En İyi 10 Gerçek - Aşk: İngilizce çalışma notları
LEMMiNO
Video özeti: Aşka bakan bu video beyni, kalp simgesini, arkadaşlığı, çekiciliği ve çiftlerin uyumunu ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “As far as historians can tell,” — Söylem, anlatı ve retorik: tarihsel bir iddiayı kesinlik değil, kanıtlarla sınırlı bir sonuç olarak sunun. 2. “comes at the cost of” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir kazancın kayıp getirdiğini, burada yakın arkadaşlarla geçirilen zamanın azaldığını anlatın. 3. “The more symmetrical your body is, specifically your face, the more attractive you are.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki değişimi “the more..., the more...” ile bağlayın ve yüz bölümünü araya giren açıklama olarak tanıyın.
Bu derste
one of the most popular and most celebrated holidays across the globe. Dilbilgisi
0:12dünya çapında en popüler ve en çok kutlanan tatillerden biri.
en popüler ve en çok kutlanan bayramlardan biri
one of the most popular and most celebrated holidays ifadesinde öbeğin temel öğesi one'dır. of ile başlayan bölüm, bu öğenin ait olduğu grubu belirtir; bu nedenle sayılabilen holidays adı çoğuldur. most popular ve most celebrated ifadeleri paralel biçimde holidays adını niteler. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp one of the + üstünlük bildiren tanım + çoğul sayılabilen addır. Tüm öbek özne olduğunda temel öğe one olduğu için fiil genellikle tekil olur: One of the holidays is...
Alıştırma
Hangi cümle one of the most + sıfat + çoğul sayılabilen ad kalıbını doğru kullanır?
- This is one of the most useful tool in the workshop.
- This is the one of the most useful tools in the workshop.
- This is one of the most useful tools in the workshop.
Cevabı göster
This is one of the most useful tools in the workshop.
as you all know: ortak arka planı belirtmek
as you all know ifadesi, bir sonraki düşünceyi paylaşılan veya bilinen bir arka plan olarak sunarak mesajı düzenler. Konuşmacının ana noktaya geçmeden önce dinleyicilerle ortak bir zemin kurmasına yardımcı olur. Bu ifade çoğu zaman sözbilimsel bir işlev taşır: konuşmacı her dinleyicinin gerçekten bilip bilmediğini kontrol etmez. all sözcüğü, bu varsayımın kapsamlı ve güvenli duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Bir sunumda As you all know, sonraki ifadeden önce temel olarak neyi belirtir?
- Her dinleyicinin ifadeyi doğruladığını kanıtlar.
- Sonraki ifadeyi paylaşılan veya bilinen bir arka plan olarak çerçeveler.
- Sonraki ifadenin gizli olduğu konusunda uyarır.
Cevabı göster
Sonraki ifadeyi paylaşılan veya bilinen bir arka plan olarak çerçeveler.
then it's all about excruciating loneliness. Kelime
0:22o zaman tamamen dayanılmaz bir yalnızlıkla ilgilidir.
Unless you're single: istisna belirtmek
Unless normalde bir istisna getirir; “şu durum dışında” ya da basit bir koşul cümlesinde “if ... not” anlamına gelir. Kendi içinde olumsuz bir koşul taşıdığı için ardından otomatik olarak not getirmeyin. Burada ifade, Sevgililer Günü hakkındaki önceki genel yargıya dönerek bekâr kişileri bu yargının dışında tutuyor. Konuşmacı daha sonra istisna durumunu açıklıyor: Bekâr biri için gün, acı veren bir yalnızlıkla ilgilidir. “Genel yargı, unless ile istisna, istisna için yeni sonuç” akışı günlük konuşmada yaygındır.
Alıştırma
Konuşmacı az önce Sevgililer Günü'nün tamamen aşkla ilgili olduğunu söyledi. Yukarıdaki sözde Unless you're single nasıl bir işlev görüyor?
- Yalnızca bekâr olmayan kişilerin yalnızlık çektiğini söyler.
- Bekâr kişileri, aşk hakkındaki önceki yargının istisnası yapar.
- Dinleyicinin bekâr olup olmadığını sorar.
Cevabı göster
Bekâr kişileri, aşk hakkındaki önceki yargının istisnası yapar.
Excruciating loneliness: aşırı duygusal yoğunluk
Excruciating, neredeyse dayanılmaz hissedilecek kadar şiddetli acı veya sıkıntı veren bir şeyi anlatır. Genellikle fiziksel acı için kullanılsa da bir duyguyu ya da deneyimi yoğunlaştırmak için de kullanılabilir. Excruciating loneliness ifadesinde yalnızlık yalnızca güçlü veya sıradan bir duygu değil, insana duygusal olarak eziyet eden bir durum gibi sunulur. Aşırı ifade bilinçli bir abartıdır ve cümleye kara mizah etkisi verir.
Alıştırma
Hangi durum excruciating loneliness ifadesinin güçlü anlamını zayıflatmadan doğal biçimde kullanılmasını sağlar?
- Bir kişi on sakin dakika yalnız kalır ve biraz sıkılır.
- Bir kişi aylardır sevdiklerinden acı verecek biçimde uzak kalmıştır.
- Bir kişi kalabalık bir otobüste oturacak yer bulamaz.
Cevabı göster
Bir kişi aylardır sevdiklerinden acı verecek biçimde uzak kalmıştır.
Bir şarkı göndermesi olarak“What is love? Baby, don't hurt me”
What is love? sorusunun hemen ardından What Is Love şarkısından kolayca tanınan Baby, don't hurt me dizesi gelir. Konuşmacı gerçek bir konuşma sunmuyor; şarkıya gönderme yapıyor. Bu gönderme, soyut bir soruyu beklenen pop şarkısı sözüyle aniden keserek hızlı bir espri yaratır. Tanınmış bir şarkı sözü bir ifadeyi bu şekilde tamamlıyor veya ona “cevap veriyorsa”, kelimeleri yalnızca gerçek anlamlarıyla okumadan önce bir medya göndermesi olup olmadığına bakın.
Alıştırma
Bu bağlamda What is love? ifadesinin ardından Baby, don't hurt me... gelmesinin temel etkisi nedir?
- Aşkın gerçek anlamda biyolojik bir tanımını verir.
- Konuşmacının bir bebekten tıbbi yardım istediğini bildirir.
- Tanınmış bir şarkıyı alıntılar ve soruyu eğlenceli bir popüler kültür göndermesine dönüştürür.
Cevabı göster
Tanınmış bir şarkıyı alıntılar ve soruyu eğlenceli bir popüler kültür göndermesine dönüştürür.
biologically speaking: bir bakış açısını çerçevelemek
Biologically speaking, cümlenin başında kullanılan bir bakış açısı çerçevesidir. “Biyolojik açıdan bakıldığında” anlamına gelir ve ardından gelen iddiayı biyoloji alanıyla sınırlar. “Bakış açısı bildiren zarf + speaking” kalıbı, dinleyiciye sonraki bilgiyi hangi açıdan düzenlemesi gerektiğini söyler. Konuşmacının gerçekten biyolojik bir biçimde konuştuğu ya da mutlaka teknik biyoloji terimleri kullanacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “biyolojik açıdan bakıldığında” anlamına gelen “zarf + speaking” kalıbıyla tamamlayın: ____, the two animals are closely related.
