Duygularınıza Neden Güvenmemelisiniz: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
873 kelime 164 kel/dk

Video özeti: İzlenimler ve ruh hâlleri yargıyı çarpıtabilir; Yunan şüpheciliği sonuca varmadan önce beklemeyi önerir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. clear pane theory of the mind, — Mecazlı ifadeler: algının bozulmadığı inancını sorgulayan saydam cam benzetmesini anlayın. 2. keener to conclude that ... than that — Dil bilgisi ve kalıplar: tercih edilen çarpıcı açıklamayla daha sıradan bir nedeni karşılaştırın. 3. epoche, translated as reserve or suspension of judgment. — Kültür ve gerçek yaşam bağlamı: Yunan terimini yargıyı askıya alma, duygunun geçmesini bekleme ve kanıtı yeniden değerlendirmeyle ilişkilendirin.

Bu derste

It's easy to grow up with a sense that our feelings are reliable guides to ourselves, the people around us, and the world at large. Notlar

0:04

Duygularımızın kendimiz, çevremizdeki insanlar ve genel olarak dünya için güvenilir rehberler olduğu duygusuyla büyümek kolaydır.

Kalıp ifadeler

Grow up with a sense that: çocuklukta oluşan bir inanç

grow up with a sense that + yan cümle, çocukluk boyunca genel bir izlenimi veya inancı yavaş yavaş edinerek ya da taşıyarak büyümek anlamına gelir. Bu düşünce zamanla tanıdık ve köklü hâle gelir; tek bir anda ortaya çıkan bir his değildir. Buradaki sense, beş fiziksel duyudan biri değil, genel bir anlayış veya izlenimdir. With, kişinin yetişme sürecine eşlik eden inancı başlatır.

Alıştırma

grow up with a sense that ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Nina ____ asking for help was a sign of weakness.

Cevabı göster

grew up with a sense that

Deyimler

The world at large: bir bütün olarak toplum

the world at large, belirli bir yer değil, daha geniş dünya veya bir bütün olarak toplum demektir. Cümlede kapsam önce kendimizden çevremizdeki insanlara, sonra da yakın çevrenin dışındaki herkese doğru genişler. Bu kalıpta at large, “bir bütün olarak” veya “genel olarak” anlamındadır. Yazarın yerel ya da kişisel bir konudan geniş bir toplumsal alana geçmesini sağlar.

Alıştırma

Burada the world at large ne anlama geliyor? The decision may affect the world at large.

  1. yalnızca yakındaki küçük bir grup
  2. yakalanmamış biri
  3. tek bir yerel grubun ötesindeki toplum ve insanlar genel olarak
Cevabı göster

tek bir yerel grubun ötesindeki toplum ve insanlar genel olarak

We can call this optimistic thesis the clear pane theory of the mind, Deyimler

0:12

Bu iyimser tezi zihnin "temiz pencere camı" teorisi olarak adlandırabiliriz,

implying that we are able to look out onto the world pretty much as if through an undistorted and blemish-free pane of glass. Dilbilgisi

0:17

bu da dünyaya sanki bozulmamış ve lekesiz bir cam pencereden bakıyormuşuz gibi büyük ölçüde bakabildiğimizi ima eder.

Deyimler

Bir metafor olarak clear pane theory of the mind

Yazar, zihni temiz ve düz bir cam parçasına benzetmek için clear pane theory of the mind adını kendisi oluşturur. Bu imgeye göre insanlar, düşünceleri, duyguları ya da beklentileri gördüklerini değiştirmeden gerçeğin kendilerine açık biçimde ulaştığına inanır. Bu, pencereler hakkında bir teori değil, bir metafordur. Pane, kişinin dünyayı anlamasına aracılık eden zihni temsil eder; clear ve blemish-free ise bu aracın çarpıtma yaratmadığını düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede clear pane theory of the mind ne anlatıyor?

  1. Bu teori kusursuz pencere camının nasıl üretildiğini açıklar.
  2. Zihin, insanların gerçeği çarpıtılmadan görmesini sağlar.
  3. Zihin, insanların dış dünyayı görmesini engeller.
Cevabı göster

Zihin, insanların gerçeği çarpıtılmadan görmesini sağlar.

Dilbilgisi

as if through + isim öbeği

As if through, bir şeyin nasıl görüldüğü, hissedildiği veya anlaşıldığı hakkında hayalî bir karşılaştırma başlatır. Burada belirli bir aracın içinden bakmaya benzer biçimde anlamına gelir; gerçekten cam bulunduğunu söylemez. İfade kısaltılmıştır: as if through an undistorted... pane, as if we were looking through an undistorted... pane biçiminde genişletilebilir. Through sözcüğünden sonra hayal edilen aracı adlandıran bir isim öbeği kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyin içinden bakmaya benzer biçimde” anlamına gelen üç sözcüklü karşılaştırmayla tamamlayın: At dawn, I saw the hills ____ a pale blue veil.

Cevabı göster

as if through

Yet a long tradition in philosophy has sought to warn us of a far trickier truth.

0:26

Oysa felsefedeki uzun bir gelenek bizi çok daha aldatıcı bir gerçeğe karşı uyarmaya çalışmıştır.

The school of thought known as skepticism Kalıp ifadeler

0:31

Kuşkuculuk (Şüphecilik) olarak bilinen düşünce okulu,

that began in ancient Greece in the third century BC

0:34

MÖ 3. yüzyılda antik Yunan'da başlayarak,

proposed that a great many of our solid-seeming sensory first impressions

0:37

sağlam görünen ilk duyusal izlenimlerimizin birçoğunun

should not be assumed to be accurate Dilbilgisi

0:42

doğru olduğunun varsayılmaması gerektiğini

and must instead be submitted to the laborious process of rational unscrambling.

0:44

ve bunun yerine rasyonel bir çözümleme gibi zahmetli bir sürece tabi tutulması gerektiğini öne sürmüştür.

Kalıp ifadeler

The school of thought known as ...: bir düşünce akımının adını tanıtmak

Bu resmî isim öbeğinde school of thought, insanların eğitim gördüğü bir yer değil, ortak fikirlerle birleşen bir düşünce geleneği veya grup anlamına gelir. Ana isim school sözcüğüdür; of thought ise bunun düşünsel anlamını belirtir. Known as + ad, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: the school of thought that is known as skepticism. Geleneğin adını tanıtır; okulun bir şeyi ‘bildiği’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir düşünce geleneğinin adını tanıtmak için bu yapıyı doğal biçimde kullanıyor?

