Metalik cam nedir? - Ashwini Bharathula: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
637 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Bu video, metalik camın metale benzer dayanımı plastik benzeri şekillendirilebilirlikle nasıl birleştirdiğini, hızlı soğutmanın amorf atomik yapıyı nasıl oluşturduğunu ve maliyet, saflık gereksinimi ile ani kırılma riskinin büyük yapılardaki kullanımını neden hâlâ sınırladığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. which means — Söylem, anlatı ve retorik: Bilimsel bir özelliği pratik sonucuna bağlamayı öğrenin; böylece dinleyici, daha yüksek dayanımdan kuvvet altında bükülmeme veya ezilmeme sonucuna giden mantığı kolayca izleyebilir. 2. so fast that — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: So + zarf + that sonuç yapısını tanıyıp kullanarak soğumanın, atomların düzenli kristal yapıyı yeniden kuramayacağı kadar hızlı gerçekleştiğini ifade edin. 3. not yet tough enough for load-bearing applications. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Mühendislikteki toughness kavramını genel strength kavramından ayırın ve not yet + sıfat + enough for yapısıyla umut vadeden bir malzemenin yük taşıma eşiğini henüz karşılamadığını açıklayın.

Bu derste

Steel and plastic.

0:06

Çelik ve plastik.

These two materials are essential to so much of our infrastructure and technology, Kalıp ifadeler

0:08

Bu iki malzeme, altyapımızın ve teknolojimizin büyük bir kısmı için vazgeçilmezdir,

Kalıp ifadeler

be essential to: bir sistem veya etkinlik için gerekli olmak

Be essential to + isim veya -ing biçimi, “bir şeyin varlığı, işleyişi ya da başarısı için gerekli olmak” anlamına gelir. Burada iki malzeme, altyapımızın ve teknolojimizin büyük bir kısmı için gerekli olarak anlatılıyor. Bu yapıda özne ihtiyaç duyulan şeyi, to’dan sonraki ifade ise ona bağlı olan sistemi, alanı veya etkinliği belirtir. To bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelmelidir.

Alıştırma

Cümleyi are essential to ile tamamlayın: Reliable maps ____ safe navigation.

Cevabı göster

are essential to

and they have a complementary set of strengths and weaknesses. Kalıp ifadeler

0:13

ve birbirini tamamlayan bir dizi güçlü ve zayıf yönleri vardır.

Kalıp ifadeler

a complementary set of strengths and weaknesses: birbirini tamamlayan güçlü ve zayıf yönler bütünü

A complementary set of strengths and weaknesses, iki malzemenin birbirine uyan farklı güçlü ve zayıf yönlere sahip olduğu anlamına gelir: bir malzemenin zayıf olduğu yerde diğeri güçlü olabilir. Complementary, karşılıklı uyum ve tamamlama fikrini ekler. Cümle yalnızca her malzemenin iyi ve kötü özellikleri olduğunu söylemez; aralarındaki farkların ikisini birlikte daha kullanışlı hâle getirebileceğini de belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, iki tasarımın birbirinin zayıf yönlerini giderebilecek farklı özelliklere sahip olduğunu anlatır?

  1. The two designs have complementary strengths and weaknesses.
  2. The two designs both have strengths and weaknesses.
  3. The two designs have identical strengths and weaknesses.
Cevabı göster

The two designs have complementary strengths and weaknesses.

Steel is strong and hard,

0:17

Çelik güçlü ve serttir,

but difficult to shape intricately. Dilbilgisi

0:18

ancak karmaşık bir şekilde şekillendirilmesi zordur.

Dilbilgisi

difficult to shape intricately: sıfat + mastar

Burada difficult to shape, çeliğin işlenmesinin ne kadar zor olduğunu anlatır. Kalıp özne + be + difficult + to’lu mastardır. shape etken biçimde olsa da şekil verilen şey steel olduğundan ifade edilgen anlam taşır. intricately, shape fiilini niteleyen bir zarftır. Eylemin çok sayıda ince veya karmaşık ayrıntıyla yapıldığını belirtir; yani zorluk özellikle ayrıntılı şekiller oluşturmaktadır.

Alıştırma

difficult + to’lu mastar kalıbını ve shape fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: This alloy is ____ into detailed designs.

Cevabı göster

difficult to shape

While plastic can take on just about any form, Öbek fiiller

0:21

Plastik ise hemen hemen her şekli alabilirken,

it's weak and soft.

0:24

zayıf ve yumuşaktır.

Öbek fiiller

take on just about any form: neredeyse her şekle bürünmek

Take on + bir form, shape veya color, o biçime ya da renge sahip olmaya veya onu göstermeye başlamak demektir. Burada take on bir öbek fiildir; bir şeyi fiziksel olarak almak anlamına gelmez. Bu bağlamda just about, almost yani “neredeyse” anlamındadır. Bu nedenle just about any form, gerçekten her şeklin mümkün olduğunu söylemeden plastiğin yüksek esnekliğini vurgular.

Alıştırma

“Sahip olmaya başlamak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: As the sun set, the clouds began to ____ a deep orange color.

Cevabı göster

take on

So wouldn't it be nice if there were one material as strong as the strongest steel Dilbilgisi

0:25

Peki, en güçlü çelik kadar sağlam

and as shapeable as plastic?

0:30

ve plastik kadar şekillendirilebilir tek bir malzeme olsaydı güzel olmaz mıydı?

Dilbilgisi

Wouldn't it be nice if there were ...? ile ideal bir olasılık sunmak

Wouldn't it be nice if ...?, dinleyeni arzu edilen bir durumu hayal etmeye ve bu fikre katılmaya çağıran olumsuz bir soru yapısıdır. Burada konuşmacı, fikrin güzel olup olmadığını tarafsız biçimde sormaz; soru, ideal bir malzemeye karşı ilgi uyandırır. if there were ... içindeki were, bilinen bir gerçeği değil, varsayımsal bir durumu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen Wouldn't it be nice if there were + isim öbeği, yaklaşık olarak “... var olsaydı ne kadar güzel olurdu, bir düşün” anlamına gelir.

Alıştırma

İdeal bir durumu nazikçe ortaya koyan tam kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ a safe bike path to the park?

Cevabı göster

Wouldn't it be nice if there were

Dilbilgisi

as strong as ... ve as shapeable as ... ile eşitlik karşılaştırması

as + sıfat + as kalıbı, iki şeyin bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu söyler. as strong as the strongest steel ifadesinde strong karşılaştırılan özelliği belirtir, sondaki as ise karşılaştırma ölçütünü getirir. Shapeable, farklı biçimlere sokulabilen demektir; bu nedenle as shapeable as plastic şekillendirme kolaylığını karşılaştırır. Cümlede iki eksiksiz as ... as karşılaştırması paralel olarak kullanılır. Hayal edilen malzeme sağlamlık açısından çelikle, şekillendirilebilirlik açısından plastikle karşılaştırılır ve böylece iki özelliği bir arada taşıyacağı gösterilir.

Alıştırma

warm ve light sıfatlarını kullanarak iki eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: This camping jacket is ____ wool and ____ a T-shirt.

Cevabı göster

as warm as · as light as

Well,

0:33

Şey,

a lot of scientists and technologists are getting excited about a relatively recent invention called metallic glass Kalıp ifadeler

0:34

birçok bilim insanı ve teknoloji uzmanı, metalik cam adı verilen nispeten yeni bir buluş hakkında heyecan duyuyor;

Kalıp ifadeler

getting excited about: artan heyecan ve iyimserlik

Get excited about + isim veya -ing biçimi, bir şeye karşı heyecan ya da umut duymaya başlamayı anlatır. İlerleyen zaman yapısı are getting, bu tutumun giderek güçlendiğini vurgular. Burada bilim ve teknoloji çevrelerinin metalik camın olanaklarına yönelik ilgi ve güveninin arttığını anlatır; mutlaka kısa süreli ve dışa vurulan bir heyecan anlamına gelmez.

Alıştırma

get excited about ifadesini ilerleyen zaman biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: Researchers are ____ a safer battery design.

Cevabı göster

getting excited about

with both of those properties and more. Anlatım akışı

0:40

çünkü bu malzeme bu özelliklerin her ikisine ve daha fazlasına sahip.

Anlatım akışı

with both of those properties and more: önceki iki noktaya dönmek ve yenilerini eklemek

with ile başlayan ifade metalik cam hakkında ek bilgi verir. Both of those properties, daha önce belirtilen iki niteliğe—dayanıklılık ve biçimlendirilebilirlik—geri gönderme yapar ve bunları tekrarlamadan bir araya getirir. And more, iki maddelik özetin ötesine geçerek başka yararlar da bulunduğunu bildirir. İfadenin tamamı eski bilgiyi sonraki iddiaya bağlar: önce kısaca özetler, sonra daha fazla ayrıntıya yer açar.

Alıştırma

Konuşmacı bir dizüstü bilgisayarın hafif ve dayanıklı olduğunu daha önce söyledi. Hangi devam cümlesi iki niteliğe de geri gönderme yapıp ek yararlar olduğunu belirtir?

  1. The laptop comes with both of those advantages and more.
  2. The laptop comes with neither of those advantages.
  3. The laptop comes with either of those advantages, but not both.
Cevabı göster

The laptop comes with both of those advantages and more.

