Güneş Fırtınaları Medeniyeti Yok Edebilir mi? Güneş Patlamaları ve Koronal Kütle Atımları: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.251 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Güneş patlamaları elektrik şebekelerini tehdit edebilir; gözlem ve hazırlık etkileri azaltır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. `similar to how` — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Yabancı bir manyetik süreci yerçekimine bağlayıp açıklamayı kolaylaştırın; görünüş benzerliği anlatmayın. 2. `induce currents` — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: induce fiilini “ortaya çıkmasına neden olmak” diye öğrenin; değişen manyetik alan tellerde akım oluşturur, bir kişi gücü açmaz. 3. `It's hard to overstate how much` — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir şeyin önemini abartmanın neredeyse imkânsız olduğunu vurgulayın; kararsızlık ima etmeyin.

Bu derste

The sun,

0:01

Güneş,

smooth and round and peaceful,

0:02

pürüzsüz, yuvarlak ve huzurlu,

except when it suddenly vomits radiation and plasma in random directions. Deyimler

0:05

aniden rastgele yönlere radyasyon ve plazma kusması hariç.

Deyimler

vomits radiation and plasma ifadesindeki mecazî görüntü

Güneş gerçekten kusamaz. Burada vomits, Güneş’i radyasyonu ve plazmayı aniden, güçlü biçimde dışarı atan canlı bir beden gibi gösteren bir metafordur. emits veya ejects gibi tarafsız fiillerle karşılaştırıldığında vomits şiddetli, dağınık ve kontrolsüz bir görüntü oluşturur; ayrıca biraz komik bir ton taşır. Günlük bir beden hareketi, bilimsel olayı gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede "vomits radiation and plasma" nasıl bir anlam verir?

  1. Radyasyonu ve plazmayı canlı bir varlık gibi sindirir.
  2. Radyasyonu ve plazmayı yavaşça içinde depolar.
  3. Bir şeyi ani ve görünüşte kontrolsüz biçimde şiddetle dışarı atar.
Cevabı göster

Bir şeyi ani ve görünüşte kontrolsüz biçimde şiddetle dışarı atar.

These solar flares and coronal mass ejections or CMEs

0:11

Bu güneş patlamaları ve koronal kütle atımları veya CME'ler

can hit Earth and have serious consequences for humanity.

0:15

Dünya'yı vurabilir ve insanlık için ciddi sonuçlar doğurabilir.

How exactly do they work? Anlatım akışı

0:19

Tam olarak nasıl çalışıyorlar?

How bad could they be?

0:21

Ne kadar kötü olabilirler?

And can we prepare for them?

0:23

Ve bunlara hazırlanabilir miyiz?

Anlatım akışı

Tam olarak nasıl...? Ne kadar kötü...? Hazırlanabilir miyiz...? sorularıyla bilgi yol haritası kurmak

Üç soru bir bilgi yol haritası oluşturur. Sırasıyla olayların nasıl çalıştığının, etkilerinin ne kadar ciddi olabileceğinin ve nasıl hazırlık yapılabileceğinin anlatılacağını duyurur. Bunlar hemen yanıt isteyen sorular değil, açıklamaya çerçeve çizen sorulardır. Her biri ilerideki bir bölümü önceden göstererek dinleyicinin yapıyı tahmin etmesine ve takip etmesine yardım eder.

Alıştırma

Üç sorunun temel görevi nedir?

  1. Açıklamanın bölümlerini önceden gösterirler: mekanizma, tehlike ve hazırlık.
  2. Açıklama sürmeden önce dinleyiciden üç teknik yanıt isterler.
  3. Tek bir soruyu üç farklı dil bilgisi biçiminde tekrarlarlar.
Cevabı göster

Açıklamanın bölümlerini önceden gösterirler: mekanizma, tehlike ve hazırlık.

While the sun seems pretty solid, Dilbilgisi

0:33

Güneş oldukça katı görünse de,

it's actually like a very hot ocean.

0:35

aslında çok sıcak bir okyanus gibidir.

Dilbilgisi

Bir izlenimi düzeltmek için While ... it's actually ...

Buradaki while, “~dığı sırada” değil, “~se de” anlamına gelir. While ile başlayan yan cümle ilk izlenimi sunar: Güneş oldukça katı görünür. Ana cümle daha sonra bununla karşıtlık oluşturan bilgiyi verir. Actually, bu izlenimin düzeltildiğini gösterir: izlenim bilimsel gerçeklikle uyuşmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen While X seems/looks ..., it is actually ... kalıbı, beklenen bir düşüncenin yerine şaşırtıcı bir gerçek koyar. Buradaki pretty, “güzel” değil, “oldukça” demektir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki karşıtlık kalıbıyla tamamlayın: ____ the bag looks full, it's ____ holding only air.

Cevabı göster

While · actually

So hot that it rips atoms into electrons and nuclei all flowing around each other in a plasma.

0:38

O kadar sıcak ki atomları elektronlara ve çekirdeklere parçalar ve bunların hepsi bir plazma içinde birbirinin etrafında akar.

This plasma is pushed around and shaped by the sun's magnetic field,

0:44

Bu plazma, güneşin manyetik alanı tarafından itilir ve şekillendirilir,

similar to how the sun's gravitational field Anlatım akışı

0:49

tıpkı güneşin yerçekimi alanının

reaches out to the planets and shapes their orbits.

0:51

gezegenlere ulaşıp yörüngelerini şekillendirmesine benzer şekilde.

Anlatım akışı

Süreçleri karşılaştırmak için similar to how + cümlecik

Similar to how, süreçler arasında bir karşılaştırma başlatır. How sözcüğünden sonra tam bir cümlecik gelir. Burada the sun's gravitational field reaches out to the planets and shapes their orbits cümleciği, daha tanıdık olan sürecin nasıl işlediğini açıklar. Bu ifade, manyetik alanın daha az bilinen etkisini, bir alanın nesneleri etkilemesine ilişkin daha tanıdık bir örneğe bağlayarak açıklamayı düzenler. Mekanizmaların ilgili yönden benzer olduğunu söyler; manyetizma ile kütle çekiminin aynı şey olduğunu söylemez.

Alıştırma

Karşılaştırmayı, tam bir süreç cümleciği başlatan ders kalıbıyla tamamlayın: The sensor adjusts the screen brightness, ____ your eyes adapt to a dark room.

Cevabı göster

similar to how

But magnetism is very different from gravity.

0:54

Ancak manyetizma yerçekiminden çok farklıdır.

Magnetism is one part of a dual force,

0:58

Manyetizma, ikili bir kuvvetin,

electromagnetism.

1:00

yani elektromanyetizmanın bir parçasıdır.

Electricity creates magnetic fields

1:02

Elektrik manyetik alanlar yaratır

and magnetic fields create electricity.

1:04

ve manyetik alanlar elektrik yaratır.

On the sun,

1:08

Güneşte,

the plasma made of electrically charged protons and electrons

1:09

elektrik yüklü protonlar ve elektronlardan oluşan plazma

creates a magnetic field as they move,

1:12

hareket ettikçe bir manyetik alan yaratır

and this magnetic field then shapes the flow of particles.

1:14

ve bu manyetik alan daha sonra parçacıkların akışını şekillendirir.

They're stuck in a dynamic feedback loop Kelime

1:18

Dinamik bir geri besleme döngüsüne sıkışıp kalmışlardır

called a dynamo,

1:20

buna dinamo denir,

which keeps the sun's magnetic field alive.

1:22

ve bu da güneşin manyetik alanını canlı tutar.

Kelime

a dynamic feedback loop called a dynamo: dinamo adı verilen dinamik bir geri besleme döngüsü

Dinamik geri besleme döngüsü, iki unsurun birbirini sürekli etkilediği ve bu nedenle sistemin değişmeye devam ettiği bir süreçtir. Burada hareket eden yüklü parçacıklar ile manyetik alan sürekli olarak birbirini yeniden şekillendirir. called a dynamo ifadesi, which is called a dynamo yapısının kısaltılmış biçimidir. Önceki sürece teknik adını verir. Bu astronomi bağlamında dynamo, manyetik alanı sürdüren ve kendi kendini devam ettiren fiziksel mekanizmadır; yalnızca markalı bir makine veya cihaz değildir.

Alıştırma

Özgün cümlede called a dynamo ne işe yarıyor?

  1. Markalı bir cihazın Güneş'in içinde sıkıştığını söyler.
  2. Döngünün bir makineyi telefonla aradığını söyler.
  3. Geri besleme döngüsü mekanizmasına teknik adını verir.
Cevabı göster

Geri besleme döngüsü mekanizmasına teknik adını verir.

