Bu Adam 43 Yılını Tecritte Geçirdi - Bir İnsanın Çıldırması Ne Kadar Sürer?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.198 kelime 200 kel/dk

Video özeti: Yalnızlık deneyleri, onlarca yıllık hücre hapsi ve bir rahibenin inzivası; zaman, bellek, duygu ve gerçeklikle bağ üzerindeki etkileri, kişiye ve koşullara göre gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları “memory was so bad that he forgot” ile bir durumun şiddetini sonucuna bağlayabilirsiniz. 2. Deyimler ve Mecazi İfadeler “lived to tell the tale.” sözünü, tehlikeden sağ çıkıp anlatabilmek olarak anlayabilirsiniz. 3. Deyimler ve Mecazi İfadeler “lose their grip on reality,” sözünü, nesneyi bırakmak değil, gerçeklikle bağı kaybetmek anlamında tanıyabilirsiniz.

Bu derste

Human beings are social creatures.

0:00

İnsanlar sosyal varlıklardır.

We love to surround ourselves with other people Kalıp ifadeler

0:02

Etrafımızı diğer insanlarla çevrelemeyi

and share our personal stories and experiences.

0:04

ve kişisel hikayelerimizi ve deneyimlerimizi paylaşmayı severiz.

Kalıp ifadeler

surround ourselves with other people: kendimizi başka insanlarla çevrelemek

Bu cümlede surround ourselves with other people, başka insanlarla zaman geçirmeyi ve onlarla bağlantıda kalmayı bilinçli olarak seçtiğimiz anlamına gelir. İnsanların fiziksel olarak çevremizde bir halka oluşturmasını değil, kimlerle birlikte olmayı seçtiğimizi anlatır. Kalıp surround + dönüşlülük zamiri + with + kişi veya şey biçimindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I surround myself, we surround ourselves ve she surrounds herself.

Alıştırma

Cümleyi Leo ile uyumlu surround oneself biçimiyle tamamlayın: Leo tries to ____ with creative people.

Cevabı göster

surround himself

We crave connection and interaction.

0:06

Bağlantı kurmaya ve etkileşime can atarız.

Today we only have to turn on our laptops or smartphones Dilbilgisi

0:09

Bugünlerde anında bir sohbet başlatmak için

to instantly spark up a conversation.

0:11

dizüstü bilgisayarlarımızı veya akıllı telefonlarımızı açmamız yetiyor.

Dilbilgisi

only have to + fiilin yalın hâli

Burada only, gerekli olan eylemlerin kapsamını daraltır: Bir sohbet başlatmak için gereken tek basit eylem bir cihazı açmaktır. Bu nedenle ifade, birinin özel bir yükümlülüğü olduğunu değil, “yalnızca bunu yapmak gerekir” veya “gerekli olan tek şey budur” anlamını taşır. Kalıp only have to + fiilin yalın hâli şeklindedir: You only have to ask. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Tek bir basit eylemin yeterli olduğunu göstermek için have to ifadesinin only ile kullanılan biçimini yazın: To save the file, you ____ click this icon.

Cevabı göster

only have to

So being on your own for long periods of time, Kalıp ifadeler

0:13

Bu nedenle uzun süre yalnız kalmak,

isolated from family, friends, and loved ones,

0:15

aileden, arkadaşlardan ve sevdiklerinden izole olmak,

can sound a little scary.

0:18

kulağa biraz korkutucu gelebilir.

Kalıp ifadeler

On your own: yanında kimse olmadan tek başına

Bu cümlede “on your own”, aile, arkadaşlar ya da diğer sevdiklerin yanında olmadan tek başına olmak demektir. Ardından gelen “isolated from...” ifadesi, burada insanlardan ayrı kalma anlamının kastedildiğini açıkça gösterir. Aynı ifade, bir şeyi yardım almadan yapmak anlamına da gelebilir; ancak burada bu anlamda kullanılmamıştır. Tek başına olmayı mı yoksa bağımsız hareket etmeyi mi anlattığını belirlemek için çevresindeki eyleme ve bağlama bakılmalıdır.

Alıştırma

Örnekte “on your own” ne anlama geliyor?

  1. zor bir durumda başka insanlara öncülük etmek
  2. bir işi yardım almadan yapmak
  3. çevresinde başka kimse olmadan tek başına
Cevabı göster

çevresinde başka kimse olmadan tek başına

But what can isolation really do to a person?

0:19

Ancak izolasyon bir insana gerçekten ne yapabilir?

What effect does disconnecting from the world

0:22

Dünyadan ve toplumdan kopmanın

and society have?

0:24

nasıl bir etkisi vardır?

And if the time alone is indefinite, Dilbilgisi

0:25

Peki ya yalnız kalınan süre belirsizse,

how long would it take to drive a person insane?

0:27

bir insanı delirtmek ne kadar sürer?

Dilbilgisi

If ..., how long would it take to ...?: varsayımsal bir koşulda süre sormak

Cümle, bir if yan cümlesini “How long would it take to + fiil?” soru kalıbıyla birleştirir. if yan cümlesi varsayımsal ya da belirsiz bir koşul kurar; ana cümle ise sonucun gerçekleşmesi için gereken süreyi sorar. Would, sorunun bilinen bir zaman çizelgesini aktarmak yerine varsayımsal olduğunu gösterir. Burada indefinite, sürenin sabit veya bilinen bir bitiş noktası olmadığı anlamına gelir; mutlaka sonsuza kadar süreceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Varsayımsal soruyu hedef kalıpla tamamlayın: If the backup failed, ____ restore all the files?

Cevabı göster

how long would it take to

Today we'll attempt to answer these questions

0:29

Bugün bu soruları yanıtlamaya çalışacağız,

by exploring stories of people who have spent Dilbilgisi

0:31

tek başlarına saatler, aylar, hatta yıllar geçiren

hours, months, and even years on their own.

0:34

insanların hikayelerini inceleyerek.

Dilbilgisi

by exploring: by + fiil-ing ile yöntem belirtmek

by exploring ifadesinde by, önceki eylemi gerçekleştirmenin yöntemini tanıtır: konuşanlar, insanların hikâyelerini inceleme süreciyle soruları yanıtlamaya çalışacaktır. Aktarılabilir yapı ana eylem + by + fiil-ing şeklindedir. Fiil-ing öbeği “Nasıl?” veya “Hangi yöntemle?” sorusunu yanıtlarken ana cümle sonucu ya da hedefi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi compare fiilini by + fiil-ing yapısında kullanarak tamamlayın: The team chose the best design ____ all three prototypes.

Cevabı göster

by comparing

In this episode of The Infographics Show,

0:36

The Infographics Show'un bu bölümünde,

Effects of Isolation

0:38

İzolasyonun Etkileri

and how long would it take to go crazy.

0:39

ve delirmek için ne kadar zaman gerektiği konuları var.

Let's begin by looking at the case of Michel Siffre,

0:41

Fransız bir yeraltı kaşifi, maceracı ve bilim insanı olan

a French underground explorer, adventurer, and scientist.

0:44

Michel Siffre'nin vakasına bakarak başlayalım.

On Valentine's Day in 1972,

0:47

1972'deki Sevgililer Günü'nde,

Siffre kissed his wife goodbye

0:49

Siffre karısını öperek veda etti

and descended 100 ft into the Midnight Cave in Texas.