Metallic glasses look shiny and opaque,

0:44

Metalik camlar parlak ve opak görünürler,

like metals, Anlatım akışı

0:46

tıpkı metaller gibi,

and also like metals,

0:47

ve yine metaller gibi,

they conduct heat and electricity.

0:49

ısıyı ve elektriği iletirler.

Anlatım akışı

like metals ... also like metals: iki karşılaştırmayı düzenlemek

İlk like metals, shiny and opaque ifadesine dönerek görünüşle ilgili bir karşılaştırma kurar. İkinci like metals ise yeni bir cümle bölümünü başlatır ve ısı ile elektriği iletme işlevini karşılaştırır. Karşılaştırma ifadesinin tekrarı bilinçlidir. metals sözcüğünü ortak referans noktası olarak tutarken bir benzerlik yönünden diğerine geçer.

Alıştırma

Konuşmacı cümlede neden like metals ifadesini tekrar ediyor?

  1. İkinci karşılaştırma ilk karşılaştırmayı geçersiz kılar.
  2. Her iki karşılaştırma da yalnızca malzemenin görünüşünü anlatır.
  3. İlk karşılaştırma görünüşü, ikinci karşılaştırma ise işlevi çerçeveler.
Cevabı göster

İlk karşılaştırma görünüşü, ikinci karşılaştırma ise işlevi çerçeveler.

But they're way stronger than most metals, Kelime

0:51

Ancak çoğu metalden çok daha güçlüdürler,

Kelime

way stronger than: karşılaştırmayı güçlendirmek

Burada way, karşılaştırma biçimi stronger'dan önce gelen, günlük dile özgü bir derece zarfıdır. way stronger than, much stronger than anlamına gelir ve büyük bir farkı vurgular; way burada yol veya yöntem anlamında değildir. most metals ifadesi karşılaştırma grubunu belirler. İddia bütün metalleri değil, metallerin çoğunu kapsar.

Alıştırma

Cümleyi way ve fast sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: The express train is ____ the local train.

Cevabı göster

way faster than

which means they can withstand a lot of force without getting bent or dented, Notlar

0:53

bu da bükülmeden veya ezilmeden çok fazla kuvvete dayanabilecekleri anlamına gelir,

Anlatım akışı

which means: Bir olguyu pratik sonuca bağlamak

Which means, ardından gelen düşünceyi önceki ifadenin tamamının açıklaması veya pratik sonucu olarak sunar. Burada “çoğu metalden daha güçlü” olma özelliği somut bir sonuca dönüşür: Malzeme, bükülmeden veya ezilmeden büyük bir kuvvete dayanabilir. Bu yapı, soyut bir olgu veya özellikten bunun neden önemli olduğuna geçmeye yardımcı olur. Virgülden sonra gelen which, yalnızca en yakın isme değil, önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar.

Alıştırma

Pratik sonucu belirtmek için cümleyi which means ile tamamlayın: The battery lasts for two days, ____ I do not need to charge it tonight.

Cevabı göster

which means

Kalıp ifadeler

withstand a lot of force: Hasar görmeden büyük kuvvete dayanmak

Withstand a lot of force, büyük bir kuvvete maruz kaldıktan sonra sağlam veya çalışır durumda kalmak anlamına gelir. Ardından gelen without getting bent or dented ifadesi, hasardan kaçınma anlamını açıkça belirtir. Withstand geçişli bir fiildir; bu nedenle kuvvet veya koşul doğrudan ardından gelir: withstand force, pressure, heat veya impact. Burada stand fiilinden daha kesindir, çünkü zarar verme ihtimali olan bir şeye dayanmayı vurgular.

Alıştırma

Bu teknik açıklamayı en iyi tamamlayan fiili seçin: The case can _____ heavy impacts without cracking.

  1. stand
  2. withstand against
  3. withstand
Cevabı göster

withstand

Dilbilgisi

without getting bent or dented: istenmeyen edilgen sonuçlardan kaçınma

Without + -ing biçimi, ana eylem gerçekleşirken bir eylemin ya da sonucun gerçekleşmediğini gösterir. Burada without getting bent or dented, nesnelerin kuvvete dayanıp sonunda şekillerinin bozulmaması demektir. Getting + geçmiş zaman ortacı, bir şeyin etkisiyle bir duruma girilmesini anlatır: getting bent kuvvet altında bükülmek, getting dented ise göçük oluşması demektir. Aktarılabilir kalıp do something without getting + past participle biçimindedir; örneğin without getting hurt veya without getting damaged.

Alıştırma

Without + getting + geçmiş zaman ortacı yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The package arrived without got damaged.
  2. The package arrived without get damaged.
  3. The package arrived without getting damaged.
Cevabı göster

The package arrived without getting damaged.

making ultra-sharp scalpels and ultra-strong electronics cases, Dilbilgisi

0:58

bu sayede ultra keskin neşterler ve ultra güçlü elektronik kılıflar,

hinges, screws, the list goes on. Deyimler

1:02

menteşeler, vidalar ve liste uzayıp gider, yapılabilmektedir.

Dilbilgisi

making ultra-sharp scalpels and ultra-strong electronics cases: sonuç veya kullanım ekleme

making ... biçimindeki -ing yan cümlesi, daha önce anlatılan malzeme özelliklerine bağlanır. Bu özelliklerin neyi mümkün kıldığını ekler: malzeme, çok keskin neşterler ve çok sağlam elektronik cihaz kasaları yapmak için kullanılabilir. making sözcüğünden önce be fiilinin bir biçimi bulunmadığı için bu, şimdiki zamanın süreklilik yapısı is making değildir. Bu tür uzun cümlelerde -ing yan cümlesi önceki fikrin sonucunu, doğurduğu etkiyi veya pratik kullanımını ekleyebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki yan cümlenin sonucunu eklemek için bir -ing yan cümlesi kullanır?

  1. To make production more efficient, the team changed the process.
  2. The factory is making a new machine this week.
  3. The new process cuts waste, making production more efficient.
Cevabı göster

The new process cuts waste, making production more efficient.

Deyimler

the list goes on: daha pek çok örnek var

The list goes on, birkaç örnek verildikten sonra kullanılan bir deyimdir. Benzer daha birçok örneğin eklenebileceğini ve belirtilen örneklerin listenin tamamı olmadığını anlatır. Burada ürün listesini doğal biçimde bitirir. Goes on, bir şeyin devam etmesi anlamındadır; listenin fiziksel olarak hareket ettiğini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi daha pek çok örnek olduğunu belirten deyimle tamamlayın: The library has novels, comics, magazines, audiobooks, and ____.

Cevabı göster

the list goes on

Metallic glasses also have an incredible ability to store and release elastic energy, Kalıp ifadeler

1:05

Metalik camlar aynı zamanda elastik enerjiyi depolamak ve serbest bırakmak için inanılmaz bir yeteneğe sahiptir,

Kalıp ifadeler

incredible ability to store and release elastic energy: to sonrasında paralel fiiller

Ability to do something yapısında to ile kurulan mastar, yeteneğin ne yapmaya yönelik olduğunu açıklar. Burada to store and release elastic energy yeteneğin içeriğini belirtir; store ve release, tek bir to ögesini paylaşan paralel fiillerdir. Elastic energy, bir şey elastik olarak şekil değiştirirken depolanan ve ilk biçimine dönerken serbest bırakılan enerjidir. Incredible, bu yeteneği olağanüstü güçlü veya etkileyici olarak değerlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle ability to yapısını doğru kullanır ve store ile retrieve fiillerini paralel tutar?

  1. The system has the ability to store and retrieve data quickly.
  2. The system has the ability for store and retrieve data quickly.
  3. The system has the ability to storing and retrieve data quickly.
Cevabı göster

The system has the ability to store and retrieve data quickly.

which makes them perfect for sports equipment like tennis racquets, Kalıp ifadeler

1:10

bu da onları tenis raketleri,

golf clubs, and skis.

1:14

golf sopaları ve kayak takımları gibi spor ekipmanları için mükemmel kılar.

Kalıp ifadeler

makes them perfect for: make + nesne + perfect for yapısı

make + nesne + sıfat yapısı, bir şeyin nesnenin o niteliğe sahip olmasına yol açtığını anlatır. makes them perfect for ifadesinde them nesnedir ve metalik camları belirtir; perfect sonucu, for ise amaçlanan kullanımı açıklar. Buradaki perfect for, her yönden kusursuz olmak değil, bir kullanım için son derece uygun olmak demektir. Malzemelerin özellikleri onları spor ekipmanlarında özellikle kullanışlı hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi make + object + perfect for ve doğru fiil biçimiyle tamamlayın: The padded straps ____ this backpack ____ long hikes.

Cevabı göster

make · perfect for

They're resistant to corrosion and can be cast into complex shapes Notlar

1:16

Korozyona karşı dirençlidirler ve karmaşık şekillerde dökülebilirler

with mirror-like surfaces in a single molding step. Kalıp ifadeler

1:20

tek bir kalıplama adımıyla ayna benzeri yüzeylere sahip olarak.

Kalıp ifadeler

They're resistant to corrosion: be resistant to + isim

Be resistant to + isim, bir şeye dayanabilmek veya ondan kolayca zarar görmemek ya da etkilenmemek anlamına gelir. Resistant bir sıfattır ve ardından to edatı gelmelidir. They're resistant to corrosion cümlesindeki they zamiri metalik camları belirtir. Corrosion, bir malzemenin çevresiyle girdiği kimyasal tepkimeler sonucunda yavaş yavaş zarar görmesidir. Bu ifade korozyonun daha zor gerçekleştiğini belirtir; tamamen imkânsız olduğunu değil.

