"Orwellvari" aslında ne anlama geliyor? - Noah Tavlin: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Orwellian sözcüğünün yalnızca “otoriter” anlamına gelmediğini açıklıyor; 1984’ten ve demokratik toplumlardan örneklerle aldatıcı, kısıtlayıcı ve hazır kalıplara dayanan dilin gerçekliği nasıl çarpıtabildiğini, davranışları yönlendirebildiğini ve bağımsız düşünceyi zayıflatabildiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not only fails to / it actually risks doing — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu ikili yapının, bir eylemin amacına ulaşamadığını söylemekten o eylemin önlemesi gereken sonucu doğurabileceği uyarısına geçerek savı nasıl güçlendirdiğini anlamak; sözlü veya yazılı çözümlemelerde kesin ve etkili eleştiriler kurmak için kullanmak. 2. doublespeak, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Anlamı iletmek yerine gizlemek, çarpıtmak ya da zayıflatmak amacıyla kullanılan dili ifade eden bu temel terimi tanımak; örtmecelerin ve güven verici resmî adların, yalnızca devlet otoritesinden söz etmeden de neden Orwellian sayılabileceğini açıklamak. 3. get away with not thinking too deeply — Phrasal verb’ler: get away with + gerund yapısının bir davranışın sonuçlarından veya eleştirisinden sıyrılmayı anlattığını öğrenmek; buradaki ifadeyi, hazır cevaplara dayanarak dikkatli düşünmekten ve kişinin kendi varsayımlarını sorgulamasından kaçınmasına yönelik bir eleştiri olarak yorumlamak.
Bu derste
If you've watched the news or followed politics,
0:06Eğer haberleri izlediyseniz veya siyaseti takip ettiyseniz,
chances are: bir şeyin gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu söylemek
Chances are + bir cümle, “… olma olasılığı çok yüksek” anlamına gelir. Bu cümlede konuşanın, dinleyicinin bu terimi muhtemelen daha önce duyduğuna dair tahminini sunar. Burada fırsatlardan söz edilmez. İsteğe bağlı that genellikle atılır: Chances are you've heard it. Bu ifade yüksek olasılık bildirirken yine de bir miktar belirsizlik payı bırakır.
Alıştırma
Cümleyi, chances ile başlayan ve “olma olasılığı çok yüksek” anlamına gelen bu dersteki kalıp ifadeyle tamamlayın: You follow the team closely, so ____ you've already heard the news.
Cevabı göster
chances are
thrown around: bir terimi gelişigüzel veya tekrar tekrar kullanmak
Burada thrown around, throw around fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve özellikle bir sözcük, etiket veya suçlama için “gelişigüzel ya da tekrar tekrar kullanılmış” anlamına gelir. İnsanların terimi dikkatle tanımlamadan kullandığını ima edebilir. “you've heard the term Orwellian thrown around” yapısında hear + nesne + geçmiş zaman ortacı, terimi başka insanların kullandığını duyduğunuzu anlatır. Fiziksel bir fırlatma söz konusu değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede throw around, “bir etiketi gelişigüzel veya tekrar tekrar kullanmak” anlamındadır?
- She threw a blanket around her shoulders.
- The children throw a ball around after school.
- Commentators throw around the label without explaining what it means.
Cevabı göster
Commentators throw around the label without explaining what it means.
But have you ever stopped to think about what it really means Notlar
0:14Ancak bunun gerçekte ne anlama geldiğini
what it really means: dolaylı soruda düz cümle söz dizimi
What it really means, cümle içine yerleştirilmiş bir dolaylı soru yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı about edatından sonra gelir ve düşünülen konuyu belirtir. Dolaylı soru içinde düz cümle söz dizimi kullanılır: soru sözcüğü + özne + fiil. Bu nedenle what it really means denir; what does it really mean denmez. İkinci söz dizimi, tek başına kullanılan doğrudan soru What does it really mean? içindir.
Alıştırma
Explain fiilinden sonra dolaylı soru için doğru söz dizimini kullanan cümleyi seçin.
- Could you explain what really means this sign?
- Could you explain what does this sign really mean?
- Could you explain what this sign really means?
Cevabı göster
Could you explain what this sign really means?
stopped to think about: durup düşünmek
Stopped to think about, kişinin yapmakta olduğu şeye ara verip bir konuyu dikkatle düşündüğü anlamına gelir. Burada konuşmacı, dinleyiciyi bir ifadenin anlamı ve sık kullanılma nedeni üzerine düşünmeye çağırır. Yapı stop + to mastar biçimindedir: bir eyleme ara verilir ve başka bir eyleme başlanır. Stopped to think about ifadesinde düşünmek, bırakılan değil, sıradaki eylemdir.
Alıştırma
Bu cümlede “değerlendirmek için durmak” anlamına gelen ifadeyi seçin: Before you reject the offer, ______ whether it could help your team.
- stop to think about
- avoid thinking about
- stop thinking about
Cevabı göster
stop to think about
The term was named after British author Eric Blair, Kalıp ifadeler
0:20Bu terim, İngiliz yazar Eric Blair'in,
was named after: bir adın kaynağını belirtme
be named after someone or something yapısında özne, adını söz konusu kişi veya şeyden alır ya da o kişi veya şeyi onurlandırmak amacıyla bu ad verilir. Bu cümlede terimin adının kaynağı Eric Blair'dir. After, named after kalıp ifadesinin bir parçasıdır; ad verme olayının zaman bakımından daha sonra gerçekleştiğini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle yeni bir parka kasabanın kurucusunun adının verildiğini ifade eder?
- The new park was named by the town's founder.
- The new park was named after the town's founder.
- The new park was named the town's founder.
Cevabı göster
The new park was named after the town's founder.
known by his pen name George Orwell. Kelime
0:23bilinen takma adıyla George Orwell'in adından gelmektedir.
pen name: bir yazarın yayınlarında kullandığı ad
Pen name, bir yazarın eserlerini yayımlarken gerçek veya yasal adı yerine kullandığı addır. Bu cümlede George Orwell, Eric Blair'in kullandığı pen name'dir. Bu birleşik isimde pen, yazı yazmayı ifade eder. Bu nedenle pen name, kelimesi kelimesine bir yazı aracına verilmiş ad anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir romancı, kitaplarını gerçek adından farklı bir adla yayımlıyor. Bu ada ne denir?
- a pen name
- a stage name
- a maiden name
Cevabı göster
a pen name
depicts an oppressive society under a totalitarian government, Kelime
0:30totaliter bir hükümetin altındaki baskıcı bir toplumu tasvir ettiği için,
under a totalitarian government: otorite ve denetim
Burada under, fiziksel olarak “altında” değil, “bir otoritenin veya denetimin etkisi altında” anlamındadır. Bu toplum, totaliter bir hükümetin denetlediği bir sistem içinde var olur. Bu kalıp otoriteler ve yönetim sistemleriyle yaygındır: under a government, under a regime ve under military rule. Bir yer veya grup üzerinde kimin ya da neyin güç sahibi olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi siyasi denetimi gösteren edatla tamamlayın: The country remained ____ military rule for ten years.
Cevabı göster
under
Orwellian is often used simply to mean authoritarian. Kalıp ifadeler
0:34Orwellian kelimesi genellikle basitçe otoriter anlamında kullanılır.
used simply to mean: bir ifadenin nasıl kullanıldığını açıklamak
Be used to mean, insanların bir sözcüğe, etikete veya simgeye verdiği anlamı açıklar. Bu cümlede Orwellian kullanılan terim, authoritarian ise insanların ona verdiği anlamdır. Simply burada “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamına indirgemek, sözcüğün daha kapsamlı anlamının bir bölümünü dışarıda bırakır. İfade edilgendir; geçmişteki bir alışkanlığı veya durumu anlatan used to yapısı değildir.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. is used to mean ile used to mean arasındaki farka odaklanın.
- This symbol is used to mean danger.
- This symbol usually means danger.
- This symbol used to mean danger.
Cevabı göster
This symbol is used to mean danger.
using the term in this way: daha önceki bir kullanıma gönderme
Bu cümlede using the term in this way bir isim-fiil öbeğidir; daha önce sözü edilen eylemi, ardından gelen eleştirinin öznesi hâline getirir. Böylece konuşmacı önceki açıklamanın tamamını tekrarlamadan bu eylemi değerlendirebilir. Burada this way özellikle Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamında kullanmaya gönderme yapar. Terimin olası bütün kullanımlarını anlatmaz. Baştaki But, savı bu yaygın kullanımı aktarmaktan onu sorgulamaya yöneltir.
Alıştırma
Parçada this way neye gönderme yapıyor?
- Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamında kullanmak.
- Siyasi dilin olası her türlü kullanımı.
- Terimi sesli söylemek yerine yazmak.
Cevabı göster
Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamında kullanmak.
not only fails to fully convey Orwell's message, Dilbilgisi
0:40Orwell'in mesajını tam olarak iletmekte başarısız olmakla kalmaz,
it actually risks doing precisely what he tried to warn against. Kalıp ifadeler
0:44aslında tam olarak onun bizi uyarmaya çalıştığı şeyi yapma riskini de taşır.
not only fails to ... it actually risks doing: eleştiriyi giderek güçlendirmek
Bu cümlede eleştiri giderek güçlenir. not only fails to ... önce daha hafif sorunu verir: bu kullanım Orwell'ın mesajını tam olarak iletemez. it actually risks doing ... ise ardından daha ciddi ve şaşırtıcı bir tehlike ekler: bu kullanım Orwell'ın karşı uyardığı şeyi bizzat yapabilir. Bu, iki noktayı tarafsız biçimde sıralamak değildir. actually ciddiyetin artışını vurgular, it ise using the term in this way ifadesine geri gönderme yapar. İkinci yan cümlede öznenin tekrarlanması, daha güçlü noktanın yeni bir iddia gibi öne çıkmasını sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle başarısız bir sonuçtan daha ciddi bir riske doğru en iyi yükselişi kurar?
- The shortcut fails to save time, and the meeting starts at nine.
- The shortcut not only fails to save time; it actually risks causing more delays.
- The shortcut not only saves time; it actually avoids more delays.
Cevabı göster
The shortcut not only fails to save time; it actually risks causing more delays.
warn against: bir şeyden kaçınılması için uyarmak
Warn against, bir eylemin, uygulamanın veya seçimin riskli olduğunu ve bundan kaçınılması gerektiğini söyleyerek uyarmak anlamına gelir. Yaygın yapılar warn against + isim veya V-ing ile warn someone against + V-ing şeklindedir. what he tried to warn against ifadesinde what, “... olan şey” anlamına gelir ve cümlenin başında bulunmasına rağmen against edatının nesnesidir. İfade, onun insanlara kaçınmalarını söylemeye çalıştığı şeyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi warn against ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the guide ____ hiking alone after dark.
