Süper Kahramanlar Gerçekten Mümkün mü?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
414 kelime 195 kel/dk

Video tanıtımı: video, Spider-Man'in güçlerini biyoloji ve fizikle sınar: retrovirüs, ipek, boyut-güç ilişkisi, tutunma ve örümcek duyularının erişimi. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “stacks up to”: öbeksi fiiller; hayali bir yeteneği gerçek ölçütle karşılaştırın, stack sözcüğünü fiziksel yığma sanmayın. 2. “the bigger the organism, the smaller its proportional strength.”: dilbilgisi ve cümle kalıpları; bağlantılı iki eğilim için the + karşılaştırma bağıntısını kullanın. 3. “Spidey sense?”: kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı; tehlike sezisiyle ilgili lakabı anlayın, kurgusal öngörüyü gerçek örümceğin yakındaki titreşim ve hava basıncı değişimlerini algılamasından ayırın.

Bu derste

Spider-Man has some pretty sweet abilities, Kelime

0:00

Spider-Man'ın oldukça havalı yetenekleri var,

Kelime

Samimi bir övgü olarak pretty sweet

pretty sweet ifadesinde pretty, “oldukça” veya “epey” anlamına gelen bir derece zarfıdır; sweet ise “harika”, “etkileyici” ya da “çekici” anlamında kullanılan samimi bir övgüdür. İkisi birlikte yeteneklerin oldukça etkileyici olduğunu söyler; tatlarının şekerli olduğunu anlatmaz. Bu kalıp günlük konuşmada başka durumlara da aktarılabilir: pretty + olumlu sıfat, genellikle rahat ve heyecanlı bir tonla orta ile güçlü arasında bir beğeni ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede pretty sweet ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca biraz yetenekli
  2. Oldukça etkileyici
  3. Güzel ve şekerli
Cevabı göster

Oldukça etkileyici

but let's take a scientific look to see how well this superhero stacks up to reality. Notlar

0:02

ama bu süper kahramanın gerçeklikle ne kadar örtüştüğüne bilimsel açıdan bakalım.

Kalıp ifadeler

take a scientific look: bilimsel açıdan incelemek

take a scientific look ifadesinde take a look “incelemek” anlamına gelir; scientific ise bu incelemede kullanılan bakış açısını belirtir. Bu nedenle ifade, “konuyu bilimsel olarak incelemek” demektir. Başka durumlara aktarılabilen take a + sıfat + look kalıbı, yaklaşımı veya dikkat düzeyini belirtmenizi sağlar. take a closer look, take a careful look ve take a critical look buna örnektir.

Alıştırma

take a + sıfat + look kalıbını scientific ile kullanın: Before accepting the claim, let's ____ at the evidence.

Cevabı göster

take a scientific look

Öbek fiiller

stack up to: bir ölçütle karşılaştırma

Bu cümlede stacks up to, “karşılaştırıldığında nasıl olduğu” veya “bir ölçüte göre değerlendirildiğinde ne kadar geçerli kaldığı” anlamına gelir. Ölçüt reality sözcüğüdür: konuşmacı, süper kahramanın yeteneklerinin bilimsel inceleme altında inandırıcılığını koruyup korumadığını sorar. Bu kullanım mecazidir. how well X stacks up to Y kalıbı, Y ölçüt olarak kullanıldığında X'in performansını, kalitesini veya inandırıcılığını sorgular; nesneleri üst üste koymayı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “bir ölçüte göre değerlendirildiğinde karşılaştırılmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Let's see how the new design ____ the old one.

Cevabı göster

stacks up to

For Spider-Man to become genetically modified, Dilbilgisi

0:06

Spider-Man'ın genetiğinin değiştirilebilmesi için,

the spider that bit him would have to release a retrovirus into his body. Notlar

0:09

onu ısıran örümceğin Spider-Man'ın vücuduna bir retrovirüs salması gerekirdi.

Dilbilgisi

For Spider-Man to become...: for + isim + to-infinitive ile ön şart sunma

Baştaki For Spider-Man to become genetically modified yan cümlesi, to-infinitive yapısına kendi açık öznesini verir: Spider-Man. Ana cümle daha sonra bu sonucun gerçekleşmesi için neyin gerekli olacağını belirtir. Cümle başında for + isim öbeği + to-infinitive yapısı gerekli bir koşulu veya ön şartı çerçeveleyebilir. Buradaki for, “amacıyla” anlamına gelmez; sunulan durumu ardından gelen gerekliliğe bağlar.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri ve for + isim + to-infinitive kalıbını kullanarak koşulu tamamlayın: ____, the battery must be charged. (the device / work)

Cevabı göster

For the device to work

Dilbilgisi

Varsayımsal gereklilik için would have to

Would have to, varsayımsal bir durumda gerekli olan sonucu belirtir. Bu cümle, örümceğin gerçekte böyle bir yükümlülüğü olduğunu söylemez; konuşan kişi, bilimsel açıklamanın işlemesi için örümceğin bir retrovirüs salmasının gerekli olacağını düşünerek çıkarım yapar. Yapı would + have to + fiilin yalın hâlidir. Would varsayımsal çerçeveyi kurarken have to bu çerçevedeki gerekliliği ifade eder.