0:51

ve Teksas'taki Midnight Cave'e 100 fit aşağıya indi.

He did not emerge for 6 months.

0:54

6 ay boyunca dışarı çıkmadı.

He didn't go crazy,

0:56

Delirmedi,

but things did get pretty strange. Dilbilgisi

0:57

ancak işler oldukça tuhaflaştı.

Dilbilgisi

did get: olumlu cümlede vurgulu did

did get ifadesindeki did, soru ya da olumsuzluk oluşturmaz. Olumlu iddiaya vurgu katar: kişi delirmemiş olsa da işler gerçekten tuhaflaşmıştır. Geçmiş zamandaki bir durumu vurgulamak için did + fiilin yalın hâli kullanılır. Geçmiş zamanı did taşıdığı için ana fiil got değil, get olarak kalır. Bu yapı genellikle bir şeyin gerçekleştiğini doğrulamak, düzeltmek, karşı çıkmak veya güçlü biçimde kabul etmek için kullanılır.

Alıştırma

Geçmiş zaman cümlesini work ve vurgulu did kullanarak tamamlayın: The first solution failed, but the backup plan ____ in the end.

Cevabı göster

did work

Siffre lived in a nylon tent

0:59

Siffre naylon bir çadırda yaşadı

surrounded by scientific equipment.

1:01

etrafı bilimsel ekipmanlarla çevriliydi.

He took a few creature comforts Deyimler

1:02

Yanına dondurucu, mobilya, kitaplar

including a freezer, furniture, books,

1:04

ve bir müzik çalar gibi

and a music player.

1:06

bazı küçük konforlar aldı.

Deyimler

creature comforts: hayatı daha keyifli kılan rahatlıklar

Bu cümlede creature comforts, günlük hayatı daha kolay veya keyifli hâle getiren kullanışlı eşyalar ve küçük lüksler anlamına gelir. Dondurucu, mobilya, kitaplar ve müzik çalar, diğer yönlerden kısıtlı olan bir ortamda bu tür konforlara örnektir. Buradaki creature bir hayvanı ifade etmez. Bu sabit çoğul ifadede insanların sıradan fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını çağrıştırır; bununla ilgili yaygın bir kalıp the creature comforts of home ifadesidir.

Alıştırma

Örnekte creature comforts ne anlama geliyor?

  1. Günlük hayatı daha keyifli kılan kolaylıklar ve küçük lüksler
  2. Özellikle hayvanlar için üretilmiş ekipman
  3. Yalnızca hayatta kalmak için gereken temel malzemeler
Cevabı göster

Günlük hayatı daha keyifli kılan kolaylıklar ve küçük lüksler

NASA supplied all of his food,

1:07

NASA onun tüm yiyeceğini sağladı,

so they could monitor the experiment

1:09

böylece bu deneyi izleyebildiler,

as part of their research for long-haul space missions. Kelime

1:11

uzun mesafeli uzay görevleri araştırmalarının bir parçası olarak.

Kelime

long-haul space missions: uzun menzilli uzay görevleri

Long-haul, bir şeyin çok uzun bir mesafeyi kapsadığını veya uzun süreli bir yolculuk ya da operasyon gerektirdiğini belirten birleşik bir sıfattır. Burada, sürekli lojistik ve insani gereksinimler yaratacak kadar uzun süren uzay görevlerini niteler. Space missions ifadesinden önce long ve haul tek bir niteleyici olarak çalışır; bu nedenle kısa çizgi bu birliği açıkça gösterir. Kavram, haul sözcüğünün bir yolculuğu veya malların belirli bir mesafe boyunca taşınmasını ifade ettiği taşımacılık alanından gelir.

Alıştırma

Yalnızca geçen süreyi veya coğrafi ayrılığı değil, sürekli hareket ve operasyonel gereksinimleri olan uzun bir yolculuğu en iyi hangi sıfat vurgular?

  1. long-term
  2. long-haul
  3. long-distance
Cevabı göster

long-haul

So how did Siffre fare? Kelime

1:13

Peki Siffre'nin durumu nasıldı?

Kelime

how did Siffre fare? içinde fiil olarak fare

how did Siffre fare? cümlesinde fare, bir kişinin belirli bir durumda nasıl performans gösterdiğini veya nasıl bir sonuç aldığını belirten bir fiildir. Soru bir şeyin ne kadar tuttuğunu değil, Siffre’ın genel durumunu ya da sonucunu sorar. How did + kişi + fare? kalıbı, bir deneyimden sonra kişinin genel sonucunu sorar. Cevapta fared well, fared badly veya fared better than expected denebilir.

Alıştırma

“Bir durumda performans göstermek veya başa çıkmak” anlamındaki fiille soruyu tamamlayın: How did the new team ____ in its first tournament?

Cevabı göster

fare

Well, the lack of sensory and social stimulation

1:15

Duyusal ve sosyal uyarım eksikliği,

led to a gradual deterioration in his mental well-being, Kalıp ifadeler

1:18

ruh sağlığında kademeli bir bozulmaya yol açtı

Kalıp ifadeler

led to + bir sonuç

Led to, lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada “duyusal ve sosyal uyarım eksikliği” nedenini, “zihinsel esenliğin giderek bozulması” sonucuna bağlar. Aktarılabilir kalıp neden + lead veya led to + sonuç şeklindedir. Bu kalıpta to sonrasında sonucu belirten bir isim, isim öbeği ya da -ing biçimi gelir; bir kişiyi fiziksel olarak bir yere götürme anlamı taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki geçmiş zaman neden-sonuç ifadesiyle tamamlayın: A blocked drain ____ serious flooding in the basement.

Cevabı göster

led to

and at one point he even thought about suicide.

1:21

ve bir noktada intiharı bile düşündü.

By day 77,

1:23

77. günde,

his memory was so bad Dilbilgisi

1:24

hafızası o kadar kötüydü ki

that he forgot things unless he wrote them down immediately. Öbek fiiller

1:26

hemen not almadığı sürece her şeyi unutuyordu.

Dilbilgisi

so + sıfat + that: dereceyi sonuca bağlamak

“memory was so bad that he forgot” ifadesinde so, bad sıfatının derecesini güçlendirir; that ile başlayan yan cümle ise sonucu verir: Hafızasının kötü olması bazı şeyleri unutmasına yol açıyordu. Bir nitelik veya durum, bir sonuç doğuracak kadar güçlüyse so + sıfat/zarf + that + cümle yapısını kullanın. Bu yapı otomatik olarak “... yapamayacak kadar fazla” anlamına gelmez; sonuç cümlesi olumlu veya olumsuz herhangi bir sonucu anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi so ... that sonuç yapısıyla tamamlayın: The backpack was ____ I had to carry it with both hands.

Cevabı göster

so heavy that

Öbek fiiller

write them down: ayrılabilen öbek fiilde zamirin yeri

“Wrote them down”, unutmamak için söz konusu şeyleri yazılı olarak kaydettiği anlamına gelir. Buradaki them, things sözcüğüne gönderme yapar. Write down ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir isimse hem write the address down hem de write down the address kullanılabilir. Nesne it veya them gibi bir zamirse zamir ortaya gelmelidir: write it down veya write them down denir; write down it ya da write down them denmez.