Cevabı göster
warned against
Orwell was indeed opposed to all forms of tyranny, Kalıp ifadeler
0:49Orwell gerçekten de her türlü tiranlığa karşıydı
opposed to all forms of tyranny: bir şeye karşı tutum belirtmek
Be opposed to, bir fikre, sisteme veya eyleme karşı bir tutum benimsemek anlamına gelir. Burada Orwell’ın her tür zorbalığı reddettiğini belirtir; all forms ifadesi kapsamı tek bir baskıcı yönetim biçimiyle sınırlamaz, hepsini içerir. Bu sıfat yapısında opposed bir kişinin veya grubun tutumunu anlatır, to ise karşı çıkılan şeyi tanıtır. to bir edat olduğu için ardından isim, zamir veya V-ing biçimi gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi be opposed to yapısının geniş zaman biçimi ve parantezdeki fiilin doğru biçimiyle tamamlayın: The neighbors ____ a parking garage beside the park. (build)
Cevabı göster
are opposed to building
spending much of his life fighting against anti-democratic forces Kalıp ifadeler
0:53ve hayatının büyük bir kısmını anti-demokratik güçlere karşı savaşarak geçirdi;
fighting against anti-democratic forces: karşı tarafı belirtmek
Fight against + isim, karşı çıkılan kişi, grup, sistem veya sorunu belirtir. Buradaki anti-democratic forces, demokratik yönetime ya da demokratik ilkelere karşı hareket eden grup veya hareketlerdir. Against, bu güçleri müttefik değil karşı taraf olarak gösterir. Fight, siyasi veya toplumsal direnişi de anlatabilir; dolayısıyla mutlaka fiziksel çatışma anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle kuruluşun sansüre karşı çıktığını söylüyor?
- The organization is fighting against censorship.
- The organization is fighting alongside supporters of censorship.
- The organization is fighting for censorship.
Cevabı göster
The organization is fighting against censorship.
the left-wing and the right: iki siyasi kesim
Siyasi dilde the left ve the right, siyasi yelpazenin iki geniş tarafıdır. The left-wing and the right ifadesi de aynı iki siyasi kesimi belirtir. Her etiketle ilişkilendirilen belirli görüşler ülkeye, döneme ve konuya göre değişir. Both ... and ... iki kesimi birlikte kapsar. Burada right, siyasi sağı ifade eder; “doğru” veya bir yerin sağ tarafı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu siyasi bağlamda the left-wing and the right neyi ifade ediyor?
- İki geniş siyasi kesim
- Bir odanın fiziksel tarafları
- Doğru taraf ve yanlış taraf
Cevabı göster
İki geniş siyasi kesim
But he was also deeply concerned with how such ideologies proliferate. Notlar
1:00Ancak o aynı zamanda bu tür ideolojilerin nasıl yayıldığıyla da derinden ilgileniyordu.
deeply concerned with how: bir şeyin nasıl gerçekleştiğine ciddi biçimde odaklanmak
Be concerned with how ... bir şeyin gerçekleşme biçimine veya mekanizmasına ciddi biçimde odaklanmak demektir. with ilgi odağındaki konuyu, how ise incelenen süreci tanıtır. Deeply bu ilginin gücünü artırır. Bu cümlede ifade, ideolojilerin yayılma biçimini onun incelediği veya üzerinde derinlemesine düşündüğü bir konu olarak sunar; mutlaka kişisel kaygı hissettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Çalışmanın yanlış haberlerin hangi mekanizmayla yayıldığını incelediğini belirten cümle hangisidir?
- The study is concerned with how false stories spread online.
- The study worries with how false stories spread online.
- The study is concerned about the harm caused by false stories.
Cevabı göster
The study is concerned with how false stories spread online.
ideologies proliferate: ideolojilerin çoğalıp geniş çapta yayılması
Ideologies proliferate ifadesinde çoğul isim ideologies öznedir; proliferate ise sayıca hızla artmak ve daha geniş bir alana yayılmak anlamına gelir. Fiil, ideolojileri kendi başlarına çoğalan veya yaygınlaşan şeyler olarak sunar; onları yayan dış bir fail belirtmez. Proliferate, grow fiilinden daha resmî ve daha güçlüdür. Hızlı çoğalma veya geniş çaplı yayılmanın önemli olduğu siyasi, toplumsal, bilimsel ve akademik analizlerde yaygındır.
Alıştırma
“Sayıca hızla artmak ve geniş çapta yayılmak” anlamındaki resmî geçişsiz fiille cümleyi tamamlayın: During a crisis, false rumors can ____ across social media.
Cevabı göster
proliferate
was the importance that language plays Kalıp ifadeler
1:07düşüncelerimizi ve fikirlerimizi şekillendirmede
one of his most profound insights: temel bir iddiayı tanıtma
One of his most profound insights, daha geniş bir içgörü grubundan bir tanesini seçer ve onu özellikle derin bir içgörü olarak sunar. Yapı one of + iyelik ifadesi + üstünlük bildiren sıfat + çoğul isim şeklindedir; bu nedenle bütün ifade tek bir içgörüye gönderme yapsa da insights çoğuldur. Açıklayıcı konuşmada bu isim öbeği dikkati temel bir iddiaya yöneltir. Ardından tekil fiil was, bu içgörünün içeriğini açıklar ve dinleyiciye ana fikrin birazdan geleceğini bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle temel bir fikri tanıtmak için bu yapıyı doğru kullanıyor?
- Her one of the most important discoveries was that the treatment worked.
- One of her most important discoveries was that the treatment worked.
- One of her most important discovery was that the treatment worked.
Cevabı göster
One of her most important discoveries was that the treatment worked.
language plays in shaping: role yapısının kullanımı
Bu bağlamda language plays in shaping ..., dilin düşünce ve görüşlerin gelişme biçimi üzerindeki etkisini anlatmayı amaçlar. Plays burada “oynamak” anlamında değildir; standart the role that X plays in V-ing yapısında X'in bir süreçteki katkısını veya etkisini ifade eder. in bir edat olduğu için ardından gelen fiil, in shaping örneğinde olduğu gibi -ing biçimini alır. Doğal ve tamamlanmış ifade the role that language plays in shaping our thoughts and opinions şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle uykunun hafızayı geliştirmedeki rolünü doğal biçimde ifade ediyor?
- The role that sleep plays in improve memory is well documented.
- The role that sleep plays in improving memory is well documented.
- The importance that sleep plays in improving memory is well documented.
Cevabı göster
The role that sleep plays in improving memory is well documented.
shaping our thoughts and opinions: soyut etki anlamındaki shape
Burada shape, bir şeyin nasıl gelişip oluştuğunu etkilemek anlamına gelen bir fiildir. Düşünceler ve görüşler zamanla oluşan şeyler olarak ele alınır; bu nedenle shaping them, insanların ne düşündüğünü ve nasıl düşündüğünü belirlemeye katkıda bulunmak demektir. Bu, shape fiilinin soyut anlamıdır; bir nesneye fiziksel biçim verme anlamı değildir. Genellikle anlık ya da tam kontrolden çok, zamanla biriken etkiyi ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede shape, bir şeyin nasıl geliştiğini etkilemek anlamında kullanılmıştır?
- Family stories can shape into how children see their past.
- Family stories can sketch how children see their past.
- Family stories can shape how children see their past.
Cevabı göster
Family stories can shape how children see their past.
The government of 1984's Oceania controls its people's actions and speech Kalıp ifadeler
1:141984'teki Okyanusya hükümeti, halkının eylemlerini ve konuşmalarını
controls its people's actions and speech: genel ifade anlamındaki speech
Controls fiilinin eş görevli iki nesnesi vardır: its people's actions ve speech. Cümle, hükümetin hem halkın yaptıklarını hem de söyleyebildiklerini veya söylemesine izin verilenleri sınırladığını anlatır. Burada speech, insanların genel olarak sözlü ifadesini anlatan sayılamaz ve soyut bir isimdir; tek bir resmî konuşma anlamına gelmez. İyelik yapısı its people's, the actions and speech of its people ifadesindeki of its people ile aynı işlevdedir.
Alıştırma
Hangi cümlede speech, resmî bir konuşma yerine insanların genel olarak sözlü ifadesini belirtir?
- The school scheduled three speeches for Friday.
- The mayor gave a speech about the new rule.
- The rule limits residents' actions and speech.
Cevabı göster
The rule limits residents' actions and speech.
Their every move and word is watched and heard. Kalıp ifadeler
1:22İnsanların her hareketi ve kelimesi izlenmekte ve dinlenmektedir.
every move and word is watched and heard: eksiksiz gözetim
Bu cümlede every hem move hem de word üzerinde etkilidir; dolayısıyla ifade bir kişinin bütün davranışlarını ve söylediği her şeyi kapsar. Burada move, yalnızca bir yerden başka bir yere hareket etmek değil, bir eylem veya davranış anlamına gelir. Ortak edilgen yapı is watched and heard iki paralel gözetim biçimini gösterir: eylemler izlenir, sözler dinlenir. Every, hiçbir şey gözden kaçmıyormuş gibi gözetimin eksiksiz olduğu izlenimini verir.
Alıştırma
Vurgulanan bölümü en doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir?
- Yalnızca kamuya açık açıklamaları kaydediliyor.
- Bütün eylemleri ve söyledikleri gözetleniyor.
- Onlara dikkatli hareket etmeleri ve konuşmaları öğretiliyor.
Cevabı göster
Bütün eylemleri ve söyledikleri gözetleniyor.
step out of line: kurallara veya otoriteye karşı gelmek
Step out of line, beklenen kuralları çiğnemek, kabul edilen bir sınırı aşmak veya otoriteye karşı gelmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada cezaya yol açabilecek bir davranışı ifade eder. Line, yerdeki bir çizgi ya da insan kuyruğu değil, mecazi bir sınırdır. Bu imge, doğru davranışı izin verilen yolun içinde kalmak gibi gösterir. Bu nedenle ifade, disiplin ve denetimin öne çıktığı durumlarda özellikle doğaldır.
Alıştırma
Hangi durum step out of line ile en iyi biçimde anlatılır?
- Bir müşteri kasa kuyruğunda başkalarının önüne geçer.
- Bir çalışan, herkesin uyması gereken bir emri açıkça reddettiği için cezalandırılır.
- Bir ziyaretçi yanlışlıkla yerdeki boyalı bir çizginin ötesine geçer.
Cevabı göster
Bir çalışan, herkesin uyması gereken bir emri açıkça reddettiği için cezalandırılır.
always looming overhead: hiç uzak görünmeyen bir tehdit
Burada always looming overhead, tehdidi insanların üzerinde asılı duran büyük ve karanlık bir nesne gibi gösterir. Tehdidin sürekli hissedildiğini ve her an zarar verebileceğini anlatır. Loom genellikle endişe verici bir şeyin yaklaşıyor ya da kaçınılmaz göründüğünü anlatır. Overhead, yukarıdan gelen baskı görüntüsünü güçlendirir; ifade mecazidir ve havada gerçekten bir şey bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede always looming overhead ne anlama geliyor?
- Fiziksel bir nesne doğrudan tavandan sarkmaktadır.
- Tehdit sona ermiştir ve artık kimseyi etkilemez.
- Tehdit sürekli varlığını hissettirir ve her an zarar verebilir.
Cevabı göster
Tehdit sürekli varlığını hissettirir ve her an zarar verebilir.
Other forms of control are not so obvious.
1:33Diğer kontrol biçimleri ise bu kadar bariz değildir.
The population is inundated with a constant barrage of propaganda Deyimler
1:36Halk, sürekli bir propaganda bombardımanına maruz bırakılır;
is inundated with a constant barrage of propaganda: ezici bir bilgi bombardımanı
Is inundated with, halkı kolayca özümseyebileceğinden çok daha fazla propagandanın altında kalmış gibi gösterir. A constant barrage of ikinci bir görüntü ekler: propaganda, sürekli ateş gibi tekrar tekrar ve güçlü biçimde gelir. Bu iki mecaz birlikte, receive a lot of ifadesinden çok daha güçlüdür. Ezici miktarı, aralıksız tekrarı ve hedef kitlenin mesajlardan kolayca kaçamadığı hissini vurgular.
