Paradise, Nevada'ya Hoş Geldiniz: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
636 kelime 187 kel/dk

Video özeti: Las Vegas Strip'in çoğu hukuken neden Nevada'daki Paradise'tadır ve ilçe, toprak katma ile vergiler bu sınırı nasıl biçimlendirmiştir? Başlıca İngilizce noktaları: 1. unincorporated place. — Gerçek yaşam bağlamı: ABD'de kent yönetimi bulunmayan ve genellikle ilçe tarafından yönetilen bölgedir; boş ya da gayriresmî yer demek değildir. 2. on the up and up, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir düzenlemenin dürüst, meşru ve yasal olup olmadığını soran, çoğu kez kuşku içeren gündelik ifadedir. 3. city-sized tax dodge, — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: eleştirel ve gündelik dodge adı kent vergilerinden kaçınma düzenini anlatır, ancak tek başına bunun yasa dışı olduğunu ileri sürmez.

Bu derste

Vegas baby, it's Paradise.

0:00

Vegas bebeğim, burası Paradise.

Not metaphorically either,

0:02

Bu mecazi de değil,

this literally isn't the city of Las Vegas.

0:03

burası kelimenin tam anlamıyla Las Vegas şehri değil.

Look at a map and you'll see the name Paradise

0:06

Bir haritaya bakarsanız Paradise ismini görürsünüz

and when you visit and check the weather,

0:08

ve ziyaret edip hava durumunu kontrol ettiğinizde,

same thing.

0:10

aynı şey.

Here is Las Vegas and here is Paradise

0:10

Burası Las Vegas ve burası Paradise

which contains nearly everything people associate with Las Vegas, Kalıp ifadeler

0:13

ki insanların Las Vegas'la ilişkilendirdiği hemen hemen her şeyi içeriyor,

Kalıp ifadeler

associate A with B: A'yı B ile ilişkilendirmek

Associate A with B, birinin diğerini düşündürmesi nedeniyle A ile B'yi zihinde ilişkilendirmek demektir. Bu cümlede A “neredeyse her şey”, B ise Las Vegas'tır: insanlar bunları genellikle Las Vegas'a özgü şeyler olarak görür. Bu ifade resmî bir idari sınırı veya hukuki ilişkiyi değil, toplumdaki genel algıyı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi associate A with B kalıbını oluşturan fiille tamamlayın: Many people ____ the smell of sunscreen with summer holidays.

Cevabı göster

associate

including the sign.

0:17

o tabela da dahil.

Now, you might think Paradise is just a relatively unknown city mistaken for its larger neighbor like elsewhere, Kalıp ifadeler

0:19

Şimdi, Paradise'ın tıpkı başka yerlerde olduğu gibi daha büyük komşusuyla karıştırılan nispeten bilinmeyen bir şehir olduğunu düşünebilirsiniz,

Kalıp ifadeler

mistaken for: mistake A for B kalıbının edilgen biçimi

Mistake A for B, A'yı yanlışlıkla B olarak tanımlamak demektir. Mistaken for bunun edilgen biçimidir; dolayısıyla A, başkalarının kimliğini yanlış belirlediği kişi, nesne veya yerdir. For'dan sonraki isim ise yanlış sanılan kimliği gösterir. Burada A Paradise, B ise onun daha büyük komşusu Las Vegas'tır. Cümle bunu dinleyicinin yapabileceği bir varsayım olarak sunar; Paradise'ın gerçekten Las Vegas olduğunu söylemez.

Alıştırma

Yanlış tanımlamayı göstermek için cümleyi mistake fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: From a distance, the painted door was ____ for a real exit.

Cevabı göster

mistaken

but Paradise isn't a city at all. Dilbilgisi

0:24

ama Paradise aslında bir şehir bile değil.

Dilbilgisi

isn't a city at all. — tam olumsuzlama

not ... at all yapısı olumsuzluğu tamamen vurgular. Bu cümlede isn't a city at all, Paradise'ın şehirler sınıfına girdiği fikrini tamamen reddeder; bu sadece kısmi ya da yaklaşık bir inkâr değildir. At all, olumsuz bir ifadenin ardından genellikle tamamen veya hiçbir şekilde anlamını verir. Böylece konuşan kişi önceki varsayımı doğrudan düzeltir.

Alıştırma

Hangi cümle kesin ve tamamen düzeltici bir ifade kullanıyor?

  1. That box may not be a toy; let's check what it does.
  2. That box isn't a toy at all; it's a tool for measuring light.
  3. That box isn't really a toy; it's used for measuring light.
Cevabı göster

That box isn't a toy at all; it's a tool for measuring light.

It's an unincorporated place. Kültür

0:27

Orası belediyeye bağlı olmayan bir yerleşim yeri.

