Duygularınıza Neden Güvenmemelisiniz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: İzlenimler ve ruh hâlleri yargıyı çarpıtabilir; Yunan şüpheciliği sonuca varmadan önce beklemeyi önerir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. clear pane theory of the mind, — Mecazlı ifadeler: algının bozulmadığı inancını sorgulayan saydam cam benzetmesini anlayın. 2. keener to conclude that ... than that — Dil bilgisi ve kalıplar: tercih edilen çarpıcı açıklamayla daha sıradan bir nedeni karşılaştırın. 3. epoche, translated as reserve or suspension of judgment. — Kültür ve gerçek yaşam bağlamı: Yunan terimini yargıyı askıya alma, duygunun geçmesini bekleme ve kanıtı yeniden değerlendirmeyle ilişkilendirin.
Bu derste
It's easy to grow up with a sense that our feelings are reliable guides to ourselves, the people around us, and the world at large. Notlar
0:04Duygularımızın kendimiz, çevremizdeki insanlar ve genel olarak dünya için güvenilir rehberler olduğu duygusuyla büyümek kolaydır.
Grow up with a sense that: çocuklukta oluşan bir inanç
grow up with a sense that + yan cümle, çocukluk boyunca genel bir izlenimi veya inancı yavaş yavaş edinerek ya da taşıyarak büyümek anlamına gelir. Bu düşünce zamanla tanıdık ve köklü hâle gelir; tek bir anda ortaya çıkan bir his değildir. Buradaki sense, beş fiziksel duyudan biri değil, genel bir anlayış veya izlenimdir. With, kişinin yetişme sürecine eşlik eden inancı başlatır.
Alıştırma
grow up with a sense that ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Nina ____ asking for help was a sign of weakness.
Cevabı göster
grew up with a sense that
The world at large: bir bütün olarak toplum
the world at large, belirli bir yer değil, daha geniş dünya veya bir bütün olarak toplum demektir. Cümlede kapsam önce kendimizden çevremizdeki insanlara, sonra da yakın çevrenin dışındaki herkese doğru genişler. Bu kalıpta at large, “bir bütün olarak” veya “genel olarak” anlamındadır. Yazarın yerel ya da kişisel bir konudan geniş bir toplumsal alana geçmesini sağlar.
Alıştırma
Burada the world at large ne anlama geliyor? The decision may affect the world at large.
- yalnızca yakındaki küçük bir grup
- yakalanmamış biri
- tek bir yerel grubun ötesindeki toplum ve insanlar genel olarak
Cevabı göster
tek bir yerel grubun ötesindeki toplum ve insanlar genel olarak
implying that we are able to look out onto the world pretty much as if through an undistorted and blemish-free pane of glass. Dilbilgisi
0:17bu da dünyaya sanki bozulmamış ve lekesiz bir cam pencereden bakıyormuşuz gibi büyük ölçüde bakabildiğimizi ima eder.
Bir metafor olarak clear pane theory of the mind
Yazar, zihni temiz ve düz bir cam parçasına benzetmek için clear pane theory of the mind adını kendisi oluşturur. Bu imgeye göre insanlar, düşünceleri, duyguları ya da beklentileri gördüklerini değiştirmeden gerçeğin kendilerine açık biçimde ulaştığına inanır. Bu, pencereler hakkında bir teori değil, bir metafordur. Pane, kişinin dünyayı anlamasına aracılık eden zihni temsil eder; clear ve blemish-free ise bu aracın çarpıtma yaratmadığını düşündürür.
Alıştırma
Bu cümlede clear pane theory of the mind ne anlatıyor?
- Bu teori kusursuz pencere camının nasıl üretildiğini açıklar.
- Zihin, insanların gerçeği çarpıtılmadan görmesini sağlar.
- Zihin, insanların dış dünyayı görmesini engeller.
Cevabı göster
Zihin, insanların gerçeği çarpıtılmadan görmesini sağlar.
as if through + isim öbeği
As if through, bir şeyin nasıl görüldüğü, hissedildiği veya anlaşıldığı hakkında hayalî bir karşılaştırma başlatır. Burada belirli bir aracın içinden bakmaya benzer biçimde anlamına gelir; gerçekten cam bulunduğunu söylemez. İfade kısaltılmıştır: as if through an undistorted... pane, as if we were looking through an undistorted... pane biçiminde genişletilebilir. Through sözcüğünden sonra hayal edilen aracı adlandıran bir isim öbeği kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeyin içinden bakmaya benzer biçimde” anlamına gelen üç sözcüklü karşılaştırmayla tamamlayın: At dawn, I saw the hills ____ a pale blue veil.
Cevabı göster
as if through
Yet a long tradition in philosophy has sought to warn us of a far trickier truth.
0:26Oysa felsefedeki uzun bir gelenek bizi çok daha aldatıcı bir gerçeğe karşı uyarmaya çalışmıştır.
The school of thought known as skepticism Kalıp ifadeler
0:31Kuşkuculuk (Şüphecilik) olarak bilinen düşünce okulu,
proposed that a great many of our solid-seeming sensory first impressions
0:37sağlam görünen ilk duyusal izlenimlerimizin birçoğunun
and must instead be submitted to the laborious process of rational unscrambling.
0:44ve bunun yerine rasyonel bir çözümleme gibi zahmetli bir sürece tabi tutulması gerektiğini öne sürmüştür.
The school of thought known as ...: bir düşünce akımının adını tanıtmak
Bu resmî isim öbeğinde school of thought, insanların eğitim gördüğü bir yer değil, ortak fikirlerle birleşen bir düşünce geleneği veya grup anlamına gelir. Ana isim school sözcüğüdür; of thought ise bunun düşünsel anlamını belirtir. Known as + ad, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: the school of thought that is known as skepticism. Geleneğin adını tanıtır; okulun bir şeyi ‘bildiği’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, bir düşünce geleneğinin adını tanıtmak için bu yapıyı doğal biçimde kullanıyor?
