Gelmiş Geçmiş En KÖTÜ 6 Kötü Adam!: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Michael ile Newt, çizgi romanlardaki altı saçma karakteri sıralayıp kökenleri, güçleri ve kültürel göndermeleriyle şakalaşıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “First things first,” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: acil konuyu ana başlıktan önce ele alıp açıklamayı doğal sıralayın. 2. “had his arms ripped off” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: have + nesne + geçmiş zaman ortacının, ayarlanan değil maruz kalınan kötü bir olayı da anlatabildiğini ayırt edin. 3. “Any port in a storm,” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: zor durumda kusurlu bir seçeneğin kabul edilebileceğini ve şakacı ya da boyun eğmiş tonu anlayın; liman ile fırtınayı sözcüğü sözcüğüne çevirmeyin.
Bu derste
Vsauce, Michael here today with a special video.
0:00Vsauce, ben Michael. Bugün özel bir videoyla karşınızdayım.
It's a Skype conversation I had with Newt from Underbelly
0:03Bu, Underbelly'den Newt'le Skype üzerinden yaptığım bir sohbet;
where he teaches me about six actual villains from real comic books
0:06bu sohbette bana gerçek çizgi romanlarda yer alan altı gerçek kötü karakteri anlatıyor,
He's joined by a bunch of ladies from Underbelly and as you will see immediately from Storytime,
0:12Yanında Underbelly'den bir grup kadın da var ve Storytime'da hemen göreceğiniz üzere,
he's quite the ladies man. First things first, Notlar
0:18kadınların gözdesi bir adam. Her şeyden önce,
Quite the ladies' man: vurgu yapan quite the + isim
Burada quite the + tekil isim, birini o türün belirgin bir örneği olarak gösterir. Hayranlık, şaşkınlık veya şakacı bir alay içerebilen güçlü bir vurgu katar; betimlemenin gücünü azaltmaz. A ladies' man, kadınların ilgisini çekmesi veya kadınlara kur yapmasıyla tanınan bir erkektir. Bu nedenle konuşmacı, onun kadınlar arasında çok başarılı olduğunu şakacı bir biçimde söylüyor. Standart yazımda ifade, ladies sözcüğünden sonra kesme işaretiyle ladies' man şeklinde yazılır.
Alıştırma
quite the + isim kalıbını ve charmer sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: After making everyone smile at the party, Leo proved he was ____.
Cevabı göster
quite the charmer
First things first: önceliği belirlemek
First things first, en önemli veya en acil konunun her şeyden önce ele alınması gerektiğini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. “İlk şeyler”den kelimesi kelimesine söz etmek yerine öncelikleri düzenler. Genellikle cümlenin başında ve ardından virgül gelecek şekilde kullanılır; gerekli ilk adımı duyurur veya dikkati yeniden bu adıma yöneltir.
Alıştırma
“Her şeyden önce” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi kullanın: ____, let's decide how much we can spend on the trip.
Cevabı göster
First things first
you should know that I'm kind of busy right now playing the May update for Angry Birds Rio
0:21şu anda Angry Birds Rio'nun mayıs güncellemesini oynamakla biraz meşgul olduğumu
So, we're already off to a really good start. Kalıp ifadeler
0:30Yani daha şimdiden harika bir başlangıç yaptık.
be off to a really good start: çok iyi bir başlangıç yapmak
be off to a/an + sıfat + start yapısında off to, bir şeyin başladığını ve sıfatın belirttiği biçimde ilerlediğini anlatır. Buradaki we're off to a really good start normalde durumun çok başarılı biçimde başladığı anlamına gelir. Bu kullanımda off, “kapalı” ya da “uzakta” demek değildir. Bu sahnede önceki durumun hiç umut verici olmaması nedeniyle olumlu ifade alaycıdır. Aynı yapı bir günün, projenin, yarışmanın, konuşmanın veya ilişkinin başlangıç aşamasını samimi ya da alaycı biçimde değerlendirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen ve “iyi başlamış olmak” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We won our first two matches, so we're ____.