Kültür

unincorporated place. — yerel yönetim statüsü

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yerel yönetim bağlamında unincorporated place, adı ve nüfusu olan ancak bir şehir veya kasaba gibi kendine ait ayrı bir belediye yönetimi bulunmayan yeri ifade eder. Böyle bir yerde evler, işletmeler, yollar ve güçlü bir yerel kimlik yine de bulunabilir. Ayrı bir belediye olmadığı için yerel yönetim ve hizmetlerden genellikle çevredeki ilçe veya daha üst düzeydeki başka bir makam sorumludur. Unincorporated, hukuki örgütlenme biçimini anlatır; orada kimsenin yaşamadığı ya da bir şirketin kayıtlı olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede unincorporated doğru kullanılmıştır?

  1. The unincorporated community is governed by the county rather than its own city council.
  2. The unincorporated community is a company that has not been registered.
  3. The unincorporated community has no residents and is closed to visitors.
Cevabı göster

The unincorporated community is governed by the county rather than its own city council.

What's that?

0:29

O da ne?

Quick government recap.

0:30

Hızlıca bir yönetim özeti geçelim.

Citizens living in a city have to follow the rules of the city

0:31

Bir şehirde yaşayan vatandaşlar o şehrin kurallarına uymak zorundadır

and also those of the county

0:34

ve ayrıca ilçenin kurallarına

and also the state

0:36

ve ayrıca eyaletin

and also the nation.

0:37

ve ayrıca ülkenin.

It's a government layer cake Deyimler

0:38

Bu, katmanlı bir yönetim pastasıdır

Deyimler

Yönetim düzeylerini anlatan government layer cake mecazı

Bu cümlede government layer cake, ulusal, eyalet, ilçe ve şehir yönetimleri gibi çeşitli yönetim düzeylerini üst üste dizilmiş pasta katlarına benzeten bir mecazdır. Hükümetin yaptığı, sağladığı veya yönettiği gerçek bir pasta anlamına gelmez. Bu görüntü katmanlı bir sistemi hızla açıklar: her kat, kendine ait sorumlulukları, kuralları veya vergileri olan ayrı bir düzeydir. Aynı görüntü, düzeyleri açıkça ayrılmış başka karmaşık kurumları açıklamaya da yardımcı olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede government layer cake ne anlama geliyor?

  1. Eyalet veya yerel düzeyleri olmayan tek bir merkezi yönetim
  2. Hiyerarşik biçimde üst üste duran çeşitli yönetim düzeylerine sahip bir sistem
  3. Devlet çalışanları tarafından pişirilip satılan bir pasta
Cevabı göster

Hiyerarşik biçimde üst üste duran çeşitli yönetim düzeylerine sahip bir sistem

and each layer collects its own taxes to enforce its own rules.

0:40

ve her katman kendi kurallarını uygulamak için kendi vergilerini toplar.

If some folk find these layers oppressive,

0:43

Eğer bazı insanlar bu katmanları bunaltıcı bulursa,

they can hitch their wagons and head for open lands outside the borders of any city

0:45

at arabalarını bağlayıp herhangi bir şehrin sınırları dışındaki açık arazilere doğru yola çıkabilirler

to live like the rugged individualists they are, Kültür

0:50

sert bireyciler gibi yaşamak için,

free of rules.

0:52

kurallardan uzak.

Kültür

Kültürel bir etiket olarak rugged individualists

Rugged individualists, güçlü, kendi kendine yeten ve hükümetin yardımı ya da denetimi olmadan yaşamaya kararlı oldukları düşünülen kişiler için kullanılan kültürel çağrışımlı bir etikettir. Burada rugged, pürüzlü bir dış görünüşü değil, kişisel dayanıklılığı ve bağımsızlığı anlatır. Bu etiket, insanların açık ve henüz tam yerleşilmemiş topraklarda kendi çabalarıyla başarılı olduğu Amerikan sınır bölgesi idealinden yararlanır. Övgü dolu, eleştirel veya mizahi duyulabilir. Bu cümlede abartılı sınır bölgesi görüntüsü ifadeyi eğlenceli ve ironik kılar.

Alıştırma

Burada rugged individualists ifadesinin en iyi yorumu hangisidir?

  1. Katı hükümet kuralları oluşturan yetkililer
  2. Giysileri ve yüzleri fiziksel olarak pürüzlü görünen kişiler
  3. Güçlü, kendi kendine yeten ve dış denetime direndiği düşünülen kişiler
Cevabı göster

Güçlü, kendi kendine yeten ve dış denetime direndiği düşünülen kişiler

Well, except for those of the nation

0:53

Şey, ülkenin kuralları hariç

and also the state and also the county.

0:55

ve ayrıca eyaletin ve ayrıca ilçenin.

But moving outside a city,

0:58

Ama bir şehrin dışına taşındığınızda,

there's one fewer and also layer because they are in an unincorporated place.

0:59

belediyeye bağlı olmayan bir yerde oldukları için bir katman eksilir.

But if they make it nice and the population grows,

1:04

Ancak orayı güzelleştirirlerse ve nüfus artarsa,

inevitably people want police and sewers and schools and rules

1:07

kaçınılmaz olarak insanlar polis, kanalizasyon, okullar ve kurallar isteyecektir

and soon a charter is written, Dilbilgisi

1:10

ve çok geçmeden bir sözleşme yazılır,

a mayor elected and a city incorporated.

