Ben Kimim?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.112 kelime 169 kel/dk

Video tanıtımı: Bu deneme, beden, anılar ve beceriler değişirken bir insanı aynı kişi yapan şeyi soruyor. Değerlerin, eğilimlerin ve karakterin bir yaşamdan uzun sürebileceğini öne sürüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. `puts it under a philosophical microscope,` — Deyimler ve mecazi ifadeler: soyut bir fikri yakından inceleme mecazını anlayın. 2. `so long as` — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: gerekli koşulu belirtin ve ifadeyi süre anlamıyla karıştırmayın. 3. `boil personal identity down to its essence,` — Phrasal verbler: boil something down to something kalıbıyla karmaşık bir konuyu belirleyici etkene indirgeyin.

Bu derste

Over a lifetime, Kalıp ifadeler

0:03

Bir ömür boyunca,

all of us change to an extraordinary degree. Kalıp ifadeler

0:04

hepimiz olağanüstü derecede değişiriz.

Kalıp ifadeler

Over a lifetime: tüm yaşamı kapsayan zaman çerçevesi

Over a lifetime, “bir insanın tüm yaşamı boyunca” anlamına gelir. Burada over, lifetime sözcüğünü değişimin gelişip biriktiği bir zaman aralığı olarak sunar; kısa bir anı anlatmaz. İfade cümlenin başına geldiğinde tüm cümlenin zaman çerçevesini belirler. Aynı çerçeve büyüme, iş, ilişkiler veya toplumdaki uzun vadeli değişimleri anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bir insanın tüm yaşamı boyunca” anlamına gelen tam zaman ifadesiyle tamamlayın: ____, a person's priorities can change many times.

Cevabı göster

Over a lifetime

Kalıp ifadeler

To an extraordinary degree: son derece büyük bir ölçüyü ifade etmek

To an extraordinary degree, “olağanüstü derecede büyük bir ölçüde” anlamına gelir. Bu cümlede degree seviye veya miktar demektir; dolayısıyla ifade değişimin miktarının son derece büyük olduğunu söyler. Extraordinary, değişimin tuhaf bir türünü değil, degree sözcüğünü niteler. to a/an + sıfat + degree yapısı bir şeyin ne kadar güçlü biçimde değiştiğini, farklı olduğunu veya etki yarattığını ölçebilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “olağanüstü derecede büyük bir ölçüde” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The team's performance improved ____.

Cevabı göster

to an extraordinary degree

From a physical perspective, Anlatım akışı

0:08

Fiziksel bir bakış açısıyla,

Anlatım akışı

From a physical perspective: analiz çerçevesini belirleme

“From a physical perspective” edat grubu, ardından gelen ifadenin hangi açıdan ele alınacağını belirler. “Yalnızca bedeni veya fiziksel biçimi dikkate alırsak” anlamına gelir; yani iddiayı her yönden doğruymuş gibi sunmak yerine tek bir yönle sınırlar. Bu tür bir giriş, konuşmacı hafıza veya kişilik gibi başka açılara geçmeden önce bir bakış açısı belirleyerek bilgiyi düzenler. Burada perspective, bir şeyi analiz etme biçimidir; birinin durduğu veya baktığı yer değildir.

Alıştırma

“From a safety perspective, the well-lit route is the better choice” cümlesinin başındaki ifade ne işe yarar?

  1. Konuşmacının nerede durduğunu anlatır.
  2. Rotanın fiziksel olarak daha yüksek olduğunu söyler.
  3. Değerlendirmeyi güvenlikle sınırlar.
Cevabı göster

Değerlendirmeyi güvenlikle sınırlar.

we start off as a little bundle about 50 cm high Öbek fiiller

0:09

hayata yaklaşık 50 cm boyunda,

Öbek fiiller

start off as: ilk rol veya biçimle başlamak

Start off as + isim grubu, daha sonra genellikle değişmek üzere belirli bir kimlik, rol, biçim veya durumda başlamak anlamına gelir. Off, start off öbek fiilinin bir parçasıdır; burada ayrılmak veya bir şeyi kapatmak anlamına gelmez. Bu cümlede as a little bundle about 50 cm high, bedenin ilk hâlini eğlenceli ve mecazlı bir şekilde, yani çok küçük bir bebek olarak anlatır.

Alıştırma

Cümleyi start off as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo ____ an intern before becoming an editor.

Cevabı göster

started off as

with cherubic features and elastic soft skin,

0:13

meleksi yüz hatlarına ve esnek yumuşak bir cilde sahip küçük bir paket olarak başlarız

and then we may end up some 90 years later Öbek fiiller

0:16

ve sonra belki 90 yıl sonra

as a stooped, gray, liver spotted,

0:19

kambur, gri saçlı, yaşlılık lekeleri olan,

180 cm high structure.

0:21

180 cm boyunda bir yapı olarak son bulabiliriz.

Öbek fiiller

end up + son durum

End up, bir süreç sonunda ulaşılan son durumu veya koşulu anlatır. Burada daha önceki bir başlangıç noktasından ileriye bakılarak insan bedeninin yaklaşık doksan yıl sonra en sonunda neye dönüşebileceği söylenir; yukarı doğru hareket anlatılmaz. Yaygın yapılar arasında end up as + isim öbeği, end up + sıfat, end up + edat öbeği ve end up + -ing fiil bulunur: end up as a teacher, end up tired, end up at home, end up waiting. Sonucun bazı değişimlerden sonra ortaya çıktığını veya tamamen planlanmadığını sık sık ima eder.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After taking the wrong trail, we ____ at a quiet lake instead of the campsite.

Cevabı göster

ended up

In the intervening period, Anlatım akışı

0:24

Araya giren süre boyunca,

Anlatım akışı

Zaman köprüsü olarak In the intervening period

In the intervening period, “daha önce belirtilen iki zaman noktası arasındaki süre boyunca” anlamına gelir. Burada yaşamın ilk dönemi ile yaşlılık arasındaki yılları gösterir. Intervening, “ikisinin arasında bulunan” demektir; “müdahale eden” anlamında değildir. Baştaki zaman ifadesi bir köprü görevi görür: konuşmacı başlangıcı ve daha sonraki bitiş noktasını belirttikten sonra arada olanlara geçer. Bu, bir zaman çizelgesini veya açıklamayı düzenlemenin yararlı ve resmî bir yoludur.

Alıştırma

Dersteki resmî zaman köprüsü ifadesini kullanın: The library opened in 2010 and was rebuilt in 2020. ____, its collection tripled.

Cevabı göster

In the intervening period

every single cell in our body will have been replaced, Dilbilgisi

0:25

vücudumuzdaki her bir hücre değiştirilmiş olacak,

Dilbilgisi

will have been replaced: gelecekte tamamlanmış edilgen yapı

Will have been replaced, gelecekte tamamlanmışlık anlamını edilgen yapıyla birleştirir: will + have + been + geçmiş zaman ortacı. Replaced tamamlanmış eylemi belirtirken been edilgenliği kurar; dolayısıyla hücreler eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır. Bu yapı, gelecekteki bir referans noktasından geriye bakar. O zamana gelindiğinde değiştirme işleminin zaten tamamlanmış olacağını anlatır; yalnızca ileride gerçekleşeceğini öngörmez.

Alıştırma

Kitapların eylemden etkilendiğini ve eylemin kütüphane yeniden açılmadan önce tamamlandığını gelecekte tamamlanmış edilgen yapıyla anlatan cümleyi seçin.

