Nükleer enerji ne kadar yeşil? - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
855 kelime 151 kel/dk

Video özeti: Program, nükleer enerjinin düzenli ve düşük karbonlu elektrik sağlamasını güvenlik kaygıları ve yükselen denizlerin kıyıdaki santrallere oluşturduğu tehditle karşılaştırıyor. Çernobil anılarını modern güvenlik iddialarıyla karşı karşıya getiriyor, bir uzmanın yenilenebilir enerji savunusunu aktarıyor ve Almanya’nın nükleer enerjiyi aşamalı olarak bırakma kararına değiniyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. vivid memories — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bu doğal birlikteliğin son derece net kalan, güçlü imgeler veya duygular uyandıran anıları anlattığını kavrayın; yalnızca iyi hatırladığınızı söylemek yerine kişisel açıdan önemli bir olayı aktarırken kullanın. 2. not according to — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Sunucunun karşıt görüşü adı verilen bir uzmana ya da kaynağa bağlayarak önceki iddiaya nasıl kısa bir itiraz getirdiğini fark edin; ilk konuşmacının doğrudan yanlış olduğunu söylemeden tartışmanın bir tarafından karşı kanıtlara akıcı biçimde geçmek için kullanın. 3. on the front line of climate change — Deyimler ve mecazi ifadeler: Çatışma benzetmesini, nükleer santrallerin ciddi iklim etkilerini ilk yaşayanlar arasında olabileceği şeklinde yorumlayın. Kalıbı gelişmekte olan bir krize doğrudan maruz kalan kişiler, yerler veya sektörler için kullanın ve buradaki belirgin olumsuz çağrışımını ayırt edin.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:07

Merhaba, bu bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

And I'm Sam.

0:12

Ve ben Sam.

With winter here, the rising price of oil and natural gas has become a hot topic. Notlar

0:13

Kışın gelmesiyle petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış sıcak bir konu haline geldi.

Dilbilgisi

With winter here: zaman bağlamını kurmak

With winter here, kışın geldiğini ve şu anda kış mevsiminde olunduğunu belirten kısa bir arka plan ifadesidir. Buradaki here, bir dönemin gelmiş ve başlamış olduğunu anlatır; “bu yerde” anlamına gelmez. with + isim öbeği + tamamlayıcı yapısı, ana cümleden önce durumu kurar. Ana cümle de bu durumda önemli olan olayı veya sonucu verir.

Alıştırma

Yazın geldiğini söylemek için with + mevsim + here yapısını kullanın: ____, the outdoor pool is open every day.

Cevabı göster

With summer here

Kalıp ifadeler

the rising price of oil and natural gas: yükseliş eğilimini anlatmak

the rising price of oil and natural gas ifadesinde rising, price sözcüğünü niteler. Fiyatın yukarı doğru değiştiğini anlatır; petrolün ya da doğal gazın fiziksel olarak yükseldiği anlamına gelmez. rising price(s) of + bir şey kalıbı haberlerde ve ekonomi tartışmalarında yaygındır. Fiyattaki yükseliş eğilimini cümlenin konusu hâline getirir.

Alıştırma

Hangi cümle elektrik fiyatının yalnızca şu anda yüksek olduğunu değil, yükselmeye devam ettiğini açıkça belirtir?

  1. The stable price of electricity worries residents.
  2. The rising price of electricity worries residents.
  3. The high price of electricity worries residents.
Cevabı göster

The rising price of electricity worries residents.

Deyimler

a hot topic: çok konuşulan bir konu

a hot topic ifadesindeki hot, fiziksel olarak sıcak olmayı değil, bir konunun o sırada çok ilgi görmesini ve konuşulmasını anlatır. Burada insanların konuştuğu konu petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesidir. Bu ifade, bir konuya gösterilen güncel ilgiyi vurgular. Tek başına konunun tartışmalı olduğunu veya konuşmanın öfkeli geçtiğini göstermez.

Alıştırma

“Şu anda çok ilgi gören bir konu” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Data privacy has become ____ in many workplaces.

Cevabı göster

a hot topic

At the same time, climate change is also reaching emergency levels Notlar

0:19

Aynı zamanda iklim değişikliği de acil durum seviyelerine ulaşıyor

Anlatım akışı

At the same time: paralel bir nokta eklemek

Burada At the same time, cümlenin başında kullanılan bir bağlayıcıdır. Önceki konuyu akılda tutarken onun yanında var olan ikinci önemli sorun olarak iklim değişikliğini ekler. Bu ifade olayların gerçekten aynı anda gerçekleşmesini anlatabilir; ancak haber ve açıklama metinlerinde çoğu zaman bilgiyi düzenler: bir noktayı ele alırken aynı zamanda başka bir noktayı da ele alın. İkinci noktanın birincinin örneği veya sonucu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İlk durumun yanında dikkate alınacak ikinci bir durumu ekleyen bağlayıcıyı seçin: The town needs more homes. ___, it also wants to protect its parks.

  1. For example
  2. At the same time
  3. As a result
Cevabı göster

At the same time

Kalıp ifadeler

reaching emergency levels: kritik derecede ciddi hâle gelmek

Reaching emergency levels, bir durumun acil müdahale gerektirecek kadar ciddi hâle gelmesi demektir. Buradaki levels, bir binanın katlarını değil, ciddiyet derecelerini anlatır. reach + betimleme + levels kalıbı, soyut bir durumun belirtilen bir dereceye ulaştığını veya ulaşmakta olduğunu gösterir. pollution, prices ve risk gibi unsurlarla sık kullanılır. Şimdiki zaman biçimindeki reaching, değişimin şu anda gerçekleştiğini vurgular.

Alıştırma

Hava kirliliğinin tehlikeli derecede ciddi hâle geldiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Air pollution has reached the top floor.
  2. Air pollution has reached dangerous levels.
  3. Air pollution has reached an emergency exit.
Cevabı göster

Air pollution has reached dangerous levels.

and world leaders are looking for ways to reduce our consumption of fossil fuels. Notlar

0:23

ve dünya liderleri fosil yakıt tüketimimizi azaltmanın yollarını arıyorlar.

Kalıp ifadeler

looking for ways to reduce: bir şeyi azaltmanın yollarını aramak

Looking for ways to reduce, bir şeyi daha küçük, daha düşük ya da daha az hâle getirecek yöntemler bulmaya çalışmak demektir. Tekrar kullanılabilen kalıp look for ways to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Bu cümlede to reduce, yöntemlerin ulaşmayı amaçladığı sonucu belirtir; fiziksel yön bildirmez. Are looking, çözüm arayışının sürmekte olduğunu gösterir.

Alıştırma

“Bir şeyi azaltacak yöntemler bulmaya çalışmak” anlamındaki hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The town is ____ plastic waste.

Cevabı göster

looking for ways to reduce

Kelime

fossil fuels: kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlar

Fossil fuels ifadesi kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtları belirtir. Bu yakıtlar eski organik maddelerin uzun jeolojik süreçlerden geçmesiyle oluşmuştur; fossil sözcüğü kökenlerini anlatır, müzedeki fosillerin yakıldığı anlamına gelmez. Enerji ve iklim tartışmalarında bu ifade bir enerji kategorisinin adıdır. Fossil fuels tüketimini azaltmak, çoğu zaman karbondioksit salımını düşürmek amacıyla bu yakıtları daha az kullanmak demektir.

Alıştırma

Hangi grup bütünüyle fossil fuels kapsamındadır?

  1. Güneş panelleri, bataryalar ve kablolar
  2. Kömür, petrol ve doğal gaz
  3. Rüzgâr, güneş ışığı ve akan su
Cevabı göster

Kömür, petrol ve doğal gaz

Some think the best option is renewables. Kelime

0:28

Bazıları en iyi seçeneğin yenilenebilir enerji olduğunu düşünüyor.

Kelime

renewables: yenilenebilir enerji kaynaklarını belirten çoğul isim

Enerji tartışmalarında renewables; rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları anlamına gelen çoğul bir isimdir. Bu kaynak grubunu adlandırmanın daha kısa bir yoludur. Bu cümlede renewables, is sözcüğünden sonra gelir ve en iyi olduğu öne sürülen seçeneği belirtir. Bu çoğul isim tek başına kullanılabilir; arkasından energy veya sources gibi bir isim gelmesi gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan en doğal seçeneği seçin: The island gets most of its electricity from ___, especially wind and solar power.

  1. a renewable
  2. renewable
  3. renewables
Cevabı göster

renewables

Types of natural energy such as wind and solar power,

0:31

Rüzgar ve güneş enerjisi gibi doğal enerji türleri,

which can be replaced as quickly as they are used. Dilbilgisi

0:34

kullanıldıkları kadar çabuk yerine konulabiliyorlar.

Dilbilgisi

as quickly as: eşit hızları karşılaştırma

as quickly as ifadesi, eşit derece göstermek için as + zarf + as kalıbını kullanır. Bir eylemin başka bir eylemle aynı hızda gerçekleştiğini belirtir. Bu cümlede can be replaced ile are used karşılaştırılır: doğal enerji türleri, kullanıldıkları hızla aynı hızda yenilenebilir. Quickly eylemlerin hızını anlatır; ikinci as ise karşılaştırılan şeyi tanıtır ve “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi quickly sözcüğünün eşitlik karşılaştırmasıyla tamamlayın: This printer works ____ that one.