Alıştırma

Varsayımsal bir sonucu anlatan cümleyi would have to ile tamamlayın: If we chose that route, we ____ cross the river before dark.

Cevabı göster

would have to

Kelime

Retrovirus: RNA’nın DNA’ya kopyalanması

Retrovirus, belirli bir virüs türünü adlandırır. RNA temelli genetik bilgisini ters transkripsiyon yoluyla DNA’ya kopyalar ve bu DNA daha sonra enfekte ettiği hücrenin DNA’sına eklenebilir. Cümlede yeni genetik talimatların vücut hücrelerine girmesini sağlayabilecek şey bu özel mekanizmadır. Buradaki retro-, RNA’dan DNA’ya gerçekleşen “ters” aşamayı belirtir. Virüsün gerçekten geriye doğru hareket ettiği veya sadece eski moda bir virüs olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama retrovirus sözcüğüne en uygun karşılıktır?

  1. Bir hayvanın görünüşünü değiştiren herhangi bir virüs
  2. Vücudun içinde geriye doğru hareket eden bir virüs
  3. Genetik bilgisini DNA’ya kopyalayan ve bu DNA’yı bir konak hücrenin DNA’sına bütünleştirebilen bir virüs
Cevabı göster

Genetik bilgisini DNA’ya kopyalayan ve bu DNA’yı bir konak hücrenin DNA’sına bütünleştirebilen bir virüs

Retroviruses carry genetic information,

0:12

Retrovirüsler genetik bilgi taşır,

which gets inserted into the DNA of cells. Dilbilgisi

0:14

bu bilgi de hücrelerin DNA'sına eklenir.

Dilbilgisi

get edilgeni olarak gets inserted into

Burada gets + inserted edilgen bir yapı oluşturur: genetic information ekleme işini yapan değil, bu eylemden etkilenen ögedir. Buradaki gets tek başına elde eder anlamına gelmez. Bu get edilgeni bir olayı ya da değişimi öne çıkarır. Gets inserted into, bir şeyin içine yerleştirilir hâle gelir anlamındadır; into ise hedefi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi get, insert fiilinin geçmiş zaman ortacı ve into ile tamamlayın: When you click Add, the photo ____ the document.

Cevabı göster

gets inserted into

The cell then reads the new DNA to create specific functions and proteins for that cell.

0:18

Hücre daha sonra yeni DNA'yı okuyarak o hücreye özgü işlevler ve proteinler üretir.

But this retrovirus would have to make its way to nearly every cell Kalıp ifadeler

0:22

Ancak bu retrovirüsün neredeyse her hücreye ulaşması

Kalıp ifadeler

bir hedefe ulaşmayı anlatan make its way to

Make its way to, bir yere ulaşana kadar hareket etmek ya da ilerlemek anlamına gelir. Yolculuğu veya süreci öne çıkarır; bu nedenle virüs, neredeyse her hücreye ulaşana kadar yayılan bir şey olarak anlatılır. İyelik sözcüğü özneyle uyumlu olmalıdır: I make my way, she makes her way ve it makes its way. Bu ifade gerçek anlamda bir yol yapmak demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi make its way to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After two weeks in the mail, the package finally ____ our house.

Cevabı göster

made its way to

and have the ability to code for new and different functions in each cell. Kelime

0:26

ve her hücrede yeni ve farklı işlevleri kodlayabilmesi gerekirdi.

Kelime

code for ifadesinin genetikteki anlamı

Genetikte code for, “bir şeyi yapmak veya üretmek için gereken talimatları içermek” anlamına gelir. Burada genetik materyal, farklı hücrelerde farklı işlevlere yol açan talimatlar sağlayabilir; ifade yazılım kodlamakla ilgili değildir. Yaygın yapı gen veya dizi + code(s) for + protein, özellik, biyolojik ürün ya da işlev şeklindedir. For, genetik bilginin belirlediği sonucu tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi “üretmek için gereken talimatları içermek” anlamındaki iki kelimelik genetik ifadeyle tamamlayın: This DNA sequence can ____ a protein that protects the cell.

