Kendini Sabote Etme: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: mutluluk yaklaşırken insanların neden kendini sabote edebildiğini açıklar. Tanıdık acı daha güvenli gelebilir; çünkü umut kayıp riskini açar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. as if we were: dil bilgisi ve cümle kalıpları; davranışı gerçekten kasıtlı olduğunu ileri sürmeden kasıtlıymış gibi gösteren gerçek dışı karşılaştırmayı tanıyın ve varsayımsal görünüşler için kullanın. 2. make our peace with: deyimler ve mecazlı ifadeler; biriyle barışmak yerine, hoş olmayan bir gerçeği istemeyerek kabullenme anlamını kavrayın. 3. open ourselves up to: öbek fiiller; umut, fırsat, eleştiri veya kayıp karşısında duygusal olarak açık ya da savunmasız hâle gelmeyi anlatın.
Bu derste
It's normal to expect that we're always going to,
0:03Şunu her zaman yapacağımızı beklemek normaldir,
actively seek out our own happiness, Öbek fiiller
0:06aktif bir şekilde kendi mutluluğumuzu arayacağımızı,
Seek out: bulmak için bilinçli çaba göstermek
Seek out, birini ya da bir şeyi bulmak veya elde etmek için bilinçli olarak çaba göstermek demektir. Tesadüfi bir buluşu değil, etkin ve amaçlı bir arayışı anlatır. Burada happiness soyut bir nesnedir: seek out our own happiness, bizi mutlu edebilecek seçimlerin ve deneyimlerin bilinçli olarak peşinden gitmek demektir. Out, öbek fiilin bir parçasıdır ve fiziksel olarak dışarı doğru hareket etmeyi göstermez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: When the instructions were unclear, I decided to ____ expert advice.
Cevabı göster
seek out
especially in two big areas of potential satisfaction,
0:09özellikle de tatmin sağlama potansiyeli yüksek iki büyük alanda,
So it's odd and not a little unnerving Deyimler
0:14Bu yüzden gariptir ve azımsanmayacak kadar sinir bozucudur
Not a little unnerving: oldukça tedirgin edici
Not a little, oldukça veya çok anlamına gelen ölçülü bir pekiştiricidir. Sıfatın anlamını zayıflatmaz ve onu olumsuz yapmaz. Not a little unnerving ifadesinde konuşan kişi durumun epeyce tedirgin edici olduğunu anlatır. Bütün öbeği tek parça olarak okuyun; not at all unnerving ifadesinin tam tersidir.
Alıştırma
“The delay was not a little frustrating,” cümlesinde gecikme ne kadar sinir bozucuydu?
- Hiç sinir bozucu değil
- Yalnızca biraz sinir bozucu
- Oldukça veya çok sinir bozucu
Cevabı göster
Oldukça veya çok sinir bozucu
to discover just how often some of us appear to act Dilbilgisi
0:17bazılarımızın ne kadar sık şöyle davrandığını keşfetmek,
just how often: gömülü yan cümlede vurgulu sıklık
“discover just how often ...” yapısında just how often, keşfedilen içeriği belirtir. Bir soru sormaz; bu yüzden ardından gelen yan cümle düz cümle söz dizimini korur: do some of us appear değil, some of us appear kullanılır. Burada just, how often ifadesini güçlendirir ve sıklığın derecesine dikkat çeker. Bu bağlamda sıklığın şaşırtıcı derecede yüksek olduğunu ima eder. Just burada “yalnızca” veya “az önce” anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen just how + sıfat/zarf kalıbı bir niteliğin derecesini vurgulayabilir: just how difficult, just how quickly.
Alıştırma
Sıklığın şaşırtıcı derecede yüksek olduğunu vurgulayan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The report showed ____ minor mistakes went unnoticed.”
Cevabı göster
just how often
of getting what we are on the surface convinced that we're really after. Öbek fiiller
0:23görünüşte gerçekten peşinde olduğumuza inandığımız şeyi elde etme şansımızı.
as if we were: gerçeklikten uzak, gerçek dışı bir karşılaştırma
“as if we were deliberately out to ...” ifadesinde as if, bir görünüşü veya yorumu belirtir: Davranışımız, böyle bir niyeti olan insanların davranışına benzer görünür. Konuşan kişi bunun gerçek amacımız olduğunu ileri sürmez. Were geçmiş zamanı değil, gerçeklikten uzaklığı belirtir. As if sonrasında geçmiş biçimli bir fiil, karşılaştırmayı gerçek dışı, şüpheli veya konuşanın inandığı gerçeğe aykırı gösterebilir. Yan cümlede were kullanılsa da zaman anlamını çevresindeki cümleden alır; burada şimdiki davranışın nasıl göründüğü anlatılır.
Alıştırma
“He checks our bags as if we were hiding something,” cümlesinde as if we were en doğal olarak neyi belirtir?
- Konuşan kişi geçmişte bir şey sakladığımızı doğruluyor.
- Öyle görünüyor, ancak konuşan kişi bunu gerçek olarak sunmuyor.
- Konuşan kişi şu anda bir şey saklayıp saklamadığımızı soruyor.
Cevabı göster
Öyle görünüyor, ancak konuşan kişi bunu gerçek olarak sunmuyor.
out to ruin our chances: be out to + fiil
Be out to do something, bir şeyi yapmak için açık ve bilinçli bir amaç ya da niyete sahip olmak demektir. Buradaki out to ruin our chances, davranışı sanki amacımız istediğimiz şeyi elde etme ihtimalini yok etmekmiş gibi sunar. Ruin our chances, başarıyı düşük ihtimalli ya da imkânsız hâle getirmek demektir. Cümlede as if kullanıldığı için bu niyet kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, bir görünüm veya yorum olarak sunulur; out burada fiziksel olarak dışarıda olmayı ya da dışarı çıkmayı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “bilinçli olarak niyet etmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın. The editor seemed ____ damage the author's reputation.