Alıştırma
Mesajların ezici miktarda ve kesintisiz biçimde geldiğini doğal olarak anlatan cümle hangisidir?
- After the announcement, the office was protected from every message.
- After the announcement, the office was inundated with a constant barrage of messages.
- After the announcement, the office received a single routine message.
Cevabı göster
After the announcement, the office was inundated with a constant barrage of messages.
made up of historical facts and statistics Öbek fiiller
1:41bu propaganda, Doğruluk Bakanlığı'nda üretilmiş
made up of: bir bütünü oluşturan parçaları gösterme
Made up of, “-den oluşmak” veya “-den meydana gelmek” anlamına gelir. Bu cümlede bütünün parçalarını, yani historical facts ve statistics ifadelerini tanıtır. Yaygın yapı “bütün + be + made up of + parçalar” şeklindedir. be fiilinin biçimi zamana ve özneye göre değişir: The group is made up of five people; the groups were made up of volunteers.
Alıştırma
Cümleyi “-den oluşur” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The committee is ____ teachers, parents, and students.
Cevabı göster
made up of
manufactured: kasıtlı olarak çarpıtılmış bilgi
Manufactured genellikle bir şeyin üretilmiş olduğu anlamına gelir; ancak facts ve statistics ile kullanıldığında mecazi ve eleştirel bir anlam taşır. Bilginin kasıtlı olarak yaratıldığını veya çarpıtıldığını ima eder; endüstriyel üretim imgesi de aldatmacayı sistemli gösterir. Burada manufactured, historical facts and statistics ifadesini niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır. İfade, historical facts and statistics that were manufactured in the Ministry of Truth şeklinde genişletilebilir.
Alıştırma
“facts and statistics manufactured in the Ministry of Truth” ifadesinde manufactured neyi ima eder?
- Bir fabrikada fiziksel olarak basılmış, ancak değiştirilmemişlerdi.
- Doğrulukları dikkatle kontrol edilmiş ve onaylanmıştı.
- Kasıtlı olarak yaratılmış veya çarpıtılmışlardı.
Cevabı göster
Kasıtlı olarak yaratılmış veya çarpıtılmışlardı.
the Ministry of Truth: 1984 romanındaki ironik bir ad
the Ministry of Truth, George Orwell'ın 1984 romanındaki kurgusal bir devlet kurumudur. Gerçeği korumak yerine kayıtları yeniden yazar ve rejimin olaylara ilişkin resmî anlatısını üretir. Bu nedenle ad ironiktir: Truth, kurumun gerçekte ne yaptığını değil, temsil ettiğini öne sürdüğü imajı anlatır. Bu cümlede manufactured, bakanlıktan gelen bilginin kasıtlı olarak üretildiğini veya çarpıtıldığını düşündürür.
Alıştırma
Bu cümlede the Ministry of Truth adı neyi ima eder?
- Mantık alanında çalışan bir üniversite bölümü
- Bağımsız haberciliği koruyan bir kurum
- Resmî gerçekleri üreten ve yeniden yazan, ironik biçimde adlandırılmış bir kurum
Cevabı göster
Resmî gerçekleri üreten ve yeniden yazan, ironik biçimde adlandırılmış bir kurum
The Ministry of Peace is the military: askerî güce Peace etiketi vermek
Cümle, kurgusal Ministry of Peace kurumunu savaştan sorumlu askerî sistemle özdeşleştirir. Olumlu Peace sözcüğü, kurumun gerçek işleviyle çelişir. Bu uyumsuzluk kasıtlı bir siyasi dil kullanımıdır: güven verici bir ad, askerî gücü ve şiddeti barışçıl gösterir. Bu tersine çevirme, Orwellvari adlandırmanın temel özelliklerinden biridir.
Alıştırma
Cümledeki ironiyi en iyi hangi yorum açıklar?
- Bakanlıkla ordunun hiçbir bağlantısı yoktur.
- Ordunun yerini barış müzakerecileri almıştır.
- Peace sözcüğü, savaşla bağlantılı bir kuruma güven verici bir etiket kazandırır.
Cevabı göster
Peace sözcüğü, savaşla bağlantılı bir kuruma güven verici bir etiket kazandırır.
“Joycamps”: çalışma kamplarını gizleyen neşeli bir ad
“Joycamps”, joy (“neşe”) ve camps (“kamplar”) sözcüklerinden oluşturulmuş kurgusal bir addır. Bu cümlede eğlenceli dinlenme kampları anlamına gelmez; çalışma kamplarına verilen hoş bir etikettir. Bu olumlu ad, çalışma kamplarıyla bağlantılı zorlama ve acıyla çelişir. Bu uyumsuzluk adı ironik bir örtmeceye dönüştürür: iktidardakiler acımasız bir gerçeği zararsız veya arzu edilir göstermek için ona yeni bir ad verir.
Alıştırma
“Joycamps” etiketi bu cümlede ne yapıyor?
- İşçilerin ücretli bir kamp tatilini seçebileceğini söyler.
- Eğlence amaçlı neşeli kampları dürüstçe tarif eder.
- Çalışma kamplarına acımasız gerçekliklerini gizleyen hoş bir ad verir.
Cevabı göster
Çalışma kamplarına acımasız gerçekliklerini gizleyen hoş bir ad verir.
Ministry of Love: alıkoyma ve işkenceyi gizleyen sıcak bir ad
Ministry of Love, kurgusal bir devlet kurumudur. Bu cümlede asıl görevinin siyasi mahkûmlarla ilgilenmek değil, onları hapsetmek ve kötü muameleye maruz bırakmak olduğu görülür. Sıcak bir anlam taşıyan Love sözcüğü bu eylemlerle keskin biçimde çelişir. Bu nedenle ad hem ironik hem de örtmecelidir; bir otoritenin şiddeti gizlemek için olumlu bir dil kullanabileceğini gösterir.
Alıştırma
“Ministry of Love” adı bu cümlede nasıl bir etki yaratıyor?
- Bakanlığı mahkûmları destekleyen bir yardım kuruluşu olarak sunar.
- Siyasi mahkûmların şiddetten korunduğunu gösterir.
- Alıkoyma ve işkenceyi gizlemek için güven veren bir ad kullanır.
Cevabı göster
Alıkoyma ve işkenceyi gizlemek için güven veren bir ad kullanır.
This deliberate irony is an example of doublespeak, Notlar
1:59Bu kasıtlı ironi, çift dilli konuşmanın (doublespeak) bir örneğidir;
deliberate irony: sözler ile gerçeklik arasında kasıtlı bir çatışma
Burada deliberate irony, sözcüklerin yüzeyde söylediği şey ile gerçekliğin gösterdiği şey arasındaki kasıtlı uyumsuzluğu ifade eder. Deliberate sıfatı, bu uyumsuzluğun tesadüfen oluşmadığını, bilinçli biçimde tasarlandığını gösterir. Buradaki irony yalnızca komik bir şey anlamına gelmez. Zararlı bir kuruma olumlu bir ad verilmesi gibi, sözcüklerle gerçeğin zıt yönleri gösterdiği açıklayıcı bir karşıtlığa işaret eder.
Alıştırma
Hangi durum deliberate irony için en açık örnektir?
- Anlamı tamamen doğrudan olan bir şaka anlatmak
- Bir sansür kurumuna İfade Özgürlüğü Bakanlığı adını vermek
- Bir raporda kazara yapılmış bir yazım hatası bulmak
Cevabı göster
Bir sansür kurumuna İfade Özgürlüğü Bakanlığı adını vermek
doublespeak: gerçekliği gizleyen veya çarpıtan dil
Burada doublespeak, gerçek anlamı gizlemek, yumuşatmak, çarpıtmak ve hatta tersine çevirmek üzere tasarlanmış ifadeleri anlatır. Zararlı veya kabul edilemez bir şeyi tarafsız ya da olumlu göstermek için sık sık belirsiz terimler, örtmeceler, jargon veya çelişkiler kullanır. Bu kavram yalnızca yalan söylemekten daha geniştir; temel nokta, kullanılan sözcüklerin kendisiyle anlayışı yönlendirmektir. Terim, siyasi ve bürokratik dil eleştirilerinde yaygındır ve dilin insanların gerçekliği anlama biçimini kontrol etmek için kullanılmasına ilişkin Orwellci kaygılarla sık sık bağlantılıdır.
Alıştırma
Hangi durum doublespeak kavramını en iyi örnekler?
- Sivillerin ölümüne, daha az rahatsız edici duyulsun diye 'collateral damage' demek
- Yazım hatası nedeniyle yanlış tarihi vermek
- Yanlış bir iddiayı açık kanıtlarla düzeltmek
Cevabı göster
Sivillerin ölümüne, daha az rahatsız edici duyulsun diye 'collateral damage' demek
corrupting the very ideas they refer to. Öbek fiiller
2:07atıfta bulundukları fikirlerin kendisini yozlaştırır.
not to convey meaning, but to undermine it: bir amacı reddedip diğerini öne sürmek
Not to A, but to B iki amacı karşılaştırır: A'nın amaç olduğunu reddeder, B'yi gerçek ya da vurgulanan amaç olarak sunar. Bu cümlede convey meaning amacı reddedilir; vurgu undermine it üzerindedir. İki taraf paraleldir: to convey ve to undermine, to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. It, meaning sözcüğüne döner; bu nedenle undermine it, anlamı zayıflatmak ya da bozmak demektir.
Alıştırma
Tabelanın amacının odayı süslemek değil, ziyaretçileri uyarmak olduğunu anlatmak için cümleyi not to ... but to ... ile tamamlayın: The sign was placed here ____ decorate the room, ____ warn visitors.
Cevabı göster
not to · but to
they refer to: sözcüklerin belirttiği şey
Refer to burada bir fikri belirtmek ya da işaret etmek anlamındadır. They, önceki words sözcüğüne gönderme yapar. İlgi yan cümlesinde to'dan sonra eksik olan nesne the very ideas ifadesine karşılık gelir: sözcüklerin işaret ettiği fikirler. the ideas they refer to yapısında ilgi zamiri that düşürülür ve to edatı doğal olarak yan cümlenin sonunda kalır. Genel olarak X refers to Y, bir sözcüğün, etiketin veya simgenin neyi temsil ettiğini açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede refer to, altyazıdaki gibi belirtmek ya da temsil etmek anlamında kullanılmıştır?
- She referred the customer to a specialist.
- In this chart, blue refers to completed tasks.
- Please refer to the safety guide before operating the machine.
Cevabı göster
In this chart, blue refers to completed tasks.
The regime's control of language goes even further, Anlatım akışı
2:12Rejimin dil üzerindeki kontrolü daha da ileri giderek,
to create the official dialect of Newspeak, Kültür
2:16ve Yenisöylem (Newspeak) adında resmi bir lehçe yaratır;
goes even further: sonraki noktayı daha ileri bir aşamaya taşımak
goes even further ifadesi bir artış ve ileri aşamaya geçiş bildirir. Dinleyiciye, sonraki ayrıntının yalnızca başka bir örnek olmadığını; rejimin dil üzerindeki kontrolünün daha derin veya daha aşırı bir düzeyini gösterdiğini anlatır. Burada further fiziksel mesafeyi değil, dereceyi veya kapsamı belirtir. Even bu yükselişi güçlendirir; ardından gelen -ing yapısı eliminating words... ise bu daha güçlü kontrolün ne olduğunu açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede goes even further neyi bildiriyor? The report notes careless bookkeeping and goes even further by alleging deliberate fraud.
