Bloklar 🧱 | BLUEY TAM MİNİ BÖLÜM | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey ve Bingo, büyükanne ve büyükbabalarından blok kuleyi bir sonraki ziyaretlerine kadar korumalarını ister. Nana ile Bob kulenin çevresine dikkatle bloklar dizer ve odayı kapalı tutar; ancak çocuklar döndüğünde kule artık ayakta değildir. Bu aksiliği kabullenip kuleyi hep birlikte yeniden yapmaya karar verirler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. care you've put into it. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Birinin bir işe veya ortaya çıkardığı ürüne ayırdığı zamanı, gösterdiği özeni ve harcadığı emeği övmek için care ile put into sözcüklerinin nasıl birlikte kullanıldığını öğrenin. Böylece yalnızca sonucun iyi olduğunu söylemekten daha sıcak ve somut bir takdiri anlayabilir ve ifade edebilirsiniz. 2. No one's stepping foot in this room — Deyimler ve mecazlı ifadeler: step foot in ifadesinin, özellikle kesin bir sınır koyarken bir yere girmeyi vurgulu biçimde anlattığını kavrayın. Konuşanın korumaya yönelik kararlılığını sezebilir ve bu kalıbı sert bir giriş yasağı belirtmek için kullanabilirsiniz. 3. good at building — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bir kişinin belirli bir etkinlikte becerikli olduğunu anlatmak için good at yapısından sonra fiilin -ing biçimini kullanın. Bu kalıbı kendinizin veya başkasının yeteneklerinden söz etmeye uyarlayabilir, at edatından sonra neden build değil building geldiğini anlayabilirsiniz.
Bu derste
That's special ile sıcak bir övgüde bulunmak
Bu cümlede “That's special” sıcak bir övgüdür. Special, bir şeyin yalnızca alışılmadık olduğunu değil, kişisel bir değer taşıdığını veya emek ve özen gösterdiğini anlatır. Bu kısa yorum el yapımı bir nesneyi, hediyeyi, anıyı ya da düşünceli bir davranışı takdir etmek için kullanılabilir. “That's good” ifadesine göre daha güçlü bir duygusal değer taşır.
Alıştırma
Bir arkadaşın sana kendi yaptığı bir hediye veriyor. Hangi cevap hediyenin kişisel anlamını sıcak biçimde takdir eder?
- That's special.
- That's strange.
- That's ordinary.
Cevabı göster
That's special.
What a lot of care ile ünlem kurmak
“What a lot of care” bir soru değil, ünlem başlatan bir yapıdır. What, a lot of care isim öbeğini getirir; cümlenin geri kalanı olan you've put into it ise bu özeni kimin gösterdiğini belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp What + isim öbeği + özne + fiil! biçimindedir. Care burada sayılamayan bir isim olduğu için a lot of care doğaldır. Bu yapı, birinin verdiği emeği veya gösterdiği özeni güçlü biçimde över.
Alıştırma
Bu dersteki tam What + a lot of + isim ünlem öbeğini kullanarak övgüyü tamamla: ____ you've put into this handmade gift!
Cevabı göster
What a lot of care
put care into something: düşünce ve özen göstermek
care you've put into it ifadesindeki care, bir şeyi iyi yapmak için gösterilen düşünce ve dikkati anlatan bir isimdir. Put care into something, bu özeni işe vermek demektir; put into burada fiziksel olarak içine koymayı değil, soyut bir yatırımı anlatır. Yapının tam biçimi the care that you've put into it şeklindedir. İngilizcede bu ilgi cümleciğinde that doğal biçimde atılabilir; böylece you've put into it, övülen care'ı belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle raporu hazırlarken büyük bir dikkat ve özen gösterdiği anlamına gelir?
- He took care of the report after lunch.
- He put the report into his bag carefully.
- He put a lot of care into the report.
Cevabı göster
He put a lot of care into the report.