1:12

bir belediye başkanı seçilir ve bir şehir kurulur.

Dilbilgisi

“a charter is written, a mayor elected...” içinde tekrarlanan is’in çıkarılması

Bu üç parçalı sıralamada a charter is written içindeki is, sonraki iki parça için de geçerlidir. Yapıyı şöyle anlamak gerekir: a charter is written, a mayor is elected, and a city is incorporated. Her isim öbeği eylemden etkilenen taraftır; bu nedenle üç parça da edilgendir. Tekrarlanan is’in çıkarılması bir eksiltidir. Bu, resmî bir süreç anlatımını daha kısa hâle getirir; a mayor elected bağımsız ve etken çatılı bir geçmiş zaman cümlesi değildir. Buradaki incorporated, kentin yasal olarak kurulması anlamına gelir.

Alıştırma

“By noon, the form was signed, the fee paid, and the permit issued,” cümlesindeki son iki parça nasıl anlaşılmalıdır?

  1. Ücret birine ödeme yaptı ve izin belgesi bir şey düzenledi.
  2. Ücret ödendi ve izin belgesi düzenlendi.
  3. Ücret ve izin belgesi tamamlanan işlemler arasında değildi.
Cevabı göster

Ücret ödendi ve izin belgesi düzenlendi.

What makes Paradise weird is that unlike most unincorporated places that contain mostly blowing tumbleweeds Dilbilgisi

1:14

Paradise'ı tuhaf yapan şey, çoğunlukla yuvarlanan çalıların

and perhaps a yurt where nobody wants to live,

1:20

ve belki de kimsenin yaşamak istemediği bir yurt çadırının bulunduğu diğer belediyeye bağlı olmayan yerlerin aksine,

there are almost a quarter million residents in Paradise in a space the size of Disney World. Dilbilgisi

1:23

Paradise'ta Disney World büyüklüğünde bir alanda çeyrek milyona yakın sakinin bulunmasıdır.

Dilbilgisi

“What makes Paradise weird is that...” odaklama kalıbı

What makes Paradise weird is that ... bir odaklama kalıbıdır, soru değildir. What makes Paradise weird yan cümlesinin tamamı özne görevi görür; is ise onu temel gerçeği belirten that yan cümlesine bağlar. Yeniden kullanılabilen kalıp What makes + isim + sıfat + is that + yan cümle şeklindedir. Bir değerlendirmeyi doğuran özelliği veya nedeni öne çıkarır. Buradaki temel şaşırtıcı durum, belediye statüsü olmayan küçük bir alana çok büyük bir nüfusun sıkışmış olmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi odaklama kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: ____ this library special ____ it stays open all night.

Cevabı göster

What makes · is that

Dilbilgisi

a space the size of Disney World: alan karşılaştırması

a space the size of Disney World ad öbeği, “yaklaşık Disney World kadar büyük bir alan” demektir. the size of Disney World sözleri, space sözcüğünü tanıdık bir alanı karşılaştırma ölçüsü olarak kullanıp niteler; alanın Disney World'e ait olduğunu göstermez. a space the size of X kalıbını, soyut bir alan ölçüsünü gözde canlandırması kolay bir karşılaştırmaya dönüştürmek için kullanabilirsiniz. X, büyüklük için referans sağlar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü isim niteleyicisiyle tamamlayın: The solar farm covers a space ____ 100 football fields.

Cevabı göster

the size of

That density is way past the point you'd expect people to incorporate a city Dilbilgisi

1:29

Bu yoğunluk, insanların bir şehir kurmasını bekleyeceğiniz noktayı çoktan aşmıştır

Dilbilgisi

way past the point you'd expect...: bir eşiğin çok ötesinde

way past the point ... ifadesi, “bir eşiğin çok ötesinde” demektir. Burada way, past sözcüğünü güçlü biçimde pekiştiren gündelik bir derece zarfıdır; “yol” ya da “yöntem” anlamına gelmez. you'd expect people to incorporate a city yan cümlesi bu eşiği tanımlar: o düzeyde insanların bir kenti yasal olarak kurması normalde beklenir. You'd, you would kısaltmasıdır ve you belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak insanları anlatır.

Alıştırma

Hangi ifade way past the point you'd expect people to incorporate a city sözünün anlamını en iyi korur?

  1. Her yerin yasal olarak kent olmasını zorunlu kılan nüfus yoğunluğuna tam olarak eşittir.
  2. Bir kentin resmen kurulmasının normalde bekleneceği nüfus yoğunluğuna henüz ulaşmamıştır.
  3. Bir kentin resmen kurulmasının normalde bekleneceği nüfus yoğunluğunun çok ötesindedir.
Cevabı göster

Bir kentin resmen kurulmasının normalde bekleneceği nüfus yoğunluğunun çok ötesindedir.

and it's not like Paradisians just couldn't bother. Ton ve niyet

1:33

ve Paradiselıların sadece umursamaması gibi bir durum da söz konusu değil.