  1. When the library reopens, every damaged book will have been repaired.
  2. When the library reopens, every damaged book will be repaired the following month.
  3. Before the library reopens, the staff will have repaired every damaged book.
Cevabı göster

When the library reopens, every damaged book will have been repaired.

often many times over, Kalıp ifadeler

0:28

çoğu zaman defalarca,

Kalıp ifadeler

many times over: defalarca tam tekrar

Many times over, aynı süreç ya da sonucun tamamen ve tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Burada hücrelerin değiştirilmesi tek seferlik bir olay değildir; uzun dönem boyunca vücudun hücreleri tekrar tekrar değiştirilir. Over, many times ifadesini vurgular. Yalnızca ayrı gerçekleşme sayılarını belirtmek yerine çoğu zaman tekrarlanan tam döngüleri veya aynı sonucu birkaç kez elde etmeye yetecek bir miktarı düşündürür.

Alıştırma

'Tamamen ve tekrar tekrar' anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The safety system was tested ____ before launch.

Cevabı göster

many times over

and we'll have gone through all kinds of experiences Öbek fiiller

0:30

ve hafızada belki de neredeyse hiçbir iz bırakmayan

that perhaps leave almost no trace in memory. Kalıp ifadeler

0:32

her türlü deneyimden geçmiş olacağız.

Öbek fiiller

gone through experiences: deneyimler yaşamış olmak

Bu cümlede gone through, 'deneyimlemiş' veya 'yaşamış' anlamına gelir. Gelecekte tamamlanmışlık yapısı, gelecekteki bir noktadan geriye bakar: o zamana kadar konuşan kişiler pek çok şey yaşamış olacaktır. Go through + bir deneyim, dönem veya süreç, kişinin buna bizzat katıldığını ya da bunu yaşadığını gösterir. Buradaki through, bir yerin içinden fiziksel olarak geçmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz ve 'deneyimlemiş' anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: By the end of the trip, we will have ____ several unexpected changes.

Cevabı göster

gone through

Kalıp ifadeler

leave almost no trace: neredeyse hiç iz bırakmamak

Leave almost no trace, bir şey olduktan sonra onun gerçekleştiğini gösteren neredeyse hiçbir işaret veya kanıt kalmaması demektir. Bu cümlede, bu deneyimlere dair yalnızca çok silik bir anı kalabilir. Buradaki leave, 'bir yerden ayrılmak' değil, 'bir şeyin sonradan kalmasına yol açmak' anlamındadır. Almost, no trace ifadesini daha az kesin yapar: çok küçük bir iz kalabilir, ancak miktarı neredeyse sıfırdır.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz ve 'sonradan neredeyse hiç işaret oluşturmamak' anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: This washable chalk will ____ after the rain.

Cevabı göster

leave almost no trace

The 25-year-old won't remember most of what

0:35

25 yaşındaki biri,

the 5-year-old felt so strongly about.

0:38

5 yaşındakinin çok güçlü hissettiği şeylerin çoğunu hatırlamayacaktır.

The 67-year-old will only dimly recall Kalıp ifadeler

0:40

67 yaşındaki kişi, 30 yaşına yaklaşırken

what was on their mind as they approached 30. Kalıp ifadeler

0:43

aklından neler geçtiğini sadece hayal meyal hatırlayacaktır.

Kalıp ifadeler

dimly recall: belli belirsiz hatırlamak

Burada dimly recall, “hatırlamak ama anının net ya da ayrıntılı olmaması” anlamına gelir. Dimly, recall fiilini niteler ve anının ne kadar net olduğunu belirtir. Bu ifade, uzak bir anıyı silik veya eksik olarak sunar. Bir kişinin geçmişteki bir düşünce ya da olay hakkında yalnızca zayıf bir izlenimi kaldığında kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, biraz resmî bir üslupla “belirsiz biçimde hatırlamak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Years later, I could only ____ the sound of his voice.

Cevabı göster

dimly recall

Kalıp ifadeler

on their mind: düşüncelerini meşgul eden şey

On someone's mind, bir şeyin kişinin düşüncelerini veya dikkatini meşgul etmesi anlamına gelir; bu şey çoğu zaman tekrar tekrar akla gelir veya duygusal bir ağırlık taşır. Cümledeki what was on their mind, kişinin 30 yaşına yaklaşırken ne düşündüğünü ya da neyi dert ettiğini sorar. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: on my mind, on your mind, on her mind vb. Burada their, tekil olan the 67-year-old ifadesine gönderme yapar ve cinsiyeti belirtmekten kaçınır.

Alıştırma

Birini ne düşündüğünü paylaşmaya davet etmek için on ve mind sözcüklerini kullanan ifadeyle soruyu tamamlayın: You look thoughtful. What's ____?

Cevabı göster

on your mind

We carry the same name throughout our lives

0:46

Hayatımız boyunca aynı ismi taşırız

and consider ourselves

0:49

ve kendimizi

as a relatively stable unitary entity.

0:50

nispeten istikrarlı ve tekil bir varlık olarak kabul ederiz.

But is it really right to think of ourselves

0:53

Fakat kendimizi aynı kişi olarak

as the same person?

0:55

düşünmek gerçekten doğru mu?

Once one puts it under a philosophical microscope, Deyimler

0:58

İnsan bunu bir kez felsefi bir mikroskobun altına koyduğunda,

the issue of personal identity

1:01

kişisel kimlik meselesi

emerges as far trickier than at first assumed. Dilbilgisi

1:03

ilk varsayılandan çok daha alengirli bir şekilde ortaya çıkar.

Deyimler

onu felsefi bir mikroskop altına koymak

put it under a philosophical microscope bir mecazdır. Bir düşünceyi felsefi açıdan son derece yakından, dikkatle ve titizlikle incelemek anlamına gelir; burada gerçek bir mikroskop yoktur. Başka durumlarda da kullanılabilen put something under a microscope kalıbı, bir konuyu ayrıntılı inceleme nesnesi olarak sunar. philosophical sözcüğü, ne tür bir inceleme yapıldığını belirtir.

Alıştırma

“İddiayı felsefi bir bakış açısından çok yakından incelemek” anlamındaki mecazı tamamlayın: We need to put this claim ____.

Cevabı göster

under a philosophical microscope

Dilbilgisi

far trickier than at first assumed: ilk başta varsayılandan çok daha çetrefilli

Far, karşılaştırma bildiren trickier sıfatını güçlendirir. Burada far fiziksel uzaklık değil, “büyük ölçüde” anlamına gelir; dolayısıyla far trickier, “çok daha çetrefilli” demektir. At first assumed, than sonrasında kullanılan eksiltili bir edilgen karşılaştırmadır. Tam düşünce than it was at first assumed to be şeklindedir; anlam açık olduğunda tekrarlanan özne, yardımcı fiil ve tamamlayıcı söylenmeyebilir.

Alıştırma

far ve kısaltılmış edilgen ifade at first assumed kullanarak cümleyi tamamlayın: The repair was ____ expensive ____.

Cevabı göster

far more · than at first assumed

So in what ways could we be said to be Dilbilgisi

1:07

Peki, hangi açılardan

continuous throughout time?

1:09

zaman boyunca sürekli olduğumuz söylenebilir?

Dilbilgisi

Temkinli yapı could we be said to be

Could we be said to be + tümleç, bir yargıyı edilgen biçimde aktaran yapıdır. Burada, bizi zaman boyunca süreklilik gösteren varlıklar olarak tanımlamanın makul olup olmadığı sorulur; bu sözleri gerçekten söylemiş belirli bir kişiye işaret edilmez. Could yardımcı fiili soruyu daha temkinli hâle getirirken be said to be yargının kaynağını belirtmez. Böylece odak, görüşü kimin savunduğundan çok bu tanımın desteklenip desteklenemeyeceğine kayar.

