Bilime olan güveni yeniden sağlamak - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
902 kelime 157 kel/dk

Video özeti: Gök bilimci Neil deGrasse Tyson, bilimin neden sınamaya, tekrarlanabilir sonuçlara, eleştirel sorgulamaya ve nesnel gerçekleri görüşlerden ayırma becerisine dayandığını açıklıyor. Program ayrıca fen eğitiminin bilgileri ezberletmekle yetinmeyip bilimsel düşünme biçimini geliştirmesi gerektiğini ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. If you have a brilliant idea ve we're gonna double-check that. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: if yan cümlesinin bir koşul kurduğunu, ana cümlenin ise bunun sonucunu bildirdiğini anlayacaksınız. Bu kalıp, önemli bir iddianın doğrulamayı gerektireceğini açıklamaya yarar; gonna da kendiliğinden gelişen konuşmada sık duyulan rahat bir söyleyişi gösterir. 2. sort of an objective truth — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: sort of ifadesini, bir önermeyi daha az kesin gösteren konuşma diline özgü bir yumuşatıcı olarak tanıyacaksınız. Karmaşık bir düşünceyi anlatırken sözlerinizi mutlak veya kusursuz bir tanım gibi sunmadan yaklaşık anlam ya da temkinli bir tutum belirtmek için kullanabilirsiniz. 3. who first came up with — Phrasal Verbs: come up with ifadesini bir şeyi düşünmek, geliştirmek veya önermek anlamına gelen tek bir birim olarak öğreneceksiniz. first ve who ile birlikte bu yapı, bir teoriyi, çözümü, planı ya da düşünsel katkıyı ilk kimin ortaya attığını sormanızı sağlar.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Altı Dakikalık İngilizce.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Altı Dakikalık İngilizce.

I'm Sam.

0:11

Ben Sam.

And I'm Rob.

0:12

Ve ben Rob.

Once in a while, Kalıp ifadeler

0:13

Arada bir,

along comes a scientist who captures the public imagination and communicates their passion for science in an exciting and understandable way. Notlar

0:14

halkın hayal gücünü yakalayan ve bilime olan tutkusunu heyecan verici ve anlaşılır bir şekilde aktaran bir bilim insanı ortaya çıkar.

Kalıp ifadeler

Once in a while: ara sıra gerçekleşen bir olayı belirtmek

Once in a while, ara sıra veya arada bir anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bir şeyin gerçekleştiğini, ancak sık gerçekleşmediğini belirtir; belirli bir süre içinde bir kez anlamına gelmez. Bu cümlenin başında kullanıldığında önce bilim insanının gelişini sıra dışı bir olay olarak gösterir, ardından ana olayı sunar. Düşük sıklıktaki bir olayla hikâye veya gözlem başlatırken bu konum kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu açıklamadaki ‘ara sıra’ anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: ____, our usually quiet dog barks at the mail carrier.

Cevabı göster

Once in a while

Dilbilgisi

Along comes a scientist: anlatı amaçlı özne-fiil devrikliği

Along comes a scientist tam devrik yapı kullanır: başa alınan yön veya sunum zarfı along, önce comes fiiliyle, ardından isim özne a scientist ile devam eder. Normal sıra a scientist comes along şeklindedir. Burada along, anlatıya yeni bir kişinin girişini sunmaya yardımcı olur; bir yol boyunca anlamına gelmez. Fiilin isim özneden önce gelmesi, kişinin gelişine canlı ve hikâye benzeri bir giriş etkisi verir. Bu sunum kalıbı özellikle geçişsiz bir hareket fiili ve yeni bilgi veren bir isim özneyle doğal olur.

Alıştırma

Hangi cümle, gelen bir kişiyi tanıtmak için hikâye anlatımına özgü devrik yapıyı doğal biçimde kullanır?

  1. Along a cyclist came just when we needed help.
  2. Along came a cyclist just when we needed help.
  3. Along did a cyclist come just when we needed help.
Cevabı göster

Along came a cyclist just when we needed help.

Kalıp ifadeler

captures the public imagination: kamuoyunun hayal gücünü harekete geçirmek

captures the public imagination ifadesinde capture, fiziksel olarak yakalamak değil, insanları güçlü biçimde etkilemek veya büyülemek anlamına gelir. İfade, bilim insanının bilimi geniş çapta ilgi ve merak uyandıracak kadar canlı anlattığını belirtir. The public imagination, tek bir kişinin hayal gücünü değil, toplumdaki insanların ortak olarak heyecan verici bulduğu ve zihninde canlandırdığı şeyleri anlatır. Bu kalıp; geniş kitlelerde hayranlık uyandıran kişiler, keşifler, hikâyeler veya olaylar için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir belgesel, ülkenin dört bir yanındaki insanları derin deniz yaşamına hayran bırakıyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The documentary captured the public imaginations.
  2. The documentary captured one public imagination.
  3. The documentary captured the public imagination.
Cevabı göster

The documentary captured the public imagination.

In this program,

0:23

Bu programda,

we'll be meeting one of America's best known popular scientists, Dilbilgisi

0:24

Amerika'nın en tanınmış popüler bilim insanlarından biriyle,

Dilbilgisi

one of America's best known popular scientists: one of + çoğul isim

one of + çoğul sayılabilen isim yapısı, daha büyük bir grubun bir üyesini anlatır. Bu nedenle one tek bir kişiyi gösterse de scientists çoğul kalır. America's best known popular scientists seçimin yapıldığı grubu belirtir ve one of bu gruptan bir bilim insanını seçer. Burada best known, en yaygın biçimde tanınanlar arasında olmak anlamındadır; bu kişinin tanınan tek bilim insanı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için engineer sözcüğünün çoğul biçimini kullanın: Maya is one of the most experienced ____ on the team.

Cevabı göster

engineers

uh astronomer Neil deGrasse Tyson. Kültür

0:28

yani gökbilimci Neil deGrasse Tyson ile tanışacağız.

Kültür

astronomer Neil deGrasse Tyson: addan önce gelen meslek

Burada astronomer bir meslek etiketidir; Neil deGrasse Tyson ise kişinin adıdır. İfade, “astronom Neil deGrasse Tyson” anlamına gelir; astronomer onun adının bir parçası değildir. Bu meslek + ad kalıbı haberlerde ve program tanıtımlarında yaygındır. Burada gereken arka plan bilgisi, Tyson'ın tanınmış Amerikalı bir astrofizikçi ve bilim iletişimcisi olmasıdır.

Alıştırma

astronomer Neil deGrasse Tyson ifadesinde astronomer nasıl bir görev üstleniyor?

  1. Bir kişiyi değil, bir kuruluşu adlandırır.
  2. Neil deGrasse Tyson'ın kişisel adının bir parçasıdır.
  3. Kişinin adından önce gelen bir meslek etiketidir.
Cevabı göster

Kişinin adından önce gelen bir meslek etiketidir.

He's a man with a gift for communicating and inspiring people with his television shows and books on cosmology, Notlar

0:31

O, televizyon programları ve kozmoloji (evren bilimi) üzerine yazdığı kitaplarla insanlarla iletişim kurma ve onlara ilham verme yeteneğine sahip bir adam,

Kalıp ifadeler

with a gift for communicating: a gift for + -ing

With a gift for communicating, adamın sahip olduğu bir özelliği anlatır. Buradaki gift, birine verilen nesne değil, doğal veya olağanüstü bir yetenek demektir; ifade onun iletişim kurma becerisini güçlü biçimde över. Başka durumlara aktarılabilen kalıp have/with a gift for + isim veya -ing biçimidir. Bu kalıpta for bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: a gift for communicating.

Alıştırma

Cümleyi “özel bir yeteneğe sahip olmak” anlamındaki kalıpla tamamlayın: Leo has ____ solving puzzles quickly.

Cevabı göster

a gift for

the study of the origin and nature of the universe.

0:38

yani evrenin kökeni ve doğasının incelenmesi.

Kültür

cosmology, the study of...: açıklayıcı eşlemeyle tanım

Cosmology, evrenin kökenini ve doğasını inceleyen bilim alanı olan kozmoloji demektir. Virgülden sonra gelen the study of the origin and nature of the universe ad öbeği açıklayıcı bir eşlemedir; teknik terimi daha tanıdık sözlerle yeniden ifade eder. Bir popüler bilim metninde “terim + virgül + açıklayıcı ad öbeği” yapısını gördüğünüzde ikinci kısmı ayrı bir öge değil, tanım olarak okuyun. Burada ifade özellikle cosmology terimini tanımlar; astronomy daha geniş bir alandır, bu yüzden bu iki sözcük tam eş anlamlı değildir.