This magnetic field stores enormous amounts of energy

1:25

Bu manyetik alan muazzam miktarda enerji depolar

and leaks out over the solar system.

1:29

ve güneş sistemine sızar.

It carries with it a constant trickle of solar plasma Deyimler

1:31

Güneş rüzgarı olarak bilinen hafif bir yağmur gibi

like a light rain known as the solar wind,

1:34

sürekli bir güneş plazması damlacığını beraberinde taşır,

creating a sort of space weather.

1:36

bir tür uzay havası yaratır.

Deyimler

constant trickle ... light rain ... space weather: bağlantılı bir hava durumu benzetmesi

Üç ifade, birbiriyle bağlantılı tek bir hava durumu benzetmesi oluşturur. Constant trickle, güneş plazmasını küçük ama sürekli bir akış olarak sunar; light rain ise bu görünmez parçacık akışını hafif yağmura benzetir. Burada light, parlak değil, şiddeti az anlamına gelir. Space weather aynı görüntüyü, uzayda değişebilen ve çevresini etkileyebilen koşullara genişletir. Solar wind ve space weather bilimsel terimlerdir, ancak yağmur dili görünmeyen süreci hayal etmeyi kolaylaştırır; uzayda sıradan su yağmuru yağmaz.

Alıştırma

Hangi yorum cümledeki bağlantılı benzetmeye en uygundur?

  1. Güneş plazması yalnızca bir kez, ani ve şiddetli bir patlamayla ortaya çıkar.
  2. Küçük ama sürekli bir plazma akışı hafif yağmura benzetilir ve uzaydaki değişken koşulların oluşmasına katkıda bulunur.
  3. Sudan oluşan parlak bir yağmur Güneş'ten düşer ve Dünya'da hava olayları oluşturur.
Cevabı göster

Küçük ama sürekli bir plazma akışı hafif yağmura benzetilir ve uzaydaki değişken koşulların oluşmasına katkıda bulunur.

But it isn't always calm and smooth.

1:39

Ancak her zaman sakin ve pürüzsüz değildir.

As the sun's plasma churns and flows around itself,

1:41

Güneşin plazması çalkalanıp kendi etrafında akarken,

its magnetic field gets all kinked and twisted.

1:44

manyetik alanı tamamen bükülür ve kıvrılır.

This creates magnetic knots

1:48

Bu manyetik düğümler yaratır

that build up enormous amounts of energy.

1:49

bunlar da muazzam miktarda enerji biriktirir.

When the magnetic knots break

1:52

Manyetik düğümler koptuğunda

like a tangle of springs exploding outwards, Anlatım akışı

1:54

dışa doğru patlayan bir yay yumağı gibi,

the sun can vomit plasma and other awful things

1:56

güneş plazma ve diğer korkunç şeyleri

into the solar system.

1:59

güneş sistemine kusabilir.

Anlatım akışı

Dinamik bir benzetme olarak like a tangle of springs exploding outwards

like a tangle of springs exploding outwards ifadesi, manyetik düğümlerin nasıl koptuğunu gösteren bir benzetmedir. Like, karşılaştırma amacıyla bir görüntü sunar; Güneş’te gerçekten gerçekleşen başka bir olayı anlatmaz. A tangle of springs, enerjiyi depolayan bükülmüş nesneleri düşündürür; exploding outwards ise görüntüye ani bir dışa hareket katar. Böylece soyut manyetik enerji salımı, dinleyicinin gözünde canlandırabileceği bir sürece dönüşür: önce sıkıca dolaşmış, ardından hızla dışa yayılmış bir yapı.

Alıştırma

"like a tangle of springs exploding outwards" ifadesi cümlede ne yapıyor?

  1. Dolaşmış enerjinin aniden serbest kalıp dışa yayılmasını canlı bir karşılaştırmayla gösteriyor.
  2. Gerçek metal yayların Güneş’ten patlayarak çıktığını söylüyor.
  3. Bir güneş fırtınası türünün teknik adını veriyor.
Cevabı göster

Dolaşmış enerjinin aniden serbest kalıp dışa yayılmasını canlı bir karşılaştırmayla gösteriyor.

These solar storms come in many types,

2:01

Bu güneş fırtınalarının birçok türü vardır,

like solar flares,

2:04

güneş patlamaları gibi,

a tidal wave of high energy radiation. Deyimler

2:05

yüksek enerjili radyasyonun dev bir dalgası.

Deyimler

Bir metafor olarak a tidal wave of high energy radiation

Burada a tidal wave of high energy radiation, son derece büyük ve güçlü bir radyasyon salımını anlatan bir metafordur. İleri doğru yayılan dev bir dalga görüntüsünden yararlanır, ancak gerçek okyanus suyu söz konusu değildir. İfade, solar flares sözünden sonra açıklayıcı bir betimleme olarak gelir. Dinleyicinin bir güneş patlamasının yaydığı şeyin büyüklüğünü ve şiddetini hissetmesine yardım eder; canlı bir anlatımdır, güneş patlamasının teknik tanımı değildir.

Alıştırma

Burada "a tidal wave of high energy radiation" için en uygun yorum hangisidir?

  1. Bir deniz suyu dalgası fiziksel olarak Güneş Sistemi’nin içinden ilerliyor.
  2. Çok büyük ve güçlü bir radyasyon salımı, dalga görüntüsüyle anlatılıyor.
  3. İfade, bir güneş patlamasının kesin bilimsel ölçümünü veriyor.
Cevabı göster

Çok büyük ve güçlü bir radyasyon salımı, dalga görüntüsüyle anlatılıyor.

They race through the solar system at the speed of light,

2:08

Güneş sisteminde ışık hızında yarışırlar,

sweeping up protons in the solar wind, Öbek fiiller

2:10

güneş rüzgarındaki protonları süpürerek,

accelerating them into a high-speed solar proton storm.

2:12

onları yüksek hızlı bir güneş proton fırtınasına dönüştürürler.

Öbek fiiller

sweeping up: hareket ederken şeyleri toplayıp götürmek

Bu cümlede sweeping up, ışınım uzayda hızla ilerlerken protonları toplayıp beraberinde taşıması anlamına gelir. Buradaki görüntü, elinde süpürgeyle temizlik yapan biri değil, yolu üzerindeki dağınık maddeleri yakalayan hızlı bir güçtür. sweep up + nesne kalıbı, dağınık şeyleri hareket sırasında toplayan veya beraberinde götüren bir durumu anlatabilir. Burada öbek fiilin bütünü, yol boyunca parçacıkların toplanmasına odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümlede sweep up, hareket eden bir gücün yolu üzerindeki dağınık şeyleri toplaması anlamındadır?

  1. Please sweep up the crumbs under the table.
  2. The actor swept up three awards that night.
  3. The floodwater swept up branches as it rushed downhill.
Cevabı göster

The floodwater swept up branches as it rushed downhill.

Then there are coronal mass ejections,

2:17

Bir de koronal kütle atımları vardır,

which rip millions or billions of tons of plasma

2:19

bu atımlar milyonlarca veya milyarlarca ton plazmayı

from the sun's atmosphere,

2:22

güneşin atmosferinden koparır,

catapulting it through the solar system

2:24

güneş sistemi boyunca fırlatarak

at speeds of up to 9 million km per hour. Kalıp ifadeler

2:26

saatte 9 milyon kilometreye varan hızlara ulaştırır.

Kalıp ifadeler

at speeds of up to: en yüksek hızı belirtmek

At speeds of up to + sayı, ulaşılabilecek en yüksek hızı bildirir. Nesne daha yavaş hareket edebilir ve bu ifade belirtilen sayıya her zaman ulaşıldığını söylemez. Çoğul speeds, değişen veya farklı hızlara uygundur. Bilimsel ve olgusal anlatımlarda bu kalıp, bir hız aralığının üst sınırını etkili biçimde verir.

Alıştırma

Haberi, mümkün olan en yüksek hızı bildiren dersteki tam kalıpla tamamlayın: The drone can fly ____ 120 kilometres per hour.

Cevabı göster

at speeds of up to

When these monsters hit us, Anlatım akışı

2:29

Bu canavarlar bize çarptığında,

nothing happens on Earth.

2:31

Dünya'da hiçbir şey olmaz.