  1. The school building known as Stoicism influenced Roman philosophy.
  2. The school of thought known as Stoicism influenced Roman philosophy.
  3. The school of thought knows as Stoicism influenced Roman philosophy.
Cevabı göster

The school of thought known as Stoicism influenced Roman philosophy.

Dilbilgisi

should not be assumed to be accurate: doğruluğu peşinen varsaymamak

Bu resmî edilgen kalıp, bir şeyin kontrol edilmeden doğru kabul edilmemesi gerektiği anlamına gelir. Should not dikkatli yargılama için bir öneri veya ölçüt verir; be assumed ise odağı varsayımı yapan kişiden çok kanıta yöneltir. İlk be edilgen yapıyı kurar; ikinci be ise assume something to be + sıfat yapısına aittir. Cümle doğruluğu hemen kabul etmez; izlenimlerin kesinlikle yanlış olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

The first estimate should not be assumed to be accurate cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Tahminin yanlış olduğu kesin biçimde kanıtlandı.
  2. Tahmin ilk olduğu için doğrudur.
  3. Kontrol edilene kadar tahmini doğrulanmamış kabul et.
Cevabı göster

Kontrol edilene kadar tahmini doğrulanmamış kabul et.

Far from our minds being clear panes, Dilbilgisi

0:50

Zihinlerimiz temiz camlar olmak bir yana,

they're full of scratches, blind spots, and warps. Deyimler

0:52

çizikler, kör noktalar ve çarpıklıklarla doludur.

Dilbilgisi

Far from X being Y: güçlü bir reddetme

Far from our minds being clear panes ifadesi, bir düşünceyi güçlü biçimde reddetmek için far from + isim öbeği + -ing yan cümlesi kalıbını kullanır. Zihinlerimizin berrak cam levhalar olduğu düşüncesinin hiç doğru olmadığı anlamına gelir. Our minds, being yapısının mantıksal öznesidir. Virgülden sonra konuşmacı bunun tam tersi olan durumu verir. Başka bağlamlarda da kullanılabilen Far from X being Y, Z kalıbı, “Y olmak bir yana, aksine Z” anlamına gelir.

Alıştırma

Parantez içindeki tüm sözcükleri ve Far from X being Y kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the new rule made the process more confusing. (the rule / be / a simple fix)

Cevabı göster

Far from the rule being a simple fix

Deyimler

Blind spots: farkındalıktaki gizli sınırlar

Blind spots, görmeyle ilgili bir kavramdan gelen mecazdır. Burada, düşüncemizde bulunan ve kendimizde fark etmekte zorlandığımız zayıflıkları, varsayımları veya önyargıları ifade eder. Önemli nokta bunların kişiden gizli kalmasıdır. Bir blind spot yalnızca eksik bir bilgi değildir; kişi sorunu görmediği için düşünme biçimini etkilemeye devam edebilir.

Alıştırma

Bir proje yöneticisi, tasarımın bazı kullanıcıları nasıl dışladığını fark etmediği için erişilebilirlik sorunlarını sürekli reddediyor. Bu örüntüyü en iyi hangi cümle açıklar?

  1. She has a blind spot about accessibility.
  2. She has a knowledge gap about accessibility.
  3. She made an oversight in one accessibility review.
Cevabı göster

She has a blind spot about accessibility.

To be wise, therefore, Dilbilgisi

0:56

Bu nedenle, kuşkucular için bilge olmak,

means for the skeptics to strive to be permanently vigilant

0:57

sürekli tetikte olmak için çabalamak anlamına gelir;

Dilbilgisi

To be wise ... means for the skeptics to strive to be ile tanım yapmak

Burada To be wise mastar cümleciği tanımlanan konudur. means bu düşüncenin gerektirdiği şeyi açıklar; burada “bir sonuç ya da gereklilik anlamına gelmek” anlamındaki fiildir, “araç veya yöntem” anlamındaki means ismi değildir. for + isim + to-mastar cümleciği ikinci eylemi yapan kişiyi belirtir: strive eylemini yapanlar the skeptics grubudur. therefore araya giren bir sonuç işaretidir ve bu tanımın önceki akıl yürütmeden çıktığını gösterir. Bu kalıp soyut bir niteliği bir eyleme veya koşula dönüştürebilir: To be X means for someone to do Y.

Alıştırma

Tanımı dersteki iki sözcüklü kalıpla tamamlayın: To be a good host ____ every guest to feel welcome.

Cevabı göster

means for

about how much we're inclined to misunderstand reality by trusting our first feelings. Kalıp ifadeler

1:01

yani, ilk duygularımıza güvenerek gerçeği yanlış anlamaya ne kadar eğilimli olduğumuz konusunda.

Kalıp ifadeler

be inclined to do: kesinlik değil, eğilim

be inclined to + fiilin yalın biçimi yapısında inclined, “bir şeyi yapma eğilimine veya doğal yönelimine sahip olmak” demektir. Burada inclined to misunderstand, insanların gerçekliği yanlış anlamaya yatkın olduğunu söyler; bunu kesinlikle yapacaklarını söylemez. Bu kalıp genel bir alışkanlığı çoğu zaman ölçülü bir biçimde sunar. Özneye uyan be biçimini, ardından inclined to ve fiilin yalın biçimini kullanın: we are inclined to misunderstand; she is inclined to agree.

Alıştırma

Cümleyi “eğiliminde olmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: When people are in a hurry, they ____ overlook small errors.

Cevabı göster

are inclined to

One tiny instance of our distorting minds

1:07

Zihnimizin olayları nasıl çarpıttığına dair,

that particularly fascinated the Greeks

1:10

özellikle Yunanlıları büyüleyen küçük bir örnek,

was a strange phenomenon that occurs when a stick is partially submerged in water.

1:12

bir çubuğun kısmen suya batırıldığında meydana gelen garip bir fenomendir.

It immediately seems as if the stick angles into a V

1:17

Çubuk, hemen sanki bir V şeklini almış gibi görünür,

just at the point where it meets the surface.

1:20

tam da yüzeyle buluştuğu noktada.

But if we pull the stick out,

1:23

Ancak çubuğu sudan çıkarırsak,

we'll see that it's of course still straight.

1:24

elbette hala düz olduğunu görürüz.

The skeptics took this tiny example as a gateway to a vast truth Deyimler

1:27

Kuşkucular bu küçük örneği devasa bir gerçeğe açılan bir kapı olarak ele aldılar:

that our senses are humbling fallible.

1:31

duyularımız bizi alçaltacak kadar yanılgıya düşmeye müsaittir.