Alıştırma

the study of the origin and nature of the universe ifadesi bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Cosmology için sade bir tanım verir.
  2. Cosmology alanının yalnızca evrenin başlangıcını inceleyebileceğini söyler.
  3. İlgisiz ikinci bir çalışma alanı tanıtır.
Cevabı göster

Cosmology için sade bir tanım verir.

In his day job, Kelime

0:41

Günlük işinde,

he runs the Hayden Planetarium in New York's American Museum of Natural History,

0:42

New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'ndeki Hayden Planetaryumu'nu yönetiyor,

Kelime

In his day job: düzenli ücretli işinde

Day job, kişinin düzenli, asıl ve ücretli işini ifade eder. Bu işin gerçekten gündüz yapılması gerekmez. In his day job, “düzenli mesleki rolünde” anlamına gelir. Burada önce planetaryumu yönetme şeklindeki resmî görevi tanıtılır, ardından bu görev daha geniş kapsamlı “gerçek misyonuyla” karşılaştırılır. Genel olarak day job, kişinin ücretli işini bir yan faaliyet, yaratıcı uğraş veya kişisel amaçla karşılaştırmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Birinin düzenli ücretli işini anlatan, bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Her ____ is teaching, but she performs in a band at weekends.

Cevabı göster

day job

but Neil's real mission is to encourage scientific thinking among the American public. Anlatım akışı

0:47

ama Neil'in asıl görevi Amerikan halkı arasında bilimsel düşünceyi teşvik etmek.

Anlatım akışı

Neil's real mission is to encourage scientific thinking: odağı temel amaca taşımak

"Neil's real mission is to encourage scientific thinking" yan cümlesi, odağı az önce belirtilen görevden bu tanıtımdaki daha geniş ve daha önemli amaca taşır. real, bu amacın daha derin ve önemli olduğunu gösterir; Neil'ın planetaryumdaki işinin sahte olduğu anlamına gelmez. Burada mission, askerî görev değil, ciddi ve uzun vadeli bir amaçtır. someone's real mission is to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişinin rolünden veya faaliyetinden en çok yaratmak istediği etkiye geçiş yapar.

Alıştırma

"Neil's real mission is to encourage scientific thinking" bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Müzedeki işinin hayal ürünü olduğunu söyler.
  2. Odağı resmî görevinden daha geniş amacına taşır.
  3. Bir askerî operasyon tanıtır.
Cevabı göster

Odağı resmî görevinden daha geniş amacına taşır.

We'll be hearing from the famous astronomer and learning some new vocabulary soon.

0:52

Yakında bu ünlü gökbilimciden bir şeyler duyacak ve bazı yeni kelimeler öğreneceğiz.

But first,

0:57

Ama önce,

I have a question for you, Sam.

0:57

sana bir sorum var, Sam.

Science is ever changing with new discoveries updating our understanding all the time. Notlar

0:59

Bilim, her zaman anlayışımızı güncelleyen yeni keşiflerle sürekli değişmektedir.

Kelime

ever changing: sürekli değişen

Science is ever changing ifadesinde ever, changing sözcüğünü güçlendirerek sürekli değişme anlamı verir: Bilim sabit kalmaz, yeni keşifler ortaya çıktıkça gelişmeye devam eder. Burada ever, Have you ever...? gibi sorularda görülen «herhangi bir zamanda, hiç» anlamını taşımaz. be + ever changing kalıbı, bir şeyin sürekli değişim sürecinde olduğunu anlatır. Gelişmeye devam eden alanlar, durumlar ve sistemler için özellikle doğaldır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve «sürekli değişen» anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Online security threats are ____.

Cevabı göster

ever changing

Dilbilgisi

with new discoveries updating...: with + isim + -ing kalıbı

Bu ifade with + isim + -ing kalıbını kullanır. New discoveries, updating fiilinin anlamsal öznesidir: keşifler, anladığımız şeyleri etkin ve sürekli biçimde değiştirir. with yapısı, arka plandaki bir durumu ya da nedeni ana cümlenin içine kısa biçimde yerleştirir. Updating ana fiil değildir; ana cümle Science is ever changing bölümüdür.

Alıştırma

Cümleyi reduce fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The city became quieter, with electric buses ____ noise on busy streets.

Cevabı göster

reducing

For centuries,

1:05

Yüzyıllar boyunca,

the Earth was thought to be the center of the universe, Dilbilgisi

1:06

Dünya'nın evrenin merkezi olduğu düşünülüyordu,

Dilbilgisi

was thought to be: geçmişteki bir inancı edilgen yapıyla aktarmak

Edilgen aktarım kalıbı olan özne + be thought to + fiil yapısında, dil bilgisel özne insanların hakkında bir görüşe sahip olduğu kişi ya da şeydir. The Earth was thought to be... ifadesi, insanların Dünya'nın ... olduğuna inandığı anlamına gelir; Dünya'nın düşündüğü anlamına gelmez. Was, bu inancı geçmişe yerleştirir; to be ise özne hakkında neye inanıldığını belirtir. Bu kalıp, bu görüşü kimin taşıdığını adlandırmadan genel bir inancı aktarır.

Alıştırma

Dil bilgisi açısından doğru edilgen aktarım cümlesini seçin.

  1. The island was once thought to be uninhabited.
  2. The island once thought to be uninhabited.
  3. The island was once thought being uninhabited.
Cevabı göster

The island was once thought to be uninhabited.

but who was the first astronomer to have the correct idea that,

1:09

ama şunu ilk doğru şekilde kavrayan gökbilimci kimdi:

in fact, Anlatım akışı

1:13

aslında,

the Earth and the planets revolve around the Sun? Kelime

1:13

Dünya’nın ve gezegenlerin Güneş’in etrafında döndüğünü?

Anlatım akışı

in fact: önceki bir düşünceyi düzeltmek

Burada in fact olgusal bir düzeltmeye işaret eder. Dünya'nın merkezde olduğu yönündeki önceki inanışın aksine, Dünya'nın ve gezegenlerin Güneş'in etrafında dolandığı gerçek durumu sunar. Daha genel olarak in fact, sonraki bilginin daha önceki bir ifadeyi veya varsayımı düzelttiğini, açıklığa kavuşturduğunu ya da güçlü biçimde doğruladığını dinleyiciye veya okuyucuya bildirir. Burada yalnızca bir duraksamayı doldurmaz; söylemi düzenleyen gerçek bir işlev taşır.

Alıştırma

Bu bağlamda in fact ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Konuşanın ifadenin doğru olup olmadığından emin olmadığını belirtir.
  2. İki olayın aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  3. Önceki bir inanışı düzelten gerçek durumu sunar.
Cevabı göster

Önceki bir inanışı düzelten gerçek durumu sunar.

Kelime

revolve around the Sun: dış bir merkezin çevresindeki hareket

Revolve around the Sun, Güneş'i dış merkez alarak bir yörünge boyunca hareket etmek anlamına gelir. Yapı revolve around + merkez şeklindedir: özne hareket eden nesnedir, around sonrasındaki isim ise onun çevresinde dolandığı merkezdir. Revolve around, The meeting revolves around safety. örneğinde olduğu gibi bir şeyin ana konu veya odak olması anlamında soyut olarak da kullanılabilir. Ancak bu cümlede gerçek yörünge hareketini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi revolve around ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Mars ____ the Sun, while it rotates on its axis.

Cevabı göster

revolves around

Was it A,

1:17

A mıydı,

Nicolaus Copernicus,

1:18

Nicolaus Copernicus mu,

B,

1:19

B mi,

Isaac Newton,

1:19

Isaac Newton mu,

or C,

1:20

yoksa C mi,

Galileo Galilei?

1:21

Galileo Galilei mi?

Hmm, I'll say it was C,

1:23

Hmm, sanırım C idi,

Galileo.

1:25

Galileo.

Okay, Sam,

1:26

Tamam, Sam,

I'll reveal the correct answer later in the program.

1:26

doğru cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Recent events like the COVID pandemic and climate crisis have put scientists under pressure from critics motivated by political views. Notlar

1:30

COVID pandemisi ve iklim krizi gibi son olaylar, bilim insanlarını siyasi görüşlerle motive olan eleştirmenlerin baskısı altına soktu.

Kalıp ifadeler

have put scientists under pressure: birini güçlü baskı altında bırakmak

Have put scientists under pressure, put + kişi veya grup + under pressure kalıbını kullanır. Yakın tarihli olayların bilim insanlarını güçlü toplumsal veya psikolojik taleplerle karşı karşıya bıraktığını anlatır; under pressure fiziksel bir konumu belirtmez. Have put, present perfect yapısındadır. Baskıyı, yakın tarihli olayların oluşturduğu ve mevcut durum için hâlâ önemli olan bir etki olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi put + object + under pressure kalıbıyla tamamlayın: The surprise inspection has ____ the staff ____.