Anlatım akışı

When these monsters hit us ... nothing happens on Earth: tehditten rahatlatmaya

Cümle önce bir tehlike duygusu yaratır: Güneş olayları daha önce monsters olarak adlandırılır ve hit us ifadesi zarar gelmesini olası gösterir. Ardından nothing happens on Earth sonucu bu beklentiyi tersine çevirir ve yüzeydeki insanlar konusunda dinleyiciyi rahatlatır. Buradaki nothing sınırlı bir kapsama sahiptir; “hiçbir yerde hiçbir sonuç yok” anlamına gelmez. Açıklanan durumda yüzeyde doğrudan zararlı bir olay yaşanmadığını belirtir. Uyduların veya diğer teknolojik sistemlerin etkilenmediğini iddia etmez. Tehditle başlayıp rahatlatmayla devam eden bu düzen, dikkati çekerken gerçek riskin kapsamını daraltır.

Alıştırma

“When these monsters hit us, nothing happens on Earth” cümlesindeki temel bilgi akışı nedir?

  1. Güneş olaylarının Dünya'ya asla ulaşmadığını açıklar.
  2. Tehditkâr bir başlangıcı, Dünya yüzeyindeki doğrudan etkiler konusunda rahatlatıcı bir sonuca dönüştürür.
  3. Güneş etkinliğinin hiçbir yerde hiçbir etkisi olmadığını iddia eder.
Cevabı göster

Tehditkâr bir başlangıcı, Dünya yüzeyindeki doğrudan etkiler konusunda rahatlatıcı bir sonuca dönüştürür.

While even smaller storms can damage satellites,

2:33

Daha küçük fırtınalar bile uydulara zarar verebilir,

affect radio communication,

2:36

radyo iletişimini etkileyebilir,

or be dangerous to astronauts,

2:38

veya astronotlar için tehlikeli olabilir,

for people on the surface,

2:39

ancak yüzeydeki insanlar için,

space weather is harmless.

2:40

uzay havası zararsızdır.

Earth's atmosphere protects us from the worst effects of a solar flare Dilbilgisi

2:43

Dünya'nın atmosferi bizi güneş patlamasının en kötü etkilerinden korur

by absorbing the blast of X-rays high up in the atmosphere,

2:46

atmosferin çok yükseklerinde X-ışını patlamasını emerek,

well before it reaches the surface.

2:49

yüzeye ulaşmadan çok önce.

Dilbilgisi

protects us from ... by absorbing: tehdit ve yöntem

Protect A from B üç rolü gösterir: protect koruma eylemidir, A güvende tutulan kişi veya şeydir, from B ise tehdidi ya da zararlı etkiyi belirtir. Burada us, the worst effects of a solar flare etkilerine karşı korunur. Ardından by + -ing yöntemi açıklar. By absorbing the blast of X-rays, “Atmosfer bizi nasıl koruyor?” sorusunu yanıtlar. From ve by aynı rolü üstlenemez: from önlenen şeyi, by ise korumanın nasıl gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Tehdidi ve yöntemi gösteren sözcüklerle cümleyi tamamlayın: The sleeve protects the tablet ____ scratches ____ covering its surface.

Cevabı göster

from · by

The electrified plasma from a CME

2:52

Bir CME'den gelen elektrikli plazma

is deflected by the Earth's magnetic field,

2:54

Dünya'nın manyetik alanı tarafından saptırılır,

diverting the energy storm to the north and south poles,

2:57

enerji fırtınasını kuzey ve güney kutuplarına yönlendirir,

where energetic particles fall into the atmosphere,

3:00

orada enerjik parçacıklar atmosfere düşer,

causing the atmosphere to glow and creating beautiful auroras.

3:02

atmosferin parlamasına ve güzel auroralar yaratmasına neden olur.

As with any sort of weather, Anlatım akışı

3:07

Herhangi bir hava durumunda olduğu gibi,

most of the time things are fine.

3:09

çoğu zaman işler yolundadır.

Sometimes there are hurricanes, though,

3:11

Yine de bazen kasırgalar olur,

or in the case of the sun,

3:14

veya güneş söz konusu olduğunda,

solar superstorms.

3:16

güneş süper fırtınaları.

Anlatım akışı

Karşılaştırma başlatan As with any sort of weather

As with + isim öbeği, tanıdık bir durumla karşılaştırma başlatır. Burada any sort of weather bilinen örüntüyü sunar: koşullar genellikle normaldir, ancak nadiren aşırı olaylar gerçekleşebilir. Bu giriş zaman belirtmek yerine açıklamayı düzenler. Okuyucuyu aynı genel örüntüyü Güneş’e ve zaman zaman görülen süper güneş fırtınalarına uygulamaya hazırlar.

Alıştırma

Bu parçanın başında As with any sort of weather ne işe yarar?

  1. Olayların hava durumuyla aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  2. Süper güneş fırtınalarının kesin nedenini verir.
  3. Hava durumunu Güneş için de geçerli olacak tanıdık bir örüntü olarak sunar.
Cevabı göster

Hava durumunu Güneş için de geçerli olacak tanıdık bir örüntü olarak sunar.

And we know that they happen once or twice every century.

3:18

Ve bunların her yüzyılda bir veya iki kez gerçekleştiğini biliyoruz.

If one were to happen today, Dilbilgisi

3:21

Eğer bugün böyle bir şey olsaydı,

we would first detect strong solar flares,

3:23

önce güçlü güneş patlamalarını tespit ederdik,

Dilbilgisi

Resmî varsayım için If ... were to ..., ... would ...

Buradaki one, bir süper güneş fırtınasını ifade eder. Cümle böyle bir olayın bugün gerçekleştiğini varsayar ve önce güçlü güneş patlamalarının tespit edileceğini söyler. Yapı: If + özne + were to + fiilin yalın hâli, özne + would + fiilin yalın hâli. Şimdiki veya gelecekteki bir durumu varsayımsal ya da gerçekleşme ihtimali daha düşük olarak sunar. Were to burada olayı geçmiş zamana yerleştirmez.

Alıştırma

Resmî varsayım yapısını were to ve would ile tamamlayın: If the road ____ close tomorrow, we ____ take the train instead.

Cevabı göster

were to · would

a sort of flash Deyimler

3:25

bir tür flaş gibi

before the much more dangerous thunder.

3:26

çok daha tehlikeli bir gök gürültüsünden önce.

Deyimler

Sıralama metaforu olarak a sort of flash before ... thunder

a sort of ifadesi, benzetmenin yaklaşık olduğunu gösterir: daha önce gerçekleşen Güneş olayı bir şimşeğe benzetilir, ancak gerçek bir şimşek olarak tanımlanmaz. Daha sonra gelen ve daha tehlikeli olan olay ise gök gürültüsüne benzetilir. Bu metafor, birbiriyle ilişkili iki olayı zaman içinde düzenlemek için önce şimşeğin görülmesi, sonra gök gürültüsünün duyulması şeklindeki tanıdık sırayı kullanır. Burada before varış sırasını belirtir; cümle gerçek bir fırtınayı anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümledeki şimşekten sonra gök gürültüsü imgesi neyi gösteriyor?

  1. Uyarı niteliğindeki daha erken bir olayı, onunla ilişkili ve daha tehlikeli bir olay izler.
  2. Sonraki olay ikinci geldiği için daha az tehlikelidir.
  3. Gerçek bir gök gürültülü fırtına Dünya'ya doğru ilerlemektedir.
Cevabı göster

Uyarı niteliğindeki daha erken bir olayı, onunla ilişkili ve daha tehlikeli bir olay izler.

The thunder is a CME,

3:29

Gök gürültüsü bir CME'dir,

consisting of billions of tons of hot magnetic plasma

3:31

milyarlarca ton sıcak manyetik plazmadan oluşur

that crosses the 150 million km between the sun and Earth

3:34

ve güneş ile Dünya arasındaki 150 milyon km'yi

in less than a day.

3:38

bir günden kısa bir sürede geçer.

When it arrives,

3:40

Ulaştığında,

it causes a shock wave

3:41

bir şok dalgasına neden olur

that violently compresses the Earth's magnetic field

3:43

bu da Dünya'nın manyetik alanını şiddetle sıkıştırır

and transfers energy into the magnetosphere.

3:46

ve manyetosfere enerji aktarır.

But it can get worse.

3:49

Ancak durum daha da kötüleşebilir.

If the magnetic field of the CME is aligned to Earth's

3:50

Eğer CME'nin manyetik alanı Dünya'nınkiyle hizalanırsa

in just the right way,

3:53

tam da doğru şekilde,

the two magnetic fields merge.

3:54

iki manyetik alan birleşir.

As the magnetic cloud passes over Earth,

3:57

Manyetik bulut Dünya'nın üzerinden geçerken,

it stretches the Earth's field into a long tail.