Alıştırma

Cümleyi write down ve it zamirini kullanarak tamamlayın: This password is important, so ____ before you forget it.

Cevabı göster

write it down

Siffre survived the ordeal.

1:29

Siffre bu çileden sağ kurtuldu.

He did not lose his mind,

1:30

Aklını kaybetmedi,

but even 3 years after leaving the cave,

1:31

ancak mağaradan ayrıldıktan 3 yıl sonra bile,

he continued to have issues with his memory and eyesight.

1:34

hafıza ve görme sorunları yaşamaya devam etti.

Years later in 2008,

1:36

Yıllar sonra 2008'de,

the BBC conducted a similar experiment

1:38

BBC benzer bir deney gerçekleştirdi,

with a shorter timeframe and more extreme conditions.

1:40

daha kısa bir zaman diliminde ve daha aşırı koşullarda.

They wanted to try and answer a simple question: Dilbilgisi

1:43

Basit bir soruyu yanıtlamaya çalışmak istediler:

Dilbilgisi

Try and answer: gündelik try and + fiilin yalın hâli

try and answer ifadesinde try and + fiilin yalın hâli, try to + fiilin yalın hâli ile temelde aynı anlama gelir: “yanıtlamaya çalışmak.” Buradaki and iki eylemi birbirinden ayırmaz; yapılmaya çalışılan eylem answer ile belirtilir. Bu yapı özellikle to, will, can veya let's sonrasında olduğu gibi try yalın hâlde kaldığında yaygındır. Sonraki fiil de yalın hâlde kullanılır: try and answer.

Alıştırma

Cümleyi try and + yalın hâldeki answer fiiliyle tamamlayın: I'll ____ your email tonight.

Cevabı göster

try and answer

Can any human endure total sensory deprivation

1:45

Herhangi bir insan akıl sağlığını kaybetmeden

without losing their sanity?

1:48

tam bir duyusal yoksunluğa dayanabilir mi?

A group of six volunteers were put

1:50

Altı gönüllüden oluşan bir grup

into a total isolation chamber

1:52

tam izolasyon odasına konuldu,

hidden in a former nuclear bunker.

1:54

eski bir nükleer sığınağa gizlenmiş.

No light, no sound,

1:56

Işık yok, ses yok,

no sensory interaction for 48 hours.

1:57

48 saat boyunca duyusal etkileşim yok.

One of the volunteers was comedian Adam Bloom.

2:00

Gönüllülerden biri komedyen Adam Bloom'du.

Bloom explained his experience as the hours went by. Kalıp ifadeler

2:02

Bloom saatler geçtikçe deneyimini açıkladı.

Kalıp ifadeler

As the hours went by: anlatıda zamanın geçişi

As the hours went by, “saatler yavaş yavaş geçerken” anlamına gelir. Bu zaman ifadesinde went by, go by fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve bir yerin yanından fiziksel olarak geçmeyi değil, zamanın geçmesini anlatır. as yan cümlesi, ana eyleme ilerleyen bir zaman çerçevesi kazandırır. Bir durum belli bir süre boyunca devam ettiğinde veya geliştiğinde kullanışlıdır; zaman ölçeğini değiştirmek için hours yerine days, weeks veya years kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi as + the days + went by yapısıyla tamamlayın: On the long expedition, the hikers grew more tired ____.

Cevabı göster

as the days went by

He started out by talking, singing, Öbek fiiller

2:05

Başlangıçta konuşarak, şarkı söyleyerek

and making jokes out loud until he was bored.

2:07

ve sıkılana kadar yüksek sesle şakalar yaparak başladı.

Öbek fiiller

started out by talking: bir süreçteki ilk adım

Started out by talking, bu dönemin başında yaptığı ilk şeylerden birinin konuşmak olduğu anlamına gelir. Start out başlangıç aşamasını vurgular ve çoğu zaman dinleyiciyi daha sonraki bir değişikliğe hazırlar. Kalıp start out by + fiilin -ing biçimidir. Burada by talking, “Nasıl başladı?” sorusunu yanıtlar; bir yerden yola çıktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

E-posta göndermeyi daha sonraki bir değişiklikten önce kullanılan ilk yöntem olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: She ____ emailing clients, but later she preferred calling them.

Cevabı göster

started out by

Next, he stared off into space for some time, Deyimler

2:09

Ardından bir süre boşluğa baktı,

Deyimler

stared off into space: odaksız bir bakış

Stared off into space, hiçbir şeye etkin biçimde bakmadan gözlerini boş veya belirsiz bir noktaya çevirmiş halde tutması anlamına gelir. Buradaki space, uzay değil, önündeki boş alandır. Bu ifade genellikle birinin dikkatinin dağınık, hayallere dalmış, derin düşüncelere gömülmüş veya zihnen başka yerde olduğunu gösterir. Görünür bakışı anlatır; kişinin içindeki kesin neden bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Leo'nun belirli bir nesneye bakmadığını ve düşüncelere dalmış göründüğünü anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: During the delay, Leo ____ for several minutes.

Cevabı göster

stared off into space

and his mind filled with thoughts of his life outside.

2:11

ve zihni dışarıdaki hayatına dair düşüncelerle doldu.

This led him to worry about his fiancee and family.

2:14

Bu, nişanlısı ve ailesi için endişelenmesine yol açtı.

He fell asleep after a few hours,

2:16

Birkaç saat sonra uykuya daldı,

but when he woke up,

2:18

ama uyandığında,

he had totally lost track of time. Deyimler

2:19

zaman kavramını tamamen kaybetmişti.

Deyimler

lose track of time: zamanın nasıl geçtiğini fark etmemek

To lose track of time, saatin kaç olduğunu veya ne kadar zaman geçtiğini artık fark etmemek demektir. Bu genellikle bir şeye çok dalındığında ya da zamanı anlamaya yarayan ipuçları bulunmadığında olur. Buradaki track fiziksel bir yol değil, bir şeyi sürekli takip edip farkında olma anlamındadır. Cümlede had lost, past perfect yapısındadır; yani zaman farkındalığının kaybolması geçmişteki başka bir noktadan önce gerçekleşmiştir. Totally anlamı güçlendirir: geçen zamanı güvenilir biçimde hiç değerlendiremiyordu.

Alıştırma

lose track of time ifadesini geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya was so absorbed in the novel that she ____.

Cevabı göster

lost track of time

In pitch black and with nothing to reference Kalıp ifadeler

2:21

Zifiri karanlıkta ve günün saatine dair

for the time of day,

2:23

referans alabileceği hiçbir şey olmadan,

Kalıp ifadeler

pitch black: zifiri karanlık

Pitch black, tamamen siyah veya neredeyse hiçbir şey görülemeyecek kadar karanlık demektir. Buradaki pitch, kalıplaşmış bir ifade içindeki güçlendiricidir; atış, müzikte ses yüksekliği ya da satış sunumu anlamına gelmez. Cümlede In pitch black, tam karanlığı çevredeki koşul olarak sunar. Görünür ışığın olmaması, günün saatini tahmin etmeye yarayan görsel bir ipucunun da neden bulunmadığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi pitch black kullanarak tamamlayın: When the last lamp went out, the room became ____.