Cevabı göster
Biologically speaking
much like: güçlü bir benzetme kurmak
Much like, çok benzer veya hemen hemen aynı şekilde anlamına gelir. Much, like sözcüğünü güçlendirir; böylece karşılaştırma yüksek derecede benzerliği vurgular. Burada like bir edattır ve ardından hunger or thirst ad öbeği gelir. A is much like B kalıbı, yabancı bir A fikrini tanıdık bir B ile karşılaştırarak açıklamayı sağlar.
Alıştırma
“The brain works much like a prediction machine” cümlesinde much like neyi gösterir?
- İki şey ilgili açıdan birbirine çok benzer.
- Biri diğerine neden olur.
- Konuşmacı tahmin makinelerini sever.
Cevabı göster
İki şey ilgili açıdan birbirine çok benzer.
though, is that love is more or less like a drug. Kalıp ifadeler
0:51aşkın aşağı yukarı bir uyuşturucu gibi olmasıdır.
What's interesting about this, though, is that... ile karşıtlığı vurgulamak
What's interesting about X is that Y kalıbı X'i konu olarak belirler ve Y'yi dikkat edilmeye değer ana fikir olarak sunar. Dinleyicinin dikkatini is that sonrasındaki ifadeye yönlendirir. Burada though, parantez işlevli bir karşıtlık zarfıdır. Virgüllerle ayrılarak ana fikrin beklenmedik olduğunu veya önceki bilgiden farklı bir yöne geçildiğini gösterir. Bu cümlede yan cümlecik başlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, karşıtlık içeren ana fikri vurgulamak için bu kalıbı doğru biçimde kullanıyor?
- The plan sounds expensive. What's interesting about it, though, that it actually saves money.
- The plan sounds expensive. What's interesting about it, though, is that it actually saves money.
- The plan sounds expensive. What's interesting about it although is that it actually saves money.
Cevabı göster
The plan sounds expensive. What's interesting about it, though, is that it actually saves money.
more or less: yaklaşık anlamıyla ifadeyi yumuşatma
More or less, “yaklaşık olarak”, “aşağı yukarı” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir. More ile less arasında gerçek anlamda bir seçim değil, tek bir kalıplaşmış ifadedir. Burada love is like a drug karşılaştırmasını yumuşatır. Konuşan kişi bu karşılaştırmanın genel olarak işe yaradığını söylüyor; aşk ile uyuşturucunun tamamen aynı olduğunu kesin biçimde ileri sürmüyor.
Alıştırma
“Yaklaşık olarak” anlamına gelen ve yargıyı yumuşatan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The plan is ____ ready, but we still need one small change.
Cevabı göster
more or less
going through a breakup: zorlu bir süreci yaşamak
you’re going through a breakup ifadesinde go through, zor bir olayı veya dönemi “yaşamak ve bununla başa çıkmak” anlamına gelir. You’re going through şimdiki zamanın devam biçimindedir ve sürecin şu anda yaşandığını gösterir. A breakup, romantik bir ilişkinin sona ermesidir. İfade bir bütün olarak fiziksel biçimde bir şeyin içinden geçmeye değil, zorlu dönemi yaşamaya odaklanır.
Alıştırma
Bir ilişki yeni bitmiş ve Lina bu acı deneyimin tam ortasındadır. Hangi cümle iyileşmeye veya bir kararı uygulamaya değil, deneyimin kendisine odaklanır?
- Lina is going through with a breakup.
- Lina is going through a breakup.
- Lina is getting over a breakup.
Cevabı göster
Lina is going through a breakup.
Researchers have found that for heartbroken men and women,
1:00Araştırmacılar, kalbi kırık erkek ve kadınların,
looking at photographs of their former loved ones
1:03eski sevgililerinin fotoğraflarına bakmalarının
activated regions in the brain associated with physical pain Kalıp ifadeler
1:06beyindeki fiziksel acı
and intense cocaine addiction.
1:10ve yoğun kokain bağımlılığıyla ilişkili bölgeleri aktive ettiğini bulmuşlardır.
associated with: neden iddia etmeden bağlantı ifade etmek
Bu cümlede associated with physical pain and intense cocaine addiction, regions in the brain ifadesini niteler. Hangi beyin bölgelerinin etkinleştiğini, yani bu deneyimlerle bağlantılı bölgeleri belirtir. photographs sözcüğünü nitelemez. Be associated with, “bir şeyle bağlantısı veya ilişkisi olmak” anlamına gelir. Bir bağlantıyı bildirir; bir şeyin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz. Böyle bir nedensellik iddiası için daha güçlü kanıt gerekir.
Alıştırma
Bir araştırma iki şeyin birlikte gerçekleştiğini buluyor ancak nedensellik kanıtlamıyor. Hangi cümle bulguyu doğru biçimde bildirir?
- High stress is unrelated to sleep problems.
- High stress is associated with sleep problems.
- High stress is caused by sleep problems.
Cevabı göster
High stress is associated with sleep problems.
In fact, the withdrawal symptoms can be so bad Dilbilgisi
1:13Aslında, yoksunluk belirtileri o kadar kötü olabilir ki
that your body releases chemicals that significantly weakens your heart
1:15vücudunuz kalbinizi önemli ölçüde zayıflatan kimyasallar salgılar
to the point where you could have a heart attack. Kalıp ifadeler
1:20kalp krizi geçirebileceğiniz bir noktaya kadar.
so bad that: aşırı bir dereceyi sonucuna bağlamak
So bad that, so + sıfat + that yan cümlesi yapısını kullanır. So, bad sözcüğünün derecesini artırır; that sonrasındaki cümle de bu dereceye ulaşmanın sonucunu verir. Burada yoksunluk belirtileri, vücudun kimyasal tepkisini tetikleyecek kadar şiddetli olarak anlatılır. Başka durumlara aktarılabilen yapı so + sıfat/zarf + that + sonuç biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen eşleşmiş sonuç yapısıyla tamamlayın: The road was ____ icy ____ the buses stopped running.
Cevabı göster
so · that
to the point where: sonuç doğuran bir dereceye ulaşmak
To the point where, bir durum aşırı veya önemli bir dereceye kadar geliştiğinde ortaya çıkan sonucu anlatır. Bu cümlede yoksunluk belirtileri, kalp krizinin mümkün olduğu kadar şiddetlenir. Where burada fiziksel bir yere değil, ulaşılan dereceye işaret eder. Gelişen durum + to the point where + tam cümlecik kalıbını kullanın. Bu yapı, giderek artan bir durumdan onun somut sonucuna geçerek uzun bir cümledeki bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Tam sonuç cümleciğinden önce boşluğu doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The noise increased ______ nobody could hear the announcement.
- at the point of
- to the point where
- to the point of
Cevabı göster
to the point where
You could actually die just by losing someone you love.
1:22Sadece sevdiğiniz birini kaybettiğiniz için gerçekten ölebilirsiniz.
broken heart syndrome: yalnızca bir benzetme değil, tıbbi bir terim
Bu cümlede broken heart syndrome, yoğun duygusal veya fiziksel stresin kalbi geçici olarak etkilediği gerçek bir kalp rahatsızlığının yaygın adıdır. Called, konuşanın bu rahatsızlığın adını verdiğini gösterir. Adını duygusal kalp kırıklığı düşüncesinden alsa da ifadenin bütünü tıbbi bir addır; yalnızca birinin çok üzgün olduğunu anlatan renkli bir benzetme değildir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Bir kişi ayrılıktan sonra çok üzgünse herhangi bir tıbbi değerlendirme olmadan onda broken heart syndrome olduğunu söylemek doğrudur.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Bir slogan parodisi olarak don't love and drive
don't love and drive, iyi bilinen trafik güvenliği uyarısı don't drink and drive kalıbını taklit eder ve drink yerine love sözcüğünü koyar. Dinleyici özgün sloganı tanıdığı için değiştirilmiş ifade de kamusal bir uyarı gibi duyulur. Burada kara mizah içeren bir şaka yapılır: aşk tehlikeli bir uyuşturucuya benzetildiği için konuşmacı, araba kullanırken sevmenin de tehlikeli olduğunu varsayıyormuş gibi davranır. Bu gerçek bir trafik kuralı değildir.