3:59

Dünya'nın alanını uzun bir kuyruk şeklinde esnetir.

Eventually,

4:02

Sonunda,

the energy stored in the tail becomes too much to contain. Dilbilgisi

4:03

kuyrukta depolanan enerji tutulamayacak kadar fazla olur.

Dilbilgisi

too much to contain: kontrol edilebilir sınırı aşmak

too much to contain ifadesi, too much + to-infinitive kalıbını izler. Miktarın veya yoğunluğun bir sınırı aştığını ve bunun sonucunda artık kontrol altında tutulamadığını belirtir. Bu cümlede contain, bir şeyi yalnızca parçası olarak bulundurmak değil, içeride tutmak, sınırlamak veya kontrol altında tutmak anlamına gelir. Bu kalıp, bir kişinin kapasitesini aşan baskı, duygu, bilgi veya iş miktarını da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tam too much + to-infinitive kalıbıyla tamamlayın: The pressure in the tank became ____.

Cevabı göster

too much to contain

It snaps and explosively releases its energy towards Earth.

4:06

Kopar ve enerjisini patlayıcı bir şekilde Dünya'ya doğru serbest bırakır.

A geomagnetic storm has begun.

4:11

Bir jeomanyetik fırtına başlamıştır.

A few hundred years ago,

4:14

Birkaç yüz yıl önce,

nobody would have cared. Dilbilgisi

4:16

kimsenin umurunda olmazdı.

Dilbilgisi

nobody would have cared: hayal edilen geçmiş bir sonuç

Nobody would have cared, geçmişte hayal edilen bir sonucu ifade eder. Would have + geçmiş zaman ortacı cared, gerçekleşmemiş ya da yalnızca bir olasılık olarak düşünülen geçmiş bir duruma bakar. Koşul açıkça söylenmez, çünkü bağlam onu sağlar: böyle bir fırtına birkaç yüz yıl önce gerçekleşmiş olsaydı. Nobody zaten cümleciği olumsuz yaptığı için would have cared, tek bir kişinin bile bunu önemli görmeyeceği anlamına gelir.

Alıştırma

Hayal edilen geçmiş bir durumda hiç kimsenin hatayı önemli görmeyeceği anlamına gelen cümle hangisidir?

  1. If the mistake stays private, nobody cares.
  2. If the mistake stayed private, nobody would care.
  3. If the mistake had stayed private, nobody would have cared.
Cevabı göster

If the mistake had stayed private, nobody would have cared.

This storm gushing over the Earth is not relevant for machines

4:17

Dünya'nın üzerine fışkıran bu fırtına makineler için önemli değil

made out of meat and bones. Anlatım akışı

4:21

etten ve kemikten yapılmış olanlar için.

But it's very relevant for machines

4:22

Ama makineler için çok önemlidir

made out of metal and wire.

4:25

metal ve telden yapılmış olanlar için.

Anlatım akışı

made out of meat and bones ... made out of metal and wire: paralel bir karşıtlık

İki made out of ifadesi, bilgiyi açık bir karşılaştırma hâlinde düzenlemek için aynı dil bilgisi kalıbını kullanır: bir tür “makine” et ve kemikten, diğeri ise metal ve telden oluşur. Kalıbın tekrarlanması, dinleyicinin iki tarafı hızla eşleştirmesini sağlar ve malzeme bildiren sözcükleri öne çıkarır. İnsanlara machines made out of meat and bones demek, bilimsel bir sınıflandırma değil, eğlenceli bir benzetmedir. Paralel anlatım hem şakayı oluşturur hem de fırtınanın neden insan bedeninden çok elektrikli ekipmanları etkilediğini gösterir.

Alıştırma

"The toy shield is made out of foam and paint, but the real shield is made out of metal and leather," cümlesinde tekrarlanan kalıbın temel işlevi nedir?

  1. İki kalkanın aynı malzemelerden yapıldığını söyler.
  2. İki malzeme betimlemesini paralel hâle getirerek karşıtlığın kolay izlenmesini sağlar.
  3. Kalkanın resmî ve bilimsel bir tanımını verir.
Cevabı göster

İki malzeme betimlemesini paralel hâle getirerek karşıtlığın kolay izlenmesini sağlar.

Remember the dynamo? Anlatım akışı

4:27

Dinamoyu hatırladınız mı?

Magnetism creates electric currents.

4:29

Manyetizma elektrik akımları yaratır.

Anlatım akışı

Remember the dynamo? ile önceki bilgiyi hatırlatma

Remember the dynamo? dinleyicileri daha önce sunulan bir fikre geri yönelten kısa bir hatırlatma sorusudur. Burada, manyetizmanın elektrik akımları oluşturması açıklanmadan önce dinamonun yeniden hatırlanmasını sağlar. Konuşmacının asıl amacı hafızayı sınamak veya bir cevap beklemek değildir. Bu soru açıklamayı düzenler: önce eski fikri yeniden etkinleştirir, sonra bir sonraki neden-sonuç adımını anlamak için onu kullanır.

Alıştırma

Bu açıklamada Remember the dynamo? sorusunun temel görevi nedir?

  1. Sonraki bağlantıyı kurmadan önce önceki bir fikri yeniden etkinleştirmek
  2. Dinleyicilerden dinamoyu sesli olarak tanımlamalarını istemek
  3. Dinamoyu tamamen yeni bir konu olarak tanıtmak
Cevabı göster

Sonraki bağlantıyı kurmadan önce önceki bir fikri yeniden etkinleştirmek

Earth in the 21st century is covered in millions of kilometers

4:31

21. yüzyılda Dünya, milyonlarca kilometreyle kaplıdır

of wires transporting electricity and a complex grid

4:35

elektrik taşıyan teller ve bu aktarımı mümkün kılan

of machines like transformers that make this transfer possible.

4:38

transformatörler gibi makinelerden oluşan karmaşık bir ağ.

A CME's energy can induce currents in our power grid Kelime

4:42

Bir CME'nin enerjisi güç şebekemizde akımlar indükleyebilir

Kelime

induce currents: elektromanyetik yolla akım oluşturmak

Fizikte induce currents, elektromanyetik indüksiyon yoluyla elektrik akımlarının oluşmasına neden olmak demektir. Değişen bir manyetik alan bir iletkeni etkiler ve iletkenin içinde akım oluşur; enerji, önceden var olan bir akımı şebekeye taşımaz. Kalıp induce + current(s) şeklindedir ve neden özne olur: A changing field induces a current. Altyazıda bu neden olarak CME'nin enerjisi gösterilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü teknik kalıpla tamamlayın: A changing magnetic field can ____ in nearby wires.

Cevabı göster

induce currents

that can either completely shut it down

4:45

ve bu akımlar ya onu tamamen kapatabilir

or worse, Anlatım akışı

4:47

ya da daha kötüsü,

destroy the transformer stations that keep our grid running.

4:48

şebekemizi çalışır durumda tutan trafo istasyonlarını yok edebilir.

Anlatım akışı

or worse: daha ciddi bir sonuca geçiş

“Or worse”, iki olası sonucu ciddiyetlerine göre sıralayarak düzenler. Ardından gelen sonuç, önceki sonuçtan daha ciddi olarak sunulur. Burada worse yalnızca hemen yanındaki destroy fiilini değil, ardından gelen olasılığın tamamını, yani trafo merkezlerinin yok edilmesini değerlendirir. Bu yapı, risk listesindeki ciddiyet artışını hemen fark etmeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz, or ile başlayan ve ikinci riskin daha ciddi olduğunu belirten iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The leak could damage the carpet, ____, ruin the floor below.

Cevabı göster

or worse

This has happened already,

4:52

Bu zaten oldu,

like when the Quebec power grid failed after a strong solar storm in 1989.

4:53

1989'daki güçlü bir güneş fırtınasının ardından Quebec elektrik şebekesinin çökmesi gibi.

But in general,

4:59

Ancak genel olarak,

our engineers know how to deal with these storms,

5:00

mühendislerimiz bu fırtınalarla nasıl başa çıkacaklarını biliyorlar,

and so we usually don't even notice.

5:02

bu yüzden genellikle farkına bile varmayız.

The last time a solar hurricane washed over Earth

5:05

Bir güneş kasırgası Dünya'yı son sildiğinde

was in 1859,

5:07

yıl 1859'du,

the Carrington event, Kültür

5:09

Carrington olayı,

the largest geomagnetic storms ever observed on Earth.

5:11

Dünya'da şimdiye kadar gözlemlenen en büyük jeomanyetik fırtınalar.