Cevabı göster

code for

So, while it's theoretically possible, Anlatım akışı

0:30

Yani teorik olarak mümkün olsa da,

it would also be pretty amazing.

0:32

bu yine de oldukça şaşırtıcı olurdu.

Anlatım akışı

while it's theoretically possible ifadesindeki ödünleme bildiren while

Burada while bir zaman ilişkisi değil, ödünleme bildirir. Konuşan kişi önce daha zayıf olan noktayı — bunun teoride mümkün olduğunu — kabul eder; ardından ana cümlede daha önemli olan sınırlayıcı değerlendirmeyi verir: böyle bir şey olağanüstü olurdu. While + kabul edilen nokta, ana cümle + sınırlama kalıbı dengeli bir sav oluşturur. Konuşanın bir gerçeği kabul etmesini, fakat onu konuyu sonuçlandırmaya yeterli saymamasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi okuyun ve while'ın işlevini seçin: While the plan is technically possible, it would be extremely difficult to carry out.

  1. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  2. Sınırlayıcı bir değerlendirme sunmadan önce bir noktayı kabul eder.
  3. Sonucun nedenini açıklar.
Cevabı göster

Sınırlayıcı bir değerlendirme sunmadan önce bir noktayı kabul eder.

Silk.

0:34

İpek.

It's actually proportionately stronger and more flexible than steel. Dilbilgisi

0:35

Aslında boyutuna oranla çelikten daha güçlü ve daha esnektir.

Dilbilgisi

orantılı olarak çelikten daha güçlü ve daha esnek

proportionately stronger and more flexible than steel şeklindeki sıralı karşılaştırma, ipeği çelikle iki açıdan karşılaştırır: güç ve esneklik. Stronger ile more flexible tek bir karşılaştırma ifadesi olan than steel’i paylaşır; dolayısıyla than steel iki sıfata da uygulanır. Proportionately, toplam miktara göre değil, boyut veya ağırlık gibi ilgili bir ölçüye oranla karşılaştırma yapıldığını belirtir. Bu nedenle cümle, ölçek ayarlandıktan sonraki performansı anlatır; her ipek parçasının mutlak olarak her çelik parçasından daha güçlü olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Yeni malzemenin ağırlığına oranla hem güç hem de esneklik bakımından alüminyumu geçtiğini söyleyen cümle hangisidir?

  1. Relative to its weight, the new material is stronger, and aluminum is more flexible.
  2. The new material is stronger than aluminum is flexible.
  3. Relative to its weight, the new material is stronger and more flexible than aluminum.
Cevabı göster

Relative to its weight, the new material is stronger and more flexible than aluminum.

Spiderwebs 1/10 the size of a piece of hair Dilbilgisi

0:38

Bir saç telinin onda biri kalınlığındaki örümcek ağları,

are able to catch insects flying upwards of 15 miles an hour. Kelime

0:41

saatte 15 milden daha hızlı uçan böcekleri yakalayabilir.

Dilbilgisi

bir saç telinin onda biri büyüklüğünde

1/10 the size of a piece of hair ifadesinde kesir, boyut karşılaştırmasından önce gelir ve fraction + the size of + noun yapısını oluşturur. Bu, anlatılan her örümcek ağının bir saç telinin onda biri büyüklüğünde olduğu anlamına gelir. Ölçü ifadesinin tamamı Spiderwebs sözcüğünden sonra gelir ve ağları tanımlar; cümlenin ana fiili are able to catch’tir. Buradaki 1/10 ağların sayısını değil boyutunu ölçer ve one tenth diye okunur.

Alıştırma

Oyuncağın gerçek kamyonun onda biri büyüklüğünde olduğunu anlatmak için İngilizce cümleyi kesirli karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: The toy is ____ the size of the real truck.

Cevabı göster

one tenth

Kelime

upwards of + sayı

Bu cümlede upwards of, 15 miles an hour hız değerini niteler. “Daha fazla” anlamına gelir ve sayı bir tahmin olduğunda çoğu zaman “en az yaklaşık” anlamını da taşır. Burada flying ile upwards birleşerek yön bildirmez. Upwards of ifadesinden sonra bir sayı ve birim geldiği için tüm ifade böceklerin nereye değil, ne kadar hızlı uçtuğunu açıklar.

Alıştırma

Örnekte “upwards of 15 miles an hour” bize ne anlatıyor?

  1. Hız saatte 15 mili geçemez.
  2. Böcekler 15 mil boyunca dikey olarak yukarı uçuyor.
  3. Hız saatte 15 milden fazladır veya en azından yaklaşık 15 mildir.
Cevabı göster

Hız saatte 15 milden fazladır veya en azından yaklaşık 15 mildir.