Time to go: ayrılma zamanını bildiren konuşma ifadesi
Time to go, It's time to go ifadesinin konuşma dilindeki yaygın kısaltılmış biçimidir. Ayrılmak veya harekete geçmek için uygun zamanın geldiğini bildirir. Ayrıca mevcut etkinliği sona erdirebilir: Time to go demek, gruba yaptığı işi bırakıp sonraki aşamaya geçmesini söyler. Günlük konuşmada atılan It's anlaşılır ve eklenmesi gerekmez.
Alıştırma
Ayrılma zamanının geldiğini bildirmek için bu derste öğrendiğiniz üç kelimelik konuşma ifadesini kullanın: The bus is here. ____!
Cevabı göster
Time to go
Britanya ve Avustralya İngilizcesinde Mum
Mum, Britanya ve Avustralya İngilizcesinde mother için kullanılan yaygın, samimi aile içi sözcüktür. Bu replikte çocuk annesine sesleniyor. Amerikan İngilizcesinde aynı aile sözcüğü genellikle Mom şeklinde yazılır. Mum ve Mom aynı akrabalık ilişkisini belirtir; bunlar bölgesel biçimlerdir, farklı akrabalar değildir.
Alıştırma
Mum hakkında hangi ifade doğrudur?
- Mum “büyükanne”, Mom ise “anne” anlamına gelir.
- Britanya ve Avustralya İngilizcesinde “anne” için kullanılan yaygın aile sözcüğüdür ve Amerikan İngilizcesindeki Mom sözcüğüne karşılık gelir.
- Yalnızca kişi adıdır ve aile içi hitap olarak kullanılamaz.
Cevabı göster
Britanya ve Avustralya İngilizcesinde “anne” için kullanılan yaygın aile sözcüğüdür ve Amerikan İngilizcesindeki Mom sözcüğüne karşılık gelir.
Nana: büyükanne için sevgi dolu bir hitap
Nana, özellikle çocukların ve aile üyelerinin konuşmalarında büyükanne için kullanılan sevgi dolu bir aile hitabıdır. Bu cümlede virgül doğrudan hitabı gösterir: konuşan kişi büyükannesine teşekkür ettiği için Nana burada bir aile hitabıdır, mutlaka kişinin adı değildir. Bu sözcük, onun anneanne mi yoksa babaanne mi olduğunu göstermez. Farklı aileler Nana, Grandma, Granny veya başka bir hitap kullanabilir.
Alıştırma
Nana, "Thanks, Nana." aile cümlesinde büyük olasılıkla kimi belirtir?
- Konuşan kişi tanısın veya tanımasın, herhangi bir yaşlı kadın
- Konuşan kişinin annesi
- Konuşan kişinin büyükannesi
Cevabı göster
Konuşan kişinin büyükannesi
We'll see you next Sunday: vedalaşırken planı doğrulamak
Bu vedalaşma ifadesinde We'll see you next Sunday, “Gelecek pazar buluşmayı bekliyoruz” anlamına gelir. See you, birine bakmak veya onu izlemek değil, onunla görüşmek anlamındadır. next Sunday ifadesini eklemek, bir sonraki görüşmenin zamanını doğrularken konuşmayı sıcak ve doğal bir biçimde bitirir.
Alıştırma
Gelecek pazar için bir ziyaret önceden kararlaştırıldı. Hangi cümle samimi bir vedalaşma olur ve bu planı doğrular?
- We'll watch you next Sunday.
- We saw you next Sunday.
- We'll see you next Sunday.
Cevabı göster
We'll see you next Sunday.
Sounds good: bir öneriyi kabul etmek
Sounds good, bir öneriyi, planı veya düzenlemeyi kabul etmenin kısa ve doğal bir yoludur. Burada gerçek bir sesin hoş olmasını değil, “Bu iyi bir fikir gibi görünüyor” anlamını taşır. Cümlede anlaşılmış ama söylenmemiş özne that sözcüğüdür; tam biçimi That sounds good olur. Yalnızca Yes demeye kıyasla öneriye olumlu bir tepki de gösterir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Let's meet at ten.” diyor. Hangi yanıt planı doğal biçimde kabul eder?
