"Orwellvari" aslında ne anlama geliyor? - Noah Tavlin: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
700 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Video, Orwellian sözcüğünün yalnızca “otoriter” anlamına gelmediğini açıklıyor; 1984’ten ve demokratik toplumlardan örneklerle aldatıcı, kısıtlayıcı ve hazır kalıplara dayanan dilin gerçekliği nasıl çarpıtabildiğini, davranışları yönlendirebildiğini ve bağımsız düşünceyi zayıflatabildiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not only fails to / it actually risks doing — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu ikili yapının, bir eylemin amacına ulaşamadığını söylemekten o eylemin önlemesi gereken sonucu doğurabileceği uyarısına geçerek savı nasıl güçlendirdiğini anlamak; sözlü veya yazılı çözümlemelerde kesin ve etkili eleştiriler kurmak için kullanmak. 2. doublespeak, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Anlamı iletmek yerine gizlemek, çarpıtmak ya da zayıflatmak amacıyla kullanılan dili ifade eden bu temel terimi tanımak; örtmecelerin ve güven verici resmî adların, yalnızca devlet otoritesinden söz etmeden de neden Orwellian sayılabileceğini açıklamak. 3. get away with not thinking too deeply — Phrasal verb’ler: get away with + gerund yapısının bir davranışın sonuçlarından veya eleştirisinden sıyrılmayı anlattığını öğrenmek; buradaki ifadeyi, hazır cevaplara dayanarak dikkatli düşünmekten ve kişinin kendi varsayımlarını sorgulamasından kaçınmasına yönelik bir eleştiri olarak yorumlamak.

Bu derste

If you've watched the news or followed politics,

0:06

Eğer haberleri izlediyseniz veya siyaseti takip ettiyseniz,

chances are you've heard the term Orwellian thrown around Notlar

0:09

Orwellian (Orwellvari) teriminin şurada burada kullanıldığını duymuş olma

in one context or another.

0:12

ihtimaliniz oldukça yüksektir.

Dilbilgisi

chances are: bir şeyin gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu söylemek

Chances are + bir cümle, “… olma olasılığı çok yüksek” anlamına gelir. Bu cümlede konuşanın, dinleyicinin bu terimi muhtemelen daha önce duyduğuna dair tahminini sunar. Burada fırsatlardan söz edilmez. İsteğe bağlı that genellikle atılır: Chances are you've heard it. Bu ifade yüksek olasılık bildirirken yine de bir miktar belirsizlik payı bırakır.

Alıştırma

Cümleyi, chances ile başlayan ve “olma olasılığı çok yüksek” anlamına gelen bu dersteki kalıp ifadeyle tamamlayın: You follow the team closely, so ____ you've already heard the news.

Cevabı göster

chances are

Öbek fiiller

thrown around: bir terimi gelişigüzel veya tekrar tekrar kullanmak

Burada thrown around, throw around fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve özellikle bir sözcük, etiket veya suçlama için “gelişigüzel ya da tekrar tekrar kullanılmış” anlamına gelir. İnsanların terimi dikkatle tanımlamadan kullandığını ima edebilir. “you've heard the term Orwellian thrown around” yapısında hear + nesne + geçmiş zaman ortacı, terimi başka insanların kullandığını duyduğunuzu anlatır. Fiziksel bir fırlatma söz konusu değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede throw around, “bir etiketi gelişigüzel veya tekrar tekrar kullanmak” anlamındadır?

  1. She threw a blanket around her shoulders.
  2. The children throw a ball around after school.
  3. Commentators throw around the label without explaining what it means.
Cevabı göster

Commentators throw around the label without explaining what it means.

But have you ever stopped to think about what it really means Notlar

0:14

Ancak bunun gerçekte ne anlama geldiğini

Dilbilgisi

what it really means: dolaylı soruda düz cümle söz dizimi

What it really means, cümle içine yerleştirilmiş bir dolaylı soru yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı about edatından sonra gelir ve düşünülen konuyu belirtir. Dolaylı soru içinde düz cümle söz dizimi kullanılır: soru sözcüğü + özne + fiil. Bu nedenle what it really means denir; what does it really mean denmez. İkinci söz dizimi, tek başına kullanılan doğrudan soru What does it really mean? içindir.

Alıştırma

Explain fiilinden sonra dolaylı soru için doğru söz dizimini kullanan cümleyi seçin.

  1. Could you explain what really means this sign?
  2. Could you explain what does this sign really mean?
  3. Could you explain what this sign really means?
Cevabı göster

Could you explain what this sign really means?

or why it's used so often?

0:17

veya neden bu kadar sık kullanıldığını hiç durup düşündünüz mü?

Kalıp ifadeler

stopped to think about: durup düşünmek

Stopped to think about, kişinin yapmakta olduğu şeye ara verip bir konuyu dikkatle düşündüğü anlamına gelir. Burada konuşmacı, dinleyiciyi bir ifadenin anlamı ve sık kullanılma nedeni üzerine düşünmeye çağırır. Yapı stop + to mastar biçimindedir: bir eyleme ara verilir ve başka bir eyleme başlanır. Stopped to think about ifadesinde düşünmek, bırakılan değil, sıradaki eylemdir.

Alıştırma

Bu cümlede “değerlendirmek için durmak” anlamına gelen ifadeyi seçin: Before you reject the offer, ______ whether it could help your team.

  1. stop to think about
  2. avoid thinking about
  3. stop thinking about
Cevabı göster

stop to think about

The term was named after British author Eric Blair, Kalıp ifadeler

0:20

Bu terim, İngiliz yazar Eric Blair'in,

Kalıp ifadeler

was named after: bir adın kaynağını belirtme

be named after someone or something yapısında özne, adını söz konusu kişi veya şeyden alır ya da o kişi veya şeyi onurlandırmak amacıyla bu ad verilir. Bu cümlede terimin adının kaynağı Eric Blair'dir. After, named after kalıp ifadesinin bir parçasıdır; ad verme olayının zaman bakımından daha sonra gerçekleştiğini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle yeni bir parka kasabanın kurucusunun adının verildiğini ifade eder?

  1. The new park was named by the town's founder.
  2. The new park was named after the town's founder.
  3. The new park was named the town's founder.
Cevabı göster

The new park was named after the town's founder.

known by his pen name George Orwell. Kelime

0:23

bilinen takma adıyla George Orwell'in adından gelmektedir.

Kelime

pen name: bir yazarın yayınlarında kullandığı ad

Pen name, bir yazarın eserlerini yayımlarken gerçek veya yasal adı yerine kullandığı addır. Bu cümlede George Orwell, Eric Blair'in kullandığı pen name'dir. Bu birleşik isimde pen, yazı yazmayı ifade eder. Bu nedenle pen name, kelimesi kelimesine bir yazı aracına verilmiş ad anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir romancı, kitaplarını gerçek adından farklı bir adla yayımlıyor. Bu ada ne denir?

  1. a pen name
  2. a stage name
  3. a maiden name
Cevabı göster

a pen name

Because his most famous work,

0:26

Onun en ünlü eseri olan

the novel 1984,

0:28

1984 romanı,

depicts an oppressive society under a totalitarian government, Kelime

0:30

totaliter bir hükümetin altındaki baskıcı bir toplumu tasvir ettiği için,

Kelime

under a totalitarian government: otorite ve denetim

Burada under, fiziksel olarak “altında” değil, “bir otoritenin veya denetimin etkisi altında” anlamındadır. Bu toplum, totaliter bir hükümetin denetlediği bir sistem içinde var olur. Bu kalıp otoriteler ve yönetim sistemleriyle yaygındır: under a government, under a regime ve under military rule. Bir yer veya grup üzerinde kimin ya da neyin güç sahibi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi siyasi denetimi gösteren edatla tamamlayın: The country remained ____ military rule for ten years.

Cevabı göster

under

Orwellian is often used simply to mean authoritarian. Kalıp ifadeler

0:34

Orwellian kelimesi genellikle basitçe otoriter anlamında kullanılır.

Kalıp ifadeler

used simply to mean: bir ifadenin nasıl kullanıldığını açıklamak

Be used to mean, insanların bir sözcüğe, etikete veya simgeye verdiği anlamı açıklar. Bu cümlede Orwellian kullanılan terim, authoritarian ise insanların ona verdiği anlamdır. Simply burada “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamına indirgemek, sözcüğün daha kapsamlı anlamının bir bölümünü dışarıda bırakır. İfade edilgendir; geçmişteki bir alışkanlığı veya durumu anlatan used to yapısı değildir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. is used to mean ile used to mean arasındaki farka odaklanın.

  1. This symbol is used to mean danger.
  2. This symbol usually means danger.
  3. This symbol used to mean danger.
Cevabı göster

This symbol is used to mean danger.

But using the term in this way Anlatım akışı

0:38

Ancak bu terimi bu şekilde kullanmak,

Anlatım akışı

using the term in this way: daha önceki bir kullanıma gönderme

Bu cümlede using the term in this way bir isim-fiil öbeğidir; daha önce sözü edilen eylemi, ardından gelen eleştirinin öznesi hâline getirir. Böylece konuşmacı önceki açıklamanın tamamını tekrarlamadan bu eylemi değerlendirebilir. Burada this way özellikle Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamında kullanmaya gönderme yapar. Terimin olası bütün kullanımlarını anlatmaz. Baştaki But, savı bu yaygın kullanımı aktarmaktan onu sorgulamaya yöneltir.

Alıştırma

Parçada this way neye gönderme yapıyor?

  1. Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamında kullanmak.
  2. Siyasi dilin olası her türlü kullanımı.
  3. Terimi sesli söylemek yerine yazmak.
Cevabı göster

Orwellian sözcüğünü yalnızca authoritarian anlamında kullanmak.

not only fails to fully convey Orwell's message, Dilbilgisi

0:40

Orwell'in mesajını tam olarak iletmekte başarısız olmakla kalmaz,

it actually risks doing precisely what he tried to warn against. Kalıp ifadeler

0:44

aslında tam olarak onun bizi uyarmaya çalıştığı şeyi yapma riskini de taşır.

Dilbilgisi

not only fails to ... it actually risks doing: eleştiriyi giderek güçlendirmek

Bu cümlede eleştiri giderek güçlenir. not only fails to ... önce daha hafif sorunu verir: bu kullanım Orwell'ın mesajını tam olarak iletemez. it actually risks doing ... ise ardından daha ciddi ve şaşırtıcı bir tehlike ekler: bu kullanım Orwell'ın karşı uyardığı şeyi bizzat yapabilir. Bu, iki noktayı tarafsız biçimde sıralamak değildir. actually ciddiyetin artışını vurgular, it ise using the term in this way ifadesine geri gönderme yapar. İkinci yan cümlede öznenin tekrarlanması, daha güçlü noktanın yeni bir iddia gibi öne çıkmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle başarısız bir sonuçtan daha ciddi bir riske doğru en iyi yükselişi kurar?

  1. The shortcut fails to save time, and the meeting starts at nine.
  2. The shortcut not only fails to save time; it actually risks causing more delays.
  3. The shortcut not only saves time; it actually avoids more delays.
Cevabı göster

The shortcut not only fails to save time; it actually risks causing more delays.

Kalıp ifadeler

warn against: bir şeyden kaçınılması için uyarmak

Warn against, bir eylemin, uygulamanın veya seçimin riskli olduğunu ve bundan kaçınılması gerektiğini söyleyerek uyarmak anlamına gelir. Yaygın yapılar warn against + isim veya V-ing ile warn someone against + V-ing şeklindedir. what he tried to warn against ifadesinde what, “... olan şey” anlamına gelir ve cümlenin başında bulunmasına rağmen against edatının nesnesidir. İfade, onun insanlara kaçınmalarını söylemeye çalıştığı şeyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi warn against ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, the guide ____ hiking alone after dark.

