Bilgelik: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.197 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Deneme bilgeliği; insanın akıl dışılığını, şansı, hataları ve tekrar eden çalkantıları kabul etmek olarak tanımlar, böylece sakinlik daha değerli olur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “come their way.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: sorunları veya fırsatları gerçek hareket olmadan birinin hayatına gelen olaylar gibi anlatan kullanımı tanıyın. 2. “harboring as it does so many frustrated ambitions,” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: as it does özneye dönerken vurgu ekleyen resmî ortaç ara sözünü çözümleyin. 3. “not coincidental, but structural.” — Söylem, anlatı ve retorik: yüzeysel açıklamayı reddedip sistemik bir neden sunmak için not X, but Y karşıtlığını kullanın.

Bu derste

Wisdom is one of the grandest and oddest words out there. Dilbilgisi

0:01

Bilgelik, var olan en görkemli ve en tuhaf kelimelerden biridir.

Dilbilgisi

one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim

one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilir isim yapısı, bir kişi ya da şeyin bir ölçekte en uçta bulunan gruba ait olduğunu belirtir. Burada wisdom, son derece görkemli ve tuhaf sözcükler arasında gösteriliyor. one of the sonrasındaki isim çoğul olur; çünkü bir grubun içinden tek bir üye seçilir: one of the ... words. Buradaki grandest ve oddest gibi birden fazla üstünlük biçimi aynı ismi niteleyebilir.

Alıştırma

Cümleyi one of the + üstünlük derecesi kalıbıyla tamamlayın: Maya is ____ fastest runners on the team.

Cevabı göster

one of the

So lofty, it doesn't sound like something one could ever consciously strive to be, Kalıp ifadeler

0:05

O kadar yücedir ki, sanki insanın bilinçli olarak çabalayıp ulaşabileceği bir şey gibi tınlamaz,

Kalıp ifadeler

strive to be

Strive to be, belirli türde bir insan olmak ya da istenen bir duruma ulaşmak için ciddi ve sürekli çaba göstermek demektir. Bu cümlede açıkça söylenmeyen durum wise sözcüğüdür; bu kavram önceki wisdom ifadesiyle anılmıştır. Strive başarıyı değil, çabayı ve niyeti anlatır. to be mastar yapısı, strive to be patient örneğindeki gibi ulaşılmaya çalışılan kimliği ya da niteliği belirtir.

Alıştırma

Cümleyi strive to be ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: As a team leader, Omar ____ fair to everyone.

Cevabı göster

strives to be

unlike, say, being healthy or kind. Anlatım akışı

0:09

mesela sağlıklı veya nazik olmak gibi şeylerden farklıdır.

Anlatım akışı

unlike, say, + bir örnek

Unlike, önce söylenenle bir karşıtlık kurar. Burada bu yüce hedefi, sağlıklı ya da nazik olmak gibi daha somut hedeflerle karşılaştırır. Say burada “örneğin” anlamına gelen, ara söz niteliğinde bir söylem belirtecidir. unlike, say, + isim öbeği veya -ing biçimi kalıbı, konuşanın tam bir liste vermeden hızlıca bir örnek sunmasını sağlar; say burada “söylemek” anlamına gelmez.

Alıştırma

"This plan is optional, unlike, say, a fire drill," İngilizce cümlesinde say ne işe yarar?

  1. Birinin söylediği şeyi aktarır.
  2. Hızlıca bir örnek sunar.
  3. unlike sözcüğünü fiile dönüştürür.
Cevabı göster

Hızlıca bir örnek sunar.

Nevertheless,

0:12

Yine de,

though it's impossible ever to reach a stable state of wisdom,

0:12

hiçbir zaman istikrarlı bir bilgelik durumuna ulaşmak mümkün olmasa da,

as an aspiration,

0:16

bir arzu olarak,

wisdom deserves to be rehabilitated

0:17

bilgelik itibarını geri kazanmayı

and take its place among a host of other Kalıp ifadeler

0:19

ve kişinin besleyebileceği pek çok diğer

more typical goals one might harbor.

0:22

daha tipik hedefler arasında yerini almayı hak eder.

Kalıp ifadeler

take its place among: tanınan bir konum kazanmak

Take its place among burada mecaz anlamda kullanılmıştır. Fiziksel olarak bir koltuğa oturmak değil, bir grubun üyesi olarak tanınan ve hak edilen bir konumu kazanmak ya da yeniden elde etmek anlamına gelir. İyelik sözcüğü özneye geri döner: wisdom için its kullanılır. Among ise katıldığı daha büyük grubu belirtir; bu cümlede bu grup, insanların sahip olabileceği diğer hedeflerdir.

Alıştırma

Cümleyi “bir grup içinde tanınan bir konum kazanmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın. After years of testing, the new method may finally ____ the standard tools used in the lab.

Cevabı göster

take its place among

Kalıp ifadeler

a host of + çoğul isim

Burada a host of, “çok sayıda” veya “birçok” anlamına gelir. other more typical goals çoğul isim öbeğini başlatır; host burada misafir ağırlayan kişi veya program sunucusu anlamında değildir. Tekrar kullanılabilen kalıp a host of + sayılabilen çoğul isim biçimindedir. Bir grubun sayıca fazla olduğunu gösterir ve cümleye düz many kullanımından daha özenli bir ton verir.

Alıştırma

Cümleye daha özenli bir ton vermek için many yerine hangi seçenek kullanılabilir? The science club offers many activities throughout the year.

  1. a host of
  2. a host
  3. the host
Cevabı göster

a host of

Wisdom seems woven from many strands. Deyimler

0:24

Bilgelik birçok iplikten dokunmuş gibidir.

Deyimler

woven from many strands metaforu

Bu cümle bilgeliği birçok iplikten dokunmuş bir kumaş gibi tasvir eder. Woven, weave fiilinin geçmiş zaman ortacı biçimidir; çoğul strands ise bilgeliğin oluşmasına yardım eden farklı nitelikleri, deneyimleri veya anlayış biçimlerini mecazi olarak temsil eder. Bu metafor, bilgeliğin yalnızca birkaç parçadan oluştuğunu söylemekten fazlasını yapar. Dokuma imgesi, parçaların birbirine bağlanıp birlikte çalışarak tek bir bütün oluşturduğunu anlatır. Aynı imge kimliği, kültürü veya başka bir karmaşık fikri de betimleyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede woven from many experiences ne anlama gelir? Her identity was woven from many experiences.

  1. Gerçek ipliklerden yapıldı.
  2. Birbiriyle bağlantılı birçok etki tarafından şekillendirildi.
  3. Deneyimlerden ayrı tutuldu.
Cevabı göster

Birbiriyle bağlantılı birçok etki tarafından şekillendirildi.

The wise are first and foremost realistic about how challenging many things can be. Kalıp ifadeler

0:27

Bilge kişiler her şeyden önce birçok şeyin ne kadar zorlayıcı olabileceği konusunda gerçekçidirler.

Kalıp ifadeler

first and foremost: en önemli önceliği belirtmek

First and foremost, “her şeyden daha önemli olarak” anlamına gelir. Burada realistic sözcüğünü, yazarın vurgulamak istediği başlıca özellik olarak öne çıkarır. Bu iki sözcük iki ayrı zamanı anlatmaz. Birlikte, sonraki düşünceyi diğerlerinin üzerinde konumlandıran kalıplaşmış bir düzenleme ifadesi oluştururlar.

Alıştırma

Hangi cümlede first and foremost en önemli önceliği belirtmek için kullanılmıştır?

  1. At first, we thought the road was closed.
  2. First and foremost, we need to make sure everyone is safe.
  3. First, open the box; next, remove the card.
Cevabı göster

First and foremost, we need to make sure everyone is safe.

They aren't devoid of hope, Kelime

0:33

Umutsuz değillerdir,

that would be a folly of its own,

0:34

bu kendi içinde bir aptallık olurdu,

but they're conscious of the complexities entailed in any project, Kalıp ifadeler

0:36

ancak herhangi bir projenin getireceği karmaşıklıkların farkındadırlar,

Kelime

aren't devoid of hope: umuttan tamamen yoksun olmamak

Devoid of, “tamamen yoksun” demenin resmî bir yoludur. Olumsuz aren't biçiminin içinde bulunduğu için aren't devoid of hope, “umuttan tamamen yoksun değiller” anlamına gelir: hâlâ biraz umutları vardır. Bu, çok umutlu oldukları anlamına gelmez. Yalnızca hiç umutları olmadığı yönündeki aşırı düşünceyi reddeder ve yazarın onları kötümser değil, gerçekçi olarak tanımlamasını sağlar.

Alıştırma

'The design isn't devoid of merit,' cümlesindeki isn't devoid of merit ne anlama gelir?

  1. Tasarımın en azından biraz değeri vardır.
  2. Tasarımın başarılı olacağı kesindir.
  3. Tasarımın hiçbir değeri yoktur.
Cevabı göster

Tasarımın en azından biraz değeri vardır.

Kalıp ifadeler

conscious of ... complexities entailed in ...: zorunlu karmaşıklıkların farkında olmak

Be conscious of, “açıkça farkında olmak” anlamına gelir. Burada of sözcüğünün nesnesi the complexities entailed in any project isim öbeğidir. Entailed in any project, complexities sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. “Herhangi bir projede zorunlu olarak bulunan” anlamına gelir. Buradaki entail, bir şeyi ayrıntılı açıklamak değil, projenin zorunlu olarak içerdiği veya gerektirdiği şeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, ekibin projenin zorunlu bir parçası olan karmaşıklıkları anladığını ifade eder?

  1. The team is responsible for describing every complexity in the project.
  2. The team is awake because the project explains its complexities.
  3. The team is conscious of the complexities entailed in the project.
Cevabı göster

The team is conscious of the complexities entailed in the project.

for example,

0:39

örneğin,

raising a child,

0:40

çocuk yetiştirmenin,

starting a business,

0:41

iş kurmanın,

spending an agreeable weekend with the family,

0:42

aileyle keyifli bir hafta sonu geçirmenin,

falling in love.