- That sounds familiar.
- I couldn't hear you.
- Sounds good.
Cevabı göster
Sounds good.
I know what you're going to say: önceden anlayıp rahatlatmak
I know what you're going to say ifadesi, kelime anlamıyla konuşanın diğer kişinin sıradaki sözlerini tahmin edebildiğini belirtir. Burada yalnızca bir şeyi bildirmiyor; hatırlatma tamamlanmadan araya girerek 'neyden endişelendiğini anlıyorum' mesajını veriyor. Bu ifadenin ardından genellikle hemen bir cevap veya söz gelir. Yumuşak bir tonla söylenip ilgili cevapla devam edildiğinde, karşı tarafa açık bir hatırlatmayı tekrarlamasına gerek olmadığını göstererek onu rahatlatabilir.
Alıştırma
A: Before you go, please remember— B: I know what you're going to say. I'll lock the back door. B burada esas olarak ne yapıyor?
- A'dan hatırlatmayı tekrar etmesini istemek
- Kapı hakkında konuşmayı reddetmek
- Hatırlatmayı önceden anlayıp A'yı rahatlatmak
Cevabı göster
Hatırlatmayı önceden anlayıp A'yı rahatlatmak
so you can keep building next Sunday. Dilbilgisi
0:29böylece gelecek Pazar inşa etmeye devam edebilirsiniz.
leave ... exactly how it is: bir şeyi değiştirmeden bırakmak
leave your block tower exactly how it is ifadesinde leave, uzaklaşmak değil, bir şeyi belirli bir durumda tutmak veya o durumda kalmasına izin vermek anlamına gelir. Kalıp leave + nesne + how it is şeklindedir: leave the tower how it is. Exactly, hiçbir değişiklik olmaması anlamını ekler. Nesne çoğul olduğunda zamir ve fiil de çoğula uymalıdır: leave the settings exactly how they are.
Alıştırma
Bir müze sergisinin fotoğrafları çekilene kadar mevcut düzeni ve görünümü korunmalıdır. Hangi talimat bu ihtiyaca uygundur?
- Please leave the display where it is.
- Please leave the display exactly how it is.
- Please move the display but keep it nearby.
Cevabı göster
Please leave the display exactly how it is.
so you can keep building: so ile amaç, keep doing ile devamlılık
so you can keep building ifadesindeki so, kuleyi olduğu gibi bırakmanın amacını açıklar: bu sayede karşıdaki kişi daha sonra yapmaya devam edebilir. Buradaki so, yalnızca sonuç bildiren “bu yüzden” değil, “böylece” ya da “...ebilmesi için” anlamına yakındır. Aktarılabilir kalıp do something + so + person + can + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu kalıpta keep + -ing “bir şeyi yapmaya devam etmek” demektir; keep building ise “inşa etmeye devam etmek”tir.
Alıştırma
Cümleyi so + can + keep doing kalıbıyla tamamlayın: I saved your draft ____ on it tomorrow.
Cevabı göster
so you can keep working
Good day: nazik bir gündüz açılış selamı
Good day burada hello veya good morning'e benzeyen tam bir selamlaşma ifadesidir. Day asıl bilgi değildir ve ifade, konuşanın günün iyi olduğunu bildirdiği anlamına gelmez. Bir hava durumu yayınının başında Good day, everyone izleyicilere nazik, biraz resmî ya da geleneksel bir karşılama sunar. Avustralya İngilizcesinde daha kısa olan G'day, bölgesel özelliği daha belirgin gündelik selamlaşmadır.
Alıştırma
Gündüz hava durumu sunan biri nazik ve biraz resmî bir açılış yapmak istiyor. Hangi cümle en uygundur?
- Have a good day, everyone.
- Good day, everyone.
- Good night, everyone.