Cevabı göster

pitch black

he found it impossible to regain his body clock. Notlar

2:24

biyolojik saatini geri kazanmayı imkansız buldu.

Dilbilgisi

found it impossible to regain: find it + sıfat + to do kalıbı

find + it + adjective + to-infinitive kalıbında it, biçimsel veya yer tutucu nesne olarak kullanılır. Sıfat öznenin değerlendirmesini belirtir; to-infinitive ise değerlendirilen eylemi ifade eder. Burada found it impossible to regain, yaşadığı deneyimin onu biyolojik saatini yeniden düzene sokmanın imkânsız olduğu sonucuna götürdüğünü belirtir. It belirli bir nesneye gönderme yapmaz. Bu yapı bir değerlendirmeyi özlü biçimde aktarır: özne + find/found + it + sıfat + to do.

Alıştırma

Maya'nın eylemin yapılamayacağı sonucuna vardığını göstermek için cümleyi find it + sıfat + to do kalıbıyla tamamlayın: After trying every route, Maya ____ the village before dark.

Cevabı göster

found it impossible to reach

Kelime

body clock: vücudun günlük ritmini düzenleyen iç saat

Body clock, vücudun iç zamanlama sistemini, özellikle ne zaman uykulu ve ne zaman uyanık hissedildiğini düzenlemeye yardımcı olan günlük döngüyü anlatan gündelik bir ifadedir. Fiziksel bir saat değildir. Bu cümlede regain his body clock, düzen bozulduktan sonra normal uyku-uyanıklık ritmine dönmek anlamına gelir. Regain, kayıp bir nesneyi bulmayı değil, bu düzenli ritmi yeniden kazanmayı ifade eder.

Alıştırma

"Night shifts can upset your body clock," cümlesinde body clock ne anlama gelir?

  1. Bir kişinin saati okuyabilme becerisi
  2. Vücudun uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen iç zamanlama sistemi
  3. Egzersizi ölçmek için kullanılan bir saat
Cevabı göster

Vücudun uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen iç zamanlama sistemi

After 18 hours,

2:27

18 saat sonra,

things took a turn for the worse Kalıp ifadeler

2:28

işler daha da kötüye gitti

Kalıp ifadeler

took a turn for the worse: olumsuz bir değişimin başlangıcı

Bu cümlede took a turn for the worse, durumun kötüleşmeye başladığı anlamına gelir. Turn burada fiziksel bir dönüşü değil, gidişattaki ya da gelişimdeki değişimi ifade eder. Kalıp take a turn for the worse biçimindedir. Zamana göre take fiilinin biçimi değişir, ancak sondaki the worse sabit kalır. Anlatılarda bir durumun, ilişkinin, planın veya olaylar dizisinin kötüleşmeye başladığı noktayı sıkça belirtir.

Alıştırma

Olumsuz bir değişimin başlangıcını belirten kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a brief recovery, her condition ____.

Cevabı göster

took a turn for the worse

and comedian Bloom started experiencing paranoia.

2:30

ve komedyen Bloom paranoya yaşamaya başladı.

He was singing and then crying,

2:33

Bir şarkı söylüyor, ardından ağlıyordu,

his emotions running out of control. Dilbilgisi

2:34

duyguları kontrolden çıkmıştı.

Dilbilgisi

his emotions running out of control: bağımsız -ing yapısı

Virgülle ayrılan his emotions running out of control ifadesi bağımsız bir yapıdır: açıkça belirtilen his emotions isim öbeğini, running out of control biçimindeki -ing'li ortaç öbeği izler. Çekimli bir fiil içermediği için tek başına tam bir bağımsız cümlecik değildir. Bu yapı, şarkı söyleme ve ağlamayı açıklamaya yardımcı olan eş zamanlı bir durumu ana cümleye ekler. Running sözcüğünün mantıksal öznesi ana cümlenin öznesi He değil, his emotions öbeğidir. Böylece yazılı anlatıda yeni bir tam cümle başlatmadan canlı arka plan bilgileri eklenebilir.

Alıştırma

Eş zamanlı bir arka plan ayrıntısı eklemek için isim + -ing bağımsız yapısını kullanan cümleyi seçin.

  1. The hikers pressed on, growing stronger by the minute.
  2. The hikers pressed on, the wind growing stronger by the minute.
  3. The hikers pressed on, and the wind grew stronger by the minute.
Cevabı göster

The hikers pressed on, the wind growing stronger by the minute.

At the halfway mark, 24 hours, Kalıp ifadeler

2:37

Yarı yolda, 24. saatte,

Kalıp ifadeler

At the halfway mark: orta noktayı belirtmek

At the halfway mark, “ölçülebilir bir sürenin veya sürecin yarısı tamamlandığında” anlamına gelir. Burada 48 saatlik deney 24. saate ulaşmıştır. Mark ismi burada bir ölçek veya zaman çizelgesindeki belirli bir noktayı ya da sınırı ifade eder; puan veya bir şeyi işaretleme eylemi anlamına gelmez. Yaygın kalıp at the halfway mark şeklindedir ve ardından isteğe bağlı olarak of + süre, etkinlik veya süreç gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi, süreli bir projenin orta noktasını belirten bu nottaki sabit ifadeyle tamamlayın: ____, the team reviewed its budget.

Cevabı göster

At the halfway mark

Bloom's brain power was really flagging. Kelime

2:39

Bloom'un beyin gücü gerçekten zayıflıyordu.

Kelime

was really flagging: güç veya etkinlik kaybetmek

was really flagging ifadesinde flag, “gücünü, enerjisini veya etkisini giderek kaybediyordu” anlamına gelen geçişsiz bir fiildir. really zarfı düşüşün derecesini artırır. Burada brain power öznesi düşünme ve odaklanma yeteneğini ifade eder; dolayısıyla cümle bu yeteneklerin belirgin biçimde zayıfladığını söyler. Bu anlam, zamanla azalan enerji, dikkat, heves, güven veya performansı anlatmak için yaygın olarak kullanılır; bayrak göstermek veya içeriği etiketlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede flagging, enerjiyi veya etkinliği giderek kaybetmek anlamında kullanılmıştır?

  1. I flagged the email for follow-up.
  2. Our train was lagging ten minutes behind schedule.
  3. After three hours, my concentration was flagging.
Cevabı göster

After three hours, my concentration was flagging.

He felt it was impossible to stimulate his mind.

2:41

Zihnini uyarmanın imkansız olduğunu hissetti.

At 30 hours,

2:44

30. saatte,

he started pacing his room endlessly

2:45

kendini meşgul etmek için

to keep himself occupied. Kalıp ifadeler

2:46

odasında durmaksızın volta atmaya başladı.

Kalıp ifadeler

keep himself occupied: kendini meşgul etmek

keep himself occupied ifadesinde keep “birini bir durumda tutmak”, occupied ise “bir şeyle meşgul olmak” anlamındadır. İfade bir bütün olarak, sıkılmamak veya düşüncelere dalmamak için kendine yapacak bir şey bulduğunu anlatır. Buradaki occupied, “işgal altında” demek değildir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I keep myself occupied, she keeps herself occupied ve they keep themselves occupied. Aynı kalıp keep the children occupied örneğinde olduğu gibi başka bir kişiyi de nesne olarak alabilir.

Alıştırma

Cümleyi keep, doğru dönüşlülük zamiri ve occupied ile tamamlayın: During the long delay, Leo read a magazine to ____.