Alıştırma

Temkinli soruyu dersteki edilgen aktarım yapısıyla tamamlayın: In what sense ____ responsible for the outcome?

Cevabı göster

could they be said to be

What does guarantee

1:11

Kendimizi bir ömür boyunca aynı kişiler olarak

that we can plausibly think of ourselves Kalıp ifadeler

1:12

makul bir şekilde düşünebilmemizi

as the same people over a lifetime?

1:15

ne garanti eder?

Kalıp ifadeler

think of ourselves as kalıbı

Think of A as B, A’yı B olarak görmek veya anlamak demektir. Bu cümlede ourselves A konumunu, the same people ise B konumunu doldurur. Dolayısıyla soru, kimliğimizin bir ömür boyunca devam ettiğini makul biçimde düşünüp düşünemeyeceğimizle ilgilidir. Özne we olduğunda dönüşlü nesne ourselves olur: kalıp we think of ourselves as + B biçimindedir. as ile başlayan bölüm, A’ya verilen kimliği, kategoriyi veya niteliği belirtir.

Alıştırma

Grubu bir aile olarak sunan ders kalıbıyla cümleyi tamamlayın: We ____ one big family.

Cevabı göster

think of ourselves as

Just where is personal identity located?

1:17

Kişisel kimlik tam olarak nerede yer alır?

A standard assumption is that it's our body

1:22

Standart bir varsayım, kişisel kimliğimizi

that guarantees our personal identity.

1:24

garanti edenin vücudumuz olduğudur.

This is the theory that a key part of what makes me me Dilbilgisi

1:27

Bu, beni ben yapan şeyin kilit bir parçasının,

is that I'm housed in an identical body.

1:31

aynı vücudun içinde barınmam olduğu teorisidir.

Dilbilgisi

what makes me me: make + nesne + tümleç

what makes me me ifadesinde make, “birinin belirli bir insan olmasını veya böyle birine dönüşmesini sağlamak” anlamına gelir. İlk me, makes fiilinin nesnesidir; ikinci me ise bu nesnenin kimliğini tanımlayan nesne tümlecidir. me sözcüğünün tekrarı bilinçlidir, hata değildir. İfadenin tamamı “beni olduğum kişi yapan özellikler veya deneyimler” demektir. Aynı kalıp başka zamirler ya da isimlerle de kullanılabilir; what makes him him buna bir örnektir.

Alıştırma

Tekrarlanan zamirle kimlik anlatan kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: His sense of humor is what ____.

Cevabı göster

makes him him

But philosophers like to push this assumption around a little.

1:35

Ancak filozoflar bu varsayımı biraz sarsmayı severler.

Imagine if I lost all my hair.

1:38

Tüm saçlarımı kaybettiğimi hayal edin.

Would I still be me?

1:40

Hâlâ ben olur muydum?

Yes, sure.

1:41

Evet, kesinlikle.

What if I lost a finger?

1:43

Peki ya bir parmağımı kaybetseydim?

Yes.

1:44

Evet.

A leg?

1:45

Bir bacağımı?

Definitely.

1:45

Kesinlikle.

Now, what if a malevolent demon appeared

1:47

Şimdi, kötü niyetli bir iblisin ortaya çıktığını

and told us that we'd have to lose Dilbilgisi

1:50

ve bize vücudumuzun her bir parçasını

every part of our bodies,

1:52

kaybetmemiz gerektiğini,

but could keep just one bit?

1:53

ancak sadece bir parçasını tutabileceğimizi söylediğini düşünün.

Dilbilgisi

have to ... but could keep: zorunluluk ve istisna

we'd have to lose every part... bölümünde would have to, what if ile kurulan hayali durumda yerine getirilmesi zorunlu koşulu gösterir. but could keep just one bit bölümünde could, yine de izin verilecek veya mümkün olacak tek seçeneği belirtir. we öznesi iki fiil grubu için de geçerlidir: we'd have to lose..., but [we] could keep.... But, kapsamlı zorunlulukla sınırlı bir istisnayı karşılaştırır. Buradaki could geçmişte gerçekleşmiş bir olayı anlatmaz; varsayımsal kurguya aittir.

Alıştırma

Hangi cümle kask takmanın zorunlu, ancak bir kask ödünç almanın serbest olacağını söyler?

  1. If I joined the cycling club, I'd have to wear a helmet but could borrow one.
  2. If I joined the cycling club, I could wear a helmet and could borrow one.
  3. If I joined the cycling club, I'd have to wear a helmet and would have to bring my own.
Cevabı göster

If I joined the cycling club, I'd have to wear a helmet but could borrow one.

Which bit would it be?

1:56

Hangi parça olurdu?

Few of us would pick our elbow or belly button.

1:58

Çok azımız dirseğimizi veya göbek deliğimizi seçerdi.

Almost all of us would pick our brains.

2:01

Neredeyse hepimiz beynimizi seçerdik.

and that tells us something interesting.

2:04

Ve bu bize ilginç bir şey söyler.

We assume implicitly that

2:06

Örtük olarak şunu varsayarız:

some bits of our bodies are more me-ish, Kelime

2:08

Vücudumuzun bazı kısımları diğerlerinden daha “ben” gibidir,

closer to the core of personal identity than others.

2:11

kişisel kimliğin özüne daha yakındır.

Kelime

me-ish: -ish ekinin eğlenceli kullanımı

Me-ish, me sözcüğüne -ish eklenerek o an için oluşturulmuş eğlenceli bir kelimedir. Bu ek, anlamı kesin olmaktan çıkarıp yaklaşık hâle getirir: more me-ish, “gerçek bana daha çok benzeyen” veya “kimlik algımla daha yakından bağlantılı” demektir. İngilizce konuşanlar, kastedilen özellik açıksa beklenmedik kelimelere de -ish ekleyebilir. Ortaya çıkan ifade, kesin ve yerleşmiş bir terimden çok bilinçli olarak esnek bırakılmış gibi duyulur.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “This bright little desk feels very me-ish.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Masa, kişiye fiziksel olarak yakın duruyor.
  2. Masa, kişinin karakterine ve benlik algısına uyuyor.
  3. Masa yalnızca kısmen tamamlanmış.
Cevabı göster

Masa, kişinin karakterine ve benlik algısına uyuyor.

And the most me-ish of all the bits are our brains.

2:14

Ve tüm kısımlar arasında en çok "ben" gibi olanı beynimizdir.

Christianity runs a version of this thought experiment. Kelime

2:19

Hristiyanlık bu düşünce deneyinin bir versiyonunu yürütür.

Kelime

thought experiment: Bir düşünceyi hayal gücüyle sınamak

Thought experiment, bir düşünceyi incelemek, bir ilkeyi sınamak veya sezgilerimizin neyi ima ettiğini görmek için tasarlanan hayalî bir durumdur. Fiziksel bir test yapmak yerine ne olacağı üzerine akıl yürütülür. Bu cümlede a version of this thought experiment, buna benzer hayalî bir örneği ifade eder. Bu nedenle experiment, mutlaka laboratuvar çalışmasını değil, düzenli bir akıl yürütme sürecini anlatır.

Alıştırma

Thought experiment ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Hiçbir amaç olmadan ortaya atılan bir tahmin
  2. Bir düşünceyi sınamak için kullanılan hayalî bir durum
  3. Fiziksel ekipman kullanılan kontrollü bir test
Cevabı göster

Bir düşünceyi sınamak için kullanılan hayalî bir durum

It asks us to think what will happen after our death,

2:22

Ölümümüzden sonra ne olacağını düşünmemizi ister

and it imagines a separation of the body,

2:24

ve bedenin ayrılmasını,

ultimately not that significant,

2:27

bunun nihayetinde o kadar da önemli olmadığını

and the ongoing survival of a more modest precious bit

2:29

ve ruh dediği daha mütevazı ama değerli bir parçanın

that it calls the soul.