Cevabı göster
Good day, everyone.
thanks for watching: video içeriklerinde kapanış ifadesi
thanks for watching, videolarda ve televizyon programlarında yaygın kullanılan kalıplaşmış bir kapanış ifadesidir. İzleyiciye izlediği için teşekkür eder ve aynı zamanda programın ya da videonun sona erdiğini bildiren bir düzenleme işareti görevi görür. Thank you for watching ifadesinin kısaltılmış biçimidir. thanks for + -ing yapısında for, teşekkür edilen eylemi tanıtır; watching fiilinin nesnesi genellikle söylenmez, bağlamdan bunun program veya video olduğu anlaşılır.
Alıştırma
İzleyicilere izledikleri için teşekkür eden ifadeyle bu standart video kapanışını tamamlayın: Thank you ____.
Cevabı göster
for watching
The water temperature will drop a degree or two. Notlar
0:40Su sıcaklığı bir ya da iki derece düşecek.
will drop: bir değerde düşüş öngörmek
Bu hava tahmininde will drop, değerin daha düşük hâle geleceği anlamına gelir. Özne The water temperature olduğu için drop, fiziksel bir nesnenin düşmesini değil, ölçülen bir değerin azalmasını anlatır. Burada drop geçişsizdir: değişen değer olan sıcaklık öznedir, bu nedenle fiil nesne almaz. Will, azalmayı geleceğe yönelik bir tahmin olarak sunar. Değişim miktarı, drop a degree or two örneğinde olduğu gibi doğrudan drop fiilinden sonra gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle sayısal bir değerin azalmasının beklendiğini doğal biçimde ifade eder?
- The temperature will lower tonight.
- The temperature will drop it tonight.
- The temperature will drop tonight.
Cevabı göster
The temperature will drop tonight.
a degree or two: yaklaşık bir veya iki miktarı
a degree or two içindeki or two, bir derece ile iki derece arasında resmî bir seçim sunmaz. İfadenin tamamı küçük ve yaklaşık bir miktar belirtir: su sıcaklığının yaklaşık bir iki derece düşmesi beklenmektedir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a/an + tekil sayılabilir isim + or two biçimindedir. a minute or two ve a question or two buna örnektir. Kesin sayı önemli olmadığında veya bilinmediğinde kullanılır.
Alıştırma
Yaklaşık bir iki dakika anlamını vermek için a + tekil sayılabilir isim + or two kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: I only need ____ to finish this email.
Cevabı göster
a minute or two
think so: tereddütlü bir evet
Think so, I think so ifadesinin günlük konuşmadaki kısaltılmış biçimidir. So, az önce sözü edilen düşüncenin tamamının yerini tutar ve konuşanın bunu tekrar etmesini önler. Think kesinlikten çok bir değerlendirme belirtir. Başındaki Uh ile birlikte bu yanıt evet yönüne eğilir, ancak tereddütlü duyulur ve tam bir onay değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Is the café still open?” diye soruyor. Yanıtın muhtemelen evet olduğunu düşünüyorsunuz, ancak tamamen emin değilsiniz. En uygun yanıtı seçin.
- No, it definitely isn't.
- Yes, I'm completely certain.
- I think so.
Cevabı göster
I think so.
synoptic chart: hava durumuna genel bakış haritası
Synoptic chart, geniş bir alandaki atmosfer basıncını ve başlıca hava sistemlerini genel olarak gösteren uzmanlık gerektiren bir hava haritasıdır. Bu cümlede konuşan kişi, hava tahmininde normalde gösterilen teknik haritayı göremediğini söylüyor; ayrıntılı meteoroloji bilgisine gerek yoktur.
Alıştırma
Bir hava tahmininde synoptic chart neyi ifade eder?