Cevabı göster
off to a good start
Prince Hobopopo says in the flesh. If you're going to read me the bad guys, Notlar
0:36der Prens Hobopopo. “Kanlı canlı.” Bana kötü adamlar listesini okuyacaksan,
in the flesh: kanlı canlı, bizzat orada
In the flesh, birinin fotoğrafta, kayıtta ya da ekranda görülmesi yerine fiziksel olarak bizzat orada bulunması anlamına gelen bir deyimdir. Flesh burada gerçek anlamıyla et ya da bedeni oluşturan madde demek değildir. Bu ifade burada Prens Hobopopo'nun ortaya çıkışını görkemli ve dramatik bir duyuruya dönüştürür: kişinin ya da karakterin kendisi ortaya çıkmıştır. Daha önce yalnızca medya veya ünü aracılığıyla tanınan biriyle yüz yüze gelindiğinde bu ifade çoğunlukla heyecan, şaşkınlık ya da vurgu katar.
Alıştırma
Örnekte in the flesh ne anlama geliyor?
- Prens et içeren bir yemekten söz etmektedir.
- Prensin kendisi fiziksel olarak oradadır; yalnızca bir görüntüde ya da ekranda görünmemektedir.
- Prens etten yapılmış bir bedenin içine girmiştir.
Cevabı göster
Prensin kendisi fiziksel olarak oradadır; yalnızca bir görüntüde ya da ekranda görünmemektedir.
If you're going to ... you got to ... ile planı gerekliliğe bağlamak
Bu cümlede If you're going to read ... dinleyicinin yapmayı düşündüğü eylemi koşul olarak kurar. Ardından You got to read ... bu eylemin nasıl yapılması gerektiğinde ısrar eder: okuma yapılacaksa korkutucu bir sesle yapılmalıdır. Aktarılabilir kalıp If you're going to do X, you've got to do Y şeklindedir. Burada going to niyet bildirirken (have) got to sahiplik değil, gereklilik bildirir.
Alıştırma
Koşulu (have) got to ifadesinin standart ve özenli biçimiyle tamamlayın: If you're going to enter the lab, ____ wear safety glasses.
Cevabı göster
you've got to
You know I only want you on the show if you do what I tell you.
0:42Sana söylediklerimi yapmazsan seni programa çıkarmayacağımı biliyorsun.
who's a Batman villain, who's just some dork with a kite strapped to his back,
0:51kendisi Batman'in düşmanı ve sırtına uçurtma bağlamış bir ezikten ibaret.
but I decided instead to go with a colorblind villain Öbek fiiller
0:55Ama onun yerine renk körü bir kötü karakter seçmeye karar verdim,
Bir seçeneği seçmek anlamında go with
Burada go with, mevcut seçenekler arasından bir adayı seçmek anlamına gelir. decided instead sözleri, konuşanın başka bir olasılığı değerlendirdikten sonra seçimini değiştirdiğini gösterir. Aktarılabilir decide to go with + option kalıbında with, seçilen seçeneği tanıtır. Bu, go with ifadesinin birine eşlik etme anlamı veya uyumlu kıyafet, renk ve tasarımlarla kullanılan yakışma anlamı değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede go with bir seçeneği seçmek anlamında kullanılmıştır?
- After comparing the plans, we decided to go with the cheaper one.
- I'll go with Maya to the station.
- That blue tie goes with your gray shirt.
Cevabı göster
After comparing the plans, we decided to go with the cheaper one.
because colorblindness is nothing to joke about in America. Kalıp ifadeler
1:00çünkü Amerika'da renk körlüğü şakaya gelmez.
nothing to joke about: şakaya gelmeyecek kadar ciddi
Bu cümlede nothing to joke about, “komik ya da önemsiz bir şeymiş gibi davranılamayacak kadar ciddi” anlamına gelir. Nothing değerlendirmeyi güçlendirir: bu konu şaka yapmaya uygun değildir. Bu ifade genellikle be fiilinden sonra gelir: something is nothing to joke about. Burada çok ciddi anlatım bilerek abartılmıştır; böylece komik ve ironik bir hava da yaratır.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “hafife alınamayacak kadar ciddi” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A loose gas pipe is ____.
Cevabı göster
nothing to joke about
sucks: doğrudan ve gündelik olumsuz eleştiri
Buradaki sucks, “çok kötü, hayal kırıklığı yaratan veya beceriksiz” anlamına gelen gündelik bir argo sözdür. This guy sucks kişi hakkında doğrudan ve olumsuz bir yargıdır; sözcüğün gerçek anlamındaki emme eylemini anlatmaz. is bad ile karşılaştırıldığında sucks daha güçlü ve küçümseyici gelir. Konuşan, fiziksel bir hareketi değil, karakterin tasarımını ve yeteneğini olumsuz değerlendirir.