- The school building known as Stoicism influenced Roman philosophy.
- The school of thought known as Stoicism influenced Roman philosophy.
- The school of thought knows as Stoicism influenced Roman philosophy.
Cevabı göster
The school of thought known as Stoicism influenced Roman philosophy.
should not be assumed to be accurate: doğruluğu peşinen varsaymamak
Bu resmî edilgen kalıp, bir şeyin kontrol edilmeden doğru kabul edilmemesi gerektiği anlamına gelir. Should not dikkatli yargılama için bir öneri veya ölçüt verir; be assumed ise odağı varsayımı yapan kişiden çok kanıta yöneltir. İlk be edilgen yapıyı kurar; ikinci be ise assume something to be + sıfat yapısına aittir. Cümle doğruluğu hemen kabul etmez; izlenimlerin kesinlikle yanlış olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
The first estimate should not be assumed to be accurate cümlesine en uygun yorum hangisidir?
- Tahminin yanlış olduğu kesin biçimde kanıtlandı.
- Tahmin ilk olduğu için doğrudur.
- Kontrol edilene kadar tahmini doğrulanmamış kabul et.
Cevabı göster
Kontrol edilene kadar tahmini doğrulanmamış kabul et.
they're full of scratches, blind spots, and warps. Deyimler
0:52çizikler, kör noktalar ve çarpıklıklarla doludur.
Far from X being Y: güçlü bir reddetme
Far from our minds being clear panes ifadesi, bir düşünceyi güçlü biçimde reddetmek için far from + isim öbeği + -ing yan cümlesi kalıbını kullanır. Zihinlerimizin berrak cam levhalar olduğu düşüncesinin hiç doğru olmadığı anlamına gelir. Our minds, being yapısının mantıksal öznesidir. Virgülden sonra konuşmacı bunun tam tersi olan durumu verir. Başka bağlamlarda da kullanılabilen Far from X being Y, Z kalıbı, “Y olmak bir yana, aksine Z” anlamına gelir.
Alıştırma
Parantez içindeki tüm sözcükleri ve Far from X being Y kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the new rule made the process more confusing. (the rule / be / a simple fix)
Cevabı göster
Far from the rule being a simple fix
Blind spots: farkındalıktaki gizli sınırlar
Blind spots, görmeyle ilgili bir kavramdan gelen mecazdır. Burada, düşüncemizde bulunan ve kendimizde fark etmekte zorlandığımız zayıflıkları, varsayımları veya önyargıları ifade eder. Önemli nokta bunların kişiden gizli kalmasıdır. Bir blind spot yalnızca eksik bir bilgi değildir; kişi sorunu görmediği için düşünme biçimini etkilemeye devam edebilir.
Alıştırma
Bir proje yöneticisi, tasarımın bazı kullanıcıları nasıl dışladığını fark etmediği için erişilebilirlik sorunlarını sürekli reddediyor. Bu örüntüyü en iyi hangi cümle açıklar?
- She has a blind spot about accessibility.
- She has a knowledge gap about accessibility.
- She made an oversight in one accessibility review.
Cevabı göster
She has a blind spot about accessibility.
means for the skeptics to strive to be permanently vigilant
0:57sürekli tetikte olmak için çabalamak anlamına gelir;
To be wise ... means for the skeptics to strive to be ile tanım yapmak
Burada To be wise mastar cümleciği tanımlanan konudur. means bu düşüncenin gerektirdiği şeyi açıklar; burada “bir sonuç ya da gereklilik anlamına gelmek” anlamındaki fiildir, “araç veya yöntem” anlamındaki means ismi değildir. for + isim + to-mastar cümleciği ikinci eylemi yapan kişiyi belirtir: strive eylemini yapanlar the skeptics grubudur. therefore araya giren bir sonuç işaretidir ve bu tanımın önceki akıl yürütmeden çıktığını gösterir. Bu kalıp soyut bir niteliği bir eyleme veya koşula dönüştürebilir: To be X means for someone to do Y.
Alıştırma
Tanımı dersteki iki sözcüklü kalıpla tamamlayın: To be a good host ____ every guest to feel welcome.
Cevabı göster
means for
about how much we're inclined to misunderstand reality by trusting our first feelings. Kalıp ifadeler
1:01yani, ilk duygularımıza güvenerek gerçeği yanlış anlamaya ne kadar eğilimli olduğumuz konusunda.
be inclined to do: kesinlik değil, eğilim
be inclined to + fiilin yalın biçimi yapısında inclined, “bir şeyi yapma eğilimine veya doğal yönelimine sahip olmak” demektir. Burada inclined to misunderstand, insanların gerçekliği yanlış anlamaya yatkın olduğunu söyler; bunu kesinlikle yapacaklarını söylemez. Bu kalıp genel bir alışkanlığı çoğu zaman ölçülü bir biçimde sunar. Özneye uyan be biçimini, ardından inclined to ve fiilin yalın biçimini kullanın: we are inclined to misunderstand; she is inclined to agree.
Alıştırma
Cümleyi “eğiliminde olmak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: When people are in a hurry, they ____ overlook small errors.
Cevabı göster
are inclined to
was a strange phenomenon that occurs when a stick is partially submerged in water.
1:12bir çubuğun kısmen suya batırıldığında meydana gelen garip bir fenomendir.
It immediately seems as if the stick angles into a V
1:17Çubuk, hemen sanki bir V şeklini almış gibi görünür,
that our senses are humbling fallible.