- Basıncı ve başlıca hava sistemlerini özetleyen bir harita
- Aile üyeleri arasındaki ilişkileri gösteren bir şema
- Televizyon programlarının başlama saatlerini gösteren bir yayın akışı
Cevabı göster
Basıncı ve başlıca hava sistemlerini özetleyen bir harita
hang on: kısa bir süre beklemesini istemek
Burada hang on, “bir dakika bekle” veya “durakla” anlamına gelen gündelik bir konuşma ifadesidir. Konuşan kişi bir şey fark eder ve olanları kısa süreliğine keser. Başka birinden beklemesini istemek veya kontrol etmek ya da düşünmek için biraz zamana ihtiyacınız olduğunu belirtmek için kullanılabilir. Bu kullanımda hang sözcüğü gerçek anlamında değildir.
Alıştırma
Bir telefon numarasının yanlış olabileceğini aniden düşünüyor ve arkadaşınızın henüz aramasını istemiyorsunuz. En doğal cümle hangisidir?
- Hang on, let me check the number.
- Go ahead and dial it now.
- Hang up, let me check the number.
Cevabı göster
Hang on, let me check the number.
You want sugar?: Do olmadan kullanılan gündelik soru
Bu gündelik soruda You want sugar?, Do you want sugar? anlamına gelir. Baştaki yardımcı fiil do atılır; böylece evet ya da hayır yanıtı istemek için bildirme cümlesine benzeyen bir yapı kullanılır. İlişki ve durum, bunun bir soru olduğunu açıkça gösterdiğinde bu kısa kalıp yaygındır. Burada Bob’ın içeceğine şeker isteyip istemediği hızlıca kontrol ediliyor.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Yeni bir müşteriyle ilk kez tanışırken You want coffee? en güvenli ve nazik seçimdir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Two sugars: içecekte iki porsiyon şeker
Çay ve kahveden söz ederken two sugars, iki çay kaşığı, iki küp veya iki paket gibi iki porsiyon şeker anlamına gelir. Sugar normalde sayılamayan bir isimdir; ancak one sugar içeceğe eklenen standart bir porsiyonu ifade ettiğinde sayılabilir olarak kullanılabilir. Genellikle iki tür şeker anlamına gelmez. Bir porsiyonun tam miktarı bağlama göre değişir.
Alıştırma
Bir kafede Two sugars, please. normalde ne anlama gelir?
- İçeceğe iki standart porsiyon şeker ekleyin.
- Bana iki farklı tür şeker verin.
- Bana şekersiz iki içecek getirin.
Cevabı göster
İçeceğe iki standart porsiyon şeker ekleyin.
Pass me a red one: ismi tekrarlamadan bir nesne istemek
Pass me + nesne, karşıdaki kişiden o nesneyi size uzatmasını isteyen doğrudan bir rica kalıbıdır. Buradaki pass, bir sınavı geçmek değil, bir şeyi başka birine vermek veya uzatmak anlamındadır. a red one ifadesindeki one, durumdan zaten anlaşılan tekil ve sayılabilen ismin, yani bloğun yerine geçer. Bu kalıp, ismi tekrarlamadan bir nesneyi rengiyle veya başka bir özelliğiyle belirtmenizi sağlar.
Alıştırma
İsteği pass me + sıfat + one ile tamamlayın: I can't reach the blue crayon. ____, please.
Cevabı göster
Pass me the blue one
you've got plenty: büyük ve yeterli bir miktara sahip olmak
You've got plenty, büyük bir miktara sahip olduğunuzu ve bunun zaten yeterli, çoğu zaman gerekenden de fazla olduğunu belirtir. Plenty kesin bir sayı vermez. Söz konusu şey bağlamdan anlaşıldığı için burada plenty tek başına kullanılır; ismi belirtmek için plenty of + isim kullanılır. Bir yanıt olarak bu cümle, birine yeterince bulunduğunu söyleyerek onu rahatlatabilir veya daha fazlasına ihtiyacı olduğu düşüncesine nazikçe karşı çıkabilir.
Alıştırma
You've got plenty ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Hiç kalmadı.
- Zaten büyük ve yeterli bir miktarın var.
- Tam olarak iki tane var.
Cevabı göster
Zaten büyük ve yeterli bir miktarın var.