Cevabı göster

as quickly as

Others prefer a return to nuclear energy, Kalıp ifadeler

0:37

Diğerleri nükleer enerjiye dönüşü tercih ediyor

Kalıp ifadeler

a return to: önceki bir uygulama veya duruma geri dönmek

a return to + isim veya -ing biçimi şeklindeki isim öbeği, önceki bir uygulamaya, duruma ya da sisteme geri dönmek anlamına gelir. Return burada sayılabilen bir isimdir, bu nedenle önünde a tanımlığı bulunur; to ise bir ilgeçtir. Bu cümlede a return to nuclear energy, nükleer enerjiyi yeniden kullanmak veya ona yeniden dayanmak anlamına gelir. Nükleer enerjiyi birine geri vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “geri dönmek” anlamındaki isim öbeğiyle tamamlayın: After the break, the coach hoped for ____ regular training.

Cevabı göster

a return to

arguing that it's clean, green, and more reliable than renewables. Notlar

0:40

ve onun yenilenebilir enerjilerden daha temiz, çevreci ve daha güvenilir olduğunu savunuyorlar.

Anlatım akışı

arguing that: destekleyici bir gerekçe sunma

Burada arguing that, bir görüşü desteklemek için kullanılan iddiayı tanıtır. Bu bağlamda argue, “hararetli bir şekilde tartışmak” değil, “bir görüş için gerekçeler sunmak” demektir. -ing yan tümcesi, bu görüşü savunan kişilerin sunduğu gerekçeyi ekler; that yan tümcesi ise iddianın kendisini belirtir. Bu bilgi düzeni haberlerde ve tartışmacı yazılarda yaygındır: bir görüş veya eylemin ardından arguing that + tam bir yan tümce gelir.

Alıştırma

Kararı destekleyen gerekçeyi tanıtan hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: The council approved the plan, ____ it would reduce traffic.

Cevabı göster

arguing that

Dilbilgisi

more reliable than: güvenilirlik derecesini karşılaştırma

More reliable than, more + sıfat + than + karşılaştırma hedefi biçimindeki karşılaştırma yapısını kullanır. Reliable sıfatının karşılaştırma biçimi normalde more ile kurulur; bu nedenle reliabler standart İngilizce değildir. Bu cümlede karşılaştırılan özellik güvenilirliktir. Enerji bağlamında reliable, düzenli ve kesintisiz biçimde enerji sağlayabilmek anlamına gelir; than sözcüğünün tanıttığı renewables ise karşılaştırma hedefidir.

Alıştırma

Yeni sistemin daha güvenilir olduğunu göstermek için cümleyi hedef karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: The new alarm system is ____ the old one.

Cevabı göster

more reliable than

But, after infamous nuclear disasters like those at Chernobyl and Fukushima, Kelime

0:45

Fakat, Çernobil ve Fukuşima gibi kötü şöhretli nükleer felaketlerin ardından,

Kelime

infamous nuclear disasters: kötü bir şeyle tanınan nükleer felaketler

“infamous nuclear disasters” ifadesinde infamous, felaketlerin korkunç sonuçları nedeniyle yaygın biçimde bilindiğini anlatır. Yalnızca ünlü olduklarını söylemez; açıkça olumsuz bir değerlendirme de ekler. infamous bir kişiyi, yeri veya olayı nitelediğinde bunu “kötü bir şey nedeniyle tanınan” olarak anlayın.

Alıştırma

Hangi cümlede infamous doğal biçimde “kötü bir şey nedeniyle yaygın olarak tanınan” anlamında kullanılmıştır?

  1. The scientist became infamous for winning a respected award.
  2. The garden became infamous for its peaceful beauty.
  3. The prison became infamous for its brutal conditions.
Cevabı göster

The prison became infamous for its brutal conditions.

questions about its safety remain. Kalıp ifadeler

0:49

güvenliğiyle ilgili sorular hala devam ediyor.

Kalıp ifadeler

questions about its safety remain: çözülmemiş güvenlik kaygıları

“Questions about its safety remain”, güvenlikle ilgili kaygıların veya çözülmemiş meselelerin hâlâ var olduğu anlamına gelir. Buradaki questions, birinin o anda sorduğu gerçek soru cümlelerinden çok, çözülmesi gereken şüpheleri anlatır. questions about + konu + remain kalıbı; tartışma, araştırma veya geçen zamanın bu şüpheleri ortadan kaldırmadığını kısa ve resmî biçimde söyler.

Alıştırma

Bir inceleme tamamlandı, ancak köprünün uzun vadeli güvenliğiyle ilgili kaygılar çözülmedi. Hangi cümle bunu resmî bir üslupla doğru biçimde aktarır?

  1. The bridge has been proved unsafe.
  2. People have stopped discussing the bridge's long-term safety.
  3. Questions about the bridge's long-term safety remain.
Cevabı göster

Questions about the bridge's long-term safety remain.

In this program, we'll be finding out how green nuclear power is by asking, Öbek fiiller

0:52

Bu programda, şu soruyu sorarak nükleer enerjinin ne kadar çevreci olduğunu öğreneceğiz:

Öbek fiiller

finding out: bilinmeyen bir cevabı öğrenmek

Find out, araştırarak, sorarak, kontrol ederek veya öğrenerek daha önce bilinmeyen bir bilgiyi edinmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada finding out, programın araştıracağı soruyu tanıtır. we'll be finding out how... yapısında -ing biçimi will be'den sonra gelir ve how ile başlayan yan cümle, öğrenilecek bilgiyi belirtir. Out öbek fiilin bir parçasıdır; hareket bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef öbek fiille tamamlayın: I checked the school website to ____ when the library closes.

Cevabı göster

find out

when it comes to the climate, is nuclear a friend or foe? Notlar

0:58

Söz konusu iklim olduğunda, nükleer dost mu yoksa düşman mı?

Kalıp ifadeler

when it comes to: konuyu belirlemek

When it comes to X, “X hakkında konuşurken” veya “X söz konusu olduğunda” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Ardından gelen açıklama ya da sorunun konusunu veya belirli bakış açısını ortaya koyar. Burada soru, nükleer enerjiyi mümkün olan her açıdan değil, özellikle iklimle ilişkisi açısından değerlendirir. It ve comes kalıplaşmış ifadenin parçalarıdır; bir şeyin gerçekten hareket ettiğini anlatmaz.

Alıştırma

Takım çalışmasını konu olarak tanıtmak için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: ____ teamwork, she has a lot of experience.

Cevabı göster

When it comes to

Deyimler

friend or foe?: yararlı mı, zararlı mı?

Friend or foe? keskin bir seçim sunar: Bir şey bizim tarafımızda olup yardım mı ediyor, yoksa bize karşı olup zarar mı veriyor? Bu cümlede friend ve foe, gerçek insanları veya kişisel ilişkileri değil, nükleer enerjinin iklim üzerindeki etkisini anlatan mecazlardır. Bu ikili çerçeve, karmaşık bir konuyu dikkat çekici bir soruya dönüştürür. Değerlendirme yapmaya çağırır ve merak uyandırır; ancak gerçek yanıtın mutlaka iki uçtan biri olması gerektiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Bir başlıkta “Is this technology a friend or foe?” sorusu neyi sorar?

  1. Teknolojinin insan arkadaşları olup olmadığı
  2. Teknolojinin belirli bir kişiye ait olup olmadığı
  3. Teknolojinin yararlı mı zararlı mı olduğu
Cevabı göster

Teknolojinin yararlı mı zararlı mı olduğu

But before that, Sam, it's time for my quiz question.

1:03

Ama ondan önce Sam, test sorumun zamanı geldi.

Many of the nuclear power stations built since the 1960s are reaching the end of their planned life, Deyimler

1:06

1960'lardan beri inşa edilen nükleer enerji santrallerinin birçoğu planlanan ömürlerinin sonuna yaklaşıyor,

Deyimler

reaching the end of their planned life: tesislerin planlanan işletme süresinin sonuna yaklaşması

Reaching the end of their planned life, santraller için başlangıçta öngörülen işletme süresinin sonuna yaklaşmak demektir. Burada life, bir makine veya tesisin kullanılabildiği süreyi mecazi olarak anlatır; planned ise önceden belirlenmiş bir sınıra işaret eder. Bu noktaya ulaşmak, santrallerin zaten arızalandığı anlamına gelmez. İşletmeye devam etme, yenileme, değiştirme veya kapatma seçeneklerinin değerlendirilmesi gerekebilecek bir planlama ya da inceleme aşamasını gösterir.

Alıştırma

Bir uydu on yıl çalışmak üzere planlanmıştı ve şimdi önceden belirlenen bu sınıra yaklaşıyor. Bu durumu en iyi hangi ifade anlatır?

  1. planned life
  2. personal life
  3. shelf life
Cevabı göster

planned life

and not everyone thinks they should be replaced. Dilbilgisi

1:13

ve herkes onların yenilenmesi gerektiğini düşünmüyor.

Dilbilgisi

not everyone thinks: kısmi olumsuzluk

not everyone thinks yapısında not, everyone ile belirtilen bütünlüğü sınırlar. Cümle, bu görüşün herkes tarafından paylaşılmadığını, yani en az bir kişinin böyle düşünmediğini anlatır. Bu, kısmi olumsuzluktur. Bazı kişilerin onların değiştirilmesi gerektiğini düşündüğü ihtimali devam eder; bu nedenle nobody thinks anlamına gelmez.

Alıştırma

Not everyone thinks the rule is fair cümlesi ne anlama gelir?