Cevabı göster
out to
we're really after: be after something
Be after something, bir şeyi istemek, aramak veya elde etmeye çalışmak demektir. We're really after ifadesinde what yan cümlenin başında yer alır: what ... we're really after, “gerçekte istediğimiz şey” anlamına gelir. Really, gerçek olduğu varsayılan hedefi vurgularken on the surface bu kesinliğin yalnızca görünüşte olabileceğini belirtir. After burada bir şeyin fiziksel olarak arkasında olmayı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi, “istemek veya aramak” anlamındaki be after yapısını oluşturan sözcükle tamamlayın. No one knew what kind of agreement the negotiators were really ____.
Cevabı göster
after
When going on dates with candidates we like the sound of, Notlar
0:27Kulağa hoş gelen adaylarla randevulara çıktığımızda,
going on dates with someone: biriyle romantik buluşmalara çıkmak
Go on dates with + kişi, o kişiyle önceden planlanmış romantik zaman geçirmek için görüşmek demektir. With diğer kişiyi tanıtır; burada candidates, olası partner olarak değerlendirilen kişileri anlatır. Çoğul dates, flört buluşmalarını tekrarlanan veya genel bir etkinlik olarak sunar. Mutlaka belirli tek bir buluşmayı ya da kişilerin zaten yerleşmiş bir ilişkisi olduğunu göstermez.
Alıştırma
Dersinizdeki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya met Leo online, and now she is ____ him to see whether they are a good match.
Cevabı göster
going on dates with
like the sound of someone or something: duyduklarına göre olumlu bulmak
Like the sound of + isim, zamir veya kişi, duyduğunuz ya da size anlatılan bilgilere dayanarak bir şeye veya birine olumlu bir ilk tepki vermek demektir. Burada sound mecazidir; gerçek bir ses ya da insan sesi anlamına gelmek zorunda değildir. Bu cümlede konuşanlar adaylar hakkında olumlu bir ilk izlenime sahiptir. İfade ilgi gösterir ancak doğrudan deneyim, kesinlik veya derin sevgi anlatmaz.
Alıştırma
Arkadaşınız yeni bir hafta sonu planını anlatıyor ve plan size çekici geliyor. Yanıtı dersteki ifadeyle tamamlayın: I ____ that.
Cevabı göster
like the sound of
we may suddenly lapse into unnecessarily Kalıp ifadeler
0:30aniden gereksiz bir şekilde şuna dönüşebiliriz:
lapse into: istemeden daha kötü bir duruma veya davranışa düşmek
Lapse into, istemeden ya da denetim zayıfladığı için bir duruma, konuşma biçimine veya davranışa geçmek anlamına gelir; bu durum genellikle öncekinden daha kötü görülür. Burada, kişiler iyi bir izlenim bırakmaya çalışsa da olumsuz davranışların birden ortaya çıkabildiğini gösterir. Yapı lapse into + isim öbeği biçimindedir; lapse into silence ve lapse into old habits buna örnektir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, derste geçen ve ‘plansız biçimde daha kötü bir duruma geçmek’ anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The friendly debate began to ____ angry accusations.
Cevabı göster
lapse into
opinionated ve antagonistic davranış arasındaki fark
Opinionated, sabit görüşlerini aşırı güçlü biçimde dile getiren ve başka bakış açılarını değerlendirmek istemeyen birini anlatır. Antagonistic ise düşmanca, kavgacı veya birine karşı yöneltilmiş davranışı anlatır. opinionated or antagonistic behavior ifadesinde or, iki olası olumsuz davranış biçimi sunar. Opinionated görüşlerin ifade ediliş biçimiyle, antagonistic ise başkalarına yönelik düşmanlıkla ilgilidir. Burada iki sözcük de tarafsız değildir.
Alıştırma
Hangi sıfat en uygundur? Elena yalnızca kendi görüşünün doğru olabileceğini tekrar tekrar söylüyor, fakat kimseye karşı düşmanca davranmıyor.
- antagonistic
- assertive
- opinionated
Cevabı göster
opinionated
When we have no difficulty being charming Dilbilgisi
0:48Oysaki çekici olmakta hiçbir zorluk çekmeyiz
with the type we aren't so keen on. Kalıp ifadeler
0:49o kadar da düşkün olmadığımız tiplere karşı.
have no difficulty being charming: çekici davranmakta hiç zorlanmamak
have no difficulty + -ing yapısı, bir eylemin kişi için kolay olduğunu ya da sorun çıkarmadığını anlatır. Burada being charming, kolayca yapılan eylemdir. difficulty sözcüğünden sonra doğrudan -ing biçimi veya in + -ing gelebilir: have no difficulty doing / have no difficulty in doing. have difficulty to do kullanılmaz. no, eylemi değil difficulty sözcüğünü olumsuzlar; yani çekici davranırlar ve bunu yapmak onlar için kolaydır.
Alıştırma
Cümleyi stay fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nina has no difficulty ____ calm during interviews.
Cevabı göster
staying
aren't so keen on: pek hoşlanmamak
Be keen on + isim, zamir veya -ing biçimi, birini ya da bir şeyi sevmek veya ona ilgi duymak anlamına gelir. Burada the type, olası romantik partnerlerin belirli bir türünü anlatır. aren't so keen on ifadesinde not ve so dereceyi düşürür: bu tipten pek hoşlanmadıkları anlamına gelir, ondan kesinlikle nefret ettikleri anlamına değil. So burada keen sözcüğünün derecesini değiştirir; sonuç bildiren so değildir.