I think that's it: temkinli bir kapanış
Burada I think that's it, konuşanın mevcut işin sona erdiğini düşündüğünü belirtir: eklenecek veya yapılacak başka bir şey kalmamıştır. it belirli bir nesneyi değil, işin tamamını ya da mevcut durumu ifade eder. I think, sonucu That's it. ifadesine göre daha az kesin hâle getirir. Son bir kontrol yapıp bir işi, listeyi veya konuşmayı nazikçe bitirmenin doğal bir yoludur.
Alıştırma
Ekip bütün maddeleri kontrol etti ve ayrılmaya hazır. Hangi cümle durumu doğal ama biraz temkinli bir şekilde bitirir?
- I think that's mine. We're ready to leave.
- I think it's over there. We're ready to leave.
- I think that's it. We're ready to leave.
Cevabı göster
I think that's it. We're ready to leave.
Well done: başarılı bir çabanın ardından övgü
Well done, bir kişi bir şeyi başarıyla tamamladığında veya iyi performans gösterdiğinde kullanılan doğrudan bir övgü ifadesidir. Tek başına kullanılabilir ya da Well done, Bob. örneğinde olduğu gibi arkasından kişinin adı gelebilir. Bu ifade kişinin çabasını veya sonucunu değerlendirir. Burada bir nesnenin nasıl tamamlandığını gerçek anlamıyla anlatmak yerine, tek başına tam bir sosyal karşılık görevi görür.
Alıştırma
Bir arkadaşınız zor bir yapbozu az önce başarıyla tamamladı. Hangi karşılık doğal bir övgüdür?
- Never mind. You can try another puzzle.
- Watch out! The pieces are falling.
- Well done! You solved it.
Cevabı göster
Well done! You solved it.
get out: bir yerden çıkmak veya kurtulmak
Bu soruda get out, bulunduğumuz yerden çıkmak veya çıkması zor bir yerden kurtulmak anlamına gelir. How do we get out? dışarıya nasıl ulaşabileceğimizi sorar; burada get, elde etmek anlamında değildir. Ayrıldığınız yeri belirtirken get out of + yer yapısını kullanın: We need to get out of the room.
Alıştırma
Bir asansör durmuş ve kapıları açılmıyor. Hangi soru nasıl kurtulacağınızı sorar?
- How do we go outside?
- How do we get it?
- How do we get out?
Cevabı göster
How do we get out?
No one's stepping foot in this room until the kids get here tomorrow. Notlar
1:47Çocuklar yarın gelene kadar kimse bu odaya adımını atmayacak.
No one's stepping foot in this room: içeri girişe kesin yasak
No one's, no one is ifadesinin kısaltmasıdır. Stepping foot in this room, yalnızca bir ayağı hareket ettirmek değil, odaya herhangi bir şekilde girmek anlamına gelir. Cümlenin bu bölümü, kimsenin içeri girmesine izin verilmediğini belirtir. Şimdiki zaman yapısı is stepping, bu yasağı gelecekte olacaklar hakkında verilmiş kesin bir karar gibi sunar. until ile başlayan yan cümle yasağın bitişini belirtir: yasak, çocuklar yarın gelene kadar sürer.
Alıştırma
Bir atölye güvenli değil. Hangi cümle onarımlar bitene kadar süren sert ve gayriresmî bir giriş yasağı koyar?
- No one's stepping foot in the workshop until the repairs are finished.
- Someone is stepping into the workshop to begin the repairs.
- No one has put a foot under the workshop.
Cevabı göster
No one's stepping foot in the workshop until the repairs are finished.
until the kids get here tomorrow: bir kısıtlamanın sona erdiği zaman
Bu cümlede until the kids get here tomorrow, kısıtlamanın ne zaman sona ereceğini gösterir. Çocuklar gelmeden önce kimse içeri giremez; onların gelişi, sonrasında kısıtlamanın artık geçerli olmadığı sınırdır. no one ... until ... gibi olumsuz bir yapıda engellenen eylem, until yan cümlesindeki olaydan önce gerçekleşmez. Until sonrasında gelecekteki bir olaydan söz edilirken İngilizcede normalde will get değil, geniş zaman biçimi get kullanılır. Get here, “buraya gelmek, buraya varmak” demektir.