Cevabı göster

warned against

Orwell was indeed opposed to all forms of tyranny, Kalıp ifadeler

0:49

Orwell gerçekten de her türlü tiranlığa karşıydı

Kalıp ifadeler

opposed to all forms of tyranny: bir şeye karşı tutum belirtmek

Be opposed to, bir fikre, sisteme veya eyleme karşı bir tutum benimsemek anlamına gelir. Burada Orwell’ın her tür zorbalığı reddettiğini belirtir; all forms ifadesi kapsamı tek bir baskıcı yönetim biçimiyle sınırlamaz, hepsini içerir. Bu sıfat yapısında opposed bir kişinin veya grubun tutumunu anlatır, to ise karşı çıkılan şeyi tanıtır. to bir edat olduğu için ardından isim, zamir veya V-ing biçimi gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi be opposed to yapısının geniş zaman biçimi ve parantezdeki fiilin doğru biçimiyle tamamlayın: The neighbors ____ a parking garage beside the park. (build)

Cevabı göster

are opposed to building

spending much of his life fighting against anti-democratic forces Kalıp ifadeler

0:53

ve hayatının büyük bir kısmını anti-demokratik güçlere karşı savaşarak geçirdi;

Kalıp ifadeler

fighting against anti-democratic forces: karşı tarafı belirtmek

Fight against + isim, karşı çıkılan kişi, grup, sistem veya sorunu belirtir. Buradaki anti-democratic forces, demokratik yönetime ya da demokratik ilkelere karşı hareket eden grup veya hareketlerdir. Against, bu güçleri müttefik değil karşı taraf olarak gösterir. Fight, siyasi veya toplumsal direnişi de anlatabilir; dolayısıyla mutlaka fiziksel çatışma anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle kuruluşun sansüre karşı çıktığını söylüyor?

  1. The organization is fighting against censorship.
  2. The organization is fighting alongside supporters of censorship.
  3. The organization is fighting for censorship.
Cevabı göster

The organization is fighting against censorship.

of both the left-wing and the right. Kültür

0:57

hem sol görüşlü hem de sağ görüşlü güçlere karşı.

Kültür

the left-wing and the right: iki siyasi kesim

Siyasi dilde the left ve the right, siyasi yelpazenin iki geniş tarafıdır. The left-wing and the right ifadesi de aynı iki siyasi kesimi belirtir. Her etiketle ilişkilendirilen belirli görüşler ülkeye, döneme ve konuya göre değişir. Both ... and ... iki kesimi birlikte kapsar. Burada right, siyasi sağı ifade eder; “doğru” veya bir yerin sağ tarafı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu siyasi bağlamda the left-wing and the right neyi ifade ediyor?

  1. İki geniş siyasi kesim
  2. Bir odanın fiziksel tarafları
  3. Doğru taraf ve yanlış taraf
Cevabı göster

İki geniş siyasi kesim

But he was also deeply concerned with how such ideologies proliferate. Notlar

1:00

Ancak o aynı zamanda bu tür ideolojilerin nasıl yayıldığıyla da derinden ilgileniyordu.

Kalıp ifadeler

deeply concerned with how: bir şeyin nasıl gerçekleştiğine ciddi biçimde odaklanmak

Be concerned with how ... bir şeyin gerçekleşme biçimine veya mekanizmasına ciddi biçimde odaklanmak demektir. with ilgi odağındaki konuyu, how ise incelenen süreci tanıtır. Deeply bu ilginin gücünü artırır. Bu cümlede ifade, ideolojilerin yayılma biçimini onun incelediği veya üzerinde derinlemesine düşündüğü bir konu olarak sunar; mutlaka kişisel kaygı hissettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Çalışmanın yanlış haberlerin hangi mekanizmayla yayıldığını incelediğini belirten cümle hangisidir?

  1. The study is concerned with how false stories spread online.
  2. The study worries with how false stories spread online.
  3. The study is concerned about the harm caused by false stories.
Cevabı göster

The study is concerned with how false stories spread online.

Kelime

ideologies proliferate: ideolojilerin çoğalıp geniş çapta yayılması

Ideologies proliferate ifadesinde çoğul isim ideologies öznedir; proliferate ise sayıca hızla artmak ve daha geniş bir alana yayılmak anlamına gelir. Fiil, ideolojileri kendi başlarına çoğalan veya yaygınlaşan şeyler olarak sunar; onları yayan dış bir fail belirtmez. Proliferate, grow fiilinden daha resmî ve daha güçlüdür. Hızlı çoğalma veya geniş çaplı yayılmanın önemli olduğu siyasi, toplumsal, bilimsel ve akademik analizlerde yaygındır.

Alıştırma

“Sayıca hızla artmak ve geniş çapta yayılmak” anlamındaki resmî geçişsiz fiille cümleyi tamamlayın: During a crisis, false rumors can ____ across social media.

Cevabı göster

proliferate

And one of his most profound insights Anlatım akışı

1:05

Ve onun en derin içgörülerinden biri,

was the importance that language plays Kalıp ifadeler

1:07

düşüncelerimizi ve fikirlerimizi şekillendirmede

in shaping our thoughts and opinions. Kalıp ifadeler

1:10

dilin oynadığı önemi fark etmesiydi.

Anlatım akışı

one of his most profound insights: temel bir iddiayı tanıtma

One of his most profound insights, daha geniş bir içgörü grubundan bir tanesini seçer ve onu özellikle derin bir içgörü olarak sunar. Yapı one of + iyelik ifadesi + üstünlük bildiren sıfat + çoğul isim şeklindedir; bu nedenle bütün ifade tek bir içgörüye gönderme yapsa da insights çoğuldur. Açıklayıcı konuşmada bu isim öbeği dikkati temel bir iddiaya yöneltir. Ardından tekil fiil was, bu içgörünün içeriğini açıklar ve dinleyiciye ana fikrin birazdan geleceğini bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle temel bir fikri tanıtmak için bu yapıyı doğru kullanıyor?

  1. Her one of the most important discoveries was that the treatment worked.
  2. One of her most important discoveries was that the treatment worked.
  3. One of her most important discovery was that the treatment worked.
Cevabı göster

One of her most important discoveries was that the treatment worked.

Kalıp ifadeler

language plays in shaping: role yapısının kullanımı

Bu bağlamda language plays in shaping ..., dilin düşünce ve görüşlerin gelişme biçimi üzerindeki etkisini anlatmayı amaçlar. Plays burada “oynamak” anlamında değildir; standart the role that X plays in V-ing yapısında X'in bir süreçteki katkısını veya etkisini ifade eder. in bir edat olduğu için ardından gelen fiil, in shaping örneğinde olduğu gibi -ing biçimini alır. Doğal ve tamamlanmış ifade the role that language plays in shaping our thoughts and opinions şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle uykunun hafızayı geliştirmedeki rolünü doğal biçimde ifade ediyor?

  1. The role that sleep plays in improve memory is well documented.
  2. The role that sleep plays in improving memory is well documented.
  3. The importance that sleep plays in improving memory is well documented.
Cevabı göster

The role that sleep plays in improving memory is well documented.

Kalıp ifadeler

shaping our thoughts and opinions: soyut etki anlamındaki shape

Burada shape, bir şeyin nasıl gelişip oluştuğunu etkilemek anlamına gelen bir fiildir. Düşünceler ve görüşler zamanla oluşan şeyler olarak ele alınır; bu nedenle shaping them, insanların ne düşündüğünü ve nasıl düşündüğünü belirlemeye katkıda bulunmak demektir. Bu, shape fiilinin soyut anlamıdır; bir nesneye fiziksel biçim verme anlamı değildir. Genellikle anlık ya da tam kontrolden çok, zamanla biriken etkiyi ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede shape, bir şeyin nasıl geliştiğini etkilemek anlamında kullanılmıştır?

  1. Family stories can shape into how children see their past.
  2. Family stories can sketch how children see their past.
  3. Family stories can shape how children see their past.
Cevabı göster

Family stories can shape how children see their past.

The government of 1984's Oceania controls its people's actions and speech Kalıp ifadeler

1:14

1984'teki Okyanusya hükümeti, halkının eylemlerini ve konuşmalarını

in some ways that are obvious.

1:19

bazı bariz yollarla kontrol etmektedir.

Kalıp ifadeler

controls its people's actions and speech: genel ifade anlamındaki speech

Controls fiilinin eş görevli iki nesnesi vardır: its people's actions ve speech. Cümle, hükümetin hem halkın yaptıklarını hem de söyleyebildiklerini veya söylemesine izin verilenleri sınırladığını anlatır. Burada speech, insanların genel olarak sözlü ifadesini anlatan sayılamaz ve soyut bir isimdir; tek bir resmî konuşma anlamına gelmez. İyelik yapısı its people's, the actions and speech of its people ifadesindeki of its people ile aynı işlevdedir.

Alıştırma

Hangi cümlede speech, resmî bir konuşma yerine insanların genel olarak sözlü ifadesini belirtir?

  1. The school scheduled three speeches for Friday.
  2. The mayor gave a speech about the new rule.
  3. The rule limits residents' actions and speech.
Cevabı göster

The rule limits residents' actions and speech.

Their every move and word is watched and heard. Kalıp ifadeler

1:22

İnsanların her hareketi ve kelimesi izlenmekte ve dinlenmektedir.

Kalıp ifadeler

every move and word is watched and heard: eksiksiz gözetim

Bu cümlede every hem move hem de word üzerinde etkilidir; dolayısıyla ifade bir kişinin bütün davranışlarını ve söylediği her şeyi kapsar. Burada move, yalnızca bir yerden başka bir yere hareket etmek değil, bir eylem veya davranış anlamına gelir. Ortak edilgen yapı is watched and heard iki paralel gözetim biçimini gösterir: eylemler izlenir, sözler dinlenir. Every, hiçbir şey gözden kaçmıyormuş gibi gözetimin eksiksiz olduğu izlenimini verir.

Alıştırma

Vurgulanan bölümü en doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Yalnızca kamuya açık açıklamaları kaydediliyor.
  2. Bütün eylemleri ve söyledikleri gözetleniyor.
  3. Onlara dikkatli hareket etmeleri ve konuşmaları öğretiliyor.
Cevabı göster

Bütün eylemleri ve söyledikleri gözetleniyor.

And the threat of what happens to those who step out of line Deyimler

1:26

Ve çizgiyi aşanların başına ne geleceği tehdidi

is always looming overhead. Deyimler

1:29

her zaman başlarının üzerinde asılı durmaktadır.

Deyimler

step out of line: kurallara veya otoriteye karşı gelmek

Step out of line, beklenen kuralları çiğnemek, kabul edilen bir sınırı aşmak veya otoriteye karşı gelmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada cezaya yol açabilecek bir davranışı ifade eder. Line, yerdeki bir çizgi ya da insan kuyruğu değil, mecazi bir sınırdır. Bu imge, doğru davranışı izin verilen yolun içinde kalmak gibi gösterir. Bu nedenle ifade, disiplin ve denetimin öne çıktığı durumlarda özellikle doğaldır.

Alıştırma

Hangi durum step out of line ile en iyi biçimde anlatılır?

  1. Bir müşteri kasa kuyruğunda başkalarının önüne geçer.
  2. Bir çalışan, herkesin uyması gereken bir emri açıkça reddettiği için cezalandırılır.
  3. Bir ziyaretçi yanlışlıkla yerdeki boyalı bir çizginin ötesine geçer.
Cevabı göster

Bir çalışan, herkesin uyması gereken bir emri açıkça reddettiği için cezalandırılır.

Deyimler

always looming overhead: hiç uzak görünmeyen bir tehdit

Burada always looming overhead, tehdidi insanların üzerinde asılı duran büyük ve karanlık bir nesne gibi gösterir. Tehdidin sürekli hissedildiğini ve her an zarar verebileceğini anlatır. Loom genellikle endişe verici bir şeyin yaklaşıyor ya da kaçınılmaz göründüğünü anlatır. Overhead, yukarıdan gelen baskı görüntüsünü güçlendirir; ifade mecazidir ve havada gerçekten bir şey bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede always looming overhead ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel bir nesne doğrudan tavandan sarkmaktadır.
  2. Tehdit sona ermiştir ve artık kimseyi etkilemez.
  3. Tehdit sürekli varlığını hissettirir ve her an zarar verebilir.
Cevabı göster

Tehdit sürekli varlığını hissettirir ve her an zarar verebilir.

Other forms of control are not so obvious.

1:33

Diğer kontrol biçimleri ise bu kadar bariz değildir.