Alıştırma
Hangi cümle Omar'ın kalabalık partilerden pek hoşlanmadığı anlamına gelir?
- Omar isn't so keen to leave the party.
- Omar isn't so keen on crowded parties.
- Omar is keen to attend crowded parties.
Cevabı göster
Omar isn't so keen on crowded parties.
drive our partners to distraction: partnerlerimizi canından bezdirmek
drive someone to distraction deyimi, sürekli veya yoğun bir şeyin bir kişiyi aşırı derecede rahatsız, sıkıntılı ya da baş edemez hâle getirmesi anlamına gelir. Burada etkilenen kişiler our partners, neden ise tekrarlanan suçlamalar ve öfke patlamalarıdır. Yapı drive + kişi + to distraction şeklindedir. Drive burada araç kullanmayı değil, zihinsel veya duygusal bir sonuca yol açmayı anlatır. Distraction da sıradan bir dikkat dağınıklığı değil, aşırı sıkıntı veya yılgınlık durumudur.
Alıştırma
"The constant alarm drove Maya to distraction." cümlesinde Maya'ya ne oldu?
- Aşırı derecede bunaldı ve durumla baş edemez hâle geldi.
- Dikkati dağınık olduğu için bir yere araba sürdü.
- Kısa bir süreliğine işinden gözünü ayırdı.
Cevabı göster
Aşırı derecede bunaldı ve durumla baş edemez hâle geldi.
As if we were somehow willing to bring on the sad day Öbek fiiller
1:00Sanki bir şekilde o üzücü günü getirmeye istekliymişiz gibi,
bring on: bir olayın veya durumun başlamasına neden olmak
bring on the sad day ifadesinde bring on, özellikle istenmeyen bir olayın gerçekleşmesine neden olmak veya onu hızlandırmak anlamına gelir. Konuşan kişi, sanki o acı günün daha erken gelmesini istiyormuş gibi davrandıklarını hayal eder. Yapı bring on + olay, durum veya sonuç şeklindedir. Nesne, bir neden yüzünden başlayan ya da gelişen şeyi belirtir; dolayısıyla bring burada fiziksel hareketi değil, neden-sonuç ilişkisini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrenilen ve “istenmeyen bir durumun başlamasına neden olmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Too much screen time can ____ a headache.
Cevabı göster
bring on
our loved ones would be forced to walk Öbek fiiller
1:05sevdiklerimizin yürüyüp gitmek zorunda kalacağı,
Walk away: bir ilişkiden veya durumdan çekilip gitmek
Bu cümlede walk away, yalnızca yürüyerek başka bir yere gitmek değil, ilişkiden ayrılıp artık onun içinde yer almamak anlamına gelir. İfade çoğu zaman ayrılmayı kabul edilemez hâle gelmiş bir duruma verilen tepki olarak gösterir. Would be forced to, sevilen kişilerin kendi istekleriyle ayrılmadığını gösterir. Hâlâ önemseyip anlayış duyabilirler, ancak süregelen çatışma onlara kalmak için uygulanabilir bir neden bırakmaz.
Alıştırma
Asıl cümlede walk away ne anlama geliyor?
- İlişkiyi bitirmek ve artık içinde yer almamak
- Çatışmaya rağmen ilişkiyi desteklemeyi sürdürmek
- Bir süre uzaklaşıp sonra geri gelmek
Cevabı göster
İlişkiyi bitirmek ve artık içinde yer almamak
Take so much drama: bu kadar çok duygusal çatışmaya katlanmak
Burada take, tahammül etmek veya dayanmak anlamına gelir; drama ise tekrarlanan duygusal çatışmaları, tartışmaları ve abartılı tepkileri anlatan gündelik bir sözdür, tiyatro oyunu veya televizyon programı anlamında değildir. Bu nedenle unable to take, birinin dayanabileceği sınırın sonuna gelmesi demektir. So much, çatışmayı büyük ve birikmiş bir miktar gibi sunar. İfadenin tamamı olumsuz bir değerlendirme taşır: durum yorucu ve gereksiz ölçüde yoğun görünür.
Alıştırma
Hangi cümlede take ve drama, vurgulanan ifadeyle aynı anlamlarda kullanılmıştır?
- I can't take all the drama in our group chat anymore.
- She will take a drama class next term.
- Could you take this book about drama back to the library?
Cevabı göster
I can't take all the drama in our group chat anymore.
out of the blue: beklenmedik bir gelişme
Out of the blue, bir şeyin aniden ve hiçbir uyarı olmadan gerçekleştiğini anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Burada, özellikle umut verici görünen yıllardan sonra davranıştaki değişimi beklenmedik olarak sunar. Bu ifade zarf görevi görür ve bir olayın duruma nasıl girdiğini anlatır. Blue burada gerçek anlamda bir renk ya da yer değildir.
Alıştırma
Beklenmedik biçimde ve hiçbir uyarı olmadan anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The invitation arrived out of ____.
Cevabı göster
the blue
get strident with: birine karşı sert ve zorlayıcı hâle gelmek
Get strident with someone, biriyle konuşurken o kişiye karşı sert, zorlayıcı ve rahatsız edici derecede ısrarcı hâle gelmek demektir. Strident yalnızca ses yüksekliğini anlatmaz; kulağa sert gelen bir tonu veya saldırgan biçimde zorlayıcı bir tavrı da ifade eder. Get bir durum değişikliğini gösterir: kişi önceden mutlaka böyle değildir, ancak bu hâle gelir. With, davranışın yöneltildiği kişiyi tanıtır.
Alıştırma
Sakin bir başlangıcın ardından Maya, yöneticisiyle sert, zorlayıcı ve rahatsız edici derecede ısrarcı biçimde konuşmaya başlıyor. Değişimi en iyi hangi cümle anlatır?