And believe it or not, Anlatım akışı

0:45

İster inanın ister inanmayın,

if a web were an inch thick in diameter, Dilbilgisi

0:46

bir örümcek ağının çapı bir inç olsaydı,

it could actually stop a fighter jet.

0:48

bir savaş uçağını gerçekten durdurabilirdi.

Anlatım akışı

şaşkınlık belirteci olarak believe it or not

Believe it or not, konuşanın şaşırtıcı veya inanılması güç bulunacağını düşündüğü bir bilgiye dinleyiciyi hazırlayan sabit bir ara söz niteliğinde söylem belirtecidir. Burada bir inç kalınlığındaki ağın neyi durdurabileceğine ilişkin iddiayı şaşırtıcı bilgi olarak çerçeveler. Sözcükleri bir seçim sunuyormuş gibi görünse de normalde dinleyiciden karar vermesini veya cevaplamasını istemez. Mesajı düzenler: önce “bu sizi şaşırtabilir” sinyalini verir, ardından şaşırtıcı iddiayı sunar.

Alıştırma

Şaşırtıcı bir bilgiyi tanıtan, dersteki dört sözcüklü söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, our quiet neighbor used to perform in a circus.

Cevabı göster

Believe it or not

Dilbilgisi

If a web were ..., it could ...: gerçek dışı bir koşulu hayal etmek

if + özne + were kalıbı, şu anda gerçek olmayan veya gerçekleşmesi çok düşük bir durumun hayal edildiğini gösterir. Burada ağ gerçekten bir inç kalınlığında değildir; onu bu kalınlığa büyütmek bir düşünce deneyidir. Ana cümledeki could, hayal edilen bu durumda ortaya çıkabilecek olası sonucu verir. Were geçmişte yaşanmış bir gerçeği anlatmaz; could da sıradan bir örümcek ağının gerçekten bir savaş uçağını durdurabildiğini iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle, şu anda gerçek olmayan veya hayal edilen bir koşulu ve onun olası sonucunu açıkça anlatır?

  1. If the room were larger, we could invite more people.
  2. The room was larger, so we invited more people.
  3. If the room is larger, we can invite more people.
Cevabı göster

If the room were larger, we could invite more people.

Strength.

0:50

Güç.

Some spiders can lift up to 50 times their body weight. Kalıp ifadeler

0:51

Bazı örümcekler kendi vücut ağırlıklarının 50 katına kadar yük kaldırabilir.

Kalıp ifadeler

Up to 50 times their body weight: en fazla 50 kat

Up to + sayı bir üst sınır verir: bazı örümcekler kendi ağırlıklarının 50 katına ulaşabilir, ancak cümle her örümceğin bu değere ulaştığını söylemez. Buradaki their, örümcekleri belirtir. Fifty times their body weight iki ağırlığı karşılaştırır. Kaldırılabilen ağırlığın her örümceğin kendi ağırlığının 50 katına kadar çıkabileceği anlamına gelir; kendi ağırlığının %50’si veya toplam 50 birim ağırlık anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, robotun vücut ağırlığının on katının garanti edilen değil, mümkün olan en yüksek yük olduğunu söyler?

  1. This robot can carry at least ten times its body weight.
  2. This robot can carry up to ten times its body weight.
  3. This robot can carry 10% of its body weight.
Cevabı göster

This robot can carry up to ten times its body weight.

This muscle strength is directly related to size. Kalıp ifadeler

0:54

Bu kas gücü boyutla doğrudan ilişkilidir.

Kalıp ifadeler

Doğrudan ilişkiyi anlatan directly related to

Directly related to, bir şeyi veya değişkeni başka bir şeye bağlar ve aralarındaki ilişkinin yalnızca genel değil, doğrudan olduğunu belirtir. Burada kas gücü ile boyut arasında bağlantı kurar. Kalıp A + be + directly related to + B şeklindedir. Bir ilişkiyi anlatır; tek başına B'nin A'ya neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Raporu “ile doğrudan ilişkisi vardı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: In our class survey, reading time was ____ vocabulary growth.

Cevabı göster

directly related to

Think about your bicep.

0:56

Pazınızı düşünün.

When you work out, it increases in height and width, Notlar

0:58

Egzersiz yaptığınızda yüksekliği ve genişliği artar,

Öbek fiiller

“Egzersiz yapmak” anlamında work out

Burada work out, “egzersiz yapmak”, özellikle de form veya güç kazanmak amacıyla fiziksel etkinlik yapmak anlamındadır. Çevrede kas boyutundan söz edilmesi bu anlamı seçmemizi sağlar. Bu anlamda work out çoğunlukla nesnesiz kullanılır: I work out. Ardından work out at home veya work out every morning örneklerindeki gibi bir yer ya da zaman ifadesi gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede work out ne anlama geliyor? Maya works out with her soccer team after school.