1:31duyularımız bizi alçaltacak kadar yanılgıya düşmeye müsaittir.
as a gateway to a vast truth: kapsamlı bir gerçeğe açılan kapı olarak
Burada şüpheciler küçücük örneği mecazi bir gateway olarak görür: Gerçek bir giriş değil, çok daha büyük bir fikre erişim sağlayan bir başlangıç noktasıdır. “Vast”, gateway'in büyüklüğünü değil, gerçeğin kapsamını anlatır. Bu imge, ölçeği küçük bir gözlemden geniş bir iddiaya taşır. Somut bir örnek, okuru genel bir kavrayışa yöneltebilir; ancak tek başına bütün iddiayı kanıtlaması gerekmez.
Alıştırma
Bir konuşmacı küçücük bir örneğe “a gateway to a vast truth” diyor. Bu mecaz ne anlama gelir?
- Büyük bir yere fiziksel olarak geçit açar.
- Her duyusal izlenimin doğru olduğunu kanıtlar.
- İnsanları küçük bir gözlemden çok daha geniş bir kavrayışa götürebilir.
Cevabı göster
İnsanları küçük bir gözlemden çok daha geniş bir kavrayışa götürebilir.
The way things appear ... is not how they really are: şeylerin görünüşü gerçek durumlarıyla aynı değildir
“The way things appear to us” cümlenin öznesidir ve algıladığımız biçimi veya izlenimi anlatır. “How they in fact really are”, şeylerin gerçek durumunu belirterek cümleyi tamamlar. Olumsuz yapı iki tarafı karşı karşıya getirir: Görünüş çoğu zaman gerçeklikten farklıdır. how ile başlayan yan cümle, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiştir ve soru değildir. Bu nedenle “are they” yerine “they ... are” biçimindeki düz cümle dizilimini korur. “In fact” ve “really” gerçeklik tarafını güçlendirirken “simply” iddiayı kesin ve doğrudan gösterir.
Alıştırma
Görünüş ile gerçekliği karşılaştıran kalıbı eksik iki sözcükle tamamlayın: The way this app appears in the ad is ____ it really works.
Cevabı göster
not how
Skeptical ideas were to be the leading force behind the development of modern science. Kalıp ifadeler
1:40Kuşkucu fikirler, modern bilimin gelişiminin arkasındaki öncü güç olacaktı.
the leading force behind: bir sonucun başlıca itici gücü
Bu cümlede the leading force behind, modern bilimin gelişimini sürekli ileri taşıyan başlıca etki anlamına gelir. Buradaki force soyuttur: fiziksel güç veya şiddet değil, güçlü bir etkidir. the leading force behind + isim yapısı, bir sonucu ya da değişimi ortaya çıkaran temel itici gücü belirtir. Behind sözcüğünden sonra açıklanan sonuç gelir.
Alıştırma
Cümleyi başlıca ve sürekli itici güç anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Community volunteers were ____ the neighborhood's recovery.
Cevabı göster
the leading force behind
demonstrated that whatever our senses might have suggested to us for hundreds of thousands of years, Dilbilgisi
1:49duyularımız bize yüz binlerce yıldır ne telkin etmiş olursa olsun,
the truth is that the sun does not, in fact, revolve around the Earth.
1:56gerçeğin aslında güneşin dünyanın etrafında dönmediği olduğunu kanıtlamıştır.
whatever ... might have suggested ... the truth is that: gerçeği belirtmeden önce izlenimi kabul etmek
Whatever our senses might have suggested to us, ödün veren bir yan cümledir. Burada whatever ne olursa olsun anlamına gelir; might have suggested ise geçmişte oluşmuş olabilecek bir izlenimi anlatır. Konuşan kişi, duyuların vermiş gibi göründüğü bütün mesajları kabul eder, ancak bunları gerçek saymaz. The truth is that kesin sonucu başlatır. whatever ... might have suggested, the truth is that ... birlikte dikkatli bir çürütme kurar: önce görünüş kabul edilir, sonra onu geçersiz kılan gerçek belirtilir.
Alıştırma
Çürütmeyi açıklamadaki iki parçalı yapıyla tamamlayın: ____ the photograph might have suggested, ____ the road is not flat.
Cevabı göster
Whatever · the truth is that
But the skeptics weren't only interested in the errors we fall into when doing astronomy.
2:01Ancak kuşkucular sadece astronomi yaparken düştüğümüz hatalarla ilgilenmiyorlardı.
They were fascinated by our tendencies to fall into error Kalıp ifadeler
2:05Duygularımızın etkisi altındayken
in our personal lives under the influence of our emotions.
2:08kişisel yaşamlarımızda hataya düşme eğilimlerimiz onları büyülüyordu.
fall into error: yanılgıya düşmek
Bu cümlede fall into error, yanlış bir yargı veya akıl yürütme durumuna girmek anlamına gelir. Fall into, error sözcüğünü gerçekten içine düşülen bir yer olarak değil, kişinin fark etmeden sürüklenebileceği olumsuz bir durum olarak sunar. Buradaki error soyut ve sayılamayan bir kavramdır: cümle, tek bir belirli hatadan değil, insanın yanılmaya yatkınlığından söz eder.
Alıştırma
Notta yer alan ve yanlış bir yargı durumuna girmek anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyi kullanın: Even careful judges can ____ when personal feelings cloud the evidence.
Cevabı göster
fall into error
our minds are seldom free of the influence of moods,
2:13zihnimiz nadiren ruh hallerinin etkisinden kurtulabilir;
a kind of emotional weather that scuds over our mental horizons, Deyimler
2:16bunlar zihinsel ufuklarımızda hızla ilerleyen bir tür duygusal hava durumudur,
zihinsel ufuklarımızın üzerinden geçen duygusal hava durumu
Bu ifade tek bir genişletilmiş metafor kurar. Ruh hâlleri emotional weather, yani duygusal hava durumu olarak düşünülürken mental horizons zihnin görebildiği veya anlayabildiği sınırları temsil eder. Scuds over, bulutların gökyüzünde hızla ilerlemesini çağrıştırır. Görüntü bir bütün olarak ruh hâllerinin zihinden geçebildiğini, hızla değişebildiğini ve bakışımızı geçici olarak renklendirebildiğini ya da kapatabildiğini anlatır. Gerçek hava durumunun duygulara yol açtığını söylemez.