Cevabı göster

put · under pressure

Dilbilgisi

critics motivated by political views: kısaltılmış ilgi cümleciği

Critics motivated by political views ifadesinde motivated by political views, critics sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı grubudur. Hangi eleştirmenlerin kastedildiğini belirtir ve edilgen anlam taşır: siyasi görüşler eleştirmenleri harekete geçirir. Tam biçim critics who are motivated by political views şeklindedir. Kısaltılmış biçimde who are çıkarılır; bu nedenle motivated, cümlenin başka bir ana fiili değildir.

Alıştırma

Hangi tam ilgi cümleciği critics motivated by political views ile aynı anlama gelir?

  1. political views that motivate criticism
  2. critics who motivate people to adopt political views
  3. critics who are motivated by political views
Cevabı göster

critics who are motivated by political views

Neil deGrasse Tyson thinks facts are not dependent on politics, Kelime

1:39

Neil deGrasse Tyson, gerçeklerin siyasete bağlı olmadığını,

Kelime

not dependent on politics: be dependent on yapısı

Bu cümlede not dependent on politics, gerçeklerin doğruluğunun siyasi görüşler veya kararlar tarafından belirlenmediği anlamına gelir. not sözcüğü bu bağımlılık ilişkisini olumsuz yapar. dependent bir sıfattır. Bağlayıcı fiil are sonrasında sabit olarak on edatını alır; from kullanılmaz: be dependent on + isim. Bu yapı, bir şeyin bağlı olduğu koşulu veya etkeni belirtmek için kullanılır.

Alıştırma

Sabit kalıbı tamamlayın: The launch date is dependent ____ the weather.

Cevabı göster

on

but should be established with a scientific method, Dilbilgisi

1:43

aksine bilimsel bir yöntemle oluşturulması gerektiğini düşünüyor,

Dilbilgisi

should be established with a scientific method: should + edilgen yapı

should be established yapısında should kip belirtecinden sonra edilgen biçim olan be + geçmiş zaman ortacı gelir. Önceki cümleden anlaşılan özne facts sözcüğüdür: the facts should be established. Bu edilgen yapı, bunu kimin yaptığına odaklanmaz. Burada establish, bir kurum oluşturmak değil, bir şeyin doğru olduğunu kanıtlarla belirlemek veya doğrulamak anlamındadır. with a scientific method, gerçekleri ortaya koymak için kullanılan yöntemi belirtir.

Alıştırma

should sonrasında establish fiilinin edilgen biçimini kullanın: The conclusion ____ through careful testing.

Cevabı göster

should be established

a process of finding the truth through testing and experimentation. Kültür

1:46

yani test etme ve deney yoluyla gerçeği bulma süreciyle.

Kültür

a process of finding the truth through testing and experimentation: bilimsel yöntemi tanımlama

Bu isim öbeğinin tamamı, hemen önce sözü edilen scientific method terimini eş açıklamayla tanımlar. Terimi daha basit sözlerle yeniden ifade eder: Bilimsel yöntem, fikirleri test ederek ve deneyler yaparak gerçeği bulma sürecidir. through testing and experimentation ifadesindeki through, “aracılığıyla” veya “kullanarak” anlamındadır. Gerçeği bulmak için kullanılan yöntemi belirtir; bir kişinin ya da nesnenin içinden geçtiği bir yeri anlatmaz.

Alıştırma

Vurgulanan isim öbeğinin bağlamdaki temel işlevi nedir?

  1. Test etmenin deney yapmaktan daha önemli olduğunu savunur.
  2. Bilimsel çalışmaların yapıldığı yeri belirtir.
  3. Hemen önce sözü edilen bilimsel yöntemi tanımlar.
Cevabı göster

Hemen önce sözü edilen bilimsel yöntemi tanımlar.

Here's Neil explaining more about the scientific method to BBC World Service program HardTalk. Anlatım akışı

1:50

İşte Neil'in BBC World Service programı HardTalk'ta bilimsel yöntem hakkında daha fazla şey anlattığı bölüm.

Anlatım akışı

Here's Neil explaining...: sıradaki konuşmacıyı veya kaydı tanıtma

Here's + kişi + -ing kalıbı, o kişinin konuşmasını veya eylemini izleyicinin sırada duyacağı ya da göreceği içerik olarak sunabilir. Bu medya geçişinde Here's Neil explaining..., Neil'ın yalnızca fiziksel olarak yakında bulunduğunu söylemez; “Şimdi Neil'ın açıklamasını dinleyin veya izleyin” anlamına gelir. -ing yan cümlesi, sıradaki içerikte yapılan etkinliği belirtir. Sunucu böylece izleyiciyi giriş bölümünden konuşmacıya veya kaydedilmiş bölüme geçirir.

Alıştırma

Sunucunun giriş cümlesini tamamlayın. Here's ve explain fiilinin -ing biçimini kullanın: '____ Dr Patel ____ how the vaccine works.'

Cevabı göster

Here's · explaining

If you have a brilliant idea and you tested and it unearths so much of what has been known before, Notlar

1:57

Eğer parlak bir fikriniz varsa ve onu test ettiyseniz ve daha önce bilinenlerin çoğunu gün yüzüne çıkarıyorsa,

Deyimler

unearths: gizli veya gözden kaçmış bilgiyi ortaya çıkarmak

Unearth sözcüğünün gerçek anlamı bir şeyi topraktan çıkarmaktır. Burada unearths mecaz anlamdadır: Fikir, fiziksel bir kazı yapmak yerine bilgi veya birikimi gün yüzüne çıkaran bir şey olarak sunulur. Normal kullanımda bu mecaz, bilgi gizlenmiş, unutulmuş veya gözden kaçmış olduğunda en güçlüdür. Bu nedenle keşif anlamını tarafsız find fiilinden daha güçlü biçimde hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümlede unearth, gizli veya gözden kaçmış bilgiyi ortaya çıkarmak anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The archive search unearthed a forgotten report.
  2. The gardener unearthed a stone while planting roses.
  3. The editor summarized a well-known report.
Cevabı göster

The archive search unearthed a forgotten report.

we're gonna double-check that. Kalıp ifadeler

2:02

bunu iki kez kontrol edeceğiz.

Dilbilgisi

If you have ... we're gonna double-check that: koşul ve sonuç

If ile başlayan bölüm koşulu belirtir: Birinin önemli sonuçları olabilecek parlak bir fikri vardır. Bağımsız ana cümle we're gonna double-check that ise verilecek karşılığı belirtir: Fikir veya bulgu yeniden kontrol edilecektir. Uzun bir If yan cümlesinde ek ayrıntılar olduğunda ana cümleyi aramaya devam edin. Bu ayrıntılar koşulu genişletir; virgülden sonra belirtilen sonucun yerini almaz.

Alıştırma

Cümlenin hangi bölümü koşula verilecek karşılığı belirtir?

  1. it unearths so much of what has been known before
  2. If you have a brilliant idea
  3. we're gonna double-check that.
Cevabı göster

we're gonna double-check that.

Kalıp ifadeler

double-check that: onu yeniden kontrol etmek

Burada double-check that, “doğru olduğundan emin olmak için onu tekrar kontrol etmek” demektir. Konuşan kişi, daha önce sözü edilen şeyi ek bir kontrol yapmadan kabul etmek yerine doğrulamayı planlıyor. That, double-check fiilinin nesnesidir ve önceki düşünceye, sonuca ya da iddiaya gönderme yapar. Bu birleşik fiilde double-, ek doğrulama anlamı katar; iki kopya yapmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki, yeniden kontrol etmek anlamına gelen kısa çizgili hedef fiille tamamlayın: You entered the address earlier, but please ____ it before you submit the form.

Cevabı göster

double-check

The rest of us we'll say,

2:04

Geri kalanımız şöyle diyecek:

"But did he do it? did he cross his T's and dot his I's? Deyimler

2:05

"Ama bunu gerçekten yaptı mı? İnce eleyip sık dokudu mu?

Deyimler

cross his T's and dot his I's: her ayrıntıyı özenle tamamlamak

Cross his T's and dot his I's, “her küçük ayrıntıyı dikkatle ele almak ve kontrol etmek” anlamına gelen bir deyimdir. Bu soruda konuşan kişi, onun harfleri gerçekten yazıp yazmadığını değil, işi eksiksiz ve titizlikle tamamlayıp tamamlamadığını soruyor. Bu benzetme, elle yazılmış t harfine yatay çizgi ekleyip i harfine nokta koyarak harfleri tamamlama hareketinden gelir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: cross your T's and dot your I's, cross her T's and dot her I's ve benzeri.