Deyimler

as a gateway to a vast truth: kapsamlı bir gerçeğe açılan kapı olarak

Burada şüpheciler küçücük örneği mecazi bir gateway olarak görür: Gerçek bir giriş değil, çok daha büyük bir fikre erişim sağlayan bir başlangıç noktasıdır. “Vast”, gateway'in büyüklüğünü değil, gerçeğin kapsamını anlatır. Bu imge, ölçeği küçük bir gözlemden geniş bir iddiaya taşır. Somut bir örnek, okuru genel bir kavrayışa yöneltebilir; ancak tek başına bütün iddiayı kanıtlaması gerekmez.

Alıştırma

Bir konuşmacı küçücük bir örneğe “a gateway to a vast truth” diyor. Bu mecaz ne anlama gelir?

  1. Büyük bir yere fiziksel olarak geçit açar.
  2. Her duyusal izlenimin doğru olduğunu kanıtlar.
  3. İnsanları küçük bir gözlemden çok daha geniş bir kavrayışa götürebilir.
Cevabı göster

İnsanları küçük bir gözlemden çok daha geniş bir kavrayışa götürebilir.

The way things appear to us Dilbilgisi

1:34

Olayların bize görünme biçimi,

is often simply not how they in fact really are.

1:36

çoğu zaman gerçekte oldukları gibi değildir.

Dilbilgisi

The way things appear ... is not how they really are: şeylerin görünüşü gerçek durumlarıyla aynı değildir

“The way things appear to us” cümlenin öznesidir ve algıladığımız biçimi veya izlenimi anlatır. “How they in fact really are”, şeylerin gerçek durumunu belirterek cümleyi tamamlar. Olumsuz yapı iki tarafı karşı karşıya getirir: Görünüş çoğu zaman gerçeklikten farklıdır. how ile başlayan yan cümle, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiştir ve soru değildir. Bu nedenle “are they” yerine “they ... are” biçimindeki düz cümle dizilimini korur. “In fact” ve “really” gerçeklik tarafını güçlendirirken “simply” iddiayı kesin ve doğrudan gösterir.

Alıştırma

Görünüş ile gerçekliği karşılaştıran kalıbı eksik iki sözcükle tamamlayın: The way this app appears in the ad is ____ it really works.

Cevabı göster

not how

Skeptical ideas were to be the leading force behind the development of modern science. Kalıp ifadeler

1:40

Kuşkucu fikirler, modern bilimin gelişiminin arkasındaki öncü güç olacaktı.

Kalıp ifadeler

the leading force behind: bir sonucun başlıca itici gücü

Bu cümlede the leading force behind, modern bilimin gelişimini sürekli ileri taşıyan başlıca etki anlamına gelir. Buradaki force soyuttur: fiziksel güç veya şiddet değil, güçlü bir etkidir. the leading force behind + isim yapısı, bir sonucu ya da değişimi ortaya çıkaran temel itici gücü belirtir. Behind sözcüğünden sonra açıklanan sonuç gelir.

Alıştırma

Cümleyi başlıca ve sürekli itici güç anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Community volunteers were ____ the neighborhood's recovery.

Cevabı göster

the leading force behind

In the middle of the 16th century,

1:45

16. yüzyılın ortalarında,

the Polish philosopher and astronomer Copernicus

1:46

Polonyalı filozof ve gökbilimci Kopernik,

demonstrated that whatever our senses might have suggested to us for hundreds of thousands of years, Dilbilgisi

1:49

duyularımız bize yüz binlerce yıldır ne telkin etmiş olursa olsun,

according to logical reasoning,

1:54

mantıksal akıl yürütmeye göre,

the truth is that the sun does not, in fact, revolve around the Earth.

1:56

gerçeğin aslında güneşin dünyanın etrafında dönmediği olduğunu kanıtlamıştır.

Dilbilgisi

whatever ... might have suggested ... the truth is that: gerçeği belirtmeden önce izlenimi kabul etmek

Whatever our senses might have suggested to us, ödün veren bir yan cümledir. Burada whatever ne olursa olsun anlamına gelir; might have suggested ise geçmişte oluşmuş olabilecek bir izlenimi anlatır. Konuşan kişi, duyuların vermiş gibi göründüğü bütün mesajları kabul eder, ancak bunları gerçek saymaz. The truth is that kesin sonucu başlatır. whatever ... might have suggested, the truth is that ... birlikte dikkatli bir çürütme kurar: önce görünüş kabul edilir, sonra onu geçersiz kılan gerçek belirtilir.

Alıştırma

Çürütmeyi açıklamadaki iki parçalı yapıyla tamamlayın: ____ the photograph might have suggested, ____ the road is not flat.

Cevabı göster

Whatever · the truth is that

But the skeptics weren't only interested in the errors we fall into when doing astronomy.

2:01

Ancak kuşkucular sadece astronomi yaparken düştüğümüz hatalarla ilgilenmiyorlardı.

They were fascinated by our tendencies to fall into error Kalıp ifadeler

2:05

Duygularımızın etkisi altındayken

in our personal lives under the influence of our emotions.

2:08

kişisel yaşamlarımızda hataya düşme eğilimlerimiz onları büyülüyordu.

Kalıp ifadeler

fall into error: yanılgıya düşmek

Bu cümlede fall into error, yanlış bir yargı veya akıl yürütme durumuna girmek anlamına gelir. Fall into, error sözcüğünü gerçekten içine düşülen bir yer olarak değil, kişinin fark etmeden sürüklenebileceği olumsuz bir durum olarak sunar. Buradaki error soyut ve sayılamayan bir kavramdır: cümle, tek bir belirli hatadan değil, insanın yanılmaya yatkınlığından söz eder.

Alıştırma

Notta yer alan ve yanlış bir yargı durumuna girmek anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyi kullanın: Even careful judges can ____ when personal feelings cloud the evidence.

Cevabı göster

fall into error

For example,

2:12

Örneğin,

our minds are seldom free of the influence of moods,

2:13

zihnimiz nadiren ruh hallerinin etkisinden kurtulabilir;

a kind of emotional weather that scuds over our mental horizons, Deyimler

2:16

bunlar zihinsel ufuklarımızda hızla ilerleyen bir tür duygusal hava durumudur,

Deyimler

zihinsel ufuklarımızın üzerinden geçen duygusal hava durumu

Bu ifade tek bir genişletilmiş metafor kurar. Ruh hâlleri emotional weather, yani duygusal hava durumu olarak düşünülürken mental horizons zihnin görebildiği veya anlayabildiği sınırları temsil eder. Scuds over, bulutların gökyüzünde hızla ilerlemesini çağrıştırır. Görüntü bir bütün olarak ruh hâllerinin zihinden geçebildiğini, hızla değişebildiğini ve bakışımızı geçici olarak renklendirebildiğini ya da kapatabildiğini anlatır. Gerçek hava durumunun duygulara yol açtığını söylemez.