Alıştırma

Cümleyi resistant ve onun gerektirdiği edatla tamamlayın: This outdoor lock is ____ rust, so rain will not damage it quickly.

Cevabı göster

resistant to

Kelime

can be cast into complex shapes: üretimde karmaşık şekillerde dökülebilir

Üretim bağlamında cast, erimiş veya akışkan bir malzemeyi seçilen biçimde katılaşması için kalıba dökmek anlamına gelir. Bu nedenle cast into complex shapes, döküm yoluyla karmaşık şekillere getirilmek demektir; fırlatılmak veya bir oyunculuk rolüne seçilmek demek değildir. can be cast yapısı modal can + edilgen be + geçmiş zaman ortacı cast düzenindedir. Malzeme eyleme maruz kalır ve into ortaya çıkan şekli belirtir. Cast düzensiz bir fiildir: yalın biçimi, geçmiş zamanı ve geçmiş zaman ortacı cast olarak kalır; bu üretim anlamında casted kullanılmaz.

Alıştırma

Bir üretim sürecini anlatmak için cast into ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The molten metal can be cast into detailed parts.
  2. The molten metal can cast into detailed parts.
  3. The molten metal can be cast at detailed parts.
Cevabı göster

The molten metal can be cast into detailed parts.

Kalıp ifadeler

with mirror-like surfaces ... in a single molding step: ayna benzeri yüzeylerle ... tek bir kalıplama adımında

With ile başlayan ifade, bitmiş şekillerin bir özelliğini ekler: mirror-like surfaces, yani ayna gibi pürüzsüz ve yansıtıcı yüzeylere sahiptirler. Burada with, sonuçta ortaya çıkan ürünün neye sahip olduğunu açıklar; bir araç belirtmez. In ile başlayan ifade süreç koşulunu ekler: karmaşık şekiller ve yüzey bitişi tek bir kalıplama adımında üretilir. Bu iki edat öbeği, ana ifadenin ardından ürün özelliğini ve tek adımlı üretim bilgisini kısa biçimde bir araya getirir. Single, adım sayısını belirtir; tek bir kalıp veya tek bir nesne anlamına gelmez.

Alıştırma

İki edat öbeğinin eklediği bilgileri doğru biçimde açıklayan cümle hangisidir?

  1. The shapes have mirror-like surfaces, and both the shape and finish are achieved in one molding step.
  2. The mirror-like surfaces are tools used during several molding steps.
  3. One mold is used to make a surface, but the shapes require a separate process.
Cevabı göster

The shapes have mirror-like surfaces, and both the shape and finish are achieved in one molding step.

Despite their strength at room temperature, Dilbilgisi

1:24

Oda sıcaklığındaki güçlerine rağmen,

if you go up a few hundred degrees Celsius, Dilbilgisi

1:27

sıcaklığı birkaç yüz santigrat dereceye çıkarırsanız,

they soften significantly and can be deformed into any shape you like. Dilbilgisi

1:29

önemli ölçüde yumuşarlar ve istediğiniz herhangi bir şekle deforme edilebilirler.

Dilbilgisi

Despite their strength at room temperature: despite ile ödünleme

Despite bir ödünleme anlamı katar: Önce malzemelerin oda sıcaklığında dayanıklı olduğunu kabul eder, ardından daha yüksek sıcaklıklarda yumuşamaları şeklindeki beklenmedik karşıtlığa hazırlar. Despite bir edattır. Bu nedenle burada özne ve fiil içeren tam bir cümlecik değil, their strength at room temperature isim öbeği gelir. Kalıp despite + isim öbeği biçimindedir ve ardından ana ifade gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite the camera is small, it takes sharp photos.
  2. Despite its small size, but the camera takes sharp photos.
  3. Despite its small size, the camera takes sharp photos.
Cevabı göster

Despite its small size, the camera takes sharp photos.

Dilbilgisi

if you go up a few hundred degrees Celsius: sıcaklık koşulu belirleme

if cümleciği bir koşul belirler: Sıcaklık ölçeğinde birkaç yüz derece yukarı çıkmak malzemelerin yumuşamasına neden olur. Burada you genel anlamlıdır ve go up, bir insanın yukarı hareket etmesini değil, söz konusu sıcaklığın artmasını anlatır. A few hundred degrees son sıcaklığı değil, artış miktarını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle sıcaklığın son olarak 200 dereceye ulaşmasını değil, 200 derece artmasını anlatır?

  1. During the test, the temperature went up to 200 degrees.
  2. During the test, the temperature was set at 200 degrees.
  3. During the test, the temperature went up 200 degrees.
Cevabı göster

During the test, the temperature went up 200 degrees.

Dilbilgisi

can be deformed into any shape: bir malzemenin alabileceği şekilleri anlatmak

Can be deformed, can + be + past participle biçimindeki kiplik edilgen yapıdır. Malzemenin şeklinin değiştirilebildiğini söyler; cümle, değişikliği kimin yaptığına değil malzemeye ne olabileceğine odaklanır. Into sonuçta oluşan biçimi tanıtır. Any shape you like, “seçtiğiniz herhangi bir şekil” demektir; dolayısıyla can be deformed into any shape çok çeşitli biçimlendirme olasılıklarını anlatır.

Alıştırma

Malzeme açıklamasını can be deformed into ile tamamlayın: When heated, this polymer ____ almost any shape.

Cevabı göster

can be deformed into

Cool them back down and they regain the strength. Öbek fiiller

1:34

Onları tekrar soğuttuğunuzda güçlerini yeniden kazanırlar.

Öbek fiiller

Cool them back down: daha düşük bir sıcaklığa geri döndürmek

Cool them back down, bir işlem adımını doğrudan bildiren emir cümlesidir. Cool something down, bir şeyin sıcaklığını düşürmek demektir; back ise o şeyin daha önce ısındıktan sonra yeniden düşük sıcaklığa dönmesi anlamını ekler. Nesne zamiri cool sözcüğünden sonra gelir: cool them back down. Ardından gelen and yan cümlesi sonucu bildirir; bütün yapı “bunu yap, ardından bu sonuç gerçekleşsin” anlamına gelir.

Alıştırma

Çorba yeniden ılıdı. Talimatı cool ... back down kullanarak tamamlayın: Set it in an ice bath to ____.

Cevabı göster

cool it back down

So where do all of these wondrous attributes come from? Anlatım akışı

1:38

Peki tüm bu harika özellikler nereden geliyor?

Anlatım akışı

So where do ... come from?: özelliklerden nedenlere geçiş

Bu soru yalnızca bilgi istemek yerine açıklamayı düzenler. So, daha önce sıralanan özelliklerle bağlantı kurar; where ... come from ise odağı bu özelliklerin ne olduğundan onlara neyin yol açtığına kaydırır. Açıklayıcı bir anlatımda konuşmacı böyle bir soru sorup ardından kendisi yanıtlayabilir. Bu, sonraki bölümün gözlemlenen bir sonucun kaynağını, nedenini veya mekanizmasını açıklayacağını gösterir.

Alıştırma

Bu sorunun söylemdeki temel işlevi nedir?

  1. Fiziksel örneklerin nerede toplandığını sorar.
  2. Anlatımı özellikleri betimlemekten bunların nedenini açıklamaya geçirir.
  3. Tartışmanın sona erdiğini bildirir.
Cevabı göster

Anlatımı özellikleri betimlemekten bunların nedenini açıklamaya geçirir.

In essence, Anlatım akışı

1:41

Özünde,

they have to do with metallic glasses' unique atomic structure. Kalıp ifadeler

1:41

metalik camların benzersiz atomik yapısıyla ilgilidir.

Anlatım akışı

In essence: temel açıklamayı sunmak

In essence, “en önemli veya temel düzeyde” anlamına gelir. Bu cümlenin başında, dinleyiciye devamındaki atomik yapıyla bağlantının başka bir ayrıntı değil, temel açıklama olarak görülmesi gerektiğini bildirir. Karmaşık bir tartışmayı ana noktasına indirgemek için kullanılır. Virgül, cümle başındaki bu söylem belirtecini ana cümleden ayırır.

Alıştırma

Cümle başındaki In essence neyi gösterir?

  1. Ardından gelen ifade, temel noktayı verir.
  2. Konuşmacı önceki bir telaffuzu düzeltmektedir.
  3. Konuşmacı ilgisiz bir örnek eklemek üzeredir.
Cevabı göster

Ardından gelen ifade, temel noktayı verir.

Kalıp ifadeler

have to do with: bağlantı ifade etmek

Have to do with, bağlantılı olmak veya ilgili olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada, az önce sözü edilen şeyleri metalik camların benzersiz atomik yapısıyla ilişkilendirir. subject + have/has to do with + noun phrase kalıbını kullanın. İfadenin tamamını tek bir birim olarak düşünün: bu kalıpta have to, gereklilik veya zorunluluk bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi have to do with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The change in color ____ the temperature.

Cevabı göster

has to do with

Most metals are crystalline as solids. Kelime

1:45

Çoğu metal, katı haldeyken kristal yapıdadır.