- Maya gets strident with her supervisor.
- Maya gets assertive with her supervisor.
- Maya gets loud with her supervisor.
Cevabı göster
Maya gets strident with her supervisor.
fail to hand in really important reports in time for meetings. Notlar
1:21gerçekten önemli raporları toplantılara zamanında yetiştiremediğimizde.
hand in: istenen bir çalışmayı teslim etmek
Bu cümlede hand in, “teslim etmek” anlamına gelir: bir raporu, ödevi, formu veya istenen başka bir çalışmayı onu almaktan sorumlu kişi ya da kuruma vermektir. Bu işlem fiziksel veya dijital olabilir. Hand in ayrılabilen bir öbek fiildir: hand the report in ve hand in the report kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse onu ortaya koyun: hand it in deyin, hand in it demeyin.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “teslim etmek” anlamına gelen iki kelimeli öbek fiille tamamlayın. Please ____ your signed form by Friday.
Cevabı göster
hand in
in time for + etkinlik: geç kalmadan
In time for meetings, raporların toplantılarda ihtiyaç duyulduğu anda kullanılabilecek kadar erken hazır olması demektir. Temel fikir, belirli bir saat dakikasında varmak değil, bir amaç veya etkinlik için fazla geç kalmamaktır. Kalıp in time for + isim veya etkinlik şeklindedir: in time for class, in time for dinner. Ayrıca in time to + fiil kullanılabilir: in time to catch the train.
Alıştırma
Maya geldiğinde kapılar kapanmak üzereydi. Hangi cümle onun hâlâ içeri girecek kadar erken geldiğini söylüyor?
- Maya arrived in time for the show.
- Maya arrived after the show ended.
- Maya said the show started on time.
Cevabı göster
Maya arrived in time for the show.
Such behavior can't be explained away as mere bad luck. Öbek fiiller
1:25Böyle bir davranış sadece kötü şans olarak geçiştirilemez.
Explain Away as Mere Bad Luck: yalnızca kötü şans diyerek geçiştirmek
Explain something away, rahatsız edici bir gerçeği gerçekten ele almadan, onu daha önemsiz veya daha az şüpheli gösterecek bir açıklama sunmak demektir. Buradaki can't be explained away, davranışı zararsız bir tesadüf olarak görüp geçiştirme girişimini reddeder. Kalıp explain + nesne + away + as + etiket veya neden şeklindedir. Buradaki edilgen yapıda nesne, be explained away ifadesinden önce gelir: Such behavior can't be explained away as mere bad luck. Mere, “yalnızca” anlamına gelir ve bad luck ifadesinin yetersiz bir açıklama olduğunu hissettirir.
Alıştırma
“Yetersiz bir açıklama sunarak bir şeyi geçiştirmek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repeated errors cannot be ____ as simple carelessness.
Cevabı göster
explained away
Deserves a Stronger, More Intentional Term: daha güçlü ve kasıt belirten bir terimi hak etmek
Bu cümle, reddedilen zayıf açıklamadan yeni bir adlandırmaya geçiş sağlar. Deserves a stronger, more intentional term, önceki ifadenin yetersiz olduğunu ve daha kesin bir adın gelmek üzere olduğunu okuyucuya bildirir; ardından This is self-sabotage bu adı verir. Buradaki deserves, “bunu gerektirecek kadar ciddi veya ayırt edici” anlamındadır. Stronger, yeni adlandırmanın davranış örüntüsünü daha kasıtlı gösterdiğini belirtir. More intentional, terimin neyi vurguladığını açıklar; her davranışın tamamen bilinçli olduğunun kanıtı değildir.
Alıştırma
Bir tartışmada 'This pattern deserves a stronger, more intentional term' cümlesi en doğal biçimde neyin işaretini verir?
- Daha kesin bir adlandırma sunulmak üzeredir.
- Konuşmacı davranış örüntüsünün yalnızca tesadüfen oluştuğunu söylemektedir.
- Konuşmacı olası her durum için nihai tanımı vermektedir.
Cevabı göster
Daha kesin bir adlandırma sunulmak üzeredir.
What could possibly explain such destructiveness? Anlatım akışı
1:35Böyle bir yıkıcılığı ne açıklayabilir?
Yönlendirici soru olarak What could possibly explain ...?
What could possibly explain ...? kalıbı bir neden sorarken sonucun anlaşılmasının zor olduğunu da gösterir. Buradaki could, düşünülebilecek bir açıklamayı araştırmaya açar; geçmişteki bir yeteneği anlatmaz. Possibly soruyu güçlendirir ve kabaca “ortada nasıl bir açıklama olabilir ki?” anlamı katar. Bu, dinleyiciden yanıt bekleyen bir soru değil, düşünce akışını yönlendiren bir sorudur. Odağı yıkıcı davranıştan onun nedenine çevirir ve konuşmacının hemen ardından açıklamayı sunmasını sağlar.
Alıştırma
Could, possibly ve explain kullanarak güçlü şaşkınlık bildiren soruyu tamamlayın: What ____ the sudden drop in sales?
Cevabı göster
could possibly explain
how plain unnerving happiness can sometimes feel to us. Kelime
1:39mutluluğun bazen bize ne kadar açık bir şekilde sinir bozucu hissettirebileceğidir.
Ana ancak tek olmayan nedeni sunan In large part,
Bir yanıtın başında In large part, “çoğunlukla” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir. Açıklamanın önemli bir bölümünü belirtir, ancak bunun tek neden olduğunu öne sürmez. Burada önceki soruyu ardından gelen ana nedene bağlar. Kısa yanıtta It can be explained... gibi tam bir cümlecik düşürülmüştür; böylece konuşmada ve açıklayıcı yazılarda yaygın olan kısa bir soru-cevap ilerleyişi oluşur.