Alıştırma

Bir yönetici Did she cross her T's and dot her I's before submitting the report? diye soruyor. Yönetici büyük olasılıkla neyi öğrenmek istiyor?

  1. Tüm küçük ayrıntıları ele alıp kontrol etti mi?
  2. Yalnızca T ve I harflerini yazma alıştırması yaptı mı?
  3. İşteki önemsiz ayrıntıları çıkardı mı?
Cevabı göster

Tüm küçük ayrıntıları ele alıp kontrol etti mi?

Did he let me check the power that's driving his experiment,

2:08

Deneyini çalıştıran gücü kontrol etmeme izin verdi mi,

you know, the wall current?

2:12

bilirsiniz, duvardaki akımı?

Let me check how that was conceived and done?

2:14

Bunun nasıl tasarlandığını ve yapıldığını kontrol etmeme izin verin?

And if no one can duplicate your results, Dilbilgisi

2:16

Ve eğer kimse sonuçlarınızı tekrarlayamazsa,

it's not a result."

2:19

bu bir sonuç değildir."

Dilbilgisi

Sonuçlarınızı kimse yeniden elde edemiyorsa bu bir sonuç değildir: yeniden üretilebilirlik ölçütü

if yan cümlesi bir ölçüt koyar: başka kişiler ilgili çalışmayı yapabilmeli ve aynı ya da çok benzer bir bulgu elde edebilmelidir. Buradaki duplicate your results, bir dosyayı kopyalamak veya aynı sözleri tekrarlamak değil, bulguyu yeniden elde etmek demektir. Ana cümle olan it's not a result özellikle güçlü bir ifadedir; kelimesi kelimesine hiçbir veri olmadığı anlamına gelmez. Yeniden üretilebilirliği, bir bulgunun güvenilir bilimsel kanıt sayılması için ölçüt olarak sunar.

Alıştırma

Hangi ifade cümlenin anlamını en iyi şekilde açıklar?

  1. Her deney tamamen aynı iki veri dosyası üretmelidir.
  2. Bir sonucun raporu başka bir dosyaya kopyalandığı anda sonuç geçerli olur.
  3. Başkaları bir bulguyu yeniden elde edemiyorsa o bulgu güvenilir bilimsel kanıt sayılmaz.
Cevabı göster

Başkaları bir bulguyu yeniden elde edemiyorsa o bulgu güvenilir bilimsel kanıt sayılmaz.

Before scientists can confirm the truth of an experiment,

2:21

Bilim insanları bir deneyin doğruluğunu onaylamadan önce,

their findings must be doubled-checked

2:24

bulguları iki kez kontrol edilmelidir

making certain something is correct by carefully examining it again.

2:27

yani onu dikkatlice tekrar inceleyerek doğru olduğundan emin olunmalıdır.

This process is called peer review. Kültür

2:31

Bu sürece akran değerlendirmesi (peer review) denir.

Kültür

peer review: aynı alandaki uzmanların araştırmayı değerlendirmesi

Peer review, aynı veya yakından ilgili bir alandaki diğer uzmanların araştırmayı değerlendirdiği süreçtir. Bu süreç çoğu zaman bir makalenin yayımlanıp yayımlanmayacağına karar verilmesinin bir parçasıdır. Uzmanlar yöntemleri, kanıtları, akıl yürütmeyi ve sonuçları inceler. Buradaki peer yalnızca aynı yaştaki biri değil, mesleki açıdan eşit konumdaki bir kişi veya aynı alandaki uzman anlamına gelir. Review ise sıradan bir müşteri yorumu değil, yapılandırılmış akademik değerlendirmedir.

Alıştırma

Hangi durum peer review örneğidir?

  1. İlgili alandaki uzmanlar bir makalenin yöntemlerini ve kanıtlarını inceler.
  2. Aynı yaştaki okurlar internette bir bilim kitabına puan verir.
  3. Başka bir laboratuvar aynı sonucu alıp almadığını görmek için deneyin tamamını tekrarlar.
Cevabı göster

İlgili alandaki uzmanlar bir makalenin yöntemlerini ve kanıtlarını inceler.

Other scientists double-checking the experiment to make sure everything was done correctly. Kalıp ifadeler

2:34

Diğer bilim insanları, her şeyin doğru yapıldığından emin olmak için deneyi iki kez kontrol ederler.

Kalıp ifadeler

to make sure + yan cümlecik: amaç belirtme

To make sure, yeniden kontrol etmenin amacını belirtir: Bilim insanları, işin doğru yapıldığından emin olabilmek için bir kez daha kontrol eder. Burada make sure ifadesinden sonra everything was done correctly yan cümleciği gelir. Edilgen was done, odağı işi kimin yaptığından çok işin kendisine ve doğru yapılıp yapılmadığına yöneltir.

Alıştırma

Kontrolün amacını belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I reread the address ____ it was correct.

Cevabı göster

to make sure

One way they do this is to duplicate or repeat the experiment to see if they get the same result. Notlar

2:40

Bunu yapmalarının bir yolu, aynı sonucu alıp almadıklarını görmek için deneyi kopyalamak (duplicate) veya tekrarlamaktır.

Kelime

duplicate or repeat the experiment: deneyi yeniden yapmak

Bu bilimsel bağlamda duplicate the experiment, sonucun yeniden elde edilip edilemeyeceğini kontrol etmek amacıyla aynı veya çok benzer bir yöntemi izleyerek deneyi yeniden yapmak anlamına gelir. Fiziksel bir nesnenin kopyasını oluşturmak anlamında değildir. Hemen ardından gelen or repeat, duplicate fiilini daha tanıdık bir sözcükle yeniden açıklar. Bu açıklayıcı eşleştirme, dinleyicinin daha resmî olan duplicate fiilini anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede duplicate, “bir deneyi yeniden yapmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Leah duplicated the file before editing it.
  2. The locksmith made a duplicate of the key.
  3. A separate laboratory duplicated the experiment under the same conditions.
Cevabı göster

A separate laboratory duplicated the experiment under the same conditions.

Dilbilgisi

to see if ...: belirsiz bir sonucu kontrol etme amacı

to see if... mastar yapısı, önceki bir eylemin amacını belirtir: belirli bir sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğini öğrenmek için bir şey yapılır. Burada see yalnızca gözle bakmak değil, öğrenmek veya kontrol etmek anlamına gelir. if yan cümlesi, kontrol edilen ve cevabı henüz belirsiz olan soruyu verir. Bu cümlede soru, aynı sonucu alıp almadıklarıdır; see sözcüğünden sonra if, whether gibi işlev görür.

Alıştırma

Cümleyi olup olmadığını öğrenmek için anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Restart the app ____ the problem disappears.

Cevabı göster

to see if

In other words,

2:46

Başka bir deyişle,

Neil wants scientists to have crossed the T's and dotted the I's,

2:47

Neil bilim insanlarının ince eleyip sık dokumalarını (cross the T's and dot the I's) istiyor,

a phrase which means paying attention to the small details of whatever you're doing.

2:52

bu ifade, yaptığınız her şeyin küçük ayrıntılarına dikkat etmek anlamına gelir.

A scientific approach requires an open mind and critical thinking. Kalıp ifadeler

2:57

Bilimsel bir yaklaşım açık fikirli olmayı ve eleştirel düşünmeyi gerektirir.

Kalıp ifadeler

an open mind and critical thinking: açık fikirlilik ve dikkatli değerlendirme

An open mind, alışılmadık fikirleri veya yeni kanıtları değerlendirmeye istekli olmak demektir. Critical thinking ise neye inanılacağına karar vermeden önce kanıtları, varsayımları ve akıl yürütmeyi incelemek demektir. and bağlacı, bilimsel bir yaklaşımın gerektirdiği ve birbirini tamamlayan iki alışkanlığı birleştirir: açık fikirlilik hemen reddetmeyi, eleştirel düşünme ise sorgulamadan kabul etmeyi önler. Açık fikirli olmak her şeyi kabul etmek, eleştirel düşünmek de insanları eleştirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi eylem hem an open mind hem de critical thinking kavramlarını en iyi gösterir?

  1. İddiayı adil biçimde değerlendirmek ve ardından kanıtları dikkatle incelemek.
  2. Alışılmadık bir iddiayı kanıtları dinlemeden reddetmek.
  3. İddiayı yeni ve heyecan verici göründüğü için kabul etmek.
Cevabı göster

İddiayı adil biçimde değerlendirmek ve ardından kanıtları dikkatle incelemek.

But Neil believes the most important thing is to know the difference between fact and opinion. Kalıp ifadeler

3:02

Ancak Neil, en önemli şeyin gerçekle fikir arasındaki farkı bilmek olduğuna inanıyor.