Alıştırma
Hangi cümle sucks ifadesini yakın bir arkadaşa yöneltilen doğrudan ve gündelik bir şikâyette en uygun şekilde kullanır?
- The vacuum sucks dust from the carpet.
- Professor, your lecture sucks.
- This new game sucks.
Cevabı göster
This new game sucks.
and then he creates structures for him to emote from that are colorful,
1:12sonra da duygularını dışa vurabileceği rengârenk yapılar oluşturuyor.
but I mean really this guy is just fabulous cuz everything's rainbow colored. Anlatım akışı
1:17Ama doğrusu, her şey gökkuşağı renginde olduğu için bu adam tek kelimeyle muhteşem.
Sözlü vurgu kalıbı olarak I mean really
Bu cümlede I mean, mean sözcüğünü tanımlamaz veya bir hatayı düzeltmez. Konuşanın yorumunu yeniden gündeme getirir ve “Özellikle dikkat etmeni istediğim değerlendirme bu” sinyalini verir. really, this guy is just fabulous ifadesinden önce ek vurgu sağlar. I mean really birlikte daha güçlü ve bilinçli biçimde abartılmış bir yargıya geçişi düzenler; aynı kalıp başka bağlamlarda sonraki noktayı güçlendirebilir veya netleştirebilir.
Alıştırma
I mean really bu cümlede hangi işlevi görüyor?
- fabulous sözcüğünün sözlük anlamını verir.
- Konuşanın başka birinden alıntı yaptığını gösterir.
- Daha güçlü ve abartılı bir değerlendirme başlatır.
Cevabı göster
Daha güçlü ve abartılı bir değerlendirme başlatır.
Anyway, it's just one of those characters where it's like 4:00 in the morning
1:21Neyse, bu da sabahın dördünde ortaya atılan tipik karakterlerden biri;
and they're like, oh, we got to have the Flash fight somebody. Dilbilgisi
1:24birileri, “Eyvah, Flash'i biriyle dövüştürmemiz lazım,” demiş.
Gayriresmî bir alıntı çerçevesi olarak they're like
Burada they're like, grubun hayal edilen sözlerini ve tepkisini başlatır: oh, we got to have the Flash fight somebody. Anlatıyı grubun sesine geçirir, ancak bunların kayda geçmiş kesin sözler olduğunu iddia etmez. Be like ifadesinin ardından alıntılanan içeriğin gelmesi; sözleri, düşünceleri veya tepkileri canlandırmak için kullanılan yaygın ve gayriresmî bir hikâye anlatma kalıbıdır. Şimdiki zamandaki they're like, geçmişteki veya varsayımsal bir sahneyi anlık ve canlı hissettirebilir.
Alıştırma
Bu gayriresmî hikâyede they're like büyük olasılıkla neyi gösteriyor?
- Anlatıcı yaklaşık veya hayalî bir tepkiyi canlandırıyor.
- Grup daha sonra ortaya çıkan kişiden hoşlanıyor.
- Anlatıcı grubu başka bir grupla karşılaştırıyor.
Cevabı göster
Anlatıcı yaklaşık veya hayalî bir tepkiyi canlandırıyor.
Sonraki maddeye geçmek için “Next one on the list”
Bu cümlede “Next one on the list”, konuşmacının bir maddeyi bitirdiğini ve sonraki maddeye geçtiğini dinleyicilere bildirir. “One”, “item” sözcüğünün yerini tutar; “on the list” ise fiziksel olarak listenin üstünde olmak değil, sıralı listeye dâhil olmak anlamına gelir. Bu, sözlü bir yönlendirme ifadesidir: Dinleyicilerin “number five” ifadesini duymadan önce bile sıralamayı, gündemi veya diziyi takip etmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Örnekteki “Next one on the list” ifadesinin işlevini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Dinleyicilerden yeni bir liste oluşturmalarını ister.
- Bir nesnenin fiziksel olarak yazılı bir listenin üzerinde olduğunu söyler.
- Dinleyicileri listedeki bir sonraki maddeye geçirir.
Cevabı göster
Dinleyicileri listedeki bir sonraki maddeye geçirir.
Basically, this guy's story was he was a small German boy who had his arms ripped off in an industrial accident. Dilbilgisi
1:35Bu adamın hikâyesi şöyle: Küçük bir Alman çocukken bir iş kazasında kolları kopmuştu.