2:32

sürekli hayatta kalmasını hayal eder.

There's another version of this thought experiment that two lovers can play.

2:35

Bu düşünce deneyinin iki aşığın oynayabileceği başka bir versiyonu daha vardır.

In the early throes of love, Deyimler

2:39

Aşkın ilk sancıları sırasında,

Deyimler

In the early throes of love: yoğun bir durumun içinde olmak

In the throes of, kontrol edilmesi zor gelebilen yoğun ve devam eden bir sürecin ya da durumun içinde olmak anlamına gelir. Burada in the early throes of love, âşık olmanın duygusal açıdan insanı saran ilk dönemini anlatır. Throes çoğunlukla acı, mücadele veya kargaşa çağrıştırır. Sözcüğün aşk için kullanılması ifadeye dramatik ve biraz mizahi bir ton katar; yalnızca in the early stages of love demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

“Yoğun ve devam eden bir sürecin içinde olmak” anlamındaki deyimi kullanarak cümleyi tamamlayın: The company is ____ a major reorganization, so many roles are changing.

Cevabı göster

in the throes of

two people who have gone to bed together might ask, Deyimler

2:40

birlikte yatağa giren iki kişi şunu sorabilir:

"What do you really like about me?"

2:43

"Benim gerçekten neyimi seviyorsun?"

Deyimler

gone to bed together: cinsel ilişki için kullanılan örtmece

Yetişkinler arasındaki bu romantik bağlamda gone to bed together, iki kişinin cinsel ilişkiye girdiğini dolaylı biçimde söylemenin bir yoludur. İngilizcede cinsel ilişkiyi doğrudan adlandırmak yerine go to bed with someone veya go to bed together ifadeleri sıkça örtmece olarak kullanılır. Aynı sözcükler, bağlam açıkça yatma saati veya uyuma düzeniyle ilgiliyse gerçek anlamda da kullanılabilir. Burada çiftin romantik ilişkisi ve özel sorusu, örtmeceli anlamı doğal yorum hâline getirir.

Alıştırma

“After months of dating, they finally went to bed together,” cümlesinde ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Birlikte bir yatak satın aldılar.
  2. Cinsel ilişkiye girdiler.
  3. Tam olarak aynı anda uykuya daldılar.
Cevabı göster

Cinsel ilişkiye girdiler.

The wrong answer is to say,

2:45

Yanlış cevap şudur:

"Your fabulous breasts or your amazing muscular arms."

2:47

"Muhteşem göğüslerini veya inanılmaz kaslı kollarını."

Breasts and chest don't ultimately feel me-ish

2:51

Göğüsler ve sine, nihayetinde

enough to be a respectable answer.

2:54

saygın bir cevap olacak kadar "ben" gibi hissettirmez.

It seems we want to be loved for something closer to our real self, Dilbilgisi

2:57

Görünüşe göre gerçek benliğimize daha yakın bir şey için,

perhaps our soul or our brain.

3:01

belki ruhumuz veya beynimiz için sevilmek istiyoruz.

Dilbilgisi

be loved for: sevilme nedenini belirtmek

be loved for something yapısında özne, for’dan sonra belirtilen nitelik, davranış ya da neden yüzünden sevilir. Bu cümlede something closer to our real self, sevilmenin nedeni olarak sunulur. Aktarılabilir kalıp özne + be + geçmiş zaman ortacı + for + neden şeklindedir. be known for ve be valued for gibi ifadelerde de for nedeni gösterir.

Alıştırma

be loved for kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: She is loved ____ her kindness.

Cevabı göster

for

Now let's push the thought experiment further. Anlatım akışı

3:04

Şimdi düşünce deneyini daha da ileri götürelim.

Anlatım akışı

push the thought experiment further: akıl yürütmeyi daha derin bir aşamaya taşımak

Push the thought experiment further, dinleyiciye aynı hayali durumun daha derin ya da daha zorlayıcı bir soruya doğru geliştirileceğini bildiren bir geçiş ifadesidir. Buradaki push mecazidir: bir şeyi elle hareket ettirmek değil, akıl yürütmeyi genişletmek anlamına gelir. Now yeni bir aşamayı işaretler, let's ise dinleyiciyi konuşmacıyla birlikte düşünmeye davet eder. Bu sözcükler, bir sonraki noktanın ayrı bir konu başlatmak yerine önceki noktadan geliştiğini gösterir.

Alıştırma

Konuşmacı “Now let's push the thought experiment further” derken neyin işaretini verir?

  1. Hayali durumu daha derin bir sonraki aşamaya taşıyacağız.
  2. Deneyi fiziksel olarak başka bir yere taşıyacağız.
  3. Aynı noktayı değiştirmeden tekrarlayacağız.
Cevabı göster

Hayali durumu daha derin bir sonraki aşamaya taşıyacağız.

What bit of the brain is actually most crucial to being me? Dilbilgisi

3:06

Beynin hangi kısmı aslında ben olmak için en hayati olanıdır?

Dilbilgisi

most crucial to being: to + -ing biçimi

most crucial to being me ifadesinde crucial, being me ile anlatılan durumun veya kimliğin korunması için vazgeçilmez demektir. Most, beynin bu bölümünün diğerlerinden daha önemli olduğunu gösterir. Burada to, crucial sözcüğünden sonra gelen bir edattır; bu yüzden ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: crucial to being. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp X is crucial to + isim/-ing biçimidir ve X'in söz konusu sonuç veya durum için gerekli olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi stay fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Regular sleep is crucial to ____ focused in class.

Cevabı göster

staying

Let's imagine that I have a bump to the head Kalıp ifadeler

3:11

Kafama bir darbe aldığımı

and lose my ability to play table tennis. Kalıp ifadeler

3:13

ve masa tenisi oynama yeteneğimi kaybettiğimi hayal edelim.

Kalıp ifadeler

a bump to the head: şişlik değil, başa alınan darbe

a bump to the head ifadesinde bump, başın aldığı bir çarpma veya darbe anlamına gelir. Yükselmiş bir şişliği değil, olayı adlandırır. To edatı, darbeyi alan vücut bölümünü gösterir. Bu isim öbeği, kesin bir tıbbi yaralanma belirtmeden bir kazayı anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir şişliğin konumu yerine başın aldığı bir darbeyi en açık biçimde anlatır?

  1. Maya put an ice pack on her head.
  2. Maya had a bump on her head after practice.
  3. Maya had a bump to the head during practice.
Cevabı göster

Maya had a bump to the head during practice.

Kalıp ifadeler

lose my ability to play: bir şeyi yapma yetisini kaybetmek

lose + iyelik belirleyicisi + ability to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişinin bir eylemi yapmaya yönelik fiziksel veya zihinsel kapasitesini artık taşımaması demektir. Buradaki my ability to play, konuşanın artık masa tenisi oynayamayabilecek olmasıdır; yalnızca oynama fırsatını kaçırmak anlamına gelmez. İyelik belirleyicisi kişiye göre değişir: lose my, your, her veya their ability to do something. Bu kayıp bağlama göre geçici ya da kalıcı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi lose one's ability to + fiil kalıbıyla tamamlayın: After the injury, she ____ the violin.

Cevabı göster

lost her ability to play

Am I still myself?

3:16

Hâlâ kendim miyim?

Most of us would say,

3:17

Çoğumuz deriz ki,

"Yes, sure."