Alıştırma
Konuşmacı don't love and drive ifadesiyle ne yapıyor?
- Âşıkken araba kullanma konusunda resmî bir kural vermek.
- Kara mizah yaratmak için bilinen bir trafik güvenliği sloganının parodisini yapmak.
- Aşkın sürüş becerisini geliştirdiğini iddia etmek.
Cevabı göster
Kara mizah yaratmak için bilinen bir trafik güvenliği sloganının parodisini yapmak.
as far as historians can tell ifadesindeki kanıt sınırı
as far as historians can tell, iddiayı tarihçilerin mevcut kanıtlardan hareketle değerlendirebildikleri alanla sınırlar. Burada tell, birine bilgi vermek değil, belirlemek veya yargıya varmak anlamındadır. as far as + kişi veya grup + can tell kalıbı, kanıt kaynağını ve kesinlik sınırını ana iddiadan önce verir. İfadeyi mutlak bir gerçek olarak değil, şu anda ulaşılabilen en iyi sonuç olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi kanıta dayalı sınır bildiren as far as + archaeologists + can tell kalıbıyla tamamlayın: ____, this temple is the oldest structure in the valley.
Cevabı göster
As far as archaeologists can tell
as a symbol of love dates back to the middle of the 13th century. Öbek fiiller
1:51aşkın sembolü olarak bilinen en eski tasviri 13. yüzyılın ortalarına kadar uzanır.
dates back to: tarihsel bir kökenin izini sürmek
Bu cümlede dates back to, “kökeni ... zamanına dayanmak” veya “... zamanından beri var olmak” anlamına gelir. Bilinen ilk tasviri, bilinen en eski zaman olarak 13. yüzyılın ortalarıyla ilişkilendirir. Yapı özne + date(s) back to + geçmişteki zaman veya dönem şeklindedir. Burada date bir fiildir; takvim tarihini belirten isim ya da “biriyle romantik bir buluşmaya çıkmak” anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Cümleyi “kökeni ... zamanına dayanmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This village church ____ the 14th century.
Cevabı göster
dates back to
grew in popularity during the 15th and 16th centuries. Kalıp ifadeler
1:5815. ve 16. yüzyıllarda popülerlik kazanmıştır.
grew in popularity: kademeli bir eğilimi anlatmak
Bu cümlede grew in popularity, “giderek daha popüler hâle geldi” anlamına gelir. Popülerliği, 15. ve 16. yüzyıllar boyunca kademeli olarak artan bir özellik şeklinde sunar. grow in + isim yapısı, değişimin hangi alanda olduğunu belirtir. Burada artan alan popularity sözcüğüyle gösterilir; bir tarz, fikir veya gelenek gibi soyut bir özne de grow in popularity yapısıyla kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, bir şeyin geçmişte giderek daha popüler olduğunu anlatan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Over the next few years, the podcast ____.
Cevabı göster
grew in popularity
For example, this symbol of Lutheranism was designed in 1530,
2:02Örneğin, bu Lüteranizm sembolü 1530'da tasarlandı,
or it might have been one of the many heart-shaped flowers. Dilbilgisi
2:16ya da kalp şeklindeki birçok çiçekten biri olabileceğine.
might have been ile belirsiz bir geçmiş olasılığı
Might have been, might kip belirtecini have + geçmiş zaman ortacı been ile birleştirir. Bir şeyi doğrulanmış bir gerçek olarak değil, geçmişteki olası bir durum veya kimlik olarak sunar. Bu cümlede konuşmacı, kalp şeklinin tarihî kökeni hakkında kesin olmayan bir açıklama sunuyor. might have + geçmiş zaman ortacı kalıbı, geçmişteki bir olay veya durum hakkında temkinli bir tahminde bulunmayı sağlar.
Alıştırma
Geçmiş hakkında belirsiz bir tahminde bulunmak için cümleyi might + be fiilinin tamamlanmış biçimiyle tamamlayın: The empty room ____ a library years ago.
Cevabı göster
might have been
try looking each other in the eye for three whole minutes. Kalıp ifadeler
2:23tam üç dakika boyunca birbirinizin gözlerine bakmayı deneyin.
looking each other in the eye ile karşılıklı göz teması
Look someone in the eye, bir kişiyle doğrudan göz teması kurmayı anlatan kalıplaşmış yapıdır. Kişi look sözcüğünün hemen ardından gelir ve onu in the eye izler. Vurgulanan bölümdeki looking, aynı ifadenin -ing biçimidir. Each other kişi konumunu doldurur ve eylemi karşılıklı hâle getirir: iki kişi de diğeriyle doğrudan göz teması kurar.
Alıştırma
me sözcüğünü kişi olarak kullanıp doğrudan göz temasını anlatan kalıpla cümleyi tamamlayın: Please ____ and tell me the truth.
Cevabı göster
look me in the eye
should happen: beklenen bir sonuç
Bu cümlede should görev ya da tavsiye bildirmez. Durum normal biçimde ilerlerse bir şeyin gerçekleşmesinin beklendiğini gösterir. Bu nedenle özne + should + fiilin yalın hâli yapısı, bir miktar belirsizlik içeren tahminlerde de kullanılabilir: konuşan kişi sonucun muhtemel olduğunu düşünür, ancak kesin olduğunu söylemez.
Alıştırma
"The update is complete, so the app should restart now," cümlesinde should ne ifade eder?
- Uygulama kesinlikle çoktan yeniden başladı.
- Uygulamanın yeniden başlaması bekleniyor.
- Birinin uygulamayı yeniden başlatma görevi var.
Cevabı göster
Uygulamanın yeniden başlaması bekleniyor.
your heart rates will begin to synchronize.
2:37kalp atış hızlarınız senkronize olmaya başlayacaktır.
As in: daha açık bir açıklama başlatmak
As in, konuşan kişinin önceki düşünceyi daha somut hâle getirmek üzere olduğunu gösterir. Burada, önceki düşüncenin ne anlama geldiğini somut olarak açıklayan bölümü başlatır. Bir açıklamanın başında As in, "yani" ya da "daha açık söylemek gerekirse" gibi işlev görür. Yeni bir konu başlatmak yerine aynı konuyu sürdürür ve daha belirgin hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü konuşma diline özgü açıklama ifadesiyle tamamlayın: "The schedule is unusual. ____, the office closes at noon on Fridays."
Cevabı göster
As in
How or why this is happening: başa taşınmış gömülü sorunun sözcük sırası
How or why this is happening, we simply don't know içinde bilmediğimiz içeriği belirtir. Bilinmeyen bilgiyi öne çıkarmak için cümlenin başına taşınmıştır; olağan sıra We simply don't know how or why this is happening. olurdu. Bu yapı gömülü bir soru olduğu için yan cümlede düz cümle sırası olan this is happening kullanılır; is this happening kullanılmaz. Doğrudan soruda ise devrik yapı vardır: How or why is this happening?