Alıştırma

Cümledeki emotional weather that scuds over our mental horizons metaforu ne anlatır?

  1. Gerçek hava durumu hissettiğimiz her duyguyu doğrudan oluşturur.
  2. Ruh hâlleri zihinden geçer ve olayları görme ya da değerlendirme biçimimizi geçici olarak etkiler.
  3. Zihnin, bulutların kapatabileceği fiziksel bir ufku vardır.
Cevabı göster

Ruh hâlleri zihinden geçer ve olayları görme ya da değerlendirme biçimimizi geçici olarak etkiler.

normally without us having any understanding of where these moods have come from, Dilbilgisi

2:20

normalde bu ruh hallerinin nereden geldiğini,

when they might lift, Kelime

2:25

ne zaman kalkabileceklerini,

Kelime

they might lift: zor ruh hâlleri dağıldığında

they might lift ifadesinde they, moods sözcüğüne gönderme yapar ve lift geçişsizdir. Düşük, karanlık veya sıkıntılı bir ruh hâli lift olduğunda zayıflar ve kaybolmaya başlar; kimse onu fiziksel olarak yukarı kaldırmaz. Might olasılık bildirir. Bu nedenle when they might lift, bu ruh hâllerinin ne zaman hafifleyebileceği veya geçebileceği anlamına gelir.

Alıştırma

By evening, her gloomy mood began to lift, cümlesinde lift ne anlama gelir?

  1. birisi kaldırdığı için yukarı doğru hareket etmek
  2. şiddeti azalmak ve yavaş yavaş kaybolmak
  3. birini araçla bir yere götürmek
Cevabı göster

şiddeti azalmak ve yavaş yavaş kaybolmak

or even that they exist.

2:26

ya da var olduklarını bile anlamayız.

Dilbilgisi

without us having any understanding: -ing yan cümlesinin içindeki özne

Without, bir durumun gerçekleşmediğini veya bir şeyin eksik olduğunu belirten bir yan durum ekler. without us having ... yapısında us, nesne biçimindeki zamirdir ve having fiilinin mantıksal öznesidir; yani anlayışa sahip olmayan kişiler biziz. -ing yan cümlesinin tamamı without'un tümlecidir; without us'tan sonra yeni bir bağımsız cümle başlamaz. Burada having any understanding of ifadesi üç koşut yan cümleyle tamamlanır: where ..., when ... ve that .... Sonuncusu or even ile vurgulanır. Bu yapı, bir şey olurken bir kişinin gerekli bilgiye ya da farkındalığa sahip olmadığını kısa biçimde anlatır.

Alıştırma

Cümleyi without + us + have fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The rules were changed ____ a chance to respond.

Cevabı göster

without us having

However,

2:28

Ancak,

these moods can have a decisive impact on our ideas.

2:28

bu ruh halleri fikirlerimiz üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olabilir.

We might in one mood consider ourselves fortunate,

2:32

Bir ruh halindeyken kendimizi şanslı görebilir,

look brightly at the future,

2:34

geleceğe umutla bakabilir

and feel grateful to those around us.

2:36

ve çevremizdekilere minnettar hissedebiliriz.

And then,

2:38

Ve sonra,

a few hours later,

2:39

birkaç saat sonra,

without anything in the outer world having changed, Dilbilgisi

2:40

dış dünyada hiçbir şey değişmemişken,

another mood might lead us to a wholesale reevaluation of almost everything about us. Kalıp ifadeler

2:43

başka bir ruh hali, bizim hakkımızdaki neredeyse her şeyi tamamen yeniden değerlendirmemize yol açabilir.

Dilbilgisi

without anything ... having changed: tamamlanmış -ing yan cümlesi

Bu ifade without + isim öbeği + having + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Burada anything in the outer world, having changed yapısının mantıksal öznesidir: dış dünyada hiçbir şey değişmemiştir. having changed biçimindeki tamamlanmış -ing yapısı, değişikliğin olmamasını daha sonraki ruh hâli değişiminden önce zaten geçerli olan bir arka plan olarak sunar. Değişmeyen koşullarla değişen bir yargıyı karşı karşıya getirir.

Alıştırma

Cümleyi change fiilinin tamamlanmış -ing biçimiyle tamamlayın: Without the timetable ____, everyone suddenly felt under pressure.

Cevabı göster

having changed

Kalıp ifadeler

lead someone to a wholesale reevaluation of: resmî bir neden-sonuç yapısı

Lead someone to + isim öbeği, bir nedenin o kişiyi bir sonuca yöneltmesi anlamına gelir. Burada us etkilenen gruptur ve to, yalın bir fiili değil a ... reevaluation of ... isim öbeğini başlatır. Wholesale, reevaluation sözcüğünü niteler ve burada kapsamlı ya da büyük ölçekli anlamına gelir. İfadenin tamamı, bir ruh hâlinin kendimizle ilgili neredeyse her şeyi geniş çapta yeniden düşünmemize yol açabileceğini söyler.

Alıştırma

İsim yapısını doğru kullanan tamamlamayı seçin: The new evidence led the committee to __.

  1. a wholesale reevaluation of the plan
  2. a wholesale reevaluation the plan
  3. wholesale reevaluate the plan
Cevabı göster

a wholesale reevaluation of the plan

Devilishly,

2:49

İşin kötüsü,

part of what it means to be subject to a mood Kelime

2:50

bir ruh haline tabi olmanın anlamının bir kısmı da

is not to realize that we are in its grip. Deyimler

2:52

onun pençesinde olduğumuzu fark etmememizdir.

Kelime

Be subject to a mood: bir ruh hâlinin etkisi altında olmak

be subject to a mood ifadesinde subject, be subject to + isim yapısında kullanılan bir sıfattır. İfade, bir şeyden “etkilenmek, onunla sınırlanmak veya onun tarafından yönetilmek” anlamına gelir. Burada bir ruh hâli, kişi bunu tam olarak fark etmeden düşünme biçimini etkiler. Subject sözcüğünü “konu” anlamındaki isim olarak yorumlamayın. Başka durumlara aktarılabilen yapı be subject to + koşul, kural, güç veya etkidir.

Alıştırma

“The committee's decision was subject to the anger in the room,” cümlesinde subject to ne anlama gelir?

  1. Öfkeyi kasıtlı olarak yarattı.
  2. Öfke hakkındaki bir tartışmanın konusuydu.
  3. O öfkeden etkilenmiş veya onunla sınırlanmıştı.
Cevabı göster

O öfkeden etkilenmiş veya onunla sınırlanmıştı.