0:45

aşık olmanın.

Knowing that something difficult is being attempted

0:46

Zor bir şeye girişildiğini bilmek

doesn't rob the wise of ambitions, Kalıp ifadeler

0:48

bilgeleri hırslarından yoksun bırakmaz,

but it makes them more steadfast,

0:51

aksine bu onları daha kararlı,

Kalıp ifadeler

rob someone of something: birinin bir şeyi kaybetmesine neden olmak

Rob someone of something, birinin bir şeyi kaybetmesine neden olmak veya onu o şeyden yoksun bırakmak anlamına gelir. Kişi ya da etkilenen grup doğrudan rob fiilinden sonra, kaybedilen şey ise of sözcüğünden sonra gelir. Bu cümlede the wise, “bilge insanlar” demektir; ambitions ise çalınan bir eşya değil, soyut bir şeydir. İfade, zorluğu anlamanın bilge insanların hırslarını yok etmediğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir aksiliğin Maya'nın öz güvenini kaybetmesine neden olduğunu rob ile doğru şekilde ifade eder?

  1. The setback robbed Maya of her confidence.
  2. The setback robbed her confidence from Maya.
  3. The setback stole Maya of her confidence.
Cevabı göster

The setback robbed Maya of her confidence.

calmer,

0:53

daha sakin

and less prone to panic Kalıp ifadeler

0:53

ve yollarına kaçınılmaz olarak çıkacak problemler karşısında

about the problems that will invariably come their way. Deyimler

0:54

paniğe kapılmaya daha az eğilimli yapar.

Kalıp ifadeler

less prone to panic: paniğe kapılma eğiliminin daha düşük olması

Less prone to panic, “paniğe kapılma eğilimi daha zayıf” demektir. Bilinçli bir seçimi değil, bu tepkiye karşı daha düşük bir yatkınlığı anlatır. be prone to + isim veya -ing biçimi yapısında to bir edattır. Buradaki panic bir isimdir; bir eylem kullanılacaksa prone to panicking örneğindeki gibi -ing biçimi gerekir. Less, eğilimin gücünü karşılaştırır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: With clear instructions, the team is ____ panic when the alarm sounds.

Cevabı göster

less prone to

Deyimler

come their way: karşılarına çıkan olaylar

Come their way, “onların karşısına çıkmak” veya “onlar tarafından karşılaşılmak” anlamına gelen bir deyimdir. Sorunlar gerçek anlamda bir yolda ilerlemez; bu kişilerin hayatında ortaya çıkar. Kalıp come + iyelik bildiren sözcük + way şeklindedir: come my way, come your way, come her way ve benzerleri. Özne ortaya çıkan şeydir; bu nedenle problems come their way, bu kişilerin sorunlarla karşılaşması demektir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki deyimle tamamlayın ve iyelik bildiren sözcüğü we ile eşleşecek şekilde değiştirin: No matter what challenges ____, we'll handle them together.

Cevabı göster

come our way

Properly aware that much can and does go wrong, Dilbilgisi

0:59

Birçok şeyin ters gidebileceğinin ve gittiğinin gereğince farkında olan

Dilbilgisi

can and does go wrong: olasılık ve gerçek

can and does go wrong ifadesinde can, başarısızlığı gerçek bir olasılık olarak sunarken does bunun gerçekten gerçekleştiğini belirtir. İfade, olası riskten gözlemlenen gerçeğe geçer. Much öznesi ile go wrong tamamlayıcısı iki yardımcı fiil tarafından paylaşılır: much can go wrong ve much does go wrong. Does sonrasında go yalın hâlde kalır; does vurgu ekler ve ayrı bir eylem değildir.

Alıştırma

Bir sorunun hem mümkün hem de gerçek olduğunu belirten ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: Even a careful plan ____ fail.

Cevabı göster

can and does

the wise are unusually alive to moments of calm and beauty, Kelime

1:02

bilgeler, dinginlik ve güzellik anlarına karşı alışılmadık derecede duyarlıdırlar,

Kelime

alive to: keskin farkındalık

Burada alive to, bir şeyin son derece farkında olmak ve ona duyarlılıkla karşılık vermek anlamına gelir. Bilge kişiler sakinlik ve güzellik anlarını fark eder ve bütünüyle takdir eder; alive fiziksel olarak hayatta olmakla ilgili değildir. Yapı be alive to + isim veya isim grubudur. Çoğu zaman etkin bir duyarlılık anlatır: yalnızca bilgi sahibi olmak değil, ilgili önemi, riski, fırsatı ya da duyguyu fark etmek.

Alıştırma

'Good designers are alive to the needs of different users,' cümlesinde are alive to ne anlama gelir?

  1. Bu ihtiyaçların her birini zaten karşılamışlardır.
  2. Bu ihtiyaçları dikkatle fark eder ve onlara karşılık verirler.
  3. Bu ihtiyaçların fiziksel olarak hayatta kalmasını sağlarlar.
Cevabı göster

Bu ihtiyaçları dikkatle fark eder ve onlara karşılık verirler.

even extremely modest ones.

1:05

bunlar son derece mütevazı olsa bile.

They can take pleasure in a single uneventful sunny day, Kalıp ifadeler

1:07

Olayların yaşanmadığı güneşli sıradan bir günden

Kalıp ifadeler

take pleasure in: bir şeyden keyif almak

take pleasure in something ifadesinde take, “taşımak” değil, “deneyimlemek veya hissetmek” anlamındadır. İfadenin tamamı bir etkinlikten ya da şeyden keyif veya tatmin duymak demektir. İfadenin ardından bir isim, isim öbeği veya -ing biçimi gelir: take pleasure in a quiet day; take pleasure in helping others. Bu kalıbı kullanırken etkinlik veya şeyden önce in edatını koruyun.

Alıştırma

Cümleyi take pleasure in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nora ____ teaching her dog new tricks.

Cevabı göster

takes pleasure in

or some pretty flowers growing by a brick wall.

1:10

veya bir tuğla duvarın dibinde büyüyen güzel birkaç çiçekten keyif alabilirler.

It isn't that they're sentimental and naive, Anlatım akışı

1:13

Bu onların duygusal ve naif olduklarından değil,

precisely the opposite.

1:16

tam aksinedir.

Anlatım akışı

It isn't that ... precisely the opposite: bir açıklamayı reddedip tersini belirtmek

It isn't that ... kalıbı önce olası bir açıklamayı ortaya koyar, ardından onu reddeder. Burada reddedilen açıklama, onların duygusal ve saf oldukları düşüncesidir. Precisely the opposite, dinleyiciye yalnızca naive sözcüğünü değil, açıklamanın tamamını tersine çevirmesini söyler. Bu kalıp bir düzeltmeyi düzenler: olası görünen yorumu belirtir, reddeder ve konuşanın gerçek görüşüne yöneltir.

Alıştırma

Konuşan kişi bu cümlede ne yapıyor? It isn't that the project is boring; precisely the opposite.

  1. Projenin sıkıcı olduğuna kısmen katılırlar.
  2. Projenin sıkıcı olduğu fikrini reddeder ve doğrusunun tam tersi olduğunu söylerler.
  3. Fikri düzeltmeden konuyu değiştirirler.
Cevabı göster

Projenin sıkıcı olduğu fikrini reddeder ve doğrusunun tam tersi olduğunu söylerler.

Because they've seen how hard things can be to get, Dilbilgisi

1:17

Bir şeyleri elde etmenin ne kadar zor olabileceğini gördükleri için,

Dilbilgisi

how hard things can be to get (bir şeyleri elde etmenin ne kadar zor olabileceği)

Bu cümlede how + sıfat + özne + can be + to-infinitive, cümle içine yerleşmiş bir ünlem yan cümlesi oluşturur. Burada how hard, “çok yüksek bir zorluk derecesinde” anlamına gelir; dolayısıyla yan cümle, bir şeyleri elde etmenin son derece zor olabileceğini vurgular, soru sormaz. Things, anlam bakımından get fiilinin nesnesidir: birisi bir şeyleri elde eder. Things sözcüğü can be’den önce gelir, çünkü daha geniş kalıp things can be hard to get şeklindedir. Can be olası bir zorluk derecesini ifade eder; edilgen yapı değildir.

Alıştırma

Hangi tamamlama, yüksek bir zorluk derecesini vurgulamak için iç içe bir how yan cümlesini doğru kullanır? “After the storm, we saw ___.”

  1. how hard can clean water be to find
  2. how hard clean water can be to find
  3. how clean water hard can be to find
Cevabı göster

how hard clean water can be to find

they know how to draw the full value from the peaceful and the sweet

1:20

huzurlu ve tatlı olanın tam değerini nasıl çıkaracaklarını bilirler,

whenever and wherever these arise. Dilbilgisi

1:24

bunlar ne zaman ve nerede ortaya çıkarsa çıksın.

Dilbilgisi

whenever and wherever (ne zaman ve nerede olursa olsun)

Whenever “herhangi bir zamanda”, wherever ise “herhangi bir yerde” anlamına gelir. And ile birleştirildiklerinde hem zaman hem de yer sınırını kaldırırlar: bu anlar ne zaman veya nerede ortaya çıkarsa çıksın önemlidir. İki bağlayıcı aynı yan cümleyi, yani these arise ifadesini paylaşır. İngilizcede her bağlayıcıdan sonra these arise ifadesini tekrarlamak gerekmez; bu nedenle ikili, birbirine paralel iki açık koşulu kısa bir şekilde belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “herhangi bir zamanda” ve “herhangi bir yerde” anlamına gelen iki -ever sözcüğüyle tamamlayın: You can read this book ____ and ____ you like.