The population is inundated with a constant barrage of propaganda Deyimler

1:36

Halk, sürekli bir propaganda bombardımanına maruz bırakılır;

Deyimler

is inundated with a constant barrage of propaganda: ezici bir bilgi bombardımanı

Is inundated with, halkı kolayca özümseyebileceğinden çok daha fazla propagandanın altında kalmış gibi gösterir. A constant barrage of ikinci bir görüntü ekler: propaganda, sürekli ateş gibi tekrar tekrar ve güçlü biçimde gelir. Bu iki mecaz birlikte, receive a lot of ifadesinden çok daha güçlüdür. Ezici miktarı, aralıksız tekrarı ve hedef kitlenin mesajlardan kolayca kaçamadığı hissini vurgular.

Alıştırma

Mesajların ezici miktarda ve kesintisiz biçimde geldiğini doğal olarak anlatan cümle hangisidir?

  1. After the announcement, the office was protected from every message.
  2. After the announcement, the office was inundated with a constant barrage of messages.
  3. After the announcement, the office received a single routine message.
Cevabı göster

After the announcement, the office was inundated with a constant barrage of messages.

made up of historical facts and statistics Öbek fiiller

1:41

bu propaganda, Doğruluk Bakanlığı'nda üretilmiş

Öbek fiiller

made up of: bir bütünü oluşturan parçaları gösterme

Made up of, “-den oluşmak” veya “-den meydana gelmek” anlamına gelir. Bu cümlede bütünün parçalarını, yani historical facts ve statistics ifadelerini tanıtır. Yaygın yapı “bütün + be + made up of + parçalar” şeklindedir. be fiilinin biçimi zamana ve özneye göre değişir: The group is made up of five people; the groups were made up of volunteers.

Alıştırma

Cümleyi “-den oluşur” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The committee is ____ teachers, parents, and students.

Cevabı göster

made up of

manufactured in the Ministry of Truth. Notlar

1:44

tarihi gerçekler ve istatistiklerden oluşur.

Kelime

manufactured: kasıtlı olarak çarpıtılmış bilgi

Manufactured genellikle bir şeyin üretilmiş olduğu anlamına gelir; ancak facts ve statistics ile kullanıldığında mecazi ve eleştirel bir anlam taşır. Bilginin kasıtlı olarak yaratıldığını veya çarpıtıldığını ima eder; endüstriyel üretim imgesi de aldatmacayı sistemli gösterir. Burada manufactured, historical facts and statistics ifadesini niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır. İfade, historical facts and statistics that were manufactured in the Ministry of Truth şeklinde genişletilebilir.

Alıştırma

“facts and statistics manufactured in the Ministry of Truth” ifadesinde manufactured neyi ima eder?

  1. Bir fabrikada fiziksel olarak basılmış, ancak değiştirilmemişlerdi.
  2. Doğrulukları dikkatle kontrol edilmiş ve onaylanmıştı.
  3. Kasıtlı olarak yaratılmış veya çarpıtılmışlardı.
Cevabı göster

Kasıtlı olarak yaratılmış veya çarpıtılmışlardı.

Kültür

the Ministry of Truth: 1984 romanındaki ironik bir ad

the Ministry of Truth, George Orwell'ın 1984 romanındaki kurgusal bir devlet kurumudur. Gerçeği korumak yerine kayıtları yeniden yazar ve rejimin olaylara ilişkin resmî anlatısını üretir. Bu nedenle ad ironiktir: Truth, kurumun gerçekte ne yaptığını değil, temsil ettiğini öne sürdüğü imajı anlatır. Bu cümlede manufactured, bakanlıktan gelen bilginin kasıtlı olarak üretildiğini veya çarpıtıldığını düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede the Ministry of Truth adı neyi ima eder?

  1. Mantık alanında çalışan bir üniversite bölümü
  2. Bağımsız haberciliği koruyan bir kurum
  3. Resmî gerçekleri üreten ve yeniden yazan, ironik biçimde adlandırılmış bir kurum
Cevabı göster

Resmî gerçekleri üreten ve yeniden yazan, ironik biçimde adlandırılmış bir kurum

The Ministry of Peace is the military. Kültür

1:47

Barış Bakanlığı aslında ordudur.

Kültür

The Ministry of Peace is the military: askerî güce Peace etiketi vermek

Cümle, kurgusal Ministry of Peace kurumunu savaştan sorumlu askerî sistemle özdeşleştirir. Olumlu Peace sözcüğü, kurumun gerçek işleviyle çelişir. Bu uyumsuzluk kasıtlı bir siyasi dil kullanımıdır: güven verici bir ad, askerî gücü ve şiddeti barışçıl gösterir. Bu tersine çevirme, Orwellvari adlandırmanın temel özelliklerinden biridir.

Alıştırma

Cümledeki ironiyi en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Bakanlıkla ordunun hiçbir bağlantısı yoktur.
  2. Ordunun yerini barış müzakerecileri almıştır.
  3. Peace sözcüğü, savaşla bağlantılı bir kuruma güven verici bir etiket kazandırır.
Cevabı göster

Peace sözcüğü, savaşla bağlantılı bir kuruma güven verici bir etiket kazandırır.

Labor camps are called "Joycamps." Kültür

1:50

Çalışma kamplarına "Neşe Kampları" denir.

Kültür

“Joycamps”: çalışma kamplarını gizleyen neşeli bir ad

“Joycamps”, joy (“neşe”) ve camps (“kamplar”) sözcüklerinden oluşturulmuş kurgusal bir addır. Bu cümlede eğlenceli dinlenme kampları anlamına gelmez; çalışma kamplarına verilen hoş bir etikettir. Bu olumlu ad, çalışma kamplarıyla bağlantılı zorlama ve acıyla çelişir. Bu uyumsuzluk adı ironik bir örtmeceye dönüştürür: iktidardakiler acımasız bir gerçeği zararsız veya arzu edilir göstermek için ona yeni bir ad verir.

Alıştırma

“Joycamps” etiketi bu cümlede ne yapıyor?

  1. İşçilerin ücretli bir kamp tatilini seçebileceğini söyler.
  2. Eğlence amaçlı neşeli kampları dürüstçe tarif eder.
  3. Çalışma kamplarına acımasız gerçekliklerini gizleyen hoş bir ad verir.
Cevabı göster

Çalışma kamplarına acımasız gerçekliklerini gizleyen hoş bir ad verir.

Political prisoners are detained and tortured

1:53

Siyasi mahkumlar, Sevgi Bakanlığı'nda

in the Ministry of Love. Kültür

1:56

gözaltına alınır ve işkence görür.

Kültür

Ministry of Love: alıkoyma ve işkenceyi gizleyen sıcak bir ad

Ministry of Love, kurgusal bir devlet kurumudur. Bu cümlede asıl görevinin siyasi mahkûmlarla ilgilenmek değil, onları hapsetmek ve kötü muameleye maruz bırakmak olduğu görülür. Sıcak bir anlam taşıyan Love sözcüğü bu eylemlerle keskin biçimde çelişir. Bu nedenle ad hem ironik hem de örtmecelidir; bir otoritenin şiddeti gizlemek için olumlu bir dil kullanabileceğini gösterir.

Alıştırma

“Ministry of Love” adı bu cümlede nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Bakanlığı mahkûmları destekleyen bir yardım kuruluşu olarak sunar.
  2. Siyasi mahkûmların şiddetten korunduğunu gösterir.
  3. Alıkoyma ve işkenceyi gizlemek için güven veren bir ad kullanır.
Cevabı göster

Alıkoyma ve işkenceyi gizlemek için güven veren bir ad kullanır.

This deliberate irony is an example of doublespeak, Notlar

1:59

Bu kasıtlı ironi, çift dilli konuşmanın (doublespeak) bir örneğidir;

Kelime

deliberate irony: sözler ile gerçeklik arasında kasıtlı bir çatışma

Burada deliberate irony, sözcüklerin yüzeyde söylediği şey ile gerçekliğin gösterdiği şey arasındaki kasıtlı uyumsuzluğu ifade eder. Deliberate sıfatı, bu uyumsuzluğun tesadüfen oluşmadığını, bilinçli biçimde tasarlandığını gösterir. Buradaki irony yalnızca komik bir şey anlamına gelmez. Zararlı bir kuruma olumlu bir ad verilmesi gibi, sözcüklerle gerçeğin zıt yönleri gösterdiği açıklayıcı bir karşıtlığa işaret eder.

Alıştırma

Hangi durum deliberate irony için en açık örnektir?

  1. Anlamı tamamen doğrudan olan bir şaka anlatmak
  2. Bir sansür kurumuna İfade Özgürlüğü Bakanlığı adını vermek
  3. Bir raporda kazara yapılmış bir yazım hatası bulmak
Cevabı göster

Bir sansür kurumuna İfade Özgürlüğü Bakanlığı adını vermek

Kültür

doublespeak: gerçekliği gizleyen veya çarpıtan dil

Burada doublespeak, gerçek anlamı gizlemek, yumuşatmak, çarpıtmak ve hatta tersine çevirmek üzere tasarlanmış ifadeleri anlatır. Zararlı veya kabul edilemez bir şeyi tarafsız ya da olumlu göstermek için sık sık belirsiz terimler, örtmeceler, jargon veya çelişkiler kullanır. Bu kavram yalnızca yalan söylemekten daha geniştir; temel nokta, kullanılan sözcüklerin kendisiyle anlayışı yönlendirmektir. Terim, siyasi ve bürokratik dil eleştirilerinde yaygındır ve dilin insanların gerçekliği anlama biçimini kontrol etmek için kullanılmasına ilişkin Orwellci kaygılarla sık sık bağlantılıdır.

Alıştırma

Hangi durum doublespeak kavramını en iyi örnekler?

  1. Sivillerin ölümüne, daha az rahatsız edici duyulsun diye 'collateral damage' demek
  2. Yazım hatası nedeniyle yanlış tarihi vermek
  3. Yanlış bir iddiayı açık kanıtlarla düzeltmek
Cevabı göster

Sivillerin ölümüne, daha az rahatsız edici duyulsun diye 'collateral damage' demek

When words are used not to convey meaning, Dilbilgisi

2:03

Kelimeler bir anlam iletmek için değil,

but to undermine it,

2:06

tam tersine o anlamı baltalamak için kullanıldığında,

corrupting the very ideas they refer to. Öbek fiiller

2:07

atıfta bulundukları fikirlerin kendisini yozlaştırır.

Dilbilgisi

not to convey meaning, but to undermine it: bir amacı reddedip diğerini öne sürmek

Not to A, but to B iki amacı karşılaştırır: A'nın amaç olduğunu reddeder, B'yi gerçek ya da vurgulanan amaç olarak sunar. Bu cümlede convey meaning amacı reddedilir; vurgu undermine it üzerindedir. İki taraf paraleldir: to convey ve to undermine, to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. It, meaning sözcüğüne döner; bu nedenle undermine it, anlamı zayıflatmak ya da bozmak demektir.

Alıştırma

Tabelanın amacının odayı süslemek değil, ziyaretçileri uyarmak olduğunu anlatmak için cümleyi not to ... but to ... ile tamamlayın: The sign was placed here ____ decorate the room, ____ warn visitors.

Cevabı göster

not to · but to

Öbek fiiller

they refer to: sözcüklerin belirttiği şey

Refer to burada bir fikri belirtmek ya da işaret etmek anlamındadır. They, önceki words sözcüğüne gönderme yapar. İlgi yan cümlesinde to'dan sonra eksik olan nesne the very ideas ifadesine karşılık gelir: sözcüklerin işaret ettiği fikirler. the ideas they refer to yapısında ilgi zamiri that düşürülür ve to edatı doğal olarak yan cümlenin sonunda kalır. Genel olarak X refers to Y, bir sözcüğün, etiketin veya simgenin neyi temsil ettiğini açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede refer to, altyazıdaki gibi belirtmek ya da temsil etmek anlamında kullanılmıştır?

  1. She referred the customer to a specialist.
  2. In this chart, blue refers to completed tasks.
  3. Please refer to the safety guide before operating the machine.
Cevabı göster

In this chart, blue refers to completed tasks.