- Raporun fiziksel olarak daha uzak bir mesafeye hareket ettiğini anlatır.
- Raporun ilgisiz bir konuya geçtiğini gösterir.
- Dolandırıcılık iddiasını daha güçlü ve ciddi bir sonraki nokta olarak gösterir.
Cevabı göster
Dolandırıcılık iddiasını daha güçlü ve ciddi bir sonraki nokta olarak gösterir.
official dialect of Newspeak: 1984'teki denetimli dil
Newspeak, George Orwell'ın 1984 romanında iktidardaki Parti tarafından yaratılan kurgusal dildir. Sözcük dağarcığını azaltmak ve insanların kolayca ifade edebileceği, nihayetinde de düşünebileceği fikirleri sınırlamak amacıyla bilinçli olarak tasarlanmıştır. official dialect sözleri kurumsal kontrolü vurgular: Newspeak devlet tarafından planlanıp dayatılır; yeni argo sözcüklerden oluşan bir grup veya doğal biçimde gelişmiş bölgesel bir lehçe değildir.
Alıştırma
official dialect of Newspeak ifadesindeki Newspeak neyi belirtir?
- İfade ve düşünceyi sınırlamak amacıyla resmî olarak tasarlanmış kurgusal bir dil.
- Zaman içinde doğal olarak gelişmiş bölgesel bir aksan.
- Gayriresmî olarak kullanılan yeni internet argolarından oluşan bir derleme.
Cevabı göster
İfade ve düşünceyi sınırlamak amacıyla resmî olarak tasarlanmış kurgusal bir dil.
crudely limited collection of acronyms and simple concrete nouns: kaba ve dar bir söz varlığı
Bu isim öbeğinde crudely limited, kaba ve gelişmemiş bir biçimde sınırlandırılmış anlamına gelir. Hem söz varlığının küçük olduğunu hem de bu sınırlamanın kötü tasarlandığını düşündürür. collection of, azaltılmış söz varlığının neler içerdiğini açıklar. Acronyms, baş harflerden oluşturulan ve çoğu zaman bir sözcük gibi okunan kısaltmalardır. Simple concrete nouns ise dog, chair veya water gibi doğrudan algılanabilen kişileri, yerleri, nesneleri ya da maddeleri adlandıran basit somut isimlerdir. Buradaki concrete, abstract ile karşıtlık kuran bir dil bilgisi terimidir; “betondan yapılmış” anlamına gelmez. İfade bir bütün olarak, ayrıntıları veya soyut fikirleri anlatmaya çok az olanak veren bir dili düşündürür.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeye en uygun yorum hangisidir?
- İnşaat malzemelerini adlandıran isimlerin listesi.
- Teknik fiillerden ve soyut fikirlerden oluşan ayrıntılı bir söz varlığı.
- Kısaltmalardan ve algılanabilen şeyleri adlandıran temel isimlerden oluşan, küçük ve kaba biçimde tasarlanmış bir söz varlığı.
Cevabı göster
Kısaltmalardan ve algılanabilen şeyleri adlandıran temel isimlerden oluşan, küçük ve kaba biçimde tasarlanmış bir söz varlığı.
lacking any words complex enough Dilbilgisi
2:25nüanslı veya eleştirel düşünceyi teşvik edecek kadar
complex enough to encourage: sıfat + enough + to-infinitive
adjective + enough + to-infinitive yapısı, bir kişinin veya şeyin sonraki eylem ya da sonuç için gereken dereceye ulaştığını belirtir. complex enough to encourage, “teşvik etmeye veya harekete geçirmeye yetecek kadar karmaşık” anlamına gelir. Enough sıfattan sonra gelir: complex enough denir, enough complex denmez. Burada complex enough to encourage nuanced or critical thought ifadesinin tamamı words sözcüğünü niteler. Bu yapı yeterli bir dereceyi veya kapasiteyi anlatır; ancak sonucun kesinlikle gerçekleştiğini tek başına belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için complex ve enough sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The topic is ____ to encourage a thoughtful debate.
Cevabı göster
complex enough
nuanced or critical thought: incelikli ya da eleştirel düşünce
İncelikli düşünce, bir konuyu basit bir ikili seçime indirgemek yerine küçük farkları, katmanları ve istisnaları fark eder. Eleştirel düşünce ise bir yargıya varmadan önce iddiaları, kanıtları ve varsayımları inceler. Burada or, birbiriyle ilişkili iki derin düşünme biçimini bağlar. Bu ifadede critical, analiz eden ve sorgulayan anlamındadır; tehlikeli derecede ciddi anlamına gelmez ve yalnızca insanları eleştirmek demek değildir.
Alıştırma
Nuanced or critical thought ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- İnce farkları gören ve fikirlerle kanıtları değerlendiren düşünce
- Yalnızca anlık bir acil durumu düşünen düşünce
- Sırf olumsuz olmak için her fikri reddetmek
Cevabı göster
İnce farkları gören ve fikirlerle kanıtları değerlendiren düşünce
This has an effect on the psyche Kalıp ifadeler
2:30Bunun insan psikolojisi üzerinde bir etkisi vardır
have an effect on the psyche: ruhsal dünya üzerinde etkisi olmak
have an effect on + isim kalıbı, birini veya bir şeyi etkilemek anlamına gelir. Bu kalıpta effect bir isimdir; on ise etkilenen kişiyi ya da şeyi belirtir. The psyche, kişinin içsel zihinsel ve duygusal dünyasıdır; fiziksel bir organ olarak beynin kendisi değildir. This, hemen önce bahsedilen duruma gönderme yapar ve onu bu psikolojik etkinin nedeni olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi effect kullanılan sabit isim kalıbıyla tamamlayın: Long-term isolation can ____ the psyche.
Cevabı göster
have an effect on
doublethink: çelişkili inançları aynı anda doğru kabul etmek
Doublethink, George Orwell'ın 1984 romanında türettiği bir terimdir. Birbiriyle çelişen iki inancı aynı anda zihinde tutup ikisini de doğru kabul ederken bu çelişkinin farkındalığını bastırmak anlamına gelir. Bu cümlede hipnotik bir bilişsel uyumsuzluk durumu, konuşmacının doublethink'ü manipüle edilmiş bir düşünme biçimi olarak tanımlamasıdır. Bir şeyi iki kez düşünmek ya da yalnızca kararsız kalmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum doublethink'ün en açık örneğidir?
- Bir yönetici, birini seçmeden önce iki planı karşılaştırır.
- Bir okur, daha güçlü kanıtlar bulduktan sonra fikrini değiştirir.
- Bir vatandaş, birbiriyle çelişen iki resmî iddiayı aynı anda doğru kabul eder.
Cevabı göster
Bir vatandaş, birbiriyle çelişen iki resmî iddiayı aynı anda doğru kabul eder.
cognitive dissonance: inançlar ve eylemler arasındaki iç çatışma
Cognitive dissonance, bir kişinin inançları, tutumları, bilgisi veya davranışları çatıştığında ortaya çıkabilen psikolojik gerilim ya da rahatsızlıktır. Bu cümlede birbiriyle bağdaşmayan düşüncelerden oluşan bir durumu anlatır. Çatışma, aynı kişinin düşünceleri veya davranışları içinde gerçekleşir. Farklı kişiler arasındaki sıradan bir görüş ayrılığından daha özel bir kavramdır.
Alıştırma
Çatışan inançlar ve davranışların yol açtığı gerilimi anlatan resmî psikoloji terimiyle cümleyi tamamlayın: Lena experienced ____ when her purchases went against her environmental values.
Cevabı göster
cognitive dissonance
in which one is compelled to disregard their own perception Dilbilgisi
2:37ki burada kişi kendi algılarını görmezden gelerek,
is compelled to disregard: görmezden gelmeye zorlanmak
Is compelled to disregard, be compelled to + fiilin yalın hâli biçimindeki edilgen kalıbı kullanır. Dış baskı, otorite veya güçlü koşulların birini bir şeyi görmezden gelmeye ya da bir kenara bırakmaya zorladığını anlatır; gönüllü bir seçim değildir. Burada disregard, kişinin kendi algısını bilinçli olarak güvenilecek bir şey saymaması anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp be compelled to do something şeklindedir ve baskıya maruz kalan kişi dil bilgisel özne olur.
Alıştırma
Hangi cümle, dış baskının çalışanı raporu saklamaya zorladığını en açık biçimde anlatır?
- The employee was compelled to hide the report.
- The employee wanted to hide the report.
- The employee planned to hide the report for fun.
Cevabı göster
The employee was compelled to hide the report.
in place of the officially dictated version of events, Notlar
2:40resmi olarak dikte edilmiş olayların versiyonunu kabul etmeye zorlanır
in place of: bir seçeneği diğeriyle değiştirmek
In place of, yerine veya bir şeyin yerine kullanılmak anlamına gelen birleşik bir edattır. Olağan rolü başka bir kişi, şey veya eylem tarafından devralınan kişi, şey ya da eylemi belirtir. Bu cümlenin genel anlamında, olayların resmî olarak dayatılan anlatımı kişinin kendi algısına normalde verilen rolü devralır. Buradaki place fiziksel bir yeri ifade etmez. İfadeyi açık biçimde yeniden kullanmak için use X in place of Y kalıbını izleyin: X yerine kullanılan şey, Y ise değiştirilen şeydir.
Alıştırma
Bir şeyin yerine anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Use oat milk ____ cream in this recipe.
Cevabı göster
in place of
officially dictated version of events: resmî makamlarca dayatılan olay anlatımı
Version of events, ne olduğuna ilişkin bir anlatım ya da açıklamadır; buradaki version, yazılım sürümü demek değildir. Officially dictated, insanların hangi anlatımı kabul etmesinin beklendiğine bir otoritenin karar verdiğini belirtir. Burada dictated, birine yazması için yüksek sesle söylenmiş anlamına gelmez. Dayatılmış veya denetlenmiş anlamı taşır; bu nedenle ifade resmî anlatıya eleştirel yaklaşır.
Alıştırma
Hangi cümle bir otoritenin, insanların kabul etmesi beklenen anlatımı dayattığını söylüyor?
- The article installs the latest version of the software.
- The article repeats an officially dictated version of events.
- The article quotes an official version of events without endorsing it.
Cevabı göster
The article repeats an officially dictated version of events.
on the state's definition of reality itself. Kelime
2:46devletin gerçekliği kendi tanımlamasına bağımlı hale getirir.
leaving ... completely dependent on: sonuç bildiren -ing yan cümlesi
Leaving ile başlayan -ing yan cümlesi, önce anlatılan durumun sonucunu belirtir: sonuç olarak birini bu durumda bırakır. Burada leaving, uzaklaşmak anlamına gelmez. Kalıp leave + nesne + sıfat tümlecidir: leave the individual completely dependent. Ardından dependent on, bireyin güvenmek veya dayanmak zorunda olduğu kişi ya da şeyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi leaving + nesne + completely dependent on ile tamamlayın. Several households yerine them kullanın: The flood isolated several households, ____ emergency deliveries.