Cevabı göster

whenever · wherever

The wise know that all human beings,

1:27

Bilgeler tüm insanların,

themselves included, Kalıp ifadeler

1:29

kendileri de dahil olmak üzere,

are deeply sunk in folly. Deyimler

1:30

aptallığa derinden gömüldüğünü bilirler.

Kalıp ifadeler

Ara söz themselves included

Burada themselves included, parantez işlevi gören bir ek açıklamadır. themselves zamiri the wise ifadesine gönderme yapar ve bilgelerin de all human beings adlı daha geniş grubun içinde olduğunu açıkça belirtir. Başka bir deyişle, bilge olmak onları bu genellemenin dışında bırakmaz. noun or pronoun + included kalıbı, bir grubun ardından o grubun belirli bir üyesini açıkça belirtmek için kullanılabilir: everyone, myself included. Buradaki included, kısaltılmış ek açıklamada kullanılan bir ortaçtır; cümlenin temel yüklemi değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşan kişiyi grubun bir parçası olarak göstermek için kalıbı doğru kullanıyor?

  1. Everyone in the class, myself including, must submit the form.
  2. Everyone in the class, myself included, must submit the form.
  3. Everyone in the class, themselves included, must submit the form.
Cevabı göster

Everyone in the class, myself included, must submit the form.

Deyimler

deeply sunk in folly mecazı

Deeply sunk in folly, fiziksel olarak batma eylemini bir mecaz olarak kullanır. İnsanlar, akılsızca düşünce ve davranışların çok derinine inmiş gibi gösterilir; bu nedenle ifade ciddi, yaygın ve kurtulması zor bir duruma işaret eder. Suya veya başka bir maddenin içine gerçekten batmayı anlatmaz. Sunk, sink fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve kişilerin durumunu anlatmak için are sözcüğünden sonra gelir. Buradaki folly, tek bir küçük hata değil, genel anlamda akılsızca yargı veya davranış demektir.

Alıştırma

İngilizce 'The rulers were deeply sunk in folly,' cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak derin suya düşüyorlardı.
  2. Akılsızca düşünce ve davranışların içinde tamamen kapana kısılmışlardı.
  3. Küçük ve zararsız bir hata yapmışlardı.
Cevabı göster

Akılsızca düşünce ve davranışların içinde tamamen kapana kısılmışlardı.

We all have irrational desires and want incompatible things,

1:32

Hepimizin mantıksız arzuları vardır ve birbiriyle bağdaşmayan şeyler isteriz,

we're prone to mood swings and buffeted by the curious demands of our sexuality. Notlar

1:35

ruh hali dalgalanmalarına eğilimliyizdir ve cinselliğimizin tuhaf talepleriyle sarsılırız.

Kalıp ifadeler

prone to mood swings: ruh hali değişimlerine yatkın olmak

Be prone to, özellikle istenmeyen bir şeyi tekrar tekrar yaşama veya yapma eğiliminde olmak demektir. Burada prone to mood swings, belirgin ruh hali değişimleri yaşama eğilimini anlatır. Bu yapıda to bir edattır; ardından mood swings gibi bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelebilir. Çoğul mood swings ifadesi genellikle değişimlerin birden fazla kez gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because this basement has flooded several times, it is ____ flooding during heavy rain.

Cevabı göster

prone to

Deyimler

buffeted by: tekrarlanan baskılar için bir mecaz

Buffeted by, bir güç tarafından tekrar tekrar vurulmak, itilmek veya oradan oraya savrulmak demektir. İfade, rüzgârın veya dalgaların bir şeye farklı yönlerden vurduğu fiziksel görüntüden gelir. Burada tuhaf talepler soyut bir güçtür, bu nedenle ifade mecazidir: insanlar tamamen kontrol edemedikleri bir baskı tarafından itilip sarsılır. Buffet burada 'tekrar tekrar vurmak' anlamındaki fiildir; açık büfe yemek anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

'The small company was buffeted by sudden price rises,' cümlesinde buffeted by ne anlatır?

  1. Şirket müşterilerine açık büfe yemek sundu.
  2. Bunlar şirketi tekrar tekrar itip istikrarsızlaştırdı.
  3. Şirket sakince kendi fiyatlarını yükseltmeyi seçti.
Cevabı göster

Bunlar şirketi tekrar tekrar itip istikrarsızlaştırdı.

The wise are unsurprised by the ongoing coexistence of deep immaturity and sexual perversity

1:40

Bilgeler, derin olgunlaşmamışlık ile cinsel sapkınlığın

alongside quite adult qualities like intelligence and morality.

1:46

zeka ve ahlak gibi oldukça yetişkin özellikleri yanında süregelen varoluşuna şaşırmazlar.

They know that we are barely evolved apes.

1:50

Zar zor evrimleşmiş maymunlar olduğumuzu bilirler.

Aware that at least half of life is irrational, Dilbilgisi

1:53

Hayatın en az yarısının mantıksız olduğunun farkında olarak,

they try wherever possible

1:56

mümkün olan her yerde

to budget for madness Deyimler

1:57

deliliğe pay ayırmaya çalışırlar

Dilbilgisi

Cümle başında sıfat öbeği olarak “Aware that...”

“Aware that ...”, ana cümleden önce gelen bir sıfat öbeğidir. Ana cümlenin öznesi olan they'i niteler: onlar bu durumun farkındadır ve bu farkındalık yaptıkları eylemin temelini oluşturur. Bu yapı, ana eylemden önce arka plandaki gerekçeyi sunar. “Because they are aware that ...” yapısına göre daha kısa ve biraz daha resmî bir seçenektir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki cümle başı sıfat öbeğiyle tamamlayın: ____ the road might be icy, Maya drove slowly.

Cevabı göster

Aware that

Deyimler

“budget for madness” ifadesinin mecaz anlamı

“budget for madness” ifadesinde budget for mecaz anlamda kullanılır: beklenen bir şey için önceden plan yapıp yeterli zaman, alan, para veya esneklik bırakmak demektir. Burada madness, genel olarak öngörülebilir insan mantıksızlığını anlatır; ruhsal bir hastalığa para ayırmak anlamına gelmez. Bu benzetme, mantık dışı davranışları ortadan kaldırılamayan ama hesaba katılabilen bir maliyet gibi ele alır. Aynı düşünce gecikmelere, hatalara, belirsizliğe veya öngörülebilir başka aksaklıklara da uygulanabilir.

Alıştırma

Bir yönetici, “We budget for madness by leaving two extra days for unexpected decisions.” diyor. Burada budget for madness ne anlama gelir?

  1. Ruhsal bir hastalığı tedavi etmek için para ayırmak
  2. Önceden plan yapıp mantık dışı veya öngörülemez davranışlar için pay bırakmak
  3. Beklenmedik tüm kararları ortadan kaldırmaya çalışmak
Cevabı göster

Önceden plan yapıp mantık dışı veya öngörülemez davranışlar için pay bırakmak

and slow to panic

1:59

ve o güvenilir bir şekilde başını gösterdiğinde

when it reliably rears its head. Deyimler

2:00

paniğe kapılmakta acele etmezler.

Deyimler

rears its head: bir sorunun yeniden baş göstermesi

Rears its head, sorun yaratan bir şeyin görünür veya etkin hâle gelmesi anlamına gelen bir deyimdir. Genellikle gizli ya da sessiz kaldıktan sonra yeniden ortaya çıkan şeyler için kullanılır. Burada daha önce sözü edilen çılgınlığın tekrar fark edilebilir biçimde ortaya çıktığını anlatır. Bu ifade, başını kaldıran bir yaratık görüntüsü oluşturur; bu yüzden geri dönüş belirgin ve tehlikeli olabilecek bir durum gibi hissedilir. Bu ifadede rear, ayağa kalkmak ya da yükselmek anlamındaki bir fiildir; arka taraf anlamındaki isim veya çocuk yetiştirmek anlamındaki fiil değildir. Its bir kişiye değil, soruna gönderme yapar.

Alıştırma

rear its head deyimini geçmiş zamanda kullanın: During the final rehearsal, the old timing problem ____.

Cevabı göster

reared its head

The wise take the business of laughing at themselves seriously. Anlatım akışı

2:03

Bilgeler kendilerine gülme işini ciddiye alırlar.

Anlatım akışı

take the business of laughing at themselves seriously: kendine gülebilmeye değer vermek

Bu cümlede take + isim öbeği + seriously yapısı kullanılır: take [the business of laughing at themselves] seriously. Seriously, bilgelerin bütün bu etkinliğe nasıl yaklaştığını gösterir: onu önemli görürler. Nasıl güldüklerini anlatmaz. laughing at themselves ile seriously ifadelerinin yan yana gelmesi gerçek bir çelişki değil, eğlenceli bir karşıtlık oluşturur. Burada business ticaret değil, mesele veya etkinlik anlamındadır. Ana fikir, bilge kişilerin kendi hatalarıyla ilgilenirken kendilerine yönelik nazik mizahı ve dürüst öz eleştiriyi kullanmalarıdır.

Alıştırma

Bu cümlede önemli görülen şey nedir?

  1. Ciddi bir sesle gülmek
  2. Bilge kişiler hakkında asla şaka yapmamak
  3. Kendine gülebilme yeteneği
Cevabı göster

Kendine gülebilme yeteneği

They laugh about the constant collisions between the noble way they'd like things to be Deyimler

2:07

İşlerin olmasını istedikleri o asil şekil ile

and the demented way they in fact often turn out. Öbek fiiller

2:11

aslında çoğu zaman dönüştüğü o çılgınca şekil arasındaki bitmek bilmeyen çarpışmalara gülerler.

Deyimler

constant collisions between A and B: A ile B arasındaki sürekli çatışmalar

Buradaki constant collisions between, olayların alabileceği iki farklı hâl arasındaki tekrarlanan ve sert çatışmalar için kullanılan bir mecazdır. Gerçek anlamda fiziksel bir çarpışma yoktur; soylu ve ideal hâl, saçma gerçeklikle sürekli karşı karşıya gelir. collision(s) between A and B kalıbı, kolayca bağdaşmayan iki gücü, ihtiyacı, planı veya değeri belirtir. Constant, bu çatışmanın tekrar tekrar yaşandığı anlamını ekler.