Cevabı göster

keep himself occupied

Finally, after 40 hours,

2:48

Nihayet, 40 saatin ardından,

with only 8 hours to go, Kelime

2:50

sadece 8 saat kalmışken,

Kelime

only 8 hours to go: yalnızca 8 saat kaldı

only 8 hours to go ifadesinde zaman miktarı, bağlamdan anlaşılan bir bitiş noktasına ne kadar süre kaldığını gösterir. Go burada birinin ayrıldığını veya hareket ettiğini anlatmaz; to go, “kalan” anlamında bir geri sayım ifadesidir. Kalıp sayı + zaman birimi + to go şeklindedir. with two days to go örneğinde olduğu gibi sık sık with sözcüğünden sonra gelir ve kalan süreyi bir sonraki olayın arka planı olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “kalan” anlamındaki iki sözcüklü geri sayım ifadesiyle tamamlayın: The exam ends at noon, so we have twenty minutes ____.

Cevabı göster

to go

Bloom began to hallucinate,

2:52

Bloom halüsinasyon görmeye başladı,

seeing a pile of 500 oyster shells.

2:53

500 adet istiridye kabuğu yığını gördü.

He described seeing the pearly sheen on the shells

2:56

Kabuklardaki inci parlaklığını

as clear as day, Deyimler

2:58

gündüz gibi net gördüğünü tarif etti

Deyimler

as clear as day: gün ışığı değil, tam bir netlik

Burada as clear as day, “görsel olarak tamamen net” anlamına gelir. Bu benzetme, inci gibi parıltının ne kadar canlı göründüğünü vurgular; ortamda gün ışığı olduğu anlamına gelmez. Aynı deyim, anlaşılması çok kolay veya şüphe götürmeyecek kadar açık bir gerçek ya da anı için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Tamamen apaçık” anlamındaki dört sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: Once Maya compared the two receipts, the error was ____.

Cevabı göster

as clear as day

and he felt like the room was taking off

2:59

ve odanın altından

from beneath him.

3:01

havalandığını hissetti.

He realized that the lack of stimulation

3:02

Uyarım eksikliğinin

was driving him close to insanity.

3:04

onu deliliğin eşiğine sürüklediğini fark etti.

Bloom survived the final 8 hours

3:06

Bloom son 8 saati sağ atlattı

and lived to tell the tale. Deyimler

3:08

ve hikayeyi anlatmak için hayatta kaldı.

Deyimler

lived to tell the tale: hayatta kalıp deneyimi anlatmak

Live to tell the tale, tehlikeli veya çok zor bir deneyimden sağ çıkıp sonrasında olanları anlatabilmek demektir. Buradaki tale, anlatılanların kurgu olduğu anlamına gelmez. Cümlede lived, tamamlanmış bir geçmiş olayı belirtir. Deyim, hem hayatta kalmayı hem de artık anlatılabilecek bir deneyim olmasını vurgulayarak anlatıyı sonlandırır.

Alıştırma

Hayatta kalmayı ve deneyimi anlatabilmeyi vurgulayan deyimle cümleyi tamamlayın: The climbers escaped the storm and ____.

Cevabı göster

lived to tell the tale

But we can see from this experiment

3:09

Ancak bu deneyden görebiliyoruz ki,

that taking away all of a person's sensory input

3:11

bir kişinin tüm duyusal girdilerini elinden almak

and locking them away on their own Öbek fiiller

3:14

ve onları tek başlarına kilitlemek,

for even a short period of time

3:15

kısa bir süre için bile olsa,

can begin to drive them crazy.

3:17

onları delirtmeye başlayabilir.

Öbek fiiller

Birini kapatıp tecrit etmek: locking someone away

locking them away ifadesindeki lock someone away, insanları başkalarından ayrı kaldıkları ve özgürce çıkamadıkları bir yere kapatmak demektir. Away, normal ilişkilerden ve özgürlükten uzaklaştırılma anlamını ekler; kişilerin kendi başlarına uzaklaşıp gitmesi demek değildir. Kalıp lock + kişi + away şeklindedir. Genellikle kapatılmayı uzun süreli veya ağır bir durum olarak sunar; dolayısıyla burada yalnızca bir kapının kilitlenmesini değil, tecridi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi lock someone away ile tamamlayın: The dictator tried to ____ every political opponent ____ for years.

Cevabı göster

lock · away

When you think of isolation,

3:19

İzolasyon denilince,

something that also springs to mind is life inside a prison. Deyimler

3:20

akla gelen bir diğer şey de hapishanedeki hayattır.

Deyimler

Springs to mind: hemen akla gelmek

something that also springs to mind ifadesinde spring to mind, bir düşüncenin kişinin zihninde hızlı ve doğal biçimde belirmesi demektir. Dil bilgisel özne, ortaya çıkan fikir, isim, örnek veya anıdır. Burada ifade, tecritle ilgili anlık bir çağrışımı tanıtarak açıklamayı düzenler. Spring, farkındalığa doğru mecazi ve ani bir hareketi anlatır; mevsim veya fiziksel sıçrama anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi spring to mind ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When I think of the best person to lead this project, Nina immediately ____.

Cevabı göster

springs to mind

So we decided to look at some of the cases

3:23

Bu yüzden, mahkumların hücre hapsinde tutulduğu

that involve prisoners being kept in solitary confinement. Kültür

3:25

bazı vakalara bakmaya karar verdik.

Kültür

solitary confinement: hücre hapsi

Solitary confinement, bir mahkûmun diğer insanlardan ayrıldığı ve çoğu zaman günün büyük bölümünde çok az anlamlı insan teması kurabildiği ya da hiç kuramadığı bir cezaevi uygulamasıdır. Bu cümledeki being kept in solitary confinement, yalıtımın mahkûm tarafından seçilmediğini, cezaevi tarafından dayatıldığını gösterir. Bu terim yalnızca bir kişinin tek başına bir hücrede kalmasını değil, ağır bir sosyal yalıtım düzenini anlatır. Kesin hukuki tanımlar değişebilir; ancak burada anlaşılması gereken temel fikir, insan temasının ortadan kaldırılmasıdır.

Alıştırma

Hangi durum solitary confinement ifadesiyle en doğru şekilde anlatılır?

  1. Bir mahkûm günde 23 saat tek başına tutuluyor ve neredeyse hiç anlamlı insan teması kuramıyor.
  2. Bir gezgin, bir otel odasında tek başına sakin bir hafta sonu geçirmeyi seçiyor.
  3. Bir mahkûm özel bir hücrede uyuyor ancak her gün başkalarıyla yemek yiyor ve programlara katılıyor.
Cevabı göster

Bir mahkûm günde 23 saat tek başına tutuluyor ve neredeyse hiç anlamlı insan teması kuramıyor.

Kenny Zulu Whitmore spent 36 consecutive years

3:29

Kenny Zulu Whitmore tam 36 yıl boyunca

in solitary confinement in Louisiana State Penitentiary at Angola.

3:32

Angola'daki Louisiana Eyalet Hapishanesi'nde hücre hapsinde kaldı.