Alıştırma
Başa taşınmış gömülü soru için doğru sözcük sırasına sahip cümleyi seçin.
- Why the lights keep flickering, we don't know.
- Why the lights do keep flickering, we don't know.
- Why do the lights keep flickering, we don't know.
Cevabı göster
Why the lights keep flickering, we don't know.
married in 1925 and are still married to this day. Kalıp ifadeler
2:531925'te evlendi ve bugüne kadar hala evliler.
to this day: günümüze kadar devam etme
To this day, bir durumun veya etkinin geçmişte başlayıp bugüne kadar devam ettiğini belirtir. Burada 1925'te başlayan evliliğin şu anda da sürdüğünü vurgular. Bu ifade bugünün tarihini sıradan biçimde belirtmek için kullanılmaz. Genellikle uzun veya dikkat çekici bir sürenin ardından hâlâ devam etme anlamını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi geçmişten bugüne kadar devam etme anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The old rule was created centuries ago and remains in force ____.
Cevabı göster
to this day
As of 2015: kesim tarihi
As of 2015, ardından gelen ifade için 2015 yılını kesim veya referans tarihi olarak belirler. Doksan yıllık sayı o anda geçerli bir bilgi olarak sunulur; her zaman geçerli ve değişmez bir gerçek değildir. Bir istatistiğin, durumun veya güncellemenin hangi tarihte ölçüldüğünü göstermek için as of + tarih ya da saat kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede as of, bildirilen bir sayının geçerli olduğu tarihi belirtmek için kullanılmıştır?
- As of June 30, the club has 500 members.
- By June 30, the club has 500 members.
- Since June 30, the club has 500 members.
Cevabı göster
As of June 30, the club has 500 members.
have been married for 90 years: devam eden bir durum
They have been married, be married yapısının present perfect biçimidir. Burada be married devam eden bir durumu, for 90 years ise bu durumun geçmişteki başlangıcından referans noktasına kadar olan süresini anlatır. Baştaki As of 2015, bu cümlede 2015 yılını raporlama referans noktası yapar. İlgili referans noktasına kadar devam eden bir durumu anlatmak için have veya has been + durum ya da sıfat + for + süre kullanın.
Alıştırma
Cümleyi be married yapısının present perfect biçimi ve süre edatıyla tamamlayın: They ____ 20 years.
Cevabı göster
have been married for
it's almost difficult to concentrate on other things.
3:07başka şeylere konsantre olmanın neredeyse zor olduğunu.
If you've ever..., you might have felt that...: daha önce ... yaptıysanız, ... diye hissetmiş olabilirsiniz
If you've ever + geçmiş zaman ortacı, dinleyiciden bugüne kadarki hayatına dönüp bu tür bir deneyim yaşayıp yaşamadığını düşünmesini ister. Ever, zaman aralığını bugüne kadarki herhangi bir ana genişletir; her zaman anlamına gelmez. Ana cümledeki you might have felt that + yan cümle, geçmişte yaşanmış olabilecek bir duygu hakkında temkinli bir tahmin yapar. Kalıbın bütünü empati kurar: herkesin aynı deneyimi yaşadığını veya aynı şeyi hissettiğini iddia etmeden dinleyiciyi kendinden bir şey bulmaya davet eder.
Alıştırma
Hangi cümle dinleyiciyi olası bir geçmiş deneyimi hatırlamaya davet eder ve o zamanki duygu hakkında temkinli bir tahminde bulunur?
- If you wait for exam results tomorrow, you will feel that time moves slowly.
- You waited for exam results, so you definitely felt that time moved slowly.
- If you've ever waited for exam results, you might have felt that time moved slowly.
Cevabı göster
If you've ever waited for exam results, you might have felt that time moved slowly.
Your mind is so filled with thoughts of this new love interest,
3:11Zihniniz bu yeni aşk ilgisinin düşünceleriyle o kadar dolu ki,
can't stop thinking about them: o kişiyi düşünmeden edememek
Can't stop + -ing, bir eylemin veya zihinsel etkinliğin sürmeye devam ettiğini ve kontrol edilmesinin zor geldiğini anlatır. Burada thinking, stop sonrasında kullanılan ulaç biçimidir; about them ise konuşanın zihnini sürekli meşgul eden kişiyi belirtir. Them, kişinin cinsiyeti bilinmediğinde, önemli olmadığında veya özellikle belirtilmediğinde tek bir kişiye gönderme yapabilir. Bu cümlede daha önce geçen tekil love interest ifadesine döner.
Alıştırma
Cümleyi can't stop ve think fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: This puzzle is so interesting that I ____ about it.
Cevabı göster
can't stop thinking
as your brain will have very similar activity
3:20çünkü beyniniz, takıntı-zorlantı bozukluğu olan bir kişiyle
It has actually been proven that in the early stages Dilbilgisi
3:25Yeni bir romantik ilişkinin erken aşamalarında
“It has actually been proven that ...” bildirme yapısı
Cümlede dilbilgisel özne olarak biçimsel it kullanılır. Asıl içerik that yan cümlesidir: bir ilişkinin ilk dönemlerinde insanların bilişsel kontrolü azalır. Bu yapı, uzun bir iddiayı doğrudan özne konumuna yerleştirmekten kaçınır ve iddiayı açıkça sunar. Has been proven, present perfect edilgen yapıdır: daha önceki kanıtlar iddiayı doğrulamıştır ve sonuç şimdi de geçerlidir. Actually vurgu katar; çoğu zaman bir kuşkuyu düzeltmek ya da bulgunun şaşırtıcı olabileceğini göstermek için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki edilgen bildirme kalıbıyla tamamlayın: ____ no whole number satisfies the equation.
Cevabı göster
It has been proven that
by thoughts and feelings of this new person
3:35düşünceleri ve hisleri tarafından o kadar tüketiliyorsunuz ki
“so consumed by ... that” derece-sonuç kalıbı
Consumed by burada mecaz anlamdadır: düşünceler ve duygular kişinin dikkatinin neredeyse tamamını kaplar. Fiziksel olarak yenmek anlamına gelmez. Bu bağlamda thoughts and feelings of this new person, o kişi hakkındaki düşünce ve duygular demektir. so + sıfat veya ortaç öbeği + that yan cümlesi kalıbı, aşırı bir dereceyi bir sonuca bağlar. So, consumed by ... ifadesinin derecesini güçlendirir; that ise bunun sonucunda ne olduğunu sunar. by öbeği zihni neyin kapladığını, that yan cümlesi de sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi so consumed by ... that kalıbıyla tamamlayın: She was ____ worry ____ she could not sleep.
Cevabı göster
so consumed by · that
believe it or not ile şaşırtıcı bilgiyi haber verme
Believe it or not, konuşanın şaşırtıcı ya da inanılması güç geleceğini düşündüğü bir bilgiye dinleyiciyi hazırlayan bir ara ifadedir. Ardından gelecek şaşırtıcı iddiaya işaret ederek mesajı düzenler. Sözcükleri bir soru gibi görünse de normalde gerçek bir soru değildir; dinleyicinin inanıp inanmadığını seçerek cevaplaması beklenmez.
Alıştırma
"Believe it or not, the school has a rooftop garden," cümlesinde baştaki ifade ne işe yarar?
- Çatı bahçesinin kesinlikle hayal ürünü olduğunu kanıtlar.