Alıştırma

Tekrarlanan ve güçlü çatışmayı belirten, vurgulanmış üç sözcüklü mecazla cümleyi tamamlayın: The new schedule created ____ family needs and work demands.

Cevabı göster

constant collisions between

Öbek fiiller

turn out: olayların sonunda nasıl geliştiği

Bu cümlede turn out, sonunda belirli bir şekilde gelişmek veya sonuçlanmak anlamına gelir. the way things turn out kalıbında way, nihai sonucun nasıl olduğunu anlatır. Turn out, özellikle gerçeklik bir plandan veya beklentiden farklı olduğunda, zaman içinde ortaya çıkan bir sonucu belirtmek için sık kullanılır. Yaygın kalıplar turn out + sıfat, turn out to be + isim/sıfat ve turn out + zarf veya as yan cümlesidir.

Alıştırma

Nihai bir sonuca doğru gelişmek anlamına gelen vurgulanmış phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: Careful plans do not always ____ as expected.

Cevabı göster

turn out

The wise are realistic about social relations,

2:15

Bilgeler sosyal ilişkiler konusunda gerçekçidirler,

in particular,

2:18

özellikle de,

about how difficult it is to change people's minds Dilbilgisi

2:19

insanların fikirlerini değiştirmenin

and have an effect on their lives.

2:22

ve onların hayatlarında bir etki bırakmanın ne kadar zor olduğu konusunda.

Dilbilgisi

how difficult it is to change people's minds: zorluk derecesini ifade etmek

how difficult it is to change people's minds ifadesinde how difficult, zorluğun derecesini gösterir. Yan cümle about'tan sonra geldiği için edatın tümleci olur ve konuşulan konuyu belirtir. it belirli bir şeyi göstermez; gerçek özne yerine kullanılan biçimsel öznedir. Asıl eylem to change people's minds bölümüdür. Bu gömülü yan cümlede soru dizilişi değil, düz cümle dizilişi kullanılır: how difficult it is; how difficult is it değil.

Alıştırma

Gömülü yan cümleyi how difficult ve doğru sözcük dizilişiyle tamamlayın: The article shows ____ to change long-standing habits.

Cevabı göster

how difficult it is

They are therefore extremely reticent Kelime

2:24

Bu yüzden, insanlara ne düşündüklerini çok açık bir şekilde söyleme konusunda

about telling people too frankly what they think.

2:26

son derece çekingendirler.

Kelime

extremely reticent about telling people too frankly: fazlasıyla açık konuşma konusunda son derece ketum

Reticent about telling people, kişinin düşündüklerini açıkça söyleme konusunda çok ketum ve isteksiz olduğunu anlatır. Reticent çoğunlukla konuşma, bilgi paylaşma veya duyguları açığa vurma üzerinde durur. Burada about + -ing ile kullanılmıştır. Extremely, reticent anlamını güçlendirir. Too frankly, makul ya da uygun görülenden daha açık veya doğrudan demektir; too yalnızca very anlamına gelmez. Bütün ifade, fazla doğrudan olmaktan güçlü biçimde kaçındıklarını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “konuşma konusunda ketum” anlamındaki resmî sıfat ve edatla tamamlayın: The witness was ____ discussing the private meeting.

Cevabı göster

reticent about

They have a sense of how seldom it's useful to get censorious with others. Kelime

2:29

Başkalarını eleştirmenin ne kadar nadiren işe yaradığını hissederler.

Kelime

get censorious with others: başkalarına karşı sertçe yargılayıcı olmak

get censorious with others ifadesinde get, bir tutuma geçişi gösterir; censorious ise başkalarını yargılayıp kusur bulmaya güçlü biçimde eğilimli olmayı anlatır. İfade, birinin diğer insanlara sert biçimde eleştirel ve çoğu zaman ahlaki açıdan kınayıcı davranmaya başladığını söyler. Bu, yalnızca aynı fikirde olmamaktan veya bir eleştiri sunmaktan daha güçlüdür. Bu cümledeki seldom useful, böyle yargılayıcı bir tavrın genellikle iletişime yardımcı olmak yerine zarar verdiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle get censorious with someone ifadesini en doğru biçimde kullanıyor?

  1. The manager got censorious with the intern, treating one small mistake as a serious moral failure.
  2. The editor got censorious with the article by deleting a paragraph.
  3. Rina got censorious with Max by politely asking which train he preferred.
Cevabı göster

The manager got censorious with the intern, treating one small mistake as a serious moral failure.

They want above all

2:33

Her şeyden çok

that things go well between people,

2:34

insanlar arasında işlerin yolunda gitmesini isterler,

even if this means not being totally honest. Dilbilgisi

2:36

bu tamamen dürüst olmamayı gerektirse bile.

Dilbilgisi

even if this means + -ing: bir sonuca rağmen

Even if, olası bir bedel bulunsa da ana hedefin geçerli kalacağını söyler. Bu bir ödünleme ilişkisidir: burada tamamen dürüst olmaktan vazgeçmek gerekebilse bile insanların iyi anlaşması öncelik olmaya devam eder. This, az önce anlatılan seçime gönderme yapar. Means sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir; çünkü mean doing something, seçimin içerdiği veya gerektirdiği bir sonucu anlatırken mean to do something bir niyeti anlatır.

Alıştırma

Cümleyi even if ile this means ifadelerini birleştiren dört sözcüklük tam kalıpla tamamlayın: I'll keep helping, ____ giving up some free time.

Cevabı göster

even if this means

So they'll sit with someone of an opposite political persuasion Kelime

2:38

Bu yüzden karşıt siyasi görüşten biriyle oturup

Kelime

opposite political persuasion: zıt bir siyasi yönelim

Bu cümlede political persuasion, bir kişinin genel siyasi inançları veya siyasi yönelimi anlamına gelir. Birinin ne tür siyasi görüşlere sahip olduğunu belirtmenin nispeten resmî bir yoludur; burada persuasion, birini ikna etme eylemi değildir. Opposite bu yönelimi niteler. Bu nedenle someone of an opposite political persuasion, genel siyasi konumu onlarınkine zıt olan biri demektir.

Alıştırma

"Lee works well with colleagues of every political persuasion," cümlesinde political persuasion ne anlama gelir?

  1. resmî bir siyasi konuşma
  2. seçmenleri ikna etme becerisi
  3. genel siyasi inançlar veya siyasi yönelim
Cevabı göster

genel siyasi inançlar veya siyasi yönelim

and not try to convert them.

2:41

onları kendi saflarına çekmeye çalışmazlar.

They'll hold their tongue at someone who seems to be announcing a wrong-headed plan Notlar

2:43

Yanlış bir plan açıklıyor gibi görünen birine karşı dillerini tutarlar;

Deyimler

hold their tongue: konuşmamayı seçmek

Hold one's tongue, özellikle eleştirmek, karşı çıkmak veya bir düşünceyi açıklamak istendiğinde kişinin kendini tutup konuşmaması anlamına gelen bir deyimdir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: hold my tongue, hold your tongue veya hold her tongue. Burada they'll hold their tongue bilinçli bir şekilde kendini tutmayı gösterir: Planın yanlış olduğunu düşünürler, ancak bunu doğrudan söylemezler.

Alıştırma

Cümleyi hold one's tongue ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya strongly disagreed, but she decided to ____ during the meeting.

Cevabı göster

hold her tongue

for reforming the country,

2:47

Ülkeyi yeniden şekillendirmek,

educating their child,

2:48

çocuklarını eğitmek

or directing their personal life.

2:49

ya da kişisel hayatlarını yönlendirmek için bir plan.

Kelime

wrong-headed plan: kötü muhakemeye dayalı bir plan

wrong-headed plan ifadesinde wrong-headed, planın kötü bir muhakemeye veya yanlış düşünceye dayandığını belirtir. Plan uygulanırken yapılan küçük bir hatayı değil, planın temel yönünü veya mantığını eleştirir. Bu sıfat çoğunlukla plan, fikir, yaklaşım veya politika gibi sözcükleri niteler. Burada mecazidir; bir kişinin başının fiziksel yönüyle ilgisi yoktur.

Alıştırma

Hangi açıklama wrong-headed plan ifadesine en iyi uyar?

  1. Yalnızca kazara yapılmış bir yazım hatası içeren mantıklı plan
  2. Henüz açıklanmamış plan
  3. Ciddi biçimde hatalı bir muhakemeye dayanan plan
Cevabı göster

Ciddi biçimde hatalı bir muhakemeye dayanan plan

They'll be aware of how differently things can look through the eyes of others Deyimler

2:52

Olayların başkalarının gözünden ne kadar farklı görünebileceğinin farkındadırlar

Deyimler

through the eyes of others: başka bir bakış açısından görmek

Through the eyes of others, başka insanların bildiklerinin, hissettiklerinin ve yaşadıklarının şekillendirdiği bakış açısından demektir. Cümlede things can look different, başka biri düşündüğünde olayların farklı görünebileceğini anlatır. Bu ifade bakış açısını değiştirmeye çağırır. Genellikle empatiden veya bir hikâyenin kimin bakış açısını sunduğundan söz ederken kullanılır; kelimesi kelimesine başka birinin gözlerinin içinden bakmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: To understand another viewpoint, try to see the problem ____.

Cevabı göster

through the eyes of others

and will search more for what people have in common Dilbilgisi

2:56

ve insanları ayıran şeylerden ziyade

than what separates them.

2:59

onların ortak yönlerini ararlar.

Dilbilgisi

search more for X than Y: Y'den çok X'i aramak

more for X than Y yapısında more, search for eyleminin derecesini veya önceliğini niteler. Konuşan kişi aramanın Y'den çok X'e yöneltileceğini anlatır. Burada X ve Y, what people have in common ile what separates them biçimindeki paralel what yan cümleleridir. Than, aranan şeylerin türlerini karşılaştırır; kişi sayısını veya bulunan miktarı değil.