3:18

"Evet, kesinlikle."

What if I once spoke Latin and lose the ability

3:20

Peki ya eskiden Latince konuşsaydım ve bu yeteneği kaybetseydim

or forgot how to cook asparagus with a light mayonnaise sauce?

3:23

veya kuşkonmazı hafif bir mayonez sosuyla nasıl pişireceğimi unutsaydım?

Would I still be me?

3:26

Hâlâ ben olur muydum?

Yes.

3:28

Evet.

In other words, Anlatım akışı

3:30

Başka bir deyişle,

technical capacities don't feel

3:30

teknik kapasiteler

very close to the core of personal identity.

3:32

kişisel kimliğin özüne pek yakın hissettirmez.

Anlatım akışı

In other words: bir fikri yeniden ifade etmek veya özetlemek

In other words, aynı temel fikri daha açık biçimde yeniden söyleyen ya da kısaca özetleyen bir söylem belirtecidir. Bu cümlede, önceki farklı beceri örneklerini teknik yetilerin kişisel kimliğin merkezinde hissedilmediği genel sonucunda toplar. Dinleyicinin sonraki cümlenin önceki bölümle ilişkisini görmesini sağlar: devamını yeni ya da karşıt bir iddia olarak değil, yeniden ifade olarak anlayın.

Alıştırma

Yeniden ifadeyi doğru biçimde başlatan sözü seçin: 'Nora is an only child. ____, she has no brothers or sisters.'

  1. On the other hand
  2. For example
  3. In other words
Cevabı göster

In other words

What about other kinds of memories?

3:36

Peki ya diğer türdeki anılar?

A big part of making me me

3:38

Beni ben yapmanın büyük bir kısmı,

tends to be my store of memories. Dilbilgisi

3:40

anılarımın deposu olma eğilimindedir.

Dilbilgisi

tends to be: mutlak bir iddia değil, genel bir eğilim

Bu cümlede tends to be, konuşanın anı birikimini kimliğin genellikle önemli bir parçası olarak sunduğunu, ancak istisna veya şüphe payı bıraktığını gösterir. İddiayı yumuşatır; always anlamına gelmez. Yapı tend to + fiilin yalın hâlidir. Burada tekil özne A big part, tends biçimini alır; be ise bu özneyi my store of memories ile bağlar.

Alıştırma

A big part of making me me tends to be my store of memories cümlesinde tends to be en iyi hangi anlamı aktarır?

  1. Konuşan, fiziksel bir anı koleksiyonunun bakımını yapıyor.
  2. Konuşan, biriktirilen anıların kimliğin her zaman tek kaynağı olduğunu söylüyor.
  3. Konuşan, biriktirilen anıların kimlik için genellikle önemli olduğunu düşünüyor ancak mutlak bir iddiada bulunmuyor.
Cevabı göster

Konuşan, biriktirilen anıların kimlik için genellikle önemli olduğunu düşünüyor ancak mutlak bir iddiada bulunmuyor.

I remember the carpet in my bedroom when I was growing up

3:43

Büyürken yatak odamdaki halıyı

or the girl I was in love with at university

3:46

veya üniversitede aşık olduğum kızı

or the weather over Sydney

3:49

veya ilk Avustralya kitap turum için inişe geçerken

as we came in to land for my first Australian book tour.

3:50

Sidney'in havasını hatırlıyorum.

But what if these memories all vanished as well?

3:54

Peki ya tüm bu anılar da yok olsaydı?

Could I still be me?

3:57

Hâlâ ben olabilir miydim?

One view is, possibly,

3:59

Bir görüşe göre, muhtemelen evet,

so long as something else remained. Dilbilgisi

4:01

başka bir şey geriye kaldığı sürece.

Dilbilgisi

so long as: zorunlu bir koşul belirtme

Bu cümlede so long as, olası sonucun geçerli olabileceği koşulu belirtir: başka bir şeyin kalmış olması gerekiyordu. Burada provided that veya on condition that anlamındadır. Süre bildirmez. Yeniden kullanılabilen kalıp ‘ana yargı + so long as + koşul’ şeklindedir; sonraki yan cümle karşılanması gereken şartı gösterir.

Alıştırma

Kask takmayı zorunlu koşul hâline getiren ifadeyi seçin: You can borrow my bike ___ you wear a helmet.

  1. so long as
  2. even though
  3. for as long as
Cevabı göster

so long as

And that thing we can call my character.

4:03

Ve o şeye karakterim diyebiliriz.

In other words,

4:07

Başka bir deyişle,

if my characteristic way of responding to situations, Kalıp ifadeler

4:07

durumlara karakteristik tepki verme biçimim,

my sense of what is funny, wise, interesting or important

4:11

neyin komik, akıllıca, ilginç veya önemli olduğuna dair algım

remained the same,

4:16

aynı kalsaydı,

Kalıp ifadeler

durumlara tepki vermenin kişiye özgü biçimi

Burada characteristic, “belirli bir kişiye özgü ve o kişi için tipik” anlamında bir sıfattır. way sözcüğünü niteler; dolayısıyla ifade, bir şey olduğunda kişinin genellikle gösterdiği, kolayca tanınabilen tepki biçimini anlatır. Bu, tek bir tepkiden daha geniştir. Birçok farklı durumda ortaya çıkabilen, karakterin istikrarlı bir parçasına işaret eder.

Alıştırma

Hangi cümle tek bir tepki yerine istikrarlı ve tanınabilir bir tepki örüntüsünü anlatır?

  1. Staying calm under pressure is her characteristic way of responding to problems.
  2. She answered the phone after it rang once.
  3. Her reaction to the sudden noise was to cover her ears.
Cevabı göster

Staying calm under pressure is her characteristic way of responding to problems.

I can still in some fundamental way

4:17

hala temel bir şekilde

claim to be the same person.

4:19

aynı kişi olduğumu iddia edebilirim.

My memory store of feelings and behaviors might be gone,

4:23

Duygularıma ve davranışlarıma dair anı depom gitmiş olabilir,

but I could be assured of continuing Dilbilgisi

4:26

ancak gelecekte uyumlu yollarla hissetmeye

to feel and behave in compatible ways in the future.

4:28

ve davranmaya devam edeceğimden emin olabilirdim.

Dilbilgisi

be assured of continuing to: bir şeyin süreceğinden emin olmak

Be assured of, “bir şey konusunda emin veya kendinden emin olmak” anlamına gelir. Yapı edilgen görünse de burada odak, birinin konuşanı teselli etmesi değil, konuşanın güven duymasıdır. of bir edat olduğu için ardından isim veya -ing biçimi gelmelidir; bu nedenle continue, continuing olur. Ardından to + fiilin yalın biçimi gelir: continuing to feel and behave. Yapının tamamı, bu eylemlerin sürmeye devam edeceğine dair kesinlik ifade eder.

Alıştırma

be assured of ile continue fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: With the new agreement, the school could ____ receive free meals.

Cevabı göster

be assured of continuing to

Those around me would need to keep reminding me of stuff that had happened, Kalıp ifadeler

4:32

Etrafımdakilerin bana olup bitenleri sürekli hatırlatması gerekirdi,

Kalıp ifadeler

reminding me of: bir anıyı yeniden hatırlatmak

remind + someone + of + something kalıbı, bir kişinin başka bir kişiyi, şeyi veya geçmiş olayı yeniden hatırlamasını ya da düşünmesini sağlamak anlamına gelir. Burada konuşmacının çevresindeki kişiler, geçmiş olayları tekrar tekrar hatırlamasına yardım etmek zorunda kalırdı. Kişiyi doğrudan remind sözcüğünden sonra, anıyı veya çağrışımı ise of sözcüğünden sonra yerleştirin: remind me of that day.