- Cümlenin devam edebilmesi için önce dinleyiciden evet ya da hayır cevabı ister.
- Dinleyiciyi, konuşanın şaşırtıcı olacağını düşündüğü bir bilgiye hazırlar.
Cevabı göster
Dinleyiciyi, konuşanın şaşırtıcı olacağını düşündüğü bir bilgiye hazırlar.
be no exception: genel bir kuralı tek bir duruma uygulamak
Be no exception, söz konusu kişi ya da şeyin diğerleriyle aynı genel kurala uyduğu anlamına gelir. love is no exception cümlesinde love belirli durumdur ve daha önce belirtilen kural ona da uygulanır. Kalıp subject + be + no exception biçimindedir. Genel bir ifadeyi, kuralın tamamını tekrarlamadan tek bir durumla ilişkilendirir.
Alıştırma
Dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Every member must show an ID, and the team captain is ____.
Cevabı göster
no exception
would like to think that: umutlu ama temkinli bir inanç
“Would like to think that” ifadesindeki would like, “düşünmeye zaman ayırmak istemek” anlamına gelmez. İfadenin tamamı, ardından gelen önermenin doğru olduğuna “inanmak istemek” veya “inanmayı tercih etmek” anlamına gelir. Bu kullanım mesafe ve ihtiyat katar. Konuşan kişi hoşuna giden bir inancı dile getirirken kanıtların veya gerçeğin bununla çelişebileceğine de yer bırakır.
Alıştırma
Konuşan kişi “we would like to think that loyalty comes first” dediğinde neyi ima eder?
- Buna inanmak istiyoruz, ancak gerçeğin bunu tamamen desteklemeyebileceğini de kabul ediyoruz.
- Bunun her zaman doğru olduğunu dikkatle kanıtladık.
- Birinden bunu daha sonra değerlendirmesini istiyoruz.
Cevabı göster
Buna inanmak istiyoruz, ancak gerçeğin bunu tamamen desteklemeyebileceğini de kabul ediyoruz.
bros before hoes: anlamı ve saldırgan kullanım alanı
“Bros before hoes”, bir erkeğin kız arkadaşlarından veya diğer kadın romantik ya da cinsel partnerlerinden önce erkek arkadaşlarına öncelik vermesi gerektiğini söyleyen, kafiyeli bir argo slogandır. “Bros”, “brothers” kelimesinin gayriresmî kısaltmasıdır ve burada yakın erkek arkadaşlar anlamına gelir. “Hoes” ise kadınlar için aşağılayıcı bir sözdür; dolayısıyla slogan yalnızca “arkadaşlık önemlidir” demekle kalmaz, kadınları saygısız bir biçimde tanımlar.
Alıştırma
Yargı: “bros before hoes”, sıradan bir iş yeri konuşmasında arkadaşlığın önemli olduğunu söylemenin saygılı ve tarafsız bir yolu mudur?
- Evet, tarafsız ve uygundur.
- Hayır, kabadır ve cinsiyetçi ya da aşağılayıcı duyulabilir.
Cevabı göster
Hayır, kabadır ve cinsiyetçi ya da aşağılayıcı duyulabilir.
holds true: belirli bir durumda geçerliliğini korumak
Burada holds true, “belirtilen durumda geçerli olmaya devam eder veya sınandığında doğru çıkar” anlamına gelir. Özne the saying, yani “bu söz”dür; in real life ise geçerliliğin sınandığı alanı belirtir. Bu kullanımda hold, bir şeyi fiziksel olarak tutmak anlamına gelmez. Bir iddia, kural veya genelleme kontrol edildikten sonra ya da belirli koşullarda geçerliliğini koruyorsa hold true kullanılır. Bu ifade, basit is true yapısına göre sınanmış veya süren geçerliliği daha çok vurgular.
Alıştırma
“Geçerliliğini korur” anlamını vermek için cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: The safety rule still ____ during an emergency.
Cevabı göster
holds true
science creeps up, stabs us ve whispers: kişileştirme
Cümle science kavramına üç insani eylem yüklüyor: sinsice yaklaşmak, bıçaklamak ve fısıldamak. Burada science, bilimsel kanıtları veya bulguları temsil eder; dolayısıyla fiziksel bir saldırgan ya da deneysel bir işlem anlatılmıyor. Eylemler dizisi, istenmeyen bir keşfi dramatikleştiriyor. Creeps up, kanıtın beklenmedik biçimde ortaya çıktığını; stabs us in the back, sonucun rahatlatıcı bir inancı yıkması nedeniyle ihanete uğrama hissini; silently whispers ise reddin sakin ama acımasız olduğunu düşündürüyor. Bu eylemler soyut bir sonucu sürpriz bir saldırıya dönüştürüyor.
Alıştırma
Bu kişileştirme ne anlatıyor?
- Bilim bu söze sessizce katılır.
- Bilimsel bulgular rahatlatıcı bir inancı beklenmedik biçimde yıkar.
- Araştırmacılar konuşmacıya gerçekten arkasından saldırır.
Cevabı göster
Bilimsel bulgular rahatlatıcı bir inancı beklenmedik biçimde yıkar.
“No fucking way”: güçlü ve kaba bir inanmama ya da reddetme ifadesi
Bu cümlede “No fucking way”, “Buna kesinlikle inanmıyorum veya bunu kabul etmiyorum” ya da “Bu kesinlikle olmayacak” anlamına gelen çok güçlü bir tepkidir. Konuşan kişi önceki fikri tamamen reddeder; gerçek anlamda bir yol veya yöntemden söz etmez. Küfür olan “fucking”, “no way” ifadesini güçlendirerek öfke, şaşkınlık veya sertlik katar. Kesin duygu bağlama bağlıdır, ancak burada ifade kaba ve duygusal bir reddediştir.
Alıştırma
Resmî bir sınıf tartışmasında bir öğretmenle konuşuyorsunuz. “No fucking way” diye yanıt vermek uygun mudur?
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
“Purely statistically speaking”: bir iddiayı istatistiklerle sınırlamak
Cümlenin başındaki “Purely statistically speaking” kalıbı, dinleyiciye devamındaki sözün nasıl yorumlanacağını bildirir: İddia yalnızca istatistiksel kanıtlara dayanır. “Purely” bakış açısını daraltırken “speaking”, “konuyu bu açıdan ele aldığımızda” anlamına gelir. Bu kalıp iddianın kapsamını da sınırlar. Verilerdeki bir örüntü veya ortalama, her kişi için aynı sonucu garanti etmez. Böylece grup düzeyindeki bir gözlem ile bireysel bir tahmin birbirinden ayrılır.
Alıştırma
İddiayı yalnızca istatistiklerle sınırlayan tam giriş kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____, customers in the survey were more likely to choose the cheaper plan.
Cevabı göster
Purely statistically speaking
comes at the cost of: fedakârlık gerektiren bir sonuç
Bu cümlede comes at the cost of, bir sonucun ciddi bir kayıp getirdiğini anlatır: âşık olmak, yakın arkadaşları kaybetmekle birlikte gerçekleşen bir durum olarak sunulur. Buradaki cost para cinsinden bir fiyat değil, soyut bir bedeldir. Tekrar kullanılabilen kalıp X comes at the cost of Y şeklindedir. Y, X için gereken fedakârlığı veya olumsuz sonucu gösterir; of sonrasında bir isim, zamir ya da -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Bir faydanın fedakârlık gerektirdiğini gösteren kalıbı tamamlayın: The larger apartment comes ____ living farther from the city center.