Ton ve niyet

Basit bir açıklamayı reddetmek için it's not like

Bu cümlede it's not like olası bir açıklamayı ortaya koyup reddeder: Paradise sakinlerinin harekete geçmemesi yalnızca uğraşmak istememelerinden kaynaklanmıyordu. Buradaki like varsayımsal bir anlatımı başlatır; 'hoşlanmak' anlamına gelmez. Daha iyi bir açıklama vermeden önce dinleyicinin çıkarabileceği bir varsayımı önceden reddetmek için it's not like + yan cümle yapısını kullanın. Bu, karşı tarafın yorumunun yanlış olduğunu sertçe söylemeden konuşmanın yönünü değiştirmenin gündelik bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: '____ Omar ignored the email; he was away from his computer.'

Cevabı göster

It's not like

Paradise is almost unique in being officially unincorporated.

1:36

Paradise, resmi olarak belediyeye bağlı olmama konusunda neredeyse benzersizdir.

So why?

1:41

Peki neden?

It started with the Mormons who first settled these lands in the 1880s.

1:41

Bu, 1880'lerde bu topraklara ilk yerleşen Mormonlarla başladı.

Actually, no. Anlatım akışı

1:45

Aslında, hayır.

Anlatım akışı

Anlatımı hemen sıfırlamak için Actually, no.

Actually, no. yalnızca bir ayrıntı eklemez. Az önce söylenen ifadeyi geri çeker ve konuşmacının yön değiştirdiğini dinleyiciye bildirir. Kısa ve bağımsız bir cümle olarak keskin bir yeniden başlama etkisi yaratır: önce bir anlatım sunulur, sonra reddedilir ve ardından daha doğru bir anlatım gelebilir. Hikâye anlatımında bu ani dönüş komik bir zamanlama da yaratabilir.

Alıştırma

Bir anlatıcı 'The trail began at the lake.' diyor ve hemen ardından bunun yanlış olduğunu fark ediyor. İfadesini geri çekip yeniden başladığını en iyi hangi söz belirtir?

  1. For example.
  2. In addition.
  3. Actually, no.
Cevabı göster

Actually, no.

Jump cut to 1950 when we still tested out nuclear bombs in the open near population centers. Anlatım akışı

1:45

Nüfus merkezlerinin yakınlarında hala açık havada nükleer bomba testleri yaptığımız 1950'ye bir atlama yapalım.

Anlatım akışı

Jump cut to 1950: 1950'ye ani anlatı geçişi

Jump cut to 1950, sinema kurgusunun dilinden alınmış bir ifadedir. Hikâyenin aradaki zamanı atlayarak birden 1950 yılına geçtiğini anlatır. Burada jump cut, gerçekten zıplamak veya bir şeyi kesmek için verilen bir talimat değildir. Zaman değişikliğini hızlı ve doğrudan hissettiren canlı bir anlatım işaretidir.

Alıştırma

Bir anlatıcı sinematik bir üslupla daha sonraki bir yıla hızla geçmek istiyor. Hangi başlangıç en uygundur?

  1. Stay in 1950
  2. Cut to 1950
  3. Jump cut to 1950
Cevabı göster

Jump cut to 1950

Nevada recently legalized gambling and a casino empire grew in Vegas.

1:52

Nevada kısa süre önce kumarı yasallaştırmıştı ve Vegas'ta bir kumarhane imparatorluğu büyüdü.

Well, just outside of it to avoid city taxes.

1:56

Şehir vergilerinden kaçınmak için hemen dışına.

As for necessary services, Anlatım akışı

2:00

Gerekli hizmetlere gelince,

the casinos were rich enough to provide their own, Dilbilgisi

2:01

kumarhaneler kendilerininkini sağlayacak kadar zengindi,

Dilbilgisi

rich enough to provide their own: sıfattan sonra enough ve isimsiz own

Rich enough to provide, gereken eşiğe ulaşan bir dereceyi anlatır: Kumarhanelerin yeterli parası veya kaynağı vardı, bu yüzden hizmetleri kendileri sağlayabiliyorlardı. Yapı adjective + enough + to-infinitive şeklindedir. Their own, bağlamdan zaten anlaşılan bir isim öbeğini düşürür; burada gerekli hizmetleri ifade eder. Provide one's own ancak dinleyici own sözcüğünün neye gönderme yaptığını anlayabiliyorsa kısa ve doğal olur.