Deyimler

In its grip: güçlü bir kontrol altında

In its grip mecazlı bir deyimdir. Grip sözcüğü gerçek anlamda sıkı bir tutuş demektir; ancak burada ruh hâli, kişiyi tutan bir güç gibi düşünülür. Its, önceki a mood ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla we are in its grip, ruh hâlinin düşüncelerimizi veya davranışlarımızı güçlü biçimde kontrol ettiği anlamına gelir. Aynı imge başka güçlü durumları veya kuvvetleri de anlatabilir. İnsanlar, şehirler ya da gruplar korkunun, paniğin, hastalığın, bağımlılığın veya şiddetli hava koşullarının pençesinde olabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “fırtınanın güçlü kontrolü altında” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The storm grew stronger, and soon the island was ____.

Cevabı göster

in its grip

We simply feel that our friends,

2:55

Sadece arkadaşlarımızın,

whom we liked quite a lot yesterday,

2:57

ki onları dün oldukça seviyorduk,

are no good,

2:59

hiç de iyi olmadıklarını

and our job,

3:00

ve işimizin,

which once offered us so much,

3:00

bir zamanlar bize çok şey sunmasına rağmen,

is absurd.

3:02

saçma olduğunu hissederiz.

Tiredness can be a particularly powerful agent

3:03

Yorgunluk,

that silently and invisibly perverts our judgment. Kelime

3:06

yargılarımızı sessizce ve görünmez bir şekilde saptıran özellikle güçlü bir etken olabilir.

Kelime

perverts our judgment: güçlü ve resmî bir fiil kullanımı

Burada perverts, bir şeyi artık düzgün çalışmayacak şekilde çarpıtmak veya bozmak anlamına gelen güçlü ve resmî bir fiildir. Yorgunluk, yargımızı fark ettirmeden güvenilmez hâle getiren bir etken olarak kişileştirilmiştir. Bu kullanımda fiil genellikle soyut bir nesne alır. Küçük bir hatadan daha fazlasını anlatır: yargı, sağlıklı veya adil bir çizgiden uzaklaştırılır. Sözcük bu cümlede fiildir; dolayısıyla herhangi bir insan türünü tanımlamaz.

Alıştırma

Bu cümlede perverts our judgment ne anlama geliyor?

  1. Yargımızın ciddi biçimde çarpıtılmasına neden olur
  2. Daha hızlı yargıda bulunmamıza yardımcı olur
  3. Yargımızı başka insanlara bildirir
Cevabı göster

Yargımızın ciddi biçimde çarpıtılmasına neden olur

The 19th century skeptic Friedrich Nietzsche remarked,

3:09

19. yüzyıl kuşkucusu Friedrich Nietzsche şöyle demiştir:

"When we are tired,

3:13

"Yorgun olduğumuzda,

we are attacked by ideas we thought we'd conquered long ago." Deyimler

3:14

uzun zaman önce fethettiğimizi sandığımız fikirlerin saldırısına uğrarız."

Deyimler

attacked by ideas ... we'd conquered: genişletilmiş bir savaş benzetmesi

Bu cümle genişletilmiş bir savaş benzetmesi kurar. Fikirler bize saldıran düşmanlar gibi gösterilir; conquered ise bu fikirlerin yenilmiş veya kontrol altına alınmış göründüğünü anlatır. Açık bir ifadeyle, yorgun olduğumuzda eski düşünceler geri dönerek dikkatimizi ele geçirir. Dil bilgisi bakımından ideas, conquered fiilinin anlamca nesnesidir: we thought that we had conquered the ideas. Cümlede thought sözcüğünden sonraki that ve ideas sözcüğünden sonraki ilgi zamiri that çıkarılmıştır. Ayrıca conquered bir geçmiş zaman ortacı olduğu için we'd burada we had anlamına gelir.

Alıştırma

Vurgulanan savaş benzetmesi ne anlama geliyor?

  1. Birisi fikirlerimiz yüzünden bize fiziksel olarak saldırır
  2. Yenilmiş görünen eski düşünceler geri döner ve bizi etkisi altına alır
  3. Savaş hakkındaki bir tartışmayı başarıyla kazanırız
Cevabı göster

Yenilmiş görünen eski düşünceler geri döner ve bizi etkisi altına alır

But crucially,

3:18

Ancak en önemlisi,

it's extremely rare and counterintuitive to judge that it really might be tiredness that's affecting our outlook

3:19

dünyadaki belirli nesnel gerçeklerden ziyade bakış açımızı etkileyen şeyin gerçekten de yorgunluk olabileceğine karar vermek,

rather than certain objective facts in the world.

3:25

son derece nadirdir ve sezgilere aykırıdır.

We are keener to conclude that we've suddenly developed a deep resentment against humanity Dilbilgisi

3:28

Aniden insanlığa karşı derin bir kızgınlık geliştirdiğimiz sonucuna varmaya,

than that we urgently need to get to bed.

3:32

acilen yatağa gitmemiz gerektiğine karar vermekten daha hevesliyizdir.

Dilbilgisi

be keener to conclude that A than that B ile sonuçları karşılaştırma

Burada be keener to conclude that A than that B, “B sonucundan çok A sonucunu kabul etmeye daha yatkın veya istekli olmak” demektir. İki eylemin ne sıklıkta gerçekleştiğini değil, kişinin iki açıklamadan hangisini kabul etmeyi tercih ettiğini karşılaştırır. Her that tam bir sonucu başlatır: that A ve that B. Bu nedenle ikinci that da “that + yan cümle” yapısının parçasıdır; “şu” anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir.

Alıştırma

keener to conclude that A than that B neyi gösterir?

  1. A sonucu B sonucundan daha önce gerçekleşmiştir.
  2. A sonucunun doğru olduğu kanıtlanmıştır, B sonucu ise imkânsızdır.
  3. Bir kişi B sonucundan çok A sonucunu kabul etmeye yatkındır.
Cevabı göster

Bir kişi B sonucundan çok A sonucunu kabul etmeye yatkındır.

Lust can similarly play with our judgment, Deyimler

3:36

Şehvet de benzer şekilde yargılarımızla oynayabilir;

leading us to see sensitivity,

3:38

bizi duyarlılık,

kindness,

3:40

nezaket

and a decent alternative to our current partner

3:41

ve mevcut partnerimize makul bir alternatif görmeye itebilir,

where there is in truth just an exceptionally beautiful profile and perhaps not much else.

3:43

oysa gerçekte orada sadece olağanüstü güzel bir profil vardır ve belki de başka pek bir şey yoktur.