Cevabı göster
at the cost of
that would otherwise be spent with friends, Dilbilgisi
4:21aksi takdirde arkadaşlarla geçirilecek zamanı emerler,
would otherwise be spent: söylenmeyen alternatif bir koşul
Burada would otherwise be spent, “mevcut durum olmasaydı başka bir şekilde harcanırdı” anlamına gelir. Romantik partner bu zamanı aldığı için arkadaşlarla vakit geçirmek gerçekleşmeyen alternatiftir. Would hayal edilen sonucu, otherwise gizli koşulu (“durum böyle olmasaydı”) gösterir. be spent edilgendir çünkü time eylemden etkilenen öğedir. Tekrar kullanılabilen yapı isim + would otherwise be + geçmiş zaman ortacı biçimindedir.
Alıştırma
“Onarımlar gerekli olmasaydı para kitaplara giderdi” anlamındaki edilgen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repairs use money that ____ on new books.
Cevabı göster
would otherwise be spent
have a tendency to: genel bir eğilimi anlatmak
have a tendency to + fiilin yalın hâli yapısında tendency, olağan bir yönü veya düzenli bir eğilimi belirtir. Buradaki eğilim, arkadaşlıkların giderek zayıflamasıdır; her arkadaşlığın mutlaka böyle olacağı söylenmez. Bu ifade temkinli bir genelleme yapar. Kanıtlar bir şeyin sık gerçekleştiğini gösterdiğinde, ancak bunun her zaman olduğunu iddia etmek istemediğinizde kullanın.
Alıştırma
tendency içeren have/has yapısıyla cümleyi tamamlayın: Friendships ____ slowly change when people move apart.
Cevabı göster
have a tendency to
fade away: zayıflayarak kaybolmak
Fade away, bir şeyin giderek zayıflaması, daha az fark edilir veya daha az önemli hâle gelmesi ve sonunda kaybolması demektir. Bu cümlede arkadaşlık aniden bitmez; gücünü yavaş yavaş kaybeder. Bu öbek fiil aşamalı süreci öne çıkarır; bu nedenle yalnızca disappear demekten daha incelikli bir anlam taşır. Sesleri, anıları, ışığı, etkiyi veya duyguları da anlatabilir.
Alıştırma
Giderek zayıflayıp kaybolmak anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Without regular contact, some friendships ____.
Cevabı göster
fade away
be worth doing; be worth to do değil
Standart İngilizcede be worth ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir. Burada anlatılmak istenen, sarılmanın denemeye yetecek kadar yararlı olabileceğidir; bu yüzden standart biçim “It might be worth just cuddling with your significant other for a while.” olur. Altyazıdaki be worth to cuddle yapısı örnek alınmamalıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede standart be worth yapısı kullanılmıştır?
- It might be worth checking the schedule.
- It might be worth check the schedule.
- It might be worth to check the schedule.
Cevabı göster
It might be worth checking the schedule.
Konuşma parçası olarak The reason being that
“The reason being that”, az önce söylenen ifadenin açıklamasını sunar. Burada önceki öneriyi insanların sarıldığında olanlarla ilişkilendirir; yaklaşık olarak “The reason is that ...” anlamına gelir. Bu, konuşma dilinde kullanılan eksiltili bir parçadır. being çekimli bir fiil olmadığı için ifadede çekimli fiil bulunmaz ve ifade tek başına tam bir bağımsız cümlecik oluşturmaz. Bir neden veya gerekçenin geleceğini bildirerek konuşmadaki bilgiyi düzenler.
Alıştırma
“Leave a little earlier. The reason being that the roads get busy after eight,” ifadesinde ikinci bölüm ne yapar?
- Daha erken çıkmanın nedenini verir.
- İlgisiz bir konuya geçer.
- Tavsiyeyi saat sekizden sonra çıkmak şeklinde değiştirir.
Cevabı göster
Daha erken çıkmanın nedenini verir.
and acts as a sort of natural painkiller. Kalıp ifadeler
4:46ve bir tür doğal ağrı kesici görevi görür.
acts as a sort of: yaklaşık olarak bir işlev görmek
Acts as, bir şeyin belirli bir işlevi yerine getirdiğini veya bir rol üstlendiğini belirtir. Burada oksitosin, yaptığı işe göre açıklanır; kelimenin gerçek anlamıyla bir ilaç olarak sınıflandırılmaz. A sort of, karşılaştırmanın yaklaşık olduğunu gösterir. Acts as a sort of birlikte kullanıldığında, oksitosinin gerçekten doğal bir ağrı kesici olduğu gibi daha güçlü bir iddiada bulunmadan benzer bir etki açıklanır.
Alıştırma
Acts as ile a sort of ifadelerini birleştirerek boşluğu tamamlayın: The thick curtain ____ sound barrier.
Cevabı göster
acts as a sort of
Even just looking at a picture of a loved one Dilbilgisi
4:48Sadece sevilen birinin resmine bakmak bile
Even just doing ... can be enough to ...: küçük bir eylem bile yetebilir
Even just + -ing yapısı, çok küçük veya kolay bir eyleme dikkat çeker ve bu eylemin etkisini şaşırtıcı olarak sunar. -ing'li ifade cümlenin öznesi olarak görev yapar. Can be enough to + fiilin yalın hâli, eylemin sonucu ortaya çıkarmaya yetebileceği anlamına gelir; bunun her zaman olacağını iddia etmez. Tam yapı, asgari bir koşulu bu koşulun yeterli olabileceği bir sonuca bağlar.
Alıştırma
Even just doing ... can be enough to ... yapısını ve send fiilini kullanarak iki boşluğu tamamlayın: ____ one kind message ____ brighten someone's day.
Cevabı göster
Even just sending · can be enough to
just as much as you can love a good meal, Dilbilgisi
4:59tıpkı iyi bir yemeği sevebileceğiniz kadar,
Eşit dereceyi anlatan just as much as
Just as much as, iki şeyin derece ya da yoğunluğunu karşılaştırır ve bunların eşit olduğunu belirtir. Burada birinin ailesini ne kadar güçlü sevdiğiyle güzel bir yemeği ne kadar güçlü sevdiği karşılaştırılır; aileyle yemeğin birbirine benzediği söylenmez. Love, sayılamayan bir derece ya da miktar olarak ölçüldüğü için much kullanılır. Just eşitliği güçlendirir: yalnızca yakın değil, tam olarak aynı ölçüde.
Alıştırma
Cümleyi just içeren ve eşit yoğunluk gösteren ifadeyle tamamlayın: I value honest feedback ____ I value praise.
Cevabı göster
just as much as
make + nesne + sıfat + to'lu mastar
make + nesne + sıfat + to'lu mastar kalıbı, bir şeyin nesneyi bir eylem açısından belli bir niteliğe soktuğunu anlatır. Bu cümlede love nesnedir, unusually difficult sonuç niteliğini belirtir, to consistently define ise hangi eylemin zor olduğunu gösterir. Dizinin tamamını “aşkı tutarlı bir şekilde tanımlamayı alışılmadık derecede zorlaştırır” diye anlayın. make love ifadesinden sonra ayrıştırmayı bırakmayın; make love kendi başına farklı bir kalıp ifade olabilir, fakat burada kullanılan dil bilgisi yapısı o değildir.
Alıştırma
Cümleyi identify fiilinin mastar biçimiyle tamamlayın: The faded ink makes the labels difficult ____.