Kalıp ifadeler

know the difference between A and B: A ile B arasındaki farkı bilmek

Know the difference between A and B, iki şeyin hangi yönden farklı olduğunu anlamak veya ayırt etmek demektir. Bu cümlede A’nın yerinde fact, B’nin yerinde opinion vardır. Between iki öğeli karşılaştırmayı kurar; and ise ikinci öğeyi getirir. Bu kalıbı karşılaştırılabilir iki şey, fikir veya kişiyle kullanın.

Alıştırma

Cümleyi know the difference between A and B kalıbıyla tamamlayın: To judge information carefully, you need to ____ a verified report and a personal opinion.

Cevabı göster

know the difference between

People have opinions about all kinds of things,

3:07

İnsanların her türlü şey hakkında fikirleri vardır,

but that doesn't make what they believe a fact. Dilbilgisi

3:10

ama bu inandıkları şeyi gerçek yapmaz.

Dilbilgisi

make what they believe a fact: make + nesne + isim tamamlayıcısı

Burada make, bir şeyi üretmek değil, onun başka bir şey hâline gelmesine neden olmak anlamındadır. Kalıp make + nesne + isim tamamlayıcısı şeklindedir. What they believe nesnedir; a fact ise bu nesnenin neye dönüşeceğini belirtir. Doesn't make bu değişimi reddeder: bir şeye inanmak onu bir olguya dönüştürmez. Bu kalıpta nesne ile isim tamamlayıcısı arasına as veya to be getirilmez.

Alıştırma

Cümleyi make + object + noun complement kalıbıyla tamamlayın: Repeating a claim does not ____.

Cevabı göster

make it a fact

Yet,

3:13

Yine de,

fact and opinion are becoming harder to separate as protests by anti-vaccine groups and climate change deniers have shown. Notlar

3:13

aşı karşıtı grupların ve iklim değişikliği inkarcılarının protestolarının da gösterdiği gibi, gerçekle fikri birbirinden ayırmak giderek zorlaşıyor.

Dilbilgisi

fact and opinion are becoming harder to separate: gerçeklerle görüşleri ayırmak giderek zorlaşıyor

are becoming harder to separate ifadesinde are becoming devam eden bir değişimi gösterir: Gerçeklerle görüşleri ayırmak giderek zorlaşmaktadır. Harder karşılaştırma bildiren bir sıfattır; to separate ise zorluğu değişen eylemi belirtir. Kalıp X + be/become + adjective + to-infinitive biçimindedir. X, sonraki eylemden etkilenen şeydir. Bu yüzden mastar etkin bir biçimde görünse de anlam çoğu zaman birinin bu eylemi X üzerinde gerçekleştirmesinin zorlaşmasıdır. To separate, harder sözcüğüne bağlıdır; yeni bir ana cümle başlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi become fiilinin şimdiki zamanın sürekli biçimi ve harder + to find ile tamamlayın: Right now, reliable sources ____.

Cevabı göster

are becoming harder to find

Kelime

Kamusal tartışma etiketleri olarak anti-vaccine groups ve climate change deniers

protests by anti-vaccine groups and climate change deniers ifadesinde by, protestolarla bağlantılı olan veya protestoları gerçekleştiren grupları belirtir. Anti-vaccine groups genel olarak aşılara, aşı olmaya ya da ilgili politikalara karşı çıkan örgütlü grupları ifade eder; tam olarak neye karşı çıkıldığı bağlama bağlıdır. Climate change deniers ise iklim değişikliğinin kendisini veya bu konudaki önemli ve kanıta dayalı sonuçları reddeden kişileri etiketler. Denier, yalnızca farklı düşünen biri için kullanılan tarafsız bir karşılık değildir. Genellikle yerleşik kanıtların reddedildiğini ima eder ve eleştirel bir değerlendirme taşır. Vurgulanan bölüm have ile biter çünkü tam cümlede ardından shown gelir; have shown, protestoların neyi ortaya koyduğunu bildiren present perfect biçimidir.

Alıştırma

Değerlendirin: Tarafsız bir röportajda bir kişi tek bir iklim politikasını sorguluyor ancak iklim bilimini reddetmiyor. Bu kişiye a climate change denier demek uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

Many Americans,

3:22

Birçok Amerikalı,

even presidents,

3:23

hatta başkanlar bile,

seem suspicious of scientific fact. Kelime

3:25

bilimsel gerçeklere şüpheyle yaklaşıyor gibi görünüyor.

Kelime

seem suspicious of ...: görünürdeki güvensizliği ifade etmek

Seem + sıfat, doğrudan ve kesin bir iddia yerine gözleme dayalı bir izlenim sunar. Bu cümlede seem, birçok Amerikalının tutumuna ilişkin yargıyı daha temkinli hâle getirir: tutumları böyle görünmektedir. Suspicious of + isim öbeği, belirtilen kişiye veya şeye güvenmemek ya da onun güvenilmez veya yanlış olabileceğini düşünmek anlamına gelir. İnsanlar scientific fact konusunda kuşkuludur; cümle scientific fact ifadesinin kendisinin şüpheli olduğunu söylemez.

Alıştırma

Kuşkunun hedefini tanıtan edatı yazın: After three unexplained charges, Maya became suspicious ____ the website.

Cevabı göster

of

It's a worrying trend that Neil thinks is a result of the US education system, Kalıp ifadeler

3:28

Bu endişe verici bir eğilim ve Neil bunun ABD eğitim sisteminin bir sonucu olduğunu düşünüyor,

Kalıp ifadeler

a result of ...: bir sonucun nedenini belirtmek

A result of + isim öbeği, bir şeyi neyin meydana getirdiğini veya ürettiğini belirtir. X is a result of Y kalıbında X sonuç, Y ise nedendir. Burada kaygı verici eğilim sonuç, ABD eğitim sistemi ise Neil'in öne sürdüğü nedendir. Nedensellik ilişkisi Neil thinks ifadesinin içinde bulunduğundan, Neil'in görüşü olarak sunulur.

Alıştırma

Sabit isim öbeğini doğru edatla tamamlayın: The cancellation was a result ____ severe weather.

Cevabı göster

of

as he told BBC World Service program HardTalk.

3:33

tıpkı BBC World Service programı HardTalk'a söylediği gibi.

It has to do with how science is taught in the schools. Kalıp ifadeler

3:38

Bunun okullarda bilimin nasıl öğretildiğiyle ilgisi var.

Kalıp ifadeler

has to do with: bağlantı ifade etmek

Has to do with, “bir şeyle ilgili veya bağlantılı olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede with’ten sonra gelen how science is taught in the schools yan cümlesi, it ile bağlantılı konuyu belirtir. İfadeyi bütünüyle tek bir kalıp olarak anlayın. Buradaki do bir eylemi anlatmaz, has to da zorunluluk bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi “bağlantılı olmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The delay ____ a problem in the payment system.

Cevabı göster

has to do with

It's currently taught as a body of information, Kelime

3:41

Şu anda bir bilgi bütünü olarak öğretiliyor,

Kelime

as a body of information: olguları bir bütün olarak sunmak

a body of information ifadesinde body, fiziksel bir beden değil, birbiriyle bağlantılı önemli miktarda malzemenin oluşturduğu bütün anlamındadır. Information sayılamayan bir isimdir ve a body of information çok sayıda olguyu tek bir bütün olarak sunar. teach veya present something as X kalıbı, bir şeyi öğretirken ya da sunarken X olarak ele almak demektir. Burada as a body of information, konunun şu anda öğrenenlere hangi biçimde sunulduğunu açıklar.

Alıştırma

Cümlede as a body of information ne anlama gelir?

  1. Tek ve bağımsız bir olgu olarak sunuluyor.
  2. Fiziksel bir insan bedeni olarak sunuluyor.
  3. Düzenli bir olgular bütünü olarak sunuluyor.
Cevabı göster

Düzenli bir olgular bütünü olarak sunuluyor.

a satchel of facts that are imparted upon you and then you regurgitate that for an exam. Notlar

3:44

size aktarılan ve daha sonra bir sınav için ezbere tekrarladığınız (regurgitate) bir gerçekler çantası olarak.

Deyimler

a satchel of facts: ezberlenen bilgi için okul çantası benzetmesi

Satchel, genellikle kitap taşımak için kullanılan küçük bir çantadır. a satchel of facts ifadesinde olgular, araştırılan veya sınanan fikirler yerine okul çantasına doldurulmuş nesneler gibi düşünülür. Bu benzetme, bilimi öğrenenlere taşımaları ve ezberlemeleri için verilen bir bilgi yükü olarak sunar. Bu bağlamda bilimi soru sorma ve akıl yürütme yöntemi yerine depolanmış olgular olarak eleştirmektedir.