Alıştırma

Cümleyi remind me of yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The old photo ____ my first day at school.

Cevabı göster

reminded me of

but they would still recognize me as me.

4:36

ancak yine de beni ben olarak tanırlardı.

A fascinating idea comes into view. Deyimler

4:40

Büyüleyici bir fikir ortaya çıkıyor.

Deyimler

comes into view: bir fikir yavaş yavaş beliriyor

Come into view sözcük anlamıyla görünür hâle gelmek demektir. Burada fikir, gözlerin önünde beliren bir şey gibi ele alınır: fikir yavaş yavaş fark edilir veya anlaşılır hâle gelir. Bu görsel benzetme; düşünme veya açıklama sırasında bir cevap, düzen ya da olasılık ortaya çıkmaya başladığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir fikrin giderek netleştiğini göstermek için cümleyi come into view ifadesinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: As we compare the evidence, a new possibility ____.

Cevabı göster

comes into view

Personal identity seems to consist not in bodily survival. Dilbilgisi

4:43

Kişisel kimlik bedensel hayatta kalmadan ibaret gibi görünmüyor.

I could be put in somebody else's body or live in a jar and still be me,

4:47

Başka birinin vücuduna konabilirdim veya bir kavanozda yaşayabilirdim ve hala ben olurdum,

nor in the survival of memory.

4:52

ne de hafızanın hayatta kalmasından ibaret.

I could forget everything and still be me.

4:54

Her şeyi unutabilirdim ve hâlâ ben olurdum.

But in the survival of what we're here going to call character.

4:57

Ancak burada karakter diyeceğimiz şeyin hayatta kalmasında yatıyor.

Dilbilgisi

not in A, nor in B, but in C: A’da ya da B’de değil, C’de

Bu üç bölüm tek bir kalıbı tamamlar: personal identity seems to consist not in A, nor in B, but in C. İlk iki bölüm, bedensel devamlılığı ve hafızayı belirleyici temeller olarak reddeder; son bölüm ise konuşmacının vurgulamak istediği temel olarak karakteri sunar. Aradaki örnekler dil bilgisi açısından yeni düşünceler başlatmaz. nor önceki olumsuzluğu sürdürür; But in ise tekrarlanan personal identity consists sözlerini düşürür. Bu paralel yapı, dinleyiciyi reddedilen olasılıklardan sonuca götürür.

Alıştırma

Cümleyi resmî not in A, nor in B, but in C kalıbıyla tamamlayın: The team's strength lies ____ one star player, ____ expensive equipment, ____ how well everyone works together.

Cevabı göster

not in · nor in · but in

This is an idea attributed to the English philosopher John Locke, Kültür

5:02

Bu, İngiliz filozof John Locke'a atfedilen bir fikirdir,

who famously wrote personal identity

5:05

o, ünlü bir şekilde kişisel kimliğin

is made up of what he called sameness of consciousness.

5:08

bilincin aynılığı dediği şeyden oluştuğunu yazmıştır.

Kültür

John Locke ve bilincin aynılığı

Video, kişisel kimliğe ilişkin bu görüşü İngiliz filozof John Locke’a atfeder. John Locke adı, özetlenen fikrin kime ait olduğunu belirtir; sameness of consciousness ise kişinin zaman içinde aynı kişi olmasını açıklamak için bu özette kullanılan temel bağlantıyı adlandırır. Burada sameness, her an tamamen aynı düşüncelere sahip olmak anlamına gelmez. Bir sürekliliği belirtir: farklı zamanlardaki bilinçli deneyimler aynı benliğe aittir.

Alıştırma

John Locke hakkındaki cümlede sameness of consciousness ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Her an tamamen aynı düşüncelere sahip olmak
  2. Yaşam boyunca aynı bedeni korumak
  3. Kesintisiz biçimde fiziksel olarak uyanık kalmak
  4. Bir kişiyi zaman içinde birbirine bağlayan bilinç sürekliliği
Cevabı göster

Bir kişiyi zaman içinde birbirine bağlayan bilinç sürekliliği

If a demon offered us a choice between remembering everything

5:12

Eğer bir iblis bize her şeyi hatırlamak

but feeling and valuing very differently

5:15

ancak çok farklı hissetmek ve değer vermek

or feeling and valuing the same sorts of things

5:18

ya da aynı tür şeyleri hissedip değer vermek

but remembering nothing,

5:20

ancak hiçbir şey hatırlamamak arasında bir seçim sunsaydı,

most of us would, Locke suggests,

5:22

çoğumuz, Locke'un öne sürdüğüne göre,

choose the latter. Kelime

5:24

ikincisini seçerdik.

Kelime

choose the latter: iki öğeden ikincisine gönderme yapmak

Burada the latter, hemen önce belirtilen iki seçeneğin ikincisi anlamına gelir. choose the latter, ikinci seçeneğin tam açıklamasını tekrarlamadan onu seçmek demektir. Bu ifade önceki bilgiye kısa ve açık biçimde gönderme yapar: önce iki öğe belirtilir, ardından the former birinciyi, the latter ise ikinciyi gösterir.

Alıştırma

Durumu okuyun: Mia can study at home or go to the library. She wants a quiet room away from home. Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: She will choose ____.

  1. the latter
  2. the later
  3. the former
Cevabı göster

the latter

So, if we have to boil personal identity down to its essence, Öbek fiiller

5:27

Dolayısıyla, kişisel kimliği özüne indirgememiz gerekirse,

Öbek fiiller

boil personal identity down to its essence: kişisel kimliği özüne indirgemek

Boil X down to Y, karmaşık bir X’i en temel sonuç, fikir veya noktalar bütünü olan Y’ye indirgemek demektir. Kullanım mecazidir: bir sıvı yoğunlaştırılıyormuş gibi gereksiz ayrıntılar çıkarılır. Bu cümlede X personal identity, Y ise its essence ifadesidir. Yapı, konuşmacının kişisel kimliğin temelde nelerden oluştuğunu kısa ve öz biçimde açıklamak üzere olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “en önemli kısımlara indirgemek” anlamındaki deyimle tamamlayın: We can ____ the whole plan ____ three simple steps.

Cevabı göster

boil · down to

it seems to come down to values, inclinations, and temperament. Öbek fiiller

5:31

değerlere, eğilimlere ve mizaca indirgeniyor gibi görünüyor.

Öbek fiiller

come down to: belirleyici etkeni belirtmek

Bu cümlede come down to, ayrıntılar değerlendirildikten sonra belirleyici açıklamanın ardından gelen etkenlerde, yani değerlerde, eğilimlerde ve mizaçta yattığını belirtir. Aşağı doğru hareketi anlatmaz. Kalıp özne + come down to + isim veya -ing biçimidir. Tartışmayı çok sayıdaki ayrıntıdan sonunda en önemli olan etkene, nedene ya da seçime taşır.

Alıştırma

Cümleyi “sonunda … tarafından belirlenmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After reviewing both plans, the choice will ____ cost and safety.

Cevabı göster

come down to

Let's think of death with all this in mind. Anlatım akışı

5:36

Tüm bunları akılda tutarak ölümü düşünelim.

Anlatım akışı

with all this in mind: önceki fikirleri düşünme çerçevesi olarak kullanmak

With all this in mind, önceki tartışmayı yeni bir konuya taşıyan bir geçiş ifadesidir. Burada all this önceki fikirleri tek bir bütün hâlinde toplar; with ... in mind ise dinleyiciye bu bütünü ölüm üzerine düşünmenin temeli olarak kullanmasını söyler. Savı iki aşamada düzenler: önce fikirler ortaya konur, sonra bir sonraki bölümde bu fikirlerden hareketle akıl yürütülür.