  1. Hiç kimse kuralın adil olduğunu düşünmüyor.
  2. Bu görüş herkes tarafından paylaşılmıyor, ancak bazı kişiler bu görüşe sahip olabilir.
  3. Herkes kuralın adaletsiz olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Bu görüş herkes tarafından paylaşılmıyor, ancak bazı kişiler bu görüşe sahip olabilir.

In 2011, one country announced that it would phase out, Öbek fiiller

1:16

2011 yılında bir ülke kademeli olarak sonlandıracağını (phase out) duyurdu,

Öbek fiiller

phase out: bir şeyi kullanmayı kademeli olarak bırakmak

Phase out something, bir şeyin kullanımını aşamalar hâlinde azaltıp sonunda tamamen bırakmak demektir. Bu politika bağlamında would phase out, değişikliği ani bir duruş olarak değil, planlı bir geçiş olarak sunar. Phase out ayrılabilen bir öbek fiildir: phase out coal ve phase coal out mümkündür. Nesne bir zamirse ortada olmalıdır: phase it out denir, phase out it denmez.

Alıştırma

Cümleyi, ‘kademeli olarak kullanmayı bırakmak’ anlamına gelen iki kelimelik öbek fiille tamamlayın: The hospital will ____ paper records over three years.

Cevabı göster

phase out

meaning gradually stop using nuclear power altogether.

1:20

bu da nükleer enerjiyi tamamen kullanmayı yavaş yavaş bırakmak anlamına geliyor.

But which country?

1:24

Peki ama hangi ülke?

Was it A, Germany, B, India, or C, Brazil?

1:26

A. Almanya mı, B. Hindistan mı, yoksa C. Brezilya mı?

I'll go with A, Germany. Öbek fiiller

1:31

Ben A, Almanya diyorum.

Öbek fiiller

go with: bir cevap veya seçenek seçmek

I'll go with A ifadesinde go with, “seçmek” veya “kararını bir seçenekten yana vermek” anlamına gelir. Kalıp go with + seçenek şeklindedir; seçilen cevap A'dır. Anlamı, seçim yapılan bağlam belirler. Burada “biriyle birlikte gitmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “seçmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After comparing the two plans, I think I'll ____ the cheaper one.

Cevabı göster

go with

Okay, Sam. We'll reveal the correct answer later in the program.

1:33

Tamam, Sam. Doğru cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağız.

As Neil mentioned, whatever the advantages of nuclear power for the climate, Dilbilgisi

1:37

Neil'ın da belirttiği gibi, nükleer enerjinin iklim için avantajları ne olursa olsun,

many members of the public have concerns about nuclear safety. Kalıp ifadeler

1:42

halkın birçok kesimi nükleer güvenlik konusunda endişelere sahip.

Dilbilgisi

whatever the advantages ...: bir noktayı kabul etmek

Burada whatever the advantages of nuclear power for the climate, “bu avantajlar ne olursa olsun” veya “ne kadar büyük olurlarsa olsunlar” anlamına gelir. İfade whatever the advantages may be şeklinde tamamlanabilir. Bu ödünleme ifadesini ana cümlenin önüne koyan kişi, tartışmanın bir yönünü kabul eder ve ardından değişmeden kalan noktayı vurgular: birçok insanın güvenlikle ilgili endişeleri hâlâ vardır. Bu ifade avantajlar arasında serbestçe seçim sunmaz.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan whatever ifadesi ne işe yarıyor?

  1. İklim açısından olası faydaları kabul eder, ancak güvenlik endişesinin hâlâ sürdüğünü söyler.
  2. İklim faydalarının tüm güvenlik endişelerini ortadan kaldırdığını söyler.
  3. Toplumun istediği herhangi bir iklim faydasını seçmesine izin verir.
Cevabı göster

İklim açısından olası faydaları kabul eder, ancak güvenlik endişesinin hâlâ sürdüğünü söyler.

Kalıp ifadeler

members of the public: toplumdaki tek tek kişiler

Members of the public, toplumun genelindeki tek tek kişileri ifade eder. Buradaki members, bir kuruluşa resmî olarak üye olan insanlar anlamına gelmez; the public grubunu bireylerden oluşan bir topluluk olarak sunar. Bu ifade bireylere gönderme yaptığı için önüne many, several veya some gibi miktar sözcükleri gelebilir. Bu cümlede uzmanlar, sektör temsilcileri ya da devlet görevlileri değil, sıradan insanlar kastedilir.

Alıştırma

Toplumdaki tek tek kişileri anlatan resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: Several ____ spoke at the council meeting.

Cevabı göster

members of the public

Kalıp ifadeler

have concerns about: endişeyi resmî biçimde ifade etmek

Have concerns about, bir şeyin sorun, risk veya istenmeyen bir sonuç içerebileceğini düşünmek anlamına gelir. Buradaki concerns, genel ilgi ya da önemseme değil, endişeler veya kuşkular anlamındaki çoğul bir isimdir. Yapı have veya has concerns about + isim, isim öbeği ya da -ing biçimidir. Örnekte nuclear safety endişeye yol açan konudur.

Alıştırma

Endişeyi ifade eden resmî yapıyla cümleyi tamamlayın: Local residents ____ the safety of the new bridge.

Cevabı göster

have concerns about

Probably the most well-known nuclear accident happened on the 26th of April 1986 at the Chernobyl nuclear power plant in Soviet Ukraine. Notlar

1:46

Muhtemelen en bilinen nükleer kaza 26 Nisan 1986'da Sovyet Ukrayna'sındaki Çernobil nükleer santralinde yaşandı.

Dilbilgisi

the most well-known: well-known sıfatının en üstünlük biçimi

Well-known, ünlü veya birçok kişi tarafından bilinen anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Burada well, bir kişinin kazayı ayrıntılı biçimde bildiği anlamına gelmez. The most, sıfatı en üstünlük derecesine getirir. The most well-known nuclear accident, diğer kazalardan daha fazla kişi tarafından bilinen nükleer kaza demektir. Probably, ifadeyi yumuşatarak kesin değil, muhtemel bir değerlendirme olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi well-known sıfatının en üstünlük biçimiyle tamamlayın: Of all the museums in the region, this is ____ museum.

Cevabı göster

the most well-known

Kültür

1986 tarihsel bağlamında Soviet Ukraine

Bu 1986 bağlamında Soviet Ukraine, Sovyetler Birliği'ni oluşturan cumhuriyetlerden biri olan Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti anlamına gelir. Çernobil kazası, Ukrayna'nın 1991'de bağımsız bir devlet olmasından önce meydana geldi. Bu ifade tarihsel bir tanımlamadır. Ukrayna'nın günümüzdeki resmî adı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Soviet Ukraine ne anlama geliyor?

  1. Bağımsız Ukrayna'nın günümüzdeki resmî adı
  2. Ukrayna'nın Sovyetler Birliği içindeki bir cumhuriyet olduğu dönemdeki Ukrayna
  3. Soviet adlı modern bir Ukrayna şehri
Cevabı göster

Ukrayna'nın Sovyetler Birliği içindeki bir cumhuriyet olduğu dönemdeki Ukrayna

Dutch journalist Mirjam Vossen reflects on what happened with BBC World Service program The Real Story. Kalıp ifadeler

1:55

Hollandalı gazeteci Mirjam Vossen, BBC World Service'in The Real Story programında yaşananları değerlendiriyor.

Kalıp ifadeler

reflects on: geçmişe bakıp dikkatle düşünmek

Burada reflects on, olanlara dönüp bunların anlamı ya da etkisi üzerinde dikkatle düşünmek demektir. Bu, olayı yalnızca hatırlamaktan daha fazlasını ifade eder. Kalıp reflect on + isim öbeği veya yan cümledir. reflects on what happened içinde what happened, üzerinde düşünülen olayı belirtir; reflect burada ışığın ya da görüntülerin geri yansıması anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi reflect on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the competition, Lena ____ what she could improve.

Cevabı göster

reflected on

The perceptions of nuclear energy of I think a whole generation has been shaped by high impact events, Notlar

2:03

Sanırım koca bir neslin nükleer enerji algısı yüksek etkili olaylarla şekillendi,

Kelime

perceptions of nuclear energy: görüşler ve izlenimler

perceptions of nuclear energy ifadesi, insanların nükleer enerjiyi genel olarak nasıl gördüğünü, anladığını veya düşündüğünü anlatır. Burada perceptions, yalnızca duyusal algıyı değil, bilgi ve deneyim yoluyla oluşan görüş veya izlenimleri ifade eder. Çoğul biçim, kişilerin ya da grupların sahip olduğu çeşitli düşünceleri kapsayabilir. Bir perception, açıkça belirtilen bir görüş kadar belirgin veya güçlü biçimde gerekçelendirilmiş olmayabilir.

Alıştırma

Örnekte perceptions of nuclear energy ne anlama geliyor?

  1. İnsanların nükleer enerji hakkındaki genel görüş veya izlenimleri
  2. Ne kadar nükleer enerji üretildiğine ilişkin teknik ölçümler
  3. İnsanların nükleer enerjiyi gözleriyle doğrudan görebilme yeteneği
Cevabı göster

İnsanların nükleer enerji hakkındaki genel görüş veya izlenimleri

Kalıp ifadeler

has been shaped by: bir görüşü neyin biçimlendirdiğini belirtme

has been shaped by, has + been + fiilin üçüncü hâli + by yapısındaki edilgen present perfect biçimidir. Önce oluşan sonucu verir, by’dan sonra ise onu etkileyen kaynağı belirtir. Buradaki shaped, bir nesneye fiziksel olarak biçim vermek değil, “zaman içinde oluşmasına katkıda bulunmak” anlamındadır. İfade, büyük olayların bir neslin nükleer enerjiye bakışını etkilediğini ve bu etkinin bugün de önemli olduğunu anlatır.

