written by an international committee belgeyi niteler; chaired by Eleanor Roosevelt komiteyi niteler.
- written by an international committee Eleanor Roosevelt'i niteler; chaired by Eleanor Roosevelt belgeyi niteler.
- Her iki öbek de Eleanor Roosevelt'i niteler.
Cevabı göster
written by an international committee belgeyi niteler; chaired by Eleanor Roosevelt komiteyi niteler.
lays the basis for modern international human rights law. Kalıp ifadeler
1:20modern uluslararası insan hakları hukukunun temelini atmıştır.
lay the basis for: sonraki gelişmelerin temelini atmak
lay the basis for + isim kalıbı, sonraki bir gelişmeyi mümkün kılan temel fikirleri, koşulları veya çerçeveyi oluşturmak anlamına gelir. Burada lays, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin modern uluslararası insan hakları hukukunun geliştiği temeli sağladığını gösterir. Özneye ve zamana uygun lay biçimini kullanın: lay, lays veya laid. for sonrasındaki isim, bu temelin desteklediği sonraki sistemi, sonucu veya gelişmeyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi lay the basis for ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Her early experiments ____ the later invention.
Cevabı göster
laid the basis for
The declaration is based on the principle that Kalıp ifadeler
1:24Beyanname şu ilkeye dayanmaktadır:
is based on the principle that: yol gösterici ilkeyi belirtmek
be based on the principle that + yan cümle kalıbı; bir kuralın, sistemin, kararın veya savın yol gösterici bir düşünceye dayandığını belirtir. that sonrasındaki yan cümle ilkenin tam içeriğini açıklar. Buradaki ilke, bütün insanların özgür ve onur ile haklar bakımından eşit doğduğudur. is based içindeki based, on ile kurulan edilgen yapının bir parçasıdır. Bu ifade fiziksel bir konumu değil, soyut bir temeli belirtir.
Alıştırma
Cümleyi is based on the principle that ile tamamlayın: Our review process ____ every applicant deserves equal consideration.
Cevabı göster
is based on the principle that
are born free and equal: doğuştan gelen özgürlük ve eşitlik
are born free and equal ifadesinde born “doğumdan itibaren” anlamına gelir; free ve equal ise doğuştan gelen bir statüyü anlatır. İfade, her insanın yalnızca insan olduğu için özgürlüğe ve eşit bir konuma sahip olduğunu, bunların daha sonra bir otorite tarafından verilmediğini söyler. Ardından gelen in dignity and rights ifadesi, söz konusu eşitliğin hangi alanlarda olduğunu belirtir. Herkesin yeteneklerinin, deneyimlerinin veya hayattaki sonuçlarının tamamen aynı olduğu iddia edilmez.
Alıştırma
Bu cümlede are born free and equal ne anlama gelir?
- Bütün insanlar tamamen aynı yeteneklerle ve aynı yaşam sonuçlarıyla doğar.
- Özgürlük ve onur ile haklar bakımından eşit statü, doğuştan itibaren her insana aittir.
- Her doğum hiçbir maddi ücret alınmadan gerçekleştirilir.
Cevabı göster
Özgürlük ve onur ile haklar bakımından eşit statü, doğuştan itibaren her insana aittir.
the principle of non-discrimination and the right to life and liberty. Kelime
1:35ayrımcılık yapmama ilkesi ile yaşama ve özgürlük hakkını.
among other things: listenin tamamlanmadığını belirtme
Among other things, bir listenin tamamlanmadığını gösteren ara sözdür. Dinleyiciye veya okuyucuya, belirtilen unsurların daha büyük bir kümeden yalnızca birkaç örnek olduğunu ve başka unsurların söylenmediğini bildirir. Burada ayrımcılık yapmama ile yaşam ve özgürlük haklarının, 30 maddenin tanıdığı konulardan yalnızca bazıları olduğunu gösterir. Things sadece fiziksel nesneleri değil; konuları, ilkeleri, eylemleri veya başka hususları da genel biçimde anlatabilir.
Alıştırma
Listenin tamamlanmadığını gösteren üç sözcüklük ara sözle cümleyi tamamlayın: The handbook explains, ____, how to report a problem and request a review.
Cevabı göster
among other things
principle of non-discrimination: ayrımcılık yapmama ilkesi
Hukuk ve politika alanındaki bu ifadede principle of non-discrimination, insanların ırk, cinsiyet, din veya başka bir statü gibi korunan özellikleri nedeniyle haksız muamele görmemesi gerektiği ilkesini belirtir. non- ön eki olumsuzluk veya yokluk bildirir. discrimination ile birleştiğinde yalnızca insanlara nazik davranmaya yönelik kişisel bir tercihi değil, yasalar, politikalar ve kurumsal kararlar için kullanılan resmî bir standardın adını oluşturur.
Alıştırma
Bir yasa veya politikada principle of non-discrimination ifadesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?
- Bireylerin hiçbir kişisel tercihe sahip olmaması gerektiği anlamına gelir.
- Korunan özelliklere dayalı haksız muameleyi yasaklar.
- Her insanın her durumda tamamen aynı muameleyi görmesini zorunlu kılar.
Cevabı göster
Korunan özelliklere dayalı haksız muameleyi yasaklar.
the right to life and liberty: yaşam ve özgürlük hakkı
Hakların resmî olarak sıralandığı bu ifadede the right to life and liberty, korunan iki hakkı adlandırır. to ilgeci hakkın neyle ilgili olduğunu gösterir ve birbirine bağlanan life ile liberty adlarının ikisini de kapsar. Liberty, korunan kişisel özgürlüğü, özellikle keyfî kısıtlamalardan uzak olmayı anlatan resmî bir hukuk ve siyaset terimidir. Bütün yasaları veya başkalarının haklarını görmezden gelme izni anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir hakkı adlandırmak için bu notta öğretilen iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: The charter protects everyone's ____ life and liberty.