Cevabı göster
leaving them completely dependent on
the state's definition of reality itself: neyin gerçek sayılacağını iktidarın belirlemesi
Buradaki state, bir durum ya da hâl değil; devlet, hükümet veya iktidardaki siyasi sistem anlamındadır. The state's definition of reality, bu otoritenin neyin gerçek veya doğru sayılacağını belirleyen açıklamasıdır. Bu ifade, gerçekliği iktidarın başkaları adına tanımlayabileceği bir şey gibi sunar. Yalnızca tek tek olguların veya bilgilerin değil, anlamın kendisinin denetlendiğini ima eder; itself, reality sözcüğünü güçlendirerek bu iddianın kapsamını vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede the state's definition of reality itself ne anlama gelir? Without independent sources, people hear only the state's definition of reality itself.
- Eyaletler arasındaki yasal sınırlar
- Hükümetin neyin gerçek veya doğru sayılacağına karar vermesi
- Hükümetin fiziksel durumu
Cevabı göster
Hükümetin neyin gerçek veya doğru sayılacağına karar vermesi
privacy of one's own thought process is violated: iç dünyaya ait mahremiyetin ciddi biçimde ihlali
Privacy of one's own thought process ifadesi, kişinin iç düşüncelerini korunması gereken özel bir alan olarak ele alır. One's, bir kişiye ait anlamındaki resmî ve genel bir iyelik biçimidir; own ise düşüncelerin o kişinin kendisine ait olduğunu vurgular. Is violated edilgen yapıdadır ve ihlali yapandan çok zarar gören mahremiyete odaklanır. Violate; privacy, rights, confidentiality, laws veya boundaries gibi nesnelerle kullanılabilir. Burada hafif bir kesinti değil, ciddi bir müdahale veya ihlal anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle önemli bir mahremiyet sınırının aşıldığını söylüyor?
- Publishing her private messages without permission protected her privacy.
- Publishing her private messages without permission respected her privacy.
- Publishing her private messages without permission violated her privacy.
Cevabı göster
Publishing her private messages without permission violated her privacy.
found guilty of thoughtcrime: hukuk kalıbı içindeki kurgusal bir suç
Be found guilty of, bir mahkemenin veya başka bir yargı makamının bir kişinin suç işlediğine karar verdiğini belirten resmî bir hukuk kalıbıdır. Yalnızca suçlanmayı değil, suçluluk kararını anlatır. Thoughtcrime, George Orwell'ın 1984 romanında rejimin yasakladığı düşüncelere sahip olma şeklindeki kurgusal suçtur. Bu kavramın hukuk kalıbıyla birleşmesi, düşüncelerin bile suç sayıldığı bir dünyayı gösterir; gerçek dünyada kullanılan sıradan bir ceza hukuku suçu değildir.
Alıştırma
Cümledeki found guilty of thoughtcrime ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Bir kişi suç davranışlarını incelerken bulunmuştur.
- Bir kişi suç hakkında düşündüğü için kendini suçlu hissetmektedir.
- Bir mahkeme veya yetkili makam, birini yasak düşüncelere sahip olma şeklindeki kurgusal suçtan resmen suçlu bulmuştur.
Cevabı göster
Bir mahkeme veya yetkili makam, birini yasak düşüncelere sahip olma şeklindeki kurgusal suçtan resmen suçlu bulmuştur.
And keeping a diary or having a love affair Dilbilgisi
3:02Ve bir günlük tutmak veya bir aşk ilişkisi yaşamak,
keeping ... or having ... equals: gerund öbeklerinin özne olması
Keeping a diary ve having a love affair, isim görevi gören gerund öbekleridir. Her -ing öbeği bir faaliyeti adlandırır ve isim benzeri bir özne görevi üstlenir; cümlede be biçimi bulunmadığı için keeping ve having burada sürmekte olan eylem bildiren fiiller değildir. İki faaliyet or ile alternatifler olarak bağlanır. Her alternatif tekil bir faaliyet olduğu için fiil tekildir: equal değil, equals kullanılır. Bu yapı, eylemlerin tamamını değerlendirmeyi veya sınıflandırmayı sağlar: Doing X or doing Y + tekil fiil + tümleç.
Alıştırma
Hangi cümle or ile bağlanan iki gerund öbeğini alternatif özne olarak doğru kullanır ve standart tekil fiil uyumunu gösterir?
- Keeping receipts or taking photos provide useful evidence.
- Keep receipts or taking photos provides useful evidence.
- Keeping receipts or taking photos provides useful evidence.
Cevabı göster
Keeping receipts or taking photos provides useful evidence.
a subversive act of rebellion: yerleşik düzene tehdit olarak gösterilen direniş
Bu cümlede a subversive act of rebellion, mevcut siyasi ya da toplumsal düzene tehdit olarak görülen bir direniş eylemi demektir. Subversive, yerleşik otoriteyi zayıflatma ya da devirme fikrini vurgular; rebellion ise otoriteye bilinçli olarak karşı koyma anlamını ekler. Bu ifade tarafsız bir betimleme değil, güçlü ve resmî bir siyasi yargıdır. Özel eylemlerin bu şekilde adlandırılması, iktidardakilerin bunları yalnızca yasa dışı davranışlar ya da şikâyetler değil, sisteme yönelik tehlikeler olarak sınıflandırdığını gösterir.
Alıştırma
Hangi durum a subversive act of rebellion ifadesine en uygun örnektir?
- Hizmetin yavaşlığıyla ilgili özel bir şikâyet
- Yerleşik bir rejimi zayıflatmaya veya devirmeye çalıştığı söylenen örgütlü bir girişim
- Siyasi amacı olmayan küçük bir park ihlali
Cevabı göster
Yerleşik bir rejimi zayıflatmaya veya devirmeye çalıştığı söylenen örgütlü bir girişim
This might sound like something that can only happen in totalitarian regimes, Dilbilgisi
3:09Bu kulağa sadece totaliter rejimlerde olabilecek bir şey gibi gelebilir,
might sound like something that can only happen ...: ilk izlenimi temkinli biçimde sunmak
Bu cümlede might sound like, “öyle bir izlenim verebilir” anlamına gelir. Sound burada gerçek bir ses çıkarmayı değil, bir fikrin nasıl göründüğünü anlatan bir bağ fiilidir. Might, bu izlenimi kesin değil olası olarak sunup ifadeyi yumuşatır. Something that can only happen ... bir isim öbeğidir ve içindeki that can only happen ... bölümü something sözcüğünü niteler. Kalıbın tamamı olası bir ilk izlenimi kabul eder ve çoğu zaman bu izlenime karşı çıkan ya da onu genişleten bir but veya however ifadesine zemin hazırlar.
Alıştırma
Cümleyi temkinli bir ilk izlenim sunan tam kalıpla tamamlayın: The self-driving suitcase ____ in science fiction, but engineers have already built one.
Cevabı göster
might sound like something that can only happen
but Orwell was warning us about the potential Kalıp ifadeler
3:15ancak Orwell bu tür bir şeyin demokratik toplumlarda bile
for this occurring even in democratic societies. Anlatım akışı
3:18gerçekleşme potansiyeli hakkında bizi uyarıyordu.
warn someone about the potential for ... occurring: olası bir risk konusunda uyarmak
warn someone about ... bir kişiyi olası bir tehlike ya da sorun konusunda uyarmak anlamına gelir. Burada was warning us, Orwell'ın mesajını geçmişte yapılmakta olan bir uyarı olarak sunar. the potential for this occurring, bunun gerçekleşme ihtimali demektir. for sözcüğünden sonra gelen this occurring, -ing biçimli bir yan cümledir: this gerçekleşebilecek şeyi gösterir; occurring ise sürekli zaman yapısındaki ana fiil değildir. potential for + isim veya -ing biçimi, risk ve olasılıkların resmî biçimde tartışılmasında kullanışlıdır.
Alıştırma
Resmî uyarıyı flood fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Engineers warned residents about the potential for ____ during the storm.
Cevabı göster
flooding
even in democratic societies: kapsamı beklentilerin ötesine genişletmek
even in democratic societies ifadesinde even, demokratik toplumları kapsama beklenmedik biçimde dâhil olan bir alan olarak gösterir. Buradaki nokta, tehlikenin yalnızca daha çok beklenebileceği yerlerle sınırlı olmaması; genellikle bu tehlikeye karşı daha güvenli olduğu düşünülen toplumlara da ulaşabilmesidir. Bu nedenle ifade yalnızca bir yer belirtmez. Even, daha dar bir beklentiyi geçersiz kılarak savı düzenler ve uyarıyı güçlendirir.
Alıştırma
Konuşan kişi trafik sıkışıklığını daha çok büyük şehirlerde bekliyordu. Hangi cümle küçük kasabaları kapsamın şaşırtıcı bir uzantısı olarak en iyi biçimde gösterir?
- Traffic jams can happen only in small towns.
- Traffic jams can happen even in small towns.
- Traffic jams can also happen in small towns.
Cevabı göster
Traffic jams can happen even in small towns.
And this is why: önceki nedenlere dönüp sonucu sunmak
And this is why ifadesinde this, az önce sunulan nedenlere veya kanıtlara gönderme yapar; why ise bu nedenlerin desteklediği sonucu getirir. Bir söylem işareti olarak bu ifade önceki akıl yürütmeyi toparlar ve dinleyiciye sıradaki kısmın yeni bir konu değil, o akıl yürütmenin sonucu olduğunu bildirir.
Alıştırma
And this is why bir argümanda ne işe yarar?
- Önceki nedenlere gönderme yapar ve bunlardan çıkan sonucu sunar.
- Konuşmacının önceki nedenlerden kuşku duyduğunu gösterir.
- Önceki konuyla ilgisiz bir örnek başlatır.
Cevabı göster
Önceki nedenlere gönderme yapar ve bunlardan çıkan sonucu sunar.
authoritarian alone does not Orwellian make: edebî devrik yapı
Vurgulanan bölüm, kasıtlı olarak eski tarz ve edebî bir söz dizimi kullanır. Günümüz İngilizcesinin olağan sırasıyla düşünce Being authoritarian alone does not make something Orwellian şeklindedir. Örtük something bir sistem, politika veya toplum olabilir. Sonuç etiketi olan Orwellian sözcüğünü make fiilinin önüne almak, One swallow does not a summer make gibi yapılara benzeyen atasözümsü bir ritim oluşturur. Kilit sözcük alone, iddiayı sınırlar: otoriter özellikler tek başına Orwellian etiketini haklı çıkarmaya yetmez.
Alıştırma
Vurgulanan bölümü günümüz İngilizcesinin olağan söz dizimiyle en doğru biçimde yeniden ifade eden cümle hangisidir?
- Being Orwellian alone does not make something authoritarian.
- Being authoritarian alone does not make something Orwellian.
- Anything authoritarian is automatically Orwellian.
Cevabı göster
Being authoritarian alone does not make something Orwellian.
In his essay "Politics and the English Language", Kültür
3:28"Siyaset ve İngiliz Dili" adlı makalesinde,
“Politics and the English Language”: Orwell'ın denemesinin başlığı
“Politics and the English Language”, iki konuya genel olarak gönderme yapan bir ifade değil, George Orwell'ın belirli bir denemesinin başlığıdır. Orwell bu denemede özellikle siyasi yazılardaki belirsiz, klişeleşmiş ve gereksiz yere karmaşık dili eleştirir. Bu arka plan, ileride verilen ve anlamı gizlemek ya da yanıltıcı bir izlenim yaratmak için kullanılan dil örneklerini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede “Politics and the English Language” neyi belirtir?