Alıştırma

a satchel of facts benzetmesi temel olarak neyi anlatır?

  1. Olguların gerçekten özel bir laboratuvar çantasında saklandığını söyler.
  2. Olguları, öğrenenlerin taşıyıp ezberlemesi için okul çantasına konan şeyler olarak gösterir.
  3. Esas olarak deneylere ve sorulara dayanan bir bilimsel yöntemi över.
Cevabı göster

Olguları, öğrenenlerin taşıyıp ezberlemesi için okul çantasına konan şeyler olarak gösterir.

Kelime

are imparted upon you: bilginin resmî ve edilgen biçimde aktarılması

Impart; bilgi, enformasyon, bilgelik veya bir beceriyi aktarmak anlamına gelir ve give ya da tell sözcüklerinden daha resmîdir. that are imparted upon you ifadesinde that, facts sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır; are imparted ise edilgendir: olguları, belirtilmeyen bir kaynaktan alan sensin. Bu edilgen anlatım, öğreneni tek yönlü bilgi aktarımının alıcısı olarak gösterir. Bu bağlamda eğitim anlayışının etkin araştırma yerine olguların edilgen biçimde aktarılmasına dayanmasını eleştirir.

Alıştırma

Hangi cümlede impart resmî İngilizcede doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. A toolbox is imparted to new technicians.
  2. New technicians are imparted with practical knowledge.
  3. Practical knowledge is imparted to new technicians.
Cevabı göster

Practical knowledge is imparted to new technicians.

Kelime

regurgitate ... for an exam: anlamadan tekrarlamak

Burada regurgitate mecaz anlamda kullanılır: ezberlenmiş bilgileri gerçekten çok az anlayarak ya da hiç anlamadan tekrarlamak demektir. that daha önce öğrenilen bilgiyi gösterir, for an exam ise amacın sınav olduğunu belirtir. Fiil özellikle eleştireldir. Öğrenmeyi, bilgi üzerinde düşünmek veya onu kendi sözleriyle açıklamak yerine içeriği olduğu gibi geri vermek şeklinde sunar.

Alıştırma

Öğrenme bağlamında “She regurgitated the textbook in her essay” genellikle neyi ima eder?

  1. Birinin ezberlediği bilgileri gerçekten anlamadan tekrarladığını söyler.
  2. Birinin sınavdan önce bilgileri unuttuğunu söyler.
  3. Birini zor bir fikri açıkça anlattığı için över.
Cevabı göster

Birinin ezberlediği bilgileri gerçekten anlamadan tekrarladığını söyler.

That's an aspect of science,

3:51

Bu bilimin bir yönü,

but it's not the most important part of science.

3:52

ama bilimin en önemli kısmı değil.

The most important part of science is knowing how to question things and know when an answer has emerged that represents sort of an objective truth about this world. Notlar

3:55

Bilimin en önemli kısmı olayları nasıl sorgulayacağını bilmek ve bu dünya hakkında bir tür nesnel gerçeği temsil eden bir yanıtın ne zaman ortaya çıktığını bilmektir.

Kalıp ifadeler

is knowing how to question things: know how to + fiil

is knowing how to question things yapısında knowing how to question things ulaç öbeği is fiilinden sonra gelir ve “the most important part” ifadesinin ne olduğunu belirtir. know how to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma yöntemini bilmek veya bunun için gereken beceriye sahip olmak demektir. Burada question, bir iddiayı, varsayımı ya da kanıtı eleştirel biçimde incelemek anlamında bir fiildir. Yalnızca bilgi istemek anlamına gelmez ve bir şeyin yanlış olduğuna baştan karar vermeyi de ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi know how to + question hedef ifadesiyle tamamlayın: A careful reader needs to know ____ unsupported claims.

Cevabı göster

how to question

Kelime

know when an answer has emerged: cevabın ne zaman ortaya çıktığını anlamak

Know when... ifadesi, “…ın gerçekleştiği noktayı fark edebilmek” anlamına gelir. Buradaki an answer has emerged, bir cevabın bir süreç sonunda yavaş yavaş oluştuğunu veya netleştiğini belirtir; fiziksel olarak bir yerden çıktığını değil. Has emerged, present perfect yapıdadır: ilgili noktaya gelindiğinde sonuç artık ortaya çıkmıştır. That represents, answer sözcüğünü ve cevabın neyi temsil ettiğini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır.

Alıştırma

Cümleyi emerge fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: After months of analysis, a clear pattern ____.

Cevabı göster

has emerged

Ton ve niyet

sort of an objective truth: iddiayı yumuşatan ifade

Sort of an objective truth ifadesindeki sort of, “bir bakıma”, “aşağı yukarı” veya “bir ölçüde” anlamına gelen, konuşma diline özgü bir yumuşatma ifadesidir. İddianın gücünü azaltır: konuşan kişi objective truth ifadesini kesin ve hiçbir sınırlaması olmayan bir tanım olarak sunmaz. Burada sort of, an objective truth isim öbeğinin tamamını niteler. Sort burada “tür” veya “kategori” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

“It's sort of an apology” cümlesinde sort of ne yapar?

  1. Resmî bir apology kategorisi belirtir.
  2. Konuşan kişinin tamamen emin olduğunu gösterir.
  3. İddiayı daha az kesin hâle getirir.
Cevabı göster

İddiayı daha az kesin hâle getirir.

Neil says that science is taught by encouraging students to regurgitate facts,

4:06

Neil, bilimin öğrencileri gerçekleri ezbere tekrarlamaya (regurgitate) teşvik ederek öğretildiğini söylüyor,

to repeat information without properly understanding it.

4:11

yani bilgiyi tam olarak anlamadan tekrar etmeye.

Knowledge is important,

4:15

Bilgi önemlidir,

but what's also needed is a questioning attitude that can recognize objective truth,

4:16

ama aynı zamanda nesnel gerçeği tanıyabilen sorgulayıcı bir tutuma da ihtiyaç vardır,

a truth about the natural world which is not influenced by human bias, opinions, or emotion. Kelime

4:22

Yani insanın önyargılarından, fikirlerinden veya duygularından etkilenmeyen, doğal dünya hakkındaki bir gerçek.

Kelime

not influenced by human bias, opinions, or emotion: öznel insan etkenlerinden etkilenmemek

Burada not influenced by human bias, opinions, or emotion, edilgen ilgi cümleciği olan which is not influenced by... yapısının bir parçasıdır. Etkiyi alabilecek şey truth’tür; truth’ün insanları etkin biçimde etkilediği anlamına gelmez. by ile başlayan bölüm, olası etki kaynaklarını belirtir. Bias, yargıyı bir yöne çeken eğilimi; opinions, kişisel görüşleri; emotion ise duyguları ifade eder. Bu üçünün birlikte sıralanması nesnel gerçeğin sınırını tanımlar: Nesnel gerçek, bu öznel insan etkenlerine değil, doğal dünyaya ilişkin kanıtlara dayanmalıdır.

Alıştırma

Hangi cümle nesnel bir sonucu en iyi şekilde anlatır?

  1. The conclusion was based on evidence and was not influenced by personal bias.
  2. The conclusion changed whenever the researcher felt disappointed.
  3. The conclusion reflected only the researcher's personal opinion.
Cevabı göster

The conclusion was based on evidence and was not influenced by personal bias.

Without that, Anlatım akışı

4:29

Bu olmadan,

anyone is free to call whatever they like a fact, Dilbilgisi

4:30

herkes istediği şeye gerçek demekte özgürdür,

Anlatım akışı

Without that: eksik olan gerekli bir koşula geri gönderme

Without that, cümlenin başına yerleştirilmiş bir edat öbeğidir. That, daha önce sözü edilen sorgulayıcı tutuma ve nesnel gerçeği tanıma becerisine gönderme yapar; cümlenin devamındaki bir fact sözcüğüne ileriye dönük olarak işaret etmez. Without + isim veya zamir, sonuç kalıbı önce eksik olan gerekli koşulu belirtir, sonra bunun sonucunu verir. Buradaki anlamı şudur: “İnsanlarda bu tutum ve beceri yoksa herkes her şeye gerçek diyebilir.”

Alıştırma

Parçayı en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: Shared rules keep the game fair. ___, players could invent their own rules.