  1. Başarılı biçimde gelişmek
  2. Bir problemin cevabını bulmak
  3. Bedeni çalıştırmak
Cevabı göster

Bedeni çalıştırmak

but not length.

1:00

ama uzunluğu artmaz.

Dilbilgisi

in height and width, but not length: ortak yapı ve eksilti

increases in height and width ifadesindeki in, değişimin hangi boyutlarda gerçekleştiğini gösterir. Tek bir in edatı height, width ve karşıtlık yoluyla dışlanan length sözcüklerinin tümünü kapsar. X and Y, but not Z kalıbı X ve Y’yi içerirken Z’yi açıkça dışlar. But not length eksiltili bir yapıdır; but it does not increase in length anlamına gelir ve kısa bir teknik açıklama oluşturmak için tekrarlanan sözcükleri atar.

Alıştırma

Çerçevenin daha yüksek ve geniş olduğunu, ancak uzunluğunun değişmediğini anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: The frame increased in ____, but not ____.

Cevabı göster

height and width · length

In this way, Anlatım akışı

1:01

Bu şekilde,

the strength of an organism increases as a square or by two on the scale factor. Kelime

1:02

bir canlının gücü, ölçek faktörünün karesiyle, yani ikinci kuvvetiyle artar.

Anlatım akışı

Yöntemden sonuca bağlayan In this way

In this way önceki bilgiye dönük bir bağlayıcıdır: this, hemen önce açıklanan yöntem veya mekanizmaya gönderme yapar. Burada önceki örneği, ardından gelen sonucun elde edilme biçimi olarak sunar. Cümlenin başında kullanıldığında açıklamayı bir süreçten veya örnekten onun sonucuna taşır. by doing it this way veya through this mechanism anlamına gelir; fiziksel bir yol üzerinde hareket etmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Sonucun az önce açıklanan yöntemden kaynaklandığını en iyi gösteren bağlayıcı hangisidir? First, tighten each screw only halfway. ____, the frame stays flexible until all the parts are aligned.

  1. In this way
  2. On the way
  3. By the way
Cevabı göster

In this way

But as organisms get bigger, Dilbilgisi

1:06

Ancak canlılar büyüdükçe,

their volume increases in height, width,

1:08

hacimleri yükseklik, genişlik

and length as a cube or by three on the scale factor.

1:10

ve uzunluk yönlerinde artar; yani ölçek faktörünün küpüyle, başka bir deyişle üçüncü kuvvetiyle büyür.

Kelime

Ölçeklendirmede “as a square” ve “as a cube”

Bu ölçeklendirme açıklamasında “as a square” ‘ikinci kuvvetle’, “as a cube” ise ‘üçüncü kuvvetle’ anlamına gelir. Bunlar kare veya küp biçimlerini değil, üsleri anlatır. Doğrusal ölçek k kat değişirse karşılaştırılan nicelikler yaklaşık olarak k² ve k³ oranında değişir. İfade biçimi gündeliktir. Daha standart matematik İngilizcesinde “scales with the square/cube of the scale factor” veya “increases by the scale factor squared/cubed” denir. Temel fark 2 ile 3 üsleri arasındadır; ölçek büyüdükçe kübik büyüme karesel büyümeyi geçer.

Alıştırma

Bir nicelik ölçeğin küpüne göre değişiyor. Doğrusal ölçek 2 ile çarpılırsa bu nicelik kaç kat artar?

  1. 8
  2. 4
  3. 2
  4. Küp biçimine dönüşür
Cevabı göster

8

Dilbilgisi

Bağlantılı değişimler için “as organisms get bigger”

Burada “as”, ana cümledeki değişimle birlikte gelişen başka bir değişimi anlatan yan cümleyi başlatır: organizmalar büyür ve bu süreçte hacimleri artar. Doğal bir yeniden ifade biçimi “while organisms are getting bigger” olur. Tekrar kullanılabilen kalıp As + özne + değişim bildiren fiil, özne + değişim bildiren fiil biçimindedir. Birbiriyle bağlantılı eğilimleri açıklarken sık görülür. Değişimler arasında ilişki bulunduğunu düşündürebilir, ancak buradaki temel görevi değişen bir arka plan sunmaktır; yalnızca neden belirtmez ve ‘aynı şekilde’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede as, neden belirtmek veya karşılaştırma yapmak yerine iki değişimin birlikte geliştiğini göstermek için kullanılmıştır?

  1. Her bag looks like mine.
  2. We stayed inside because it was raining.
  3. As the sun rose, the sky grew brighter.
Cevabı göster

As the sun rose, the sky grew brighter.