The regime's control of language goes even further, Anlatım akışı

2:12

Rejimin dil üzerindeki kontrolü daha da ileri giderek,

eliminating words from the English language

2:14

İngilizce dilinden kelimeleri ortadan kaldırır

to create the official dialect of Newspeak, Kültür

2:16

ve Yenisöylem (Newspeak) adında resmi bir lehçe yaratır;

Anlatım akışı

goes even further: sonraki noktayı daha ileri bir aşamaya taşımak

goes even further ifadesi bir artış ve ileri aşamaya geçiş bildirir. Dinleyiciye, sonraki ayrıntının yalnızca başka bir örnek olmadığını; rejimin dil üzerindeki kontrolünün daha derin veya daha aşırı bir düzeyini gösterdiğini anlatır. Burada further fiziksel mesafeyi değil, dereceyi veya kapsamı belirtir. Even bu yükselişi güçlendirir; ardından gelen -ing yapısı eliminating words... ise bu daha güçlü kontrolün ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede goes even further neyi bildiriyor? The report notes careless bookkeeping and goes even further by alleging deliberate fraud.

  1. Raporun fiziksel olarak daha uzak bir mesafeye hareket ettiğini anlatır.
  2. Raporun ilgisiz bir konuya geçtiğini gösterir.
  3. Dolandırıcılık iddiasını daha güçlü ve ciddi bir sonraki nokta olarak gösterir.
Cevabı göster

Dolandırıcılık iddiasını daha güçlü ve ciddi bir sonraki nokta olarak gösterir.

Kültür

official dialect of Newspeak: 1984'teki denetimli dil

Newspeak, George Orwell'ın 1984 romanında iktidardaki Parti tarafından yaratılan kurgusal dildir. Sözcük dağarcığını azaltmak ve insanların kolayca ifade edebileceği, nihayetinde de düşünebileceği fikirleri sınırlamak amacıyla bilinçli olarak tasarlanmıştır. official dialect sözleri kurumsal kontrolü vurgular: Newspeak devlet tarafından planlanıp dayatılır; yeni argo sözcüklerden oluşan bir grup veya doğal biçimde gelişmiş bölgesel bir lehçe değildir.

Alıştırma

official dialect of Newspeak ifadesindeki Newspeak neyi belirtir?

  1. İfade ve düşünceyi sınırlamak amacıyla resmî olarak tasarlanmış kurgusal bir dil.
  2. Zaman içinde doğal olarak gelişmiş bölgesel bir aksan.
  3. Gayriresmî olarak kullanılan yeni internet argolarından oluşan bir derleme.
Cevabı göster

İfade ve düşünceyi sınırlamak amacıyla resmî olarak tasarlanmış kurgusal bir dil.

a crudely limited collection of acronyms Kelime

2:20

bu, son derece kısıtlı bir kısaltmalar

and simple concrete nouns,

2:22

ve basit somut isimler koleksiyonudur ve

Kelime

crudely limited collection of acronyms and simple concrete nouns: kaba ve dar bir söz varlığı

Bu isim öbeğinde crudely limited, kaba ve gelişmemiş bir biçimde sınırlandırılmış anlamına gelir. Hem söz varlığının küçük olduğunu hem de bu sınırlamanın kötü tasarlandığını düşündürür. collection of, azaltılmış söz varlığının neler içerdiğini açıklar. Acronyms, baş harflerden oluşturulan ve çoğu zaman bir sözcük gibi okunan kısaltmalardır. Simple concrete nouns ise dog, chair veya water gibi doğrudan algılanabilen kişileri, yerleri, nesneleri ya da maddeleri adlandıran basit somut isimlerdir. Buradaki concrete, abstract ile karşıtlık kuran bir dil bilgisi terimidir; “betondan yapılmış” anlamına gelmez. İfade bir bütün olarak, ayrıntıları veya soyut fikirleri anlatmaya çok az olanak veren bir dili düşündürür.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeye en uygun yorum hangisidir?

  1. İnşaat malzemelerini adlandıran isimlerin listesi.
  2. Teknik fiillerden ve soyut fikirlerden oluşan ayrıntılı bir söz varlığı.
  3. Kısaltmalardan ve algılanabilen şeyleri adlandıran temel isimlerden oluşan, küçük ve kaba biçimde tasarlanmış bir söz varlığı.
Cevabı göster

Kısaltmalardan ve algılanabilen şeyleri adlandıran temel isimlerden oluşan, küçük ve kaba biçimde tasarlanmış bir söz varlığı.

lacking any words complex enough Dilbilgisi

2:25

nüanslı veya eleştirel düşünceyi teşvik edecek kadar

to encourage nuanced or critical thought. Kelime

2:27

karmaşık olan kelimelerden yoksundur.

Dilbilgisi

complex enough to encourage: sıfat + enough + to-infinitive

adjective + enough + to-infinitive yapısı, bir kişinin veya şeyin sonraki eylem ya da sonuç için gereken dereceye ulaştığını belirtir. complex enough to encourage, “teşvik etmeye veya harekete geçirmeye yetecek kadar karmaşık” anlamına gelir. Enough sıfattan sonra gelir: complex enough denir, enough complex denmez. Burada complex enough to encourage nuanced or critical thought ifadesinin tamamı words sözcüğünü niteler. Bu yapı yeterli bir dereceyi veya kapasiteyi anlatır; ancak sonucun kesinlikle gerçekleştiğini tek başına belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için complex ve enough sözcüklerini doğru sırayla kullanın: The topic is ____ to encourage a thoughtful debate.

Cevabı göster

complex enough

Kelime

nuanced or critical thought: incelikli ya da eleştirel düşünce

İncelikli düşünce, bir konuyu basit bir ikili seçime indirgemek yerine küçük farkları, katmanları ve istisnaları fark eder. Eleştirel düşünce ise bir yargıya varmadan önce iddiaları, kanıtları ve varsayımları inceler. Burada or, birbiriyle ilişkili iki derin düşünme biçimini bağlar. Bu ifadede critical, analiz eden ve sorgulayan anlamındadır; tehlikeli derecede ciddi anlamına gelmez ve yalnızca insanları eleştirmek demek değildir.

Alıştırma

Nuanced or critical thought ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. İnce farkları gören ve fikirlerle kanıtları değerlendiren düşünce
  2. Yalnızca anlık bir acil durumu düşünen düşünce
  3. Sırf olumsuz olmak için her fikri reddetmek
Cevabı göster

İnce farkları gören ve fikirlerle kanıtları değerlendiren düşünce

This has an effect on the psyche Kalıp ifadeler

2:30

Bunun insan psikolojisi üzerinde bir etkisi vardır

Orwell calls doublethink, Kültür

2:32

ve Orwell buna çiftdüşün (doublethink) der;

Kalıp ifadeler

have an effect on the psyche: ruhsal dünya üzerinde etkisi olmak

have an effect on + isim kalıbı, birini veya bir şeyi etkilemek anlamına gelir. Bu kalıpta effect bir isimdir; on ise etkilenen kişiyi ya da şeyi belirtir. The psyche, kişinin içsel zihinsel ve duygusal dünyasıdır; fiziksel bir organ olarak beynin kendisi değildir. This, hemen önce bahsedilen duruma gönderme yapar ve onu bu psikolojik etkinin nedeni olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi effect kullanılan sabit isim kalıbıyla tamamlayın: Long-term isolation can ____ the psyche.

Cevabı göster

have an effect on

a hypnotic state of cognitive dissonance Kelime

2:35

bu, bilişsel uyumsuzluğun hipnotik bir halidir

Kültür

doublethink: çelişkili inançları aynı anda doğru kabul etmek

Doublethink, George Orwell'ın 1984 romanında türettiği bir terimdir. Birbiriyle çelişen iki inancı aynı anda zihinde tutup ikisini de doğru kabul ederken bu çelişkinin farkındalığını bastırmak anlamına gelir. Bu cümlede hipnotik bir bilişsel uyumsuzluk durumu, konuşmacının doublethink'ü manipüle edilmiş bir düşünme biçimi olarak tanımlamasıdır. Bir şeyi iki kez düşünmek ya da yalnızca kararsız kalmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum doublethink'ün en açık örneğidir?

  1. Bir yönetici, birini seçmeden önce iki planı karşılaştırır.
  2. Bir okur, daha güçlü kanıtlar bulduktan sonra fikrini değiştirir.
  3. Bir vatandaş, birbiriyle çelişen iki resmî iddiayı aynı anda doğru kabul eder.
Cevabı göster

Bir vatandaş, birbiriyle çelişen iki resmî iddiayı aynı anda doğru kabul eder.

Kelime

cognitive dissonance: inançlar ve eylemler arasındaki iç çatışma

Cognitive dissonance, bir kişinin inançları, tutumları, bilgisi veya davranışları çatıştığında ortaya çıkabilen psikolojik gerilim ya da rahatsızlıktır. Bu cümlede birbiriyle bağdaşmayan düşüncelerden oluşan bir durumu anlatır. Çatışma, aynı kişinin düşünceleri veya davranışları içinde gerçekleşir. Farklı kişiler arasındaki sıradan bir görüş ayrılığından daha özel bir kavramdır.

Alıştırma

Çatışan inançlar ve davranışların yol açtığı gerilimi anlatan resmî psikoloji terimiyle cümleyi tamamlayın: Lena experienced ____ when her purchases went against her environmental values.

Cevabı göster

cognitive dissonance

in which one is compelled to disregard their own perception Dilbilgisi

2:37

ki burada kişi kendi algılarını görmezden gelerek,

Dilbilgisi

is compelled to disregard: görmezden gelmeye zorlanmak

Is compelled to disregard, be compelled to + fiilin yalın hâli biçimindeki edilgen kalıbı kullanır. Dış baskı, otorite veya güçlü koşulların birini bir şeyi görmezden gelmeye ya da bir kenara bırakmaya zorladığını anlatır; gönüllü bir seçim değildir. Burada disregard, kişinin kendi algısını bilinçli olarak güvenilecek bir şey saymaması anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp be compelled to do something şeklindedir ve baskıya maruz kalan kişi dil bilgisel özne olur.

Alıştırma

Hangi cümle, dış baskının çalışanı raporu saklamaya zorladığını en açık biçimde anlatır?

  1. The employee was compelled to hide the report.
  2. The employee wanted to hide the report.
  3. The employee planned to hide the report for fun.
Cevabı göster

The employee was compelled to hide the report.

in place of the officially dictated version of events, Notlar

2:40

resmi olarak dikte edilmiş olayların versiyonunu kabul etmeye zorlanır

Kalıp ifadeler

in place of: bir seçeneği diğeriyle değiştirmek

In place of, yerine veya bir şeyin yerine kullanılmak anlamına gelen birleşik bir edattır. Olağan rolü başka bir kişi, şey veya eylem tarafından devralınan kişi, şey ya da eylemi belirtir. Bu cümlenin genel anlamında, olayların resmî olarak dayatılan anlatımı kişinin kendi algısına normalde verilen rolü devralır. Buradaki place fiziksel bir yeri ifade etmez. İfadeyi açık biçimde yeniden kullanmak için use X in place of Y kalıbını izleyin: X yerine kullanılan şey, Y ise değiştirilen şeydir.

Alıştırma

Bir şeyin yerine anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Use oat milk ____ cream in this recipe.

Cevabı göster

in place of

Kelime

officially dictated version of events: resmî makamlarca dayatılan olay anlatımı

Version of events, ne olduğuna ilişkin bir anlatım ya da açıklamadır; buradaki version, yazılım sürümü demek değildir. Officially dictated, insanların hangi anlatımı kabul etmesinin beklendiğine bir otoritenin karar verdiğini belirtir. Burada dictated, birine yazması için yüksek sesle söylenmiş anlamına gelmez. Dayatılmış veya denetlenmiş anlamı taşır; bu nedenle ifade resmî anlatıya eleştirel yaklaşır.

Alıştırma

Hangi cümle bir otoritenin, insanların kabul etmesi beklenen anlatımı dayattığını söylüyor?

  1. The article installs the latest version of the software.
  2. The article repeats an officially dictated version of events.
  3. The article quotes an official version of events without endorsing it.
Cevabı göster

The article repeats an officially dictated version of events.

leaving the individual completely dependent Dilbilgisi

2:44

ve bu da bireyi tamamen

on the state's definition of reality itself. Kelime

2:46

devletin gerçekliği kendi tanımlamasına bağımlı hale getirir.