Kelime

are crystalline as solids: katı hâldeki yapı

Bu malzeme bilimi bağlamında crystalline, atomların düzenli ve tekrarlanan bir yapı içinde dizilmiş olması anlamına gelir. Are crystalline, yapısal bir özelliği anlatmak için be fiilinden sonra crystalline sıfatını kullanır. As solids, ifadenin yalnızca katı hâl için geçerli olduğunu gösterir; katı olduklarında demektir, katı nesneler gibi değil. Dolayısıyla cümle, çoğu metalin katı hâlde bu düzenli yapıya sahip olduğunu söyler.

Alıştırma

Bu cümlede crystalline as solids ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Çoğu metal yalnızca katı nesnelere benzer görünür.
  2. Çoğu metal katılaştığı her seferde saydamlaşır.
  3. Çoğu metal katı hâlde düzenli bir atom yapısına sahiptir.
Cevabı göster

Çoğu metal katı hâlde düzenli bir atom yapısına sahiptir.

That means that if you zoomed in close enough to see the individual atoms, Dilbilgisi

1:48

Bu, tek tek atomları görecek kadar yaklaştırsaydınız,

they'd be neatly lined up in an orderly repeating pattern Kalıp ifadeler

1:52

tüm malzeme boyunca uzanan

that extends throughout the whole material. Kalıp ifadeler

1:56

düzenli ve tekrarlayan bir modelde düzgün bir şekilde dizilmiş olacakları anlamına gelir.

Dilbilgisi

if you zoomed in close enough to see: varsayımsal bir gözlemi hayal etmek

if yan cümlesi, dinleyiciyi gerçekte yapılmayan bir gözlemi hayal etmeye çağırır: görüntüyü tek tek atomlar görünür olacak kadar büyütmek. zoom in görüntüyü büyütmek, close enough to see ise onları görmek için gereken düzeye ulaşmak demektir. Bu varsayımsal yapıda if + geçmiş zaman biçimi (zoomed), sonuç bölümündeki would (they'd be) ile eşleşir. Buradaki geçmiş zaman biçimi gerçek dışı veya hayal edilen bir durumu gösterir; büyütme işleminin geçmişte gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle hayali bir gözleme yönlendirmek için aynı varsayımsal yapıyı kullanır?

  1. If you looked closely enough, you'd notice a tiny crack.
  2. If you look closely enough, you'll notice a tiny crack.
  3. You looked closely enough, so you noticed a tiny crack.
Cevabı göster

If you looked closely enough, you'd notice a tiny crack.

Kalıp ifadeler

neatly lined up in an orderly repeating pattern: düzenli bir dizilimi anlatmak

be lined up birden fazla nesnenin hizalı konumlarda yerleştirildiğini anlatır; neatly ise düzenin düzgün olduğunu belirtir. in an orderly repeating pattern genel yapıyı açıklar: aynı düzen tekrar tekrar devam eder. İfade bir bütün olarak tek tek atomların bulunduğu yerden, grup hâlinde oluşturdukları yapıya geçer. Düzenli ve tekrarlanan bir dizilimi kısa ve açık biçimde anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle nesnelerin düzgün ve tekrarlanan bir dizilim oluşturduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. The tiles are neatly lined up in a repeating pattern.
  2. The tiles are randomly scattered across the floor.
  3. The tiles are neatly lined up beside a repeating pattern.
Cevabı göster

The tiles are neatly lined up in a repeating pattern.

Kalıp ifadeler

extends throughout the whole material: her bölüme yayılmak

Bu cümlede extends throughout the whole material, tekrar eden desenin malzemenin yalnızca bir bölgesinde kalmayıp her bölümünde devam ettiğini ve bulunduğunu anlatır. İlgi zamiri that, pattern sözcüğüne döner; dolayısıyla yayılan şey desendir. extend throughout + bir yer, nesne veya zaman aralığı, bir şeyin belirtilen aralığın tamamına ulaştığını ya da tüm aralık boyunca sürdüğünü gösterebilir.

Alıştırma

Desenin zeminin her bölümüne ulaştığını göstermek için cümleyi extend throughout ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The pattern ____ the entire floor.

Cevabı göster

extends throughout

Ice is crystalline,

1:58

Buz kristal yapıdadır,

and so are diamonds and salt. Dilbilgisi

1:59

ve elmaslar ve tuz da öyle.

Dilbilgisi

and so are diamonds and salt: “o da öyle” anlamında devrik so yapısı

and so are diamonds and salt, elmasların ve tuzun da kristal yapıda olduğu anlamına gelir. So, az önce belirtilen olumlu düşüncenin yerini tutar ve crystalline sözcüğünü yinelemeyi önler. Kalıp so + be fiili, yardımcı fiil veya kiplik fiil + yeni özne biçimindedir. Fiil özneden önce gelir, ancak bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. İlk cümleciğin fiil türü ve zamanı korunur; fiil yeni özneyle uyumlu olur: diamonds and salt çoğul olduğu için are kullanılır.

Alıştırma

Takım arkadaşlarının da hazır olduğunu göstermek için cümleyi devrik so yapısıyla tamamlayın: Mia is ready, and ____.

Cevabı göster

so are her teammates

If you heat these materials up enough and melt them, Dilbilgisi

2:01

Bu malzemeleri yeterince ısıtıp eritirseniz,

the atoms can jiggle freely and move randomly. Kalıp ifadeler

2:04

atomlar serbestçe titreşebilir ve rastgele hareket edebilir.

Dilbilgisi

If you heat ... up enough and melt ...: bir süreç koşulu belirtmek

If yan cümlesi, ana cümledeki sonucun gerçekleşme koşulunu belirtir. Buradaki koşul, and ile bağlanan iki eylem içerir: malzemeleri yeterince ısıtmak ve ardından eritmek. Heat something up, “bir şeyi ısıtmak” anlamına gelir; up, heat up ifadesinin bir parçasıdır ve yukarı doğru hareketi anlatmaz. Enough fiil öbeğinden sonra gelir ve gerekli ısıtma düzeyini gösterir. Bu yapı, bir süreç gerekli koşula ulaştığında ne olduğunu açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir süreç koşulunu belirtmek için if + heat ... up enough and melt ... yapısını doğru kullanır?

  1. If you move the wax up enough and melt it, you can pour it into a mold.
  2. If you heat enough up the wax and melt it, you can pour it into a mold.
  3. If you heat the wax up enough and melt it, you can pour it into a mold.
Cevabı göster

If you heat the wax up enough and melt it, you can pour it into a mold.

Kalıp ifadeler

jiggle freely and move randomly: düzensiz hareketi anlatmak

Jiggle, ileri geri veya bir yandan diğer yana yapılan küçük ve hızlı hareketleri anlatır. Freely, atomların tek bir sabit konuma bağlı olmadığını gösterirken move randomly, hareketlerinin sabit bir yönü ya da öngörülebilir bir düzeni olmadığını belirtir. İki fiil öbeği and ile bağlanır. Jiggle küçük hareketi canlı biçimde gösterir; move randomly ise düzensizlik anlamını ekler. Birlikte kullanıldıklarında mikroskobik hareketi gözde canlandırmayı kolaylaştırırlar.

Alıştırma

Hangi açıklama jiggle freely and move randomly ifadesine en uygun anlamı verir?

  1. Parçacıklar sabit konumlarında tamamen hareketsiz kalır.
  2. Parçacıklar sabit hızla tek bir düz çizgi üzerinde ilerler.
  3. Parçacıklar küçük hareketler yapar ve sabit bir düzen olmadan yön değiştirir.
Cevabı göster

Parçacıklar küçük hareketler yapar ve sabit bir düzen olmadan yön değiştirir.

But when you cool them back down,

2:07

Ancak onları tekrar soğuttuğunuzda,

the atoms reorganize themselves, Kelime

2:09

atomlar kendilerini yeniden düzenler,

reestablishing the crystal.

2:11

kristali yeniden oluştururlar.

Kelime

reorganize themselves, reestablishing the crystal: kendi kendine yeniden düzenlenme ve sonuç

reorganize themselves ifadesinde themselves, özne olan atoms sözcüğüne geri döner. Atomlar kendi dizilimlerini değiştirir; onları dışarıdan bir kişi ya da şey düzenlemez. reorganize sözcüğündeki re- ön eki “yeniden” anlamına gelir. Virgülden sonraki -ing yapısı reestablishing the crystal, bu yeniden düzenlenmenin sonucunu verir: kristal yapı yeniden oluşur. reestablishing sözcüğündeki re- de “yeniden” anlamındadır; dolayısıyla cümle önceki bir yapıya dönüşü anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, moleküllerin kendi dizilimlerini değiştirip bunun sonucunda özgün yapıyı geri getirdiği anlamına gelir?

  1. The molecules reorganized themselves before the original structure disappeared.
  2. The molecules reorganized themselves, restoring the original structure.
  3. The technician reorganized the molecules, restoring the original structure.
Cevabı göster

The molecules reorganized themselves, restoring the original structure.

But what if you could cool a molten metal so fast Dilbilgisi

2:14

Peki ya erimiş bir metali o kadar hızlı soğutabilseydiniz ki

that the atoms couldn't find their places again? Deyimler

2:17

atomlar yerlerini tekrar bulamasaydı?