İstenmeyen bir deneyim olarak “had his arms ripped off”
Burada had + his arms + ripped off, have + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbını izler. Bu korkunç olayın onun başına geldiğini, yani kollarının zorla koparıldığını anlatır. O, eylemi seçen veya ayarlayan kişi değil, eylemden etkilenen kişidir. Aynı kalıp hem ayarlanmış bir eylemi hem de yaşanan bir olayı anlatabilir. Yorumu bağlam belirler. Buradaki endüstriyel kaza ve zararlı sonuç, istenmeyen deneyim anlamını açıkça gösterir.
Alıştırma
“Leo had his bike stolen outside the library,” cümlesindeki yapı büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Leo başka biri için bisiklet çaldı.
- Leo birine kendi bisikletini çaldırdı.
- Leo bisikletinin çalınmasını yaşadı.
Cevabı göster
Leo bisikletinin çalınmasını yaşadı.
He went around during Golden Age Marvel books
1:41Marvel'ın Altın Çağ çizgi romanlarında ortalıkta dolaşıp
using his sharp teeth and his prowess with his toes to destroy all machines. Kalıp ifadeler
1:43keskin dişleri ve ayak parmaklarını kullanmadaki ustalığıyla bütün makineleri yok ediyordu.
prowess with his toes: olağanüstü kullanma becerisi
prowess with his toes ifadesinde prowess, yalnızca fiziksel güç değil, olağanüstü beceri veya yetenek anlamına gelir. with edatı, ustalıkla kullanılan vücut bölümünü, yani his toes ifadesini tanıtır. Aktarılabilir prowess with + alet, araç veya vücut bölümü kalıbı, kişinin onu kullanmadaki etkileyici hâkimiyetini vurgular. Buradaki daha resmî prowess sözcüğü, becerinin özellikle dikkat çekici ve biraz dramatik görünmesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “bir şeyi kullanmada olağanüstü beceri” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The archer's ____ the bow impressed the judges.
Cevabı göster
prowess with
and this guy has the most eye-be-jarringly bad costume in comic book history,
1:55ve bu adam çizgi roman tarihinin en “göz-sarsıcı” kötü kostümüne sahip.
and I think I just made up the word eye-be-jarring. Öbek fiiller
2:00Sanırım “göz-sarsıcı” kelimesini demin ben uydurdum.
made up: bir sözcük uydurmak veya türetmek
Bu cümlede made up, make up fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve icat etti veya yarattı anlamına gelir. the word nesnesi, konuşanın yerleşik bir ifade kullanmak yerine o anda yeni bir ifade türettiğini gösterir. Bu anlam a word, name, story veya excuse gibi nesnelerle sık görülür. make up birbiriyle ilgisiz birkaç anlama sahip olduğu için amaçlanan anlamı nesne ve çevresindeki bağlam belirler.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “uydurdu” anlamına gelen geçmiş zamanlı öbek fiille tamamlayın: During the game, Sam ____ a funny name for the dragon.
Cevabı göster
made up
Crazy Quilt was a low-level robber who was blinded by a bullet,
2:02Crazy Quilt, bir kurşun yüzünden kör olan ufak çaplı bir soyguncuydu.
but in prison had an experimental surgery to restore his vision,
2:07Ancak hapishanedeyken görme yetisini geri kazanmak için deneysel bir ameliyat geçirdi;
but unfortunately the vision that he was left with was so disorienting that it drove him crazy. Notlar
2:11ne yazık ki yeniden görmeye başladığında gördükleri öylesine kafa karıştırıcıydı ki aklını kaçırdı.
Be left with: sonuç olarak bir şeyle kalmak
Bu cümlede was left with, “olanların sonucunda bir şeyi yaşamaya ya da onunla uğraşmaya devam etmek zorunda kaldı” demektir. Edilgen yapı, geriye kalan duruma odaklanır: sonunda yönünü şaşırtan bir görme deneyimiyle kaldı. be left with + isim, bir değişim, kayıp, karar veya başka bir süreçten sonra geriye kalanı anlatır. Sonuç çoğu zaman istenmeyendir, ama nötr veya olumlu da olabilir.
Alıştırma
“Sonuçta hâlâ sahip olmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After paying all my bills, I was ____ only twenty dollars.