During his time there,

3:36

Oradaki zamanı boyunca,

Whitmore was deprived of virtually all human contact Kalıp ifadeler

3:37

Whitmore neredeyse tüm insan temasından mahrum bırakıldı

Kalıp ifadeler

be deprived of + isim

Deprive someone of something, bir kişinin ihtiyaç duyduğu, değer verdiği veya sahip olma hakkı bulunan bir şeyi elinden almak ya da ona vermemek anlamına gelir. Kalıp deprive + kişi + of + şey biçimindedir. Burada edilgen yapı kullanılmıştır: Whitmore was deprived of virtually all human contact. Etkilenen kişi özne olur ve of, elinden alınan şeyi tanıtır. Bu edilgen biçim, buna kimin neden olduğundan çok kişinin yaşadığı sonuca odaklanır.

Alıştırma

Resmî cümleyi doğru edatla tamamlayın: The residents were deprived ____ clean drinking water after the pipes failed.

Cevabı göster

of

and spent 23 hours a day

3:40

ve günün 23 saatini

living in a 6-ft by 9-ft cell.

3:42

6'ya 9 fitlik bir hücrede yaşayarak geçirdi.

After he was eventually released back

3:45

Sonunda genel hapishane nüfusunun içine

into the general prison population, Kültür

3:46

geri salıverildiğinde,

Kültür

general prison population: olağan ortak bölümlerdeki mahkûmlar

Bu cümlede general prison population, hücre hapsinde veya başka bir ayrılmış birimde tutulan kişilerden farklı olarak cezaevinin olağan ortak bölümlerinde diğer mahkûmlarla yaşayan kişileri ifade eder. Burada general, askerî bir rütbe değil, “olağan veya ayrılmamış” anlamındadır. İfade, bağlama göre mahkûmları topluca veya onların bulunduğu ortak cezaevi ortamını anlatabilir.

Alıştırma

Örnekte general prison population ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. diğer mahkûmlarla olağan ortak bölümlerde barındırılan cezaevi nüfusu
  2. cezaevinde tutulan bir grup askerî general
  3. cezaevinin yakınında yaşayan tüm halk
Cevabı göster

diğer mahkûmlarla olağan ortak bölümlerde barındırılan cezaevi nüfusu

Whitmore was suffering from what he described

3:48

Whitmore kendi tabiriyle

as a constellation of muscle atrophy, Kelime

3:50

bir dizi kas atrofisi,

cardiovascular hypertension,

3:52

kardiyovasküler hipertansiyon,

and deteriorating vision caused by a lack of light

3:54

ve ışık eksikliğinin neden olduğu görme bozukluğu

Kelime

a constellation of: birbiriyle bağlantılı sorunlar örüntüsü

Bu cümlede a constellation of, birlikte ortaya çıkan ve ilişkili bir örüntü olarak görülen birden fazla sağlık sorununu tanıtır. Yıldızların tanınabilir bir küme oluşturmasından gelen bir benzetmedir; ancak sorunların yıldız biçiminde olduğunu söylemez. İfade resmî ve çözümleyici bir nitelik taşır. Bir yazarın birden fazla belirtiyi, etkeni veya sorunu ilgisiz bir liste yerine anlamlı bir bütün olarak sunmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi ilişkili bir örüntüyü anlatan hedef ifadeyle tamamlayın: The study revealed ____ economic and social pressures that tended to occur together.

Cevabı göster

a constellation of

and visual stimulation in his tiny cell.

3:57

ve küçük hücresindeki görsel uyarım eksikliği gibi.

36 years in solitary.

3:59

Hücre hapsinde 36 yıl.

Now that's a long time,

4:01

Bu uzun bir zaman,

but it's actually not the record.

4:02

ama aslında rekor değil.

With a little more digging, Deyimler

4:04

Biraz daha derinlemesine araştırdığımızda,

we discovered the story of Albert Woodfox.

4:05

Albert Woodfox'un hikayesini keşfettik.

Deyimler

“With a little more digging”: araştırmayı derinleştirmek

Burada digging, bilgi edinmek için daha derin bir araştırma yapmayı anlatan bir mecazdır. İfade, konuşanların biraz daha araştırdıktan sonra Albert Woodfox’un hikâyesini bulduğunu belirtir; fiziksel olarak toprağı kazmaktan söz edilmez. with + isim öbeği yapısı, bir sonuca götüren aracı veya koşulu gösterir. with a little more digging ifadesini ek araştırma, kontrol veya arama sonucunda ulaşılan bir bulguyu anlatmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümlede digging, örnektekiyle aynı araştırma anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya put the shovel beside the fence.
  2. With a little more digging, Maya made the garden pond deeper.
  3. With a little more digging, Maya found the original report.
Cevabı göster

With a little more digging, Maya found the original report.

Woodfox was released from jail

4:08

Woodfox, izolasyonda geçirdiği inanılmaz 43 yılın ardından

after a staggering 43 years in isolation. Kelime

4:09

hapishaneden serbest bırakıldı.

Kelime

“A staggering 43 years”: şoke edici derecede uzun bir süre

Burada staggering, bir miktarın veya derecenin şoke edecek kadar büyük ya da aşırı olduğunu belirten değerlendirme bildiren bir sıfattır. 43 years süresini niteler ve konuşanın bu uzunluğa yönelik güçlü tepkisini gösterir. Bu kullanım sayılardan, miktarlardan, mesafelerden, maliyetlerden veya toplam değerlerden önce sık görülür. Yılların fiziksel olarak sendelediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede staggering, olağanüstü büyük bir sayıyı değerlendirmek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The tired runner was staggering toward the finish line.
  2. The storm caused a staggering $12 billion in damage.
  3. The payments were staggered across three months.
Cevabı göster

The storm caused a staggering $12 billion in damage.

Like Whitmore, Woodfox spent 23 hours of his day

4:12

Whitmore gibi, Woodfox da gününün 23 saatini

living alone in his small cell.

4:15

küçük hücresinde yalnız yaşayarak geçirdi.

In 2014, he relayed his experiences to a blogger.

4:17

2014 yılında deneyimlerini bir blog yazarına anlattı.

Woodfox described what it was like Dilbilgisi

4:20

Woodfox bunca yıl o hücreye kilitlenmenin

to be locked in the cell for so many years.

4:22

nasıl bir his olduğunu anlattı.

Dilbilgisi

what it was like to be locked: yaşanmış bir deneyimi anlatmak

Burada what it was like to be locked, described fiilinin nesnesi olarak çalışan gömülü bir soru yan cümlesidir. “Kilit altında tutulmanın gerçek deneyimi” anlamına gelir ve durumun içeriden nasıl hissedilip yaşandığına odaklanır. what + özne + be like + to-infinitive kalıbı, yaşanmış bir deneyimi sormak veya aktarmak için kullanılabilir. Gömülü yan cümlede soru dizilişi olan what was it like değil, düz cümle dizilişi olan what it was like kullanılır. Buradaki like, deneyimin nasıl olduğunu belirten bir edattır; “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi what ... like to kalıbıyla tamamlayın: “During the interview, Maya described ____ as a paramedic during the earthquake.”

Cevabı göster

what it was like to work

He said he feared he might start screaming

4:24

Çığlık atmaya başlayıp

and not be able to stop.

4:26

duramamaktan korktuğunu söyledi.