Alıştırma

Bağlamı okuyun: The road is icy and visibility is poor. With all this in mind, let's postpone the trip. Burada with all this in mind ne yapıyor?

  1. Herkesten sözcükleri aynen ezberlemesini ister.
  2. Önceki koşulları kararın temeli olarak kullanır.
  3. Kararla ilgisi olmayan bilgiler sunar.
Cevabı göster

Önceki koşulları kararın temeli olarak kullanır.

The standard view of death is that it's sad

5:39

Ölümle ilgili standart görüş üzücü olduğudur

because it means the end of our identity.

5:41

çünkü kimliğimizin sonu anlamına gelir.

Now, it certainly does mean the end

5:44

Şimdi, eğer kimliği bedenlerimizin hayatta kalmasıyla

if we identify identity with the survival of our bodies Kalıp ifadeler

5:46

ya da anılarımızın hayatta kalmasıyla bir tutarsak

or with that of our memories.

5:50

bu kesinlikle bir son anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

identify A with B: iki şeyi eşitlemek

identify A with B yapısında konuşan kişi A'yı B ile aynı kabul eder ya da B'nin A'yı tanımlayacağı kadar yakın biçimde ilişkilendirir. Burada kişisel kimlik, bedenin varlığını sürdürmesine bağlanmaktadır. Bu soyut yapı, fikirleri birbirine eşitlemekle ilgilidir; bir kişinin adını veya kimliğini tespit etmekle değil.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak kalıbı tamamlayın: Some people identify success ____ wealth.

Cevabı göster

with

But if we think that who we are is to a large degree about our values Kalıp ifadeler

5:52

Fakat eğer kim olduğumuzun büyük ölçüde değerlerimiz

and characteristic loves and hates,

5:56

ve karakteristik sevgi ve nefretlerimizle ilgili olduğunu düşünürsek,

Kalıp ifadeler

to a large degree: güçlü ama sınırlı bir iddia

To a large degree, “çoğunlukla” veya “büyük ölçüde” anlamına gelir. Bir iddiayı güçlü kılar ama mutlak hâle getirmez. Bu cümlede değerler ile kişiye özgü sevilen ve sevilmeyen şeyler, kim olduğumuzun önemli bir parçası olarak sunulur; ancak başka etkenlere de yer bırakılır. Burada degree, akademik derece veya açı değil, “ölçü” ya da “derece” anlamındadır.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “çoğunlukla ama bütünüyle değil” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyi kullanın: The team's success was, ____, the result of careful planning.

Cevabı göster

to a large degree

then we are in a sense granted a kind of immortality Anlatım akışı

5:59

o zaman bir anlamda, bunların bir bütün olarak türümüzde

Anlatım akışı

Bir iddianın kapsamını sınırlayan in a sense

Burada in a sense, insanlara ölümsüzlük verildiği iddiasının kapsamını sınırlar. İddianın yalnızca belirli bir yorum altında doğru olduğunu gösterir: İnsanların bedenleri sonsuza kadar yaşamasa da değerleri, sevgileri ve nefretleri insanlık içinde devam edebilir. Güçlü, soyut veya mecazi bir ifadeyi sınırsız ve kelimesi kelimesine bir gerçek olarak değil, belirli bir bakış açısından kısmen doğru olarak sunmak için bu söylem belirtecini kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bu cümlede in a sense neyi gösterir: In a sense, the retired coach still leads the team because her methods guide every practice?

  1. Emekli antrenör fiziksel olarak oradadır ve her antrenmanı yönetir.
  2. İddia, belirli bir mecazi bakış açısından doğrudur; kelimesi kelimesine doğru değildir.
  3. Konuşan kişi iddiayı güçlendirerek tamamen mutlak hâle getirir.
Cevabı göster

İddia, belirli bir mecazi bakış açısından doğrudur; kelimesi kelimesine doğru değildir.

simply through the fact that these will continue to live Öbek fiiller

6:03

yaşamaya devam edeceği gerçeği aracılığıyla

on in our species as a whole,

6:05

mevcut evlerinin dışında şurada veya burada barınarak,

lodged here and there outside of their present home.

6:08

bize bir tür ölümsüzlük bahşedilmiş olur.

Öbek fiiller

live on: varlığını veya etkisini sürdürmek

Burada live on, ilk taşıyıcısı ortadan kalktıktan sonra da var olmaya veya etkisini sürdürmeye devam etmek anlamına gelir. These, insanların değerlerine ve onları tanımlayan sevgi ve nefretlere gönderme yapar; bunlar bir insanın ömrünün ötesinde insanlık içinde sürebilir. Özne bir fikir, gelenek, anı, isim veya etki olduğunda live on, çoğu zaman bir kişi, grup ya da dönem sona erdikten sonra zaman içinde devam etmeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede live on, var olmaya veya etkili olmaya devam etmek anlamında kullanılmıştır?

  1. During the trip, they live on rice and beans.
  2. The hikers can live on very little food.
  3. Her ideas live on in the community program she founded.
Cevabı göster

Her ideas live on in the community program she founded.

Perhaps what we have learned to call me

6:12

Belki de "ben" demeyi öğrendiğimiz şey,

was only ever a temporary resting place Deyimler

6:15

çok daha eski olan

for a set of ideas and proclivities that are far older

6:18

ve bedenlerimizden çok daha uzun yaşayacak olan bir dizi fikir ve eğilim için

and are destined to live on far longer than our bodies. Dilbilgisi

6:21

her zaman sadece geçici bir dinlenme yeriydi.

Deyimler

temporary resting place ifadesindeki kap metaforu

Burada temporary resting place bir kap metaforudur. Konuşmacı, bir kişinin bedeni ve kimliğinden oluşan benliği, daha eski fikirlerin ve eğilimlerin sınırlı bir süre kaldığı yer olarak görür; benlik onların kalıcı sahibi değildir. Bu imge, taşıyan ile taşınanı ayırır: bir kişi ölebilir, ancak bu fikirler başka insanlar aracılığıyla devam edebilir. Gerçek bir yolculuk molasını anlatmaz ve bireyin değersiz olduğunu da söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede temporary resting place ne anlama geliyor?

  1. Bir yolcu, yolculuğuna devam etmeden önce kısa süre dinlenir.
  2. Bir kişi, kendi yaşamından sonra da sürebilecek fikirleri ve eğilimleri geçici olarak taşır.
  3. Konuşmacı, bir kişinin bedeninin ve kimliğinin hiçbir değeri olmadığına inanır.
Cevabı göster

Bir kişi, kendi yaşamından sonra da sürebilecek fikirleri ve eğilimleri geçici olarak taşır.

Dilbilgisi

destined to live on: kader ve devamlılık

Be destined to + fiil, gelecekteki bir sonucu güçlü biçimde belirlenmiş veya kaçınılmaz olarak sunar. Live on, “başka bir şey sona erdikten sonra var olmaya devam etmek” demektir. Destined to live on birlikte kullanıldığında, fikirlerin ve eğilimlerin insan bedenlerinden daha uzun süre devam edeceği anlatılır. Bu, güçlü bir retorik yargıdır; kanıt veya nesnel bir garanti değildir. Özne ideas and proclivities olduğu için live, biyolojik yaşamı değil metaforik bir devamlılığı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi destined ve live on kullanan hedef ifadeyle tamamlayın: These ideas are ____ long after us.