Cevabı göster
to identify
in a much more organized fashion ifadesinin anlamı ve kullanımı
Burada in a much more organized fashion, “çok daha sistemli ve düzenli bir biçimde” anlamına gelir. Fashion sözcüğü giyim veya moda akımlarını değil, tarzı ya da yöntemi anlatır. in a/an + sıfat + fashion kalıbı, bir eylemin nasıl gerçekleştirildiğini belirtir. Much more, organized sözcüğündeki karşılaştırmayı güçlendirir ve Yunanlıların yaklaşımının çok daha sistemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümlede in a much more organized fashion ne anlama gelir?
- en son giyim trendlerini takip ederken
- daha sistemli ve düzenli bir biçimde
- hiçbir ayrım yapmadan
Cevabı göster
daha sistemli ve düzenli bir biçimde
The very first step to finding ... is attraction yapısı
the first step to doing X is Y kalıbı, Y’yi X’e ulaşmanın en erken aşaması olarak gösterir. Very vurgu eklediği için very first, mutlak başlangıç noktası anlamına gelir. step to finding ifadesinde to, mastar işareti değil, step sözcüğüne bağlı bir edattır. Bu to’dan sonra gelen fiil -ing biçimini alır: to finding. Cümle daha sonra ilk adımı, yani attraction’ı belirtmek için is kullanır.
Alıştırma
Cümleyi create fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The first step to ____ a budget is tracking your spending.
Cevabı göster
creating
Be attracted to: birine karşı çekim hissetmek
Be attracted to someone, bir kişinin başka birinin görünüşü, kişiliği veya duygusal özellikleri nedeniyle ona karşı çekim hissetmesi demektir. Söz konusu olan bir kişiyse ifade genellikle romantik veya fiziksel ilgiyi anlatır; ancak bağlama göre anlamı daha geniş olabilir. Yapıda çekimi hisseden kişi be attracted ifadesinden önce, diğer kişi ise to’dan sonra gelir: Alex is attracted to Sam. Bu, Sam attracts Alex. cümlesindeki yönün tersidir.
Alıştırma
“Birine karşı çekim hissetmek” anlamındaki kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: Jordan may ____ Casey, but that does not mean Jordan is in love.
Cevabı göster
be attracted to
Relative to: bir duruma veya referans noktasına göre
Relative to X, bir şeyin mutlak olmaktan ziyade bağlam veya referans noktası olarak X’e bağlı olması ya da X’e göre değerlendirilmesi demektir. Burada sıfat öbeği, çekiciliğin duruma ve değerlendirilen belirli kişiye göre değişebileceğini anlatır. Kalıp be + relative to + isim öbeği şeklindedir. Bu kullanımda relative bir sıfattır ve to kalıbın sabit bir parçasıdır; relative burada “akraba” anlamına gelmez.
Alıştırma
Ağırlık yargısının bir referans noktasına bağlı olduğunu söyleyen cümleyi seçin.
- The battery is heavier than the previous model's battery.
- The battery is heavy relative to the size of the device.
- The battery's weight is related to the device's design.
Cevabı göster
The battery is heavy relative to the size of the device.
in question: söz konusu kişi veya şey
In question, isimden sonra gelen bir niteleyicidir: o anda konuşulan, değerlendirilen veya incelenen belirli kişi ya da şeyi tanımlar. Burada the individual in question, değerlendirmeye alınan belirli kişiyi ifade eder. Bu ifade normalde kişinin sorunlu veya şüpheli olduğu anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen yapı isim + in question şeklindedir ve “hakkında konuştuğumuz belirli kişi veya şey” anlamına gelir.
Alıştırma
“The policy in question was introduced last year,” cümlesinde in question neyi belirtir?
- şu anda tartışılan politika
- soru biçiminde yazılmış bir politika
- kötü yazılmış bir politika
Cevabı göster
şu anda tartışılan politika
to establish a romantic relationship with. Kalıp ifadeler
5:58romantik bir ilişki kurmayı seçtiğimiz konusunda.
establish a romantic relationship with: biriyle romantik ilişki kurmak
Establish a romantic relationship with someone, bir kişiyle belirli bir romantik bağ başlatıp kurmak anlamına gelir. Establish, start gibi günlük fiillerden daha resmî ve bilinçli bir anlatıma sahiptir; with ise ilişkinin diğer tarafını tanıtır. Bu yan cümlede who, anlam bakımından with edatının nesnesidir ancak başa taşınmıştır: who we ... establish a romantic relationship with. Sondaki with doğal ve gereklidir; yan cümlenin bu edatla bitmesi bir hata değildir.
Alıştırma
Establish ve relationship sözcüklerini hedef dört sözcüklü yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: Our team hopes to ____ the local clinic.
Cevabı göster
establish a relationship with
One key point ... is ... ana bulguyu nasıl ortaya çıkarır
Cümle, önemli bir sonucun geleceğini belirtmek için One key point ile başlar. that researchers have found ilgi yan cümlesi, bu noktanın bir araştırma bulgusu olduğunu gösterir; sonucun kendisini ifade etmez. Kalıp One key point + kaynağı belirten yan cümle + is + ana bulgu şeklindedir. Burada is sonrasındaki symmetry en önemli yeni bilgiyi taşır. Bu yapı, dinleyenin önce kanıtın kaynağını fark etmesini, ardından sonda açıklanan sonuca odaklanmasını sağlar.
Alıştırma
One key point that researchers have found is symmetry cümlesinde ana bulguyu hangi bölüm ifade eder?
- that researchers have found
- One key point
- symmetry
Cevabı göster
symmetry
The more ..., the more ... ile bağlantılı değişimleri anlatmak
The more X ..., the more Y ... bağıntılı karşılaştırma kalıbı, değişen iki unsuru birbirine bağlar: X’in derecesi arttıkça Y’nin derecesi de artar. İki the de normal belirli tanımlık değil, bu kalıbın işaretidir. Bu cümlede daha fazla vücut simetrisi, özellikle yüz simetrisi, daha fazla çekicilikle ilişkilendiriliyor. specifically your face ilk yan cümleye eklenmiş bir açıklamadır; bu bölüm çıkarıldığında The more symmetrical your body is, the more attractive you are tam kalıbı kalır. Bu yapı bir ilişkiyi veya eğilimi anlatabilir, ancak tek başına doğrudan nedenselliği kanıtlamaz.
Alıştırma
Bağıntılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ carefully you plan, ____ smoothly the event will run.
Cevabı göster
The more · the more
The general idea is that: genel bir özeti tanıtmak
The general idea is that, ardından gelecek bilgiyi çerçeveleyen bir ifadedir. Dinleyiciye, konuşanın ayrıntıları bırakıp temel açıklamayı daha basit bir biçimde sunacağını bildirir. Ardından geniş kapsamlı bir model veya özet gelir. Bu ifade, her bir örneğin kanıtlandığını ya da önermenin hiç istisnası olmadığını iddia etmez.
Alıştırma
Cümledeki The general idea is that ifadesi neyi bildiriyor?
- Her bir örnek zaten kanıtlandı.
- Konuşan ilgisiz bir konuya geçiyor.
- Temel açıklamanın basitleştirilmiş bir özeti geliyor.