Alıştırma

Hangi cümle bu yapıyı, dikkatin farklılıklardan çok benzerliklere yöneldiğini anlatmak için kullanıyor?

  1. We look at the two plans more carefully than before.
  2. We look more for what the two plans share than what sets them apart.
  3. We look for more shared details than the other group does.
Cevabı göster

We look more for what the two plans share than what sets them apart.

The wise have made their peace with the yawning gap between Deyimler

3:01

Bilgeler şu ikisi arasındaki o esneyen uçurumla barışmışlardır:

how they would ideally want to be

3:04

ideal olarak nasıl biri olmak istedikleri

and what they're actually like.

3:06

ve aslında nasıl biri oldukları.

Deyimler

made their peace with: zor bir gerçeği kabullenmek

Make one's peace with something, acı veren, hayal kırıklığı yaratan veya değiştirilemeyen bir gerçeği kabul edip onunla içten içe mücadele etmeyi bırakmak demektir. Yalnızca bir gerçeği fark etmeyi ya da onaylamayı değil, duygusal bir süreci anlatır. Bu cümlede bilge kişiler, ideal benlikleri ile gerçek benlikleri arasındaki farkı kabullenmiştir. İfade mecazidir; gerçek anlamda bir barış anlaşması yapılmaz.

Alıştırma

Cümleyi make one's peace with ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years of regret, Nina ____ the fact that she could not change the past.

Cevabı göster

made her peace with

Deyimler

a yawning gap between X and Y: devasa bir fark

Bu cümlede a yawning gap, çok büyük ve çarpıcı bir fark anlamına gelir. Yawning burada mecazidir: boşluğun dev bir ağız gibi sonuna kadar açıldığı görüntüsünü verir; gerçekten esneyen biri yoktur. a yawning gap between X and Y kalıbı iki tarafı karşılaştırır. Buradaki taraflar, how they would ideally want to be ile anlatılan ideal benlik ve what they're actually like ile anlatılan gerçek benliktir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki canlı ifadeyle tamamlayın: The audit found a ____ the safety rules on paper and what workers actually did.

Cevabı göster

yawning gap between

They've come to terms with their idiosyncrasies, Deyimler

3:08

Kendi tuhaflıklarıyla,

Deyimler

come to terms with: zor bir gerçeği kabullenmek

Come to terms with something, zor, istenmeyen veya duygusal açıdan karmaşık bir gerçeği, genellikle onu sindirmek için zaman harcadıktan sonra kabullenmek anlamına gelir. Kabullenmeyi hızlı bir karardan çok bir süreç olarak gösterir. Burada they've come to terms with their idiosyncrasies, artık kendi sıra dışı özelliklerini ve sınırlılıklarını kabul ettikleri anlamına gelir. Bu deyim sözleşme şartlarını müzakere etmekle ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi come to terms with ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several difficult weeks, Leo finally ____ moving away from his closest friends.

Cevabı göster

came to terms with

flaws, ugliness, limitations, and drawbacks.

3:11

kusurlarıyla, çirkinlikleriyle, sınırlamalarıyla ve eksikleriyle yüzleşmişlerdir.

They're not ashamed of themselves

3:14

Kendilerinden utanmazlar

and yet they understand their craziness.

3:16

ve yine de kendi deliliklerini anlarlar.

They can give those close to them

3:18

Yakınlarına,

a fairly accurate map of the reasons Deyimler

3:19

onlarla yaşamanın neden bu kadar zor olduğuna dair

why they're pretty hard to live with. Kalıp ifadeler

3:22

oldukça doğru bir nedenler haritası sunabilirler.

Deyimler

Açıklayıcı bir rehber olarak a fairly accurate map

Burada a fairly accurate map, açık bir rehber veya açıklama anlamında kullanılan bir benzetmedir. Coğrafi bir harita değildir. Bir kişinin, zor davranışlarının arkasındaki farklı nedenlerin nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu yakınlarına gösterebilmesi anlamına gelir. Fairly accurate, oldukça doğru fakat kusursuz olmayan demektir. Map imgesi yön ve yapı sunarak karmaşık bir durumu anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

“The report gives us a fairly accurate map of the problem.” cümlesinde map ne anlama gelir?

  1. Hiçbir belirsizlik içermeyen kusursuz bir cevap
  2. Fiziksel konumları gösteren bir çizim
  3. Sorunu anlamaya yardımcı olan düzenli bir rehber
Cevabı göster

Sorunu anlamaya yardımcı olan düzenli bir rehber

Kalıp ifadeler

Günlük yaşamda hard to live with

Hard to live with, davranışları, alışkanlıkları veya kişiliği yüzünden günlük hayatı paylaşmanın zor olduğu bir kişiyi anlatır. Bundan etkilenen kişiler bağlamdan anlaşılır; bunlar genellikle aile üyeleri, eşler veya ev arkadaşlarıdır. Kalıp, kişi + be + hard/easy to live with şeklindedir. With sonda olsa da özne olarak belirtilen kişiye geri döner. Örneğin, “He is easy to live with”, onunla yaşamanın kolay olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Dersin dört sözcüklük ifadesini aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya never cleans up and argues about every small thing. Her roommate says she is ____.

Cevabı göster

hard to live with

The wise are realistic about other people,

3:25

Bilgeler diğer insanlar hakkında da gerçekçidirler,

too.

3:27

de öyle.

They recognize the extraordinary pressures everyone is under Kalıp ifadeler

3:28

Herkesin

Kalıp ifadeler

pressures everyone is under: the pressure + kişi + be under yapısı

pressures everyone is under ifadesinde everyone is under, pressures sözcüğünü niteler. Atılmış ilgi zamiri that ya da which'tir: pressures (that/which) everyone is under. Under, be under pressure kalıbının parçasıdır ve baskı altında olmak anlamına gelir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bu yapı önce bir yükü adlandırır, sonra bu yükü kimin yaşadığını belirtir: the pressure + kişi + be under. Genel bir baskı için pressure, farklı türlerde birden çok baskı için pressures kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi pressure + kişi + be under yapısıyla tamamlayın: The report describes the intense ____.

Cevabı göster

pressure nurses are under

to pursue their own ambitions, Anlatım akışı

3:31

kendi hırslarının peşinden gitmek,

defend their interests,

3:33

kendi çıkarlarını savunmak

and seek their own pleasures.

3:34

ve kendi zevklerini aramak için altında bulunduğu o olağanüstü baskıları tanırlar.

Anlatım akışı

to pursue..., defend... ve seek...: paralel bir fiil + nesne listesi

Cümle üç paralel eylem sıralar: pursue their own ambitions, defend their interests ve seek their own pleasures. Her öğe aynı fiil + nesne biçimindedir; bu da listenin kolay izlenmesini ve üç eylemin dilbilgisel olarak eşit ağırlık taşımasını sağlar. İlk to, üç fiilin tümü için geçerlidir: to pursue..., (to) defend... ve (to) seek.... Tek bir to, eş görevli yalın fiilleri başlattığında her öğede tekrarlanması gerekmez; ancak bütün öğeler aynı biçimde kalmalıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, ortak to sözcüğünden sonra üç öğeyi de paralel tutar?

  1. We plan to reduce costs, better service, and expanding staff training.
  2. We plan to reduce costs, improve service, and expand staff training.
  3. We plan to reduce costs, improving service, and to expand staff training.
Cevabı göster

We plan to reduce costs, improve service, and expand staff training.

It can make other people appear extremely mean and purposefully evil, Dilbilgisi

3:36

Bu, diğer insanların son derece kaba ve bilerek kötü niyetli görünmesine neden olabilir,

Dilbilgisi

make other people appear + sıfat

make + kişi + fiilin yalın hâli kalıbı, bir şeyin sonuç ya da izlenim oluşturduğunu belirtir. make sonrasında appear yalın hâlde kalır: make other people appear denir, make other people to appear denmez. Burada mean ve purposefully evil, bu kişilerin başkalarına nasıl görünebileceğini anlatır. İfade, oluşan izlenimle ilgilidir; kişilerin gerçekten bu özelliklere sahip olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi make ... appear kalıbıyla tamamlayın: One short clip can ____ a friendly coach ____ rude.

Cevabı göster

make · appear

but this would be to over-personalize the issue. Kelime

3:40

ancak bu sorunu fazla kişiselleştirmek olurdu.

Kelime

over-personalize the issue: meseleyi aşırı biçimde kişilere bağlamak

over- ön eki “fazla” veya “makul olandan daha çok” anlamına gelir. Over-personalize an issue, bir meseleyi belirli kişiler, onların karakterleri ya da niyetleri üzerinden gereğinden fazla açıklamak veya çerçevelemek demektir. Bu cümlede konuşan kişi, zarar verici davranışı esas olarak belirli kişilerin bilerek kötü davrandığının kanıtı gibi görmemek gerektiğini söylüyor. İfade, daha geniş nedenlere de bakmayı önerir; meseleyi bir kişi için özelleştirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: Blaming one worker for a company-wide failure may over-personalize the issue. over-personalize the issue ne anlama gelir?

  1. Sorunu bir kişinin karakteri veya niyetleri üzerinden gereğinden fazla açıklamak
  2. Sorunu bir kişinin tercihlerine uyacak şekilde değiştirmek
  3. Çalışanın söyledikleri yüzünden kişisel olarak incinmek
Cevabı göster

Sorunu bir kişinin karakteri veya niyetleri üzerinden gereğinden fazla açıklamak

The wise know that most hurt is not intentional,

3:43

Bilgeler çoğu incinmenin kasıtlı olmadığını bilir,

it's a byproduct of the constant collision Kalıp ifadeler

3:46

bu, kıt kaynakların olduğu bir dünyada

Kalıp ifadeler

a byproduct of: bir sürecin dolaylı sonucu

Bu cümlede hurt, sürekli çatışmanın a byproduct of ile anlatılan ikincil sonucudur: süreç incinmeye yol açar, ancak insanları incitmek sürecin amaçlanan hedefi değildir. a byproduct of + isim kalıbı, daha büyük bir eylem, sistem veya durumun ikincil sonucunu adlandırır. Yalnızca sanayide oluşan fiziksel maddeler için değil, soyut sonuçlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Extra paperwork was ____ the new safety policy, not its goal.