Cevabı göster
right to
negative freedoms ile positive freedoms
Siyaset felsefesinde negative freedoms, müdahale, zorlama veya zarardan uzak olma özgürlükleridir. Positive freedoms ise hareket etmek ve seçim yapmak için gereken yetiye, fırsata veya koşullara sahip olmakla ilgilidir. Burada negative ve positive, “kötü” ve “iyi” anlamında değerlendirmeler ya da karamsar ve iyimser ruh hâlleri değil, sınıflandırma etiketleridir. Okurken şu soruyu sormak yararlıdır: Bu hak kişiyi müdahaleden mi koruyor, yoksa hareket edebilmesini mi sağlıyor?
Alıştırma
Hangi ifade bu siyaset felsefesi terimlerini doğru kullanıyor?
- Negative freedoms zararlı haklardır, positive freedoms ise yararlı haklardır.
- Negative freedoms müdahale veya zarardan korunmayla, positive freedoms ise hareket etme yetisi ya da fırsatıyla ilgilidir.
- Negative freedoms karamsar kişileri, positive freedoms ise iyimser kişileri anlatır.
Cevabı göster
Negative freedoms müdahale veya zarardan korunmayla, positive freedoms ise hareket etme yetisi ya da fırsatıyla ilgilidir.
freedom from ... ile freedom of ...
Freedom from + isim, bir kişinin katlanmak veya denetimi altında kalmak zorunda olmaması gereken bir şeyi belirtir. Bu cümlede freedom from torture or slavery, bu zararlardan korunma anlamına gelir. Haklarla ilgili dilde freedom of + isim genellikle kişinin özgürce gerçekleştirebileceği bir etkinliği, seçimi veya alanı belirtir. Freedom of movement and residence, hareket etme ve nerede yaşayacağını seçme hakkıdır. Edat, ismin özgürlükle ilişkisini gösterir; bu nedenle from ve of burada birbirinin yerine kullanılamaz.
Alıştırma
Bir şeyden korunma anlamı için from, bir eylem alanı için of kullanın. Cümleyi tamamlayın: People deserve freedom ____ fear and freedom ____ expression.
Cevabı göster
from · of
such as freedom of expression, religion, or peaceful assembly, Kelime
1:52ifade, din veya barışçıl toplanma özgürlüğü gibi,
encompasses basic civil and political rights: kapsamı tanımlama
Bu cümlede encompasses, “kapsamına dâhil eder” anlamına gelir. It ile gönderme yapılan daha geniş bütün, basic civil and political rights kategorisini içerir; fiil fiziksel bir sınırı anlatmaz. A encompasses B yapısı A’yı geniş bir bütün, B’yi ise onun kapsamındaki içerik veya kategoriler olarak sunar. Bir yasanın, planın, araştırmanın ya da kavramın neleri kapsadığını tanımlamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
İncelemenin bu alanların tümünü içerdiğini belirten resmî ifade için en uygun fiili seçin: The review ___ cost, safety, and environmental impact.
- encompasses
- performs
- surrounds
Cevabı göster
encompasses
freedom of expression, religion, or peaceful assembly: ortak kullanılan freedom of yapısı
Bu ifade üç hakkı adlandırır: freedom of expression, freedom of religion ve freedom of peaceful assembly. Burada expression düşünce ve bilgileri iletmek anlamına gelir; freedom of religion bir din veya inancı seçmek, değiştirmek ya da uygulamakla ilgilidir; peaceful assembly ise diğer insanlarla barışçıl biçimde bir araya gelmek demektir. Kısa listede freedom of yalnızca bir kez yazılır ve religion ile peaceful assembly sözcüklerinin önünde de bulunduğu anlaşılır. Bu ortak yapı tekrarı önlerken üç ögeyi de aynı özgürlük kavramı altında tutar.
Alıştırma
Hangi seçenek freedom of expression, religion, or peaceful assembly ifadesini doğru açıklar?
- Düşünceleri iletme, bir din seçme veya uygulama ve barışçıl biçimde toplanma hakkı.
- Yalnızca dinî toplantılar sırasında geçerli olan tek bir hak.
- Yüzle duyguları gösterme, bir dinî binaya sahip olma ve herhangi bir kalabalığa katılma hakkı.
Cevabı göster
Düşünceleri iletme, bir din seçme veya uygulama ve barışçıl biçimde toplanma hakkı.
as well as social, economic, and cultural rights, Kelime
1:56aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel hakları,
Sosyal, ekonomik ve kültürel haklar
social, economic, and cultural rights ifadesi, insan hakları hukuku ve politikalarında yer alan resmî bir hak kategorisini adlandırır. Bu kategori çoğunlukla medeni ve siyasi haklarla birlikte ele alınır ve onlardan ayrılır. Eşgüdümlü üç sıfatın tümü rights sözcüğünü niteler. Bu kategori eğitim, çalışma, sosyal güvenlik, sağlık ve kültürel yaşama katılım gibi alanları kapsar. Kültürel haklar sanat veya eğlenceden daha geniştir; kültürel yaşama katılmayı ve kültürel kimliği korumayı da içerebilir.
Alıştırma
Sosyal, ekonomik ve kültürel hakları en iyi hangi açıklama tanımlar?
- Eğitim, çalışma, sosyal güvenlik, sağlık ve kültürel yaşama katılım gibi alanlarla ilgili haklar.
- Yalnızca oy verme, seçimler ve ceza davalarıyla sınırlı haklar.
- Yalnızca müze ziyaretleri ve gösterilere katılmayla sınırlı haklar.
Cevabı göster
Eğitim, çalışma, sosyal güvenlik, sağlık ve kültürel yaşama katılım gibi alanlarla ilgili haklar.
and the right to freely choose one's occupation and be paid and treated fairly.
2:00ve mesleğini özgürce seçme, adil ücret alma ve adil muamele görme hakkı gibi.
eğitim hakkı... meslek seçme... adil ücret ve muamele görme hakkı
Cümle, right to yapısının iki kullanımını eşgüdümlü olarak birleştirir. the right to education ifadesinde to sözcüğünden sonra education ismi gelir. the right to freely choose one's occupation ... ifadesinde ise to, mastar fiil öbeğini başlatır. İkinci hakta freely, choose fiilini niteler. freely choose one's occupation ve be paid and treated fairly fiil öbekleri aynı right kapsamında eşgüdümlüdür. be paid and treated fairly içinde be, edilgen paid ve treated biçimleri tarafından paylaşılır; fairly ise “adil biçimde” anlamına gelir, “belli bir ölçüde” anlamına gelmez.