Alıştırma
Cümledeki emotional weather that scuds over our mental horizons metaforu ne anlatır?
- Gerçek hava durumu hissettiğimiz her duyguyu doğrudan oluşturur.
- Ruh hâlleri zihinden geçer ve olayları görme ya da değerlendirme biçimimizi geçici olarak etkiler.
- Zihnin, bulutların kapatabileceği fiziksel bir ufku vardır.
Cevabı göster
Ruh hâlleri zihinden geçer ve olayları görme ya da değerlendirme biçimimizi geçici olarak etkiler.
normally without us having any understanding of where these moods have come from, Dilbilgisi
2:20normalde bu ruh hallerinin nereden geldiğini,
they might lift: zor ruh hâlleri dağıldığında
they might lift ifadesinde they, moods sözcüğüne gönderme yapar ve lift geçişsizdir. Düşük, karanlık veya sıkıntılı bir ruh hâli lift olduğunda zayıflar ve kaybolmaya başlar; kimse onu fiziksel olarak yukarı kaldırmaz. Might olasılık bildirir. Bu nedenle when they might lift, bu ruh hâllerinin ne zaman hafifleyebileceği veya geçebileceği anlamına gelir.
Alıştırma
By evening, her gloomy mood began to lift, cümlesinde lift ne anlama gelir?
- birisi kaldırdığı için yukarı doğru hareket etmek
- şiddeti azalmak ve yavaş yavaş kaybolmak
- birini araçla bir yere götürmek
Cevabı göster
şiddeti azalmak ve yavaş yavaş kaybolmak
without us having any understanding: -ing yan cümlesinin içindeki özne
Without, bir durumun gerçekleşmediğini veya bir şeyin eksik olduğunu belirten bir yan durum ekler. without us having ... yapısında us, nesne biçimindeki zamirdir ve having fiilinin mantıksal öznesidir; yani anlayışa sahip olmayan kişiler biziz. -ing yan cümlesinin tamamı without'un tümlecidir; without us'tan sonra yeni bir bağımsız cümle başlamaz. Burada having any understanding of ifadesi üç koşut yan cümleyle tamamlanır: where ..., when ... ve that .... Sonuncusu or even ile vurgulanır. Bu yapı, bir şey olurken bir kişinin gerekli bilgiye ya da farkındalığa sahip olmadığını kısa biçimde anlatır.
Alıştırma
Cümleyi without + us + have fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The rules were changed ____ a chance to respond.
Cevabı göster
without us having
these moods can have a decisive impact on our ideas.
2:28bu ruh halleri fikirlerimiz üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olabilir.
We might in one mood consider ourselves fortunate,
2:32Bir ruh halindeyken kendimizi şanslı görebilir,
without anything in the outer world having changed, Dilbilgisi
2:40dış dünyada hiçbir şey değişmemişken,
another mood might lead us to a wholesale reevaluation of almost everything about us. Kalıp ifadeler
2:43başka bir ruh hali, bizim hakkımızdaki neredeyse her şeyi tamamen yeniden değerlendirmemize yol açabilir.
without anything ... having changed: tamamlanmış -ing yan cümlesi
Bu ifade without + isim öbeği + having + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Burada anything in the outer world, having changed yapısının mantıksal öznesidir: dış dünyada hiçbir şey değişmemiştir. having changed biçimindeki tamamlanmış -ing yapısı, değişikliğin olmamasını daha sonraki ruh hâli değişiminden önce zaten geçerli olan bir arka plan olarak sunar. Değişmeyen koşullarla değişen bir yargıyı karşı karşıya getirir.
Alıştırma
Cümleyi change fiilinin tamamlanmış -ing biçimiyle tamamlayın: Without the timetable ____, everyone suddenly felt under pressure.
Cevabı göster
having changed
lead someone to a wholesale reevaluation of: resmî bir neden-sonuç yapısı
Lead someone to + isim öbeği, bir nedenin o kişiyi bir sonuca yöneltmesi anlamına gelir. Burada us etkilenen gruptur ve to, yalın bir fiili değil a ... reevaluation of ... isim öbeğini başlatır. Wholesale, reevaluation sözcüğünü niteler ve burada kapsamlı ya da büyük ölçekli anlamına gelir. İfadenin tamamı, bir ruh hâlinin kendimizle ilgili neredeyse her şeyi geniş çapta yeniden düşünmemize yol açabileceğini söyler.
Alıştırma
İsim yapısını doğru kullanan tamamlamayı seçin: The new evidence led the committee to __.
- a wholesale reevaluation of the plan
- a wholesale reevaluation the plan
- wholesale reevaluate the plan
Cevabı göster
a wholesale reevaluation of the plan
is not to realize that we are in its grip. Deyimler
2:52onun pençesinde olduğumuzu fark etmememizdir.
Be subject to a mood: bir ruh hâlinin etkisi altında olmak
be subject to a mood ifadesinde subject, be subject to + isim yapısında kullanılan bir sıfattır. İfade, bir şeyden “etkilenmek, onunla sınırlanmak veya onun tarafından yönetilmek” anlamına gelir. Burada bir ruh hâli, kişi bunu tam olarak fark etmeden düşünme biçimini etkiler. Subject sözcüğünü “konu” anlamındaki isim olarak yorumlamayın. Başka durumlara aktarılabilen yapı be subject to + koşul, kural, güç veya etkidir.
Alıştırma
“The committee's decision was subject to the anger in the room,” cümlesinde subject to ne anlama gelir?
- Öfkeyi kasıtlı olarak yarattı.
- Öfke hakkındaki bir tartışmanın konusuydu.