Cevabı göster

a byproduct of

of blind competing egos

3:49

körü körüne rekabet eden egoların

in a world of scarce resources.

3:51

sürekli çarpışmasının bir yan ürünüdür.

The wise are therefore slow to anger and judge. Kalıp ifadeler

3:53

Bilgeler bu yüzden öfkelenmekte ve yargılamakta yavaştırlar.

Kalıp ifadeler

slow to anger and judge: terlalu cepat untuk marah dan menghakimi

Burada slow to anger and judge, hemen öfkelenmemek veya başkalarını hızlıca yargılamamak anlamına gelir. Slow, eylemlerin fiziksel hızını değil, kişinin ölçülü tepki verme eğilimini anlatır. be slow to + fiil yapısında slow, “hızlı davranmaya hazır veya yatkın olmamak” demektir. Bu sıralı yapıda to iki fiil için de geçerlidir: slow to anger ve slow to judge. Anger burada fiildir ve “öfkelenmek” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki iki kelimelik yapıyla tamamlayın: Lena waits for evidence, so she is ____ judge people.

Cevabı göster

slow to

They don't leap to the worst conclusions Deyimler

3:56

Başkalarının zihinlerinde neler olup bittiği hakkında

about what's going on in the minds of others.

3:58

en kötü sonuçlara hemen atlamazlar.

Deyimler

leap to the worst conclusions: aceleyle en kötü sonuca varmak

Leap to conclusions, yeterli kanıt olmadan ne olduğuna ya da birinin ne demek istediğine karar vermek anlamına gelir. Leap burada mecazidir: zihin dikkatle akıl yürütmek yerine eksik adımları atlar. The worst, deyimi güçlendirir. Burada başkalarının zihninde olup bitenler için mümkün olan en olumsuz açıklamayı seçmek anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle, gerçekleri öğrenmeden en olumsuz yargıya varılmaması konusunda doğal bir uyarıdır?

  1. Don't leap to the worst conclusions before you hear the full story.
  2. Don't make the final decision once the evidence is complete.
  3. Don't reach a careful conclusion after you check all the facts.
Cevabı göster

Don't leap to the worst conclusions before you hear the full story.

They will be readier to forgive

4:00

Bağışlamaya daha hazırdırlar,

from a proper sense of how difficult every life is,

4:02

her hayatın ne kadar zor olduğuna dair yerinde bir histen yola çıkarak,

harboring as it does so many frustrated ambitions, Dilbilgisi

4:05

içinde bunca hüsrana uğramış hırs,

disappointments,

4:09

hayal kırıklığı

and longings.

4:09

ve özlem barındırdığını bilerek.

Dilbilgisi

harboring as it does... kalıbı

harboring as it does... yapısında harboring, every life hakkında ek bilgi veren bir ortaç yan cümlesi başlatır. it zamiri every life ifadesine gönderme yapar. Araya giren as it does kalıbı aynı eylemi doğrular: does, harbors yerine kullanılır. Yapı, yaklaşık olarak and every life does harbor... anlamıyla metne resmî vurgu katar; karşılaştırma yapmaz ve neden bildirmez.

Alıştırma

harboring as it does so many frustrated ambitions ifadesinde does ne işe yarar?

  1. “Gerçekleştirir” anlamına gelir ve ayrı bir eylem başlatır.
  2. Bir hayatı başka bir hayatla karşılaştırır.
  3. Harbors yerine geçer ve doğrulayıcı vurgu ekler.
Cevabı göster

Harbors yerine geçer ve doğrulayıcı vurgu ekler.

The wise appreciate the pressures people are under.

4:10

Bilgeler insanların altında bulunduğu baskıları takdir ederler.

Of course they shouted, Anlatım akışı

4:13

Elbette bağırdılar,

of course they were rude,

4:14

elbette kaba davrandılar,

naturally they want to overtake on the inside lane. Kültür

4:16

doğal olarak iç şeritten sollamak istiyorlar.

Anlatım akışı

Of course ... of course ... naturally ile paralel açıklama kurma

Of course ilk iki yan cümlenin, naturally ise üçüncü yan cümlenin başında yer alır. Yan cümlelerin başındaki bu tekrar, üç tepkiyi paralel bir sıraya koyar ve dinleyeni davranıştan beklenen sonuca yönlendirir. Burada bu belirteçler, tepkileri koşullar altında anlaşılabilir veya öngörülebilir olarak çerçeveler. Konuşanın davranışın nedenine ilişkin açıklamasını verirler; konuşanın bağırmayı, kabalığı ya da tehlikeli sürüşü onayladığı anlamına gelmezler.

Alıştırma

Paralel açıklamayı belirtilen ifadelerle tamamlayın: ilk iki yan cümlede “of course”, son yan cümlede “naturally” kullanın. ____ the players were tired, ____ they made mistakes, and ____ the game slowed down.

Cevabı göster

Of course · of course · naturally

Kültür

overtake on the inside lane: iç şeritten sollamak

Overtake, aynı yönde ilerleyen başka bir aracı geçip önüne çıkmak anlamına gelir. on the inside lane ifadesi bu manevrada hangi şeridin kullanıldığını belirtir. Inside lane, fiziksel tarafı yerel trafik sistemine ve kullanıma bağlı olan göreli bir trafik terimidir. Bu nedenle cümle tek başına şeridin solda mı yoksa sağda mı olduğunu belirlemez.

Alıştırma

Ülkenin yol sistemi hakkında daha fazla bilgi olmadan bu cümleden güvenle ne anlayabiliriz? A driver overtook on the inside lane.

  1. Sürücü kesinlikle soldan geçti.
  2. Sürücü, yerel olarak iç şerit denilen şeridi kullanarak hareket hâlindeki başka bir aracı geçti.
  3. Sürücü kesinlikle sağdan geçti.
Cevabı göster

Sürücü, yerel olarak iç şerit denilen şeridi kullanarak hareket hâlindeki başka bir aracı geçti.

The wise are generous to the reasons for which people might not be quite so nice.

4:18

Bilgeler, insanların pek de hoş olmamalarının nedenlerine karşı cömerttirler.

They feel less persecuted by the aggression and meanness of others

4:23

Başkalarının saldırganlık ve kabalıkları tarafından daha az zulme uğramış hissederler

because they have a sense of where it comes from, Kalıp ifadeler

4:27

çünkü bunun nereden geldiğine dair bir hisleri vardır,

a place of hurt. Deyimler

4:30

incinmiş bir yerden.

Kalıp ifadeler

have a sense of where it comes from: kaynağı hakkında bir fikri olmak

Have a sense of where it comes from, bir şeyin kaynağını veya nedenini yaklaşık olarak anlamak demektir. Konuşanın bazı ipuçları ya da gerekçeli bir izlenimi vardır, ancak tamamen emin olduğunu iddia etmez. Burada it, başkalarının saldırganlığını ve kötülüğünü ifade eder; where ise gerçek bir yeri değil, bunların duygusal kaynağını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, neden hakkında gerekçeli fakat tam anlamıyla kesin olmayan bir anlayış ifade eder?

  1. I have no idea where her anger comes from.
  2. I know exactly where her anger comes from.
  3. I have a sense of where her anger comes from.
Cevabı göster

I have a sense of where her anger comes from.

Deyimler

a place of hurt: içsel acıdan kaynaklanan bir durum

A place of hurt, duygusal acının şekillendirdiği içsel bir durumu anlatan mecazdır. Birinin sert davranışlarının doğabileceği duygusal kaynağı ifade eder; gerçek bir yer ya da tek bir fiziksel yaralanma değildir. Cümlede saldırganlığın ve kötülüğün nereden geldiğini başka sözlerle açıklamaktadır: bu davranışların acıdan doğduğu anlatılır.

Alıştırma

"His harsh reply came from a place of hurt," cümlesinde a place of hurt ne anlama gelir?

  1. duygusal acı içeren içsel bir durum
  2. yaralandığı fiziksel bir yer
  3. vücudundaki belirli bir nokta
Cevabı göster

duygusal acı içeren içsel bir durum

The wise have a solid sense of what they can survive.

4:32

Bilgeler neyi atlatabilecekleri konusunda sağlam bir hisse sahiptirler.

They know just how much can go wrong Dilbilgisi

4:36

İşlerin ne kadar ters gidebileceğini

Dilbilgisi

just how much can go wrong: kapsamın büyüklüğünü vurgulama

just how much can go wrong ifadesinde just, how much bölümünü güçlendirir. Tüm ifade, “ters gidebilecek şeylerin tam ve muhtemelen şaşırtıcı derecede büyük boyutu” anlamına gelir. Burada just, “yalnızca” demek değildir. how much yalnızca sayılabilir bir miktarı değil, dereceyi veya kapsamı belirtir. Bu yapı, bir şeyin gerçek boyutunu ya da ciddiyetini vurgulamak için sıkça know, realize, see veya discover gibi fiillerden sonra gelir.

Alıştırma

Hangi cümle olası sorunların şaşırtıcı derecede geniş kapsamını güçlü biçimde vurguluyor?

  1. We discovered one problem during a launch.
  2. We discovered just how much can go wrong during a launch.
  3. We discovered that very little can go wrong during a launch.
Cevabı göster

We discovered just how much can go wrong during a launch.

and things will still be just about livable. Kelime

4:37

ve yine de her şeyin yaşanabilir kalacağını çok iyi bilirler.