Kültür

Carrington event: 1859’un tarihsel ölçütü

Carrington olayı, 1859’da meydana gelen olağanüstü güçlü bir güneş fırtınası ile bunun yol açtığı jeomanyetik bozulmanın yerleşik adıdır. Bu cümlede ad, genel bir güneş fırtınası türünü değil, belirli bir tarihsel olayı tanımlar. Bu olay bir karşılaştırma ölçütü olarak kullanılır. Daha sonraki güneş fırtınalarının gücü ve modern elektrik şebekelerine verebilecekleri zarar, bu ünlü örnekle karşılaştırılarak anlaşılabilir.

Alıştırma

Örnekte Carrington event neyi tanımlar?

  1. 1859’da gözlemlenen belirli ve aşırı güçlü bir jeomanyetik fırtına
  2. Bir tür trafo merkezi
  3. Bütün güneş fırtınalarının genel adı
Cevabı göster

1859’da gözlemlenen belirli ve aşırı güçlü bir jeomanyetik fırtına

Massive auroras occurred as far south as the Caribbean.

5:15

Karayipler kadar güneyde devasa auroralar meydana geldi.

In some places,

5:19

Bazı yerlerde,

they were so bright that people got up, Dilbilgisi

5:20

o kadar parlaktı ki insanlar ayağa kalktı,

thinking the sun was rising.

5:22

güneşin doğduğunu düşünerek.

Dilbilgisi

so bright that ...: dereceyi sonuca bağlamak

so + sıfat + that + yan cümle yapısı, yüksek bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Bu cümlede so bright parlaklığın derecesini, that people got up ise gözlemlenen sonucu belirtir. That burada bir sonuç cümlesi başlatır; ilgi zamiri değildir. Cümle, kutup ışıklarının insanlara şafak söküyormuş gibi görünecek kadar parlak olduğunu söyler; güneşin gerçekten doğduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi so ... that sonuç yapısıyla tamamlayın: The music was ____ loud ____ we could hear it from outside.

Cevabı göster

so · that

Luckily,

5:24

Neyse ki,

we only had one sort of modern technology,

5:24

sadece tek bir modern teknolojimiz vardı,

telegraph systems.

5:27

telgraf sistemleri.

They failed all over the world,

5:29

Tüm dünyada arızalandılar,

shocking their operators and chucking out sparks. Öbek fiiller

5:31

operatörlerini şoke ettiler ve kıvılcımlar saçtılar.

Öbek fiiller

chucking out sparks: kıvılcımları güçlü biçimde dışarı saçmak

Chuck out genellikle bir şeyi dışarı fırlatmak veya göndermek anlamına gelen, fiziksel hareket vurgulu ve gündelik bir ifadedir. Bu cümlede chucking out sparks, arızalanan telgraf sistemlerinin dışarı kıvılcım püskürtmesini canlı bir şekilde anlatır. Bir operatörün kıvılcımları bilerek atması anlamına gelmez. Makineleri veya olayları anlatırken bağlam, chuck out ifadesine “üretip güçlü bir şekilde dışarı göndermek” anlamını verebilir.

Alıştırma

The damaged cable was chucking out sparks cümlesinde chucking out ne anlama gelir?

  1. kıvılcımları güçlü bir şekilde dışarı saçmak
  2. istenmeyen kıvılcımları bilerek çöpe atmak
  3. hafif bir tıklama sesi çıkarmak
Cevabı göster

kıvılcımları güçlü bir şekilde dışarı saçmak

Today,

5:34

Bugün,

we have a tad more technology, Kelime

5:35

biraz daha fazla teknolojimiz var,

Kelime

a tad more ile mizahi hafife alma

Sözcük anlamıyla olağan kullanımında a tad more, “biraz daha fazla” demektir. Tad, az miktar belirten gündelik bir isimdir; a tad ise more gibi bir karşılaştırma ifadesinin önünde derece bildirir. Burada 1859 ile günümüz arasındaki teknoloji farkı açıkça çok büyüktür, küçük değildir. Buna a tad more demek değişimi bilerek küçük gösterir ve sözlerle gerçek arasındaki farktan sakin bir mizah çıkarır.

Alıştırma

Bir kasaba eski bir bisikleti, elektrikli otobüslerden oluşan büyük bir filoyla değiştiriyor. Biri 'We have a tad more transport now.' diyor. Konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Ulaşım araçlarında gerçekten çok küçük bir artış vardır.
  2. Artış aslında çok daha büyüktür, fakat mizah için küçükmüş gibi anlatılmıştır.
  3. Kasabada eskisinden daha az ulaşım aracı vardır.
Cevabı göster

Artış aslında çok daha büyüktür, fakat mizah için küçükmüş gibi anlatılmıştır.

and our luck may run out soon. Deyimler

5:36

ve şansımız yakında tükenebilir.

Deyimler

luck may run out ifadesinin anlamı

Luck runs out dendiğinde olumlu sonuçların sürdüğü bir dönem biter; böylece daha önce kaçınılan kötü sonuç sonunda gerçekleşebilir. Burada run out fiziksel olarak koşup dışarı çıkmak değildir; şansı tükenebilen bir şey gibi gösterir. May bunun gerçekleşmiş bir olay değil, bir olasılık veya uyarı olduğunu belirtir. Bu fikir tekrarlanan risklere, galibiyet serilerine ve tehlikeden kıl payı kurtulmalara da aktarılabilir.

Alıştırma

Leo birkaç rastgele tahminde bulundu ve hepsi doğru çıktı, ancak his luck may run out. Son bölüm ne anlama geliyor?

  1. Dışarı çıkıp koşabilir.
  2. Kesinlikle doğru tahmin etmeye devam edecektir.
  3. Şanslı gidişi sona erebilir.
Cevabı göster

Şanslı gidişi sona erebilir.

Another bad solar storm is bound to happen eventually. Dilbilgisi

5:39

Bir başka kötü güneş fırtınasının er ya da geç olması kaçınılmazdır.

Dilbilgisi

is bound to happen: neredeyse kesin bir tahmin

Be bound to + fiilin yalın hâli, çok yüksek kesinlik taşıyan bir tahmini ifade eder. Buradaki is bound to happen, bu tür olaylar tekrarlanan doğal örüntüler izlediği için konuşanın başka bir şiddetli Güneş fırtınasının neredeyse kesinlikle gerçekleşmesini beklediğini anlatır. Olay için belirlenmiş bir tarih olduğu anlamına gelmez. Eventually, olayı uzun vadeli gelecekte belirsiz bir zamana yerleştirir. İfade, olayın neredeyse kaçınılmaz olduğunu söylerken tam zamanını belirsiz bırakır.

Alıştırma

Tam zamanı belirtmeden güçlü bir tahmin ifade eden cümle hangisidir?

  1. A similar failure may happen eventually.
  2. A similar failure is bound to happen eventually.
  3. A similar failure happened at noon.
Cevabı göster

A similar failure is bound to happen eventually.

A storm as strong as the Carrington event

5:43

Carrington olayı kadar güçlü bir fırtına

missed Earth only by a small margin in 2012. Kalıp ifadeler

5:45

2012'de Dünya'yı kıl payı ıskaladı.

Kalıp ifadeler

missed Earth only by a small margin: Dünya'yı az farkla ıskaladı

Miss + hedef + by + mesafe veya miktar yapısı, bir şeyin hedefe çarpmadığını ya da ulaşmadığını belirtir; by ise aradaki farkın büyüklüğünü gösterir. Bu nedenle missed Earth by a small margin, fırtınanın Dünya'nın çok yakınından geçtiğini ama ona çarpmadığını anlatır. Only, aradaki farkın küçük olduğunu vurgular. Cümle, büyük bir güvenli mesafeyi ya da bir kişinin fırsatı bilerek kaçırmasını değil, çarpışmanın çok az farkla gerçekleşmediğini anlatır.

Alıştırma

The asteroid missed the satellite by a small margin. Bu cümle ne anlama gelir?

  1. Asteroit uyduya çarpmadan çok yakınından geçti.
  2. Asteroit uyduya hafifçe çarptı.
  3. Asteroit uydudan çok uzakta kaldı.
Cevabı göster

Asteroit uyduya çarpmadan çok yakınından geçti.

Studies projected that it would have inflicted serious damage to electronic systems globally, Dilbilgisi

5:48

Araştırmalar, bunun küresel çapta elektronik sistemlere ciddi hasar vereceğini öngördü,

costing up to $2.6 trillion to the US alone.

5:53

sadece ABD'ye 2.6 trilyon dolara mal olabilirdi.