- Birbiriyle ilgisiz iki okul dersi
- George Orwell'ın siyasi dildeki sorunları ele alan belirli bir denemesi
- Bir İngilizce dil bilgisi kitabındaki bir bölüm
Cevabı göster
George Orwell'ın siyasi dildeki sorunları ele alan belirli bir denemesi
he described techniques like using pretentious words to project authority Kalıp ifadeler
3:31otorite yansıtmak için gösterişli kelimeler kullanmak
pretentious words to project authority: gösterişli sözlerle otorite izlenimi yaratmak
Pretentious words, gerekenden daha önemli, bilgili veya seçkin görünmek için seçilen ve genellikle eleştirel anlam taşıyan sözcüklerdir. to project authority mastarı, bu sözcüklerin kullanılma amacını belirtir. Burada project, “bir izlenim sunmak veya yaratmak” anlamındadır; “bir görüntüyü yansıtmak” anlamına gelmez. Project authority, başkalarının sizi otoriter veya yetkili biri olarak algılamasını sağlamaktır; gerçekten yetki sahibi olduğunuzu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, kişinin resmî yetki kullanması veya bu yetkiye sahip olması yerine otorite izlenimi yarattığını anlatır?
- The presenter used a calm, firm voice to project authority.
- The supervisor has authority to approve the request.
- The judge exercised authority by issuing the order.
Cevabı göster
The presenter used a calm, firm voice to project authority.
or making atrocities sound acceptable Dilbilgisi
3:35veya vahşetleri örtmeceler ve karmaşık cümle yapıları içinde gizleyerek
make atrocities sound acceptable: vahşetleri kabul edilebilir gibi göstermek
Bu ifade make + nesne + yalın fiil yapısını kullanır: atrocities, making fiilinin nesnesidir; sound ise to almayan yalın fiildir. Sound burada bağ fiili olduğu için acceptable, vahşetlerden söz edildiğinde oluşan izlenimi anlatır. Buradaki anlam, vahşetlerin gerçekten kabul edilebilir hâle gelmesi değildir. Kullanılan dil, dinleyiciye onları kabul edilebilir gibi gösterir. Sunuş biçiminin bir şeyin nasıl algılandığını değiştirdiği durumlarda make + something + sound + sıfat yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle reklamın planın kendisini değil, planla ilgili izlenimi değiştirdiğini söyler?
- The advertisement made a risky plan safe.
- The advertisement made a risky plan sound safe.
- The advertisement made a risky plan sounded safe.
Cevabı göster
The advertisement made a risky plan sound safe.
by burying them in euphemisms and convoluted sentence structures. Notlar
3:37kabul edilebilir gibi göstermek gibi teknikleri tanımladı.
by burying them in euphemisms: onları örtmecelere gömerek
By + -ing, önceki sonucun hangi yöntemle elde edildiğini gösterir. Burada them, atrocities sözcüğüne gönderme yapar; bury ... in ... ise mecazdır: vahşetler, kat kat örtmeceli dilin altında gizlenir. Örtmece, doğrudan veya rahatsız edici bir terimin yerine daha yumuşak bir ifade kullanır. Bu nedenle bury X in euphemisms, X'in çok fazla yumuşatılmış veya dolaylı dille çevrelenerek ciddiyetinin görülmesinin zorlaştırıldığını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle ciddi bir gerçeğin daha yumuşak sözcüklerin arkasına saklandığını bu mecazla anlatır?
- The statement reported the abuse without softening its language.
- The statement minimized the abuse by burying it in euphemisms.
- The statement clarified the abuse by replacing vague terms with precise ones.
Cevabı göster
The statement minimized the abuse by burying it in euphemisms.
convoluted sentence structures: gereksiz yere karmaşık söz dizimi
“Convoluted sentence structures”, söz dizimi gereksiz yere karmaşık, dolaylı veya dolambaçlı olduğu için ana fikri takip etmeyi zorlaştıran cümle yapılarını anlatır. Burada convoluted olumsuz bir değerlendirmedir; yalnızca ileri düzey, resmî veya düşünsel açıdan derin demek değildir. Bu ifade, bilginin nasıl düzenlendiğine odaklanır. Bir cümle uzun olup convoluted olmayabilir; sorun, anlamı gizleyen veya geciktiren gereksiz yapısal karmaşıklıktır.
Alıştırma
Bu bağlamda “convoluted sentence structures” ne anlama geliyor?
- Kesin teknik terimleri açık bir sırayla kullanırlar.
- Gereksiz yere karmaşıktırlar ve takip edilmeleri zordur.
- Yararlı örnekler içerdikleri için uzundurlar.
Cevabı göster
Gereksiz yere karmaşıktırlar ve takip edilmeleri zordur.
But even more mundane abuses of language can affect the way we think about things. Notlar
3:42Ancak dilin daha sıradan şekillerde kötüye kullanılması bile olaylar hakkında düşünme biçimimizi etkileyebilir.
even more mundane abuses of language: sıradan ama zararlı dil kullanımları
“Even more mundane abuses of language”, az önce söz edilen daha çarpıcı örneklerden bile daha sıradan, gündelik ve gözden kaçması kolay dil kullanımlarını anlatır. Mundane zararsız demek değildir; örneklerin ne kadar olağan göründüğünü belirtir. Even, biraz şaşırtıcı bir vurgu ekler: bu kadar sıradan kötüye kullanımlar da düşünceyi etkileyebilir. Abuses of language sözlü hakaretleri değil, dilin yanıltıcı veya zarar verici biçimde kullanılmasını ifade eder.
Alıştırma
Vurgulanan ifadede mundane ne anlama geliyor?
- oldukça teknik ve uzmanlık gerektiren
- sıradan ve gündelik
- dinî ve törensel
Cevabı göster
sıradan ve gündelik
affect the way we think about things: düşünme biçimimizi etkilemek
affect + the way + yan cümle kalıbı, bir kişinin düşünme, davranma veya bir şeyi yapma biçimini değiştirmek ya da etkilemek anlamına gelir. Bu cümlede affect fiilinin nesnesi, the way we think about things isim öbeğinin tamamıdır. the way sonrasında we think about things gibi düz cümle söz dizimine sahip bir yan cümle kullanılır. how do we think gibi soru söz dizimi kullanılmaz. Bu kalıp yalnızca bir etkinin var olduğunu söylemek yerine, etkinin hangi yolla işlediğini açıklar.
Alıştırma
Cümleyi affect the way hedef kalıbıyla tamamlayın: Social media can ____ we communicate with friends.
Cevabı göster
affect the way
The words you see and hear in everyday advertising
3:47Günlük reklamlarda gördüğünüz ve duyduğunuz kelimeler
and affect your behavior. Kalıp ifadeler
3:53ve davranışlarınızı etkilemek için özel olarak tasarlanmıştır.
have been crafted to appeal to you: size çekici gelmesi için özenle tasarlanmış
Have been crafted, present perfect zamanda edilgen bir yapıdır. Reklam sözcüklerini bilinçli bir tasarımın mevcut sonucu olarak sunar. Crafted, made sözcüğünden daha amaçlıdır ve ifadelerin dikkatle seçildiğini düşündürür. to-infinitive yapısı amacı belirtir: sözcükler appeal to you amacıyla tasarlanmıştır. Burada appeal to you, ilginizi çekmek veya size çekici ya da ikna edici gelmek anlamındadır.
Alıştırma
Bu cümlede have been crafted to appeal to you ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Sizden hukuki bir kararı incelemenizi istemişlerdir.
- Tesadüfen sizin gözünüzde popüler hâle gelmişlerdir.
- Sizi çekmek için bilinçli olarak tasarlanmışlardır.
Cevabı göster
Sizi çekmek için bilinçli olarak tasarlanmışlardır.
affect your behavior: affect sözcüğünü fiil olarak kullanmak
affect your behavior ifadesinde affect, “etkilemek veya değiştirmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Your behavior etkilenen ögedir; bu nedenle fiilden hemen sonra, edat olmadan gelir. Bu ifade yalnızca birinin düşüncelerini etkilemekten daha ileri gider: etkinin kişinin gerçekte yaptığı şeyi değiştirebileceğini anlatır. Eylemler veya tepkiler üzerindeki etkiyi belirtir, ancak mutlaka tam kontrol anlamına gelmez.
Alıştırma
Affect sözcüğünü “etkilemek” anlamında doğru kullanan cümleyi seçin.
- Repeated notifications can affect on your behavior.
- Repeated notifications can affect your behavior.
- Repeated notifications can have an affect on your behavior.
Cevabı göster
Repeated notifications can affect your behavior.
which rarely present the most nuanced perspective on the issues. Kalıp ifadeler
4:00bunlar sorunlara ilişkin en detaylı bakış açısını nadiren sunarlar.
As have the soundbites and talking points ...: resmî devrik yapı
As have + özne, “aynı durum sonraki özne için de geçerlidir” anlamına gelir. As sonrasında yardımcı fiil have, çoğul özne the soundbites and talking points ifadesinin önüne gelir. Bu devrik yapı, önceki bilgiyi tekrarlamadan yeni bir özne ekler. Burada have, önceki cümlenin present perfect yapısını, özellikle have been crafted ifadesini temsil eder. Bu nedenle yan cümle, siyasi kampanyaların kısa alıntılarının ve konuşma başlıklarının da davranışları etkilemek dâhil olmak üzere daha önce açıklanan şekilde hazırlanmış olduğu anlamına gelir. Buradaki have yardımcı fiildir; “sahip olmak” anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The north entrance has been closed, as have two side gates. As have two side gates ne anlama gelir?
- İki yan kapı da kapatıldı.
- Bunun yerine iki yan kapı açık.
- İki yan kapı kuzey girişinin kapanmasına neden oldu.
Cevabı göster
İki yan kapı da kapatıldı.
soundbites and talking points: kısa konuşma kesitleri ve hazırlanmış mesajlar
Soundbite, kolayca yeniden yayımlanıp alıntılanabilmesi için seçilen veya şekillendirilen kısa ve akılda kalıcı bir konuşma parçasıdır. Talking point ise bir kampanyanın sözcülerinden tekrar etmelerini istediği, önceden hazırlanmış bir mesaj veya savdır. Bu cümlede bu ikili, yoğunlaştırılmış iki kampanya iletişimi biçimini adlandırır. Soundbite kısa ve alıntılanabilir biçimiyle, talking point ise bir mesajı iletmedeki planlı işleviyle tanımlanır.
Alıştırma
Bir kampanya, tekrar etmeleri için her sözcüye aynı hazırlanmış iddiayı veriyor. Bu iddiaya ne denir?
- a soundbite
- a transcript
- a talking point
Cevabı göster
a talking point
present the most nuanced perspective on the issues: meseleler hakkında en incelikli bakış açısını sunmak
Burada present, “göstermek” veya “ortaya koymak” anlamına gelen bir fiildir. Present a perspective on an issue kalıbı, bir meseleyi anlamanın belirli bir yolunu sunmak demektir. Nuanced, ince farklılıklara, koşullara ve birbiriyle yarışan değerlendirmelere duyarlı olmayı ifade eder. Bu nedenle the most nuanced perspective, meseleyi basit bir slogana veya iki seçenekli bir tercihe indirgemek yerine karmaşıklığını en dikkatli biçimde ele alan bakış açısıdır.