Alıştırma
Hangi cümle, çocuklar gelmeden önce odanın boş kalması gerektiği anlamına gelir?
- No one can enter the room until the children arrive.
- Everyone must enter the room by the time the children arrive.
- No one can enter the room after the children arrive.
Cevabı göster
No one can enter the room until the children arrive.
watch the footie: futbol izlemekten samimi biçimde söz etmek
Watch the footie, “futbol izlemek” veya “bir futbol maçı izlemek” demektir. Footie, football sözcüğünün samimi ve gayriresmî bir biçimidir; özellikle Britanya ve Avustralya'daki günlük konuşmalarda kullanılır. Tam olarak hangi sporu ifade ettiği bölgeye ve bağlama bağlıdır. Britanya'da genellikle bildiğimiz futbolu anlatır; Avustralya'da ise football denen farklı spor türlerine işaret edebilir. Burada güvenli anlam, televizyonda football olarak adlandırılan bir top oyununu izlemektir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz içeriği seçin. Footie /ˈfʊti/ ile food /fuːd/ arasındaki farka odaklanın.
- My brother loves footie.
- My brother loves food.
Cevabı göster
My brother loves footie.
Have we got the ball?: şimdiki sahiplik için have got
Have we got the ball? cümlesindeki have got, şu anda “sahip olmak” anlamına gelir. Spor bağlamında have the ball, topun kontrolüne veya topa sahip olmak demektir. Soru kalıbı Have + özne + got + nesne...? şeklindedir. Buradaki got, have got yapısının bir parçasıdır; tek başına geçmişte tamamlanmış bir eylemi anlatmaz.
Alıştırma
Soruyu şimdiki sahipliği anlatan Britanya İngilizcesindeki have got kalıbıyla tamamlayın: ____ a charger?
Cevabı göster
Have you got
or not?: açık bir evet-hayır yanıtı istemek
Evet-hayır sorusuna or not eklemek iki seçeneği açıkça ortaya koyar: ya top bizdedir ya da değildir. Daha fazla açıklama yerine kesin bir yanıt ister. Bu cümlede son bölüm ayrıca aciliyet ve olası sabırsızlık ifade eder. Bu etki doğrudan ifadeden ve söyleyiş biçiminden kaynaklanır; bu yüzden soru, or not olmadan sorulan hâlinden daha ısrarcı gelebilir.
Alıştırma
Bu ifade uygun mu? Bir müşteriyle ilk görüşmenizde “Can you decide now or not?” diyorsunuz.
- Uygun
- Pek uygun değil
Cevabı göster
Pek uygun değil
leave our blocks up: kurulmuş bir yapıyı olduğu gibi bırakmak
Leave + nesne + up, daha önce kurulmuş, asılmış, ilan edilmiş veya sergilenmiş bir şeyi o durumda bırakmak anlamına gelir. Bu cümlede bloklar zaten bir yapı hâline getirilmiştir ve soru, bu yapının sökülmek yerine korunup korunmadığını sorar. Buradaki up yalnızca yukarı yönü değil, kurulmuş veya sergilenmiş durumun devam etmesini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp leave + nesne + up şeklindedir; leave the tent up ve leave the decorations up buna örnektir.
Alıştırma
Bayram süsleri zaten asılı ve onları pazartesiye kadar bu durumda tutmak istiyorsunuz. Bu planı en iyi hangi cümle anlatır?
- Let's take the decorations down before Monday.
- Let's put the decorations up on Monday.
- Let's leave the decorations up until Monday.
Cevabı göster
Let's leave the decorations up until Monday.