Alıştırma
right to + eşgüdümlü fiil öbekleri kalıbını, edilgen bir biçim de içerecek şekilde doğru kullanan cümle hangisidir?
- People have the right to choosing their occupation freely and paid and treated fairly.
- People have the right to choose their occupation freely and be paid and treated fairly.
- People have the right for choose their occupation freely and be paying and treating fairly.
Cevabı göster
People have the right to choose their occupation freely and be paid and treated fairly.
The declaration takes no sides as to which rights are more important, Anlatım akışı
2:06Beyanname hangi hakların daha önemli olduğu konusunda taraf tutmaz,
insisting on their universality, indivisibility, and interdependence. Kelime
2:10onların evrenselliği, bölünmezliği ve birbirine bağımlılığı konusunda ısrar eder.
takes no sides as to...: seçenekleri sıralamayı reddetmek
takes no sides, bildirgenin bir görüşü diğerine tercih etmediğini ifade eder. as to + soru yan cümlesi, bildirgenin tarafsız kaldığı belirli konuyu, yani hangi hakların daha üst sırada olması gerektiği sorusunu belirtir. Burada ifade önce hakları önem sırasına koyma yaklaşımını dışlar. Ardından gelen insisting on... sıfat-fiil yapısı bu tutumun dayandığı ilkeyi sunar. Böylece cümle, bir hiyerarşiyi reddetmekten haklara farklı bir bakış açısı getirmeye geçer.
Alıştırma
Bu derste öğrenilen ve “bir konuda tarafsız kalmak” anlamına gelen beş kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: The review ____ which plan is better.
Cevabı göster
takes no sides as to
universality, indivisibility, and interdependence: haklara ilişkin üç ilke
Bu üç soyut isim farklı ilkeleri adlandırır. universality, hakların herkese uygulanması demektir; indivisibility, hakların bir bütün oluşturması ve bazılarının kolayca göz ardı edilebileceği şekilde ayrılmaması demektir; interdependence ise bir haktan yararlanmanın veya o hakkı kaybetmenin diğer hakları etkileyebilmesi demektir. Bu terimler birlikte, hakların neden önem sırasına konmadığını açıklar. Their, bağlaçla sıralanan üç ismin tamamını niteler; bütün isim öbeği de insisting on yapısını tamamlayarak ilkeleri kısa ve resmî bir biçimde sunar.
Alıştırma
Hangi ifade sırasıyla universality, indivisibility ve interdependence kavramlarını doğru biçimde karşılar?
- Hakların tümü aynıdır; serbestçe askıya alınabilirler; yalnızca hükûmetlere bağlıdırlar.
- Haklar önem sırasına konmalıdır; yalnızca vatandaşlara aittir; birbirlerini hiçbir zaman etkilemezler.
- Haklar herkese uygulanır; vazgeçilebilir parçalara bölünmemelidir; birbirlerini etkilerler.
Cevabı göster
Haklar herkese uygulanır; vazgeçilebilir parçalara bölünmemelidir; birbirlerini etkilerler.
deepening and expanding our understanding of what human rights are
2:18insan haklarının ne olduğuna dair anlayışımızı derinleştirdi ve genişletti
has grown, deepening and expanding: gelişim ve sonucu
Has grown temel çekimli fiildir. Present perfect, gelişmenin şimdiki andan önceki bir dönem boyunca gerçekleştiğini ve bugünle bağlantılı olduğunu gösterir. Deepening and expanding, virgülle ayrılan ve bu gelişmenin sonucunu açıklayan bir -ing yan cümlesi oluşturur. İki ortaç da ortak nesne olarak our understanding ifadesini alır; bunlar iki ayrı çekimli fiil değildir.
Alıştırma
Cümledeki has grown, deepening and expanding yapısını en iyi hangi çözümleme açıklar?
- Üç biçimin her biri kendi zamanını taşıyan ayrı bir çekimli fiildir.
- Has grown temel çekimli fiildir; iki -ing biçimi ise gelişmenin bir sonucunu açıklar.
- Deepening and expanding, sıradan sıfatlar olarak doğrudan law sözcüğünü niteler.
Cevabı göster
Has grown temel çekimli fiildir; iki -ing biçimi ise gelişmenin bir sonucunu açıklar.
So if these principles are so well developed, Anlatım akışı
2:24Peki bu ilkeler bu kadar iyi gelişmişse,
then why are human rights abused and ignored time and time again all over the world? Deyimler
2:27o zaman neden insan hakları dünyanın her yerinde defalarca ihlal ediliyor ve göz ardı ediliyor?
So if ... then why ...?: bir çelişki ortaya koymak
So if ... then why ...? tartışma amacıyla bir öncülü kabul eder ve hemen ardından bu öncülle çelişiyor gibi görünen bir olguyu sorar. Buradaki if yan cümlesi esas olarak belirsizlik anlatmaz; ilkelerin iyi geliştirilmiş olduğu iddiasını gerçeklikle sınanacak bir öncül olarak ortaya koyar. So soruyu önceki tartışmaya bağlar, then why ise dikkati artık açıklanması gereken çelişkiye yöneltir. Bu kalıp, konuşmacının arka plan bilgisinden tartışmadaki bir sonraki meseleye geçmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle bir çelişkiyi ortaya çıkarmak için So if ... then why ... kalıbını kullanıyor?
- So the safety checks are effective, but the same failures keep occurring.
- So if the safety checks are effective, then why do the same failures keep occurring?
- If the safety checks are effective, the system will block the attack.
Cevabı göster
So if the safety checks are effective, then why do the same failures keep occurring?
time and time again: tekrar tekrar gerçekleşme
Time and time again, “tekrar tekrar” veya “defalarca” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Bir şeyi, gerçek anlamdaki birkaç “zaman noktasıyla” ilişkili bir olay olarak değil, tekrarlanan bir örüntünün parçası olarak sunar. Burada insan haklarının dünyanın her yerinde tekrar tekrar ihlal edilip görmezden gelindiğini vurgular. Tek başına again kullanımına göre daha güçlü bir vurgu katar ve hayal kırıklığı, endişe veya eleştiri aktarabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “tekrar tekrar” anlamına gelen dört sözcüklü deyimle tamamlayın: The same safety warning was ignored ____.