Dilbilgisi

leaving ... completely dependent on: sonuç bildiren -ing yan cümlesi

Leaving ile başlayan -ing yan cümlesi, önce anlatılan durumun sonucunu belirtir: sonuç olarak birini bu durumda bırakır. Burada leaving, uzaklaşmak anlamına gelmez. Kalıp leave + nesne + sıfat tümlecidir: leave the individual completely dependent. Ardından dependent on, bireyin güvenmek veya dayanmak zorunda olduğu kişi ya da şeyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi leaving + nesne + completely dependent on ile tamamlayın. Several households yerine them kullanın: The flood isolated several households, ____ emergency deliveries.

Cevabı göster

leaving them completely dependent on

Kelime

the state's definition of reality itself: neyin gerçek sayılacağını iktidarın belirlemesi

Buradaki state, bir durum ya da hâl değil; devlet, hükümet veya iktidardaki siyasi sistem anlamındadır. The state's definition of reality, bu otoritenin neyin gerçek veya doğru sayılacağını belirleyen açıklamasıdır. Bu ifade, gerçekliği iktidarın başkaları adına tanımlayabileceği bir şey gibi sunar. Yalnızca tek tek olguların veya bilgilerin değil, anlamın kendisinin denetlendiğini ima eder; itself, reality sözcüğünü güçlendirerek bu iddianın kapsamını vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede the state's definition of reality itself ne anlama gelir? Without independent sources, people hear only the state's definition of reality itself.

  1. Eyaletler arasındaki yasal sınırlar
  2. Hükümetin neyin gerçek veya doğru sayılacağına karar vermesi
  3. Hükümetin fiziksel durumu
Cevabı göster

Hükümetin neyin gerçek veya doğru sayılacağına karar vermesi

The result is a world in which even the privacy Deyimler

2:50

Sonuç, bir kişinin kendi düşünce sürecinin

of one's own thought process is violated,

2:53

mahremiyetinin bile ihlal edildiği bir dünyadır;

Deyimler

privacy of one's own thought process is violated: iç dünyaya ait mahremiyetin ciddi biçimde ihlali

Privacy of one's own thought process ifadesi, kişinin iç düşüncelerini korunması gereken özel bir alan olarak ele alır. One's, bir kişiye ait anlamındaki resmî ve genel bir iyelik biçimidir; own ise düşüncelerin o kişinin kendisine ait olduğunu vurgular. Is violated edilgen yapıdadır ve ihlali yapandan çok zarar gören mahremiyete odaklanır. Violate; privacy, rights, confidentiality, laws veya boundaries gibi nesnelerle kullanılabilir. Burada hafif bir kesinti değil, ciddi bir müdahale veya ihlal anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle önemli bir mahremiyet sınırının aşıldığını söylüyor?

  1. Publishing her private messages without permission protected her privacy.
  2. Publishing her private messages without permission respected her privacy.
  3. Publishing her private messages without permission violated her privacy.
Cevabı göster

Publishing her private messages without permission violated her privacy.

where one may be found guilty of thoughtcrime Kültür

2:56

öyle ki uykularında konuştukları için bile

by talking in their sleep.

2:59

düşünce suçundan suçlu bulunabilirler.

Kültür

found guilty of thoughtcrime: hukuk kalıbı içindeki kurgusal bir suç

Be found guilty of, bir mahkemenin veya başka bir yargı makamının bir kişinin suç işlediğine karar verdiğini belirten resmî bir hukuk kalıbıdır. Yalnızca suçlanmayı değil, suçluluk kararını anlatır. Thoughtcrime, George Orwell'ın 1984 romanında rejimin yasakladığı düşüncelere sahip olma şeklindeki kurgusal suçtur. Bu kavramın hukuk kalıbıyla birleşmesi, düşüncelerin bile suç sayıldığı bir dünyayı gösterir; gerçek dünyada kullanılan sıradan bir ceza hukuku suçu değildir.

Alıştırma

Cümledeki found guilty of thoughtcrime ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bir kişi suç davranışlarını incelerken bulunmuştur.
  2. Bir kişi suç hakkında düşündüğü için kendini suçlu hissetmektedir.
  3. Bir mahkeme veya yetkili makam, birini yasak düşüncelere sahip olma şeklindeki kurgusal suçtan resmen suçlu bulmuştur.
Cevabı göster

Bir mahkeme veya yetkili makam, birini yasak düşüncelere sahip olma şeklindeki kurgusal suçtan resmen suçlu bulmuştur.

And keeping a diary or having a love affair Dilbilgisi

3:02

Ve bir günlük tutmak veya bir aşk ilişkisi yaşamak,

equals a subversive act of rebellion. Kelime

3:05

yıkıcı bir isyan eylemine eşdeğerdir.

Dilbilgisi

keeping ... or having ... equals: gerund öbeklerinin özne olması

Keeping a diary ve having a love affair, isim görevi gören gerund öbekleridir. Her -ing öbeği bir faaliyeti adlandırır ve isim benzeri bir özne görevi üstlenir; cümlede be biçimi bulunmadığı için keeping ve having burada sürmekte olan eylem bildiren fiiller değildir. İki faaliyet or ile alternatifler olarak bağlanır. Her alternatif tekil bir faaliyet olduğu için fiil tekildir: equal değil, equals kullanılır. Bu yapı, eylemlerin tamamını değerlendirmeyi veya sınıflandırmayı sağlar: Doing X or doing Y + tekil fiil + tümleç.

Alıştırma

Hangi cümle or ile bağlanan iki gerund öbeğini alternatif özne olarak doğru kullanır ve standart tekil fiil uyumunu gösterir?

  1. Keeping receipts or taking photos provide useful evidence.
  2. Keep receipts or taking photos provides useful evidence.
  3. Keeping receipts or taking photos provides useful evidence.
Cevabı göster

Keeping receipts or taking photos provides useful evidence.

Kelime

a subversive act of rebellion: yerleşik düzene tehdit olarak gösterilen direniş

Bu cümlede a subversive act of rebellion, mevcut siyasi ya da toplumsal düzene tehdit olarak görülen bir direniş eylemi demektir. Subversive, yerleşik otoriteyi zayıflatma ya da devirme fikrini vurgular; rebellion ise otoriteye bilinçli olarak karşı koyma anlamını ekler. Bu ifade tarafsız bir betimleme değil, güçlü ve resmî bir siyasi yargıdır. Özel eylemlerin bu şekilde adlandırılması, iktidardakilerin bunları yalnızca yasa dışı davranışlar ya da şikâyetler değil, sisteme yönelik tehlikeler olarak sınıflandırdığını gösterir.

Alıştırma

Hangi durum a subversive act of rebellion ifadesine en uygun örnektir?

  1. Hizmetin yavaşlığıyla ilgili özel bir şikâyet
  2. Yerleşik bir rejimi zayıflatmaya veya devirmeye çalıştığı söylenen örgütlü bir girişim
  3. Siyasi amacı olmayan küçük bir park ihlali
Cevabı göster

Yerleşik bir rejimi zayıflatmaya veya devirmeye çalıştığı söylenen örgütlü bir girişim

This might sound like something that can only happen in totalitarian regimes, Dilbilgisi

3:09

Bu kulağa sadece totaliter rejimlerde olabilecek bir şey gibi gelebilir,

Dilbilgisi

might sound like something that can only happen ...: ilk izlenimi temkinli biçimde sunmak

Bu cümlede might sound like, “öyle bir izlenim verebilir” anlamına gelir. Sound burada gerçek bir ses çıkarmayı değil, bir fikrin nasıl göründüğünü anlatan bir bağ fiilidir. Might, bu izlenimi kesin değil olası olarak sunup ifadeyi yumuşatır. Something that can only happen ... bir isim öbeğidir ve içindeki that can only happen ... bölümü something sözcüğünü niteler. Kalıbın tamamı olası bir ilk izlenimi kabul eder ve çoğu zaman bu izlenime karşı çıkan ya da onu genişleten bir but veya however ifadesine zemin hazırlar.

Alıştırma

Cümleyi temkinli bir ilk izlenim sunan tam kalıpla tamamlayın: The self-driving suitcase ____ in science fiction, but engineers have already built one.

Cevabı göster

might sound like something that can only happen

but Orwell was warning us about the potential Kalıp ifadeler

3:15

ancak Orwell bu tür bir şeyin demokratik toplumlarda bile

for this occurring even in democratic societies. Anlatım akışı

3:18

gerçekleşme potansiyeli hakkında bizi uyarıyordu.

Kalıp ifadeler

warn someone about the potential for ... occurring: olası bir risk konusunda uyarmak

warn someone about ... bir kişiyi olası bir tehlike ya da sorun konusunda uyarmak anlamına gelir. Burada was warning us, Orwell'ın mesajını geçmişte yapılmakta olan bir uyarı olarak sunar. the potential for this occurring, bunun gerçekleşme ihtimali demektir. for sözcüğünden sonra gelen this occurring, -ing biçimli bir yan cümledir: this gerçekleşebilecek şeyi gösterir; occurring ise sürekli zaman yapısındaki ana fiil değildir. potential for + isim veya -ing biçimi, risk ve olasılıkların resmî biçimde tartışılmasında kullanışlıdır.

Alıştırma

Resmî uyarıyı flood fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Engineers warned residents about the potential for ____ during the storm.

Cevabı göster

flooding

Anlatım akışı

even in democratic societies: kapsamı beklentilerin ötesine genişletmek

even in democratic societies ifadesinde even, demokratik toplumları kapsama beklenmedik biçimde dâhil olan bir alan olarak gösterir. Buradaki nokta, tehlikenin yalnızca daha çok beklenebileceği yerlerle sınırlı olmaması; genellikle bu tehlikeye karşı daha güvenli olduğu düşünülen toplumlara da ulaşabilmesidir. Bu nedenle ifade yalnızca bir yer belirtmez. Even, daha dar bir beklentiyi geçersiz kılarak savı düzenler ve uyarıyı güçlendirir.

Alıştırma

Konuşan kişi trafik sıkışıklığını daha çok büyük şehirlerde bekliyordu. Hangi cümle küçük kasabaları kapsamın şaşırtıcı bir uzantısı olarak en iyi biçimde gösterir?

  1. Traffic jams can happen only in small towns.
  2. Traffic jams can happen even in small towns.
  3. Traffic jams can also happen in small towns.
Cevabı göster

Traffic jams can happen even in small towns.

And this is why authoritarian alone Notlar

3:22

Ve işte bu yüzden otoriter olmak tek başına

does not Orwellian make.

3:24

bir şeyi Orwellian yapmaz.

Anlatım akışı

And this is why: önceki nedenlere dönüp sonucu sunmak

And this is why ifadesinde this, az önce sunulan nedenlere veya kanıtlara gönderme yapar; why ise bu nedenlerin desteklediği sonucu getirir. Bir söylem işareti olarak bu ifade önceki akıl yürütmeyi toparlar ve dinleyiciye sıradaki kısmın yeni bir konu değil, o akıl yürütmenin sonucu olduğunu bildirir.

Alıştırma

And this is why bir argümanda ne işe yarar?

  1. Önceki nedenlere gönderme yapar ve bunlardan çıkan sonucu sunar.
  2. Konuşmacının önceki nedenlerden kuşku duyduğunu gösterir.
  3. Önceki konuyla ilgisiz bir örnek başlatır.
Cevabı göster

Önceki nedenlere gönderme yapar ve bunlardan çıkan sonucu sunar.

Dilbilgisi

authoritarian alone does not Orwellian make: edebî devrik yapı

Vurgulanan bölüm, kasıtlı olarak eski tarz ve edebî bir söz dizimi kullanır. Günümüz İngilizcesinin olağan sırasıyla düşünce Being authoritarian alone does not make something Orwellian şeklindedir. Örtük something bir sistem, politika veya toplum olabilir. Sonuç etiketi olan Orwellian sözcüğünü make fiilinin önüne almak, One swallow does not a summer make gibi yapılara benzeyen atasözümsü bir ritim oluşturur. Kilit sözcük alone, iddiayı sınırlar: otoriter özellikler tek başına Orwellian etiketini haklı çıkarmaya yetmez.

Alıştırma

Vurgulanan bölümü günümüz İngilizcesinin olağan söz dizimiyle en doğru biçimde yeniden ifade eden cümle hangisidir?

  1. Being Orwellian alone does not make something authoritarian.
  2. Being authoritarian alone does not make something Orwellian.
  3. Anything authoritarian is automatically Orwellian.
Cevabı göster

Being authoritarian alone does not make something Orwellian.