- O öfkeden etkilenmiş veya onunla sınırlanmıştı.
Cevabı göster
O öfkeden etkilenmiş veya onunla sınırlanmıştı.
In its grip: güçlü bir kontrol altında
In its grip mecazlı bir deyimdir. Grip sözcüğü gerçek anlamda sıkı bir tutuş demektir; ancak burada ruh hâli, kişiyi tutan bir güç gibi düşünülür. Its, önceki a mood ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla we are in its grip, ruh hâlinin düşüncelerimizi veya davranışlarımızı güçlü biçimde kontrol ettiği anlamına gelir. Aynı imge başka güçlü durumları veya kuvvetleri de anlatabilir. İnsanlar, şehirler ya da gruplar korkunun, paniğin, hastalığın, bağımlılığın veya şiddetli hava koşullarının pençesinde olabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “fırtınanın güçlü kontrolü altında” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The storm grew stronger, and soon the island was ____.
Cevabı göster
in its grip
that silently and invisibly perverts our judgment. Kelime
3:06yargılarımızı sessizce ve görünmez bir şekilde saptıran özellikle güçlü bir etken olabilir.
perverts our judgment: güçlü ve resmî bir fiil kullanımı
Burada perverts, bir şeyi artık düzgün çalışmayacak şekilde çarpıtmak veya bozmak anlamına gelen güçlü ve resmî bir fiildir. Yorgunluk, yargımızı fark ettirmeden güvenilmez hâle getiren bir etken olarak kişileştirilmiştir. Bu kullanımda fiil genellikle soyut bir nesne alır. Küçük bir hatadan daha fazlasını anlatır: yargı, sağlıklı veya adil bir çizgiden uzaklaştırılır. Sözcük bu cümlede fiildir; dolayısıyla herhangi bir insan türünü tanımlamaz.
Alıştırma
Bu cümlede perverts our judgment ne anlama geliyor?
- Yargımızın ciddi biçimde çarpıtılmasına neden olur
- Daha hızlı yargıda bulunmamıza yardımcı olur
- Yargımızı başka insanlara bildirir
Cevabı göster
Yargımızın ciddi biçimde çarpıtılmasına neden olur
The 19th century skeptic Friedrich Nietzsche remarked,
3:0919. yüzyıl kuşkucusu Friedrich Nietzsche şöyle demiştir:
we are attacked by ideas we thought we'd conquered long ago." Deyimler
3:14uzun zaman önce fethettiğimizi sandığımız fikirlerin saldırısına uğrarız."
attacked by ideas ... we'd conquered: genişletilmiş bir savaş benzetmesi
Bu cümle genişletilmiş bir savaş benzetmesi kurar. Fikirler bize saldıran düşmanlar gibi gösterilir; conquered ise bu fikirlerin yenilmiş veya kontrol altına alınmış göründüğünü anlatır. Açık bir ifadeyle, yorgun olduğumuzda eski düşünceler geri dönerek dikkatimizi ele geçirir. Dil bilgisi bakımından ideas, conquered fiilinin anlamca nesnesidir: we thought that we had conquered the ideas. Cümlede thought sözcüğünden sonraki that ve ideas sözcüğünden sonraki ilgi zamiri that çıkarılmıştır. Ayrıca conquered bir geçmiş zaman ortacı olduğu için we'd burada we had anlamına gelir.
Alıştırma
Vurgulanan savaş benzetmesi ne anlama geliyor?
- Birisi fikirlerimiz yüzünden bize fiziksel olarak saldırır
- Yenilmiş görünen eski düşünceler geri döner ve bizi etkisi altına alır
- Savaş hakkındaki bir tartışmayı başarıyla kazanırız
Cevabı göster
Yenilmiş görünen eski düşünceler geri döner ve bizi etkisi altına alır
it's extremely rare and counterintuitive to judge that it really might be tiredness that's affecting our outlook
3:19dünyadaki belirli nesnel gerçeklerden ziyade bakış açımızı etkileyen şeyin gerçekten de yorgunluk olabileceğine karar vermek,
We are keener to conclude that we've suddenly developed a deep resentment against humanity Dilbilgisi
3:28Aniden insanlığa karşı derin bir kızgınlık geliştirdiğimiz sonucuna varmaya,
than that we urgently need to get to bed.
3:32acilen yatağa gitmemiz gerektiğine karar vermekten daha hevesliyizdir.
be keener to conclude that A than that B ile sonuçları karşılaştırma
Burada be keener to conclude that A than that B, “B sonucundan çok A sonucunu kabul etmeye daha yatkın veya istekli olmak” demektir. İki eylemin ne sıklıkta gerçekleştiğini değil, kişinin iki açıklamadan hangisini kabul etmeyi tercih ettiğini karşılaştırır. Her that tam bir sonucu başlatır: that A ve that B. Bu nedenle ikinci that da “that + yan cümle” yapısının parçasıdır; “şu” anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir.
Alıştırma
keener to conclude that A than that B neyi gösterir?
- A sonucu B sonucundan daha önce gerçekleşmiştir.
- A sonucunun doğru olduğu kanıtlanmıştır, B sonucu ise imkânsızdır.
- Bir kişi B sonucundan çok A sonucunu kabul etmeye yatkındır.
Cevabı göster
Bir kişi B sonucundan çok A sonucunu kabul etmeye yatkındır.
and a decent alternative to our current partner
3:41ve mevcut partnerimize makul bir alternatif görmeye itebilir,
where there is in truth just an exceptionally beautiful profile and perhaps not much else.