Cevabı göster
Temel açıklamanın basitleştirilmiş bir özeti geliyor.
a lot more important than: büyük bir farkı vurgulamak
a lot more important than ifadesinde a lot, more important karşılaştırmasını güçlendirir. Farkın büyük olduğunu söyler: yüz yalnızca biraz daha değil, çok daha önemliydi. Kalıp a lot + karşılaştırma biçimi + than + karşılaştırılan öge şeklindedir. Burada than the body, yüzün neyle karşılaştırıldığını belirtir. Bu kullanımda a lot, çok sayıda şeyi değil, dereceyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, açıklığın önem açısından büyük bir üstünlüğe sahip olduğunu söylüyor?
- For emergency messages, clarity is as important as decoration.
- For emergency messages, clarity is a little more important than decoration.
- For emergency messages, clarity is a lot more important than decoration.
Cevabı göster
For emergency messages, clarity is a lot more important than decoration.
to a lesser extent: daha az ölçüde
To a lesser extent, aynı örüntünün veya ifadenin başka bir durumda da geçerli olduğunu, ancak bunun daha zayıf ya da daha düşük derecede gerçekleştiğini anlatır. Burada karşılaştırmayı sınırlar: Daha önce sözü edilen ilişki erkekler için de geçerlidir, fakat etkisi daha zayıftır. Bu ifade, daha önce belirtilmiş veya bağlamdan açıkça anlaşılan bir karşılaştırma noktası gerektirir. İki durumun eşit olduğunu ya da ikinci durumda hiç etki bulunmadığını söylemekten kaçınmayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi aynı şekilde, ancak daha düşük güçte anlamına gelen sabit ifadeyle tamamlayın: The policy reduced delays in large cities and, ____, in small towns.
Cevabı göster
to a lesser extent
is true for: bir grup için geçerli olmak
Is true for, bir şeyin bir kişi veya grup için de geçerli olduğu ya da onların durumunda da aynı sonucun bulunduğu anlamına gelir. Özne bir ifade, örüntü veya sonuçtur; bu yapı bir kişiye dürüst demez. Burada the same önceki örüntüye gönderme yapar, for men ise bunun geçerli olduğu başka bir grubu belirtir. Tekrar kullanılabilen yapı The same is true for + grup, kişi veya durum şeklindedir. Önceki iddiayı bütünüyle tekrarlamadan yeni bir duruma genişletir.
Alıştırma
Bu cümlede is true for ne anlama gelir? The same rule is true for part-time employees.
- Kural yarı zamanlı çalışanlara sadıktır.
- Aynı kural yarı zamanlı çalışanlar için de geçerlidir.
- Kural yarı zamanlı çalışanlara karşı dürüsttür.
Cevabı göster
Aynı kural yarı zamanlı çalışanlar için de geçerlidir.
activate completely different regions of the brain.
6:37beynin tamamen farklı bölgelerini aktive eder.
Whereas anlamındaki karşıtlık bildiren while
Burada while, whereas ya da “buna karşılık” anlamındadır. İki paralel araştırma bulgusunu birbirine bağlar: biri romantik aşk ve beynin sağ tarafıyla, diğeri görsel çekim ve beynin sol tarafıyla ilgilidir. Paralel yapı ve farklı sonuçlar, while sözcüğünün bir karşılaştırmayı düzenlediğini gösterir. Bir etkinleşmenin birine bakma sırasında gerçekleştiği anlamına gelmez.
Alıştırma
The first plan saves time, while the second costs less money. cümlesinde while ne işe yarar?
- İlk gerçeğin nedenini verir.
- İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- İki gerçeği karşılaştırır.
Cevabı göster
İki gerçeği karşılaştırır.
Fazla benzer veya fazla farklı olmamak
not ... too much alike or too different yapısı iki uç noktayı da reddeder. Too much alike “aşırı benzer”, too different ise “aşırı farklı” anlamına gelir. İki bölüm birlikte dengeli bir orta aralık belirler. Alike burada yüklem konumunda kullanılan bir sıfattır: be fiilinden sonra gelir ve iki kişinin birbirine ne kadar benzediğini anlatır. Too much, alike sözcüğünün derecesini güçlendirir; or ise not sözcüğünün olumsuzluk kapsamındaki iki istenmeyen ucu bağlar.
Alıştırma
Her iki uç noktayı da reddetmek için cümleyi dersteki yapının aynısıyla tamamlayın. Alike ile biten bölümü ilk boşluğa, different ile biten bölümü ikinci boşluğa yazın: The two teammates should ____ or ____.
Cevabı göster
not be too much alike · too different
And it seems to apply to all levels, Kalıp ifadeler
6:55Ve bu her seviyeye uygulanıyor gibi görünüyor,
apply to all levels: bir ilkenin kapsamı
Burada apply to, “... için geçerli olmak” veya “... ile ilgili olmak” anlamına gelir. Özne olan it, daha önce açıklanan denge ilkesine gönderme yapar. Edat olan to, uygulama kapsamını belirtir. All levels bu kapsamı genetik, davranış, görünüş ve koku gibi çeşitli özellik türlerine genişletir. Etkilenen kişileri, durumları veya alanları belirtirken to kullanılmalıdır.
Alıştırma
Bir kuralın her çalışan için geçerli olduğunu hangi cümle doğru biçimde ifade eder?
- The rule applies every employee.
- The rule applies for every employee.
- The rule applies to every employee.
Cevabı göster
The rule applies to every employee.
what you smell like: sahip olduğunuz koku
What you smell like, “nasıl bir kokunuz olduğu” veya “kokunuz” anlamına gelen bir isim cümleciğidir. Cümlede genetics, behavior ve appearance sonrasında gelen listenin bir öğesi olarak kullanılır. Cümlecik içinde bildirme cümlesi sırası kullanılır: what + you + smell + like. Like, smell like ifadesini tamamlayan bir edattır; “hoşlanmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Araştırmacının örneğin nasıl bir kokusu olduğunu kaydettiği anlamına gelen cümle hangisidir?
- The researcher recorded what did the sample smell like.
- The researcher recorded what the sample liked to smell.
- The researcher recorded what the sample smelled like.
Cevabı göster
The researcher recorded what the sample smelled like.
find a balance between A and B: A ile B arasında denge bulmak
Find a balance between A and B, bir tarafı seçip diğerini görmezden gelmek yerine iki tarafa da gereken ağırlığı veren uygulanabilir bir orta yol bulmak demektir. Bu cümledeki iki uç not being identical ve not being too different ifadeleridir. Between ilk tarafı, and ise ikinci tarafı getirir: between A and B. A ve B dil bilgisi bakımından paralel olmalıdır. Burada iki taraf da not being + sıfat yapısını kullanır.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade “find a balance between” ile tamamlayın: The coach wants to help the team ____ hard training and enough recovery.
Cevabı göster
find a balance between
just as + sıfat + as: eşit dereceyi vurgulamak
just as + sıfat + as kalıbı eşit dereceyi gösterir; just ise eşleşmenin tam veya özellikle dikkat çekici olduğunu vurgular. Burada aşkın gerçekten de insanların düşündüğü kadar karmaşık olduğu anlatılır. İlk as derece karşılaştırmasını başlatır. İkinci as karşılaştırma ölçütünü getirir; burada bu ölçüt we think it is tam yan cümlesidir. Bu yan cümlede it is, sıfatı tekrarlamadan it is complicated ifadesinin yerini tutar.
Alıştırma
Vurgulu eşitlik karşılaştırmasını “just as ... as” ile tamamlayın: The group project was ____ challenging ____ the final exam.
Cevabı göster
just as · as