Dilbilgisi

But what if you could ...?: bilimsel bir varsayım ortaya atmak

What if you could ...? hayal edilen bir olasılığı ortaya atar ve dinleyeni ne olacağını düşünmeye davet eder. Buradaki could geçmişteki bir yeteneği değil, varsayımı ifade eder. Baştaki But, daha önce anlatılan olağan sonuçtan başka bir duruma geçildiğini gösterir. But what if ... birlikte alternatif bir bilimsel senaryo açar.

Alıştırma

Hangi cümle bir istekte bulunmak yerine bilimsel bir düşünce deneyini doğal biçimde başlatır?

  1. Could you store this solar energy for me?
  2. We stored solar energy for months.
  3. What if we could store solar energy for months?
Cevabı göster

What if we could store solar energy for months?

Dilbilgisi

so fast that: dereceyi sonuca bağlamak

so + sıfat/zarf + that + yan cümle kalıbı, yüksek bir dereceyi ortaya çıkan sonuca bağlar. Burada so fast, metalin ne kadar hızlı soğutulduğunu anlatır; that ile başlayan yan cümle de sonucu verir: atomlar yeniden yerlerine dönemez. Fast burada cool fiilini nitelediği için zarf görevindedir. That bir sonuç yan cümlesi başlatır; bir ismi tanımlayan ilgi cümlesini başlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi fast ile kurulan üç sözcüklü sonuç kalıbıyla tamamlayın: The cyclist was moving ____ I couldn't read the number on the bike.

Cevabı göster

so fast that

Deyimler

couldn't find their places again: bilim açıklamalarında kişileştirme

Konuşmacı kişileştirme kullanır: atomlar, yerlerini bulmaya çalışan insanlar gibi anlatılır. Fiziksel açıdan soğuma o kadar hızlı olur ki atomlar yeniden düzenli bir kristal örgü dizilimine dönemez. Bu anlatım, görünmeyen mikroskobik bir süreci gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Atomların düşündüğü, aradığı veya her birine özel bir yer atandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bilim açıklamasında couldn't find their places again ne anlama geliyor?

  1. Atomlar nerede olmaları gerektiğini bilinçli olarak unuttu.
  2. Atomların düzenli bir dizilime dönmek için yeterli zamanı olmadı.
  3. Atomlar kendilerine atanmış konumları gösteren bir haritayı kaybetti.
Cevabı göster

Atomların düzenli bir dizilime dönmek için yeterli zamanı olmadı.

So that the material was solid, Notlar

2:20

Böylece malzeme katı olurdu,

but with the chaotic amorphous internal structure of a liquid? Kelime

2:22

ancak bir sıvının kaotik amorf iç yapısına mı sahip olurdu?

Dilbilgisi

material was solid, but with ...: durum ile ek özellik arasında karşıtlık

material was solid, malzemenin genel fiziksel durumunun katı olduğunu belirtir. Ardından but with, aynı malzemenin şaşırtıcı bir özelliğini ekler: sıvınınkine benzeyen amorf bir iç yapı. Bu karşıtlık, malzemenin aynı anda hem tamamen katı hem de tamamen sıvı olduğunu söylemez. Yeniden kullanılabilen kalıp be A, but with + isim öbeği biçimindedir. Önce genel bir durum veya kategori sunar, sonra karşıt bir özelliği kısa biçimde ekler. Burada with sözcüğünden sonra tam bir özne-yüklem yan cümlesi değil, the chaotic amorphous internal structure of a liquid isim öbeği gelir.

Alıştırma

Cümleyi be A, but with B kalıbıyla tamamlayın: The room is small, ____ a large window.

Cevabı göster

but with

Kelime

chaotic amorphous internal structure: dış şekil değil, düzensiz atom dizilimi

Bu ifadede amorphous temel teknik sıfattır. Malzemenin atomlarının düzenli ve tekrarlayan bir kristal örüntü içinde dizilmediği anlamına gelir. Chaotic bu düzensizliği vurgular; internal structure ise tanımın malzemenin içindeki dizilimle ilgili olduğunu gösterir. Bu ifade dış şeklin düzensiz olduğunu anlatmaz ve malzemenin hâlâ sıvı olduğu anlamına gelmez. Atom dizilimi bir sıvının düzensiz yapısına benzeyen bir katıyı anlatır.

Alıştırma

Amorphous internal structure burada ne anlama geliyor?

  1. Malzeme oda sıcaklığında sıvı kalmak zorundadır.
  2. Malzemenin dış kısmı düzensiz bir şekle sahiptir.
  3. Atomlar düzenli ve tekrarlayan bir kristal örüntü oluşturmaz.
Cevabı göster

Atomlar düzenli ve tekrarlayan bir kristal örüntü oluşturmaz.

That's metallic glass.

2:26

İşte metalik cam budur.

Anlatım akışı

So that ile varsayımdan sonuca geçiş

Burada So that, önceki varsayım sorusunda geçen soğutma eylemine bağlanır ve bunun sonucunda ortaya çıkacak durumu ekler. Açıklamayı varsayımın ardından sonuç gelecek şekilde düzenler: hızlı soğutma malzemeyi katı hâle getirirken içinde sıvıya benzer bir yapı bırakacaktır. Bu sözler tek başlarına yeni ve tamamlanmış bir cümle başlatmaz. Sözlü bir açıklamada konuşmacı so that öncesinde duraklayabilir, ancak yan cümle yine de önceki soruya bağlıdır.

Alıştırma

Örnekte So that hangi işlevi görüyor?

  1. Konuşmacının metalik cam üretme amacını belirtir.
  2. Önceki varsayımı sürdürerek ortaya çıkacak durumu belirtir.
  3. Önceki soruyla ilgisiz bir tanım başlatır.
Cevabı göster

Önceki varsayımı sürdürerek ortaya çıkacak durumu belirtir.

This structure has the added benefit Kalıp ifadeler

2:27

Bu yapının ek bir faydası da

of lacking the grain boundaries that most metals have. Kelime

2:29

çoğu metalin sahip olduğu tane sınırlarından yoksun olmasıdır.

Kalıp ifadeler

has the added benefit of lacking: ikinci bir avantaj eklemek

Has the added benefit of + bir isim veya -ing biçimi, daha önce belirtilmiş ya da bağlamdan anlaşılan bir yarara ek olarak başka bir avantaj sunar. Buradaki ek avantaj lacking the grain boundaries that most metals have, yani çoğu metalde bulunan tane sınırlarının olmamasıdır. Of bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: of lacking, of reducing veya of saving. Added, bunun ilk kez sunulan temel özellik değil, bir başka olumlu nokta olduğunu göstererek açıklamadaki bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Cümleyi has the added benefit of + -ing kullanarak tamamlayın: The redesigned form is easier to read and ____ processing time.

Cevabı göster

has the added benefit of reducing

Kelime

grain boundaries: kristal taneleri arasındaki ara yüzler

Malzeme biliminde grain boundaries, komşu kristal tanelerinin buluştuğu ara yüzleri ifade eder. Bir grain, atomları benzer bir yönelime sahip küçük bir kristal bölgedir. Bu cümlede bu iç ara yüzlerin bulunmaması bir avantaj olarak sunuluyor; çünkü açıklamada bunlar olası zayıf noktalar olarak ele alınıyor. Buradaki grain, tohum ya da tahıl tanesi değil, malzemenin içindeki kristal tanesidir.

Alıştırma

Malzeme biliminde grain boundaries neyi ifade eder?

  1. Tahıl tanelerinin dış kenarları
  2. Bir metal yüzeyindeki çizikler
  3. Komşu kristal taneleri arasındaki ara yüzler
Cevabı göster

Komşu kristal taneleri arasındaki ara yüzler

Those are weak spots where the material is more susceptible to scratches or corrosion. Kalıp ifadeler

2:33

Bunlar, malzemenin çizilmeye veya korozyona daha yatkın olduğu zayıf noktalardır.

Kalıp ifadeler

more susceptible to scratches or corrosion: çizilme veya korozyona karşı daha hassas

Be susceptible to something, bir şeyden kolayca etkilenmek veya zarar görmek demektir. More susceptible to bir karşılaştırma yapar: malzemenin bu zayıf noktalarda başka yerlere göre çizilme ya da korozyona uğrama olasılığı daha yüksektir. Buradaki to, riskin kaynağını veya türünü belirten bir edattır. Ardından susceptible to corrosion ya da susceptible to cracking örneklerindeki gibi bir isim veya -ing biçimi gelebilir; amaç bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi susceptible to ile tamamlayın: Young plants are especially ____ frost.

Cevabı göster

susceptible to

The first metallic glass was made in 1960 from gold and silicon. Dilbilgisi

2:38

İlk metalik cam 1960 yılında altın ve silikondan yapıldı.

Dilbilgisi

was made in 1960 from gold and silicon: edilgen yapı, zaman ve kaynak malzemeler

Was made, make fiilinin simple past edilgen biçimidir. İlk metalik camı odağa alır ve onu yapan kişileri belirtmez; bir icadın kısa tarihçesinde bu kullanım doğaldır. In 1960 olayın ne zaman gerçekleştiğini, from gold and silicon ise kaynak malzemeleri belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp thing + was/were made in + year + from + materials şeklindedir. Maddeleri yeni bir ürün ya da malzemeye dönüşen girdiler olarak sunmak istediğinizde from kullanın.

Alıştırma

Cümleyi was made in + year + from kalıbıyla tamamlayın: The first test bottle ____ recycled glass.