Dilbilgisi

would have inflicted serious damage: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonuç

Would have inflicted, gerçekleşmemiş bir geçmiş koşulun beklenen sonucunu anlatır. Burada söylenmeden bırakılan koşul, fırtınanın Dünya'ya çarpmasıdır. Bu nedenle zarar, gerçekten yaşanmış bir olay değil, varsayımsal olarak öngörülen bir sonuçtur. Yapı would have + geçmiş zaman ortacı şeklindedir: would have inflicted. Geçmişe bakıp koşullar farklı olsaydı sonucun ne olacağını anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Gerçekleşmemiş bir geçmiş koşulun beklenen sonucunu göstermek için cümleyi damage fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The safety system stopped the surge. Without it, the surge ____ the equipment.

Cevabı göster

would have damaged

The time to replace all the damaged systems

5:57

Hasarlı tüm sistemleri değiştirme süresinin

was estimated at between 4 and 10 years.

6:00

4 ila 10 yıl arasında olacağı tahmin ediliyordu.

It's hard to say how bad it could have been. Dilbilgisi

6:03

Ne kadar kötü olabileceğini söylemek zor.

Dilbilgisi

It's hard to say how bad it could have been: ne kadar kötü olabileceğini söylemek zor

It's hard to say, kendinden emin bir yargıya varmak için yeterli kanıt olmadığını belirtir. Bir tahmini gerçekmiş gibi sunmak yerine değerlendirmeyi temkinli hâle getiren kişisiz bir ifadedir. How bad it could have been, gerçekleşmemiş bir geçmişte zararın ne derece kötü olabileceğiyle ilgili dolaylı bir sorudur. say fiilinden sonra daha büyük bir cümlenin içine girdiği için düz cümle sırasını korur: how bad it could have been; how bad could it have been değil.

Alıştırma

Hangi cümle gerçekleşmemiş olası bir geçmiş sonucu doğru ve temkinli biçimde değerlendirir?

  1. It's hard to say how bad it could have been.
  2. It's hard to say how bad could it have been.
  3. It's hard to say how bad it has been.
Cevabı göster

It's hard to say how bad it could have been.

Experts disagreed.

6:05

Uzmanlar aynı fikirde değildi.

Some assumed there would just be temporary blackouts,

6:07

Bazıları sadece geçici elektrik kesintileri olacağını varsaydı,

but others worried it could be much worse.

6:09

ancak diğerleri durumun çok daha kötü olabileceğinden endişe etti.

We won't know for sure until a big solar hurricane hits us.

6:12

Büyük bir güneş kasırgası bizi vurana kadar kesin olarak bilemeyeceğiz.

The probability of such an event is estimated to be 12% per decade.

6:16

Böyle bir olayın olasılığının on yılda %12 olduğu tahmin edilmektedir.

That's about a 50-50 chance Kalıp ifadeler

6:20

Bu, kabaca yarı yarıya bir ihtimal demek

of at least one in the next 50 years.

6:22

önümüzdeki 50 yıl içinde en azından bir kez.

Kalıp ifadeler

a 50-50 chance of: yaklaşık olarak eşit olasılıklar

Bu cümlede a 50-50 chance of, olayın gerçekleşme ve gerçekleşmeme olasılıklarının yaklaşık olarak eşit olduğu anlamına gelir. Olay sayısını değil, aşağı yukarı eşit olasılıkları anlatır. Kalıp a 50-50 chance of + isim öbeği veya -ing biçimidir. Burada about tahminin yaklaşık olduğunu gösterir; one ise daha önce sözü edilen türden en az bir olayı temsil eder.

Alıştırma

Yaklaşık olarak eşit olasılık anlamına gelen, 50-50 ile kurulan dersteki kesin ifadeyle cümleyi tamamlayın: There is ____ rain during the picnic.

Cevabı göster

a 50-50 chance of

And there is more unsettling news.

6:25

Ve daha rahatsız edici haberler var.

A 2019 paper found that even calm stars like our sun

6:28

2019'da yapılan bir makale, güneşimiz gibi sakin yıldızların bile

can create superflares every few thousand years.

6:32

her birkaç bin yılda bir süper patlamalar yaratabileceğini buldu.

Eruptions orders of magnitude stronger Kalıp ifadeler

6:36

Güneş sisteminde gözlemlediğimiz en güçlü fırtınalardan

than the strongest storms we have observed in the solar system.

6:38

büyüklük sırasına göre daha güçlü patlamalar.

Kalıp ifadeler

orders of magnitude stronger than: onluk kuvvet basamakları arasındaki farklar

Orders of magnitude stronger than, yalnızca fark edilir derecede değil, onluk kuvvetlerin birkaç basamağı kadar daha güçlü demektir. Bir order of magnitude yaklaşık on katlık bir farka karşılık gelir; çoğul orders ise genellikle yaklaşık yüz kat veya daha büyük bir farkı gösterir. Burada orders, order of magnitude ölçüm teriminin parçasıdır; emirler anlamına gelmez. Yapı orders of magnitude + karşılaştırma sıfatı + than biçimindedir; orders of magnitude stronger than, faster than veya larger than gibi. Bu cümlede patlamaların Güneş sisteminde gözlemlenen bütün fırtınaları çok büyük ölçüde aşabileceğini vurgular.

Alıştırma

Dersteki kesin bilimsel ifadeyi kullanın: The magnetic field near a neutron star can be ____ Earth's magnetic field.

Cevabı göster

orders of magnitude stronger than

If such a storm hits us unprepared,

6:42

Eğer böyle bir fırtına bizi hazırlıksız yakalarsa,

the consequences could be catastrophic.

6:44

sonuçları felaket olabilir.

It's hard to overstate how much we depend on electricity. Kalıp ifadeler

6:47

Elektriğe ne kadar bağımlı olduğumuzu abartmak zordur.

Kalıp ifadeler

It's hard to overstate how much...: son derece güçlü vurgu

Burada It's hard to overstate how much, derecenin son derece yüksek olduğunu anlatır: çok güçlü ifadeler kullanılsa bile bunlar muhtemelen abartı sayılmaz. Konuşmacı elektriğe bağımlılığımızı kesin bir dille vurgular; derecenin bilinmediğini söylemez. It's hard to overstate how much + yan cümle kalıbı; bağımlılık, etki, önem veya değişimin olağanüstü derecede büyük olduğunu vurgulamak için kullanılabilir.

Alıştırma

“It's hard to overstate how much the town relies on volunteers” cümlesinde It's hard to overstate how much ne anlama gelir?

  1. İnsanlar kasabanın gönüllülere bağımlılığını sık sık abartır.
  2. Kasabanın gönüllülere bağımlılığı son derece büyüktür.
  3. Kasabanın gönüllülerden yararlanıp yararlanmadığını bilmek imkânsızdır.
Cevabı göster

Kasabanın gönüllülere bağımlılığı son derece büyüktür.

It's not just the lights at home, Anlatım akışı

6:50

Sadece evdeki ışıklar değil,

it means no computers,

6:52

bilgisayar yok demek,

no communication,

6:54

iletişim yok demek,

no navigation.

6:55

navigasyon yok demek.

Anlatım akışı

It's not just... it means no..., no..., no...: kapsamı genişletmek

Cümle önce evdeki ışıkların sönmesi gibi dar kapsamlı bir sonucu verir, ardından bu sınırlı bakışı It's not just... ile düzeltir. Işıklar yine de etkilenir; not just, bunun tek sonuç olmadığını anlatır. Burada it means, elektriğin olmamasından kaynaklanan diğer sonuçları tanıtır. Tekrarlanan no computers, no communication, no navigation ifadeleri paralel bir liste oluşturur. no sözcüğünü tekrarlamak her sonuca eşit ağırlık verir ve genişleyen etkiyi izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle önce dar bir bakışı düzeltip ardından sonucu paralel bir listeyle genişletir?

  1. A power cut is not just a dark room; it means no lifts, no alarms, and no internet.
  2. A power cut is just a dark room, with no other effects.
  3. A power cut is not a dark room; it means the room still has lights.
Cevabı göster

A power cut is not just a dark room; it means no lifts, no alarms, and no internet.

A sustained power outage might lead to a breakdown of the supply chain, Kalıp ifadeler

6:56

Sürekli bir elektrik kesintisi tedarik zincirinin çökmesine,

Kalıp ifadeler

lead to a breakdown of: bir sistemin işlemez hâle gelmesine yol açmak

Lead to bir nedeni onun sonucuna bağlar. Bu cümlede olası neden uzun süreli elektrik kesintisi, olası sonuç ise tedarik zincirinin ciddi biçimde işlemez hâle gelmesidir. Might bunun kesin değil, olası bir sonuç olduğunu gösterir. A breakdown of, düzenli işleyen bir sistemin, sürecin, ilişkinin ya da iletişimin artık gerektiği gibi çalışmaması demektir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp şudur: neden + lead to + a breakdown of + sistem veya süreç.