Alıştırma

Daha önce bir kafeteryadan söz edildi. Okulun bunu kendi başına işletecek kadar büyük olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The school was enough large to run its own.
  2. The school was large enough run its own.
  3. The school was large enough to run its own.
Cevabı göster

The school was large enough to run its own.

notably using their security forces as de facto police, Kelime

2:04

özellikle güvenlik güçlerini fiili polis olarak kullanarak,

Anlatım akışı

As for necessary services: gerekli hizmetlere gelince

As for necessary services, gerekli hizmetleri tartışmadaki bir sonraki konu olarak tanıtır. Başka bir konu ele alındıktan sonra, gerekli hizmetlerden söz edersek veya gerekli hizmetlere gelince anlamına gelir. Bu ifade, konuşanın birbiriyle bağlantılı soruları tek tek düzenlemesine yardımcı olur. Bir konu değişikliğini gösterir; neden veya amaç bildirmez.

Alıştırma

Konuşan, tartışmanın bir bölümünü bitirdi ve şimdi gerekli hizmetleri bir sonraki konu olarak tanıtmak istiyor. Hangi başlangıç uygundur?

  1. Because of necessary services,
  2. In order to provide necessary services,
  3. As for necessary services,
Cevabı göster

As for necessary services,

Kelime

de facto police: resmî statüsü olmayan gerçek bir rol

De facto, özellikle resmî unvan veya hukuki statü farklı olduğunda, gerçekte ya da uygulamada anlamına gelir. Güvenlik güçlerine de facto police denmesi, bunların resmen bir kamu polis gücü olarak kurulmamış olsalar da uygulamada polis rolünü yerine getirdikleri anlamındadır. Bu ifade, gerçek statüyü gösteren bir niteleyici olarak police sözcüğünü değiştirir. Sahte polis anlamına gelmez; vurgu gerçekte ne yaptıkları üzerindedir.

Alıştırma

Cümleyi, uygulamada gerçek olan ancak resmen tanınmayan anlamındaki iki sözcüklü Latince ifadeyle tamamlayın: Although Mia had no official title, she was the ____ leader of the team.

Cevabı göster

de facto

which might not sound on the up and up, Deyimler

2:08

ki bu pek dürüstçe gelmeyebilir,

but this was the mob running things

2:09

ama burada işleri mafya yürütüyordu

Deyimler

on the up and up: dürüst ve meşru

On the up and up, bir kişinin ya da şeyin dürüst, meşru veya gizli bir usulsüzlükten uzak olduğunu anlatan gayriresmî bir deyimdir. Up sözcüğünün tekrarlanması yukarı doğru hareketi anlatmaz. Burada might not sound on the up and up, düzenlemeyi şüpheli gösterir. Might ve sound eleştiriyi daha dolaylı hâle getirir: konuşmacı bunun yasa dışı olduğunu doğrudan söylemek yerine bir şeylerin yanlış olduğunu ima eder.

Alıştırma

“That deal doesn't sound on the up and up,” cümlesinde konuşmacı büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Giderek daha başarılı hâle geliyor.
  2. Şüpheli veya muhtemelen dürüst olmayan bir şey gibi görünüyor.
  3. Fiziksel olarak yukarı doğru hareket ediyor.
Cevabı göster

Şüpheli veya muhtemelen dürüst olmayan bir şey gibi görünüyor.

and of course they don't anymore.

2:11

ve elbette artık böyle değil.

Actually, really they don't.

2:14

Gerçekten, artık böyle değil.

It's all run by about two companies now.

2:15

Artık her şey sadece iki şirket tarafından yönetiliyor.

Anyway, the official city of Las Vegas in the 1950s

2:17

Neyse, 1950'lerdeki resmi Las Vegas şehri

was on the verge of bankruptcy Kalıp ifadeler

2:19

iflasın eşiğindeydi

Kalıp ifadeler

on the verge of bankruptcy: iflasın eşiğinde

On the verge of + bir isim veya -ing biçimi, yeni bir duruma girmeye ya da bir olayın gerçekleşmesine son derece yakın olmak demektir. Olay henüz gerçekleşmemiştir, ancak çok yakında gerçekleşmesi muhtemel görünür. On the verge of bankruptcy ifadesinde bankruptcy, yaklaşılmakta olan durumdur. İfade «neredeyse iflas etmiş» demektir; «zaten iflas etmiş» anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi on the verge of ve borçları yasal olarak ödeyememe durumunu belirten isimle tamamlayın: After months without sales, the company was ____.

Cevabı göster

on the verge of bankruptcy

and with profitable casinos touching its border,

2:21

ve sınırlarına temas eden karlı kumarhanelerle,

the mayor was all like, Ton ve niyet

2:23

belediye başkanı şöyle diyordu:

"Who are you kidding? Ton ve niyet

2:24

"Kimi kandırıyorsunuz?

Ton ve niyet

dramatik taklit için was all like, ...

Gündelik hikâye anlatımında was all like, birinin ne söylediğini veya nasıl tepki verdiğini canlı biçimde taklit etmek için kullanılır. Burada anlatıcı, sözlerin birebir alıntı olduğunu garanti etmek yerine belediye başkanının küçümseyici tavrını canlandırıyor. All burada dramatik vurgu katar; “her şey” veya “tamamen” anlamına gelmez. Yapı be + all like şeklindedir ve be, özneye ve zamana göre değişir: She was all like, “I’m not going.”