Cevabı göster

was made in 2021 from

It wasn't easy to make, Dilbilgisi

2:43

Yapması kolay değildi,

because metal atoms crystallize so rapidly, Kalıp ifadeler

2:44

çünkü metal atomları o kadar hızlı kristalleşir ki,

scientists had to cool the alloy down incredibly fast, Dilbilgisi

2:47

bilim insanları alaşımı inanılmaz derecede hızlı soğutmak zorunda kaldılar,

Dilbilgisi

wasn't easy to make: zorluk bildiren sıfat ve mastar yapısı

Buradaki it metalik cama gönderme yapar; dolayısıyla it wasn't easy to make, malzemeyi üretmenin zor olduğu anlamına gelir. Bu, It is easy to make mistakes cümlesindeki belirli bir şeye gönderme yapmayan it değildir. thing + be + easy/hard/difficult + to + verb kalıbında thing, fiilin anlamca nesnesi olabilir. Bu yüzden doğal biçim The material wasn't easy to make olur; The material wasn't easy to be made kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi wasn't easy to make ile tamamlayın: The prototype ____.

Cevabı göster

wasn't easy to make

Kalıp ifadeler

crystallize so rapidly: çok yüksek bir hızda kristalleşmek

Bu yan cümlede crystallize, düzenli bir kristal yapı oluşturmak, yani kristalleşmek anlamına gelir. Rapidly, crystallize fiilini niteler ve sürecin hızlı gerçekleştiğini söyler. So, rapidly sözcüğünün derecesini güçlendirir: crystallize so rapidly, kristalleşmenin çok yüksek bir hızda gerçekleşmesi demektir. Buradaki so derece bildirir; “bu yüzden” anlamında bir bağlaç değildir. Bu yüksek hız, neden son derece hızlı soğutma gerektiğini açıklar.

Alıştırma

"The syrup crystallized so rapidly that the candy maker could not shape it," cümlesinde so rapidly neyi gösterir?

  1. Kristalleşmenin ancak uzun bir gecikmeden sonra gerçekleştiğini belirtir.
  2. Burada so, “bu yüzden” anlamına gelir ve ayrı bir sonuç cümlesi başlatır.
  3. Kristalleşmenin çok hızlı gerçekleştiğini ve ardından gelen sonuca yol açtığını belirtir.
Cevabı göster

Kristalleşmenin çok hızlı gerçekleştiğini ve ardından gelen sonuca yol açtığını belirtir.

Dilbilgisi

had to cool the alloy down incredibly fast: gerekli olan hızlı soğutma

Had to + fiilin yalın hâli, genellikle gerçeklerin veya koşulların yol açtığı geçmişteki bir zorunluluğu ifade eder. Burada eylemi gerekli kılan metalin davranışıdır; bu yalnızca bilim insanlarının tercihi değildir. Cool the alloy down, alaşımın soğumasını sağlamak demektir. Nesne bir isim olduğunda hem cool the alloy down hem de cool down the alloy kullanılabilir. Zamir kullanıldığında zamir ortaya gelir: cool it down. Incredibly fast, soğutmanın ne kadar hızlı gerçekleşmesi gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, dışarıdan kaynaklanan bir sorunun hızlı soğutmayı gerekli kıldığını doğru ifade eder?

  1. The technician wanted the test sample hot, so she cooled it down slowly.
  2. Because the test sample was overheating, the technician had to cool it down incredibly fast.
  3. Because the test sample was overheating, the technician had to cooling it down incredibly fast.
Cevabı göster

Because the test sample was overheating, the technician had to cool it down incredibly fast.

a million degrees Kelvin per second, Kültür

2:51

saniyede bir milyon Kelvin,

Kültür

a million degrees Kelvin per second: sıcaklık değişim hızı

Bu ifadede a million sıcaklık değişiminin miktarını, Kelvin sıcaklık birimini, per second ise zaman birimini belirtir. Bunlar birlikte bir hız oluşturur: sıcaklık her saniye bir milyon kelvin değişir. Buradaki soğutma bağlamında bu değişim, sıcaklığın düşmesidir. İfade, sıcaklığın ne kadar hızlı değiştiğini anlatır. Sabit bir sıcaklık belirtmez ve işlemin bir milyon saniye sürdüğünü söylemez.

Alıştırma

a million degrees Kelvin per second hızını hangi cümle doğru açıklar?

  1. Sıcaklık her saniye bir milyon kelvin değişir.
  2. İşlem bir milyon saniye sürer.
  3. Son sıcaklık bir milyon kelvindir.
Cevabı göster

Sıcaklık her saniye bir milyon kelvin değişir.

by shooting tiny droplets at cold copper plates Dilbilgisi

2:54

soğuk bakır plakalara minik damlacıklar püskürterek

or spinning ultra-thin ribbons. Kelime

2:57

veya ultra ince şeritler döndürerek.

Dilbilgisi

by shooting tiny droplets at cold copper plates: yöntemi belirten by + -ing

by + -ing yapısı “Bu nasıl yapılır?” sorusunu yanıtlar. Burada by shooting tiny droplets at cold copper plates, malzemeyi soğutmanın bir yolunu açıklar: küçük damlacıklar soğuk bakır plakalara doğru hızla gönderilir. by sözcüğünden sonra to + fiil değil, fiilin -ing biçimi kullanılır. shoot A at B yapısındaki shoot, A’yı hızlı biçimde B’ye doğru göndermek veya itmek anlamındadır; bu teknik bağlamda silah kullanıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi shoot ve by + -ing yapısını kullanarak tamamlayın: The device cools tiny droplets ____ them at a cold plate.

Cevabı göster

by shooting

Kelime

spinning ultra-thin ribbons: son derece ince malzeme şeritleri oluşturmak

Bu malzeme bağlamında spinning ultra-thin ribbons, metalin bir eğirme işlemiyle son derece ince ve dar şeritler hâlinde üretilmesi demektir. Ribbons sözcüğü, hediye süsü olan kurdeleyi değil, malzemenin şerit biçimini adlandırır. ultra- ön eki “aşırı derecede” anlamına gelir. Burada ultra-thin, şeritlerin kalınlığının çok az olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bir malzeme mühendisliği açıklamasında "The process spins ultra-thin metal ribbons" ne anlama gelir?

  1. Makineyi dekoratif metal fiyonklarla sarar.
  2. Son derece ince ve dar metal şeritler üretir.
  3. Metalin biçimini değiştirmeden onu döndürür.
Cevabı göster

Son derece ince ve dar metal şeritler üretir.

At that time,

3:00

O zamanlar,

metallic glasses could only be tens or hundreds of microns thick, Kelime

3:01

metalik camlar yalnızca onlarca veya yüzlerce mikron kalınlığında olabiliyordu,

which was too thin for most practical applications. Dilbilgisi

3:05

bu da çoğu pratik uygulama için çok inceydi.

Kelime

could only be ... microns thick: kalınlık sınırını ifade etmek

Could only be ... thick, ölçüyü o dönemde mümkün olanın sınırı olarak sunar. Burada metalik camların kalınlığı onlarca ya da yüzlerce mikronla sınırlıydı; sonraki bölüm bunun çoğu kullanım için fazla ince olduğunu söyler. İngilizcede kalınlığı belirtmek için yaygın olarak be + sayı veya aralık + birim + thick yapısı kullanılır: The film is 50 microns thick. Tens or hundreds of tek bir kesin ölçüyü değil, onlar veya yüzler düzeyinde yaklaşık bir sayıyı belirtir. Micron, micrometer ile aynı birimdir ve metrenin milyonda biridir.

Alıştırma

Eski bir sürecin filmi yaklaşık 50 mikron kalınlıkla sınırladığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The film could only be about 50 thick microns.
  2. The film could only be about 50 microns thick.
  3. The film could only have about 50 microns thick.
Cevabı göster

The film could only be about 50 microns thick.

Dilbilgisi

too thin for most practical applications: çoğu pratik uygulama için fazla ince

too + sıfat + for + isim öbeği yapısı, bir niteliğin kişi, amaç veya durum için kabul edilebilir sınırı aştığını gösterir. Burada malzeme, gerçek dünyadaki kullanımların çoğuna uygun olamayacak kadar incedir; too yalnızca yüksek bir dereceyi değil, kısıtlayıcı bir sonucu da belirtir. Bu teknik bağlamda applications, kullanım alanları veya pratik kullanım durumları demektir. Başvuru formları ya da yazılım uygulamaları anlamına gelmez.

Alıştırma

Filmin fazla ince olduğu için uygun olmadığını anlatmak üzere hedef too + sıfat + for yapısını kullanın: The film is ____ outdoor use.

Cevabı göster

too thin for

But since then,

3:08

Ancak o zamandan beri,

scientists have figured out that if you blend several metals that mix with each other freely, Notlar

3:09

bilim insanları, birbirleriyle serbestçe karışan birkaç metali harmanlarsanız,

but can't easily crystallize together,

3:14

ancak birlikte kolayca kristalleşemiyorlarsa,

Öbek fiiller

figured out that: araştırıp ... olduğunu çözmek

Figure out, düşünme, araştırma veya test etme yoluyla bir cevaba ya da anlayışa ulaşmak demektir. Bu nedenle figured out, bilim insanlarının bilgisini zaten bildikleri bir gerçek olarak değil, çaba göstererek ulaştıkları bir sonuç olarak sunar. figured out that + yan cümle yapısında that, keşfedilen içeriği tanıtır. Burada, ardından gelen ve if ile başlayan yan cümle öğrendikleri ilkeyi ifade eder.