Alıştırma

Cümleyi dersteki neden-sonuç ifadesiyle tamamlayın: Poor coordination can ____ communication between teams.

Cevabı göster

lead to a breakdown of

water supply systems failing,

7:01

su tedarik sistemlerinin arızalanmasına,

and hospital generators running dry. Deyimler

7:03

ve hastane jeneratörlerinin yakıtının bitmesine yol açabilir.

Deyimler

running dry: bir kaynağın tükenmesi

Run dry, kullanılabilir kaynağın çok az kalana ya da tamamen bitene kadar tüketilmesi demektir. Burada jeneratörler gerçek anlamda kurumaz; onları çalıştıran yakıt tükenmektedir. Running dry, lead to’dan sonra sıralanan sonuçlardan birindeki -ing biçimidir. Aynı ifade bir tankın, fonun, stoğun veya fikir kaynağının tükenmesini de anlatabilir.

Alıştırma

Without another fuel delivery, the backup generators could ____ by morning. Jeneratörlerin yakıtının tükenebileceğini anlatan ifade hangisidir?

  1. run dry
  2. run smoothly
  3. dry out
Cevabı göster

run dry

Supermarkets not being refilled

7:05

Süpermarketler yeniden doldurulamaz

while food rots in the fields.

7:07

yiyecekler tarlalarda çürürken.

The lack of power might make it extremely hard to reboot our broken power grid, Dilbilgisi

7:10

Elektrik eksikliği, bozulan elektrik şebekemizi yeniden başlatmayı son derece zorlaştırabilir,

taking years or decades to restart our starving civilization.

7:14

açlıktan kırılan medeniyetimizi yeniden başlatmak yıllar veya on yıllar alabilir.

Dilbilgisi

make it extremely hard to + fiil

make it + sıfat + to do yapısında it, belirli bir şeye gönderme yapmayan biçimsel bir nesnedir. Asıl değerlendirilen eylem to'dan sonra gelir; burada bu eylem to reboot our broken power grid ifadesidir. Özne nedeni belirtir, sıfat ise bu nedenin sonraki eylemi nasıl etkilediğini açıklar. Elektrik eksikliği şebekeyi yeniden çalıştırma eylemini son derece zorlaştırır; hard doğrudan power grid ifadesini nitelemez.

Alıştırma

make it + sıfat + to kalıbını ve hard sıfatını kullanarak cümleyi tamamlayın: A weak internet connection can ____ join the class.

Cevabı göster

make it hard to

Okay,

7:19

Tamam,

time to panic.

7:20

panik zamanı.

As much as daily newspapers might like for solar storms Dilbilgisi

7:21

Günlük gazeteler güneş fırtınalarının

to send us back to the Stone Age, Deyimler

7:24

bizi Taş Devri'ne geri göndermesini ne kadar istese de,

they probably won't.

7:26

muhtemelen yapmayacaklar.

Dilbilgisi

As much as ... ile miktar değil ödünleme anlatmak

Bir yan cümlenin başında as much as ödünleme ilişkisi kurabilir. Burada gazeteler güneş fırtınalarının bu çarpıcı sonucu doğurmasını ister gibi görünse bile ana cümle beklentiyi tersine çevirir: Fırtınalar muhtemelen bunu yapmayacaktır. might like for ... ifadesi alaycıdır; bütün gazetelerin gerçekten felaket istediği yönünde kelimesi kelimesine bir iddia değildir. They, solar storms ifadesine gönderme yapar; won't ise daha önce geçen send us back to the Stone Age sözlerini tekrar etmeden kullanılır.

Alıştırma

Cümlede As much as ... nasıl bir ilişki kuruyor?

  1. Her gazetenin güneş fırtınalarını tam olarak ne kadar istediğini gösteren bir miktar karşılaştırması.
  2. Ödünleme: Gazeteler bu çarpıcı sonucu ister gibi görünse bile, sonuç muhtemelen gerçekleşmeyecek.
  3. Neden: Gazetelerin istekleri, güneş fırtınalarının uygarlığı geriye götürmesine yol açacak.
Cevabı göster

Ödünleme: Gazeteler bu çarpıcı sonucu ister gibi görünse bile, sonuç muhtemelen gerçekleşmeyecek.

Deyimler

bizi Taş Devri'ne geri göndermek

send someone back to the Stone Age kalıbı, yaşamı son derece ilkel hâle getirecek kadar çok modern teknoloji ve altyapıyı yok etmek ya da işlemez duruma getirmek anlamına gelir. Buradaki us genel olarak toplumu ifade eder; bir grubun kelimenin gerçek anlamıyla zamanda geriye götürülmesini değil. Bu cümlede gazeteler, çarpıcı bir felaket haberi istiyormuş gibi gösteriliyor. İfade bilinçli bir abartıdır: Konuşan kişi, güneş fırtınalarının böyle tam bir çöküşe yol açmasının olası olmadığını söylüyor.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Herkesi gerçek anlamda uzak geçmişe götürmek
  2. İnsanların tarih öncesi dönemleri incelemesini sağlamak
  3. Modern teknoloji ve altyapının aşırı ölçüde tamamen çökmesine yol açmak
Cevabı göster

Modern teknoloji ve altyapının aşırı ölçüde tamamen çökmesine yol açmak

Fortunately,

7:27

Neyse ki,

even though solar storms aren't preventable, Dilbilgisi

7:28

güneş fırtınaları önlenemez olsa da,

virtually all of their nasty side effects are.

7:30

neredeyse tüm kötü yan etkileri önlenebilir.

Dilbilgisi

even though ... aren't preventable, ... are: ödünleme ve eksilti

Even though, ana düşünceyle çelişiyor gibi görünen gerçek bir durumu sunar. Buna ödünleme denir. Güneş fırtınaları önlenemez, ancak bu onların zararlı etkilerinin de önlenemeyeceği anlamına gelmez. Sondaki are, are preventable anlamına gelir. Eksik sözler açıkça anlaşılıyorsa İngilizcede be fiilinin bir biçiminden sonra tekrarlanan tümleç atılabilir. Bu bir eksiltidir: preventable sözcüğünü tekrarlamayı önler ve karşıtlığı güçlendirir. Virtually all, istisnasız her biri değil, “neredeyse tamamı” demektir.

Alıştırma

Örnekteki ödünleme bağlayıcısı ve be fiilinin eksiltili bir biçimiyle tamamlayın: ____ earthquakes aren't preventable, many injuries ____.

Cevabı göster

Even though · are

Scientists observing the sun

7:33

Güneşi gözlemleyen bilim insanları

have a few hours up to a few days to see a CME coming. Dilbilgisi

7:35

bir CME'nin geldiğini görmek için birkaç saat ila birkaç gün arası bir süreye sahiptir.

Dilbilgisi

see a CME coming: see + nesne + -ing

See + nesne + -ing yapısı, bir eylemi veya olayı fark edildiği anda zaten sürmekte ya da gelişmekte olan bir süreç olarak sunar. Burada a CME nesnedir; coming ise CME'nin izlenen alana doğru yaklaşmasını anlatır. Bu cümlede see yalnızca tahmin etmek değil, gözlem yoluyla tespit etmek anlamındadır. Yapı, bir sürecin erken işaretlerine odaklandığı için uyarı ve risk izleme bağlamlarına uygundur.

Alıştırma

see, the storm ve coming sözcüklerini see + nesne + -ing yapısına göre sıralayın: The radar team can ____ hours before it arrives.

Cevabı göster

see the storm coming

And the engineers working the systems that keep the world running

7:39

Ve dünyayı çalışır durumda tutan sistemleri işleten mühendisler

are well aware of the risks posed by solar storms. Kalıp ifadeler

7:43

güneş fırtınalarının oluşturduğu risklerin gayet farkındadır.

Kalıp ifadeler

well aware of the risks posed by: kaynak tarafından oluşturulan risklerin tamamen farkında olmak

Well aware of, bir şeyin tamamen veya açıkça farkında olmak anlamına gelir; well, aware sözcüğünün derecesini güçlendirir. Ardından of + isim öbeği gelir; burada bu öbek the risks ifadesidir. Posed by solar storms, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir ve the risks that are posed by solar storms anlamına gelir. Risk dilinde pose, tehlike yaratmak veya ortaya çıkarmak demektir; bu nedenle ifade risklerin kaynağını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, uzmanların uzay havasının yarattığı riskleri açıkça anladığını en doğal ve resmî şekilde bildirir?