Alıştırma

be shaped by ifadesini present perfect biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: Her outlook has ____ years of travel.

Cevabı göster

been shaped by

Kalıp ifadeler

high impact events: büyük etkileri olan olaylar

high impact events, güçlü sonuçlar doğuran veya insanların düşünce ya da davranışlarını belirgin biçimde değiştiren olaylar demektir. Bu cümlede nükleer enerji hakkındaki kamu görüşünü etkileyen olayları anlatır; impact fiziksel çarpışma değil, toplumsal veya psikolojik etki anlamındadır. Özenle düzenlenmiş yazılarda, isimden önce geldiğinde genellikle high-impact events biçiminde kısa çizgi kullanılır. Kısa çizgi, high ile impact sözcüklerinin events’i birlikte nitelediğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede high impact events ne anlama gelir?

  1. Yalnızca fiziksel çarpışma içeren olaylar
  2. Çok sık meydana gelen olaylar
  3. Toplumu veya insanların görüşlerini güçlü biçimde etkileyen olaylar
Cevabı göster

Toplumu veya insanların görüşlerini güçlü biçimde etkileyen olaylar

most notably the Chernobyl disaster. Anlatım akışı

2:11

en çok da Çernobil felaketiyle.

Anlatım akışı

most notably: en dikkat çekici örneği öne çıkarma

Most notably, daha geniş bir küme içindeki en önemli, en dikkat çekici veya en temsilî örneği öne çıkarır. Burada Çernobil felaketini özellikle vurgulanan ana örnek olarak gösterir. Bu ifade bilgiyi düzenler: önce genel bir grup veya iddia anlaşılır, ardından most notably dikkati bu grup içindeki özellikle önemli bir üyeye ya da örneğe yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle daha geniş bir gruptan öne çıkan örneği seçmek için most notably ifadesini kullanır?

  1. Several towns upgraded their stations after York did.
  2. Several towns upgraded their stations, most notably York.
  3. York's station was unusual, so several towns upgraded theirs.
Cevabı göster

Several towns upgraded their stations, most notably York.

Including myself, I have vivid memories of how the media reported on this event Notlar

2:14

Kendim de dahil olmak üzere, medyanın bu olayı nasıl haber yaptığına dair canlı anılarım var,

Anlatım akışı

Including myself: konuşanı bir gruba dâhil etmek

Bu doğaçlama ifadede Including myself, konuşanın az önce belirtilen gruba kendisinin de dâhil olduğunu göstermek amacıyla kullanılmıştır. Söz, geniş bir grubun ortak deneyiminden konuşanın kendi anısına geçer: “Ben de o insanlardan biriyim.” İfade I have... bölümünün önüne gevşek biçimde yerleştirildiği için özenli yazıda bağlantısı tam olarak açık değildir. Kendini gruba dâhil etme fikri başka durumlarda da kullanılabilir; ancak daha açık kalıp, including me ifadesini doğrudan grubun ardından getirir: Many people, including me, remember it.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı? Özenli yazılı İngilizcede A whole generation, including me, remembers the event. cümlesi, konuşanı gruba Including myself, I remember the event. cümlesinden daha açık biçimde bağlar.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Kalıp ifadeler

vivid memories: net ve güçlü biçimde hissedilen anılar

Vivid memories, özellikle açık, ayrıntılı ve duyusal ya da duygusal açıdan güçlü anılar demektir. Bu ifade yalnızca “hatırlıyorum” demez; geçmişi, güçlü görüntüler veya duygular hâlâ zihinde mevcutmuş gibi sunar. Bu cümlede vivid, memories sözcüğünü niteler ve memories of how ... hatırlanan deneyimi tanıtır. Konuşan kişi yalnızca olayı değil, medyanın olayı haber yapma biçimini de hatırlıyor.

Alıştırma

Vivid memories of + bir deneyim ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. She has vivid memories of her first day at school.
  2. She vividly memories her first day at school.
  3. She has vivid memorying of her first day at school.
Cevabı göster

She has vivid memories of her first day at school.

Kalıp ifadeler

reported on: bir olayı haber konusu olarak ele almak

Reported on, haber ve bilgi bağlamında report on ifadesinin geçmiş zaman biçimidir: medya olayı haberlerinin konusu yaptı. On edatı haber yapılan konuyu tanıtır; dolayısıyla this event haberlerin odaklandığı şeydir. Burada reported kullanılmasının nedeni haber yapma eyleminin geçmişte gerçekleşmesidir. Bu ifade, belirli bir kişiye veya makama bir şey söylemekten çok, bir konuyu haber olarak ele almayı anlatır.

Alıştırma

Bir konuyu haberlerde ele almak için kullanılan iki kelimelik ifadeyi yazarak cümleyi tamamlayın: The journalist ____ the housing crisis.

Cevabı göster

reported on

and how scary it was and how frightened everyone was of the radioactive clouds drifting from the Ukraine towards Europe. Kelime

2:19

ve ne kadar korkutucu olduğuna ve Ukrayna'dan Avrupa'ya doğru sürüklenen radyoaktif bulutlardan herkesin ne kadar korktuğuna dair.

Kelime

radioactive clouds drifting: radyoaktif maddenin rüzgârla taşınması

Bu nükleer kaza bağlamında radioactive clouds, radyoaktif parçacıklar veya gazlar taşıyan hava kütlelerini ifade eder. Buradaki clouds zararsız hava bulutları değildir; radioactive, tüm ifadeye havada taşınan tehlikeli radyoaktif kirlilik anlamı verir. Drifting, clouds sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortacıdır. Kirlenmiş havanın kendi yönünü kontrol ederek değil, rüzgârla hareket ettiğini gösterir ve radyasyonun sınırları aşmasına ilişkin korkuyu açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede radioactive clouds drifting ne anlama geliyor?

  1. Kamyonla taşınan katı reaktör parçaları
  2. Radyoaktif madde taşıyan ve rüzgârla hareket eden hava kütleleri
  3. Sıcak bir denizin üzerinde oluşan sıradan yağmur bulutları
Cevabı göster

Radyoaktif madde taşıyan ve rüzgârla hareket eden hava kütleleri

So this is sort of ingrained in people's minds, Notlar

2:27

Yani bu insanların zihinlerine bir nevi kazınmış durumda,

Ton ve niyet

sort of: bir yargıyı yumuşatmak

Burada sort of, kabaca biraz veya bir bakıma anlamına gelen gündelik bir yumuşatma ifadesidir. Fikrin ingrained olduğu iddiasını zayıflatır; böylece konuşan kişi daha az kesin görünür ve istisnalara yer bırakır. Bu cümlede bir şeyin türünü sınıflandırmaz. ingrained gibi bir betimlemeden önce gelen sort of, temel konuyu değil, konuşanın kesinlik derecesini değiştirir.

Alıştırma

Hangi cümlede sort of bir yargıyı daha az kesin hâle getirmek için kullanılmıştır?

  1. What sort of music do you like?
  2. The room feels sort of empty today.
  3. This is a sort of logic puzzle.
Cevabı göster

The room feels sort of empty today.

Deyimler

ingrained in people's minds: zihne kök salmış bir düşünce

Burada ingrained in people's minds, bir düşüncenin veya korkunun insanların düşünme biçimine sağlam bir şekilde yerleştiği anlamına gelir. Silinmesi veya değiştirilmesi zor, kalıcı bir zihinsel izlenim anlatır. Bu, mecazlı bir anlatımdır; zihnin içine fiziksel olarak bir şey yerleştirilmez. Yaygın kalıp be veya become ingrained in something şeklindedir ve bir kişinin düşüncesine, kültüre ya da rutine kök salmayı anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The old belief is deeply ____ the community's thinking.

Cevabı göster

ingrained in

and for many it hasn't been really been updated.

2:30

ve birçokları için bu algı gerçekten güncellenmedi.

It was a frightening time,

2:34

Korkutucu bir dönemdi,

and Mirjam says she has vivid memories,

2:35

ve Mirjam canlı anılara (vivid memories) sahip olduğunu söylüyor,

memories that produce powerful feelings and strong clear images in the mind. Kalıp ifadeler

2:38

zihinde güçlü hisler, net ve kuvvetli görüntüler yaratan anılar.

Kalıp ifadeler

produce powerful feelings and strong clear images: zihinsel etkiler yaratmak

Bu cümlede produce, üretim yapmak değil, bir şeye neden olmak veya onu ortaya çıkarmak anlamındadır. Anıların iki etkisi vardır: güçlü duygular ve zihinde net, canlı görüntüler oluştururlar. produce A and B yapısı, tek bir nedeni iki sonuca bağlar. Fiziksel ürünlerin yanında soyut sonuçları da anlatabilir: bir olay korku, umut, düşünce veya zihinsel görüntüler ortaya çıkarabilir.

Alıştırma

"The music produced a feeling of calm and a clear image of home," cümlesinde produced ne anlama gelir?

  1. Onları satmak için sergiledi
  2. Onları fiziksel ürünler olarak imal etti
  3. Duygunun ve görüntünün ortaya çıkmasını sağladı
Cevabı göster

Duygunun ve görüntünün ortaya çıkmasını sağladı

The accident in Chernobyl changed many people's opinions of nuclear power in a negative way.