Alıştırma
“Çoğunlukla, ancak tamamen değil” anlamındaki üç sözcüklü söylem belirtecini kullanın: The delay was ____ caused by severe weather, though a staffing problem also contributed.
Cevabı göster
in large part
plain unnerving: gündelik bir pekiştirici olarak plain
plain unnerving ifadesinde plain, bir zarf gibi çalışarak unnerving sıfatını güçlendirir. “Tamamen”, “düpedüz” veya “gerçekten” anlamına yakındır: Burada mutluluğun basit ya da sıradan olduğu değil, son derece huzursuz edici gelebileceği anlatılır. Bu kullanım, değerlendirmeyi doğrudan ve vurgulu hâle getirir. Kalıp plain + sıfat biçimindedir; plain wrong ve plain strange buna örnektir.
Alıştırma
Bu cümlede plain, unnerving sözcüğüne hangi anlamı katıyor?
- Bu duygunun nedenini anlamanın kolay olduğu anlamına gelir.
- Mutluluğun basit ve süssüz olduğu anlamına gelir.
- unnerving sözcüğüne güçlü ve doğrudan bir vurgu katar.
Cevabı göster
unnerving sözcüğüne güçlü ve doğrudan bir vurgu katar.
Though happiness is of course what we all fundamentally want, Anlatım akışı
1:42Mutluluk elbette hepimizin temelden istediği şey olsa da,
for many of us, it isn't really what we know.
1:46birçoğumuz için aslında bildiğimiz bir şey değildir.
Though happiness is what we want ... it isn't what we know: ödünlemeli karşıtlık
Though bir ödünleme ilişkisi kurar: Baştaki yan cümle, herkesin temelde mutluluk istediği yönündeki beklenen düşünceyi kabul eder. of course bu düşüncenin ortak ve şaşırtıcı olmayan bir bilgi olduğunu gösterir. Asıl dönüş ana cümlededir: Birçok insan için mutluluk, deneyimlerinin kendilerine tanıdık hâle getirdiği şey değildir. Buradaki what we know, “tanımlayabildiğimiz veya anlayabildiğimiz şey” değil, “alışık olduğumuz şey” anlamındadır. Böylece cümle ideal ile deneyim arasında karşıtlık kurar ve ana fikri virgülden sonra verir.
Alıştırma
Hangi cümle, ana karşıtlık noktasından önce bir beklenti sunmak için başta though cümleciğini doğru kullanır?
- Though Leo wanted a fresh start, the old routine was what he knew.
- Leo wanted a fresh start, and the old routine was what he knew.
- Though Leo wanted a fresh start, but the old routine was what he knew.
Cevabı göster
Though Leo wanted a fresh start, the old routine was what he knew.
make our peace with: zor bir gerçeği kabullenmek
“Make our peace with”, değişmesi pek mümkün olmayan acı verici ya da istenmeyen bir şeyi zamanla kabullenmek demektir. Burada “our”, “we” öznesine gönderme yapar; “with” ise alışılmış hâle gelen daha karanlık durumları tanıtır. Bu deyim çoğu zaman boyun eğmiş bir kabulleniş hissi taşır. Konuşanlar bu durumların iyi olduğuna karar vermemiş, yalnızca onlarla yaşamayı öğrenmiştir.
Alıştırma
Cümleyi “make one’s peace with” ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “After the appeal was denied, she ____ the final decision.”
Cevabı göster
made her peace with
The prospect of happiness: gelecekte mutlu olma ihtimali
“The prospect of happiness”, mutluluğun gelecekte gerçeğe dönüşme ihtimali demektir. Ana isim olan “prospect”, mutluluğu şu anda var olan bir durum olarak değil, gelecekte beklenen bir olasılık olarak sunar. Bu cümlede söz konusu olumlu ihtimal bile alışılmadık ve korkutucu gelir. Verilen tepki, zaten sahip olunan mutluluğa değil, gelecekte olabilecek bir şeye yöneliktir.
Alıştırma
Cümleyi, “prospect” sözcüğünü kullanan ve “... ihtimali” anlamına gelen sözcük grubuyla tamamlayın: “The ____ moving abroad made Noor both excited and nervous.”
Cevabı göster
prospect of
We've come to expect: zamanla oluşan bir beklenti
Come to + zihinsel durumu anlatan bir fiil, o duruma zamanla ulaşmayı belirtir. Burada we've come to expect, tekrarlanan deneyimlerin zaman içinde bu beklentiyi oluşturduğu anlamına gelir; birinin fiziksel olarak bir yere gelmesini anlatmaz. We've come biçimindeki present perfect, bu oluşum sürecini bugüne bağlar. Yalnızca we expect demekle karşılaştırıldığında ifade, sadece beklentinin varlığını değil, nasıl oluştuğunu da vurgular.
Alıştırma
Beklentinin zamanla oluştuğunu gösteren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın. Boşluktan önce have vardır: After months of quick replies, customers have ____ an answer within a day.
Cevabı göster
come to expect
Feel like home: tanıdık rahatlık ve aitlik duygusu
Feel like + isim, o ismin çağrıştırdığı hissi veya izlenimi vermek demektir. Feel like home içinde home mecazidir: Gerçek eviniz ya da memleketiniz olmak zorunda değildir; tanıdıklık, rahatlık, güven veya ait olma duygusunu anlatır. Cümlede it doesn't feel like home dendiği için konuşmacı, durum başka yönlerden iyi olsa bile o tanıdık aitlik hissinin eksik olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle yeni bir yerin tanıdık bir rahatlık ve aitlik hissi verdiğini anlatır?