Alıştırma

Testlerin cevaba ulaşılmasını sağladığını göstermek için cümleyi figure out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three tests, the engineers ____ that a loose wire caused the shutdown.

Cevabı göster

figured out

usually because they have very different atomic sizes, Kelime

3:17

genellikle çok farklı atom boyutlarına sahip oldukları için,

the mixture crystallizes much more slowly.

3:19

karışımın çok daha yavaş kristalleştiğini keşfettiler.

Dilbilgisi

if you blend several metals that mix with each other freely, but can't easily crystallize together: koşul ve karşıtlık

if yan tümcesi, ana tümcedeki sonucun gerçekleşmesi için gereken koşulu ortaya koyar. Buradaki you genel anlamlıdır; belirli bir kişiyi değil, işlemi yapan herhangi birini ifade eder. that mix with each other freely, but can't easily crystallize together ilgi tümcesi several metals ifadesini niteler. But, aynı metallerin iki özelliğini karşılaştırır: iyi karışırlar ancak ortak bir kristal yapıda düzenlenmekte zorlanırlar. İki özellik de koşulun bir parçasıdır.

Alıştırma

if yan tümcesindeki birleşik koşulu hangi ifade doğru biçimde özetler?

  1. Metaller karışamaz, bu nedenle tamamen ayrı kalırlar.
  2. Metaller harmanlanır harmanlanmaz kolayca kristalleşir.
  3. Metaller serbestçe karışır, ancak tek bir ortak kristal yapı oluşturmaları zordur.
Cevabı göster

Metaller serbestçe karışır, ancak tek bir ortak kristal yapı oluşturmaları zordur.

Kelime

very different atomic sizes: boyutları birbirinden çok farklı atomlar

Atomic sizes ifadesi atomların göreli boyutlarını belirtir. Very different atomic sizes, malzemeyi oluşturan elementlerin atomlarının boyut bakımından birbirinden çok farklı olduğunu söyler. Bu ifade, metal parçalarının dış ölçüleri veya şekilleriyle değil, atomlarla ilgilidir. Bu bağlamda boyut uyuşmazlığı, atomların neden hızlı bir şekilde dizilip kristal oluşturmadığını açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Very different atomic sizes bu bağlamda ne anlama gelir?

  1. Elementlerin atomları boyut bakımından birbirinden çok farklıdır.
  2. Metal örneklerinin dış ölçüleri birbirinden çok farklıdır.
  3. Kristaller birkaç farklı birimle ölçülmüştür.
Cevabı göster

Elementlerin atomları boyut bakımından birbirinden çok farklıdır.

That means you don't have to cool it down as fast, Dilbilgisi

3:22

Bu, onu o kadar hızlı soğutmanız gerekmediği anlamına gelir,

so the material can be thicker,

3:25

böylece malzeme daha kalın olabilir,

Dilbilgisi

don't have to cool it down as fast: aynı soğutma hızı gerekli değil

Don't have to + fiilin yalın hâli, bir eylemin gerekli olmadığını belirtir. Burada hızlı soğutma hâlâ mümkündür; ancak süreç artık önceki kadar hızlı soğutmayı şart koşmaz. Cool it down, bir şeyi soğutmak anlamına gelir. As fast ifadesinde karşılaştırma ölçütü söylenmez, çünkü bağlam bunu verir: önceki yöntemin gerektirdiği kadar hızlı. İfade bütünüyle hız şartının azaldığını anlatır; hızlı soğutmayı yasaklamaz.

Alıştırma

Hızlı soğutmaya hâlâ izin verilirken daha yavaş soğutmanın kabul edilebilir olduğunu hangi cümle anlatır?

  1. You don't have to cool the sample as fast as before.
  2. You mustn't cool the sample as fast as before.
  3. You have to cool the sample faster than before.
Cevabı göster

You don't have to cool the sample as fast as before.

centimeters instead of micrometers. Anlatım akışı

3:27

mikrometre yerine santimetre boyutunda.

Anlatım akışı

centimeters instead of micrometers: somut bir ölçek karşıtlığı

Centimeters instead of micrometers, thicker sözcüğünü açıklayan kısa bir ek bilgidir. Tam anlamı, malzemenin mikrometre değil santimetre kalınlığında olabileceğidir; can be ve thick ifadelerinin tekrar edilmesi gerekmez. Instead of, bilgiyi bir değiştirme karşıtlığı olarak düzenler: centimeters yeni ve daha büyük kalınlık ölçeğini, micrometers ise yerini ona bırakan önceki ölçeği gösterir. Böylece genel anlamlı thicker sözcüğü somut bir ölçü karşılaştırmasına dönüşür.

Alıştırma

Yeni kalınlığın mikrometre değil santimetre ölçeğinde olduğunu değiştirme karşıtlığıyla hangi cümle gösterir?

  1. The new coating can be centimeters thick instead of micrometers thick.
  2. The report gives the same thickness in both centimeters and micrometers.
  3. The new coating is micrometers thick, while the old coating was centimeters thick.
Cevabı göster

The new coating can be centimeters thick instead of micrometers thick.

These materials are called bulk metallic glasses or BMGs. Kelime

3:29

Bu malzemelere dökme metalik camlar veya BMG'ler denir.

Kelime

bulk metallic glasses or BMGs: tam terimi ve kısaltmasını tanıtma

bulk metallic glasses tam teknik terimdir, BMGs ise bunun çoğul kısaltmasıdır. Buradaki or, aynı malzemeler için kullanılan başka bir adı tanıtır; iki seçenek sunmaz. Bu malzeme teriminde bulk, camın yalnızca çok ince biçimlerde değil, nispeten kalın ve üç boyutlu parçalar hâlinde de üretilebildiğini belirtir. Ürünlerin dökme veya toptan satılması anlamına gelmez. Bilimsel açıklamalarda genellikle önce tam terim verilir, ardından kısa biçim kullanılır.

Alıştırma

Bir kısaltmayı ilk geçtiği yerde en açık şekilde tanıtan cümle hangisidir?

  1. Bulk metallic glasses and BMGs are two unrelated materials.
  2. Bulk metallic glasses, or BMGs, can be produced in larger pieces.
  3. BMGs means that the glasses are sold in bulk.
Cevabı göster

Bulk metallic glasses, or BMGs, can be produced in larger pieces.

Now,

3:34

Şimdi,

there are hundreds of different BMGs,

3:34

yüzlerce farklı BMG var,

so why aren't all of our bridges and cars made out of them? Anlatım akışı

3:37

öyleyse neden tüm köprülerimiz ve arabalarımız bunlardan yapılmıyor?

Anlatım akışı

so why aren't ... made out of them?: sınırlamaları tanıtmak için soru kullanma

so sözcüğü, çok sayıda BMGs bulunduğu gerçeğini beklenen bir sonuca bağlar: bunların yaygın biçimde kullanılması olası görünebilir. Olumsuz soru, bu beklentiyle gerçeklik arasındaki farkı gösterir. them, BMGs sözcüğüne gönderme yapar. Konuşmacı esas olarak dinleyicilerden yanıt istemez. Bu soru açıklamayı düzenler ve konuyu malzemelerin avantajları ile çeşitliliğinden, birazdan açıklanacak pratik sınırlamalara taşır.

Alıştırma

Vurgulanan sorunun açıklamadaki temel görevi nedir?

  1. Dinleyicilerden mevcut BMG türlerini saymalarını ister.
  2. Köprülerin ve arabaların zaten BMGs kullandığını ileri sürer.
  3. Birazdan açıklanacak pratik sınırlamaları tanıtır.
Cevabı göster

Birazdan açıklanacak pratik sınırlamaları tanıtır.

Many of the BMGs currently available are made from expensive metals like palladium and zirconium, Kelime

3:40

Şu anda mevcut olan BMG'lerin çoğu palladyum ve zirkonyum gibi pahalı metallerden yapılıyor,

and they have to be really pure Dilbilgisi

3:46

ve gerçekten saf olmaları gerekiyor

because any impurities can cause crystallization. Kelime

3:48

çünkü herhangi bir yabancı madde kristalleşmeye neden olabilir.

Kelime

are made from ... like ...: malzemeleri belirtmek ve örnek vermek

Be made from + material yapısı, bir şeyi üretmek için kullanılan ham maddeyi belirtir. Burada, şu anda mevcut olan birçok BMG'nin ham madde olarak pahalı metaller kullandığı anlatılır. Like örnekleri tanıtır. Paladyum ve zirkonyum pahalı metal örnekleridir; her BMG'nin içerdiği maddelerin eksiksiz veya sınırlayıcı bir listesi değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, geri dönüştürülmüş camın boncukları yapmak için kullanılan malzemelerden biri olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. The beads are made from materials like recycled glass.
  2. The beads are made for materials as recycled glass.
  3. The beads are made by materials except recycled glass.
Cevabı göster

The beads are made from materials like recycled glass.