2:43

Çernobil'deki kaza, birçok insanın nükleer enerjiyle ilgili fikirlerini olumsuz yönde değiştirdi.

And these opinions became ingrained, strongly held, and difficult to change. Notlar

2:49

Ve bu fikirler kökleşti (ingrained), güçlü bir şekilde tutundu ve değişmesi zor hale geldi.

Kalıp ifadeler

strongly held: sıkı sıkıya benimsenen görüş ve inançlar

Strongly held, bir düşünceye büyük bir kararlılıkla inanıldığını veya o düşüncenin desteklendiğini anlatır. Burada held, “bir görüşe sahip olmak veya o görüşü sürdürmek” anlamındaki hold fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; bir şeyi elle sıkıca tutmak anlamına gelmez. Bu ifade opinions, beliefs, views ve positions gibi sözcükleri doğal biçimde niteler. Cümlede, insanların bu görüşlere çok güçlü biçimde inandığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede strongly held, güçlü bir inancı anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. She has a strong held belief that public libraries should remain free.
  2. She has a strongly holding belief that public libraries should remain free.
  3. She has a strongly held belief that public libraries should remain free.
Cevabı göster

She has a strongly held belief that public libraries should remain free.

Dilbilgisi

difficult to change: özne değiştirilen şeydir

these opinions became ... difficult to change ifadesindeki kalıp subject + be/become + adjective + to-infinitive biçimindedir. Change etkin yapıda olsa da these opinions, anlam bakımından birinin değiştireceği şeylerdir. It is difficult to change these opinions kullanışlı bir yeniden ifade biçimidir. İngilizcede bu kalıp difficult, hard ve easy gibi sıfatlarla sık kullanılır: This rule is easy to explain, birinin bu kuralı açıklamasının kolay olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

The schedule is difficult to change. cümlesi ne anlama gelir?

  1. Birinin programı değiştirmesi zordur.
  2. Program başka bir şeyi değiştirmekte zorlanıyor.
  3. Program kendi kendine değişiyor.
Cevabı göster

Birinin programı değiştirmesi zordur.

But Mirjam believes these ingrained public perceptions of nuclear safety are out-of-date. Notlar

2:55

Fakat Mirjam, nükleer güvenlik konusundaki bu kökleşmiş toplumsal algıların modasının geçtiğine inanıyor.

Kalıp ifadeler

public perceptions of nuclear safety: nükleer güvenlik hakkındaki kamu algısı

public perceptions of nuclear safety ifadesinde public, toplumdaki insanların bütünü anlamına gelir; perceptions ise bu insanların bir konu hakkındaki görüşlerini veya izlenimlerini anlatır. Bu ifade tek bir kişinin fikrini değil, toplumun genel algısını belirtir ve mutlaka nesnel bir gerçek anlamına gelmez. Yararlı ve görece resmî kalıp şudur: public perceptions of + konu. Anketler, haberler, riskler ve kamu politikaları hakkında konuşurken sık kullanılır.

Alıştırma

Halkın bir konu hakkındaki genel görüşlerini anlatmak için public perceptions of + konu yapısını doğal biçimde kullanan cümleyi seçin.

  1. The survey measures public perceptions of climate change.
  2. The survey measures public facilities of climate change.
  3. The survey measures publicly perceptions of climate change.
Cevabı göster

The survey measures public perceptions of climate change.

Kelime

out-of-date: artık güncel olmayan

Out-of-date, yeni bilgileri veya mevcut koşulları takip etmemiş bir şeyi anlatır. Bu cümlede Mirjam, halkın nükleer güvenlikle ilgili inançlarını değerlendiriyor ve bu inançların mevcut durumu yansıtmak yerine nükleer enerjiye dair eski bir anlayıştan kaynaklanabileceğini söylüyor. Bu ifade bilgiler, fikirler, tavsiyeler, sistemler veya yöntemler için kullanılabilir. Be fiilinden sonra sıfat olarak kullanılır: are out-of-date.

Alıştırma

Artık mevcut duruma uymayan bilgiler için out-of-date ifadesini doğal biçimde kullanan cümleyi seçin.

  1. The museum's online opening hours are out-of-date.
  2. The museum's online opening hours are expired.
  3. The museum's online opening hours are out of fashion.
Cevabı göster

The museum's online opening hours are out-of-date.

She argues that such accidents caused by human error Kalıp ifadeler

3:01

İnsan hatasından kaynaklanan bu tür kazaların

Kalıp ifadeler

human error: risk analizinde bir neden kategorisi

Human error, bir kişinin yargılama, işletme veya eylem sırasında yaptığı ve bir kazaya ya da arızaya katkıda bulunan hatayı anlatan yerleşik bir ifadedir. Bu cümlede caused by human error, kazaların kaynağını insan hatası olarak sınıflandırır; bütün insanların yanlış olduğu yönünde genel bir iddia değildir. Bu neden kategorisi adlandırılırken human error genellikle sayılamayan bir kavram olarak kullanılır: an accident caused by human error.

Alıştırma

Cümleyi insanların yaptığı hatalara ilişkin standart risk analizi terimiyle tamamlayın: The checklist is designed to reduce ____.

Cevabı göster

human error

could not happen in the modern nuclear power stations used today. Dilbilgisi

3:05

bugün kullanılan modern nükleer santrallerde yaşanamayacağını savunuyor.

Dilbilgisi

could not happen: bir olayın imkânsız olduğuna hükmetmek

Bu cümlede could not happen, konuşanın değerlendirmesine göre bu tür bir kazanın belirtilen koşulda, yani modern bir nükleer santralde, imkânsız olduğu anlamına gelir. Burada could geçmişteki yeteneği değil, olasılığı anlatır. could not + fiilin yalın hâli yapısı, koşullara veya kanıtlara dayanarak bir olasılığı reddedebilir. Bu güçlü bir yargıdır; yalnızca olayın gerçekleşmediğini söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede could not happen ne anlama gelir?

  1. Modern nükleer santrallerin geçmişte çalışma yeteneğinin olmadığını söyler.
  2. Yalnızca bu tür bir kazanın geçmişte gerçekleşmediğini bildirir.
  3. Konuşanın bu tür bir kazanın modern nükleer santrallerde imkânsız olduğu yönündeki değerlendirmesini ifade eder.
Cevabı göster

Konuşanın bu tür bir kazanın modern nükleer santrallerde imkânsız olduğu yönündeki değerlendirmesini ifade eder.

What's more, nuclear creates a steady supply of power, Notlar

3:09

Dahası, nükleer enerji istikrarlı bir güç kaynağı sağlıyor,

Anlatım akışı

What's more: görüşü destekleyen bir neden daha eklemek

What's more, aynı görüşü destekleyen bir neden daha eklemek için cümle başında kullanılan bir bağlayıcıdır. Burada, kesintisiz elektrik arzının nükleer enerjiyi destekleyen ek bir gerekçe olduğunu gösterir. “Başka ne var?” anlamında bir soru değildir. Ardından gelen virgül, bağlayıcıyı sonraki ifadeden ayırır.

Alıştırma

Başka bir yarar eklemek için ikinci cümleyi bu dersteki bağlayıcıyla tamamlayın: The train is fast. ____, it is cheaper than flying.

Cevabı göster

What's more

Kalıp ifadeler

a steady supply of power: sürekli ve güvenilir elektrik arzı

a steady supply of power, elektriğin sık kesinti veya büyük değişiklikler olmadan sürekli ve güvenilir biçimde kullanılabildiğini anlatır. Burada steady, supply sözcüğünü niteler; fiziksel dengeyi ifade etmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı a steady supply of + isim biçimindedir. of sözcüğünden sonraki isim, sağlanan şeyi belirtir; power, water, food, funding veya information gibi.

Alıştırma

Cümleyi güvenilir ve sürekli bir tedariki anlatan bu dersteki ifadeyle tamamlayın: The research station needs ____ electricity throughout the winter.

Cevabı göster

a steady supply of

unlike renewables, which don't make electricity when the wind doesn't blow or the sun doesn't shine. Notlar

3:13

rüzgar esmediğinde veya güneş parlamadığında elektrik üretemeyen yenilenebilir enerjilerin aksine.

Anlatım akışı

unlike renewables: karşılaştırma noktasını önce belirtmek

Unlike, “-den farklı olarak” anlamına gelen bir edattır. Bu cümlenin başındaki unlike renewables, önce karşılaştırma noktasını belirtir ve okuyucuyu ardından gelen farka hazırlar: Nükleer enerji, bu rüzgâr ve güneş ışığı koşullarına bağlı olmadan elektrik üretebilir. Unlike sözcüğünden sonra bir isim öbeği gelir; burada bu öbek renewables sözcüğüdür. Bu kısa giriş ifadesi, açıklayıcı bir metinde ana düşünce belirtilmeden önce karşıtlığın düzenlenmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle açık bir karşılaştırma yapmak için unlike sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Dislike paper books, e-books need a device.
  2. Unlike paper books, e-books need a device.
  3. Unlike paper books do not need batteries, e-books need a device.
Cevabı göster

Unlike paper books, e-books need a device.