In his essay "Politics and the English Language", Kültür

3:28

"Siyaset ve İngiliz Dili" adlı makalesinde,

Kültür

“Politics and the English Language”: Orwell'ın denemesinin başlığı

“Politics and the English Language”, iki konuya genel olarak gönderme yapan bir ifade değil, George Orwell'ın belirli bir denemesinin başlığıdır. Orwell bu denemede özellikle siyasi yazılardaki belirsiz, klişeleşmiş ve gereksiz yere karmaşık dili eleştirir. Bu arka plan, ileride verilen ve anlamı gizlemek ya da yanıltıcı bir izlenim yaratmak için kullanılan dil örneklerini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede “Politics and the English Language” neyi belirtir?

  1. Birbiriyle ilgisiz iki okul dersi
  2. George Orwell'ın siyasi dildeki sorunları ele alan belirli bir denemesi
  3. Bir İngilizce dil bilgisi kitabındaki bir bölüm
Cevabı göster

George Orwell'ın siyasi dildeki sorunları ele alan belirli bir denemesi

he described techniques like using pretentious words to project authority Kalıp ifadeler

3:31

otorite yansıtmak için gösterişli kelimeler kullanmak

Kalıp ifadeler

pretentious words to project authority: gösterişli sözlerle otorite izlenimi yaratmak

Pretentious words, gerekenden daha önemli, bilgili veya seçkin görünmek için seçilen ve genellikle eleştirel anlam taşıyan sözcüklerdir. to project authority mastarı, bu sözcüklerin kullanılma amacını belirtir. Burada project, “bir izlenim sunmak veya yaratmak” anlamındadır; “bir görüntüyü yansıtmak” anlamına gelmez. Project authority, başkalarının sizi otoriter veya yetkili biri olarak algılamasını sağlamaktır; gerçekten yetki sahibi olduğunuzu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, kişinin resmî yetki kullanması veya bu yetkiye sahip olması yerine otorite izlenimi yarattığını anlatır?

  1. The presenter used a calm, firm voice to project authority.
  2. The supervisor has authority to approve the request.
  3. The judge exercised authority by issuing the order.
Cevabı göster

The presenter used a calm, firm voice to project authority.

or making atrocities sound acceptable Dilbilgisi

3:35

veya vahşetleri örtmeceler ve karmaşık cümle yapıları içinde gizleyerek

Dilbilgisi

make atrocities sound acceptable: vahşetleri kabul edilebilir gibi göstermek

Bu ifade make + nesne + yalın fiil yapısını kullanır: atrocities, making fiilinin nesnesidir; sound ise to almayan yalın fiildir. Sound burada bağ fiili olduğu için acceptable, vahşetlerden söz edildiğinde oluşan izlenimi anlatır. Buradaki anlam, vahşetlerin gerçekten kabul edilebilir hâle gelmesi değildir. Kullanılan dil, dinleyiciye onları kabul edilebilir gibi gösterir. Sunuş biçiminin bir şeyin nasıl algılandığını değiştirdiği durumlarda make + something + sound + sıfat yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle reklamın planın kendisini değil, planla ilgili izlenimi değiştirdiğini söyler?

  1. The advertisement made a risky plan safe.
  2. The advertisement made a risky plan sound safe.
  3. The advertisement made a risky plan sounded safe.
Cevabı göster

The advertisement made a risky plan sound safe.

by burying them in euphemisms and convoluted sentence structures. Notlar

3:37

kabul edilebilir gibi göstermek gibi teknikleri tanımladı.

Deyimler

by burying them in euphemisms: onları örtmecelere gömerek

By + -ing, önceki sonucun hangi yöntemle elde edildiğini gösterir. Burada them, atrocities sözcüğüne gönderme yapar; bury ... in ... ise mecazdır: vahşetler, kat kat örtmeceli dilin altında gizlenir. Örtmece, doğrudan veya rahatsız edici bir terimin yerine daha yumuşak bir ifade kullanır. Bu nedenle bury X in euphemisms, X'in çok fazla yumuşatılmış veya dolaylı dille çevrelenerek ciddiyetinin görülmesinin zorlaştırıldığını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle ciddi bir gerçeğin daha yumuşak sözcüklerin arkasına saklandığını bu mecazla anlatır?

  1. The statement reported the abuse without softening its language.
  2. The statement minimized the abuse by burying it in euphemisms.
  3. The statement clarified the abuse by replacing vague terms with precise ones.
Cevabı göster

The statement minimized the abuse by burying it in euphemisms.

Kelime

convoluted sentence structures: gereksiz yere karmaşık söz dizimi

“Convoluted sentence structures”, söz dizimi gereksiz yere karmaşık, dolaylı veya dolambaçlı olduğu için ana fikri takip etmeyi zorlaştıran cümle yapılarını anlatır. Burada convoluted olumsuz bir değerlendirmedir; yalnızca ileri düzey, resmî veya düşünsel açıdan derin demek değildir. Bu ifade, bilginin nasıl düzenlendiğine odaklanır. Bir cümle uzun olup convoluted olmayabilir; sorun, anlamı gizleyen veya geciktiren gereksiz yapısal karmaşıklıktır.

Alıştırma

Bu bağlamda “convoluted sentence structures” ne anlama geliyor?

  1. Kesin teknik terimleri açık bir sırayla kullanırlar.
  2. Gereksiz yere karmaşıktırlar ve takip edilmeleri zordur.
  3. Yararlı örnekler içerdikleri için uzundurlar.
Cevabı göster

Gereksiz yere karmaşıktırlar ve takip edilmeleri zordur.

But even more mundane abuses of language can affect the way we think about things. Notlar

3:42

Ancak dilin daha sıradan şekillerde kötüye kullanılması bile olaylar hakkında düşünme biçimimizi etkileyebilir.

Kelime

even more mundane abuses of language: sıradan ama zararlı dil kullanımları

“Even more mundane abuses of language”, az önce söz edilen daha çarpıcı örneklerden bile daha sıradan, gündelik ve gözden kaçması kolay dil kullanımlarını anlatır. Mundane zararsız demek değildir; örneklerin ne kadar olağan göründüğünü belirtir. Even, biraz şaşırtıcı bir vurgu ekler: bu kadar sıradan kötüye kullanımlar da düşünceyi etkileyebilir. Abuses of language sözlü hakaretleri değil, dilin yanıltıcı veya zarar verici biçimde kullanılmasını ifade eder.

Alıştırma

Vurgulanan ifadede mundane ne anlama geliyor?

  1. oldukça teknik ve uzmanlık gerektiren
  2. sıradan ve gündelik
  3. dinî ve törensel
Cevabı göster

sıradan ve gündelik

Kalıp ifadeler

affect the way we think about things: düşünme biçimimizi etkilemek

affect + the way + yan cümle kalıbı, bir kişinin düşünme, davranma veya bir şeyi yapma biçimini değiştirmek ya da etkilemek anlamına gelir. Bu cümlede affect fiilinin nesnesi, the way we think about things isim öbeğinin tamamıdır. the way sonrasında we think about things gibi düz cümle söz dizimine sahip bir yan cümle kullanılır. how do we think gibi soru söz dizimi kullanılmaz. Bu kalıp yalnızca bir etkinin var olduğunu söylemek yerine, etkinin hangi yolla işlediğini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi affect the way hedef kalıbıyla tamamlayın: Social media can ____ we communicate with friends.

Cevabı göster

affect the way

The words you see and hear in everyday advertising

3:47

Günlük reklamlarda gördüğünüz ve duyduğunuz kelimeler

have been crafted to appeal to you Kalıp ifadeler

3:51

size hitap etmek

and affect your behavior. Kalıp ifadeler

3:53

ve davranışlarınızı etkilemek için özel olarak tasarlanmıştır.

Kalıp ifadeler

have been crafted to appeal to you: size çekici gelmesi için özenle tasarlanmış

Have been crafted, present perfect zamanda edilgen bir yapıdır. Reklam sözcüklerini bilinçli bir tasarımın mevcut sonucu olarak sunar. Crafted, made sözcüğünden daha amaçlıdır ve ifadelerin dikkatle seçildiğini düşündürür. to-infinitive yapısı amacı belirtir: sözcükler appeal to you amacıyla tasarlanmıştır. Burada appeal to you, ilginizi çekmek veya size çekici ya da ikna edici gelmek anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümlede have been crafted to appeal to you ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Sizden hukuki bir kararı incelemenizi istemişlerdir.
  2. Tesadüfen sizin gözünüzde popüler hâle gelmişlerdir.
  3. Sizi çekmek için bilinçli olarak tasarlanmışlardır.
Cevabı göster

Sizi çekmek için bilinçli olarak tasarlanmışlardır.

Kalıp ifadeler

affect your behavior: affect sözcüğünü fiil olarak kullanmak

affect your behavior ifadesinde affect, “etkilemek veya değiştirmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Your behavior etkilenen ögedir; bu nedenle fiilden hemen sonra, edat olmadan gelir. Bu ifade yalnızca birinin düşüncelerini etkilemekten daha ileri gider: etkinin kişinin gerçekte yaptığı şeyi değiştirebileceğini anlatır. Eylemler veya tepkiler üzerindeki etkiyi belirtir, ancak mutlaka tam kontrol anlamına gelmez.

Alıştırma

Affect sözcüğünü “etkilemek” anlamında doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. Repeated notifications can affect on your behavior.
  2. Repeated notifications can affect your behavior.
  3. Repeated notifications can have an affect on your behavior.
Cevabı göster

Repeated notifications can affect your behavior.

As have the soundbites and talking points of political campaigns, Notlar

3:55

Siyasi kampanyaların vurucu sözleri ve konuşma noktaları da böyledir;

which rarely present the most nuanced perspective on the issues. Kalıp ifadeler

4:00

bunlar sorunlara ilişkin en detaylı bakış açısını nadiren sunarlar.

Dilbilgisi

As have the soundbites and talking points ...: resmî devrik yapı

As have + özne, “aynı durum sonraki özne için de geçerlidir” anlamına gelir. As sonrasında yardımcı fiil have, çoğul özne the soundbites and talking points ifadesinin önüne gelir. Bu devrik yapı, önceki bilgiyi tekrarlamadan yeni bir özne ekler. Burada have, önceki cümlenin present perfect yapısını, özellikle have been crafted ifadesini temsil eder. Bu nedenle yan cümle, siyasi kampanyaların kısa alıntılarının ve konuşma başlıklarının da davranışları etkilemek dâhil olmak üzere daha önce açıklanan şekilde hazırlanmış olduğu anlamına gelir. Buradaki have yardımcı fiildir; “sahip olmak” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: The north entrance has been closed, as have two side gates. As have two side gates ne anlama gelir?

  1. İki yan kapı da kapatıldı.
  2. Bunun yerine iki yan kapı açık.
  3. İki yan kapı kuzey girişinin kapanmasına neden oldu.
Cevabı göster

İki yan kapı da kapatıldı.

Kelime

soundbites and talking points: kısa konuşma kesitleri ve hazırlanmış mesajlar

Soundbite, kolayca yeniden yayımlanıp alıntılanabilmesi için seçilen veya şekillendirilen kısa ve akılda kalıcı bir konuşma parçasıdır. Talking point ise bir kampanyanın sözcülerinden tekrar etmelerini istediği, önceden hazırlanmış bir mesaj veya savdır. Bu cümlede bu ikili, yoğunlaştırılmış iki kampanya iletişimi biçimini adlandırır. Soundbite kısa ve alıntılanabilir biçimiyle, talking point ise bir mesajı iletmedeki planlı işleviyle tanımlanır.

Alıştırma

Bir kampanya, tekrar etmeleri için her sözcüye aynı hazırlanmış iddiayı veriyor. Bu iddiaya ne denir?

  1. a soundbite
  2. a transcript
  3. a talking point
Cevabı göster

a talking point

Kalıp ifadeler

present the most nuanced perspective on the issues: meseleler hakkında en incelikli bakış açısını sunmak

Burada present, “göstermek” veya “ortaya koymak” anlamına gelen bir fiildir. Present a perspective on an issue kalıbı, bir meseleyi anlamanın belirli bir yolunu sunmak demektir. Nuanced, ince farklılıklara, koşullara ve birbiriyle yarışan değerlendirmelere duyarlı olmayı ifade eder. Bu nedenle the most nuanced perspective, meseleyi basit bir slogana veya iki seçenekli bir tercihe indirgemek yerine karmaşıklığını en dikkatli biçimde ele alan bakış açısıdır.