Alıştırma
Gerekirse fiilin biçimini değiştirerek cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Of all the reports, this one ____ on the issue.
Cevabı göster
presents the most nuanced perspective
And the way that we use ready-made phrases and responses, Kalıp ifadeler
4:04Ve medya raporlarından toplanan veya internetten kopyalanan
ready-made phrases and responses: hazır kalıp ifadeler ve yanıtlar
Ready-made, o anki durum için yeni oluşturulmuş değil, önceden hazırlanmış demektir. Burada ready-made phrases and responses, insanların yeni bir yanıt oluşturmak yerine tekrarlayabildiği tanıdık ifadeleri anlatır. Dil için kullanıldığında ready-made eleştirel bir çağrışım taşıyabilir. Konuşanın bağımsız düşünmek yerine hazır bir kalıba dayandığını düşündürür. Yapı ready-made + isim şeklindedir.
Alıştırma
Bu cümlede ready-made neyi düşündürüyor?
- Konuşan kendini hazır hissetmeden önce söylenmesi gereken ifadelerdir.
- Belirli bir konuşma için oluşturulmuş özgün yanıtlardır.
- Yeni bir yanıt oluşturmak yerine tekrarlanabilecek, önceden var olan ifadelerdir.
Cevabı göster
Yeni bir yanıt oluşturmak yerine tekrarlanabilecek, önceden var olan ifadelerdir.
gleaned from media reports or copied from the internet, Kelime
4:08hazır kalıp ifadeleri ve yanıtları kullanma şeklimiz,
gleaned from media reports: medya haberlerinden derlenmiş
Gleaned from media reports, yararlı ayrıntıları bulmak için medya haberlerini araştırarak bilgi toplamak veya öğrenmek anlamına gelir. Glean çoğu zaman tek bir açık bilgiyi doğrudan almaktan ziyade, çok miktarda malzemedeki küçük bilgi parçalarını bir araya getirmeyi düşündürür. Gleaned, glean fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Daha geniş cümlede bu ifade, daha önce sözü edilen dilin nereden geldiğini belirtir. Yaygın yapı glean information, facts, or insights from a source şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve 'yararlı ayrıntıları parça parça topladı' anlamına gelen fiille tamamlayın: Last year, after reading dozens of letters, the biographer ____ a few facts about the artist's childhood.
Cevabı göster
gleaned
get away with not thinking too deeply: derinlemesine düşünmeden sonuçlardan kurtulmak
get away with not thinking too deeply ifadesindeki get away with, sorumsuzca veya kabul edilemez bir şey yapıp yakalanmamak, eleştirilmemek ya da beklenen sonuçlarla karşılaşmamak anlamına gelir. Bu cümlede eleştirilen davranış, derinlemesine düşünmemek ve yine de hiçbir sonuçla karşılaşmamaktır; fiziksel olarak kaçmak anlamına gelmez. With bir edattır, bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir. Eylemi olumsuz yapmak için not, -ing biçiminin önüne yerleştirilir: get away with not thinking.
Alıştırma
Hangi cümle Maya’nın gerçekleri kontrol etmediği hâlde hiçbir sonuçla karşılaşmadığını doğal biçimde anlatır?
- Maya got away with not checking the facts.
- Maya got permission to check the facts.
- Maya got away with not check the facts.
Cevabı göster
Maya got away with not checking the facts.
or questioning your assumptions. Kalıp ifadeler
4:15veya kendi varsayımlarınızı sorgulamadan sıyrılmayı kolaylaştırır.
make it easy to + fiil: bir eylemi kolaylaştırmak
makes it easy to ifadesinde make, “bir şeyin olmasına yol açmak” anlamına gelir ve yapı make + it + sıfat + to’lu mastar şeklindedir. It, yer tutucu nesnedir; kolaylaşan asıl eylem, ardından gelen to’lu mastarla belirtilir. Aynı kalıbı koruyup sıfatı değiştirebilirsiniz: make it difficult to understand veya make it possible to continue gibi. Bu yapı, bir koşulun bir eylemi kolay, zor, mümkün ya da benzer bir duruma getirdiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi make + it + sıfat + to’lu mastar kalıbıyla tamamlayın: Clear labels make ____ find the right folder.
Cevabı göster
it easy to
questioning your assumptions: varsayımlarınızı sorgulamak
questioning your assumptions ifadesinde question, yalnızca “soru sormak” değil, “şüphe etmek ve incelemek” anlamına gelen bir fiildir. Assumptions, tamamen kontrol edilmeden doğru kabul edilen fikirleri ifade eder. Bu ifade eleştirel düşünmedeki bir adımı anlatır: bir sonucun arkasındaki inançları belirlemek ve bunların kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini sınamak.
Alıştırma
“questioning your assumptions” sizden ne yapmanızı ister?
- Her inancı sözlü bir soruya dönüştürmek.
- Doğru olduğu varsayılan inançların kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini kontrol etmek.
- Kanıtın yerine sınanmamış bir tahmin koymak.
Cevabı göster
Doğru olduğu varsayılan inançların kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini kontrol etmek.
So the next time you hear someone use the word Orwellian, Anlatım akışı
4:18Bu yüzden bir dahaki sefere birinin Orwellian kelimesini kullandığını duyduğunuzda,
So the next time you hear ...: açıklamadan eyleme geçiş yapmak
So önceki açıklamayı tamamlar ve ardından gelen kısmı bunun uygulamaya dönük bir sonucu olarak sunar. The next time you hear ... gelecekteki bir tetikleyici durumu kurar: aynı durum yeniden yaşandığında dinleyici önceki analizi uygulamalıdır. Zaman yan cümlesi virgülle bittiği için asıl tavsiyeyi verecek ana cümleye hazırlık yapar. Böylece bu giriş, konuşmayı bir fikri açıklamaktan dinleyiciye onu nasıl kullanacağını göstermeye taşır.
Alıştırma
Bu girişin temel düzenleme işlevi nedir?
- Önceki açıklamayı dinleyicinin onu uygulayabileceği gelecekteki bir duruma bağlar.
- Konuşmacının önceki açıklamasını geri çeker.
- Geçmişteki ilgisiz bir olay hakkında hikâye başlatır.
Cevabı göster
Önceki açıklamayı dinleyicinin onu uygulayabileceği gelecekteki bir duruma bağlar.
pay close attention: çok dikkat etmek
Pay close attention, 'çok dikkatle odaklanmak' veya 'önemli ayrıntıları fark etmek' anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada pay, 'ödeme yapmak' anlamına gelmez; dikkati bir şeye yöneltmeyi anlatır, close ise dikkatin özellikle özenli olduğunu vurgular. Emir cümlesi olarak Pay close attention. dinleyiciye doğrudan odaklanmasını söyler. Dikkat edilecek şeyi belirtmek için pay close attention to + isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Bu derste geçen ve 'çok dikkatle odaklanmak' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyi kullanın: Before the interview, ____ to the instructions.
Cevabı göster
pay close attention
If they're talking about the deceptive and manipulative use of language, Notlar
4:23Eğer dilin aldatıcı ve manipülatif kullanımından bahsediyorlarsa,
deceptive and manipulative use of language: dilin aldatıcı ve yönlendirici biçimde kullanılması
Bu resmî isim öbeğinin ana sözcüğü use'dur: ifade, dilin bir kullanım biçimini anlatır. Deceptive ve manipulative sözcüklerinin ikisi de use sözcüğünü niteler ve ifadeye güçlü bir olumsuz değerlendirme katar. Deceptive, kullanılan sözlerin insanları yanılttığını veya yanlış bir izlenim yarattığını belirtir. Manipulative ise sözlerin birinin amacı doğrultusunda insanların yargılarını, duygularını ya da seçimlerini yönlendirmek için kasıtlı olarak tasarlandığı anlamını ekler.
Alıştırma
Hangi durum deceptive and manipulative use of language ifadesiyle en iyi şekilde açıklanır?
- Bir rehber, teknik bir terimi daha basit sözcüklerle açıklar.
- Bir rapor kanıtlarını ve sınırlamalarını açıkça belirtir.
- Bir reklam önemli bir ücreti gizler ve insanları hemen satın almaya zorlamak için korkuyu kullanır.
Cevabı göster
Bir reklam önemli bir ücreti gizler ve insanları hemen satın almaya zorlamak için korkuyu kullanır.
If they're talking about ... they're on the right track: koşullu bir değerlendirme
If they're talking about ..., they're on the right track kalıbı bir değerlendirmeyi koşul ve sonuç olarak ikiye ayırır. If yan cümlesi bulunması gereken özelliği belirtir; ana cümle ise bu koşul karşılandığında olumlu değerlendirmeyi verir. Burada on the right track mecazidir. Yorumlarının veya yaklaşımlarının doğru yönde ilerlediğini anlatır; her ayrıntının tamamlanmış veya tamamen doğru olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle kalıp, birinin temel fikri anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi açıklama örnekteki yapıya en iyi uyar?
- Her yorumun hiçbir koşul olmadan tamamen doğru olduğunu söyler.
- Bir koşul koyar ve ardından bu koşulun karşılanmasının yorumun genel olarak doğru olduğu anlamına geldiğini söyler.
- Konuşan kişilerin gerçek bir demir yolu hattını izlediğini söyler.
Cevabı göster
Bir koşul koyar ve ardından bu koşulun karşılanmasının yorumun genel olarak doğru olduğu anlamına geldiğini söyler.
on the right track: doğru yolda olmak
On the right track, birinin düşüncesinin, yönteminin, araştırmasının veya planının doğru ya da umut verici bir yönde ilerlediğini belirten bir deyimdir. Track burada mecazidir; gerçek bir demiryolu rayını anlatmaz. Bu, cesaretlendirici fakat sınırlı bir övgüdür: cevap henüz tamamlanmamış veya bazı ayrıntılar hâlâ yanlış olsa bile yaklaşım doğru olabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef deyimle tamamlayın: The data is incomplete, but your explanation is ____.
Cevabı göster
on the right track
mass surveillance and intrusive government: kitlesel gözetim ve özel hayata aşırı müdahale eden devlet
Mass surveillance, belirli tek bir kişiye odaklanan bir soruşturma yerine çok sayıda insanın sistemli biçimde izlenmesi demektir. Intrusive government, devlet müdahalesinin mahremiyete, özel hayata veya bireysel tercihlere gereğinden fazla uzandığı değerlendirmesini ifade eder. Bu iki ifade birlikte gözetim ve müdahaleyi sivil özgürlüklerle ilgili sorunlar olarak çerçeveler. Bu cümlede söz konusu özellikler authoritarian etiketini destekler, ancak tek başlarına daha dar kapsamlı Orwellian etiketini kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi durum mass surveillance and intrusive government ifadesiyle en iyi şekilde tanımlanır?
- Bir mahkeme, belirli bir ceza davasında kanıt aramak için sınırlı bir aramaya izin verir.
- Bir şehir neredeyse herkesin hareketlerini izler ve verileri özel tercihlere müdahale etmek için kullanır.
- Bir kütüphane ziyaretçilerden isteğe bağlı ve anonim bir ankete katılmalarını ister.