Cevabı göster
time and time again
to universally enforce these rights or to punish transgressors. Kelime
2:38bu hakları evrensel olarak uygulamanın veya ihlal edenleri cezalandırmanın hiç de kolay olmamasıdır.
it is not at all easy to...: zorluğu güçlü biçimde vurgulama
It is not at all easy to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmanın çok zor olduğu anlamına gelir. At all, olumsuzluk bildiren not sözcüğünü güçlendirir; bu yüzden ifade it is not easy to yapısından daha vurguludur. It bir hazırlayıcı öznedir; to mastarı zor olan eylemi belirtir. Örnekte mastar yapısı iki eş görevli eylemi kapsar: to universally enforce these rights ve to punish transgressors.
Alıştırma
Vurgulu ifadeyi eksik iki sözcükle tamamlayın: It is not ____ easy to repair a damaged reputation.
Cevabı göster
at all
universally enforce these rights: bu hakları her yerde uygulatmak
Hukuk ve politika dilinde enforce these rights; yasalar, mahkemeler, kurumlar veya başka bir yetki kullanarak bu haklara fiilen uyulmasını sağlamak demektir. Nesne rights sözcüğüdür; enforce burada “hakları zorlamak” anlamına gelmez. Universally eylemin kapsamını belirtir. Hakların yalnızca ilke olarak tanınmasını değil, ilgili tüm ülkelerde, yargı alanlarında veya durumlarda uygulanmasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bu hukuki korumaları her yerde fiilen geçerli kılmak” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: No single institution can ____.
Cevabı göster
universally enforce these rights
to punish transgressors: sınırı ihlal edenleri cezalandırmak
To punish transgressors, hukuki, kurallara dayalı veya ahlaki bir sınırı aşan kişilere ceza vermek demektir. Transgressor, “bir kuralı ihlal etmek veya bir sınırı aşmak” anlamındaki transgress fiilinden gelir. Bu cümlede to punish, olası bir eylemi adlandıran mastardır; or bunu to universally enforce ile paralel biçimde bağlar. Transgressors ismi, belirli bir suçlu türünü göstermek yerine ifadeyi resmî ve geniş kapsamlı yapar.
Alıştırma
“to punish transgressors” şeklindeki resmî ifadede transgressors sözcüğünü en iyi hangi seçenek açıklar?
- Bir yerden başka bir yere seyahat eden kişiler
- Yeni kurallar oluşturup onaylayan kişiler
- Bir yasayı, kuralı veya ahlaki sınırı ihlal eden kişiler
Cevabı göster
Bir yasayı, kuralı veya ahlaki sınırı ihlal eden kişiler
despite being highly authoritative and respected, Dilbilgisi
2:43son derece yetkin ve saygı duyulan bir belge olmasına rağmen,
despite being ...: ödünleme için despite + -ing
Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin son derece yetkin ve saygın olduğunu kabul ederken ana cümle, beklenmedik olabilecek bir sınırlama getirir — belge, bağlayıcı hukuk değil, bir bildirgedir. Despite bir edattır. Burada ardından being highly authoritative and respected şeklindeki -ing öbeği gelir ve being fiilinin örtük öznesi The UDHR itself ifadesidir. Despite sonrasında isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır; kendi öznesi ve çekimli fiili olan tam bir cümlecik doğrudan getirilemez.
Alıştırma
Başlangıçtaki cümleciği despite ile ve be fiilinin -ing biçimini kullanarak yeniden yazın: Although it is widely respected, the organization has no legal authority. Despite ____ widely respected, the organization has no legal authority.
Cevabı göster
being
not a hard law: zorluk değil, hukuki bağlayıcılık
Hard law; uluslararası hukuk, yönetişim ve politika alanlarında kullanılan uzmanlık terimidir. Resmî yükümlülükler oluşturan ve hukuk kurumları aracılığıyla uygulanabilen, hukuken bağlayıcı kuralları veya belgeleri ifade eder. Bu cümlede not a hard law, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kendisinin bu tür bağlayıcı bir hukuk belgesi olmadığı anlamına gelir. Buradaki hard, bir hukukun anlaşılmasının zor veya sert olmasını değil, hukuki gücünün türünü anlatır. Bir bildirge hard law olmasa da yetkin ve etkili olabilir.
Alıştırma
Bir politika tartışmasında The declaration is not hard law ne anlama gelir?
- Bildirge, anlaşılması olağan dışı derecede zor bir kanundur.
- Bildirge etkilidir ancak kendisi hard law gibi hukuken bağlayıcı değildir.
- Bildirge özellikle sert cezalar getirir.
Cevabı göster
Bildirge etkilidir ancak kendisi hard law gibi hukuken bağlayıcı değildir.
the mechanisms to address those violations are weak. Kelime
2:52bu ihlalleri ele alacak mekanizmalar zayıftır.
bu ihlalleri ele almaya yönelik mekanizmalar
Politika ve kurumlarla ilgili İngilizcede mechanism, bir sonuca ulaşmak için kullanılan düzenli bir sistem, prosedür, kural veya düzenleme anlamına gelir. Buradaki çoğul mechanisms, ihlallere karşılık vermek için mevcut olan resmî yolları ifade eder; fiziksel makineleri ifade etmez. to address those violations mastar öbeği, mekanizmaların amacını belirtir. Address burada ele almak veya harekete geçmek anlamındaki bir fiildir; ihlallerin mutlaka tamamen çözüleceğini göstermez. Those violations, daha önce söz edilen ülkelerin ihlallerine gönderme yapar.
Alıştırma
Bu cümlede “the mechanisms to address those violations” ne anlama gelir?
- İhlalleri ele almaya yönelik düzenli prosedürler veya kurumsal düzenlemeler.
- İhlallerin nerede gerçekleştiğini gösteren posta adresleri.
- Her ihlalin ortadan kalkmasını garanti eden makineler.