This creates a ratio of two to three,

1:13

Bu da ikiye üçlük bir oran oluşturur,

meaning the bigger the organism, Dilbilgisi

1:15

yani canlı ne kadar büyükse,

the smaller its proportional strength.

1:16

boyutuna oranla gücü o kadar düşük olur.

Dilbilgisi

the bigger ..., the smaller ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişim

Eşleşmiş “the + comparative ..., the + comparative ...” yapısında karşılaştırma biçimlerinin önündeki iki the, isimleri belirleyen sıradan tanımlıklar değildir. Birinci miktar değiştikçe ikincisinin de değiştiğini gösteren bağlantılı değişimleri işaretler. Bu cümlede daha büyük bir organizma daha küçük orantısal güçle bağlantılıdır; yani değişimler zıt yönlerde ilerler. Cümlecikler kısa tutulup tekrarlanan sözcükler atılabilir, ancak her karşılaştırma biçimi ilişkinin bir tarafını göstermeye devam eder.

Alıştırma

Bağlantılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ longer you practice, ____ easier the song becomes.

Cevabı göster

The · the

But because Spider-Man is human-shaped and sized,

1:18

Ancak Spider-Man insan biçiminde ve insan boyutunda olduğu için,

the retrovirus would have to encode for the creation of more actin and myosin proteins.

1:21

retrovirüsün daha fazla aktin ve miyozin proteini üretimini kodlaması gerekirdi.

These proteins affect the contraction abilities of muscles Kelime

1:26

Bu proteinler kasların kasılma yeteneğini etkiler

and in effect could make a human stronger.

1:28

ve böylece bir insanı daha güçlü hâle getirebilir.

Kelime

affect ve in effect: fiil ile sonuç ifadesi

Burada affect bir fiildir: proteinler kasların kasılma yeteneğini etkiler. these proteins öznesinden sonra gelir ve the contraction abilities of muscles doğrudan nesnesini alır. In effect, bu cümlede “uygulamada” veya “sonuç olarak” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bu etkinin olası sonucunu, yani bir insanı daha güçlü hâle getirmeyi belirtir. İfadenin içindeki effect isimdir; ifadenin tamamı ise zarf görevi görür.

Alıştırma

Hangi cümlede affect fiil ve in effect zarf ifadesi olarak doğru kullanılmıştır?

  1. The delay could effect our plans and, in affect, raise the cost.
  2. The delay could affect our plans and, in effect, raise the cost.
  3. The delay could affect on our plans and, in effect, raise the cost.
Cevabı göster

The delay could affect our plans and, in effect, raise the cost.

Climbing walls, Dilbilgisi

1:31

Duvarlara tırmanmak,

not a problem for spiders.

1:32

örümcekler için sorun değildir.

Dilbilgisi

Climbing walls, not a problem for spiders: bağ fiilinin düşürülmesi

Climbing walls, değerlendirilen eylemi adlandıran bir isim-fiil öbeğidir. not a problem for spiders yorumu, bu eylemi örümceklerin bakış açısından değerlendirir. Hızlı anlatımda ve başlık benzeri konuşmada bağ fiili is düşürülebilir ve Climbing walls, not a problem for spiders. biçimi ortaya çıkar. Dinleyen kişi tam anlamı Climbing walls is not a problem for spiders. olarak tamamlar; virgül, konu ile kısa değerlendirme arasındaki ayrımı gösterir.

Alıştırma

Kısaltılmış Climbing walls, not a problem for spiders. cümlesi ne anlama gelir?

  1. Örümcekler bir duvar gördüklerinde sorun yaşar.
  2. Örümcekler insanların duvarlara tırmanmasını zorlaştırır.
  3. Duvarlara tırmanmak örümcekler için zor değildir.
Cevabı göster

Duvarlara tırmanmak örümcekler için zor değildir.

They have tiny hairs on each leg,

1:33

Bacaklarının her birinde minicik kıllar bulunur,

and these hairs have tons of even smaller hairs with triangular ends, Kelime

1:35

bu kıllarda da uçları üçgen biçiminde olan çok daha küçük sayısız kıl vardır

Kelime

çok büyük sayıda anlamındaki tons of

Burada tons of, çoğul sayılabilen hairs adını niteler ve çok büyük sayıda kıl anlamına gelir. Bu, miktarı vurgulayan bir ifadedir; kılların ağırlığını ölçmez. Kalıp tons of + isim şeklindedir. tons of hairs örneğindeki gibi çoğul sayılabilen isimlerle ve tons of time örneğindeki gibi sayılamayan isimlerle kullanılabilir.

Alıştırma

These hairs have tons of even smaller hairs cümlesinde tons of ne anlama gelir?