Cevabı göster

destined to live on

We might attempt to be less sad about death

6:25

Belirli bir fiziksel özellikler bileşimi olduğumuz

by letting go of the idea Öbek fiiller

6:27

düşüncesinden vazgeçerek

that we are a particular constellation of physical features. Deyimler

6:29

ölüm hakkında daha az üzülmeye çalışabiliriz.

Öbek fiiller

letting go of an idea: bir fikri bırakmak

Bu cümlede letting go of, bir fikre sıkıca bağlı kalmamayı seçmek anlamına gelir. of’tan sonraki nesne, kimliğin yalnızca bir dizi fiziksel özellikten oluştuğu fikridir; ölümün kendisi değildir. Bu yapı öfke, korku, kontrol isteği veya eski bir inanç gibi soyut nesnelerle de kullanılabilir. Fiziksel olarak eli açmayı değil, zihinsel ya da duygusal bağlılığı gevşetmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi let go of ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya felt calmer after ____ her need to control every detail.

Cevabı göster

letting go of

Deyimler

a constellation of physical features: birbiriyle ilişkili fiziksel özellikler bütünü

Constellation sözcüğü kelime anlamıyla bir desen oluşturan yıldız grubunu, yani takımyıldızı ifade eder. Burada ise yüz şekli, boy ve renk özellikleri gibi birleşerek bir kişinin görünüşünü oluşturan fiziksel özellikler grubu için kullanılan bir benzetmedir. İfade, birbiriyle ilişkili özelliklerin oluşturduğu genel deseni vurgular; astronomik bir takımyıldızı ya da rastgele sıralanmış özellikleri anlatmaz.

Alıştırma

a constellation of physical features ifadesinde constellation neyi anlatır?

  1. İnsan vücudu şeklinde dizilmiş yıldızlar.
  2. Birlikte bir kişinin görünüşünü oluşturan, birbiriyle ilişkili fiziksel özellikler grubu.
  3. Tıbbi belirtilerin yazılı olduğu bir kontrol listesi.
Cevabı göster

Birlikte bir kişinin görünüşünü oluşturan, birbiriyle ilişkili fiziksel özellikler grubu.

We are always in a sense far longer lasting,

6:33

Eğilimler ve fikirler bütünü olarak,

far more transgenerational Kelime

6:36

bir anlamda her zaman çok daha uzun ömürlü,

as a bundle of inclinations and ideas.

6:38

çok daha kuşaklar arasıyız.

Kelime

far more transgenerational: nesiller boyunca çok daha fazla devam eden

Transgenerational, bir şeyin birden fazla nesle yayılması, aktarılması veya sonraki nesillerde yeniden ortaya çıkması demektir. Far more karşılaştırmayı güçlendirir ve nesiller boyunca sürme derecesinin çok daha yüksek olduğunu belirtir. Bu cümlede konuşmacı, bir insanın kelimenin gerçek anlamıyla birçok nesil boyunca yaşadığını söylemiyor. Kişiyi tanımlayan eğilimlerin ve fikirlerin sonraki nesillerde devam edebileceğini, bu yüzden benliğin mecazi anlamda daha uzun ömürlü olduğunu anlatıyor.

Alıştırma

Hangi cümlede transgenerational, bir etkinin nesiller boyunca devam ettiğini anlatacak şekilde en doğru kullanılmıştır?

  1. The club held an intergenerational game for children and grandparents.
  2. The study examines how fear can become transgenerational, shaping families long after the first event.
  3. Three generations live in one multigenerational household.
Cevabı göster

The study examines how fear can become transgenerational, shaping families long after the first event.

We will continue to crop up and live wherever those ideas Öbek fiiller

6:42

Bize en karakteristik olan o fikirler,

that are most characteristic of us will emerge,

6:45

gelecek nesillerde

as they must,

6:48

ortaya çıkmaları gerektiği gibi,

in the generations that are to come.

6:49

ortaya çıktığı her yerde var olmaya ve yaşamaya devam edeceğiz.

Öbek fiiller

crop up: beklenmedik şekilde ortaya çıkmak

Crop up, “beklenmedik şekilde ortaya çıkmak veya gerçekleşmek” anlamına gelen, konuşma dilinde yaygın ve nötr bir deyimsel fiildir. Sorunlar, sorular, fırsatlar, isimler veya fikirler farklı zamanlarda ya da yerlerde ortaya çıktığında sıkça kullanılır. Bu cümlede we, aynı kişilerin fiziksel olarak geri döneceği anlamına gelmiyor. Onları tanımlayan fikirlerin gelecek nesillerde crop up, yani yeniden ortaya çıkacağı anlatılıyor.

Alıştırma

Cümleyi crop up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Small problems often ____ when a plan is rushed.

Cevabı göster

crop up

Focusing in on questions of identity Öbek fiiller

6:55

Kimlik sorunlarına odaklanmak,

Öbek fiiller

Focusing in on: dikkati belirli bir hedefe daraltmak

Focusing in on, dikkatin geniş bir alandan belirli bir konuya daraltıldığını anlatır. Bu cümlede söz konusu konu kimlikle ilgili sorulardır. Kalıp focus in on + isim veya -ing biçimidir. In ve on ifadenin parçaları olarak birlikte çalışır; in burada fiziksel olarak bir şeyin içine girmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Dikkati belirli bir hedefe daraltma anlamı veren bu dersin üç sözcüklü hedef ifadesiyle cümleyi tamamlayın: In today's meeting, let's ____ the two biggest risks.

Cevabı göster

focus in on

has the paradoxical and rather cheering effect

6:57

bizi hem kendi belirli parçalarımıza daha az bağlı kılan

of making us both less attached to certain bits of us Dilbilgisi

7:00

hem de kim olduğumuzla ilgili gerçekten önemli olan şeylerin

and more confident

7:04

bedenlerimiz toza döndükten

Dilbilgisi

both less attached ... and more confident: eşleştirilmiş sonuçlar

Both ... and iki paralel sonucu eşleştirir ve ikisinin de geçerli olduğunu gösterir. Bu cümlede both less attached ve more confident, making us yapısını tamamlayan iki ögedir; less ve more karşıt karşılaştırma yönlerini gösterir. Both ve and sonrasındaki bölümleri dil bilgisi bakımından aynı yapıda tutun. Burada her bölüm karşılaştırmalı bir sıfat öbeğidir: less + sıfat ve more + sıfat.

Alıştırma

İki paralel sonucun da geçerli olduğunu göstermek için cümleyi bu dersteki both ... and çiftiyle tamamlayın: The update made the team ____ less worried ____ more confident.

Cevabı göster

both · and

that the really important things about who we have been will survive in a way

7:05

ve anılarımız silindikten çok sonra bile

long after our bodies have returned to dust Deyimler

7:10

bir şekilde hayatta kalacağından daha emin kılan,

and our memories have been obliterated.

7:13

çelişkili ve oldukça neşelendirici bir etkiye sahiptir.

Deyimler

returned to dust: ölümü anlatan ağırbaşlı bir mecaz

Bu cümlede returned to dust, ölümü ve bedenin sonunda ayrışmasını anlatan ağırbaşlı bir mecazdır. Dust, bedenin geri döndüğü temel maddeyi temsil eder; ifade kişinin yakıldığını söylemez. Bu sözler, geçici bedeni ölümden sonra da sürebilecek nitelikler veya etkilerle karşı karşıya getirir. Daha genel olarak return to dust, ölümü doğal bir döngünün parçası olarak sunar ve ölümün tam biçiminden çok bedenin kalıcı olmayışına odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü ağırbaşlı ifadeyle tamamlayın: Even when our bodies ____, the care we showed can be remembered.

Cevabı göster

return to dust