Deyimler

play with our judgment ifadesinin mecazlı anlamı

Play with our judgment mecazlı bir ifadedir. Arzu, muhakemeyi elinde tutabilen veya yönlendirebilen bir kişi gibi gösterilir. Bu nedenle ifade, arzunun sağlıklı değerlendirmeyi bozabileceği ve bizi yanıltabileceği anlamına gelir. Ardından gelen -ing yan cümlesi leading us to see ..., bunun sonucunu gösterir: eldeki kanıtların desteklemediği olumlu özellikleri varmış gibi düşünebiliriz. Buradaki play with, yalnızca affect demekten daha canlı ve daha az tarafsızdır.

Alıştırma

Bu bağlamda play with our judgment ne anlama gelir?

  1. Muhakememizi bozar ve bizi yanıltabilir.
  2. Bize muhakememizi geliştiren bir oyun verir.
  3. Muhakememizi adil ve kontrollü bir biçimde sınar.
Cevabı göster

Muhakememizi bozar ve bizi yanıltabilir.

As the German skeptical philosopher Arthur Schopenhauer wryly concluded,

3:48

Alman kuşkucu filozof Arthur Schopenhauer'in alaycı bir şekilde şu sonuca vardığı gibi:

"Immediately after copulation,

3:52

"Çiftleşmeden hemen sonra,

the devil's laughter can be heard."

3:54

şeytanın kahkahası duyulabilir."

Appreciating how flawed our minds are

3:57

Zihinlerimizin ne kadar kusurlu olduğunu takdir etmek,

forms the basis upon which the skill of emotional skepticism is founded. Dilbilgisi

4:00

duygusal kuşkuculuk becerisinin üzerine inşa edildiği temeli oluşturur.

Dilbilgisi

Resmî forms the basis upon which ... is founded yapısı

“A forms the basis upon which B is founded” kalıbında A, B’nin temelidir. Bu cümlede zihnin kusurlarını fark etmek, duygusal şüpheciliğin temeli olarak sunulur. “Which”, “the basis” ifadesine gönderme yapar; “upon” ise “is founded” ile birlikte kullanılır: B bu temel üzerine kurulur. “Forms” ana cümlenin fiilidir, “is founded” ise ilgi cümleciğinin içindedir. Bu yüzden birbirleriyle çakışan iki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi, üzerine kurulduğu temeli sağlar anlamındaki resmî yapıyla tamamlayın: Shared evidence ____ sound decisions are based.

Cevabı göster

forms the basis upon which

This skill,

4:04

Bu beceri,

defined as a cautious awareness of the misleading power of our feelings on our judgment.

4:05

duygularımızın yargılarımız üzerindeki yanıltıcı gücüne dair temkinli bir farkındalık olarak tanımlanır.

Having surveyed the fragilities of our minds, Dilbilgisi

4:11

Zihinlerimizin kırılganlıklarını inceledikten sonra,

the ancient Greek skeptical philosophers recommended that we learn to develop an attitude of what they called epoche, Kültür

4:13

antik Yunan kuşkucu filozofları, onların epokhe adını verdikleri bir tutum geliştirmeyi öğrenmemizi tavsiye ettiler,

translated as reserve or suspension of judgment.

4:20

ki bu da çekimserlik veya yargının askıya alınması olarak çevrilir.

Dilbilgisi

Having surveyed ... ile daha önce tamamlanan eylem

“Having surveyed ...”, perfect participle denilen having + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. İncelemenin filozoflar öneride bulunmadan önce tamamlandığını gösterir; ayrıca önceki incelemenin öneriye yol açtığını da düşündürebilir. “Having surveyed” yapısının örtük öznesi ana cümlenin öznesi olmalıdır. Burada hem zihnin zayıflıklarını inceleyen hem de bir tutum önerenler filozoflardır.

Alıştırma

Cümleyi değerlendirin: “Having reviewed the map, the hikers chose a safer route.” Başlangıçtaki ifade ana cümleye doğru biçimde bağlanıyor mu?

  1. Evet—yürüyüşçüler seçim yapmadan önce haritayı inceledi.
  2. Hayır—harita yürüyüşçüleri inceledi.
Cevabı göster

Evet—yürüyüşçüler seçim yapmadan önce haritayı inceledi.

Kültür

epoche: yargıyı saklı tutma veya askıya alma

Burada epoche, Antik Yunan kuşkuculuğunda bir sonuca varmaktan kaçınma uygulamasıdır. Cümle bunu hemen reserve or suspension of judgment olarak açıklar: Kendi yargınız yanlış olabileceği için neyin doğru olduğuna karar vermeden önce beklersiniz. Bu, geçici ve bilinçli bir duraklamadır; gerçeğin var olmadığını ileri sürmek veya hiçbir zaman karar vermemeye söz vermek değildir. Başka durumlara aktarılabilecek fikir, daha iyi bir gerekçe ya da kanıt bulunana kadar soruyu açık tutmaktır.

Alıştırma

Hangi durum epoche, yani suspension of judgment kavramını en iyi gösterir?

  1. Bir kişi ilk açıklamayı kontrol etmeden kabul eder.
  2. Bir kişi hiçbir iddianın asla doğru olamayacağına karar verir.
  3. Bir kişi, bir iddianın doğru olup olmadığına karar vermeden önce daha fazla kanıt bekler.
Cevabı göster

Bir kişi, bir iddianın doğru olup olmadığına karar vermeden önce daha fazla kanıt bekler.

Aware of our tendencies to error,

4:24

Hataya düşme eğilimlerimizin farkında olarak,

we were never to rush into decisions. Kalıp ifadeler

4:26

asla aceleyle kararlar vermemeliydik.

Kalıp ifadeler

rush into decisions: terburu-buru mengambil keputusan

rush into decisions ifadesinde rush into mecaz anlamdadır: Yeterince düşünmeden bir şeye çok hızlı başlamak veya bir konuda taahhüde girmek demektir. Decisions, into sözcüğünün nesnesidir; bu nedenle ifade fiziksel hareketi değil, aceleyle karar vermeyi anlatır. rush into + noun veya -ing form kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir: rush into an agreement, rush into a relationship veya rush into buying something. Genellikle yavaşlamanın daha akıllıca olacağını ima eder.

Alıştırma

Çok hızlı karar vermek anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: When important facts are missing, don't ____.

Cevabı göster

rush into decisions

We were to let our ideas settle Deyimler

4:28

Fikirlerimizin durulmasına izin vermeliydik,

so that they could be reevaluated at different points in time.

4:30

böylece farklı zamanlarda yeniden değerlendirilebilirlerdi.