Alıştırma

“Was all like” hangi durumda en uygun seçimdir?

  1. Bir arkadaşınızın şaşkın tepkisini taklit ettiğiniz hareketli bir yeniden anlatım
  2. Bir şeye benzeyen her şeyin tanımı
  3. Bir tanığın sözlerini birebir veren resmî bir rapor
Cevabı göster

Bir arkadaşınızın şaşkın tepkisini taklit ettiğiniz hareketli bir yeniden anlatım

Ton ve niyet

meydan okuyan retorik soru olarak Who are you kidding?

Who are you kidding? genellikle kandırılan kişinin kim olduğunu gerçekten soran bir soru değil, meydan okuyan retorik bir sorudur. “Bu iddiaya inanılmaz” veya “Bunun doğru olmadığını sen de biliyorsun” anlamına gelir. Konuşan kişi bu ifadeyle karşı tarafın görüşünü reddeder ve onu savunmaya iter. Soru biçimi, anlaşmazlığı yalnızca I don’t believe you demekten daha sert hâle getirir.

Alıştırma

Konuşan kişi şu cümlede büyük olasılıkla ne demek istiyor: “You say the job will take only five minutes? Who are you kidding?”

  1. Hangi kişiyi kandırıyorsun?
  2. Kim bir fıkra dinlemek istiyor?
  3. Bu iddiaya inanılmaz.
Cevabı göster

Bu iddiaya inanılmaz.

This is totally part of Las Vegas

2:25

Burası tamamen Las Vegas'ın bir parçası

because I say so and you're going to pay Las Vegas taxes." Ton ve niyet

2:27

çünkü ben öyle diyorum ve Las Vegas vergilerini ödeyeceksiniz."

Ton ve niyet

because I say so: neden yerine otorite

Because I say so, “tek neden benim böyle karar vermiş olmam” anlamına gelir. Konuşan kişi açıklama yapmak yerine kendi otoritesine dayanır. Burada hayalî belediye başkanının sözleri sert ve kasıtlı olarak haksız görünür; bu da hiciv etkisi yaratır. Genel olarak ifade, tartışmanın bittiğini ve karşı tarafın itaat etmesinin beklendiğini gösterir.

Alıştırma

Eşit konumdaki iş arkadaşları arasındaki bu cevabı değerlendirin: "Why should we change the plan?" "Because I say so."

  1. Uygun değil; kontrolcü duyuluyor ve neden talebini göz ardı ediyor.
  2. Uygun ve tarafsız
Cevabı göster

Uygun değil; kontrolcü duyuluyor ve neden talebini göz ardı ediyor.

The casinos said no.

2:30

Kumarhaneler hayır dedi.

There was a dispute that only the county,

2:32

Sadece bir üst yönetim birimi olan

the next level of government up, Kültür

2:34

ilçenin

could resolve.

2:35

çözebileceği bir anlaşmazlık vardı.

Kültür

the next level of government up: hiyerarşide bir üst kademe

The next level of government up ifadesi, söz edilen yönetim kademesinin hemen üzerindeki kademeyi belirtir. Burada yerel idari hiyerarşide şehrin üzerinde bulunan ilçe yönetimini ifade eder; anlaşmazlığı bu nedenle ilçe yönetimi çözebilirdi. Up burada bir hiyerarşi benzetmesidir: daha fazla yetki daha yüksek bir konum olarak düşünülür. Yeniden kullanılabilen the next level up kalıbı, bir şirketin, okulun veya başka bir kuruluşun hemen üst kademesini de anlatabilir; kuzeye doğru veya üst katta anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hiyerarşide bir üst kademeyi ifade eden vurgulanmış kalıpla tamamlayın: If your supervisor cannot approve the expense, send the request to ____.

Cevabı göster

the next level up

The casinos, by the way,

2:36

Bu arada kumarhaneler,

paid taxes to the county direct.

2:37

vergileri doğrudan ilçeye ödüyordu.

So, shockingly, the county told Vegas,

2:39

Bu yüzden, şok edici bir şekilde, ilçe Vegas'a şunu söyledi:

"No, you can't annex this land and tax its businesses Kültür

2:42

"Hayır, sadece istediğiniz için

Kültür

Annex this land: toprağı resmen bir şehrin alanına katmak

Burada annex this land, yakındaki bir araziyi resmî olarak bir şehrin veya başka bir yerel yönetimin yasal sınırlarına katmak demektir. Bu, sıradan bir mülk satın alma işlemi değil, yönetim düzeyinde bir sınır değişikliğidir. İşletmelerden vergi alınmasından söz edilmesi, sınırın neden önemli olduğunu gösterir: ilhak işlemi bölgeyi ve işletmeleri şehrin yetki alanına sokabilir. Konuşan kişi, yetkinin bu şekilde resmen genişletilmesine karşı çıkmaktadır.

Alıştırma

Bir şehirle ilgili haberde annex this land ne anlama gelir?