Alıştırma

Gerekirse fiilin biçimini değiştirerek cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Of all the reports, this one ____ on the issue.

Cevabı göster

presents the most nuanced perspective

And the way that we use ready-made phrases and responses, Kalıp ifadeler

4:04

Ve medya raporlarından toplanan veya internetten kopyalanan

Kalıp ifadeler

ready-made phrases and responses: hazır kalıp ifadeler ve yanıtlar

Ready-made, o anki durum için yeni oluşturulmuş değil, önceden hazırlanmış demektir. Burada ready-made phrases and responses, insanların yeni bir yanıt oluşturmak yerine tekrarlayabildiği tanıdık ifadeleri anlatır. Dil için kullanıldığında ready-made eleştirel bir çağrışım taşıyabilir. Konuşanın bağımsız düşünmek yerine hazır bir kalıba dayandığını düşündürür. Yapı ready-made + isim şeklindedir.

Alıştırma

Bu cümlede ready-made neyi düşündürüyor?

  1. Konuşan kendini hazır hissetmeden önce söylenmesi gereken ifadelerdir.
  2. Belirli bir konuşma için oluşturulmuş özgün yanıtlardır.
  3. Yeni bir yanıt oluşturmak yerine tekrarlanabilecek, önceden var olan ifadelerdir.
Cevabı göster

Yeni bir yanıt oluşturmak yerine tekrarlanabilecek, önceden var olan ifadelerdir.

gleaned from media reports or copied from the internet, Kelime

4:08

hazır kalıp ifadeleri ve yanıtları kullanma şeklimiz,

Kelime

gleaned from media reports: medya haberlerinden derlenmiş

Gleaned from media reports, yararlı ayrıntıları bulmak için medya haberlerini araştırarak bilgi toplamak veya öğrenmek anlamına gelir. Glean çoğu zaman tek bir açık bilgiyi doğrudan almaktan ziyade, çok miktarda malzemedeki küçük bilgi parçalarını bir araya getirmeyi düşündürür. Gleaned, glean fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Daha geniş cümlede bu ifade, daha önce sözü edilen dilin nereden geldiğini belirtir. Yaygın yapı glean information, facts, or insights from a source şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve 'yararlı ayrıntıları parça parça topladı' anlamına gelen fiille tamamlayın: Last year, after reading dozens of letters, the biographer ____ a few facts about the artist's childhood.

Cevabı göster

gleaned

makes it easy to get away with not thinking too deeply Notlar

4:11

çok derin düşünmeden

Öbek fiiller

get away with not thinking too deeply: derinlemesine düşünmeden sonuçlardan kurtulmak

get away with not thinking too deeply ifadesindeki get away with, sorumsuzca veya kabul edilemez bir şey yapıp yakalanmamak, eleştirilmemek ya da beklenen sonuçlarla karşılaşmamak anlamına gelir. Bu cümlede eleştirilen davranış, derinlemesine düşünmemek ve yine de hiçbir sonuçla karşılaşmamaktır; fiziksel olarak kaçmak anlamına gelmez. With bir edattır, bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir. Eylemi olumsuz yapmak için not, -ing biçiminin önüne yerleştirilir: get away with not thinking.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın gerçekleri kontrol etmediği hâlde hiçbir sonuçla karşılaşmadığını doğal biçimde anlatır?

  1. Maya got away with not checking the facts.
  2. Maya got permission to check the facts.
  3. Maya got away with not check the facts.
Cevabı göster

Maya got away with not checking the facts.

or questioning your assumptions. Kalıp ifadeler

4:15

veya kendi varsayımlarınızı sorgulamadan sıyrılmayı kolaylaştırır.

Dilbilgisi

make it easy to + fiil: bir eylemi kolaylaştırmak

makes it easy to ifadesinde make, “bir şeyin olmasına yol açmak” anlamına gelir ve yapı make + it + sıfat + to’lu mastar şeklindedir. It, yer tutucu nesnedir; kolaylaşan asıl eylem, ardından gelen to’lu mastarla belirtilir. Aynı kalıbı koruyup sıfatı değiştirebilirsiniz: make it difficult to understand veya make it possible to continue gibi. Bu yapı, bir koşulun bir eylemi kolay, zor, mümkün ya da benzer bir duruma getirdiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi make + it + sıfat + to’lu mastar kalıbıyla tamamlayın: Clear labels make ____ find the right folder.

Cevabı göster

it easy to

Kalıp ifadeler

questioning your assumptions: varsayımlarınızı sorgulamak

questioning your assumptions ifadesinde question, yalnızca “soru sormak” değil, “şüphe etmek ve incelemek” anlamına gelen bir fiildir. Assumptions, tamamen kontrol edilmeden doğru kabul edilen fikirleri ifade eder. Bu ifade eleştirel düşünmedeki bir adımı anlatır: bir sonucun arkasındaki inançları belirlemek ve bunların kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini sınamak.

Alıştırma

“questioning your assumptions” sizden ne yapmanızı ister?

  1. Her inancı sözlü bir soruya dönüştürmek.
  2. Doğru olduğu varsayılan inançların kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini kontrol etmek.
  3. Kanıtın yerine sınanmamış bir tahmin koymak.
Cevabı göster

Doğru olduğu varsayılan inançların kanıtlarla desteklenip desteklenmediğini kontrol etmek.

So the next time you hear someone use the word Orwellian, Anlatım akışı

4:18

Bu yüzden bir dahaki sefere birinin Orwellian kelimesini kullandığını duyduğunuzda,

Anlatım akışı

So the next time you hear ...: açıklamadan eyleme geçiş yapmak

So önceki açıklamayı tamamlar ve ardından gelen kısmı bunun uygulamaya dönük bir sonucu olarak sunar. The next time you hear ... gelecekteki bir tetikleyici durumu kurar: aynı durum yeniden yaşandığında dinleyici önceki analizi uygulamalıdır. Zaman yan cümlesi virgülle bittiği için asıl tavsiyeyi verecek ana cümleye hazırlık yapar. Böylece bu giriş, konuşmayı bir fikri açıklamaktan dinleyiciye onu nasıl kullanacağını göstermeye taşır.

Alıştırma

Bu girişin temel düzenleme işlevi nedir?

  1. Önceki açıklamayı dinleyicinin onu uygulayabileceği gelecekteki bir duruma bağlar.
  2. Konuşmacının önceki açıklamasını geri çeker.
  3. Geçmişteki ilgisiz bir olay hakkında hikâye başlatır.
Cevabı göster

Önceki açıklamayı dinleyicinin onu uygulayabileceği gelecekteki bir duruma bağlar.

pay close attention. Kalıp ifadeler

4:21

çok dikkat edin.

Kalıp ifadeler

pay close attention: çok dikkat etmek

Pay close attention, 'çok dikkatle odaklanmak' veya 'önemli ayrıntıları fark etmek' anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada pay, 'ödeme yapmak' anlamına gelmez; dikkati bir şeye yöneltmeyi anlatır, close ise dikkatin özellikle özenli olduğunu vurgular. Emir cümlesi olarak Pay close attention. dinleyiciye doğrudan odaklanmasını söyler. Dikkat edilecek şeyi belirtmek için pay close attention to + isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Bu derste geçen ve 'çok dikkatle odaklanmak' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyi kullanın: Before the interview, ____ to the instructions.

Cevabı göster

pay close attention

If they're talking about the deceptive and manipulative use of language, Notlar

4:23

Eğer dilin aldatıcı ve manipülatif kullanımından bahsediyorlarsa,

Kelime

deceptive and manipulative use of language: dilin aldatıcı ve yönlendirici biçimde kullanılması

Bu resmî isim öbeğinin ana sözcüğü use'dur: ifade, dilin bir kullanım biçimini anlatır. Deceptive ve manipulative sözcüklerinin ikisi de use sözcüğünü niteler ve ifadeye güçlü bir olumsuz değerlendirme katar. Deceptive, kullanılan sözlerin insanları yanılttığını veya yanlış bir izlenim yarattığını belirtir. Manipulative ise sözlerin birinin amacı doğrultusunda insanların yargılarını, duygularını ya da seçimlerini yönlendirmek için kasıtlı olarak tasarlandığı anlamını ekler.

Alıştırma

Hangi durum deceptive and manipulative use of language ifadesiyle en iyi şekilde açıklanır?

  1. Bir rehber, teknik bir terimi daha basit sözcüklerle açıklar.
  2. Bir rapor kanıtlarını ve sınırlamalarını açıkça belirtir.
  3. Bir reklam önemli bir ücreti gizler ve insanları hemen satın almaya zorlamak için korkuyu kullanır.
Cevabı göster

Bir reklam önemli bir ücreti gizler ve insanları hemen satın almaya zorlamak için korkuyu kullanır.

they're on the right track. Deyimler

4:26

doğru yoldalar demektir.

Dilbilgisi

If they're talking about ... they're on the right track: koşullu bir değerlendirme

If they're talking about ..., they're on the right track kalıbı bir değerlendirmeyi koşul ve sonuç olarak ikiye ayırır. If yan cümlesi bulunması gereken özelliği belirtir; ana cümle ise bu koşul karşılandığında olumlu değerlendirmeyi verir. Burada on the right track mecazidir. Yorumlarının veya yaklaşımlarının doğru yönde ilerlediğini anlatır; her ayrıntının tamamlanmış veya tamamen doğru olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle kalıp, birinin temel fikri anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi açıklama örnekteki yapıya en iyi uyar?

  1. Her yorumun hiçbir koşul olmadan tamamen doğru olduğunu söyler.
  2. Bir koşul koyar ve ardından bu koşulun karşılanmasının yorumun genel olarak doğru olduğu anlamına geldiğini söyler.
  3. Konuşan kişilerin gerçek bir demir yolu hattını izlediğini söyler.
Cevabı göster

Bir koşul koyar ve ardından bu koşulun karşılanmasının yorumun genel olarak doğru olduğu anlamına geldiğini söyler.

Deyimler

on the right track: doğru yolda olmak

On the right track, birinin düşüncesinin, yönteminin, araştırmasının veya planının doğru ya da umut verici bir yönde ilerlediğini belirten bir deyimdir. Track burada mecazidir; gerçek bir demiryolu rayını anlatmaz. Bu, cesaretlendirici fakat sınırlı bir övgüdür: cevap henüz tamamlanmamış veya bazı ayrıntılar hâlâ yanlış olsa bile yaklaşım doğru olabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef deyimle tamamlayın: The data is incomplete, but your explanation is ____.

Cevabı göster

on the right track

If they're talking about mass surveillance and intrusive government, Kültür

4:28

Eğer kitlesel gözetimden ve baskıcı hükümetten bahsediyorlarsa,

they're describing something authoritarian,

4:32

otoriter bir şey tarif ediyorlar demektir,

but not necessarily Orwellian. Kalıp ifadeler

4:34

ancak bu mutlaka Orwellian değildir.

Kültür

mass surveillance and intrusive government: kitlesel gözetim ve özel hayata aşırı müdahale eden devlet

Mass surveillance, belirli tek bir kişiye odaklanan bir soruşturma yerine çok sayıda insanın sistemli biçimde izlenmesi demektir. Intrusive government, devlet müdahalesinin mahremiyete, özel hayata veya bireysel tercihlere gereğinden fazla uzandığı değerlendirmesini ifade eder. Bu iki ifade birlikte gözetim ve müdahaleyi sivil özgürlüklerle ilgili sorunlar olarak çerçeveler. Bu cümlede söz konusu özellikler authoritarian etiketini destekler, ancak tek başlarına daha dar kapsamlı Orwellian etiketini kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi durum mass surveillance and intrusive government ifadesiyle en iyi şekilde tanımlanır?

  1. Bir mahkeme, belirli bir ceza davasında kanıt aramak için sınırlı bir aramaya izin verir.
  2. Bir şehir neredeyse herkesin hareketlerini izler ve verileri özel tercihlere müdahale etmek için kullanır.
  3. Bir kütüphane ziyaretçilerden isteğe bağlı ve anonim bir ankete katılmalarını ister.
Cevabı göster

Bir şehir neredeyse herkesin hareketlerini izler ve verileri özel tercihlere müdahale etmek için kullanır.