Deyimler

let our ideas settle: yeniden değerlendirmeden önce fikirleri bekletmek

Burada let our ideas settle, fikirleri zihnimizde daha açık veya daha oturmuş hâle gelebilmeleri için bir süre kendi hâllerine bırakmak demektir. Settle mecazi kullanılmıştır: fikirler, hareketsiz bırakılınca berraklaşan bulanık bir şeye benzetilir. Kalıp let + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: let + our ideas + settle. Fikirler daha sonra yeniden değerlendirileceği için settling, onları kesin olarak kabul etmek veya bir sorunu hemen çözmek anlamına gelmez; yeniden karar vermeden önce beklemek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede settle, bir fikri değerlendirmeden önce netleşmesi için zaman tanımak anlamında kullanılmıştır?

  1. Let's let the plan settle overnight before we decide.
  2. Let's settle the problem by taking a vote now.
  3. After comparing the options, let's settle on the blue plan.
Cevabı göster

Let's let the plan settle overnight before we decide.

And we were to be especially vigilant about the impact of sexual excitement and tiredness

4:33

Ve cinsel heyecan ile yorgunluğun

on the formation of our plans.

4:38

planlarımızın oluşumu üzerindeki etkisi konusunda özellikle tetikte olmalıydık.

For a range of historical reasons, Anlatım akışı

4:41

Bir dizi tarihi nedenden ötürü,

we've collectively been extremely reluctant to recognize the benefits of emotional skepticism.

4:43

kolektif olarak duygusal kuşkuculuğun faydalarını kabul etme konusunda son derece isteksiz davrandık.

Anlatım akışı

For a range of historical reasons: birden fazla nedeni çerçevelemek

Cümle başındaki For a range of historical reasons edat öbeği, ardından gelen iddiayı birkaç farklı tarihsel nedenin sonucu olarak çerçeveler. A range of, reasons sözcüğünü niteler; dolayısıyla tarihsel bir zaman aralığı değil, “çeşitli nedenler” anlamına gelir. Bu başlangıç, ana iddiayı sunmadan önce nedenlerin karmaşık olduğunu kabul ederek savı düzenler. Konuşmacının ayrıntıları sonraya bırakmasına ve daha sonra belirli bir nedeni tanıtırken bunun tek neden olduğunu ima etmemesine imkân verir.

Alıştırma

Cümle başındaki For a range of historical reasons ifadesi okuyucuya ne anlatır?

  1. İddia yalnızca tarihteki belirli bir dönem için geçerlidir.
  2. Tarihten gelen birkaç farklı etken iddiayı açıklamaya yardımcı olur.
  3. Konuşmacı iddianın doğru olduğu kesin tarihleri vermektedir.
Cevabı göster

Tarihten gelen birkaç farklı etken iddiayı açıklamaya yardımcı olur.

The Romantic Movement of the 19th century Kültür

4:49

19. yüzyıl Romantik Akımı

bequeathed us the beguiling but often disastrous notion Kelime

4:51

bize, her zaman gerçeğe giden en iyi rehberlerimizin duygularımız olduğu şeklindeki

that it's our emotions that are always our finest guides to the truth. Dilbilgisi

4:55

büyüleyici ama çoğu zaman felaket getiren kavramı miras bıraktı.

Kültür

19. yüzyılın Romantik Akımı

Burada The Romantic Movement of the 19th century, Romantizmin tarihsel adıdır. Romantizm; duyguya, hayal gücüne, bireysel deneyime ve doğaya özel önem veren, Avrupa sanat ve düşünce dünyasındaki büyük bir akımdı. Konuşmacı bu arka planı kullanarak geçmişteki bir kültürel akımı, duygulara güvenme yönündeki modern alışkanlıkla ilişkilendiriyor. Bu anlatım bilinçli olarak eleştirel ve seçicidir; Romantizmin eksiksiz veya tarafsız bir tanımı değildir.

Alıştırma

Cümledeki The Romantic Movement of the 19th century ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Duyguların gerçeği her zaman ortaya çıkardığını kanıtlayan tarafsız bir bilimsel teori.
  2. Duyguya verdiği önem günümüzdeki bir inançla eleştirel biçimde ilişkilendirilen tarihsel bir akım.
  3. Esas olarak insanlara romantik eş bulmayı amaçlayan 19. yüzyıl kampanyası.
Cevabı göster

Duyguya verdiği önem günümüzdeki bir inançla eleştirel biçimde ilişkilendirilen tarihsel bir akım.

Kelime

bequeathed us the beguiling but often disastrous notion: bize çekici ama çoğu zaman yıkıcı bir düşünceyi miras bıraktı

Bequeathed burada resmî ve mecazlı bir kullanımdır. Sözcüğün gerçek anlamıyla bir kişi vasiyet yoluyla mal bequeath edebilir, yani miras bırakabilir. Tarihsel bir tartışmada ise bir şey sonraki kuşaklara bir düşünce, kurum, yarar veya sorun bırakabilir. Yapı bequeath + alıcı + bırakılan şey biçimindedir: us alıcı, the ... notion ise aktarılan düşüncedir. Beguiling çekici ve ikna edici görünen anlamına gelirken disastrous son derece zararlı sonuçlara işaret eder. İfade bir bütün olarak, akımın sonraki kuşaklara inanması cazip ama çoğu zaman zararlı bir düşünce bıraktığını söyler.

Alıştırma

Bu cümlede bequeathed us the beguiling but often disastrous notion ne anlama gelir?

  1. Akım, sonraki kuşaklara kulağa çekici gelen ama zararlı bir düşünce bıraktı.
  2. Akım, üyelerine vasiyet yoluyla yasal olarak mal verdi.
  3. Akım, duyguların her zaman gerçeğe götürdüğünü kanıtladı.
Cevabı göster

Akım, sonraki kuşaklara kulağa çekici gelen ama zararlı bir düşünce bıraktı.

Dilbilgisi

it's our emotions that are: it-cleft ile odak oluşturma

Bu bir it-cleft yapısıdır: it is/was + odaklanan öge + that/who + yan cümle. Burada our emotions ifadesi odağa alınır; yani hakikate giden en iyi rehber olarak başka bir kaynak değil, duygular gösterilir. Baştaki it, daha önce sözü edilen bir şeye gönderme yapmaz. Nötr biçim Our emotions are always our finest guides to the truth. cümlesidir. Cleft yapısında that, vurgulanan ifadenin kalan kısmını başlatır; yalnızca emotions sözcüğünü niteleyen sıradan bir ilgi cümleciği değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, cüzdanı başka birinin değil Lina'nın bulduğunu vurgulamak için it-cleft yapısını kullanır?