Cevabı göster
İhlalleri ele almaya yönelik düzenli prosedürler veya kurumsal düzenlemeler.
the main bodies within the UN in charge of protecting human rights Notlar
2:56BM bünyesinde insan haklarını korumakla görevli ana organlar
main bodies within the UN: kurum anlamındaki body
Resmî kurumsal İngilizcede body, resmî bir işlevi olan kuruluş, komite veya başka bir grup anlamına gelebilir. Burada bodies çoğuldur; dolayısıyla main bodies within the UN, insan bedenlerini değil, BM sistemi içindeki başlıca kurumları veya örgütsel birimleri ifade eder. Within the UN, bu organların ait olduğu daha büyük kuruluşu belirtir. Bu anlam governing body ve regulatory body gibi ifadelerde de görülür.
Alıştırma
Hangi cümlede body, “main bodies within the UN” ifadesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?
- The body of the email explains the decision.
- The commission is an independent body that reviews complaints.
- Regular exercise keeps the body healthy.
Cevabı göster
The commission is an independent body that reviews complaints.
in charge of protecting: sorumluluğu belirtme
In charge of, “bir şeyden sorumlu olmak” veya “bir şeyin sorumluluğunu taşımak” anlamına gelir. Burada in charge of protecting, the main bodies ifadesini niteler ve koruma işinin bu organların rolünün bir parçası olduğunu gösterir. Of bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: in charge of + isim veya -ing biçimi. Bu parçadaki ilişki bodies that are in charge of protecting human rights şeklinde genişletilebilir.
Alıştırma
Cümleyi “sorumlu olmak” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The team is ____ protecting customer data.
Cevabı göster
in charge of
monitor and investigate violations: gözetim ve olayları açıklığa kavuşturma
Monitor ve investigate, violations nesnesini paylaşan sıralı fiillerdir. Monitor, olası ihlalleri zaman içinde izlemek, kaydetmek veya kontrol etmek anlamına gelir; investigate ise belirli vakaları incelemek ve ne olduğunu belirlemek için kanıt toplamak anlamına gelir. Kurumsal dilde bu eylemler gözetim ve olayları açıklığa kavuşturmayı ifade eder. Tek başlarına enforce, kurallara uymaya zorlama veya cezalandırma anlamına gelmezler.
Alıştırma
Bir kurum monitor and investigate violations yaptığında ne yaptığını en iyi hangi seçenek açıklar?
- Her hükümete otomatik olarak itaat etmesini emreder ve cezalar uygular.
- Olası sorunları zaman içinde takip eder ve gerçekleri belirlemek için kanıt toplar.
- Yalnızca bir olayı fark eder ve başka hiçbir işlem yapmaz.
Cevabı göster
Olası sorunları zaman içinde takip eder ve gerçekleri belirlemek için kanıt toplar.
change a policy or compensate a victim. Kelime
3:05bir politikayı değiştirmeye veya bir mağdura tazminat ödemeye zorlayamazlar.
force states to: force + nesne + to yapısı
force + kişi veya kuruluş + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir kişi ya da kuruluşu genellikle özgürce seçme imkânı olmadan harekete geçirmek anlamına gelir. Burada states, force fiilinin nesnesidir; to ise yalın hâldeki change ve compensate fiillerini başlatır. Bu uluslararası siyaset bağlamında states, egemen ülkeler anlamına gelir. Araya giren say, “örneğin” demektir ve force + nesne + to yapısını bozmaz. Cümle, ülkelerden yalnızca bir şey istemekten değil, onları harekete geçmeye zorlama yetkisinin bulunmamasından söz eder.
Alıştırma
force, factories ve force + nesne + to yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: New safety rules may ____ install better ventilation.
Cevabı göster
force factories to
compensate a victim: tazminatı alan kişiyi belirtmek
Compensate a victim, zarar, kayıp veya haksız muamele yaşayan bir kişiye para ya da başka bir karşılık vermek anlamına gelir. Compensate resmî bir sözcüktür ve hukuk, sigorta, iş yeri ve kaza bağlamlarında yaygın olarak kullanılır. Tazminatı alan kişi doğrudan fiilden sonra gelebilir: compensate someone. Zararı veya masrafı belirtmek için compensate someone for something yapısı kullanılır; örneğin compensate a victim for medical expenses.
Alıştırma
compensated, residents ve for sözcüklerini kullanarak geçmiş zaman cümlesini tamamlayın: After the chemical spill, the company ____ the damage.
Cevabı göster
compensated residents for
in a world where state interests wield so much power. Deyimler
3:13insan haklarını verili kabul etmenin naiflik olduğunu söylerler.
a given: kesin kabul edilen bir şey
Bu cümlede a given, insanların kesin olduğuna inandığı ve sorgulama gereği duymadığı bir olgu ya da koşul anlamında sayılabilen bir isim öbeğidir. consider human rights a given yapısında human rights nesne, a given ise nesne tümlecidir; insan haklarının nasıl görüldüğünü belirtir. Konuşmacı bu varsayımı reddeder. Güçlü devlet çıkarları olaylara yön verebildiğinde, insan haklarının korunması kendiliğinden garanti kabul edilemez. Buradaki given, sağlanmış ya da birine verilmiş anlamına gelmez.
Alıştırma
Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: In emergency planning, reliable electricity cannot be treated as ____.
Cevabı göster
a given
state interests wield so much power: devlet çıkarları güçlü bir nüfuz kullanıyor
State interests, durum anlamındaki state sözcüğünü değil, bir ulus devletin izlediği öncelikleri ve hedefleri ifade eder. İfade, bu çıkarları kararları ve olayları şekillendirebilen etkin bir güç olarak sunar. Wield power, güce sahip olmak ve sonuçları etkilemek için bu gücü etkin biçimde kullanmak anlamına gelir. Wield başlangıçta bir silahı veya aleti kullanmayı anlatır; bu nedenle mecazi kullanımı, yalnızca have power demekten daha resmî ve güçlüdür.
Alıştırma
Hangi cümle, platformların piyasa üzerinde büyük bir nüfuza sahip olduğunu ve bunu etkin biçimde kullandığını belirtir?
- A few large platforms wield enormous power over the market.
- A few large platforms rely on the market for most of their revenue.
- A few large platforms compete for a larger share of the market.
Cevabı göster
A few large platforms wield enormous power over the market.