Dilbilgisi

when the wind doesn't blow or the sun doesn't shine: tekrarlanan bir koşul

When yan cümlesi, genel sonucun geçerli olduğu tekrarlanan durumları belirtir. Burada when, “olduğu zamanlarda” veya “her olduğunda” anlamına gelir: Rüzgâr olmadığında bir rüzgâr enerjisi kaynağı, güneş ışığı olmadığında ise bir güneş enerjisi kaynağı elektrik üretemez. Kesin bir zamanı sormaz. İki durum or ile bağlanır; dolayısıyla her biri ilgili enerji kaynağı için ayrı bir sınırlamadır. Geniş zaman, geçmişte bir kez yaşanmış bir olayı değil, genel bir koşul-sonuç ilişkisini ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede when yan cümlesinin işlevi nedir?

  1. İlgili rüzgâr veya güneş enerjisi kaynağını sınırlayan, tekrarlanan koşulları belirtir.
  2. Rüzgârın ve güneş ışığının döneceği kesin zamanı sorar.
  3. Geçmişte yalnızca bir kez yaşanmış bir hava sorununu anlatır.
Cevabı göster

İlgili rüzgâr veya güneş enerjisi kaynağını sınırlayan, tekrarlanan koşulları belirtir.

So maybe nuclear power is the greenest way of generating energy without fossil fuels. Dilbilgisi

3:18

Yani belki de nükleer enerji, fosil yakıtlar olmadan enerji üretmenin en çevreci yoludur.

Dilbilgisi

the greenest way of generating energy: the + üstünlük derecesi + way of + -ing kalıbı

Bu ifade, yöntemleri belirli bir ölçüte göre karşılaştırıp birini en üst düzeyde göstermek için the + üstünlük derecesindeki sıfat + way of + fiilin -ing biçimi kalıbını kullanır. Burada greenest, “çevreye en az zarar veren” demektir; ölçüt renk değil, çevresel etkidir. of bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: way of generating energy. Bu kalıp, bir yöntemi hem anlatmak hem de değerlendirmek için kullanılabilir; örneğin the safest way of crossing the road.

Alıştırma

“Çevreye en duyarlı yöntem” anlamındaki vurgulanan kalıpla cümleyi tamamlayın: For short trips, walking may be ____ getting around town.

Cevabı göster

the greenest way of

Well, not according to Energy Institute researcher Paul Dorfman. Anlatım akışı

3:24

Energy Institute araştırmacısı Paul Dorfman'a göre ise durum öyle değil.

Anlatım akışı

not according to: aynı fikirde olmayan bir kaynak sunma

Not according to + kaynak, söz konusu kaynağın az önce söylenen iddiayı desteklemediğini belirten kısa bir yanıttır. Not önceki ifadeye geri dönerken according to farklı bilgi veya görüşün kime ait olduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, tartışmayı önceki iddiadan Paul Dorfman'ın karşıt görüşüne geçirir. İki iddianın çeliştiğini gösterir, ancak hangisinin doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Adı verilen kaynağın iddiayı desteklemediğini göstermek için yanıtı vurgulanan ifadeyle tamamlayın: “The museum is open today.” “____ the official website.”

Cevabı göster

Not according to

Nuclear power stations are located near seas or large lakes because they need water to cool down. Notlar

3:29

Nükleer enerji santralleri soğumak için suya ihtiyaç duyduklarından deniz veya büyük göllerin yakınına kurulurlar.

Kalıp ifadeler

be located near + yer: … yakınında bulunmak

Be located near + yer, “o yerin yakınında bulunmak” demektir. Bu cümlede are located near, nükleer santrallerin konumunu bir durum olarak anlatır; birinin o anda onların yerini tespit ettiği anlamına gelmez. Bu edilgen biçimli kalıp, bina ve tesislerin yerini nesnel biçimde anlatırken yaygındır. Near sözcüğünden hemen sonra yer gelebilir: located near the coast. Britanya İngilizcesinde near to da mümkündür, ancak burada yalnızca near kullanmak genellikle daha sadedir.

Alıştırma

Bir araştırma merkezinin sabit konumunu doğal biçimde belirten cümle hangisidir?

  1. The research centre is locating near the coast.
  2. The research centre is located nearly the coast.
  3. The research centre is located near the coast.
Cevabı göster

The research centre is located near the coast.

Öbek fiiller

cool down: soğumak

Bu cümlede cool down, “daha az sıcak hâle gelmek, soğumak” demektir. They zamiri nükleer santralleri, yani onların ekipman ve sistemlerini anlatır; bu nedenle ifade, bir insanın sakinleşmesini değil, fiziksel olarak sıcaklığın düşmesini belirtir. Bir şey kendiliğinden soğuduğunda cool down nesnesiz kullanılabilir: The engine needs to cool down. Bir şey başka bir şeyi soğuttuğunda nesne de alabilir: Water cools the engine down.

Alıştırma

Bir makinenin daha az sıcak hâle gelmesini cool down ile doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Switch off the motor and let it cools down.
  2. Switch off the motor and let it calm down.
  3. Switch off the motor and let it cool down.
Cevabı göster

Switch off the motor and let it cool down.

Paul thinks that soon rising sea levels will mean the end of nuclear as a realistic energy option. Kalıp ifadeler

3:36

Paul, yakında yükselecek deniz seviyelerinin nükleerin gerçekçi bir enerji seçeneği olarak sonunu getireceğini düşünüyor.

Kalıp ifadeler

rising sea levels: yükselen deniz seviyeleri

Rising sea levels, deniz yüzeyinin yüksekliğinin zaman içinde arttığını anlatır ve iklim değişikliği tartışmalarında yaygın bir ifadedir. Buradaki levels, sıra veya dereceyi değil, ölçülen deniz yüzeyi yüksekliklerini belirtir. Rising, geçişsiz rise fiilinin -ing biçimidir: yükselen şey deniz seviyelerinin kendisidir. Bu cümlede bu yükselme eğilimi, nükleer enerjinin uygulanabilir bir seçenek olarak kalmasına yönelik bir tehdit olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen iklim değişikliği ifadesiyle tamamlayın: Scientists are tracking ____ around the world.

Cevabı göster

rising sea levels

Kalıp ifadeler

will mean the end of: bir şeyin devam edemeyeceğini öngörmek

Will mean the end of X yapısında mean, bir nedeni öngörülen sonuca bağlar: bir şey X'in sona ermesine veya devam edemez hâle gelmesine neden olacaktır. Burada yükselen deniz seviyelerinin nükleer enerjiyi artık gerçekçi bir seçenek olmaktan çıkaracağı öngörülür; mean bir sözcüğün tanımını vermemektedir. The end of X, bir şeyin kelimenin tam anlamıyla ortadan kaybolmasından çok, belirli bağlamdaki sonunu anlatabilir. Bu cümledeki iddia, nükleer enerjinin bir seçenek olarak uygulanabilirliğiyle ilgilidir; tüm nükleer tesislerin hemen yok olmasıyla değil.

Alıştırma

Hizmetin sona ereceğini öngörmek için cümleyi burada öğretilen ifadeyle tamamlayın: One more major breakdown ____ this bus service.

Cevabı göster

will mean the end of

Kalıp ifadeler

realistic energy option: pratikte uygulanabilir bir enerji seçeneği

Burada a realistic energy option; maliyet, zaman, teknoloji ve risk gibi gerçek hayattaki sınırlara rağmen gerçekten işe yarayabilecek bir enerji seçeneği demektir. Realistic, gerçeğe benzer bir görünüşü değil, pratik uygulanabilirliği anlatır. Bu ifade, nükleer enerjiyi seçmenin artık pratik olmayabileceği anlamına gelir. Nükleer enerjinin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede realistic, “gerçek koşullarda uygulanabilir” anlamında kullanılmıştır?

  1. Given our budget and deadline, the smaller plan is the only realistic option.
  2. The website offers a real discount this week.
  3. The museum displayed a realistic portrait of the queen.
Cevabı göster

Given our budget and deadline, the smaller plan is the only realistic option.

He thinks money invested in nuclear upgrades would be better spent making clean renewables more reliable instead, Dilbilgisi

3:42

Nükleer geliştirmelere yatırılan paranın bunun yerine temiz yenilenebilir enerjileri daha güvenilir hale getirmek için harcanmasının daha iyi olacağını düşünüyor,

Dilbilgisi

would be better spent making...: kaynakların daha iyi kullanılmasını önermek

resource + would be better spent + -ing kalıbı; para, zaman veya emeği bir faaliyet için kullanmanın daha akıllıca ya da daha yararlı olacağını söyler. Bir kaynağın olası kullanım alanlarını karşılaştırır; kaynağın harcandığını bildiren basit bir edilgen anlatım değildir. Burada making clean renewables more reliable tercih edilen kullanım alanını belirtir. Making, spent sözcüğünden sonra -ing biçiminde gelir; make + object + adjective ise temiz yenilenebilir enerji kaynaklarını daha güvenilir hâle getirmek demektir.

Alıştırma

Hangi cümle bir kaynağın daha iyi kullanılmasını doğal biçimde önerir?

  1. The money would better spend improving the bus network.
  2. The money would be better spent improving the bus network.
  3. The money would be better spent improve the bus network.
Cevabı göster

The money would be better spent improving the bus network.

as he explained to BBC World Service program The Real Story.

3:50

bunu BBC World Service programı The Real Story'de açıkladığı gibi.