Cevabı göster
left with
So disorienting that: sonuca yol açan derece
Burada so disorienting that, aşırı bir dereceyi onun yol açtığı sonuca bağlar. So, disorienting sıfatını niteler; that ile başlayan yan cümle, görme deneyimi bu derece kafa karıştırıcı olduğu için ne olduğunu belirtir. Sonuç cümlesindeki it, vision sözcüğüne gönderme yapar. Kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç cümlesi şeklindedir. Buradaki so, “o kadar” anlamındadır; “bu yüzden” anlamında değildir.
Alıştırma
Derece-sonuç kalıbını tamamlayın: The trail was ____ slippery ____ we had to turn back.
Cevabı göster
so · that
drove him crazy: birinin kontrolünü kaybetmesine yol açmak
drove him crazy ifadesinde drove, ettirgen drive + person + adjective kalıbındaki drive fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Yönünü şaşırtan görüş, onu crazy ile anlatılan duruma getirmiştir; bu hikâyede sıradan bir rahatsızlıktan değil, gerçekten aklını kaybetmekten söz edilir. Nesne, drive ile sonucu bildiren sıfatın arasına gelir: drive me crazy, drive her crazy, drove him crazy. Bu kalıbı tanımak, drive sözcüğünü araç sürmekle ilgili anlamda yanlış yorumlamayı önler.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The neighbor's alarm has been ringing for an hour. It's ____.
Cevabı göster
driving me crazy
We have several different we have home and away uniforms.
2:21Birkaç farklı çeşidimiz var; iç saha ve deplasman formalarımız bulunuyor.
who at the peak of the Red Scare would try to have people denounce their love for the Red, White, and Blue. Kültür
2:29Kızıl Korku'nun zirvesinde insanlara kırmızı, beyaz ve maviye duydukları sevgiyi inkâr ettirmeye çalışırdı.
the Red Scare ... the Red, White, and Blue: red sözcüğünün iki kültürel anlamı
The Red Scare, özellikle Soğuk Savaş'ın ilk dönemlerindeki yoğun komünizm karşıtı korku, suçlama ve zulüm dönemleri için kullanılan, büyük harfle yazılan bir ABD tarihi terimidir. Red geleneksel olarak komünizmle ilişkilendirilirdi. The Red, White, and Blue, ABD bayrağının renklerini ve bunun uzantısı olarak ABD'yi veya vatansever bağlılığı ifade eder. Bunun the Red Scare yanına yerleştirilmesi, red sözcüğünü farklı bir kültürel göndermeyle tekrarlar: Komünist kızıl korkusunun zirvesinde karakter, insanlara ABD'ye duydukları sevgiyi reddettirmeye çalışır. Bu çelişki kelime oyununu ve hicvi oluşturur.
Alıştırma
Cümlede the Red Scare ile the Red, White, and Blue arasında kurulmak istenen ilişki nedir?
- İlk ifade komünizm karşıtı paniği adlandırırken ikincisi bayrak renkleri aracılığıyla ABD'yi ve vatanseverliği çağrıştırır.
- İlk ifade ABD bayrağını çağrıştırırken ikincisi komünizmin adıdır.
- Her iki ifade de yalnızca gerçek renkleri belirtir ve tarihsel ya da ulusal anlam taşımaz.
Cevabı göster
İlk ifade komünizm karşıtı paniği adlandırırken ikincisi bayrak renkleri aracılığıyla ABD'yi ve vatanseverliği çağrıştırır.
And this worked with him using fear because he is essentially a giant egg with a mustache.
2:35Bunu korku salarak başarıyordu, çünkü kendisi özünde bıyıklı dev bir yumurta.
freaky deaky '70s ifadesindeki şakacı kafiye
Freaky deaky '70s ifadesindeki freaky deaky, şakacı bir tonla çok tuhaf, çılgın veya sıra dışı demektir. Deaky esas olarak freaky ile kafiyeli olsun diye uydurulmuştur; tek başına sabit bir anlamı yoktur. Bu ifade 1970'leri gösterişli ve tuhaf gösterir. Kafiye, komik ve bilerek abartılmış bir retro hava katar.
Alıştırma
Bir küratör resmî bir müze raporuna "This outfit has a freaky deaky style." yazıyor. Bu uygun bir seçim midir?
- Evet. Tarafsız ve kesin bir ifadedir.
- Hayır. Şakacı ve kafiyeli bir argo ifadedir.
Cevabı göster
Hayır. Şakacı ve kafiyeli bir argo ifadedir.