Dilbilgisi

have to be really pure: zorunlu bir durum

Have to be really pure ifadesinde have to + fiilin yalın hâli gereklilik bildirir. Yalın fiil be'dir ve ardından really pure sıfat grubu gelir; really, pure sözcüğünün derecesini güçlendirir. Bu yalnızca bir tavsiye değildir. Safsızlıklar kristalleşmeye neden olabileceği için süreç yüksek saflık gerektirir. Have to be + sıfat yapısı; kurallar, koşullar veya gerçekler nedeniyle gerekli olan bir durumu anlatabilir.

Alıştırma

Bir güvenlik kuralı numunelerin tamamen kuru olmasını gerektiriyor. Hangi cümle bunu yalnızca tavsiye olarak değil, bir zorunluluk olarak ifade eder?

  1. The samples have to be completely dry.
  2. The samples can be completely dry.
  3. The samples should be completely dry.
Cevabı göster

The samples have to be completely dry.

Kelime

any impurities can cause crystallization: herhangi bir safsızlık kristalleşmeye neden olabilir

Impurities, bir malzemeye karışmış istenmeyen maddelerdir. Crystallization, kristal yapının oluşma sürecidir; dolayısıyla cause crystallization, “kristallerin oluşmasına yol açmak” demektir. Bu uyarıda any, koşulun çok katı olduğunu gösterir: herhangi bir tür safsızlık, çok az miktarda bulunsa bile kristalleşme riski yaratabilir. Can cause kesinlik değil, olasılık bildirir; kristalleşmenin her seferinde gerçekleşeceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada “any impurities can cause crystallization” ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca büyük miktarda safsızlık kesinlikle kristallerin oluşmasına yol açar.
  2. Kristalleşme her zaman tüm safsızlıkları giderir.
  3. Herhangi bir tür safsızlık, çok az miktarda olsa bile kristallerin oluşmasına yol açabilir.
Cevabı göster

Herhangi bir tür safsızlık, çok az miktarda olsa bile kristallerin oluşmasına yol açabilir.

So a BMG skyscraper or space shuttle would be astronomically expensive. Deyimler

3:51

Bu nedenle bir BMG gökdeleni veya uzay mekiği astronomik derecede pahalı olacaktır.

Deyimler

astronomically expensive: astronomik derecede pahalı

Astronomically expensive ifadesinde astronomically, “olağanüstü yüksek bir derecede” anlamına gelen bir derece zarfıdır. İfadenin tamamı “son derece veya şaşırtıcı ölçüde pahalı” demektir; astronomiyle bağlantılı bir şekilde pahalı olmak anlamına gelmez. Bu söz bir abartmadır: kesin bir fiyat vermek yerine maliyeti neredeyse hayal edilemeyecek kadar yüksek gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede astronomically, “olağanüstü yüksek bir derecede” anlamında kullanılmıştır?

  1. The repairs were astronomically expensive.
  2. The repair bill was only slightly higher than expected.
  3. The repairs involved an astronomical telescope.
Cevabı göster

The repairs were astronomically expensive.

And despite their strength,

3:56

Ve güçlerine rağmen,

they're not yet tough enough for load-bearing applications. Kelime

3:57

yük taşıma uygulamaları için henüz yeterince tok değillerdir.

Kelime

not yet tough enough for load-bearing applications: yük taşıyan uygulamalar için tokluğun henüz yetersiz olması

Not yet + sıfat + enough for + isim yapısı, bir şeyin belirli bir kullanım için gereken düzeye henüz ulaşmadığını anlatır. Yet mevcut sınırlamayı belirtirken gelecekte iyileşme olasılığını da açık bırakır. Burada tough, malzemenin enerji soğurabilmesi ve çatlaklara ya da ani kırılmaya direnebilmesi demektir. Load-bearing applications, malzemenin ağırlık veya başka yükler taşıması gereken uygulamalardır. Cümle, malzemenin dayanımlı olduğunu ancak tokluğunun bu kullanımlar için gereken güvenlik eşiğinin altında kaldığını söylüyor.

Alıştırma

Not, yet, tough ve enough sözcüklerini bu sırayla kullanıp gerekli edatı ekleyin: The alloy is strong, but it is ____ load-bearing parts.

Cevabı göster

not yet tough enough for

When the stresses get high, Kelime

4:01

Stresler yükseldiğinde,

they can fracture without warning, Kalıp ifadeler

4:03

uyarı vermeden kırılabilirler,

Kelime

When the stresses get high: gerilmeler yükseldiğinde

Malzeme ve mühendislik bağlamında stress, mekanik gerilme demektir: malzeme içindeki iç kuvvetin birim alan başına ölçüsüdür; duygusal baskı anlamına gelmez. When, ardından gelen durumun koşulunu belirtir. Get high yüksek bir düzeye çıkmak anlamına gelir; dolayısıyla bu ifade kırılmanın meydana gelebileceği tehlikeli koşulu kurar.

Alıştırma

“When the stresses get high, the beam may fracture,” cümlesinde stresses ne anlama gelir?

  1. Malzeme içinde birim alan başına ölçülen mekanik kuvvetler
  2. Mühendislerin hissettiği duygusal baskı
  3. Malzemenin üzerinde duran toplam ağırlık
Cevabı göster

Malzeme içinde birim alan başına ölçülen mekanik kuvvetler

Kalıp ifadeler

fracture without warning: malzemenin aniden kırılması

Burada fracture, bir malzemenin gerilim altında çatlamasını veya kırılmasını anlatan bir fiildir. Bir kişinin yaralandığı ya da bir kemiğin kırıldığı anlamına gelmez. Without warning, arıza gerçekleşmeden önce belirgin bir işaret olmayabileceğini ifade eder. Fracture without warning bir bütün olarak ani ve öngörülmesi zor bir güvenlik riskini vurgular.

Alıştırma

Güvenlik raporunu, bu derste geçen ve “önceden belirgin bir işaret olmadan kırılmak” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Under extreme loads, the metal supports may ____.

Cevabı göster

fracture without warning

which isn't ideal for say, Ton ve niyet

4:05

ki bu ideal değildir, diyelim ki,

a bridge.

4:06

bir köprü için.

Ton ve niyet

which isn't ideal for say, a bridge: küçümseyerek anlatım ve örnek

Which, önceki durumun tamamına, yani malzemenin hiçbir uyarı olmadan kırılabilmesine gönderme yapar. Ardından bu davranışın bir köprü için neden uygun olmadığına ilişkin bir yorum ekler. Isn't ideal bilinçli bir küçümseyerek anlatma ifadesidir. Güvenlikle ilgili bu bağlamda yumuşak görünür, ancak asıl anlam ani bir arızanın yalnızca kusurlu değil, ciddi biçimde tehlikeli olacağıdır. Say, “örneğin” anlamında kullanılan bir ara sözdür; dolayısıyla köprü, bu riskin kabul edilemez olduğu yapılardan yalnızca biridir.

Alıştırma

Konuşmacı which isn't ideal for say, a bridge ifadesiyle ne ima ediyor?

  1. Köprü kusursuz olmasa da kabul edilebilir olur.
  2. Ani bir arıza, köprü için ciddi bir güvenlik sorunu oluşturur.
  3. Konuşmacı birinden bridge sözcüğünü söylemesini istiyor.
Cevabı göster

Ani bir arıza, köprü için ciddi bir güvenlik sorunu oluşturur.

But when engineers figure out how to make BMGs from cheaper metals Kalıp ifadeler

4:08

Ancak mühendisler BMG'leri daha ucuz metallerden nasıl yapacaklarını

and how to make them even tougher,

4:12

ve onları nasıl daha da tok hale getireceklerini bulduklarında,

Kalıp ifadeler

figure out how to make: sorun çözerek bir yöntem bulmak

Figure out how to make, genellikle düşünerek, deneyerek veya bir sorunu çözerek bir şeyi üretmenin ya da gerçekleştirmenin yolunu bulmak veya geliştirmek demektir. Yöntemin henüz açık olmadığını anlatır. How to make, how + to + fiilin yalın hâliyle kurulan gömülü bir soru yapısıdır ve mühendislerin bulması gereken yöntemi belirtir. Cümlede daha sonra bir başka how to make yapısı buna bağlanır: sorunlardan biri daha ucuz metaller kullanmak, diğeri ise malzemeleri daha dayanıklı yapmaktır.

Alıştırma

Yöntem henüz bilinmiyor. Hangi cümle ekibin cihazı daha ucuz hâle getirme sorununu çözmesi gerektiğini en iyi anlatır?

  1. The team knows how to make the device cheaper.
  2. The team found out that the device is cheaper.
  3. The team needs to figure out how to make the device cheaper.
Cevabı göster

The team needs to figure out how to make the device cheaper.

for these super materials,

4:14

bu süper malzemeler için,

the sky's the limit. Deyimler

4:15

gökyüzü tek sınırdır.

Deyimler

the sky's the limit: neredeyse sınırsız potansiyel

The sky's the limit, olasılıkların veya gelecekteki başarıların neredeyse sınırsız olduğu anlamına gelen bir deyimdir. Gökyüzünün gerçek bir fiziksel sınır olduğunu anlatmaz. Burada iyimser bir sonuç sunar: Daha önce söz edilen maliyet ve dayanıklılık sorunları çözülürse bu malzemelerin kullanım alanı son derece geniş olabilir.

Alıştırma

Gelecekteki olasılıkların neredeyse sınırsız olduğu anlamına gelen bu dersteki deyimle cümleyi tamamlayın: Once you master the basics, ____.

Cevabı göster

the sky's the limit