  1. Araziyi resmî olarak şehrin yasal alanına katmak
  2. Araziyi bütün özel mülk sahiplerinden satın almak
  3. Şehrin dışındaki arazide işletmeler kurmak
Cevabı göster

Araziyi resmî olarak şehrin yasal alanına katmak

just because you want to." Ton ve niyet

2:45

bu araziyi ilhak edip işletmelerini vergilendiremezsiniz."

Ton ve niyet

Just because you want to: isteği yeterli bir gerekçe saymamak

just because you want to ifadesinde just, belirtilen gerekçenin yetersiz olduğunu gösterir: bir şeyi istemek izin veya yetki doğurmaz. Cümle, kişisel isteğin araziyi şehre katmak ve işletmelerden vergi almak için geçerli bir dayanak olmasını reddeder. You can't ... just because you want to kalıbı, sınır koyan bir karşı çıkıştır. Yalnızca kişisel tercihinin bir eylemi haklı çıkarmaya yeteceğini düşünen birine cevap verir.

Alıştırma

Sınır koyan cümleyi, bu derste geçen ve just ile başlayan beş kelimelik tam ifadeyle tamamlayın: You cannot change the game rules ____.

Cevabı göster

just because you want to

And to prevent Vegas from trying anything funny in the future, Deyimler

2:46

Ve Vegas'ın gelecekte komik bir şeyler denemesini önlemek için,

Deyimler

Uyarı anlamındaki try anything funny

try anything funny ifadesinde funny, komik değil; şüpheli, dürüst olmayan veya kurallara aykırı demektir. Anything uyarıyı genişletir: her türlü hileyi, uygunsuz hareketi veya durumdan yararlanma girişimini kapsar. Burada prevent Vegas from trying anything funny, Las Vegas’ın daha sonra böyle bir harekette bulunamaması için şimdiden önlem almak anlamına gelir. İfade güvensizlik ve tetikte olma duygusu taşır.

Alıştırma

Bir görevli “Don't try anything funny while I check your bag.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Şaka anlatmayın.
  2. Şüpheli veya uygunsuz bir harekette bulunmayın.
  3. Güvenlik görevlisine gülmeyin.
Cevabı göster

Şüpheli veya uygunsuz bir harekette bulunmayın.

the county created the officially unofficially unincorporated place named Paradise. Anlatım akışı

2:49

ilçe Paradise adlı resmi olarak gayri resmi belediyeye bağlı olmayan yeri yarattı.

Anlatım akışı

officially unofficially unincorporated place ifadesindeki çelişki

officially unofficially unincorporated niteleyici dizisi, karşıt sözcükleri bilerek yan yana getirir. Officially, ilçe yönetiminin bölgeyi resmen oluşturma veya adlandırma eylemine işaret eder; unofficially mizahi bir yorum ekler; unincorporated ise temel statüyü verir: burası kendi belediye yönetimine sahip, resmen kurulmuş bir şehir değildir. Bu sıkıştırılmış çelişki, sıra dışı düzenlemeyi akılda kalıcı hâle getirir. Paradise’ın hayalî veya tanınmayan bir yer olduğunu söylemez; resmen belirlenmiş olmakla resmen şehir olarak kurulmamış olmak arasındaki farkı vurgular.

Alıştırma

Cümledeki “officially unofficially unincorporated place” ifadesinin temel etkisi nedir?

  1. Paradise’ın hayalî olduğunu ve hiçbir şekilde resmen tanınmadığını söyler.
  2. Paradise’ın aynı anda iki resmî şehir tarafından yönetildiğini söyler.
  3. Resmî belirleme ile şehir olarak kurulmamış olma arasındaki karşıtlığı mizahi biçimde özetler.
Cevabı göster

Resmî belirleme ile şehir olarak kurulmamış olma arasındaki karşıtlığı mizahi biçimde özetler.

Everything that happens within its borders,

2:54

Sınırları içinde olan biten hiçbir şey üzerinde,

the actual city of Las Vegas has no control over. Kalıp ifadeler

2:57

asıl Las Vegas şehrinin hiçbir kontrolü yoktur.

Kalıp ifadeler

Öne alınmış nesneyle “has no control over”

Have no control over something, bir şeyi yönlendirme veya etkileme yetkisinden ya da fiilî gücünden yoksun olmak demektir. Burada over sözcüğünün eksikmiş gibi görünen nesnesi, cümlenin başındaki “Everything that happens within its borders” bölümüdür. Bu nesne konu olarak öne alınmıştır: “X, the city has no control over”. Sondaki over hâlâ X ile bağlantılıdır; dolayısıyla cümle eksik değildir. Bu öne alma, kimin yetkisiz olduğunu söylemeden önce kapsamı vurgular.

Alıştırma

Son kararı vurgulamak için başa alırken bu karar üzerinde gücümüz olmadığını doğal biçimde söyleyen cümle hangisidir?

  1. We are out of control over the final decision.
  2. The final decision has no control over us.
  3. The final decision, we have no control over.
Cevabı göster

The final decision, we have no control over.