Critics also question the universality of human rights Kelime
3:17Eleştirmenler ayrıca insan haklarının evrenselliğini sorgulamakta
question the universality of human rights: fiil olarak question
Burada question, bir şeyin doğru, geçerli veya haklı olup olmadığından şüphe etmek ya da buna karşı çıkmak anlamında kullanılan geçişli bir fiildir. Eleştirmenler bilgi istemiyor; insan haklarının evrensel olduğu iddiasını sorguluyor. Resmî tartışmalarda question fiilinin ardından sorgulanan düşünce doğrudan nesne olarak gelebilir: question an assumption, question the evidence veya question the universality of a principle.
Alıştırma
Hangi cümlede question, bir iddiayı sorgulamak veya ondan şüphe etmek anlamında kullanılmıştır?
- The committee questions the accuracy of the report.
- The committee asks a question about the report.
- The committee answers a question about the report.
Cevabı göster
The committee questions the accuracy of the report.
has been heavily guided by a small number of mostly Western nations, Dilbilgisi
3:23ağırlıklı olarak küçük bir grup, çoğunlukla Batılı ulus tarafından yönlendirildiğini,
has been heavily guided by: present perfect edilgen yapı
has been heavily guided by, present perfect edilgen yapıdır: has been + geçmiş zaman ortacı; ardından by + eylemi yapan veya etkinin kaynağı gelir. Özne olan their development yönlendirmeyi alan taraftır; a small number of mostly Western nations ise by sonrasında kaynağı belirtir. Bu cümlede present perfect, etkiyi geçmişten bugüne uzanan bir sürecin parçası olarak ya da günümüzde sonucu bulunan bir durum olarak sunar. Buradaki heavily, fiziksel olarak ağır bir biçimde değil, büyük ölçüde anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi guide fiilinin present perfect edilgen biçimi ve derece zarfı heavily ile tamamlayın: Since the project began, its design ____ feedback from users.
Cevabı göster
has been heavily guided by
to the detriment of inclusiveness. Kalıp ifadeler
3:27bunun da kapsayıcılığa zarar verdiğini vurgulamaktadırlar.
to the detriment of inclusiveness: kapsayıcılığın zararına
to the detriment of + isim, önceki eylem veya durumun of sözcüğünden sonra belirtilen şeye zarar verdiğini anlatır. Bu zararı olumsuz bir sonuç olarak sunar ve çoğu zaman bir şeyi elde etmenin ya da öne çıkarmanın başka bir şeye mal olduğunu ifade eder. Burada zarar gören nitelik inclusiveness, yani kapsayıcılıktır. Bu ifade önceki iddiaya bir değerlendirme ekler: küçük bir grubun yönlendirmesi, daha geniş katılımı ve kapsayıcılığı zorlaştırmıştır.
Alıştırma
Cümleyi “zarar vererek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The shortcut saved time ____ accuracy.
Cevabı göster
to the detriment of
A general bias in favor of civil political liberties over socio-political rights Anlatım akışı
3:31Sivil siyasi özgürlüklerin sosyo-siyasi haklara
and of individual over collective or group's rights.
3:36ve bireysel hakların kolektif veya grup haklarına tercih edilmesine yönelik genel bir önyargı.
Sonucu bildiren bir işaret olarak The result?
The result?, savı düzenleyen kısa bir retorik sorudur. Az önce açıklanan neden veya soruna geri döner, bir duraklama yaratır ve sonucun birazdan geleceğini bildirir. Konuşmacı dinleyicilerin cevap vermesini beklemez. Ardından gelen A general bias... isim öbeği cevabı verir; böylece soru-cevap düzeni sonucu daha güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
Bu bölümde The result? ne işe yarıyor?
- Önceki noktanın sonucunun birazdan verileceğini bildirir.
- Dinleyicilerden sayısal bir hesaplama yapmalarını ister.
- Önceki noktayla ilgisiz yeni bir konu açar.
Cevabı göster
Önceki noktanın sonucunun birazdan verileceğini bildirir.
bias in favor of A over B ... of A over B: yanlılığı anlatan paralel karşılaştırmalar
bias in favor of A over B isim öbeği, A'ya B'den daha fazla ağırlık veya öncelik verildiğini anlatır. Buradaki over, fiziksel bir konumu değil, öncelik bakımından karşılaştırmayı gösterir. Tek bir ortak kalıp iki paralel karşılaştırmayı düzenler: civil political liberties ile socio-political rights ve individual rights ile collective or group rights. İkinci karşılaştırmada individual sözcüğünden sonra rights sözcüğü örtük olarak anlaşılır; tekrarlanan of ise aynı bias in favor of kalıbı altında yeni bir karşılaştırma çifti başlatır.
Alıştırma
Cümleyi bias in favor of A over B hedef kalıbıyla tamamlayın: The report identifies a ____ established companies ____ new entrants.
Cevabı göster
bias in favor of · over
Others defend universal human rights laws
3:40Diğerleri evrensel insan hakları yasalarını savunuyor
and point at the positive role they have on setting international standards Kalıp ifadeler
3:43ve bunların uluslararası standartların belirlenmesindeki olumlu rolüne
and helping activists in their campaigns. Kalıp ifadeler
3:47ve aktivistlere kampanyalarında yardımcı olmalarına dikkat çekiyorlar.
setting international standards: ortak uluslararası gereklilikler belirlemek
set standards ifadesinde set, kurallar ve ölçütler belirlemek veya tanımlamak anlamına gelir. Bu nedenle setting international standards, ülkelere veya kuruluşlara yol gösterebilecek ortak standartlar oluşturmak demektir; standartları fiziksel olarak bir yere yerleştirmek anlamına gelmez. Setting, faaliyetin adını belirtmek için kullanılan -ing biçimidir. Bu eşdizim, bir yasanın, anlaşmanın veya kuruluşun ortak gereklilikler oluşturmaya nasıl katkıda bulunduğunu açıklarken yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi ülkeler arasında kullanılan standartları belirlemek anlamındaki hedef eşdizimle tamamlayın: The panel plays a key role in ____ for online privacy.