  1. For example
  2. Because of that
  3. Without that
Cevabı göster

Without that

Dilbilgisi

be free to call whatever they like a fact: istediklerini gerçek olarak adlandırmakta özgür olmak

Be free to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya izinli olmak veya o eylemi yaparken kısıtlanmamak demektir. Buradaki free, parasız olmayı değil, eylem özgürlüğünü anlatır. Call A B, A'ya B adını veya etiketini vermek demektir ve burada as kullanılmaz. Bu ifadede whatever they like yan cümlesinin tamamı A'dır ve “seçtikleri herhangi bir şey” anlamına gelir. A fact ise B'dir. Konuşmacı, insanların seçtikleri herhangi bir şeyi gerçek diye etiketlemelerini hiçbir şeyin engellemeyeceğini söylüyor.

Alıştırma

Hangi cümle, eleştirmenlerin seçtikleri herhangi bir şeye başyapıt diyebileceğini doğru biçimde ifade eder?

  1. Reviewers are free calling whatever they like a masterpiece.
  2. Reviewers are free to call whatever they like a masterpiece.
  3. Reviewers are free to call whatever they like as a masterpiece.
Cevabı göster

Reviewers are free to call whatever they like a masterpiece.

which only leads to chaos. Kalıp ifadeler

4:34

ki bu sadece kaosa yol açar.

Kalıp ifadeler

which only leads to chaos: bütün bir duruma gönderme yapıp sonucunu belirtmek

Buradaki which, yalnızca en yakındaki isme değil, daha önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar. Ardından bu durumun sonucu hakkında bir yorum ekler. Lead to + isim, “neden olmak” veya “sonuçlanmak” anlamına gelir. Which tek bir durumu temsil ettiği için şimdiki zaman fiili leads biçimindedir. Only olumsuz değerlendirmeyi güçlendirir: durum kaos üretir ve başka yararlı bir sonuç doğurmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki durumun tamamına gönderme yapmak için which ve sonucu belirtmek için lead to kalıbını doğru kullanır?

  1. The instructions change every day, that only leads to confusion.
  2. The instructions change every day, which only leads confusion.
  3. The instructions change every day, which only leads to confusion.
Cevabı göster

The instructions change every day, which only leads to confusion.

Right.

4:36

Doğru.

No matter how hard I believe that the Moon is made of cheese or the Sun goes around the Earth, Notlar

4:36

Ay'ın peynirden yapıldığına ya da Güneş'in Dünya'nın etrafında döndüğüne ne kadar güçlü inanırsam inanayım,

Kültür

the Moon is made of cheese: kasıtlı olarak saçma bir kültürel gönderme

The Moon is made of cheese, İngilizce konuşulan kültürlerde bilinen bir şaka ve geleneksel hayalî düşüncedir; daha eski biçimi olan the Moon is made of green cheese şeklinde de sıkça duyulur. Bilimsel bir ifade değildir; cümle, açıkça yanlış ve hayal ürünü bir şeyi kasıtlı olarak gündeme getirir. Konuşmacı bu saçma inancı basit bir sınama örneği olarak kullanır: Bir iddiaya duyulan güven, o iddiayı nesnel olarak doğru hâle getiremez.

Alıştırma

“the Moon is made of cheese” bu savda nasıl bir rol oynuyor?

  1. Konuşmacının kabul ettiği tarihsel bir bilimsel açıklama
  2. Peynirin geçmişte nasıl üretildiğinin gerçek anlamlı bir açıklaması
  3. İnanç ile olguyu ayırmak için kullanılan kasıtlı olarak saçma bir inanç
Cevabı göster

İnanç ile olguyu ayırmak için kullanılan kasıtlı olarak saçma bir inanç

believing it doesn't make it true. Dilbilgisi

4:42

buna inanmak onu gerçek yapmaz.

Dilbilgisi

No matter how hard: derece bildiren ödünleme yapısı

No matter how hard bir ödünleme yapısı kurar: önce bir durumun çok yüksek bir dereceye ulaşabileceğini kabul eder, sonra ana sonucun yine de değişmediğini söyler. Kalıp no matter how + sıfat veya zarf + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. Bu cümlede hard, believe eyleminin amaçlanan yoğunluğunu anlatır: “ne kadar güçlü inanırsam inanayım.” İnanmanın zor olduğu anlamına gelmez. Sav şudur: Çok güçlü bir inanç bile bir iddiayı gerçeğe dönüştüremez.

Alıştırma

Bu savda “No matter how hard I believe it” ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. İddiayı anlamak zor olsa bile doğru olmak zorundadır.
  2. Ona çok güçlü biçimde inansam bile inancım onu doğru yapmaz.
  3. Ona inanmak için ciddi çaba gösterirsem gerçek olur.
Cevabı göster

Ona çok güçlü biçimde inansam bile inancım onu doğru yapmaz.

Dilbilgisi

Believing it doesn't make it true: inanç ile gerçek arasındaki fark

Believing it, özne görevi gören bir gerund öbeğidir; iddiaya inanma eylemini ifade eder. Bu bir bildirme cümlesidir, emir değildir. doesn't make it true içinde make, make + nesne + sıfat tümleci kalıbını izler. Her iki it de iddiaya gönderme yapar; true, make fiilinin oluşturacağı sonuç durumunu belirtirken doesn't bu sonucu reddeder. Cümle inanç ile gerçeği ayırır: bir iddiayı kabul etmek onun doğru olup olmadığını değiştirmez.

Alıştırma

Bir şeye inanmanın iddianın doğruluğunu değiştiremeyeceğini anlatmak için gerund özneyi ve make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. Believing a claim doesn't make it true.
  2. Believing a claim doesn't make it truth.
  3. Believe a claim doesn't make true it.
Cevabı göster

Believing a claim doesn't make it true.

That sounds like something Neil deGrasse Tyson would agree with,

4:44

Bu, Neil deGrasse Tyson'ın da aynı fikirde olacağı bir şeye benziyor,

and maybe Galileo too.

4:48

ve belki Galileo'nun da.

Yes, in my question I asked who first came up with the idea that the Earth revolves around the Sun. Öbek fiiller

4:49

Evet, sorumda Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü fikrini ilk kimin ortaya attığını sormuştum.

Öbek fiiller

Who first came up with: bir fikri ilk ortaya atan kişi

Come up with; bir fikir, plan, cevap veya çözüm düşünmek ya da üretmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Came geçmiş zaman biçimidir, first ise bunu en erken yapan kişiyi belirtir. Bu nedenle who first came up with..., bir şeyi ilk kimin düşündüğünü veya önerdiğini sorar. Come up with tek bir birim olarak anlaşılmalıdır. Sözcükler, birinin bir şey taşıyarak yukarı doğru hareket etmesini anlatmaz.

Alıştırma

Düşündü veya oluşturdu anlamındaki geçmiş zamanlı öbek fiille cümleyi tamamlayın: Who ____ this clever design?

Cevabı göster

came up with

And I said it was Renaissance astronomer Galileo. Kültür

4:55

Ve bunun Rönesans gökbilimcisi Galileo olduğunu söylemiştim.

Kültür

Renaissance astronomer Galileo: Rönesans dönemi astronomu Galileo

Renaissance, Avrupa tarihindeki bir dönemi belirtir ve burada astronomer sözcüğünü niteler. İfade, Galileo'yu Rönesans döneminden bir astronom olarak tanıtır; renaissance burada sıradan anlamıyla bir canlanma veya yeniden doğuş demek değildir. Galileo, erken modern astronominin gelişmesine katkıda bulunan İtalyan bir astronomdu. Buradaki niteleme, onu tanımlamak için gereken dönemi ve mesleği verir.

Alıştırma

Renaissance astronomer Galileo ifadesinde Renaissance bize ne anlatır?

  1. Renaissance sözcüğünün Galileo'nun soyadı olduğunu söyler.
  2. Galileo'yu Avrupa tarihindeki bir döneme yerleştirir.
  3. Galileo'nun kişisel olarak yeniden doğduğunu söyler.
Cevabı göster

Galileo'yu Avrupa tarihindeki bir döneme yerleştirir.

Ah,

4:59

Ah,

which was the wrong answer, I'm afraid. Ton ve niyet

4:59

korkarım ki bu yanlış cevaptı.

Ton ve niyet

Kötü haberi kibarca yumuşatan I'm afraid ifadesi

Bu cümlede I'm afraid, “ne yazık ki” veya “bunu söylediğim için üzgünüm” anlamındadır. Cevabın yanlış olduğu yönündeki düzeltmeyi yumuşatır; konuşanın korktuğunu belirtmez. I'm afraid the answer is wrong örneğindeki gibi kötü haberin başında ya da buradaki gibi cümlenin sonunda kullanılabilir. İki konumda da hoş olmayan bir mesajı iletme konusundaki isteksizliği gösterir.

Alıştırma

Bir ekip liderinin son tarihin değiştirilemeyeceğini kibarca söylemesi gerekiyor. Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: ____ we can't extend the deadline.