I think the key takeaway is that nuclear's low carbon electricity unique selling point kind of sits in the context of a much larger picture Notlar

3:55

Bence çıkarılacak en önemli sonuç, nükleerin düşük karbonlu elektrik şeklindeki benzersiz satış noktasının çok daha büyük bir tablonun bağlamı içinde yer almasıdır;

Kalıp ifadeler

the key takeaway: hatırlanması gereken en önemli sonuç

The key takeaway, bir şeyi dinledikten veya okuduktan sonra hatırlanması gereken en önemli tek sonuç ya da ders demektir. Buradaki takeaway, zihnen yanımıza aldığımız bir fikirdir; paket yemek değildir. The key takeaway is that + cümlecik kalıbı, ardından gelen cümleciğin ana sonucu verdiğini açıkça gösterir. Dinleyicilerin en önemli bilgiyi fark etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

En önemli sonucu belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The ____ is that we need another safety check.

Cevabı göster

key takeaway

Kalıp ifadeler

unique selling point: bir şeyi diğerlerinden ayıran özellik

Unique selling point, bir ürünü, hizmeti, planı veya fikri alternatiflerinden ayıran ve insanlara onu seçmek ya da desteklemek için bir neden veren özelliktir. Genellikle USP olarak kısaltılır. Bu cümlede düşük karbonlu elektrik, nükleer enerjinin ayırt edici avantajı olarak sunuluyor. Burada gerçekten bir şey satılmıyor; pazarlama ifadesi enerjiyle ilgili bir savı anlatmak için genişletiliyor.

Alıştırma

Ürünü diğerlerinden ayıran bir özellik için kullanılan hedef iş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The product's ____ is its ten-year battery life.

Cevabı göster

unique selling point

Deyimler

sits in the context of a much larger picture: tek bir noktayı konunun bütünü içinde görmek

Burada sits in the context of, “bir bütünün içinde yer almak ve onun bir parçası olarak anlaşılmak” demektir. Sit mecazi olarak kullanılmıştır; söz konusu avantaj gerçekten bir yerde oturmamaktadır. A much larger picture, değerlendirmeyi etkileyen daha geniş olgular bütününü ifade eder. Konuşmacı nükleer enerjinin düşük karbon avantajını reddetmez; bu ifadeyle avantajı, kötüleşen iklim değişikliğinin nükleer enerjinin kendisine oluşturabileceği tehdit de dâhil olmak üzere, daha geniş bir iklim ve enerji meselesinin yalnızca bir parçası olarak yeniden çerçeveler.

Alıştırma

Hangi cümle, bir avantajın tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini göstermek için hedef fikri kullanır?

  1. The new battery's low price proves that no other factor matters.
  2. The new battery's low price sits in the context of a much larger picture that includes its short lifespan and recycling costs.
  3. The new battery is sitting in front of a much larger picture in the gallery.
Cevabı göster

The new battery's low price sits in the context of a much larger picture that includes its short lifespan and recycling costs.

that nuclear will be one of the first and most significant casualties to ramping climate change. Notlar

4:04

nükleerin, tırmanan iklim değişikliğinin ilk ve en önemli kurbanlarından biri olacağıdır.

Dilbilgisi

one of the first and most significant casualties: bir grubun en önde gelen üyelerinden biri

one of the + en üstünlük veya sıralama ifadesi + çoğul isim yapısı, bir grup içinde çok üst sıralarda yer alan tek bir üyeyi belirtir. one of the first and most significant casualties ifadesinde first etkinin erken ortaya çıkmasını, most significant ise bu etkinin ciddiyetini belirtir. İfade one ile başlasa da one of sonrasındaki sayılabilen isim çoğul olur: casualties. Burada casualty, ölen veya yaralanan bir kişi anlamında değil, mecazi olarak kullanılmıştır; kötüleşen iklim değişikliği nedeniyle ciddi zarar görmesi beklenen bir şeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir grubun tek bir üyesini belirtmek için one of the + sıralama sözcüğü + çoğul isim yapısını doğru kullanır?

  1. The old bridge was one of the first casualties of the flood.
  2. The old bridge was one of the first casualty of the flood.
  3. The old bridge was one of first casualties of the flood.
Cevabı göster

The old bridge was one of the first casualties of the flood.

Kalıp ifadeler

ramping climate change: şiddetlenen bir eğilim

Burada ramping, climate change'i şiddeti giderek artan bir süreç olarak sunar. İfade, fiziksel bir rampayla bağlantılı iklim değişikliği değil, daha ciddi hâle gelen iklim değişikliği anlamındadır. Ramping, climate change'in önünde sıkıştırılmış bir -ing niteleyicisi olarak kullanılır ve devam eden yükseliş eğilimi anlamını ekler.

Alıştırma

Cümlede ramping climate change ne anlama geliyor?

  1. Giderek daha ciddi hâle gelen iklim değişikliği
  2. Fiziksel bir rampa üzerinde gerçekleşen iklim değişikliği
  3. Durmuş olan iklim değişikliği
Cevabı göster

Giderek daha ciddi hâle gelen iklim değişikliği

So nuclear's quite literally on the front line of climate change and not in a good way. Notlar

4:10

Yani nükleer kelimenin tam anlamıyla iklim değişikliğinin ön cephesinde yer alıyor ve bu iyi bir anlamda değil.

Deyimler

on the front line of climate change: ilk etkiyle karşı karşıya kalmak

On the front line of savaş dilinden gelir: front line, çatışmaya en yakın bölgedir. Mecazi olarak ifade, bir sorun, tehlike veya ağır baskıyla ilk karşılaşanlar arasında olmak anlamına gelir. Burada nükleer tesisler, iklim değişikliğinin etkilerine doğrudan maruz kalıyor şeklinde anlatılır. Sondaki not in a good way, ifadenin bir avantajı değil, kırılganlığı belirttiğini doğrular.

Alıştırma

Hangi cümle, bir grubun bir alana öncülük etmek yerine bir krizle doğrudan ilgilendiği anlamına gelir?

  1. Local volunteers are far from the areas affected by flooding.
  2. Local volunteers are on the front line of the flood response.
  3. Local volunteers are at the forefront of flood-risk research.
Cevabı göster

Local volunteers are on the front line of the flood response.

Ton ve niyet

not in a good way: olumlu izlenimi düzeltmek

not in a good way, bir durumun olumsuz olduğunu açıkça belirtmek için bir ifadenin sonuna eklenir. Burada on the front line, öncü ya da olumlu bir rol anlamına gelebileceğinden eklenen ifade bu yorumu engeller. Bu kalıp, konuşanın önce dikkat çekici bir gerçeği söyleyip ardından oluşabilecek olumlu izlenimi hızla düzeltmesini sağlar. Gerçek doğrudur, ancak sonucu ya da nedeni kötüdür.

Alıştırma

Ünlü olmanın nedeninin veya sonucunun olumsuz olduğunu göstermek için vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The restaurant became famous, but ____.

Cevabı göster

not in a good way

That's because far from helping with our climate change problems, Dilbilgisi

4:16

Çünkü iklim değişikliği sorunlarımıza yardımcı olmak şöyle dursun,

Dilbilgisi

far from helping with: beklenen faydayı reddetmek

far from + -ing burada fiziksel uzaklık anlatmaz. Sözü edilen eylemin gerçekte gerçekleşmediğini ve gerçeğin bundan çok farklı, çoğu zaman neredeyse tam tersi olduğunu belirtir. from bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: far from helping. far from helping with, bir şeyin bir soruna yardımcı olduğu düşüncesini reddeder. Yalnızca not helping demekten daha güçlüdür ve genellikle ardından zıt bir sonuç getirir.

Alıştırma

Kuralın zıt etki yarattığını göstermek için cümleyi far from helping with ile tamamlayın: ____ the traffic problem, the new rule made it worse.

Cevabı göster

Far from helping with

it'll add to it. Öbek fiiller

4:20

onları daha da artıracaktır.

Öbek fiiller

add to it: mevcut bir sorunu daha da büyütmek

Bu cümlede add to it, var olan sorunu büyütmek ya da daha kötü hâle getirmek demektir. İlk it nükleer enerjiyi, to'dan sonraki it ise daha önce konuşulan iklim değişikliği sorununu anlatır. add to + isim veya zamir yapısı, bir şeyin mevcut bir miktarı, zorluğu, duyguyu ya da sorunu artırdığını gösterebilir. Bu yapı her zaman fiziksel bir nesneyi bir yere koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle gecikmenin mevcut maliyetlerimizi artıracağı anlamına gelir?

  1. The delay will add to our costs.
  2. The delay will add our costs to the report.
  3. The delay will add up to our costs.
Cevabı göster

The delay will add to our costs.

One advantage of nuclear power is that it produces electricity using little carbon.

4:22

Nükleer enerjinin bir avantajı, çok az karbon kullanarak elektrik üretmesidir.

Paul Dorfman calls this its unique selling point.

4:27

Paul Dorfman bunu onun benzersiz satış noktası (unique selling point) olarak adlandırıyor.

A unique selling point, which is sometimes shortened to USP, Kelime

4:31

Bazen USP olarak kısaltılan benzersiz satış noktası,

Kelime

shortened to USP: kısa biçimi belirtmek

Bu ifadede is sometimes shortened to USP, daha uzun olan unique selling point teriminin bazen daha kısa biçimi olan USP şeklinde yazıldığını veya söylendiğini belirtir. Shortened burada bir dil biçiminin kısalmasını anlatır; bir nesnenin fiziksel uzunluğunun azalmasını değil. Edilgen olan tam biçim + be shortened to + kısa biçim yapısında sonuç to'dan sonra gelir. Burada unique selling point tam biçim, USP ise sonuçtur.