  1. The engineers are well aware of the risks posed by solar storms.
  2. The engineers know well the risks posed from solar storms.
  3. The engineers are aware about the risks made by solar storms.
Cevabı göster

The engineers are well aware of the risks posed by solar storms.

Transformers and substations can be taken offline, Kelime

7:46

Transformatörler ve trafo merkezleri çevrimdışı bırakılabilir,

short preventative blackouts,

7:50

kısa önleyici elektrik kesintileri yapılabilir,

or in other words, Anlatım akışı

7:52

veya başka bir deyişle,

by unplugging stuff.

7:53

bir şeylerin fişini çekerek.

Kelime

be taken offline: devre dışı bırakılmak

Bu teknik bağlamda be taken offline, “geçici olarak durdurulmak veya çalışan sistemden ayrılmak” anlamına gelir. Transformatörler ve trafo merkezleri önlem amacıyla bilinçli şekilde hizmetten çıkarılır; bu, bozuldukları veya fiziksel olarak başka yere taşındıkları anlamına gelmez. Edilgen be + taken + offline yapısı, eylemi kimin yaptığını söylemeden etkilenen ekipmanı öne çıkarır. Aynı yapı makineler, sunucular ve hizmetler için de yaygındır.

Alıştırma

"The payment system will be taken offline for maintenance" cümlesi ne anlama gelir?

  1. Birisi sistemi fiziksel olarak kablolarından uzağa taşıyacak.
  2. Sistem internet bağlantısını kazara kaybedecek.
  3. Birisi sistemi bilinçli olarak geçici süreyle kullanılamaz hâle getirecek.
Cevabı göster

Birisi sistemi bilinçli olarak geçici süreyle kullanılamaz hâle getirecek.

Anlatım akışı

in other words: başka bir deyişle

In other words bir yeniden ifade etme işaretidir: konuşan kişi aynı düşünceyi daha açık, basit veya tanıdık bir şekilde söylemek üzeredir. Burada teknik bir açıklamayı sade bir açıklamaya dönüştürür; ayrı bir eylem daha eklemez. Bu ifade, ikinci anlatımı ilkine bağlayarak bilgiyi düzenler. Yaygın yapı şöyledir: açıklama + in other words, + yeniden ifade.

Alıştırma

İkinci bölümün ilk bölümü yeniden ifade ettiğini göstermek için cümleyi en iyi hangi bağlayıcı tamamlar? The ticket is nonrefundable; ____, you cannot get your money back after buying it.

  1. for example
  2. in addition
  3. in other words
Cevabı göster

in other words

Engineers can open up extra lines to dissipate the extra power,

7:54

Mühendisler ekstra gücü dağıtmak için ekstra hatlar açabilirler,

and with investments and upgrades cheap compared to those other natural disasters require, Dilbilgisi

7:58

ve diğer doğal afetlerin gerektirdiğine kıyasla ucuz olan yatırımlar ve yükseltmelerle,

we could protect the world's electric grid against even the nastiest of storms.

8:03

dünyanın elektrik şebekesini en kötü fırtınalara karşı bile koruyabiliriz.

Dilbilgisi

those other natural disasters require yapısındaki those

Burada those, çoğul isim grubu investments and upgrades yerine geçer. Doğal afetlerin kendisini değil, diğer doğal afetler için gereken yatırım ve iyileştirmeleri ifade eder. those other natural disasters require yapısında ilgi zamiri that düşürülmüştür: those [that] other natural disasters require. other natural disasters sözcükleri require fiilinin öznesidir; those ise anlamca onun nesnesidir. Karşılaştırma, bu yatırım ve iyileştirmelerin diğer doğal afetler için gerekenlere göre ucuz olduğunu söyler; require, cheap sözcüğüne bağlanmaz.

Alıştırma

“The safety upgrades for this school are cheaper than those most hospitals require,” cümlesinde “those” neyi ifade eder?

  1. bu okulun fiyatı
  2. çoğu hastanenin ihtiyaç duyduğu güvenlik iyileştirmeleri
  3. çoğu hastane
Cevabı göster

çoğu hastanenin ihtiyaç duyduğu güvenlik iyileştirmeleri

But we do need to prepare. Dilbilgisi

8:08

Ancak hazırlanmamız gerekiyor.

Dilbilgisi

do need yapısındaki vurgulu do

Olumlu bir cümlede vurgu yapmak için need fiilinin yalın hâlinden önce do eklenebilir: do + need. Bu yapı, hazırlanmanın gerçekten gerekli olduğunu belirtir ve çoğu zaman bir izlenimi düzeltmek ya da bir sonucu güçlendirmek için kullanılır. Vurgusuz But we need to prepare. yalnızca gerçeği bildirir. But we do need to prepare. ise ek bir karşıtlık verir: tehlike yönetilebilir olabilir, ama yine de hazırlanmamız gerekir.

Alıştırma

Hazırlanmanın gereksiz olduğu iddiasını vurgulu do kullanarak düzeltin: We ____ to prepare.

Cevabı göster

do need

While the risk is manageable,

8:10

Risk yönetilebilir olsa da,

it is real.

8:12

gerçektir.

For while our sun bathes us in warm and pleasant light, Deyimler

8:13

Çünkü güneşimiz bizi sıcak ve hoş bir ışıkla yıkarken,

one day it might send a monster our way

8:16

bir gün bize bir canavar gönderebilir

that we better be ready for. Dilbilgisi

8:20

bunun için hazır olsak iyi olur.

Deyimler

“bizi sıcak ve hoş bir ışıkla yıkamak” ... “yolumuza bir canavar göndermek”

“bathes us in warm and pleasant light” ifadesinde bathes bir mecazdır: Güneş, sanki ılık su gibi bir ışıkla bizi nazikçe kaplıyormuş gibi anlatılır. Bu ifade, sıradan güneş ışığının verdiği rahatlığı ve bolluğu vurgular; gerçek anlamda yıkanmaktan söz etmez. “send a monster our way” ifadesinde monster, tehlikeli bir güneş olayını, büyük olasılıkla çok güçlü bir güneş fırtınasını canlı bir biçimde anlatan mecazdır. Our way, bize doğru veya yolumuza doğru anlamına gelir. Bu iki imge, Güneş'in hoş ve tehditkâr olabilecek yönlerini yan yana getirerek son uyarıyı akılda kalıcı hâle getirir.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan iki ifade nasıl bir karşıtlık oluşturuyor?

  1. Güneş'i hem rahatlatıcı bir ışık kaynağı hem de olası bir tehlike kaynağı olarak gösterirler.
  2. Güneş'in insanları gerçekten yıkadığını ve canavarlar gönderdiğini söylerler.
  3. Güneş ışığının yalnızca canavarlar yakındayken hoş olduğunu gösterirler.
  4. İkisi de tehlikeli olan iki farklı gezegeni karşılaştırırlar.
Cevabı göster

Güneş'i hem rahatlatıcı bir ışık kaynağı hem de olası bir tehlike kaynağı olarak gösterirler.

Dilbilgisi

“hazırlıklı olsak iyi olur”

“we better be ready” ifadesi, konuşma dilindeki “we had better be ready” kısaltmasıdır. Had better, genellikle hazırlıklı olunmazsa kötü bir sonuç doğabileceğini ima eden güçlü bir tavsiye veya uyarı verir; should'dan daha kuvvetlidir. Burada be ready, olası canavara karşı hazırlık yapmak anlamındadır. Buradaki better, “daha iyi” anlamındaki karşılaştırma zarfı değildir. Özenli yazıda had korunur ve “we had better be ready” denir. Tam yapı be ready for something şeklindedir; bu nesne bir ilgi cümlesinin başına taşındığında for edatının sonda kalması doğaldır: “the monster that we had better be ready for”.

Alıştırma

Bu cümlede we better be ready ne anlama geliyor?

  1. Zaten hazır olduğumuz anlamına gelir.
  2. Güçlü bir uyarı veya tavsiye veren we had better be ready ifadesinin konuşma dilindeki biçimidir.
  3. Hazırlanma konusunda başka birinden daha iyi olduğumuz anlamına gelir.
  4. Acil durum hissi taşımayan yumuşak bir öneridir.
Cevabı göster

Güçlü bir uyarı veya tavsiye veren we had better be ready ifadesinin konuşma dilindeki biçimidir.