3:43oysa gerçekte orada sadece olağanüstü güzel bir profil vardır ve belki de başka pek bir şey yoktur.
play with our judgment ifadesinin mecazlı anlamı
Play with our judgment mecazlı bir ifadedir. Arzu, muhakemeyi elinde tutabilen veya yönlendirebilen bir kişi gibi gösterilir. Bu nedenle ifade, arzunun sağlıklı değerlendirmeyi bozabileceği ve bizi yanıltabileceği anlamına gelir. Ardından gelen -ing yan cümlesi leading us to see ..., bunun sonucunu gösterir: eldeki kanıtların desteklemediği olumlu özellikleri varmış gibi düşünebiliriz. Buradaki play with, yalnızca affect demekten daha canlı ve daha az tarafsızdır.
Alıştırma
Bu bağlamda play with our judgment ne anlama gelir?
- Muhakememizi bozar ve bizi yanıltabilir.
- Bize muhakememizi geliştiren bir oyun verir.
- Muhakememizi adil ve kontrollü bir biçimde sınar.
Cevabı göster
Muhakememizi bozar ve bizi yanıltabilir.
As the German skeptical philosopher Arthur Schopenhauer wryly concluded,
3:48Alman kuşkucu filozof Arthur Schopenhauer'in alaycı bir şekilde şu sonuca vardığı gibi:
forms the basis upon which the skill of emotional skepticism is founded. Dilbilgisi
4:00duygusal kuşkuculuk becerisinin üzerine inşa edildiği temeli oluşturur.
Resmî forms the basis upon which ... is founded yapısı
“A forms the basis upon which B is founded” kalıbında A, B’nin temelidir. Bu cümlede zihnin kusurlarını fark etmek, duygusal şüpheciliğin temeli olarak sunulur. “Which”, “the basis” ifadesine gönderme yapar; “upon” ise “is founded” ile birlikte kullanılır: B bu temel üzerine kurulur. “Forms” ana cümlenin fiilidir, “is founded” ise ilgi cümleciğinin içindedir. Bu yüzden birbirleriyle çakışan iki fiil değildir.
Alıştırma
Cümleyi, üzerine kurulduğu temeli sağlar anlamındaki resmî yapıyla tamamlayın: Shared evidence ____ sound decisions are based.
Cevabı göster
forms the basis upon which
defined as a cautious awareness of the misleading power of our feelings on our judgment.
4:05duygularımızın yargılarımız üzerindeki yanıltıcı gücüne dair temkinli bir farkındalık olarak tanımlanır.
Having surveyed the fragilities of our minds, Dilbilgisi
4:11Zihinlerimizin kırılganlıklarını inceledikten sonra,
translated as reserve or suspension of judgment.
4:20ki bu da çekimserlik veya yargının askıya alınması olarak çevrilir.
Having surveyed ... ile daha önce tamamlanan eylem
“Having surveyed ...”, perfect participle denilen having + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. İncelemenin filozoflar öneride bulunmadan önce tamamlandığını gösterir; ayrıca önceki incelemenin öneriye yol açtığını da düşündürebilir. “Having surveyed” yapısının örtük öznesi ana cümlenin öznesi olmalıdır. Burada hem zihnin zayıflıklarını inceleyen hem de bir tutum önerenler filozoflardır.
Alıştırma
Cümleyi değerlendirin: “Having reviewed the map, the hikers chose a safer route.” Başlangıçtaki ifade ana cümleye doğru biçimde bağlanıyor mu?
- Evet—yürüyüşçüler seçim yapmadan önce haritayı inceledi.
- Hayır—harita yürüyüşçüleri inceledi.
Cevabı göster
Evet—yürüyüşçüler seçim yapmadan önce haritayı inceledi.
epoche: yargıyı saklı tutma veya askıya alma
Burada epoche, Antik Yunan kuşkuculuğunda bir sonuca varmaktan kaçınma uygulamasıdır. Cümle bunu hemen reserve or suspension of judgment olarak açıklar: Kendi yargınız yanlış olabileceği için neyin doğru olduğuna karar vermeden önce beklersiniz. Bu, geçici ve bilinçli bir duraklamadır; gerçeğin var olmadığını ileri sürmek veya hiçbir zaman karar vermemeye söz vermek değildir. Başka durumlara aktarılabilecek fikir, daha iyi bir gerekçe ya da kanıt bulunana kadar soruyu açık tutmaktır.
Alıştırma
Hangi durum epoche, yani suspension of judgment kavramını en iyi gösterir?
- Bir kişi ilk açıklamayı kontrol etmeden kabul eder.
- Bir kişi hiçbir iddianın asla doğru olamayacağına karar verir.
- Bir kişi, bir iddianın doğru olup olmadığına karar vermeden önce daha fazla kanıt bekler.
Cevabı göster
Bir kişi, bir iddianın doğru olup olmadığına karar vermeden önce daha fazla kanıt bekler.
rush into decisions: terburu-buru mengambil keputusan
rush into decisions ifadesinde rush into mecaz anlamdadır: Yeterince düşünmeden bir şeye çok hızlı başlamak veya bir konuda taahhüde girmek demektir. Decisions, into sözcüğünün nesnesidir; bu nedenle ifade fiziksel hareketi değil, aceleyle karar vermeyi anlatır. rush into + noun veya -ing form kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir: rush into an agreement, rush into a relationship veya rush into buying something. Genellikle yavaşlamanın daha akıllıca olacağını ima eder.
Alıştırma
Çok hızlı karar vermek anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: When important facts are missing, don't ____.
Cevabı göster
rush into decisions
so that they could be reevaluated at different points in time.
4:30böylece farklı zamanlarda yeniden değerlendirilebilirlerdi.
let our ideas settle: yeniden değerlendirmeden önce fikirleri bekletmek
Burada let our ideas settle, fikirleri zihnimizde daha açık veya daha oturmuş hâle gelebilmeleri için bir süre kendi hâllerine bırakmak demektir. Settle mecazi kullanılmıştır: fikirler, hareketsiz bırakılınca berraklaşan bulanık bir şeye benzetilir. Kalıp let + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: let + our ideas + settle. Fikirler daha sonra yeniden değerlendirileceği için settling, onları kesin olarak kabul etmek veya bir sorunu hemen çözmek anlamına gelmez; yeniden karar vermeden önce beklemek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede settle, bir fikri değerlendirmeden önce netleşmesi için zaman tanımak anlamında kullanılmıştır?