And this guy's clearly he's got the most glorious glitter-encrusted Afro I've ever seen on the printed page. Dilbilgisi
2:51Bu adam, basılı bir sayfada gördüğüm en görkemli, simlerle kaplı afro saça sahip.
the most glorious ... I've ever seen: kişisel deneyim içindeki en üstün sıralama
The most + adjective + noun + I've ever seen kalıbı, bir örneği konuşanın şu ana kadarki deneyimindeki benzer her şeyin üstüne yerleştirir. I've, I have ifadesinin kısaltmasıdır; present perfect yapısındaki ever seen ise bu kişisel deneyim süresini belirler. Burada glorious, sim kaplı Afro saçını coşkulu biçimde över. İfade samimi bir övgü de olabilir, mizah amacıyla abartılmış da olabilir; ancak nesnel bir dünya rekoru iddiası değildir.
Alıştırma
Kişisel üstünlük kalıbını beautiful ile tam olarak tamamlayın: This is ____ sunset ____.
Cevabı göster
the most beautiful · I've ever seen
Armed with Hypno goggles and... Oh, one second.
2:58Hipnoz gözlükleriyle donanmış ve... Ah, bir saniye.
Any port in a storm: kusurlu bir seçeneği kabul etmek
Any port in a storm, ciddi bir sıkıntı içindeyken ilk tercihiniz olmasa bile mevcut herhangi bir yardımı, sığınağı veya çözümü kabul edebileceğiniz anlamına gelen bir atasözüdür. Buradaki any, baskı altında standartların düşürüldüğünü belirtir. Konuşmacı, kendisine sunulan içeceği ideal olmayan ama memnuniyetle karşılanan bir rahatlama yolu gibi göstererek şaka yapar; bu yüzden söz gerçek anlamlı değil, pratik ve hafifçe kendisiyle alay eden bir tondadır.
Alıştırma
İhtiyacı olan bir içeceği kabul ettikten sonra konuşmacı Any port in a storm ile ne demek istiyor?
- Gerçek korumayı yalnızca tanıdık yerler sağlayabilir.
- En güvenli tepki, bütün tehlikeler geçene kadar beklemektir.
- İhtiyaç içindeyken kusurlu bir yardım kaynağı kabul edilebilir.
Cevabı göster
İhtiyaç içindeyken kusurlu bir yardım kaynağı kabul edilebilir.
I have them bring me drinks every now and again when I get parched. Kalıp ifadeler
3:11Boğazım kuruduğunda arada bir onlara içecek getirtiyorum.
every now and again: düzensiz aralıklarla gerçekleşen olaylar
Every now and again, ara sıra veya zaman zaman anlamına gelen bir sıklık ifadesidir. Bir şeyin seyrek ve düzensiz aralıklarla gerçekleştiğini anlatır; sabit bir programa göre olduğunu belirtmez. Cümlede have them bring me drinks bölümünü niteler ve bu eylemi ara sıra yapılan bir alışkanlık olarak sunar. İfade tek bir bütün olarak işler; every, now denilen her anın tekrarlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi every ile başlayan ve düzensiz aralıklarla ara sıra anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I work from the library ____, but most days I stay home.
Cevabı göster
every now and again
Armed with his Hypno goggles and power boots, Dilbilgisi
3:13Hipnoz gözlükleri ve güç botlarıyla donanmış olan bu adam,
he put the audience in a trance and was able to rob them. Kalıp ifadeler
3:18seyircileri transa sokup onları soyabiliyordu.
Cümle başında ortaç öbeği olarak Armed with ...
Armed with his Hypno goggles and power boots, ana cümleden önce kullanılan geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Burada armed with, mutlaka silah taşımak değil, “bir şeyle donatılmış olmak” anlamına gelir. Öbeğin örtük öznesi ana cümledeki he sözcüğüdür. Önce karakterin donanımı sunulur, ardından ana cümlede ne yaptığı anlatılır. Bu yapı, He had veya He carried ifadelerini tekrarlamaktan daha özlüdür.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeyle donatılmış” anlamındaki iki sözcüklü başlangıç ifadesiyle tamamlayın. ____ a flashlight and a map, the hikers entered the cave.