- This apartment looks like my home.
- I feel like going home.
- This apartment feels like home.
Cevabı göster
This apartment feels like home.
We may prefer to choose what's comfortingly familiar, Dilbilgisi
2:05Rahatlatıcı derecede tanıdık olanı seçmeyi tercih edebiliriz,
over what is alienatingly fulfilling or good.
2:09yabancılaştırıcı derecede tatmin edici veya iyi olan bir şeye.
prefer to choose X over Y: Y yerine X'i seçmeyi tercih etmek
Prefer to choose X over Y iki seçenek sunar ve X'in tercih edilen seçenek olduğunu gösterir. Bu cümlede X tanıdık gelen şeyi ifade ederken over, daha az tanıdık fakat daha iyi olabilecek Y seçeneğini tanıtır. Even if it's difficult ifadesi, ödünleme bildiren bir unsur olarak X'in içine yerleştirilmiştir. Bir olumsuzluk ekler ancak prefer to choose X over Y ana kalıbını bozmaz. Bu yapıda over, bir şeyin üstündeki konumu değil, “yerine” veya “ona tercih ederek” anlamını taşır.
Alıştırma
Cümleyi prefer to choose X over Y kalıbıyla tamamlayın: When safety matters, I ____ the well-lit route ____ the shorter dark one.
Cevabı göster
prefer to choose · over
even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if varsayımsal, belirsiz veya sonucu değiştirmeyen bir koşulu tanıtır. Koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de ana cümlenin sonucu geçerli kalır. Burada zorluk, tercihi ortadan kaldırmayan olumsuz bir unsur olarak sunulur. Even if ödünleme bildirir; bu nedenle “çünkü” değil, “olup olmamasına bakılmaksızın” anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle yağmurun yalnızca bir olasılık olduğunu ve planı değiştirmeyeceğini en iyi ifade eder?
- We'll play outside if it does not rain.
- We'll play outside even if it rains.
- We'll play outside even though it is raining.
Cevabı göster
We'll play outside even if it rains.
Getting what we want can feel unbearably risky. Dilbilgisi
2:13İstediğimizi elde etmek dayanılmaz derecede riskli gelebilir.
Cümle öznesi olarak Getting what we want
“Getting what we want”, “can feel” ifadesinin öznesi olan bir -ing yan cümlesidir. Eylemin tamamını, riskli olarak tanımlanabilecek tek bir deneyim veya düşünce hâline getirir. “what we want”, “getting” sözcüğünün nesnesidir ve istediğimiz şey ya da şeyler anlamına gelir. Öznenin tamamı tekil kabul edilir: “Getting what we want feels risky” denir; “... feel risky” denmez.
Alıştırma
Hangi cümlede bir etkinliği adlandıran -ing yan cümlesi özne olarak kullanılmıştır?
- Getting enough sleep helps me focus.
- She is getting ready for school.
- We are getting enough sleep this week.
Cevabı göster
Getting enough sleep helps me focus.
put someone at the mercy of fate: birini kaderin insafına bırakmak
“puts us at the mercy of fate”, sonuç üzerinde tam kontrolümüz olmadan kaderin getireceği şeylere karşı savunmasız kalmamıza neden olmak demektir. Burada “mercy” öncelikle iyilik anlamına gelmez; bir şeyin “at the mercy of” durumunda olmak, o şeyin başınıza ne geleceğini belirleme gücüne sahip olması demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp “put + someone + at the mercy of + person or force” şeklindedir. Bu cümlede “us” etkilenen gruptur, “fate” ise dış güçtür.
Alıştırma
“Sonuç üzerinde kontrolü kalmamak” anlamındaki deyimi tamamlayın: Without a backup plan, we were ____ the weather.
Cevabı göster
at the mercy of
open ourselves up to: açık ve savunmasız hâle gelmek
Open ourselves up to, kendimizi bir şeye açık hâle getirirken onun bizi etkilemesine veya incitmesine de izin vermek anlamına gelir. Burada umudu kabul etmek, bizi daha sonra yaşanabilecek bir kayıp olasılığına da açık hâle getirir; open ve up gerçek anlamda bir şeyi açmayı anlatmaz. Kalıp open + dönüşlülük zamiri + up to + isim veya -ing biçimidir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I open myself, she opens herself ve we open ourselves.
Alıştırma
Cümleyi open oneself up to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: By asking for honest feedback, Lena ____ criticism that could help her improve.
Cevabı göster
opened herself up to
but at least ... in control: sınırlı bir teselli sunmak
but bağlacı, kötü sonuç olan sad ifadesinden onunla karşıtlık oluşturan bir telafiye geçer. At least iddianın kapsamını daraltır: durum hâlâ kötüdür, ancak geriye bir yarar kalmış gibi görünür. Son bölüm eksiltilidir: in control ifadesinden önce leave us yeniden söylenmiş gibi anlaşılır. Safely ve blessedly, kontrolü kişinin bakış açısından rahatlatıcı bir şey olarak, hafif ironik bir tonla sunar; kendini sabote etmenin nesnel olarak güvenli veya iyi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlenin sonundaki 'but at least safely, blessedly, in control' bölümü bu cümlede ne yapar?
- Kendini sabote etmenin güvenli olduğunu ve hiçbir olumsuz sonucu bulunmadığını söyler.
- Kontrolü elde tutmayı, üzüntüye rağmen sınırlı bir teselli olarak sunar.
- Kendini sabote etmenin üzüntüye yol açtığı iddiasını düzeltir.
Cevabı göster
Kontrolü elde tutmayı, üzüntüye rağmen sınırlı bir teselli olarak sunar.