He also felt he might turn into a baby,

4:28

Ayrıca bir bebeğe dönüşebileceğini,

curl up in a fetal position,

4:30

cenin pozisyonunda kıvrılıp

and lay there day after day

4:31

hayatının geri kalanı boyunca

for the rest of his life,

4:32

her gün orada yatabileceğini hissetti,

or that he might cut off his balls,

4:33

veya testislerini kesip,

throw them through the bars

4:35

onları parmaklıklardan fırlatabileceğini,

the way he had seen others do

4:36

başkalarının yaptığını gördüğü gibi,

when they couldn't take it anymore. Deyimler

4:37

artık dayanamayacak hale geldiklerinde.

Deyimler

couldn't take it anymore: dayanma sınırına ulaşmak

couldn't take it anymore ifadesinde take it deyimsel kullanılır: bütün duruma katlanmak veya tahammül etmek anlamına gelir. anymore ise kişinin kalan tahammülünün tükendiğini gösterir. Couldn't, bu sınırı geçmiş zamandaki bir anlatıya yerleştirir. Bu ifade yalnızca bir şeyi sevmemeyi değil, dayanma sınırına gelmeyi anlatır. Genellikle baskı, acı veya hayal kırıklığının kişi tepki vermek, durmak ya da bir şeyi değiştirmek zorunda kalana kadar sürdüğünü ima eder.

Alıştırma

Aylarca süren kesintisiz gürültünün ardından Elena dayanma sınırına ulaştı ve taşındı. Bu kırılma noktasını en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. She couldn't take it anymore.
  2. She didn't like it anymore.
  3. She couldn't find it anymore.
Cevabı göster

She couldn't take it anymore.

Albert Woodfox's comments certainly sound

4:39

Albert Woodfox'un yorumları kesinlikle

like those of a man who was flirting with insanity, Deyimler

4:41

delilikle flört eden bir adamınkiler gibi geliyor,

but he survived.

4:43

ama o hayatta kaldı.

Deyimler

flirting with insanity: zihinsel dengeyi kaybetmeye tehlikeli ölçüde yaklaşmak

Bu cümlede flirting with insanity mecazidir. Bir şeyle romantik biçimde flört etmek ya da tehlikeden zevk almak değil, zihinsel dengeyi kaybetmeye tehlikeli ölçüde yaklaşmak anlamına gelir. flirt with + tehlikeli bir durum veya sonuç kalıbı, birini o sınırı tamamen aşmadan ciddi bir soruna yaklaşırken gösterir. Genellikle riskin canlı ve çok yakın hissedilmesini sağlar.

Alıştırma

"By ignoring the safety checks, the team was flirting with disaster," cümlesinde flirting with disaster ne anlama gelir?

  1. Felaketi çekici göstermeye çalışıyorlardı.
  2. Çoktan yaşanmış bir felaket hakkında şaka yapıyorlardı.
  3. Felakete tehlikeli ölçüde yaklaşıyorlardı.
Cevabı göster

Felakete tehlikeli ölçüde yaklaşıyorlardı.

His attorney said,

4:45

Avukatı,

Woodfox made it through the ordeal Öbek fiiller

4:46

Woodfox'un olağanüstü gücü ve karakteri sayesinde

because of his extraordinary strength and character.

4:47

bu çileyi atlattığını söyledi.

Öbek fiiller

made it through: bir zorluğa başarıyla dayanmak

Made it through, zor bir deneyimden sağ çıkmak veya o deneyimin sonuna başarıyla ulaşmak anlamına gelir. Bu cümlede Woodfox'un zorlu sınav bitene kadar dayandığını vurgular. make it through + zor bir olay veya dönem biçiminde kullanılır; örneğin make it through the night. Zorluğun ne olduğu zaten belliyse nesne söylenmeyebilir: I wasn't sure I would make it through.

Alıştırma

Cümleyi bu notta “başarıyla sonuna ulaşmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The storm lasted all night, but we ____.

Cevabı göster

made it through

So we've looked at isolation experiments

4:50

Böylece izolasyon deneylerine

and the effects on the mind,

4:52

ve zihin üzerindeki etkilerine baktık,

and we've seen how years in a jail cell

4:53

ve bir hapishane hücresinde geçen yılların

can push a person to the edge. Deyimler

4:55

bir insanı nasıl uçuruma sürükleyebileceğini gördük.

Deyimler

Push a person to the edge: birini dayanma sınırına itmek

Bu cümlede push a person to the edge mecazidir: uzun süre hapsedilmek, birini zihinsel veya duygusal olarak dayanabileceği sınırın yakınına sürükleyebilir. The edge fiziksel bir yer değildir. push + someone + to the edge kalıbı, baskıyı veya koşulları birini kırılma noktasına yaklaştıran güç olarak sunar. Bu sınırın panik, çöküş, çaresiz bir eylem veya kontrol kaybından hangisi olduğu bağlama göre anlaşılır.

Alıştırma

Cümlede push a person to the edge ifadesine en yakın anlam hangisidir?

  1. Birini kısa bir süre hafifçe sabırsızlandırmak
  2. Birini tehlikeli bir fiziksel kenara taşımak
  3. Birini zihinsel veya duygusal sınırına yaklaştırmak
Cevabı göster

Birini zihinsel veya duygusal sınırına yaklaştırmak

What other extreme examples of isolation are there?

4:56

Başka hangi aşırı izolasyon örnekleri var?

Well, not everyone is forced into isolation.

4:59

Şey, herkes izolasyona zorlanmaz.

In fact, in some spiritual traditions,

5:02

Aslında, bazı ruhani geleneklerde,

practitioners chose to retreat to the forest

5:04

uygulayıcılar ormana çekilmeyi

or into caves for years at a time. Kalıp ifadeler

5:07

veya yıllarca mağaralarda kalmayı seçtiler.

Kalıp ifadeler

For years at a time: her seferinde yıllarca

For years at a time, birbirinden ayrı her kesintisiz dönemin birkaç yıl sürdüğü anlamına gelir. Burada anlatılan, uygulayıcıların bu faaliyeti yalnızca uzun yıllar boyunca tekrarlaması değildir; tek bir inziva dönemi de kendi başına yıllarca sürebilirdi. Miktar veya süre + at a time kalıbı, bir faaliyeti ayrı oturumlara, olaylara veya dönemlere ayırır ve bunların her birinde ne kadar gerçekleştiğini belirtir: two hours at a time, three people at a time.

Alıştırma

Birbirinden ayrı her kalışın kesintisiz birkaç yıl sürdüğünü anlatan beş kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: During repeated assignments, the biologists lived at the remote field station ____.

Cevabı göster

for years at a time

One such person is Tenzin Palmo,

5:09

Bu kişilerden biri Tenzin Palmo'dur,

who at the age of 21

5:11

kendisi 21 yaşındayken

swapped her job as a London librarian Kalıp ifadeler

5:13

Londra'daki kütüphaneci işini

for life as a nun in a monastery in India.

5:15

Hindistan'daki bir manastırda rahibe olarak yaşamakla değiştirdi.

Kalıp ifadeler

swap A for B: A'yı bırakıp B'yi seçmek

swap A for B yapısında A, bırakılan veya değiştirilen şey, rol ya da yaşam biçimidir; B ise yeni seçilen veya elde edilen şeydir. Bu cümlede Londra'daki kütüphanecilik işi A, rahibe olarak yaşam ise B'dir. Bu yapı gerçek bir takası veya iş ve yaşam tarzındaki büyük bir değişimi anlatabilir. Yönü soldan sağa okuyun: eski seçim + for + yeni seçim.