  1. ton cinsinden ölçülen bir ağırlık
  2. çok büyük sayıda
  3. yalnızca birkaç
Cevabı göster

çok büyük sayıda

which interact within nanometers of the atoms on the surface. Kalıp ifadeler

1:38

ve bu kıllar, yüzeydeki atomlarla yalnızca birkaç nanometre mesafede etkileşime girer.

Kalıp ifadeler

within nanometers of: azami mesafe

within + mesafe + of + referans noktası kalıbı, bir şeyin referans noktasından “belirtilen mesafeden daha uzakta olmadığını” anlatır. Burada ince kıllar atomlardan yalnızca birkaç nanometre uzaktayken onlarla etkileşime girer; within, atomların “içinde” anlamına gelmez. Bu kalıp, belirsiz very close yerine ölçülebilir bir sınır verir. Ayrıca within two days of receiving a message örneğinde olduğu gibi, bir olaya göre zaman sınırı da belirtebilir.

Alıştırma

Alıcının vericiden en fazla beş metre uzakta olması gerektiğini anlatmak için cümleyi within + mesafe + of kalıbıyla tamamlayın: Keep the receiver ____ the transmitter.

Cevabı göster

within five meters of

This creates electrostatic forces,

1:42

Bu da elektrostatik kuvvetler oluşturur,

allowing them to stick with a strength of 170 times their own weight. Dilbilgisi

1:44

böylece kendi ağırlıklarının 170 katı kadar bir kuvvetle yüzeye tutunabilirler.

Dilbilgisi

allowing them to stick: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi

Allowing them to stick, önceki cümlenin sonucunu veren ek bir -ing yan cümlesidir. Elektrostatik kuvvetlerin oluşması, onların, yani küçük kılların, tutunabilmesini mümkün kılar. Yeniden kullanılabilir kalıp ana cümle, allowing + nesne + to-infinitive şeklindedir. Allowing yeni bir zaman yapısı başlatmaz; neden ile sonucunu tek cümlede birleştirir.

Alıştırma

Sonuç yan cümlesini allowing + nesne + to-infinitive kalıbıyla tamamlayın: The new filter removes smoke, ____ residents ____ breathe more easily.

Cevabı göster

allowing · to

To capture this ability,

1:48

Bu yeteneğe sahip olmak için,

Spider-Man would need permanently hairy hands and feet,

1:49

Spider-Man'ın ellerinin ve ayaklarının kalıcı olarak kıllı olması gerekirdi,

which may not overly impress his damsels in distress. Kültür

1:52

bu da başı dertteki genç kadınlar üzerinde pek iyi bir izlenim bırakmayabilir.

Kültür

Eski moda bir kurtarma kalıbı olarak “damsels in distress”

Bu cümlede damsels in distress, geleneksel macera öyküleri ve masallarda tehlikeye düşüp erkek bir kahraman tarafından kurtarılmayı bekleyen kalıplaşmış kadın karakterleri anlatır. Çoğul ifade, onları gerçek hayatta sorun yaşayan tüm kadınlara verilen genel bir ad olarak değil, süper kahraman öyküsünde kurtarılması ya da kahramana hayran kalması beklenen bir grup olarak sunar. Bu eski moda ifade, bilinen kurtarma kalıbını çağrıştırır. Böylece, kolları ve bacakları kalıcı biçimde kıllı olan bir kahramanın, bu tür öykülerde kurtarıldığı için minnettar olması beklenen kadınları etkileyemeyebileceği şeklinde bir şaka ortaya çıkar. Günümüzde bu adlandırma, söz konusu edilgen rolü parodileştirmek veya eleştirmek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Modern bir film eleştirisinde “the damsel in distress” büyük olasılıkla neyi belirtir?

  1. Zor bir gün geçiren herhangi bir kadın
  2. Başkalarını kurtaran bir kadın kahraman
  3. Genç bir kadının tehlikeye düştüğü ve kurtarılmayı beklediği geleneksel bir olay örgüsü rolü
Cevabı göster

Genç bir kadının tehlikeye düştüğü ve kurtarılmayı beklediği geleneksel bir olay örgüsü rolü

And finally, what about the Spidey sense? Kültür

1:55

Son olarak, örümcek hissine ne demeli?

Kültür

“Spidey sense”: Spider-Man’in tehlike uyarısı

Spidey, Spider-Man’in samimi ve gayriresmî lakabıdır. Spidey sense ise tehlikenin kaynağını belirleyemeden önce bile yaklaşan tehlike konusunda onu uyaran kurgusal yeteneğidir. Buradaki soru, bu süper kahraman gücüyle örümceklerin yakındaki değişimleri gerçekten algılama biçimlerini karşılaştırmaya zemin hazırlar. Gündelik popüler kültür mizahında my Spidey sense is tingling, sezgilerin bir kişiyi bir şeylerin yanlış olabileceği konusunda uyardığı anlamına gelir; bilimsel veya doğaüstü bir güç iddiası değildir.