Kelime

just about livable: en düşük kabul edilebilir düzeyde

just about livable ifadesinde just about, durumu kabul edilebilir en düşük düzeye ya da bu düzeyin çok yakınına yerleştirir. Anlamı “zar zor yaşanabilir”dir; rahat olduğu anlamına gelmez. Livable bir eşik bildiren sıfattır: rahat olmasa bile bir şeyle yaşamak mümkünse livable denebilir. Burada things genel koşulları ifade eder; dolayısıyla livable, özellikle bir evin oturulabilir olmasını değil, “katlanılabilir veya idare edilebilir” olmayı anlatır. Still, sorunlara rağmen bunun geçerli kalacağını ekler.

Alıştırma

Cümleyi “kabul edilebilir düzeye zar zor ulaşmış” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: After the emergency repairs, the cabin was ____ livable.

Cevabı göster

just about

The unwise person draws the boundaries of their contentment far too far out, Deyimler

4:40

Bilge olmayan kişi hoşnutluk sınırlarını çok uzağa çizer,

Deyimler

Hoşnutluğun sınırlarını gereğinden fazla uzağa çizmek

Bu, mekâna dayalı bir benzetmedir. Kişi hoşnutluğu sınırı olan bir alan gibi düşünür ve bu sınırı gereğinden fazla uzağa yerleştirir. Gerçekte fiziksel bir çizgi çizilmez. Sınır genişledikçe hoşnut olmak için gerekli hâle gelen şeylerin sayısı artar. Burada ifade, kişinin hoşnutluğunu gereğinden fazla dış koşula bağlaması anlamına gelir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade burada ne anlama geliyor?

  1. Kişi büyük bir fiziksel alanı özel mülk olarak işaretler.
  2. Kişi hoşnutluğunu gereğinden fazla dış koşula bağlar.
  3. Kişi yalnızca birkaç basit şeyle kolayca hoşnut olur.
Cevabı göster

Kişi hoşnutluğunu gereğinden fazla dış koşula bağlar.

so that it encompasses and depends upon fame, money, personal relationships, Dilbilgisi

4:46

öyle ki bu ün, para, kişisel ilişkiler,

popularity, health.

4:50

popülerlik ve sağlığı kapsar ve onlara bağlıdır.

Dilbilgisi

so that it encompasses and depends upon: sonuç ve ortak özne

Bu bağlamda so that bir sonuç bildirir: sınırın gereğinden fazla uzağa çizilmesi, hoşnutluğun kapsamının şöhret, para, ilişkiler, popülerlik ve sağlığı içermesine ve bunlara bağlı olmasına yol açar. Kişinin amacını anlatmaz. So that ifadesinden sonra it, birbirine bağlanan iki fiil grubunun ortak öznesidir: encompasses ... ve depends upon .... İki fiil de aynı kapsamı anlattığı için İngilizcede depends öncesinde it tekrarlanmaz. Sondaki liste iki fiili de tamamlar: bu kapsam o şeyleri içerir ve onlara bağlıdır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “The town expanded rapidly, so that it included several villages and depended on a larger water supply.” Burada so that neyi bildiriyor?

  1. Kasabanın hızla büyümesinin sonucu
  2. Büyümeyi durdurabilecek bir koşul
  3. Kasabanın büyümeyi seçmesindeki amaç
Cevabı göster

Kasabanın hızla büyümesinin sonucu

The wise person sees the advantages of all of these,

4:52

Bilge kişi bunların hepsinin avantajlarını görür,

but also knows that they may,

4:55

ancak şunu da bilir ki,

before too long, Kalıp ifadeler

4:56

çok geçmeden,

Kalıp ifadeler

Before too long: yakında gerçekleşecek bir değişiklik

“Before too long”, “kısa bir süre sonra” veya “yakında” anlamına gelir. Hikâyedeki mevcut noktadan ileriye bakar ve bir değişikliğin oldukça kısa süre içinde gerçekleşeceğini bildirir. İfadenin tamamını tek bir zaman ifadesi olarak düşünün. Buradaki “too long”, bir şeyin gereğinden uzun sürmesini anlatmaz; ifade, hikâyeyi daha sonra olacaklara doğru ilerletir.

Alıştırma

Cümleyi “kısa bir süre sonra” anlamındaki üç kelimelik zaman ifadesiyle tamamlayın: The puppy was shy at first, but ____, it started playing.

Cevabı göster

before too long

at a time of fate's choosing, Deyimler

4:57

kaderin seçeceği bir zamanda,

Deyimler

At a time of fate's choosing: kaderin kişileştirilmesi

“At a time of X's choosing”, “X'in seçtiği bir zamanda” demektir. “Of fate's choosing” ifadesinde “choosing” isim görevindedir; “fate's” ise seçimi yapanı gösterir. Kader, seçim yapabilen bir insan gibi ele alınır. Bu nedenle ifade, olayın insanların planladığı veya istediği zamanda değil, onların kontrol edemediği güçlerin belirlediği zamanda gerçekleşeceğini anlatır.

Alıştırma

Edebî kalıbı doğru -ing ismiyle tamamlayın: The gates will open at a time of the queen's ____.

Cevabı göster

choosing

have to draw the borders right back Deyimler

4:59

sınırları geri çekmek

and find contentment within a much more bounded space.

5:01

ve çok daha sınırlı bir alan içinde hoşnutluk bulmak zorunda kalabilirler.

Deyimler

draw the borders right back: sınırları büyük ölçüde daraltmak

Burada draw the borders right back, borders sözcüğünü bir kişinin kendini tatmin olmuş hissetmek için ihtiyaç duyduğu şeylerin sınırlarını anlatan bir mecaz olarak kullanır. Draw them back, bu sınırları içeri doğru çekerek kabul edilebilir alanı çok daha küçük hâle getirmek demektir. Right burada back sözcüğünü güçlendirir ve “iyice geriye” ya da “büyük ölçüde” anlamına gelir; “doğru” veya “sağ taraf” anlamında değildir. Bu nedenle ifade, küçük bir ayar değil, bilinçli ve büyük bir daralma anlatır.

Alıştırma

Örnekte draw the borders right back neyi anlatıyor?

  1. Tatminin mümkün olduğu alanın sınırlarını büyük ölçüde daraltmak
  2. Sınırların doğru çizilip çizilmediğini kontrol etmek
  3. Fiziksel bir sınırın sağ tarafına geçmek
  4. Bütün sınırları hemen ortadan kaldırmak
Cevabı göster

Tatminin mümkün olduğu alanın sınırlarını büyük ölçüde daraltmak

The wise person doesn't envy idly.

5:06

Bilge kişi boş yere kıskançlık etmez.

They realize that there are some good reasons

5:09

Gerçekten istedikleri şeylerin birçoğuna sahip olmamalarının

why they don't have many of the things they really want.

5:11

bazı iyi nedenleri olduğunu idrak ederler.

They look at the tycoon or the film star

5:14

Kodamana ya da film yıldızına bakarlar

and have a decent grasp of why they didn't ever make it to that level. Notlar

5:16

ve kendilerinin neden hiçbir zaman o seviyeye ulaşamadıklarını iyi kavrarlar.

Kalıp ifadeler

have a decent grasp of: bir şeyi oldukça iyi anlamak

Have a decent grasp of something, bir şeyi oldukça iyi anlamak demektir. Decent, sağlam ve işe yarar bir anlama düzeyini belirtir; ancak kusursuz bilgi veya tam hâkimiyet anlamına gelmez. Kalıp have a decent grasp of + konu şeklindedir. Konu bir isim, -ing biçimi veya soru sözcüğüyle başlayan bir yan cümle (wh-clause) olabilir. Burada anlaşılan şey why they didn't ever make it to that level bölümüdür. Grasp mecazidir; fiziksel olarak tutma eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “oldukça iyi anlamak” anlamındaki beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After two lessons, Maya seems to ____ the safety rules.

Cevabı göster

have a decent grasp of

Öbek fiiller

make it to that level: o seviyeye ulaşmayı başarmak

make it to + yer, aşama veya seviye yapısında make it, 'bir şey üretmek' değil, 'ulaşmayı başarmak veya güçlükle ulaşmak' anlamına gelir. Burada make it to that level, böylesine yüksek bir başarı seviyesine ulaşmak demektir. Bu yapı genellikle hedefe ulaşmanın zor veya belirsiz olduğunu hissettirir. to sonrasındaki ismi değiştirerek bir varış noktasını, turu, etkinliği veya seviyeyi belirtebilirsiniz; zaman ifadesi ekleyerek bir son saat de verebilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi make it to ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: After winning the semifinal, Maya finally ____ the championship match.

Cevabı göster

made it to

It looks like just an accident, an unfair one, Anlatım akışı

5:20

Sadece bir kaza, adaletsiz bir durum gibi görünür,

but there were in fact some logical grounds.

5:23

ama aslında bazı mantıklı temelleri vardır.

Anlatım akışı

It looks like ... but ... in fact ...: ilk izlenimi düzeltmek

İlk yan cümle olan It looks like just an accident, görünüşe dayanan ilk yorumu sunar. Bunun gerçeğin tamamı olduğunu henüz ileri sürmez. But, savı bu izlenimden uzaklaştırır; in fact ise yazarın düzeltmesini sunar: sonucun arkasında bazı nedenler vardı. Bu yapı, ilk başta doğru görünen şey ile konuşanın daha güçlü biçimde desteklenen bir açıklama olarak sunduğu şeyi karşılaştırır. Düzeltme, o anda tartışılan nokta için geçerlidir. Daha sonraki bir cümlenin ek ayrıntı vermesini veya başka bir etkeni kabul etmesini engellemez.

Alıştırma

Hangi cümle, ilk izlenimi daha güçlü biçimde desteklenen bir açıklamayla değiştirmek için bu yapıyı doğru kullanır?