Sure did: Did you ...? sorusuna olumlu cevap
Sure did., Did you ...? ile başlayan bir soruya verilen rahat ve kısa bir olumlu cevaptır. Yes, I did ile aynı anlama gelir ancak yalnızca Yes demekten daha kendinden emin ve konuşma diline yakın duyulur. Did, daha önce sözü edilen geçmişteki eylemin yerine geçen yardımcı fiildir. Did you leave the blocks up? — Sure did. örneğinde did, leave the blocks up ifadesinin yerine geçer; yeni bir eylem anlatmaz.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Did you remember to lock the door?” diye soruyor. Doğal, rahat ve kısa olumlu cevabı seçin.
- Sure am.
- Sure did.
- Sure can.
Cevabı göster
Sure did.
take a look: “kısaca bakmak” demenin doğal yolu
Take a look, “bir şeye kısaca bakmak veya onu kontrol etmek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada take, “almak” anlamına gelmez; hafif fiil olarak çalışır ve temel anlamı look taşır. Neye bakılacağını belirtmek için take a look at + nesne kullanılır: take a look at this photo. Go and take a look cümlesinde go and, dinleyene oraya gidip sonra bakmasını söyler.
Alıştırma
Yukarıda öğretilen kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Could you ____ at this photo?
Cevabı göster
take a look
Don't worry, we can start again: teselli edip çözüm sunmak
Don't worry dinleyeni rahatlatır. Ardından we can start again uygulanabilir bir sonraki adım sunar. İki bölüm birlikte yalnızca “sakin ol” demekle kalmaz; aksiliğin yeniden başlayarak düzeltilebileceğini gösterir. Bu, kullanışlı bir “rahatlatma + uygulanabilir sonraki adım” kalıbıdır. Virgülden sonraki sözler duruma gerçekten uyan bir çözüm sunmalıdır.
Alıştırma
Bir arkadaşın birlikte yaptığınız kâğıt modeli yanlışlıkla yırtıyor. Hangi cümle hem arkadaşını rahatlatır hem de uygulanabilir bir sonraki adım sunar?
- You need to start again because this is your fault.
- Don't worry, but nothing can be done.
- Don't worry, we can start again.
Cevabı göster
Don't worry, we can start again.
Yardım istemek için Can you help us ...?
Can you help us ...?, birinden bir şey yapmasını rica etmek için Can you + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Buradaki can, karşıdakinin bunu yapabilecek durumda olup olmadığını sorgulamaktan çok bir rica bildirir. help'ten sonra yardım alan kişi gelebilir: help me, help us veya help them. Yapılacak işi belirtmek için help us carry these boxes örneğindeki gibi ardından fiilin yalın hâli de getirilebilir.
Alıştırma
Dersteki dört kelimelik yapıyla ricayı tamamlayın: ____ carry these chairs?
Cevabı göster
Can you help us
Bir ricayı samimi biçimde kabul etmek için Sure thing
Sure thing, bir ricayı kabul etmenin samimi ve gündelik bir yoludur. Of course veya No problem anlamına gelir ve konuşanın yardım etmeye istekli olduğunu gösterir. Burada thing bir nesneyi belirtmez; Sure thing kalıplaşmış bir yanıt olarak kullanılır. Genellikle tek başına söylenen Sure yanıtından biraz daha hevesli duyulur.
Alıştırma
Samimi ve gündelik yanıtı dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: "Can you send me the photo?" "____! I'll send it now."
Cevabı göster
Sure thing
Bobba and I are good at building block towers. Dilbilgisi
2:21Bobba ve ben blok kuleler inşa etmekte iyiyizdir.
good at building: be good at + fiilin -ing biçimi
Good at building, bir şeyi inşa etme konusunda becerikli olmak demektir. Burada are, iki kişiden oluşan Bobba and I öznesiyle uyumludur; building ise building block towers içindeki eylemi belirtir. Tekrar kullanılabilen kalıp özne + be + good at + isim veya fiilin -ing biçimidir. at bir edat olduğu için bir eylemden söz ederken build yalın biçimi değil, building kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için build fiilini doğru biçimde kullanın: Ava is good at ____ model bridges.
Cevabı göster
building