Cevabı göster
Bir şehir neredeyse herkesin hareketlerini izler ve verileri özel tercihlere müdahale etmek için kullanır.
not necessarily Orwellian: olasılığı değil, kesinliği reddetmek
Not necessarily Orwellian ifadesinde not, necessarily sözcüğünü niteler; bu yüzden kategorinin kendisini değil, kesinliği reddeder. Yani mevcut tanım, Orwellian etiketinin geçerli olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. İfade her iki olasılığı da açık bırakır. Bir şey yine de Orwellian olabilir, ancak daha fazla kanıt veya daha belirli özellikler gerekir. Bu yapı, karşıt bir iddiada bulunmadan aşırı genellemeyi düzeltmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
The policy is not necessarily Orwellian cümlesi ne anlama gelir?
- Politika kesinlikle Orwellian değildir.
- Devletin dahil olduğu her politika Orwellian'dır.
- Politika Orwellian olabilir, ancak bu etiket otomatik olarak geçerli değildir.
Cevabı göster
Politika Orwellian olabilir, ancak bu etiket otomatik olarak geçerli değildir.
And if they use it as an all-purpose word for any ideas they dislike, Kelime
4:37Ve eğer bu kelimeyi sadece hoşlanmadıkları fikirler için çok amaçlı bir kelime olarak kullanıyorlarsa,
all-purpose word: gereğinden fazla geniş kullanılan bir etiket
All-purpose genellikle birçok farklı amaca uygun anlamına gelir. Burada an all-purpose word, konuşmacının hoşlanmaması nedeniyle birçok farklı fikir için tek bir etiket olarak kullanılan sözcüktür. Bu ifade övgü değil, eleştiri taşır: etiketi bu kadar geniş uygulamak onun kesinliğini azaltır. Daha genel olarak, aslında birbirinden ayrılması gereken durumları da kapsayacak biçimde kapsamı genişletilmiş bir terimi anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede all-purpose word ifadesi neyi eleştiriyor?
- Kimseyi incitmemek için seçilmiş kibar bir sözcük.
- Hoşlanılmayan birçok farklı fikre gereğinden fazla geniş biçimde uygulanan bir etiket.
- Herkesin kabul ettiği tek ve kesin anlamı olan teknik bir terim.
Cevabı göster
Hoşlanılmayan birçok farklı fikre gereğinden fazla geniş biçimde uygulanan bir etiket.
it's possible their statements are more Orwellian Dilbilgisi
4:42kendi ifadelerinin eleştirdikleri o şeyden
are more Orwellian than: karşılaştırmayı eleştirenlere geri çevirmek
be + more + adjective + than kalıbı, öznenin bir niteliğe karşılaştırma unsurundan daha yüksek derecede sahip olduğunu anlatır. Burada their statements ile eleştirdikleri şey, her birinin ne kadar Orwellian olduğu bakımından karşılaştırılır; fiziksel nesneler karşılaştırılmaz. Orwellian, gerçeğin, anlamın veya düşüncenin manipüle edilmesiyle ilişkili dil ya da uygulamaları anlatır. Karşılaştırma ironik bir tersine dönüş yaratır: Eleştirenlerin kendi sözleri bu etiketi, hedeflerinden daha fazla hak ediyor olabilir.
Alıştırma
their statements are more Orwellian than what they criticize demenin temel etkisi nedir?
- Kendi dillerinin bu etikete daha uygun olabileceğini söyleyerek suçlamayı eleştirenlere geri çevirir.
- İki siyasi sistemden hangisinin daha eski olduğunu karşılaştırır.
- İki tarafın tamamen aynı sözcükleri tamamen aynı biçimde kullandığını söyler.
Cevabı göster
Kendi dillerinin bu etikete daha uygun olabileceğini söyleyerek suçlamayı eleştirenlere geri çevirir.
than whatever it is they're criticizing: belirtilmemiş bir karşılaştırma ögesi
than sözcüğünden sonraki bölümün tamamı, karşılaştırmanın diğer tarafını belirtir. whatever it is they're criticizing, “eleştirdikleri şey, o şey her neyse” anlamına gelir. than sonrasında isim gibi çalışan bir bütün oluşturur. Buradaki whatever, küçümseyici bir yanıt olan “Whatever.” anlamında değildir. whatever it is + yan cümle kalıbı, şeyin tam olarak ne olduğu bilinmediği veya önemli olmadığı için onu bilinçli olarak belirtmeden bırakır.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ve karşılaştırma ögesini belirtmeden bırakan parçayı seçin: This new tool is faster than ___.
- no matter what you're using now
- whatever it is you're using now
- whatever are you using now
Cevabı göster
whatever it is you're using now
Words have the power to shape thought. Kalıp ifadeler
4:50Kelimelerin düşünceyi şekillendirme gücü vardır.
have the power to shape thought: insanların düşünme biçimini etkilemek
have the power to + fiilin yalın hâli, “bir sonuca yol açacak yeteneğe veya etkiye sahip olmak” anlamına gelir. Bu cümlede power, elektrik veya yalnızca resmî yetki değil, etki anlamındadır. shape thought mecazidir. Sözcüklerin fikirlerin nasıl oluştuğunu ve insanların şeyleri nasıl anladığını etkileyebileceğini belirtir; düşüncenin fiziksel bir şekli olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade have the power to ile tamamlayın: Small daily choices ____ improve a community.
Cevabı göster
have the power to
Language is the currency of politics: currency sözcüğünün araç anlamındaki mecazı
Buradaki currency para anlamında değil, mecazdır. Değerin, etkinin ya da alışverişin işlemesini sağlayan bir araç demektir. Cümle, siyasi faaliyetin görüşleri iletmek, insanları ikna etmek, müzakere etmek ve kamuoyunun anlayışını şekillendirmek için dile dayandığını söyler. “X is the currency of Y” kalıbı, X’i Y alanında etki, kabul, güven veya erişim kazandıran önemli bir araç olarak sunar. Gerçek bir mali ilişkiden çok, bir alanın nasıl işlediğini vurgular.
Alıştırma
“Language is the currency of politics” ifadesindeki currency ne anlama gelir?
- Siyasi faaliyetlerin bedeli sözcüklerle ödenmelidir.
- Dil, siyasi etkinin ve fikir alışverişinin işlemesini sağlayan temel bir araçtır.
- Siyasi dilin parayla belirlenmiş sabit bir fiyatı vardır.
Cevabı göster
Dil, siyasi etkinin ve fikir alışverişinin işlemesini sağlayan temel bir araçtır.
from the most common everyday interactions to the highest ideals: bir aralığı belirtmek
Buradaki from X to Y, yerler arasındaki hareketi değil, bir aralığın iki uç noktasını gösterir. İlk uç noktada sıradan gündelik etkileşimler, ikinci uç noktada ise yüce idealler vardır. Bu nedenle ifade geniş bir aralık sunar ve genellikle iki uç arasındakileri de kapsar. Bu yapıyı kurarken başlangıç noktasından önce from, bitiş noktasından önce to kullanılır. Mümkün olduğunda iki ucu dil bilgisi bakımından paralel tutun; örneğin bir isim öbeğini başka bir isim öbeğiyle eşleştirin.
Alıştırma
Cümleyi from ... to ... ile tamamlayın: The course covers topics ____ basic grammar ____ academic writing.
Cevabı göster
from · to
Orwell urged us to protect our language because ultimately Kalıp ifadeler
5:02Orwell, dilimizi korumamızı şiddetle tavsiye etti, çünkü nihayetinde
urged us to protect our language: urge someone to do something yapısı
Urge someone to do something, birini harekete geçmeye güçlü biçimde teşvik etmek veya buna çağırmak demektir. Yapı urge + kişi + to + fiilin yalın hâlidir: us çağrının yöneltildiği kişileri, protect ise eylemi gösterir. Bu cümlede urged, Orwell'ın mesajını sıradan bir rica olarak değil, ciddi ve önemli bir çağrı olarak sunar. Güçlü bir ikna anlamı taşır, ancak tek başına birinin zorlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi urge someone to do yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Because smoke was spreading, firefighters ____ residents ____ leave immediately.
Cevabı göster
urged · to
our ability to think and communicate clearly Kalıp ifadeler
5:06açıkça düşünebilme ve iletişim kurabilme yeteneğimiz,
our ability to think and communicate clearly: to sözcüğünü paylaşan eş görevli fiiller
Ability to + fiilin yalın hâli, birinin ne yapabildiğini belirtir. Burada to, eş görevli iki yalın fiili, think ve communicate fiillerini başlatır. Tek bir to her iki fiil için de geçerlidir; bu nedenle communicate fiilinden önce to sözcüğünü tekrarlamak isteğe bağlıdır. Clearly, communicate fiilinin hemen ardından geldiği için en doğrudan bu fiili niteler. Ancak açık düşünce ve dil hakkındaki daha geniş tartışmada, açıklığın her iki eylemle de ilgili olduğu anlaşılabilir. İkisini de açıkça belirtmek için ability to think clearly and communicate clearly yazılabilir.
Alıştırma
Ability to yapısını iki eş görevli fiille doğru kullanan cümleyi seçin.
- Her ability to listening and responding calmly helped the team.
- Her ability to listen and respond calmly helped the team.
- Her ability for listen and respond calmly helped the team.
Cevabı göster
Her ability to listen and respond calmly helped the team.
is what stands between us and ...: koruyucu bir engeli belirtmek
“X is what stands between A and B” yapısında what, “... olan şey” anlamına gelir. what stands between us and ... yan cümlesi is fiilini tamamlar ve X’i bizi B sonucundan ayıran şey olarak tanımlar. Burada stand between A and B mecazidir: fiziksel olarak iki şeyin arasında durmak değil, “A’nın B’ye ulaşmasını veya B’yi yaşamasını önlemek” demektir. Bu yapı, X’in çok önemli bir koruyucu engel olduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle koruyucu bir engeli belirtmek için “is what stands between ... and ...” yapısını doğru kullanıyor?
- A reliable backup is what stands between the company and permanent data loss.
- A reliable backup is what the company stands between and permanent data loss.
- Permanent data loss is what stands the company between a reliable backup.
Cevabı göster
A reliable backup is what stands between the company and permanent data loss.
war is peace and freedom is slavery: anlamı tersine çeviren sloganlar
“war is peace” ve “freedom is slavery” cümleleri, George Orwell’ın 1984 romanındaki Parti sloganlarını yansıtır. Her biri karşıt kavramları eşitler; bu nedenle çelişki kasıtlıdır ve sözcüklerin gerçek anlamlı bir tanımı değildir. Buradaki gönderme, propagandanın sıradan anlamları tersine çevirebildiği ve insanlara çelişkileri kabul etmeleri için baskı yaptığı bir dünyayı temsil eder. Konuşmacı bu sloganları inanılması gereken iddialar olarak değil, bir uyarı olarak kullanır.
Alıştırma
Bu cümlede alıntılanan sloganlar esas olarak neyi gösteriyor?
- Savaş ve barış sözcükleri gerçek anlamda aynıdır.
- Propaganda, çelişkili fikirlerin kabul edilmiş gerçekler gibi görünmesini sağlayabilir.
- Özgürlük her zaman köleliğe neden olur.
Cevabı göster
Propaganda, çelişkili fikirlerin kabul edilmiş gerçekler gibi görünmesini sağlayabilir.