Alıştırma

Hangi cümle tam kelimeyle başlayıp onun kısa biçimini doğru şekilde verir?

  1. The word photograph is often shortened for photo.
  2. The word photo is often shortened to photograph.
  3. The word photograph is often shortened to photo.
Cevabı göster

The word photograph is often shortened to photo.

is a common way to describe the feature of something that makes it different from and better than its competitors. Dilbilgisi

4:36

bir şeyi rakiplerinden farklı ve onlardan daha iyi yapan özelliğini tanımlamanın yaygın bir yoludur.

Dilbilgisi

different from and better than: aynı nesneyle yapılan iki karşılaştırma

Different from and better than, aynı şeyi tanımlayan iki karşılaştırma ifadesini birbirine bağlar. Different from, onun rakipleriyle aynı olmadığını; better than ise buna ek olarak onlardan üstün olduğunu belirtir. Sondaki its competitors isim öbeği, iki ifade için de ortak karşılaştırma nesnesidir. Tam anlam different from its competitors and better than its competitors şeklinde açılabilir. Bu kullanımda from, different ile; than ise better ile birlikte kullanılır.

Alıştırma

Yeni modelin eski modelden hem farklı hem de daha iyi olduğunu anlatmak için cümleyi vurgulanan bağlı ifadeyle tamamlayın: This new model is ____ the old model.

Cevabı göster

different from and better than

But that doesn't change the fact that rising sea levels would make nuclear an unrealistic, Notlar

4:43

Ancak bu, yükselen deniz seviyelerinin nükleeri gerçekçi olmayan,

Anlatım akışı

doesn't change the fact that: bir noktayı kabul edip ana iddiayı yeniden belirtmek

That doesn't change the fact that..., önce bir noktayı kabul edip ardından karşı çıkışı sunan bir anlatım düzenler. That, daha önce söylenen veya kabul edilen bilgiye gönderme yaparken the fact that sonrasındaki yan cümle, konuşanın hâlâ doğru olduğunu vurguladığı şeyi sunar. Başındaki But ile bu kalıp, önceki noktanın ana iddiayı çürütmediğini dinleyiciye bildirir. Buradaki görevi yalnızca bir gerçeğin değişmeden kaldığını kelimesi kelimesine bildirmek değil, dikkati sonraki iddiaya geri çevirmektir.

Alıştırma

Hangi cümle önce bir avantajı kabul edip ardından hedef yapıyı kullanarak bir sorunu ana iddia olarak öne çıkarır?

  1. The phone is affordable, so its unreliable battery is no longer a concern.
  2. The phone's battery is unreliable, but that doesn't change the fact that it is affordable.
  3. The phone is affordable, but that doesn't change the fact that its battery is unreliable.
Cevabı göster

The phone is affordable, but that doesn't change the fact that its battery is unreliable.

even dangerous choice.

4:48

hatta tehlikeli bir tercih haline getireceği gerçeğini değiştirmiyor.

Dilbilgisi

would make nuclear an unrealistic, even dangerous choice: nükleer enerjiyi gerçekçi olmayan, hatta tehlikeli bir seçenek hâline getirmek

make + nesne + isim öbeği yapısı, “nesnenin bir şeye dönüşmesine veya o şekilde değerlendirilmesine yol açmak” anlamına gelir. Burada nuclear, nuclear power ifadesinin kısaltılmış biçimidir; an unrealistic, even dangerous choice ise deniz seviyelerindeki yükselmenin sonucunda nükleer enerjinin nasıl bir seçenek sayılacağını gösteren isim öbeğidir. Buradaki make, “üretmek” anlamına gelmez. Even değerlendirmeyi güçlendirir: seçenek yalnızca gerçekçi olmayacak, daha da önemlisi tehlikeli olacaktır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir şeyin kötü bir seçeneğe dönüşmesini anlatmak için make + nesne + isim öbeği yapısını doğru kullanır?

  1. High repair costs would make the old laptop a poor choice for school.
  2. High repair costs would make a poor choice the old laptop for school.
  3. High repair costs would make the old laptop to be a poor choice for school.
Cevabı göster

High repair costs would make the old laptop a poor choice for school.

This is why he calls nuclear power a casualty of climate change, Deyimler

4:50

İşte bu yüzden nükleer enerjiyi iklim değişikliğinin bir kurbanı (casualty) olarak adlandırıyor,

Deyimler

a casualty of climate change: iklim değişikliğinin kurbanı

a casualty of climate change ifadesinde casualty mecaz anlamda kullanılır. Bir olay veya değişiklik nedeniyle ciddi zarar gören, kaybedilen ya da devre dışı kalan bir kişiyi, kuruluşu, planı, hizmeti veya başka bir şeyi anlatabilir. Burada nükleer enerji, iklim değişikliği nedeniyle uygulanabilirliği zarar gören bir enerji seçeneği olarak sunulur. of ile başlayan öbek, kayba veya zarara yol açan gücü belirtir.

Alıştırma

The local newspaper became a casualty of budget cuts. cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Gazete ciddi zarar gördü ve finansmanı kesildiği için kapanmak zorunda kalmış olabilir.
  2. Gazete bir kazada yaralanan insanlar hakkında haber yaptı.
  3. Bütçe kesintilerine karar vermekten gazete sorumluydu.
Cevabı göster

Gazete ciddi zarar gördü ve finansmanı kesildiği için kapanmak zorunda kalmış olabilir.

meaning a victim or something that suffers as a result of something else happening. Kalıp ifadeler

4:54

yani gerçekleşen başka bir şeyin sonucunda zarar gören bir kurban veya nesne anlamına geliyor.

Kalıp ifadeler

as a result of: bir nedeni belirtme

As a result of, “nedeniyle” anlamına gelir ve bir sonucun nedenini belirtir. Bu tanımda, something else happening zarar görmenin nedenidir. Bu ifadeden sonra isim, zamir veya -ing yapısı gelir. Neden hemen ardından geliyorsa of sözcüğünü koruyun.

Alıştırma

Cümleyi as a result of ile tamamlayın: The flight was delayed ____ thick fog.

Cevabı göster

as a result of

This also explains why some countries are now turning away from nuclear power Öbek fiiller

5:00

Bu aynı zamanda bazı ülkelerin neden artık nükleer enerjiden uzaklaşıp

towards more renewable energy sources.

5:04

daha fazla yenilenebilir enerji kaynağına yöneldiğini de açıklıyor.

Öbek fiiller

turn away from X towards Y: bir seçimden diğerine yönelmek

Turn away from X towards Y, iki yönlü bir değişimi anlatır: away from bırakılan veya daha az kullanılan eski seçeneği, towards ise yaklaşılan veya daha fazla tercih edilen yeni seçeneği gösterir. Buradaki hareket mecazidir: fiziksel olarak dönmeyi değil, enerji politikasındaki bir değişimi anlatır. Are now turning, geçişin sürmekte olduğunu ve henüz tamamlanmamış olabileceğini gösterir.

Alıştırma

turn away from X towards Y kalıbını tamamlayın: The school is turning ____ printed notices ____ a mobile app.

Cevabı göster

away from · towards

Countries such as well,

5:06

Hangi ülkeler, şey...

what was the answer to your quiz question, Neil?

5:08

senin quiz sorununun cevabı neydi Neil?

I asked Sam which country decided to gradually stop using nuclear power.

5:11

Sam'e hangi ülkenin nükleer enerji kullanımını kademeli olarak durdurma kararı aldığını sormuştum.

I said A, Germany.

5:16

Ben A, Almanya demiştim.

Which was the correct answer.

5:17

Ve doğru cevap buydu.

In fact, around 70% of Germany's electricity now comes from renewables.

5:19

Aslında, Almanya'nın elektriğinin yaklaşık %70'i artık yenilenebilir enerjilerden elde ediliyor.

Okay, Neil. Let's recap the rest of the vocabulary from this program,

5:25

Pekala Neil. Bu programdaki kelimelerin geri kalanını özetleyelim,

starting with to phase something out,

5:29

'to phase something out' (kademeli olarak sonlandırmak) ile başlıyoruz,

meaning to gradually stop using something.

5:32

bir şeyi kullanmayı yavaş yavaş bırakmak anlamına geliyor.

Vivid memories are memories that produce powerful feelings and strong mental images.

5:34

Canlı anılar (vivid memories), güçlü hisler ve zihinde net görüntüler üreten anılardır.

Opinions and beliefs which are ingrained are so strongly held that they are difficult to change.

5:40

Kökleşmiş (ingrained) olan fikirler ve inançlar, o kadar güçlü bir şekilde benimsenir ki değiştirilmeleri zordur.

Something's unique selling point or USP is the feature that makes it different from and better than its competitors.

5:46

Bir şeyin benzersiz satış noktası (unique selling point) veya USP'si, onu rakiplerinden farklı ve onlardan daha iyi yapan özelliğidir.

And finally, a casualty is a person or thing that suffers as a result of something else happening.

5:53

Ve son olarak, bir kurban (casualty), gerçekleşen başka bir olayın sonucunda zarar gören kişi veya şeydir.

That's all from this look into nuclear and renewable energy.

6:00

Nükleer ve yenilenebilir enerjiye yönelik bu bakışımızdan şimdilik bu kadar.

Bye for now. Bye.

6:04

Şimdilik hoşça kalın. Hoşça kalın.

6 Minute English from the BBC.

6:06

BBC'den 6 Minute English.