Cevabı göster
setting international standards
helping activists in their campaigns: aktivistlere kampanyalarında yardım etmek
helping activists in their campaigns, aktivistler toplumsal veya siyasi değişim için örgütlü çalışmalar yürütürken onlara destek vermek anlamına gelir. Burada campaigns, sürdürülen bu çalışmaları ifade eder; mutlaka reklam anlamına gelmez. Helping fiilinin doğrudan nesnesi activists sözcüğüdür. in their campaigns edat öbeği, yardımın hangi faaliyet veya bağlam içinde verildiğini belirtir. Bu yapı, bir kuruluşun, aracın veya politikanın daha geniş bir çalışma içindeki insanlara nasıl yardımcı olduğunu anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir hukuki yardım fonunun örgütlü çalışmalar yürüten aktivistleri desteklediği anlamına gelir?
- The legal fund points at activists during a meeting.
- The legal fund helps activists in their campaigns.
- The legal fund asks activists to advertise its services.
Cevabı göster
The legal fund helps activists in their campaigns.
They also point out that not all international human rights instruments are powerless. Notlar
3:50Ayrıca, tüm uluslararası insan hakları araçlarının güçsüz olmadığını belirtiyorlar.
point out that + yan cümle: tam bir gerçeği belirtmek
point out that, konuşanın başkalarının dikkatini çekmek istediği bir gerçek, sorun veya sav içeren tam bir yan cümleyi başlatır. “Bir şeyi ifade etmek veya ona dikkat çekmek” anlamına gelir; parmakla fiziksel olarak göstermek anlamına gelmez. Burada also bunun ek bir nokta olduğunu gösterir ve that ile başlayan yan cümle vurgulanan içeriği verir: Tüm uluslararası insan hakları belgeleri etkisiz değildir. Bu yapı kanıt, sınırlayıcı bir açıklama veya karşı sav eklerken yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede tam bir gerçeği başlatmak için point out that kullanılmıştır?
- The researchers point out that the sample was small.
- The researchers point at the sample chart on the wall.
- The researchers point to the small sample as a limitation.
Cevabı göster
The researchers point out that the sample was small.
international human rights instruments are: instruments sözcüğünün hukuki anlamı
Burada international human rights instruments, antlaşmalar, sözleşmeler, protokoller ve bildirgeler gibi insan haklarıyla ilgili resmî uluslararası metinleri ifade eder. Hukuk İngilizcesinde instrument, bir müzik aleti değil, resmî bir belge anlamına gelir. Çoğul fiil are, international human rights instruments isim öbeğinin tamamını powerless sıfatına bağlar. Aktarılabilir temel nokta, uluslararası hukuk bağlamlarında instrument sözcüğünü resmî bir hukuk veya politika metni olarak okumaktır.
Alıştırma
Hangi cümlede instruments, örnektekiyle aynı hukuki anlamda kullanılmıştır?
- The orchestra packed its instruments after the concert.
- The laboratory bought instruments for measuring air quality.
- The new human rights instruments include a convention and two protocols.
Cevabı göster
The new human rights instruments include a convention and two protocols.
where the 47 member countries and their citizens can bring cases. Kelime
3:5947 üye ülke ve vatandaşları burada dava açabilir.
establishes a court: adli bir kurumu resmen oluşturmak
Establishes a court, bir mahkemeyi yasa, antlaşma veya resmî karar yoluyla adli bir kurum olarak resmen oluşturmak anlamına gelir. Establish, inşaat işini değil, hukuki temeli ve tanınmış kurumsal statüyü vurgular. Burada the European Convention on Human Rights dil bilgisel öznedir: Bir hukuk belgesi, mahkemeyi var eden kuralları ve hukuki temeli sağlayarak establish a court eylemini gerçekleştirebilir.
Alıştırma
Cümleyi, adli bir kurumu resmen oluşturmak anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The treaty ____ to hear cross-border disputes.
Cevabı göster
establishes a court
can bring cases: hukuki süreç başlatmak
Hukuk İngilizcesinde bring a case, hukuki bir süreç başlatmak veya bir uyuşmazlığı karara bağlanması için mahkemeye sunmak anlamına gelir. Buradaki can bring cases, üye ülkelerin ve vatandaşlarının bu mahkemeye başvurabildiğini veya başvurma hakkına sahip olduğunu gösterir. Bring burada bir şeyi fiziksel olarak taşımayı anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilecek kalıplar, bir kişi veya kuruluşa karşı dava açmak için bring a case against a person or organization ve bir davayı mahkemeye sunmak için bring a case before a court ifadeleridir.
Alıştırma
Bir şirkete karşı hukuki süreç başlatma anlamındaki hukuk kalıbını hangi cümle doğal biçimde kullanıyor?
- Residents can carry a case against the company.
- A lawyer can take the case after reviewing the evidence.
- Residents can bring a case against the company.
Cevabı göster
Residents can bring a case against the company.
that each member state must comply with. Kelime
4:05her üye devletin uyması gereken bağlayıcı kararlar verir.
court issues binding decisions: uyulması zorunlu resmî kararlar
Resmî hukuk İngilizcesinde a court issues a decision, mahkemenin bir kararı resmen vermesi veya yayımlaması anlamına gelir. Buradaki issues bir fiildir; sorunlar anlamına gelmez. Binding, kararın hukuki gücü olduğunu ve ilgili üyelerin karara uymak zorunda bulunduğunu gösterir. Ardından gelen must comply with sözleri, bu kararların tavsiye değil yükümlülük olduğunu doğrular.
Alıştırma
Yargı merciinin, tarafların uymak zorunda olduğu bir kararı resmen verdiğini hangi cümle anlatıyor?
- The tribunal issued a binding decision.
- The tribunal offered a nonbinding recommendation.
- The tribunal bound the printed decision into a book.
Cevabı göster
The tribunal issued a binding decision.
must comply with: kurallara uyma yönündeki resmî zorunluluk
Comply with, bir kurala, yasaya, emre, standarda veya karara uygun hareket etmek anlamına gelir. Must comply with bunun bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu gösterir. Burada that, anlamca with'ten sonra gelen nesnedir: each member state must comply with that. İngilizce bir ilgi cümleciğinde that başa alınabilir ve kalıplaşmış edat with sonda bırakılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki hedef eşdizimle tamamlayın: Every laboratory must ____ the safety regulations.