Kalıp ifadeler

not necessarily Orwellian: olasılığı değil, kesinliği reddetmek

Not necessarily Orwellian ifadesinde not, necessarily sözcüğünü niteler; bu yüzden kategorinin kendisini değil, kesinliği reddeder. Yani mevcut tanım, Orwellian etiketinin geçerli olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. İfade her iki olasılığı da açık bırakır. Bir şey yine de Orwellian olabilir, ancak daha fazla kanıt veya daha belirli özellikler gerekir. Bu yapı, karşıt bir iddiada bulunmadan aşırı genellemeyi düzeltmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

The policy is not necessarily Orwellian cümlesi ne anlama gelir?

  1. Politika kesinlikle Orwellian değildir.
  2. Devletin dahil olduğu her politika Orwellian'dır.
  3. Politika Orwellian olabilir, ancak bu etiket otomatik olarak geçerli değildir.
Cevabı göster

Politika Orwellian olabilir, ancak bu etiket otomatik olarak geçerli değildir.

And if they use it as an all-purpose word for any ideas they dislike, Kelime

4:37

Ve eğer bu kelimeyi sadece hoşlanmadıkları fikirler için çok amaçlı bir kelime olarak kullanıyorlarsa,

Kelime

all-purpose word: gereğinden fazla geniş kullanılan bir etiket

All-purpose genellikle birçok farklı amaca uygun anlamına gelir. Burada an all-purpose word, konuşmacının hoşlanmaması nedeniyle birçok farklı fikir için tek bir etiket olarak kullanılan sözcüktür. Bu ifade övgü değil, eleştiri taşır: etiketi bu kadar geniş uygulamak onun kesinliğini azaltır. Daha genel olarak, aslında birbirinden ayrılması gereken durumları da kapsayacak biçimde kapsamı genişletilmiş bir terimi anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede all-purpose word ifadesi neyi eleştiriyor?

  1. Kimseyi incitmemek için seçilmiş kibar bir sözcük.
  2. Hoşlanılmayan birçok farklı fikre gereğinden fazla geniş biçimde uygulanan bir etiket.
  3. Herkesin kabul ettiği tek ve kesin anlamı olan teknik bir terim.
Cevabı göster

Hoşlanılmayan birçok farklı fikre gereğinden fazla geniş biçimde uygulanan bir etiket.

it's possible their statements are more Orwellian Dilbilgisi

4:42

kendi ifadelerinin eleştirdikleri o şeyden

than whatever it is they're criticizing. Dilbilgisi

4:46

daha Orwellian olması da mümkündür.

Dilbilgisi

are more Orwellian than: karşılaştırmayı eleştirenlere geri çevirmek

be + more + adjective + than kalıbı, öznenin bir niteliğe karşılaştırma unsurundan daha yüksek derecede sahip olduğunu anlatır. Burada their statements ile eleştirdikleri şey, her birinin ne kadar Orwellian olduğu bakımından karşılaştırılır; fiziksel nesneler karşılaştırılmaz. Orwellian, gerçeğin, anlamın veya düşüncenin manipüle edilmesiyle ilişkili dil ya da uygulamaları anlatır. Karşılaştırma ironik bir tersine dönüş yaratır: Eleştirenlerin kendi sözleri bu etiketi, hedeflerinden daha fazla hak ediyor olabilir.

Alıştırma

their statements are more Orwellian than what they criticize demenin temel etkisi nedir?

  1. Kendi dillerinin bu etikete daha uygun olabileceğini söyleyerek suçlamayı eleştirenlere geri çevirir.
  2. İki siyasi sistemden hangisinin daha eski olduğunu karşılaştırır.
  3. İki tarafın tamamen aynı sözcükleri tamamen aynı biçimde kullandığını söyler.
Cevabı göster

Kendi dillerinin bu etikete daha uygun olabileceğini söyleyerek suçlamayı eleştirenlere geri çevirir.

Dilbilgisi

than whatever it is they're criticizing: belirtilmemiş bir karşılaştırma ögesi

than sözcüğünden sonraki bölümün tamamı, karşılaştırmanın diğer tarafını belirtir. whatever it is they're criticizing, “eleştirdikleri şey, o şey her neyse” anlamına gelir. than sonrasında isim gibi çalışan bir bütün oluşturur. Buradaki whatever, küçümseyici bir yanıt olan “Whatever.” anlamında değildir. whatever it is + yan cümle kalıbı, şeyin tam olarak ne olduğu bilinmediği veya önemli olmadığı için onu bilinçli olarak belirtmeden bırakır.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ve karşılaştırma ögesini belirtmeden bırakan parçayı seçin: This new tool is faster than ___.

  1. no matter what you're using now
  2. whatever it is you're using now
  3. whatever are you using now
Cevabı göster

whatever it is you're using now

Words have the power to shape thought. Kalıp ifadeler

4:50

Kelimelerin düşünceyi şekillendirme gücü vardır.

Kalıp ifadeler

have the power to shape thought: insanların düşünme biçimini etkilemek

have the power to + fiilin yalın hâli, “bir sonuca yol açacak yeteneğe veya etkiye sahip olmak” anlamına gelir. Bu cümlede power, elektrik veya yalnızca resmî yetki değil, etki anlamındadır. shape thought mecazidir. Sözcüklerin fikirlerin nasıl oluştuğunu ve insanların şeyleri nasıl anladığını etkileyebileceğini belirtir; düşüncenin fiziksel bir şekli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade have the power to ile tamamlayın: Small daily choices ____ improve a community.

Cevabı göster

have the power to

Language is the currency of politics, Deyimler

4:53

Dil, siyasetin para birimidir;

Deyimler

Language is the currency of politics: currency sözcüğünün araç anlamındaki mecazı

Buradaki currency para anlamında değil, mecazdır. Değerin, etkinin ya da alışverişin işlemesini sağlayan bir araç demektir. Cümle, siyasi faaliyetin görüşleri iletmek, insanları ikna etmek, müzakere etmek ve kamuoyunun anlayışını şekillendirmek için dile dayandığını söyler. “X is the currency of Y” kalıbı, X’i Y alanında etki, kabul, güven veya erişim kazandıran önemli bir araç olarak sunar. Gerçek bir mali ilişkiden çok, bir alanın nasıl işlediğini vurgular.

Alıştırma

“Language is the currency of politics” ifadesindeki currency ne anlama gelir?

  1. Siyasi faaliyetlerin bedeli sözcüklerle ödenmelidir.
  2. Dil, siyasi etkinin ve fikir alışverişinin işlemesini sağlayan temel bir araçtır.
  3. Siyasi dilin parayla belirlenmiş sabit bir fiyatı vardır.
Cevabı göster

Dil, siyasi etkinin ve fikir alışverişinin işlemesini sağlayan temel bir araçtır.

forming the basis of society

4:55

en sıradan günlük etkileşimlerden

from the most common everyday interactions Dilbilgisi

4:57

en yüksek ideallere kadar

to the highest ideals.

5:00

toplumun temelini oluşturur.

Dilbilgisi

from the most common everyday interactions to the highest ideals: bir aralığı belirtmek

Buradaki from X to Y, yerler arasındaki hareketi değil, bir aralığın iki uç noktasını gösterir. İlk uç noktada sıradan gündelik etkileşimler, ikinci uç noktada ise yüce idealler vardır. Bu nedenle ifade geniş bir aralık sunar ve genellikle iki uç arasındakileri de kapsar. Bu yapıyı kurarken başlangıç noktasından önce from, bitiş noktasından önce to kullanılır. Mümkün olduğunda iki ucu dil bilgisi bakımından paralel tutun; örneğin bir isim öbeğini başka bir isim öbeğiyle eşleştirin.

Alıştırma

Cümleyi from ... to ... ile tamamlayın: The course covers topics ____ basic grammar ____ academic writing.

Cevabı göster

from · to

Orwell urged us to protect our language because ultimately Kalıp ifadeler

5:02

Orwell, dilimizi korumamızı şiddetle tavsiye etti, çünkü nihayetinde

Kalıp ifadeler

urged us to protect our language: urge someone to do something yapısı

Urge someone to do something, birini harekete geçmeye güçlü biçimde teşvik etmek veya buna çağırmak demektir. Yapı urge + kişi + to + fiilin yalın hâlidir: us çağrının yöneltildiği kişileri, protect ise eylemi gösterir. Bu cümlede urged, Orwell'ın mesajını sıradan bir rica olarak değil, ciddi ve önemli bir çağrı olarak sunar. Güçlü bir ikna anlamı taşır, ancak tek başına birinin zorlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi urge someone to do yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Because smoke was spreading, firefighters ____ residents ____ leave immediately.

Cevabı göster

urged · to

our ability to think and communicate clearly Kalıp ifadeler

5:06

açıkça düşünebilme ve iletişim kurabilme yeteneğimiz,

Kalıp ifadeler

our ability to think and communicate clearly: to sözcüğünü paylaşan eş görevli fiiller

Ability to + fiilin yalın hâli, birinin ne yapabildiğini belirtir. Burada to, eş görevli iki yalın fiili, think ve communicate fiillerini başlatır. Tek bir to her iki fiil için de geçerlidir; bu nedenle communicate fiilinden önce to sözcüğünü tekrarlamak isteğe bağlıdır. Clearly, communicate fiilinin hemen ardından geldiği için en doğrudan bu fiili niteler. Ancak açık düşünce ve dil hakkındaki daha geniş tartışmada, açıklığın her iki eylemle de ilgili olduğu anlaşılabilir. İkisini de açıkça belirtmek için ability to think clearly and communicate clearly yazılabilir.

Alıştırma

Ability to yapısını iki eş görevli fiille doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. Her ability to listening and responding calmly helped the team.
  2. Her ability to listen and respond calmly helped the team.
  3. Her ability for listen and respond calmly helped the team.
Cevabı göster

Her ability to listen and respond calmly helped the team.

is what stands between us and a world where war is peace Notlar

5:09

bizi savaşın barış olduğu

Dilbilgisi

is what stands between us and ...: koruyucu bir engeli belirtmek

“X is what stands between A and B” yapısında what, “... olan şey” anlamına gelir. what stands between us and ... yan cümlesi is fiilini tamamlar ve X’i bizi B sonucundan ayıran şey olarak tanımlar. Burada stand between A and B mecazidir: fiziksel olarak iki şeyin arasında durmak değil, “A’nın B’ye ulaşmasını veya B’yi yaşamasını önlemek” demektir. Bu yapı, X’in çok önemli bir koruyucu engel olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle koruyucu bir engeli belirtmek için “is what stands between ... and ...” yapısını doğru kullanıyor?

  1. A reliable backup is what stands between the company and permanent data loss.
  2. A reliable backup is what the company stands between and permanent data loss.
  3. Permanent data loss is what stands the company between a reliable backup.
Cevabı göster

A reliable backup is what stands between the company and permanent data loss.

and freedom is slavery.

5:13

ve özgürlüğün kölelik olduğu bir dünyadan ayıran yegane şeydir.

Kültür

war is peace and freedom is slavery: anlamı tersine çeviren sloganlar

“war is peace” ve “freedom is slavery” cümleleri, George Orwell’ın 1984 romanındaki Parti sloganlarını yansıtır. Her biri karşıt kavramları eşitler; bu nedenle çelişki kasıtlıdır ve sözcüklerin gerçek anlamlı bir tanımı değildir. Buradaki gönderme, propagandanın sıradan anlamları tersine çevirebildiği ve insanlara çelişkileri kabul etmeleri için baskı yaptığı bir dünyayı temsil eder. Konuşmacı bu sloganları inanılması gereken iddialar olarak değil, bir uyarı olarak kullanır.

Alıştırma

Bu cümlede alıntılanan sloganlar esas olarak neyi gösteriyor?

  1. Savaş ve barış sözcükleri gerçek anlamda aynıdır.
  2. Propaganda, çelişkili fikirlerin kabul edilmiş gerçekler gibi görünmesini sağlayabilir.
  3. Özgürlük her zaman köleliğe neden olur.
Cevabı göster

Propaganda, çelişkili fikirlerin kabul edilmiş gerçekler gibi görünmesini sağlayabilir.