It can be useful to keep the concept of self-sabotage Kalıp ifadeler
2:30Kendini sabote etme kavramını akılda tutmak faydalı olabilir,
Öz sabotaj kavramını akılda tutmak
Keep something in mind, bir şeyi hatırlamak ve düşünürken ya da değerlendirme yaparken onu hesaba katmak demektir. Burada yazar, sıra dışı davranışları yorumlarken öz sabotaj fikrini olası bir bakış açısı olarak kullanmayı öneriyor. Kalıp keep + nesne + in mind şeklindedir. Nesne, keep the concept ... in mind örneğindeki gibi bir isim öbeği olabilir. Ayrıca keep in mind ifadesinden sonra that ile başlayan bir yan cümle gelebilir: Keep in mind that people may feel nervous.
Alıştırma
Cümleyi keep ... in mind kalıbıyla tamamlayın: When choosing a laptop, ____ the battery life ____.
Cevabı göster
keep · in mind
when we catch ourselves pulling off erratic performances Notlar
2:39kendimizi dengesiz performanslar sergilerken yakaladığımızda
Catch ourselves pulling off: kendimizi bir şey yaparken fark etmek
Catch ourselves pulling off, kendimizi bir şeyi gerçekleştirirken fark etmek anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp catch + dönüşlülük zamiri + -ing biçimi şeklindedir: we catch ourselves doing something. Ourselves, we ile uyumludur ve catch ourselves ifadesinden sonra pull fiili pulling biçimini alır. Pull off genellikle zor bir şeyi başarıyla gerçekleştirmek anlamına gelir. Burada erratic performances ile kullanıldığında ifade biraz ironiktir: yazar bir başarıyı övmüyor, bir şekilde tuhaf ve tutarsız davranışlar sergilediğimizi anlatıyor.
Alıştırma
Cümleyi catch + dönüşlülük zamiri + -ing ve pull off öbek fiiliyle tamamlayın: During the challenge, we ____ risky tricks just to impress everyone.
Cevabı göster
caught ourselves pulling off
pulling off ile tutarsız bir davranışı başarmak
Pull off, zor, şaşırtıcı veya sonucu belirsiz bir şeyi yapmayı başarmak anlamına gelen, ayrılabilen bir öbek fiildir. Burada başarılan şey “erratic performances”, yani sahne gösterileri değil, alışılmadık ve tutarsız davranışlardır. Kişi iyi bir sonuç elde etmek yerine kötü veya tuhaf davranmayı “başardığı” için ifade ironiktir.
Alıştırma
“Nico somehow pulled off the most confusing explanation of the day” cümlesinde pulled off ne anlama gelir?
- Kimsenin açıklamayı duymasına izin vermedi.
- Açıklamayı bir yüzeyden çıkardı.
- O kafa karıştırıcı açıklamayı yapmayı başardı; burada ironik bir başarı duygusu vardır.
Cevabı göster
O kafa karıştırıcı açıklamayı yapmayı başardı; burada ironik bir başarı duygusu vardır.
deep down ile gizli gerçek duygular
Deep down, bir kişinin gerçek ve özel duygu ya da inançlarını anlatan zarf işlevli bir deyimdir. Fiziksel bir yeri değil, psikolojik iç dünyayı ifade eder. Bu cümlede “really like or need to impress” bölümünü niteler ve gizli bir nedeni ortaya çıkarır. Dışarıdan görünen davranış ile kişinin gerçekte hissettiği şey arasında, açıkça söylenmese bile, çoğu zaman bir karşıtlık olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede deep down, dışarıdan görünen davranışla çelişen bir duyguyu ortaya çıkarır?
- Sam is deeply worried, so he asks for help.
- Deep down, Sam is worried, though he acts confident.
- At heart, Sam is a patient person.
Cevabı göster
Deep down, Sam is worried, though he acts confident.
that things are perhaps not quite as they seem. Deyimler
2:54işlerin belki de tam olarak göründüğü gibi olmadığını.
Faced with: verilecek tepkinin koşullarını sunmak
“Faced with”, “karşı karşıya kaldığında” veya “bir durumla uğraşırken” anlamına gelir. Burada, daha sonra ne yapmamız gerektiğine zemin hazırlayan zor durumu tanıtır; birinin yüzünün hangi yöne baktığını anlatmaz. Bu, “when we are faced with ...” biçimindeki edilgen ortaç yan cümlesinin kısaltılmış hâlidir. Atılan özne ve be biçimi ana cümleden anlaşılır; dolayısıyla kötülük ve güvenilmezlikle karşılaşan grup “we”dir.
Alıştırma
Cümleyi “faced with” ifadesiyle tamamlayın: “____ an unexpected budget cut, the team revised its plan.”
Cevabı göster
Faced with
Dare to imagine: cesur bir olasılığı düşünmeye teşvik etmek
“Dare to imagine”, bir kişiyi olasılığı düşük, rahatsız edici veya ilk izlenimlere aykırı gelebilecek bir ihtimali cesaretle düşünmeye teşvik eder. Bu cümlede konuşan kişi, “we” grubunu açık görünen bir yargıyı sorgulamaya ve görünüşün yanıltıcı olabileceğini düşünmeye davet eder. Burada dare, imagine fiiline retorik bir meydan okuma anlamı katar; fiziksel tehlike veya yalnızca bir yetenek söz konusu değildir. Yapı dare to + fiilin yalın hâlidir, bu nedenle imagine yalın hâlde kalır.
Alıştırma
İnsanları inanması zor görünebilecek umut verici bir olasılığı düşünmeye en açık biçimde teşvik eden cümle hangisidir?
- Let us dare to imagine that the conflict can end peacefully.
- We know that the conflict will end peacefully.