  1. Lina found the wallet yesterday.
  2. It was the wallet that Lina lost.
  3. It was Lina who found the wallet.
Cevabı göster

It was Lina who found the wallet.

But we would have gone a long way to counteract the problems of our minds

5:00

Oysa zihnimizin sorunlarına karşı koymak için uzun bir yol kat etmiş olurduk;

if we sometimes do ourselves the honor of not listening to our feelings, Deyimler

5:04

eğer bazen duygularımızı dinlememe onurunu kendimize bahşedersek,

instead waiting for certain unhelpful moods to pass Kelime

5:08

bunun yerine bazı faydasız ruh hallerinin geçmesini beklersek

Deyimler

do ourselves the honor of not listening to our feelings: retorik bir öz saygı anlatımı

do someone the honor of doing something kalıbı, belirtilen eylemi yaparak birine saygı göstermek anlamına gelir. Burada hem özne hem de saygının alıcısı ourselves olduğundan yazar, duygularımızı dinlememeyi kendimize saygı gösteren bir davranış olarak sunar. İfade kasıtlı olarak görkemlidir ve retorik bir öğüt işlevi görür: bir ruh hâli yararsız olduğunda, her duyguyu güvenilir bir emir gibi görmek yerine durup bekleyin. Bu, bütün duyguların her zaman görmezden gelinmesi gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi do ourselves the honor of kalıbının aynısıyla tamamlayın: We can ____ checking the facts before replying.

Cevabı göster

do ourselves the honor of

Kelime

waiting for certain unhelpful moods to pass: bir ruh hâlinin geçmesini beklemek

Burada waiting for certain unhelpful moods to pass, kötü bir ruh hâline göre hemen hareket etmek yerine beklemek demektir. Ruh hâli geçici kabul edilir; zamanla kendiliğinden zayıflayabilir. wait for + isim + to + fiil kalıbı, “o ismin bir şey yapmasına kadar beklemek” anlamına gelir. Burada pass, “sona ermek veya gücünü kaybetmek” demektir; “sınavı geçmek”, “bir şeyi uzatmak” ya da “bir yerin yanından geçmek” değildir. Instead, beklemenin duyguyu izlemenin alternatifi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “doğal biçimde zayıflamak veya sona ermek” anlamına gelen fiille tamamlayın: Before answering the angry message, wait for the bad mood to ____.

Cevabı göster

pass

and accepting that we are at heart highly viscous bags of saline solution Deyimler

5:12

ve özümüzde son derece viskoz tuzlu su torbaları olduğumuzu,

who stare out at reality via a highly unreliable and distorted pane of glass

5:17

gerçeğe son derece güvenilmez ve çarpık bir cam pencereden baktığımızı,

Deyimler

at heart: temelde doğru olanı anlatmak

Burada at heart, “temelde” veya “özümüzde” anlamına gelir. Konuşmacının insanları güvenilmez bir camın ardından bakan fiziksel torbalar olarak sunduğu, bilerek komik yapılmış tasviri başlatır. Bu ifade, temelde doğru olduğu öne sürülen şeyi görmek için yüzeyin veya alışılmış benlik görüntüsünün altına bakmayı anlatır. Yalnızca özel duyguları değil, bir kişinin temel karakterini ya da bir şeyin altında yatan doğayı da tanımlayabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “temelde” anlamına gelen iki sözcüklü deyimle tamamlayın: Although Maya seems serious, she is playful ____.

Cevabı göster

at heart

Deyimler

“highly viscous bags of saline solution” metaforu

Burada highly viscous bags of saline solution, insan bedenini kasıtlı olarak aşağı düzeye indiren bir metafordur. Viscous “yoğun kıvamlı ve yavaş akan”, saline solution ise “tuzlu su çözeltisi” demektir. Bu nedenle ifade anatomiyi doğru biçimde açıklamak yerine insanları gülünç bir fiziksel görüntüye dönüştürür. Konuşmacı, insanları kendine güvenen düşünürlerden kusurlu biyolojik madde yığınlarına indirerek kendi aklımıza duyduğumuz güveni mizahi biçimde zayıflatır. Başka metinlere aktarılabilecek okuma becerisi, somut ve hoş olmayan bir görüntünün gerçek bir olguyu dile getirmek yerine tonu belirleyip bir savı desteklediği anları fark etmektir.

Alıştırma

Bu cümlede insanlara “highly viscous bags of saline solution” denmesinin temel etkisi nedir?

  1. İnsanları gerçekliği hiçbir çarpıtma olmadan gördükleri için över.
  2. İnsanların gerçek anlamda tuzlu su saklamak için kullanılan torbalar olduğunu söyler.
  3. İnsan bedeninin kesin bir bilimsel tanımını verir.
  4. İnsanları mizahi biçimde fiziksel maddeye indirgeyerek kendi yargılarına duydukları güveni sorgular.
Cevabı göster

İnsanları mizahi biçimde fiziksel maddeye indirgeyerek kendi yargılarına duydukları güveni sorgular.

and must therefore frequently suspend judgment, Anlatım akışı

5:23

ve bu nedenle yargıyı sık sık askıya almamız,

moderate our impulses,

5:26

dürtülerimizi yumuşatmamız,

watch over our diet,

5:28

diyetimize dikkat etmemiz,

and strive to get to bed early.

5:30

ve erken yatmaya çabalamamız gerektiğini kabul edersek.

Anlatım akışı

Paralel eylem listesi olarak suspend judgment ... get to bed early

must therefore sözleri, eş görevli dört fiil öbeğinin tümüne uygulanır: suspend judgment, moderate our impulses, watch over our diet ve strive to get to bed early. Her bölüm fiilin yalın hâliyle başlar. Bu nedenle paralel dil bilgisi, eylemleri birbiriyle ilgisiz emirler yerine düzenli tek bir sonuç olarak sunar. Burada watch over our diet, ne yediğimizi takip etmek anlamına gelir. Liste, soyut zihinsel disiplinden somut günlük alışkanlıklara doğru ilerler. and sözcüğünün yalnızca son maddeden önce kullanılması listeye belirgin bir kapanış ritmi verir. Günlük bir ayrıntı olan get to bed early ise geniş kapsamlı savı akılda kalıcı ve pratik bir biçimde sonlandırır.

Alıştırma

Hangi cümlede ortak bir kiplik fiilin ardından açık bir paralel liste gelir?

  1. We must therefore pause, check the facts, and ask for advice.
  2. We must therefore pause, the facts are checked, and ask for advice.
  3. We must therefore pause, checking the facts, and to ask for advice.
Cevabı göster

We must therefore pause, check the facts, and ask for advice.