Alıştırma

Cümleyi Spider-Man’in lakabını içeren iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I couldn't explain why the email felt suspicious—my ____ was tingling.

Cevabı göster

Spidey sense

Well, spider hairs are extremely sensitive to vibration and air pressure changes. Kalıp ifadeler

1:57

Örümceklerin kılları titreşimlere ve hava basıncındaki değişimlere karşı son derece hassastır.

Kalıp ifadeler

sensitive to + bir uyaran

Sensitive to, bir uyaranı veya değişikliği fark edebilmek ya da ona güçlü biçimde tepki vermek anlamına gelir. Burada fiziksel algılamayı anlatır: örümcek tüyleri titreşime ve hava basıncı değişikliklerine tepki verir; söz konusu olan duygusal alınganlık değildir. Kalıp be sensitive to + isim veya isim öbeğidir. sensitive to vibration and air pressure changes örneğinde olduğu gibi tek bir to, bağlanmış birden fazla nesneyi başlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi sensitive ve doğru edatla tamamlayın: The sensor is ____ tiny temperature changes.

Cevabı göster

sensitive to

But this means that Spider-Man could only perceive things that are near him Notlar

2:01

Ancak bu, Spider-Man'ın yalnızca yakınındaki şeyleri algılayabileceği

and not events at a distance.

2:04

ve uzaktaki olayları algılayamayacağı anlamına gelir.

Anlatım akışı

this means that: olgudan sonuca

This, tek bir isme değil, daha önce belirtilen olgunun veya durumun tamamına gönderme yapar. Means that, ardından gelen cümlenin bu olgudan çıkarılan bir sonuç veya netice olduğunu gösterir. Bu cümlede, örümcek tüylerinin algılamasındaki fiziksel sınırlar, Spider-Man'in yalnızca yakındaki şeyleri algılayabilmesi sonucuna götürür. Bu kalıp, okurun olgu → sonuç ilişkisini izlemesine yardımcı olur.

Alıştırma

İlk olguyu doğru biçimde bir sonuca bağlayan ifadeyi seçin: The library is closed today. _____ we cannot return the books until tomorrow.

  1. For example
  2. This means that
  3. This is because
Cevabı göster

This means that

Dilbilgisi

could only perceive ... and not events at a distance ifadesinin kapsamı

Bu cümlede only, Örümcek Adam'ın algılayabileceği şeylerin sınırını belirler: algısı yakınındaki şeylerle sınırlı olurdu. Buradaki could, geçmişte tamamlanmış tek bir eylemi değil, varsayımsal bir yetenek sınırlamasını anlatır. and not, karşıtlığın dışlanan tarafını belirtir. Ortak fiil grubu could perceive anlaşılır ancak tekrarlanmaz; dolayısıyla tam anlam, yakındaki şeyleri algılayabileceği fakat uzaktaki olayları algılayamayacağıdır.

Alıştırma

Örnekteki could only perceive ... and not ... hangi sınırlamayı ifade ediyor?

  1. Algısı yakındaki şeylerle sınırlıdır ve uzaktaki olayları dışlar.
  2. Geçmişte yakındaki bir olayı bir kez algıladı.
  3. Uzaktaki olayları yakındaki şeylerden daha net algılar.
Cevabı göster

Algısı yakındaki şeylerle sınırlıdır ve uzaktaki olayları dışlar.

Got a burning question you want answered? Deyimler

2:06

Yanıtını çok merak ettiğiniz bir soru mu var?

Deyimler

burning question: cevabı çok istenen önemli bir soru

Burning question, birinin cevabını çok güçlü biçimde öğrenmek istediği önemli veya acil bir soru için kullanılan bir deyimdir. Burning yoğun merak ya da aciliyet hissi katar; soru gerçekten yanıyor değildir. Got a ...?, Have you got a ...? ifadesinin gündelik ve kısaltılmış biçimidir. Bu davet cümlesi, izleyicileri cevabını en çok istedikleri soruyu göndermeye teşvik eder.

Alıştırma

Cevabını çok istediğiniz bir soruyu anlatan deyimi kullanarak cümleyi tamamlayın: I have a ____ for the scientist.

Cevabı göster

burning question

Ask it in the comments or on Facebook and Twitter.

2:08

Yorumlarda ya da Facebook ve Twitter'da sorun.

And subscribe for more weekly science videos.

2:10

Yeni bilim videolarını her hafta izlemek için abone olun.