Cevabı göster
comply with
Human rights law is constantly evolving,
4:08İnsan hakları hukuku sürekli olarak evrim geçirmektedir,
as are our views and definitions of what the basic human rights should be. Dilbilgisi
4:11tıpkı temel insan haklarının ne olması gerektiğine dair görüş ve tanımlarımız gibi.
as are our views and definitions: as ile paralel devrik yapı
As are our views and definitions yapısındaki as, “aynı durum ... için de geçerli” anlamına gelir; “... iken” veya “... olduğu zaman” anlamında değildir. Önceki düşünceyi devam ettirir: insan hakları hukuku sürekli gelişmektedir ve görüşlerimiz ile tanımlarımız da sürekli gelişmektedir. Kalıp as + yardımcı fiil veya be + yeni özne şeklindedir. Burada be, çoğul özne our views and definitions ile uyum sağladığı için biçim as are our views and definitions olur. Bu, soru değil, bildirme cümlesindeki paralel bir devrik yapıdır.
Alıştırma
Hangi cümle hem piyasanın hem de tüketici alışkanlıklarının hızla değiştiğini söylüyor?
- The market is changing quickly because consumer habits are stable.
- The market is changing quickly, as are consumer habits.
- The market is changing quickly, but consumer habits are not changing.
Cevabı göster
The market is changing quickly, as are consumer habits.
how basic or important is the right to democracy or to development? Kültür
4:16demokrasi hakkı veya kalkınma hakkı ne kadar temel veya önemlidir?
the right to democracy or to development: demokrasi veya kalkınma hakkı
Bu insan hakları sorusunda the right to democracy, demokratik yönetime katılma hakkı iddiasını; the right to development ise toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmaya katılma ve bundan yararlanma hakkı iddiasını ifade eder. Konuşmacı, önerilen veya tartışılan bu hakların ne kadar temel ya da önemli olduğunu soruyor; bütün hukuk sistemlerinin bunları aynı biçimde tanıdığını söylemiyor. right to + isim yapısında to bir edattır ve isim, insanların neye hakkı olduğunun ileri sürüldüğünü belirtir. Burada democracy ve development soyut toplumsal hedeflerdir; development, yazılım geliştirme anlamına gelmez.
Alıştırma
İnsan hakları terimini tamamlayın: In policy debates, the claimed entitlement to participate in and benefit from social and economic progress is called the ____.
Cevabı göster
right to development
And as our lives are increasingly digital, Dilbilgisi
4:21Ve hayatlarımız giderek daha fazla dijitalleşirken,
should there be a right to access the internet? Dilbilgisi
4:23internete erişim hakkı olmalı mıdır?
And as our lives are increasingly digital: hayatlarımız giderek dijitalleşirken
Burada as, değişmekte olan bir arka planı tanıtır: günlük yaşam dijital teknolojiye giderek daha bağımlı hâle gelmektedir. Bu eğilim, ardından gelen internete erişim hakkı sorusuna gerekçe sağlar. Bu bağlamda as hem zaman hem de neden anlamı taşır; bir karşılaştırma yapmaz. Increasingly + sıfat, bir özelliğin giderek güçlendiğini veya yaygınlaştığını anlatır. Bu nedenle increasingly digital, giderek daha dijital demektir. Cümle başındaki And, yeni soruyu önceki tartışmaya bağlar; as sözcüğünün anlamını değiştirmez.
Alıştırma
Hangi cümlede as, ana fikri destekleyen değişmekte olan bir arka planı tanıtmak için kullanılmıştır?
- As more public services move online, reliable internet access becomes more important.
- Although more public services move online, reliable internet access becomes less important.
- More public services move online because reliable internet access becomes more important.
Cevabı göster
As more public services move online, reliable internet access becomes more important.
Should there be a right ...?: bir hakkın var olması gerekip gerekmediğini tartışmak
should + there + be + isim öbeği kalıbı, bir şeyin var olması, oluşturulması veya resmen tanınması gerekip gerekmediğini sorar. Bu, there should be yapısının soru biçimidir; yalnızca söz konusu şeyin şu anda var olup olmadığını sormaz. Burada tartışılan isim öbeği a right ifadesidir. to access the internet mastar öbeği bu hakkın içeriğini, yani internete bağlanabilmeyi ve interneti kullanabilmeyi açıklar.
Alıştırma
Politika sorusunu should there be kullanarak tamamlayın: As heat waves become more dangerous, ____ a right to free public cooling centers?
Cevabı göster
should there be
digital privacy: çevrim içi kişisel kontrol ve sınırlar
Digital privacy, verilerinizi, iletişiminizi ve çevrim içi etkinliklerinizi kimin toplayabileceği, görebileceği, kullanabileceği veya paylaşabileceği konusunda makul kişisel sınırlara ve kontrole sahip olmak demektir. Cihaz, uygulama ve internet hizmetleri kullanılırken geçerlidir; her şeyi saklamak anlamına gelmez. digital privacy isim öbeğinde digital, privacy sözcüğünü niteler. A right to digital privacy? parçası önceki politika sorusunu devam ettirir ve Should there be a right to digital privacy? şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
Bir fitness uygulaması, kullanıcıların konumlarının reklamverenlerle paylaşılıp paylaşılmayacağını seçmelerine izin veriyor. Bu durum en doğrudan hangi konuyla ilgilidir?
- secrecy
- digital privacy
- data security
Cevabı göster
digital privacy
What do you think? ile görüş istemek
What do you think?, konuşulan konu zaten belliyken dinleyiciden doğrudan görüş veya değerlendirme ister. Bir dizi açık uçlu sorudan sonra sözü dinleyiciye verir ve etkileşimli bir kapanış oluşturur. Söylenmeyen konu, “bu mesele” ya da “az önce konuşulanlar”dır. Genellikle “Görüşün ne?” demektir; “Şu anda zihninden ne geçiyor?” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sınıf arkadaşınız size az önce iki poster tasarımı gösterdi. Hangi soru bu tasarımlar hakkında doğrudan görüş ister?
- What are you thinking about?
- What do you think?
- What do you remember?
Cevabı göster
What do you think?