Cevabı göster

I'm afraid

Galileo knew the Earth revolved around the Sun,

5:03

Galileo, Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğünü biliyordu,

but the first person with the idea was Polish astronomer Nicolaus Copernicus in 1543. Kültür

5:05

ancak bu fikre sahip olan ilk kişi 1543 yılında Polonyalı gökbilimci Nicolaus Copernicus'tu.

Kültür

Polonyalı astronom Nicolaus Copernicus ve 1543

Bu ifade Nicolaus Copernicus’u milliyeti ve mesleğiyle tanıtır, ardından in 1543 ile onu tarihte belirli bir zamana yerleştirir. 1543 yılı, Güneş merkezli bir model sunduğu önemli eserinin yayımlanmasıyla ilişkilidir. Cümlenin basitleştirilmiş tarih anlatısında Copernicus fikri biçimlendiren kişiyle, Galileo ise daha sonra gözlem ve savlarla Güneş merkezli görüşü destekleyen kişiyle ilişkilendirilir. Bu nedenle rolleri farklıdır. Daha eski Güneş merkezli fikirler de bulunduğu için first person ifadesi tüm tarih hakkında mutlak bir iddia olarak anlaşılmamalıdır.

Alıştırma

Cümledeki tarihsel rollere en uygun yorum hangisidir?

  1. Copernicus ve Galileo, aynı astronomun iki farklı adı olarak sunulur.
  2. Copernicus, 1543’teki fikirle ilişkilendirilen Polonyalı astronom; Galileo ise daha sonraki bir destekçi olarak sunulur.
  3. Galileo, Copernicus’un eserini 1543’te yayımlayan Polonyalı astronom olarak sunulur.
Cevabı göster

Copernicus, 1543’teki fikirle ilişkilendirilen Polonyalı astronom; Galileo ise daha sonraki bir destekçi olarak sunulur.

Unfortunately,

5:13

Ne yazık ki,

centuries before the invention of television could spread the news of this objective truth, Notlar

5:14

televizyonun icadının bu nesnel gerçeğin haberini yayabilmesinden yüzyıllar önceydi,

Dilbilgisi

centuries before ... could spread: yüzyıllar önce

Centuries before, “……dan yüzyıllar önce” anlamına gelir. Burada before daha sonraki referans noktasını, yani televizyonun var olduğu ve haberi yayabildiği dönemi belirtir. Baştaki bu ifade, ana olayı zaman çizelgesinde çok daha eski bir noktaya yerleştirir. Anlatım sıkıştırılmıştır: haberi kelimenin gerçek anlamıyla yayan şey icadın kendisi değildir. Açık biçimi centuries before television was invented and could spread the news şeklindedir. Could, televizyon sayesinde mümkün olan geçmişteki bir yeteneği anlatır; günümüzle ilgili bir varsayım değildir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “……dan yüzyıllar önce” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The temple was built ____ trains could bring visitors to the town.

Cevabı göster

centuries before

Kalıp ifadeler

spread the news: haberi yaymak

Spread the news, bir bilginin daha fazla kişi tarafından bilinmesini sağlamak demektir. Spread burada mecazidir: fiziksel bir nesnenin açılmasını değil, bilginin bir grup veya toplum içinde yayılmasını anlatır. Bu cümlede televizyon, nesnel gerçeği geniş kitlelere duyurabilecek bir araç olarak sunulur. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp spread the news'tür ve ardından çoğu zaman about + konu ya da that + yan cümle gelir.

Alıştırma

Bir toplum grubu, gıda bağışı kampanyasını mümkün olduğunca çok kişinin bilmesini istiyor. İsteği en iyi hangi ifade tamamlar? Please ___ about Saturday's food drive.

  1. spread the news
  2. hear the news
  3. break the news
Cevabı göster

spread the news

a provable truth which is uninfluenced by human bias or opinion. Kelime

5:19

yani insan önyargısından veya görüşünden etkilenmeyen, kanıtlanabilir bir gerçek.

Kelime

provable truth ... uninfluenced by human bias or opinion: kanıtlanabilir ve insan önyargısından ya da görüşünden etkilenmeyen gerçek

A provable truth, ilke olarak kanıt veya akıl yürütme yoluyla doğruluğu ortaya konabilecek bir gerçektir. Provable, kanıtlamanın mümkün olduğunu anlatır; kanıtlamanın mutlaka tamamlanmış olduğunu söylemez. which is uninfluenced by human bias or opinion ilgi cümleciği truth sözcüğünü niteler. Gerçeğin insanların önyargılarına veya kişisel yargılarına bağlı olmadığını belirtir. İfadenin tamamı objective truth kavramını, yani herhangi bir kişinin bakış açısından bağımsız olarak doğru kabul edilen şeyi başka sözlerle açıklar.

Alıştırma

a provable truth which is uninfluenced by human bias or opinion ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Sınanamayan ancak ikna edici gelen bir inançtır.
  2. Kanıtlarla desteklenebilir ve doğruluğu kişisel görüşlere bağlı değildir.
  3. Çoğu insan onunla aynı fikirde olduğunda doğru hâle gelir.
Cevabı göster

Kanıtlarla desteklenebilir ve doğruluğu kişisel görüşlere bağlı değildir.

Okay, let's recap the rest of the vocabulary from our chat about American scientist Neil deGrasse Tyson and his love of cosmology, Anlatım akışı

5:24

Tamam, Amerikalı bilim insanı Neil deGrasse Tyson ve onun kozmolojiye,

the study of the universe.

5:33

yani evrenin incelenmesine, olan sevgisi hakkındaki sohbetimizden kalan kelimeleri özetleyelim.

Anlatım akışı

“Let's recap”: kısa bir tekrarın işareti

Let's recap, ana konuşmadan daha önce ele alınan noktaların kısa bir tekrarına geçildiğini gösterir. Burada recap, “özetlemek veya gözden geçirmek” anlamında bir fiildir; let's ise konuşanın dinleyicilerle birlikte bunu yapmayı önerdiğini gösterir. Bir söylem düzenleme işareti olarak dinleyicinin yapıyı takip etmesini sağlar: yeni açıklama sona ermekte ve özet başlamaktadır.

Alıştırma

Bir konuşmada “Let's recap” neyin işaretidir?

  1. Konuşmacı özet yapmadan herkesin duraklamasını istiyor.
  2. Konuşmacı birazdan temel noktaları gözden geçirecek.
  3. Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçecek.
Cevabı göster

Konuşmacı birazdan temel noktaları gözden geçirecek.

To double check something means to make certain it's correct by carefully re-examining it.

5:35

Bir şeyi iki kez kontrol etmek (double check), dikkatlice yeniden inceleyerek doğru olduğundan emin olmak anlamına gelir.

One way scientists do this is to duplicate or repeat exactly an experiment.

5:41

Bilim insanlarının bunu yapmasının bir yolu bir deneyi tam olarak kopyalamak (duplicate) veya tekrarlamaktır.

The idiom cross the T's and dot the I's means to pay close attention to the details of what you're doing.

5:46

İnce eleyip sık dokumak (cross the T's and dot the I's) deyimi, yaptığınız şeyin ayrıntılarına çok dikkat etmek anlamına gelir.

And finally,

5:53

Ve son olarak,

if you regurgitate facts,

5:54

eğer gerçekleri ezbere tekrarlarsanız (regurgitate facts),

you just repeat them without properly understanding them.

5:56

onları tam olarak anlamadan sadece tekrar ediyorsunuz demektir.

Something a true scientist would never do.

5:59

Gerçek bir bilim insanının asla yapmayacağı bir şey.

Once again,

6:02

Bir kez daha,

our six minutes are up. Kalıp ifadeler

6:02

altı dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

“Our six minutes are up”: süre sona erdi

Bir zaman süresi + be up kalıbında up, izin verilen veya planlanan sürenin sona erdiğini belirtir. Bu nedenle Our six minutes are up, program için ayrılan altı dakikalık sürenin bittiği anlamına gelir; up burada yukarı doğru hareketi anlatmaz. Bu cümlede six minutes çoğul bir ad öbeği olarak ele alındığı için are kullanılır. Daha genel ifade Time's up şeklindedir ve sınavları, oyunları, toplantıları veya süreli diğer etkinlikleri bitirirken sıkça kullanılır.

Alıştırma

“Your ten minutes are up” ne anlama gelir?

  1. Zamanlayıcı yukarı doğru hareket etti.
  2. Ayrılan on dakika sona erdi.
  3. On dakikalık sürenin birazı hâlâ kaldı.
Cevabı göster

Ayrılan on dakika sona erdi.

Goodbye for now.

6:04

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

6:05

Görüşürüz.

Six Minute English from the BBC.

6:07

BBC'den Altı Dakikalık İngilizce.