- Let us imagine that the conflict can end peacefully.
Cevabı göster
Let us dare to imagine that the conflict can end peacefully.
not quite as they seem: tam olarak göründükleri gibi değil
Bu cümlede “not quite as they seem”, gerçek durumun dışarıdan göründüğünden bir ölçüde farklı olabileceği anlamına gelir. Buradaki “not quite” iddiayı temkinli hâle getirir: görünüş bütünüyle doğru değildir, ancak konuşan kişi onun tamamen yanlış olduğunu söylemez. Bu kalıp, görünüşün arkasında gizli bir açıklama aramaya davet ederken kullanışlıdır.
Alıştırma
“things are not quite as they seem” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Her şey tam olarak göründüğü gibidir.
- Görünüş her ayrıntısıyla tamamen yanlıştır.
- Görünüş kısmen yanıltıcı olabilir; bu nedenle gerçek biraz farklı olabilir.
Cevabı göster
Görünüş kısmen yanıltıcı olabilir; bu nedenle gerçek biraz farklı olabilir.
but an almost touchingly wounded self-saboteur
3:00neredeyse dokunaklı bir şekilde yaralanmış bir kendini sabote eden kişi olabilir
have on our hands: ilgilenilmesi gereken bir durumla karşılaşmak
“Have something or someone on our hands”, artık dikkat, anlayış veya eylem gerektiren bir durumla ya da kişiyle karşı karşıya olmak demektir. Çoğu zaman konunun bizim sorumluluğumuz hâline geldiğini ima eder. Bu cümlede nesne, “not A, but B” karşıtlığının tamamıdır. Nesne uzun olduğu için “on our hands” ifadesinden sonra gelir: uğraşmak zorunda olduğumuz kişi kötü niyetli bir rakip değil, yaralı ve kendi kendini sabote eden biri olabilir. “On our hands”, o kişiyi fiziksel olarak tuttuğumuz veya ona sahip olduğumuz anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “artık uğraşmamız gereken bir sorun” anlamındaki deyimle tamamlayın: The leak is getting worse, so we have a serious problem ____.
Cevabı göster
on our hands
not A but B: kötü niyetli bir rakip değil, ama... yaralı ve kendini sabote eden biri
not A but B yapısı önce A'nın bir şeyi anlamanın doğru yolu olduğunu reddeder, ardından onun yerine B'yi sunar. Burada a nasty malevolent opponent reddedilen çerçevedir; an almost touchingly wounded self-saboteur ise yazarın okurun değerlendirmesini istediği yorumdur. İkinci çerçeve merhamet uyandırır: almost touchingly, kişinin yaralı hâlinin gözlemciyi neredeyse duygulandırdığını belirtir. Bu, verilen zararı inkâr etmez; önerilen açıklamayı kasıtlı düşmanlıktan, kendine zarar vermeye yol açan acıya dönüştürür.
Alıştırma
Hangi cümle bir açıklamayı reddedip yerine başka bir açıklama koymak için not A but B yapısını kullanıyor?
- The delay was not only costly but also embarrassing.
- The delay was not a technical failure but a planning mistake.
- The delay was not a technical failure, and no one knew why.
Cevabı göster
The delay was not a technical failure but a planning mistake.
be coaxed out of doing: kendine daha fazla zarar vermemesi için nazikçe ikna edilmek
To coax someone out of doing something, birini sabırlı ve nazik bir şekilde ikna ederek bir şeyi yapmamaya karar vermesini sağlamak demektir. Yapı coax + kişi + out of + -ing biçimidir. Altyazıda edilgen biçim kullanılır: should be coaxed out of doing. Kişi ikna eden değil, ikna edilen taraftır. Burada themselves cinsiyet belirtmeden tek bir kişiye dönebilir; further ise ek veya devam eden zarar anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi coax someone out of doing something yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: Maya ____ quitting the team after her coach patiently discussed her concerns.
Cevabı göster
was coaxed out of
come to terms with: zor bir gerçeği zamanla kabullenmek
Come to terms with, zor veya rahatsız edici bir gerçeği zamanla kabullenip onunla yüzleşmek demektir. Anlık bir anlaşma ya da onaydan ziyade, duygusal bir uyum sürecini anlatır. Bu cümlede, daha sonra gelen just how... ile başlayan yan cümle kabullenilmesi gereken gerçeği ifade eder. Aynı zamanda help others to see ifadesinin içeriğini de tamamladığından, with edatının tümleyeni normalden daha geç gelir: zorluğu kendimiz kabullenmeli ve başkalarının da bunu fark etmesine yardımcı olmalıyız.
Alıştırma
“Zor bir gerçeği zamanla kabullenip onunla yüzleşmek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After months of denial, Leo began to ____ his diagnosis.
Cevabı göster
come to terms with
just how ... it can be to ...: dereceyi vurgulayan gömülü yapı
Just how + sıfat, derece bildiren gömülü bir yan cümle başlatır. Burada just, how sözcüğünü güçlendirerek bir şeyin ne kadar zor ve tedirgin edici olduğunu vurgular; just, “yalnızca” anlamına gelmez. Yan cümlenin tamamı see fiilinden sonraki içeriği verir; bu nedenle soru devriği yerine düz cümle sırasını korur. it can sometimes be to get close... yapısında it biçimsel öznedir, to get close... ise değerlendirilen deneyimi belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp see veya realize + just how + sıfat + it can be + to mastar yapısıdır.
Alıştırma
Cümleyi doğal biçimde tamamlayan ifadeyi seçin: The first week taught me ___.
- just how tiring can night shifts be
- just how tiring night shifts can be
- just how can tiring night shifts be
Cevabı göster
just how tiring night shifts can be