Alıştırma

Cümleyi swap A for B yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: After years in finance, Maya ____ her office job ____ farm work.

Cevabı göster

swapped · for

But even that was not isolated enough for Palmo,

5:18

Ancak bu bile Palmo için yeterince izole değildi,

and after a few years there,

5:21

ve orada geçirdiği birkaç yılın ardından,

she moved from the monastery

5:22

manastırdan ayrıldı

and started living in a cave in the Himalayas.

5:23

ve Himalayalar'da bir mağarada yaşamaya başladı.

The cave measured 10 ft wide

5:26

Mağara 10 fit genişliğinde

and 6 ft deep,

5:28

ve 6 fit derinliğindeydi,

and Palmo stayed there for 12 years.

5:29

ve Palmo orada 12 yıl kaldı.

Three of those years she spent meditating, Dilbilgisi

5:31

Bu yılların üçünü meditasyon yaparak geçirdi,

Dilbilgisi

Three of those years she spent meditating: nesnenin başa alınması

Three of those years, she öznesinden önce gelmesine rağmen spent fiilinin doğrudan nesnesidir. Nötr söz dizimi She spent three of those years meditating. şeklindedir. Nesneyi başa almak, zamanı kimin bu şekilde geçirdiğini söylemeden önce üç yıllık bölümü vurgular. Meditating, spend + time + -ing yapısının parçasıdır ve zamanın nasıl geçirildiğini açıklar.

Alıştırma

Okunan bölümü vurgulamak için doğrudan nesneyi başa alan cümle hangisidir?

  1. I read two of the final chapters on the train.
  2. On the train, I read two of the final chapters.
  3. Two of the final chapters I read on the train.
Cevabı göster

Two of the final chapters I read on the train.

never laying down,

5:34

hiç uzanmadan,

sleeping seated in a traditional wooden meditation box

5:35

geleneksel ahşap bir meditasyon kutusunda

for only 3 hours a night.

5:38

geceleri sadece 3 saat oturarak uyudu.

The idea of spending more than a decade in a cave

5:40

Bir mağarada on yıldan fazla zaman geçirme fikri

is certainly a crazy one,

5:42

kesinlikle çılgınca,

but this nun re-emerged years later

5:44

ama bu rahibe yıllar sonra manastırdaki

to teach others in the monastery.

5:46

diğerlerine öğretmek için yeniden ortaya çıktı.

Did she hold on to her sanity? Öbek fiiller

5:48

Akıl sağlığını koruyabildi mi?

Öbek fiiller

hold on to her sanity ifadesinin anlamı ve yapısı

Bu soruda hold on to her sanity, izolasyonun baskısı altında kişinin mantıklı düşünüp davranma yetisini kaybetmeyerek koruması anlamına gelir. Kullanım mecazidir; sanity fiziksel olarak elde tutulabilecek bir şey değildir. Yapı hold on to + isim şeklindedir. Hold on to hope, a belief veya a job örneklerinde olduğu gibi, söz konusu şeyi değerli ya da kaybedilme riski altında gösterir. Nesneden önceki to korunmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi, örnekteki ‘korumak ve kaybetmemek’ anlamına gelen üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Even during the hardest week, she managed to ____ her sense of humor.

Cevabı göster

hold on to

Was she enlightened?

5:49

Aydınlandı mı?

We may never know.

5:51

Bunu asla bilemeyebiliriz.

So today we've seen there are many examples

5:52

Böylece bugün uzun süre izolasyonda kalan insanlara dair

of people being in isolation for long periods.

5:54

birçok örnek gördük.

How long it takes to drive you crazy Dilbilgisi

5:56

Sizi delirtmesinin ne kadar süreceği

depends on the individual

5:58

bireye

and the conditions of their isolation.

5:59

ve izolasyonlarının koşullarına bağlıdır.

Dilbilgisi

How long it takes ... depends on ... yapısı

How long it takes to drive you crazy yan cümlesinin tamamı depends fiilinin öznesidir. İzolasyonun ciddi zihinsel sıkıntıya yol açması için gereken süreyi ifade eder. Doğrudan soru değil, cümle içine yerleşmiş bir wh yan cümlesi olduğu için does it take değil, düz cümle dizilişi olan it takes kullanılır. depends on yüklemi, herkes için geçerli tek bir süre olmadığını gösterir. Yeniden kullanılabilen How long it takes to do X depends on Y kalıbı, önce süreyle ilgili konuyu sunup ardından cevabı belirleyen etkenleri sıralamanızı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede how long yan cümlesi özne olarak doğru kullanılmıştır?

  1. How long does it take to learn the route depends on how often you practice.
  2. How long takes it to learn the route depends on how often you practice.
  3. How long it takes to learn the route depends on how often you practice.
Cevabı göster

How long it takes to learn the route depends on how often you practice.

But even in the extreme cases we looked at,

6:01

Ancak incelediğimiz aşırı vakalarda bile,

when people do lose their grip on reality, Notlar

6:04

insanlar gerçeklikten kopsalar dahi,

they also tend to recover.

6:06

iyileşme eğilimindedirler.

Dilbilgisi

do lose ifadesindeki vurgulu do

Olumlu bir cümlede do + fiilin yalın hâli vurgu ekler: do lose, “gerçekten kaybetmek” veya “hakikaten kaybetmek” anlamına gelir. Buradaki yardımcı fiil soru kurmaz; olayın gerçekten meydana gelebileceğini doğrular. do'dan sonra loses ya da lost değil, fiilin yalın hâli lose kullanılır. Bu cümlede vurgu, insanların iyileşme eğiliminden söz edilmeden önce uç sonucun gerçekten yaşanabileceğini kabul eder.

Alıştırma

İfadeyi doğrulayan vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: "I ____ understand your concern, but I need more time."

Cevabı göster

do

Deyimler

Lose their grip on reality deyimi

Lose one's grip on reality, neyin gerçek olduğunu doğru biçimde değerlendirme yetisini kaybetmek anlamına gelen bir mecazdır. Bu durum çoğu zaman ağır kafa karışıklığı, sanrılar veya halüsinasyonlarla ilişkilidir. Grip burada elin fiziksel kavrama gücünü değil, zihinsel kontrolü anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: people lose their grip on reality, he loses his grip on reality ve I lose my grip on reality. Burada ifade, günlük bir hatayı değil, gerçeklikten ciddi bir kopuşu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi lose one's grip on reality ile tamamlayın ve iyelik sözcüğünü he öznesine uyacak şekilde değiştirin: "After several sleepless nights, he began to ____."

Cevabı göster

lose his grip on reality

So, how do you think you would react

6:08

Peki, siz izolasyonda olmaya

to being in isolation?

6:09

nasıl tepki verirdiniz?

Let us know in the comments.

6:11

Yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video

6:12

Ayrıca, diğer videomuz olan

called What would happen to your body

6:14

Küvette yaşasaydınız

if you lived in the bathtub?

6:15

vücudunuza ne olurdu? adlı videomuzu.

Thanks for watching,

6:16

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

6:17

ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:18

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:20

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.