- Let's let the plan settle overnight before we decide.
- Let's settle the problem by taking a vote now.
- After comparing the options, let's settle on the blue plan.
Cevabı göster
Let's let the plan settle overnight before we decide.
And we were to be especially vigilant about the impact of sexual excitement and tiredness
4:33Ve cinsel heyecan ile yorgunluğun
on the formation of our plans.
4:38planlarımızın oluşumu üzerindeki etkisi konusunda özellikle tetikte olmalıydık.
we've collectively been extremely reluctant to recognize the benefits of emotional skepticism.
4:43kolektif olarak duygusal kuşkuculuğun faydalarını kabul etme konusunda son derece isteksiz davrandık.
For a range of historical reasons: birden fazla nedeni çerçevelemek
Cümle başındaki For a range of historical reasons edat öbeği, ardından gelen iddiayı birkaç farklı tarihsel nedenin sonucu olarak çerçeveler. A range of, reasons sözcüğünü niteler; dolayısıyla tarihsel bir zaman aralığı değil, “çeşitli nedenler” anlamına gelir. Bu başlangıç, ana iddiayı sunmadan önce nedenlerin karmaşık olduğunu kabul ederek savı düzenler. Konuşmacının ayrıntıları sonraya bırakmasına ve daha sonra belirli bir nedeni tanıtırken bunun tek neden olduğunu ima etmemesine imkân verir.
Alıştırma
Cümle başındaki For a range of historical reasons ifadesi okuyucuya ne anlatır?
- İddia yalnızca tarihteki belirli bir dönem için geçerlidir.
- Tarihten gelen birkaç farklı etken iddiayı açıklamaya yardımcı olur.
- Konuşmacı iddianın doğru olduğu kesin tarihleri vermektedir.
Cevabı göster
Tarihten gelen birkaç farklı etken iddiayı açıklamaya yardımcı olur.
that it's our emotions that are always our finest guides to the truth. Dilbilgisi
4:55büyüleyici ama çoğu zaman felaket getiren kavramı miras bıraktı.
19. yüzyılın Romantik Akımı
Burada The Romantic Movement of the 19th century, Romantizmin tarihsel adıdır. Romantizm; duyguya, hayal gücüne, bireysel deneyime ve doğaya özel önem veren, Avrupa sanat ve düşünce dünyasındaki büyük bir akımdı. Konuşmacı bu arka planı kullanarak geçmişteki bir kültürel akımı, duygulara güvenme yönündeki modern alışkanlıkla ilişkilendiriyor. Bu anlatım bilinçli olarak eleştirel ve seçicidir; Romantizmin eksiksiz veya tarafsız bir tanımı değildir.
Alıştırma
Cümledeki The Romantic Movement of the 19th century ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Duyguların gerçeği her zaman ortaya çıkardığını kanıtlayan tarafsız bir bilimsel teori.
- Duyguya verdiği önem günümüzdeki bir inançla eleştirel biçimde ilişkilendirilen tarihsel bir akım.
- Esas olarak insanlara romantik eş bulmayı amaçlayan 19. yüzyıl kampanyası.
Cevabı göster
Duyguya verdiği önem günümüzdeki bir inançla eleştirel biçimde ilişkilendirilen tarihsel bir akım.
bequeathed us the beguiling but often disastrous notion: bize çekici ama çoğu zaman yıkıcı bir düşünceyi miras bıraktı
Bequeathed burada resmî ve mecazlı bir kullanımdır. Sözcüğün gerçek anlamıyla bir kişi vasiyet yoluyla mal bequeath edebilir, yani miras bırakabilir. Tarihsel bir tartışmada ise bir şey sonraki kuşaklara bir düşünce, kurum, yarar veya sorun bırakabilir. Yapı bequeath + alıcı + bırakılan şey biçimindedir: us alıcı, the ... notion ise aktarılan düşüncedir. Beguiling çekici ve ikna edici görünen anlamına gelirken disastrous son derece zararlı sonuçlara işaret eder. İfade bir bütün olarak, akımın sonraki kuşaklara inanması cazip ama çoğu zaman zararlı bir düşünce bıraktığını söyler.
Alıştırma
Bu cümlede bequeathed us the beguiling but often disastrous notion ne anlama gelir?
- Akım, sonraki kuşaklara kulağa çekici gelen ama zararlı bir düşünce bıraktı.
- Akım, üyelerine vasiyet yoluyla yasal olarak mal verdi.
- Akım, duyguların her zaman gerçeğe götürdüğünü kanıtladı.
Cevabı göster
Akım, sonraki kuşaklara kulağa çekici gelen ama zararlı bir düşünce bıraktı.
it's our emotions that are: it-cleft ile odak oluşturma
Bu bir it-cleft yapısıdır: it is/was + odaklanan öge + that/who + yan cümle. Burada our emotions ifadesi odağa alınır; yani hakikate giden en iyi rehber olarak başka bir kaynak değil, duygular gösterilir. Baştaki it, daha önce sözü edilen bir şeye gönderme yapmaz. Nötr biçim Our emotions are always our finest guides to the truth. cümlesidir. Cleft yapısında that, vurgulanan ifadenin kalan kısmını başlatır; yalnızca emotions sözcüğünü niteleyen sıradan bir ilgi cümleciği değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, cüzdanı başka birinin değil Lina'nın bulduğunu vurgulamak için it-cleft yapısını kullanır?
- Lina found the wallet yesterday.
- It was the wallet that Lina lost.
- It was Lina who found the wallet.