Cevabı göster
Armed with
put someone in a trance: birini transa sokmak
Put the audience in a trance, “seyircilerin transa girmesine neden olmak” anlamını vermek için put + nesne + in + durum yapısını kullanır. In a trance, seyircilerin sonuçta bulunduğu durumu anlatır; bu nedenle put burada birini fiziksel olarak bir yere koymak yerine ettirgen anlam taşır. Daha genel olan put + nesne + in + durum kalıbı put someone in danger veya put someone in a good mood gibi birleşimlerde de görülür, ancak durum ifadesinin İngilizcede yerleşik ve doğal olması gerekir.
Alıştırma
Cümleyi put someone in a trance ifadesinin doğru parçalarıyla tamamlayın. During yesterday's show, the hypnotist's steady voice ____ the volunteers ____ a trance.
Cevabı göster
put · in
and he wants to restore San Francisco to the glory days of like the 1900s. Deyimler
3:32ve San Francisco'yu 1900'lerin görkemli günlerine döndürmek istiyor.
the glory days: idealize edilmiş geçmiş bir zirve
“The glory days”, özellikle başarılı, refah içinde veya heyecan verici olarak hatırlanan geçmiş bir dönemi anlatır. Bu cümlede San Francisco’nun eski hâli, karakterin geri getirmek istediği ideal durum olarak sunulur. Bu ifade tarafsız bir tarihsel gerçeği değil, bir değerlendirmeyi yansıtır. Çoğu zaman geçmişi olduğundan güzel gösterir ve o dönemin herkes için daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede the glory days neyi ifade ediyor? “Fans still talk about the team’s glory days.”
- Mevcut sezondan önceki herhangi bir dönem.
- Takımın en başarılı dönemi olarak hatırlanan geçmiş bir zaman.
- Takımın gelişebileceği gelecekteki bir dönem.
Cevabı göster
Takımın en başarılı dönemi olarak hatırlanan geçmiş bir zaman.
And he goes toe-to-dandy-toe with any superhero who tries to stop him. Deyimler
3:41Onu durdurmaya çalışan her süper kahramanla “züppe züppeye” kapışıyor.
goes toe-to-dandy-toe with: go toe-to-toe with deyiminin komik bir değişikliği
“Goes toe-to-dandy-toe with”, standart “go toe-to-toe with” deyiminin komik bir şekilde değiştirilmiş hâlidir. Standart deyim, çoğu zaman iki taraf da geri adım atmadan biriyle doğrudan yüzleşmek veya yarışmak anlamına gelir. Karakterin eski moda ve özenli giyinen görüntüsüne uyması için araya “dandy” eklenmiştir. Yüzleşme anlamı korunur, ancak değiştirilen ifade karaktere özgü bir şaka ekler; toe-to-dandy-toe standart bir deyim değildir.
Alıştırma
Toe sözcüğüne dayanan, kısa çizgili ve ‘doğrudan yüzleşmek’ anlamına gelen standart deyimi yazın: The two boxers were evenly matched and ready to go ____ in the final round.
Cevabı göster
toe-to-toe
And he has a horn that's honking fury will kill anyone under the age of 65 years old.
3:46Bir de öyle öfkeli öten bir kornası var ki 65 yaşın altındaki herkesi öldürüyor.
And that's how he can restore San Francisco to the glory days.
3:52San Francisco'yu görkemli günlerine işte böyle döndürebiliyor.
So, that was our top six worst, my top six worst supervillains in comic book history.
3:56İşte bunlar bizim en kötü altılı listemizdi; daha doğrusu, çizgi roman tarihindeki en kötü altı süper kötü karakter listemdi.
And this is kicking off this month is superhero month.
4:01Böylece bu ayı, yani süper kahraman ayını başlatıyoruz.
We're going to give you a top 10 worst superhero list.
4:05Size en kötü 10 süper kahraman listesini sunacağız.
Kevin from Underbelly is going to give us a little piece called Saving Superman, Kelime
4:10Underbelly'den Kevin, Saving Superman adlı kısa bir parça sunacak,
a little piece called Saving Superman: Saving Superman adlı kısa bir eser
Bu medya tanıtımında piece, fiziksel bir parça değil, kısa bir yaratıcı çalışma veya performans eseri anlamına gelir. Little, tanıtıma alçakgönüllü ve gündelik bir hava katar; kesin bir uzunluk belirtmez. Called Saving Superman eserin adını verir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp a piece called + başlık şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle kısa bir performans eserinin başlığını doğal biçimde tanıtır?
- We will perform a short piece from River Lights.
- We will perform a short piece about River Lights.
- We will perform a short piece called River Lights.