Here, the county rules and sets lower taxes of all sorts,

3:00

Burada ilçe yönetir ve her türlü vergiyi daha düşük belirler,

which is why when new casinos are built, Anlatım akışı

3:04

bu yüzden yeni kumarhaneler inşa edildiğinde,

it's generally in Paradise, not Las Vegas.

3:06

genelde Las Vegas'ta değil Paradise'ta olur.

Anlatım akışı

“which is why”: nedeni sonuca bağlamak

Which, hemen yanındaki tek bir isme değil, daha önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar. Ardından is why sonucu tanıtır: daha düşük vergi durumu, kumarhanelerin genellikle Paradise’ta yapılmasına yol açar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp neden, which is why + sonuç biçimindedir. Konuşmacı önceki bir olguyu sonraki iddianın nedeni olarak sunar ve neden-sonuç bağlantısını açık hâle getirir.

Alıştırma

İlk olguya gönderme yapıp sonucunu tanıtan üç sözcüklü İngilizce bağlaçla cümleyi tamamlayın: The road was flooded, ____ the bus took a different route.

Cevabı göster

which is why

But if this makes you think that the origin of Paradise was just some kind of city-sized tax dodge, Kelime

3:09

Ama eğer bu size Paradise'ın kökeninin şehir boyutunda bir vergi kaçırma hilesi olduğunu düşündürüyorsa,

you're right.

3:15

haklısınız.

Kelime

“city-sized tax dodge”: ölçek ve eleştirel ton

Burada tax dodge, bir vergi borcundan kaçınmak veya onu azaltmak için tasarlanmış bir düzenleme anlamına gelir. Dodge, bu düzenlemeyi eleştirel biçimde sunar; verginin doğrudan ödenmesi yerine etrafından dolaşmak için hazırlanmış olduğunu ima eder. City-sized nitelemesi, düzenlemenin bütün bir şehir ölçeğinde etkili olduğunu belirtir; bu bir vurgudur, gerçek bir boyut ölçümü değildir. İfade konuşanın görüşünü özetler, ancak dodge sözcüğü tek başına düzenlemenin yasa dışı olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu cümlede city-sized tax dodge ne anlama geliyor?

  1. Şehir vergilerinden kaçınmak veya onları azaltmak için tasarlanmış dev bir düzenleme
  2. Vergi görevlilerinden kaçmak için yapılan fiziksel bir sıyrılma hareketi
  3. Büyük bir şehirdeki bütün vergileri toplayan resmî bir sistem
Cevabı göster

Şehir vergilerinden kaçınmak veya onları azaltmak için tasarlanmış dev bir düzenleme

Now, before you go around correcting everybody that your vacation was in Paradise, Dilbilgisi

3:18

Şimdi, etrafta tatilinizin Las Vegas'ta değil,

not Las Vegas,

3:21

Paradise'ta olduğunu söyleyerek herkesi düzeltmeden önce,

Dilbilgisi

“go around correcting”: tekrarlanan davranış ve hoşnutsuzluk

Go around doing something yapısında go around, çoğu zaman aynı şeyi farklı karşılaşmalarda veya farklı kişilere tekrar tekrar yapmak anlamına gelir. Bir yerde gerçekten dolaşmayı gerektirmez. Burada go around correcting everybody, insanları sürekli düzeltmemeye yönelik bir uyarıdır. Bu yapı çoğu zaman hafif eleştiri de taşır: Konuşan kişi davranışın rahatsız edici, gereksiz veya akıllıca olmadığını düşünür.

Alıştırma

Cümleyi go around ve correct fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Please don't ____ everyone whenever they make a small mistake.

Cevabı göster

go around correcting

Las Vegas city and Paradise are both in Las Vegas Valley.

3:22

Las Vegas şehri ve Paradise'ın ikisinin de Las Vegas Vadisi'nde olduğunu bilin.

So, you can say you went to Las Vegas

3:26

Yani Las Vegas'a gittiğinizi söyleyebilirsiniz

while never setting foot in Las Vegas Deyimler

3:28

Las Vegas'a hiç ayak basmamış olsanız bile

and still be technically correct that you went to Las Vegas.

3:29

ve teknik olarak Las Vegas'a gittiğinizi söylemekte hala haklısınız.

Deyimler

setting foot in Las Vegas: bir yere fiziksel olarak girmek

Set foot in a place, bir yere fiziksel olarak girmek ya da orayı ziyaret etmek anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Tekil foot sözcüğü ifadenin bir parçasıdır; yalnızca bir ayağın sınırı geçmesi anlamına gelmez. Burada never setting foot in Las Vegas, kişi Las Vegas adını daha geniş bir anlamda kullanıp oraya gittiğini söyleyebilse bile şehrin sınırlarına hiçbir zaman fiziksel olarak girmediğini güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

Cümleyi ‘fiziksel olarak girdi’ anlamındaki deyimle tamamlayın: Although Liam had seen photos of the lab, he had never ____ it.

Cevabı göster

set foot in