Cevabı göster
It was Lina who found the wallet.
But we would have gone a long way to counteract the problems of our minds
5:00Oysa zihnimizin sorunlarına karşı koymak için uzun bir yol kat etmiş olurduk;
instead waiting for certain unhelpful moods to pass Kelime
5:08bunun yerine bazı faydasız ruh hallerinin geçmesini beklersek
do ourselves the honor of not listening to our feelings: retorik bir öz saygı anlatımı
do someone the honor of doing something kalıbı, belirtilen eylemi yaparak birine saygı göstermek anlamına gelir. Burada hem özne hem de saygının alıcısı ourselves olduğundan yazar, duygularımızı dinlememeyi kendimize saygı gösteren bir davranış olarak sunar. İfade kasıtlı olarak görkemlidir ve retorik bir öğüt işlevi görür: bir ruh hâli yararsız olduğunda, her duyguyu güvenilir bir emir gibi görmek yerine durup bekleyin. Bu, bütün duyguların her zaman görmezden gelinmesi gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi do ourselves the honor of kalıbının aynısıyla tamamlayın: We can ____ checking the facts before replying.
Cevabı göster
do ourselves the honor of
waiting for certain unhelpful moods to pass: bir ruh hâlinin geçmesini beklemek
Burada waiting for certain unhelpful moods to pass, kötü bir ruh hâline göre hemen hareket etmek yerine beklemek demektir. Ruh hâli geçici kabul edilir; zamanla kendiliğinden zayıflayabilir. wait for + isim + to + fiil kalıbı, “o ismin bir şey yapmasına kadar beklemek” anlamına gelir. Burada pass, “sona ermek veya gücünü kaybetmek” demektir; “sınavı geçmek”, “bir şeyi uzatmak” ya da “bir yerin yanından geçmek” değildir. Instead, beklemenin duyguyu izlemenin alternatifi olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “doğal biçimde zayıflamak veya sona ermek” anlamına gelen fiille tamamlayın: Before answering the angry message, wait for the bad mood to ____.
Cevabı göster
pass
who stare out at reality via a highly unreliable and distorted pane of glass
5:17gerçeğe son derece güvenilmez ve çarpık bir cam pencereden baktığımızı,
at heart: temelde doğru olanı anlatmak
Burada at heart, “temelde” veya “özümüzde” anlamına gelir. Konuşmacının insanları güvenilmez bir camın ardından bakan fiziksel torbalar olarak sunduğu, bilerek komik yapılmış tasviri başlatır. Bu ifade, temelde doğru olduğu öne sürülen şeyi görmek için yüzeyin veya alışılmış benlik görüntüsünün altına bakmayı anlatır. Yalnızca özel duyguları değil, bir kişinin temel karakterini ya da bir şeyin altında yatan doğayı da tanımlayabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “temelde” anlamına gelen iki sözcüklü deyimle tamamlayın: Although Maya seems serious, she is playful ____.
Cevabı göster
at heart
“highly viscous bags of saline solution” metaforu
Burada highly viscous bags of saline solution, insan bedenini kasıtlı olarak aşağı düzeye indiren bir metafordur. Viscous “yoğun kıvamlı ve yavaş akan”, saline solution ise “tuzlu su çözeltisi” demektir. Bu nedenle ifade anatomiyi doğru biçimde açıklamak yerine insanları gülünç bir fiziksel görüntüye dönüştürür. Konuşmacı, insanları kendine güvenen düşünürlerden kusurlu biyolojik madde yığınlarına indirerek kendi aklımıza duyduğumuz güveni mizahi biçimde zayıflatır. Başka metinlere aktarılabilecek okuma becerisi, somut ve hoş olmayan bir görüntünün gerçek bir olguyu dile getirmek yerine tonu belirleyip bir savı desteklediği anları fark etmektir.
Alıştırma
Bu cümlede insanlara “highly viscous bags of saline solution” denmesinin temel etkisi nedir?
- İnsanları gerçekliği hiçbir çarpıtma olmadan gördükleri için över.
- İnsanların gerçek anlamda tuzlu su saklamak için kullanılan torbalar olduğunu söyler.
- İnsan bedeninin kesin bir bilimsel tanımını verir.
- İnsanları mizahi biçimde fiziksel maddeye indirgeyerek kendi yargılarına duydukları güveni sorgular.
Cevabı göster
İnsanları mizahi biçimde fiziksel maddeye indirgeyerek kendi yargılarına duydukları güveni sorgular.
and must therefore frequently suspend judgment, Anlatım akışı
5:23ve bu nedenle yargıyı sık sık askıya almamız,
Paralel eylem listesi olarak suspend judgment ... get to bed early
must therefore sözleri, eş görevli dört fiil öbeğinin tümüne uygulanır: suspend judgment, moderate our impulses, watch over our diet ve strive to get to bed early. Her bölüm fiilin yalın hâliyle başlar. Bu nedenle paralel dil bilgisi, eylemleri birbiriyle ilgisiz emirler yerine düzenli tek bir sonuç olarak sunar. Burada watch over our diet, ne yediğimizi takip etmek anlamına gelir. Liste, soyut zihinsel disiplinden somut günlük alışkanlıklara doğru ilerler. and sözcüğünün yalnızca son maddeden önce kullanılması listeye belirgin bir kapanış ritmi verir. Günlük bir ayrıntı olan get to bed early ise geniş kapsamlı savı akılda kalıcı ve pratik bir biçimde sonlandırır.
Alıştırma
Hangi cümlede ortak bir kiplik fiilin ardından açık bir paralel liste gelir?
- We must therefore pause, check the facts, and ask for advice.
- We must therefore pause, the facts are checked, and ask for advice.
- We must therefore pause, checking the facts, and to ask for advice.
Cevabı göster
We must therefore pause, check the facts, and ask for advice.