Cevabı göster
We will perform a short piece called River Lights.
and then we're going to introduce a new Underbelly character,
4:14ardından da yeni bir Underbelly karakterini tanıtacağız.
There's going to be some fantastic stuff going on this weekend just in time for Captain America and the Green Lantern, Kalıp ifadeler
4:19Bu hafta sonu, Captain America ve Green Lantern'a tam zamanında yetişecek harika şeyler olacak;
just in time for: tam zamanında yetişerek
Just in time for, bir şeyin başka bir etkinlik veya ihtiyaçtan hemen önce, tam işe yarayacak zamanda gerçekleşmesi ya da hazır olması demektir. Just, zamanlamanın çok yakın olduğunu ve genellikle pek az süre kaldığını vurgular. Kalıp just in time for + isim veya isim öbeği şeklindedir. Amaç değil, zamanlama belirtir. Burada for, hafta sonu etkinliğinin denk geldiği yaklaşan film gösterim dönemini tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi ‘bir etkinlikten önce tam işe yarayacak zamanda’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The battery arrived ____ our trip—we were leaving in ten minutes.
Cevabı göster
just in time for
all the big comic book movies coming out this summer. Öbek fiiller
4:24yani bu yaz gösterime girecek bütün büyük çizgi roman filmlerinin tam vaktinde.
Film gösterimi için coming out
Bu cümlede coming out, bir yerden fiziksel olarak dışarı çıkmak değil, “yayımlanmak, vizyona girmek veya halka sunulmak” anlamındadır. İfade, filmlerin yazın gösterime gireceğini belirtir. Coming out this summer, movies sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve that are coming out this summer anlamına gelir. Yayımı şirket gerçekleştirse de İngilizcede The movie is coming out örneğindeki gibi eser veya ürün genellikle özne yapılır.
Alıştırma
Cümleyi “yayımlanmak veya vizyona girmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The new science-fiction movie is ____ next Friday.
Cevabı göster
coming out
go over to underbellyshow on YouTube and be sure you're subscribed
4:32YouTube'da underbellyshow'a gidin ve mutlaka abone olun;
for their unique brand of infotainment and of course the ladies. Kelime
4:36kendilerine has bilgi-eğlence tarzları ve tabii ki hanımlar için.
Kendine özgü unique brand of infotainment
Unique brand of infotainment ifadesinde brand ticari marka anlamına gelmez. A brand of, bir kişi veya grupla ilişkilendirilen, ayırt edilebilir bir türü, tarzı ya da yöntemi belirtir; unique ise onların sürümünün kendine özgü bir niteliği olduğunu söyler. Infotainment, information ve entertainment sözcüklerinin birleşimidir. Burada gerçekleri veya yorumları eğlenceli biçimde sunan medyayı anlatır. İfade tanıtım amaçlı duyulabilir; ancak eğlencenin derinlikten daha önemli olduğunu ima ettiğinde infotainment hafif eleştirel olabilir.
Alıştırma
Bu bağlamda their unique brand of infotainment ne anlama gelir?
- Bilgi ile eğlenceyi birleştiren kendine özgü bir tarz
- Eğlendirmeye çalışmadan bilgi veren bir tarz
- Medya ekipmanları için tescilli bir ticari marka
Cevabı göster
Bilgi ile eğlenceyi birleştiren kendine özgü bir tarz
In fact, to fit in better, let me just do this. Öbek fiiller
4:39Hatta ortama daha iyi uyum sağlamak için şunu yapayım.
fit in better: bir gruba veya ortama daha iyi uyum sağlamak
Burada fit in, çevrendeki insanlara, tarza veya ortama ait olmak ya da onlarla uyum sağlamak ve böylece yadırganmamak anlamına gelir. Fiziksel olarak doğru boyutta olmak anlamına gelmez. Better, fit in öbek fiilinin tamamını niteler: konuşan kişi ortamla daha fazla uyum sağlamak ister ve bunu başarmak için bir şeyi değiştirmek üzeredir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıplar fit in, fit in with + bir grup veya tarz ve aidiyet ya da görsel uyum derecelerini karşılaştıran fit in better kalıplarıdır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki 'daha doğal biçimde ait olmak veya uyum sağlamak' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After a few weeks, Leo learned the local customs and began to ____.
Cevabı göster
fit in better
It's superhero and villain month over on underbellyshow.
4:45underbellyshow'da süper kahraman ve kötü karakter ayı yaşanıyor.