  1. It looks like the café is closed, but in fact I visited it last year.
  2. It looks like the café is closed, but in fact customers are entering through the back door.
  3. It looks like the café is closed, and the tables are blue.
Cevabı göster

It looks like the café is closed, but in fact customers are entering through the back door.

They didn't work as hard,

5:25

O kadar sıkı çalışmamışlardır,

they didn't have anything like the drive, Notlar

5:27

o tür bir motivasyona,

Dilbilgisi

didn't have anything like the drive: o düzeyde bir azme yaklaşamamak

Olumsuz bir cümlede not have anything like + isim, söz konusu nitelik veya şeyden gereken düzeye yakın bile olmamak demektir. Burada başarı için gerekli güçlü iç kararlılıkları gereken düzeyin çok altındaydı. Anything like olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir. Birinin hoşlandığı herhangi bir şey anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle yeni takımın şampiyonlardan çok daha az deneyimli olduğunu en açık biçimde anlatır?

  1. The new team didn't have the experience of the champions.
  2. The new team had experience like the champions.
  3. The new team didn't have anything like the experience of the champions.
Cevabı göster

The new team didn't have anything like the experience of the champions.

Kelime

drive: güçlü iç kararlılık

Burada drive, bir kişiyi hedefi için çalışmaya devam ettiren güçlü iç enerji ve kararlılık anlamındaki soyut bir isimdir. The drive, en üst düzey başarı için gereken belirli kararlılık seviyesini ifade eder. Araç kullanmak veya araçla yolculuk etmekle ilgili değildir.

Alıştırma

Anlam güçlü ve sürekli bir iç kararlılıksa cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? Mia has the ___ to practice every day, even after setbacks.

  1. ambition
  2. route
  3. drive
Cevabı göster

drive

or mental capacity or looks.

5:29

veya zihinsel kapasiteye veya görünüşe hiç sahip değillerdir.

At the same time,

5:31

Aynı zamanda,

the wise see that some destinies are truly shaped by nothing more than accident. Dilbilgisi

5:32

bilgeler bazı kaderlerin gerçekten de sadece bir kazadan ibaret olarak şekillendiğini görürler.

Dilbilgisi

nothing more than accident: nedeni tesadüfle sınırlamak

Nothing more than + isim, “yalnızca o şey ve onun ötesinde hiçbir şey” anlamına gelir. Bu cümlede accident tesadüf anlamındadır ve daha derin bir plan ya da özel bir neden olmadan bazı kaderlerin tek nedeni olarak sunulur. Olumsuzluk bildiren nothing, more than ifadesinin tamamını etkiler. Bu yüzden yapı, daha büyük bir miktar belirtmek yerine açıklamayı basit bir nedenle sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi “daha derin bir nedeni olmayan basit bir hatadan ibaret” anlamındaki hedef yapıyla tamamlayın: The mix-up was ____.

Cevabı göster

nothing more than a simple mistake

Some people are promoted randomly.

5:37

Bazı insanlar rastgele terfi alırlar.

Companies that aren't especially deserving

5:39

Bunu özellikle hak etmeyen şirketler

can suddenly make it big. Deyimler

5:42

aniden büyük bir başarı yakalayabilirler.

Deyimler

make it big: büyük başarı elde etmek

Make it big, özellikle iş, eğlence veya kariyer alanında çok başarılı, ünlü ya da zengin olmak anlamına gelen bir deyimdir. Bir şeyi fiziksel olarak büyütmek anlamına gelmez. Buradaki it zamiri belirli bir nesneyi göstermez. Make it big kalıplaşmış bir ifade olarak kullanılır ve zaman değişikliği make üzerinde yapılır: made it big.

Alıştırma

Cümleyi hedef deyimin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years of small roles, the actor finally ____.

Cevabı göster

made it big

Some people have the right parents. Anlatım akışı

5:44

Bazı insanlar doğru ebeveynlere sahiptir.

Anlatım akışı

“the right parents” ile doğuştan gelen avantaj

Burada “the right parents”; para, destek, toplumsal konum veya bağlantılar gibi elverişli başlangıç koşullarını kısa bir ifadede toplar. Şans hakkında konuşulan bu bağlamda right, ahlaken doğru değil, kişinin başarı ihtimali açısından avantajlı demektir. İfade özellikle ölçülü seçilmiş ve hafif bir ironi taşır: Kimse anne babasını seçmez. Bu nedenle söz, kişisel çabayla kazanılanlardan çok doğuştan gelen avantajlara dikkat çeker.

Alıştırma

Bu cümlede “the right parents” ne anlama geliyor?

  1. Anne babaları her zaman ahlaken doğru kararlar vermiştir.
  2. Kendileri için mümkün olan en iyi anne babayı seçmişlerdir.
  3. Kendilerine yararlı avantajlar sağlayan bir ailede doğmuşlardır.
Cevabı göster

Kendilerine yararlı avantajlar sağlayan bir ailede doğmuşlardır.

The winners aren't all noble and good.

5:45

Kazananların hepsi asil ve iyi değildir.

The wise appreciate the role of luck

5:48

Bilgeler şansın rolünü takdir ederler

and don't curse themselves overly

5:50

ve açıkça istedikleri kadar şansa

at those junctures where they've evidently not had as much of it Dilbilgisi

5:52

sahip olmadıkları o dönüm noktalarında

as they would have liked.

5:56

kendilerine gereğinden fazla lanet okumazlar.

Dilbilgisi

“as much of it as they would have liked” miktar kalıbı

As much of it as they would have liked ifadesi, gerçekte sahip oldukları miktarı istedikleri daha büyük miktarla karşılaştırır. Much kullanılır çünkü sayılamayan luck ismine gönderme yapar; of it ise daha önce sözü edilen bu düşünceyi yeniden belirtir. Önceki not, karşılaştırmayı bir eksiklik hâline getirir: İstediklerinden daha az şansları olmuştur. Would have liked, geçmişte gerçekleşmemiş bir isteği anlatır; geçmişin hâlâ değiştirilebileceğini belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi “as much of it as” kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: We had some free time, but not ____ we would have liked.

Cevabı göster

as much of it as

In our ambitious era,

5:58

Hırslı çağımızda,

it's common to begin with dreams of being able to pull off an unblemished life Notlar

5:59

insanın aşk ve iş hayatındaki önemli kararları doğru almayı umabileceği

Öbek fiiller

Pull off: zor bir şeyi başarmak

Burada pull off, “zor ya da gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir şeyi başarmak” demektir. Konuşmacı tamamen kusursuz bir hayat sürmeyi iddialı bir başarı olarak ele alır; fiziksel olarak bir şeyi çekip çıkarmaktan söz etmez. Pull off bir nesne alır ve ayrılabilir: pull off a difficult plan ya da pull a difficult plan off. Zamirle pull it off denir. Bu ifade başarılı sonuca odaklanır.

Alıştırma

Pull off ifadesi hangi cümlede “zor bir şeyi başarmak” anlamındadır?

  1. She pulled off a difficult rescue despite the storm.
  2. The bus pulled off the highway to let an ambulance pass.
  3. He pulled the sticker off the jar.
Cevabı göster

She pulled off a difficult rescue despite the storm.

Deyimler

An unblemished life: kusursuz olduğu düşünülen bir hayat

Unblemished sözcüğü gerçek anlamıyla üzerinde iz veya hasarlı bölüm bulunmayan bir şeyi anlatır. An unblemished life ifadesinde ise mecazidir: Hayal edilen yaşamda hata, pişmanlık, ahlaki kusur veya başka bir eksiklik yoktur. İfade, hayatı üzerinde hiçbir iz bırakılmadan korunabilecek kusursuz bir yüzey gibi sunar. Bu da ideali son derece saf ve ulaşılması zor gösterir.

Alıştırma

“An unblemished career” ifadesinde unblemished büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak yıkanmış ve parlatılmıştır.
  2. Bilinen bir başarısızlığı veya itibar kaybı yoktur.
  3. Tamamı açık havada gerçekleşmiştir.
Cevabı göster

Bilinen bir başarısızlığı veya itibar kaybı yoktur.

where one can hope to get the major decisions in love and work right. Kalıp ifadeler

6:04

lekesiz bir hayat kurma hayalleriyle başlamak yaygındır.

Kalıp ifadeler

get the major decisions ... right: önemli kararları doğru vermek

get the major decisions ... right yapısında get fiilinden sonra the major decisions nesnesi, ardından right sıfatı gelir. get + nesne + right, bir şeyi doğru anlamak, değerlendirmek veya yapmak anlamına gelir. Right burada yönü değil, sonucun doğru olmasını anlatır. Bu cümlede aşk ve iş gibi önemli alanlarda isabetli seçimler yapmak anlamındadır. Vurgu, kararların doğru ve iyi değerlendirilmiş olup olmadığı üzerindedir.

Alıştırma

get + nesne + right yapısını tamamlayın: Before we publish the report, we need to get the facts ____.

Cevabı göster

right

But the wise realize that it's impossible to fashion a spotless life. Deyimler

6:08

Ancak bilgeler kusursuz bir hayat inşa etmenin imkansız olduğunu anlarlar.

Deyimler

fashion a spotless life: kusursuz bir hayat şekillendirmek

Burada fashion, bir şeyi bilinçli biçimde şekillendirmek veya oluşturmak anlamında kullanılan bir fiildir. Spotless mecazidir: Hayat sözcüğü gerçek anlamda temiz değildir; hatası, kusuru veya ahlaki lekesi olmayan bir şey olarak düşünülür. fashion a spotless life bütünüyle kusursuz bir hayat oluşturmak anlamına gelir. Cümlede bunun imkânsız bir ideal olduğu söylenerek bilge bir kişinin belirli ölçüde kusuru kabul ettiği anlatılır.

Alıştırma

Bu cümlede fashion a spotless life ne anlama gelir?

  1. Hiç leke kalmayana kadar bir evi temizlemek
  2. Hiçbir kusuru veya hatası olmayan bir hayatı bilinçli biçimde oluşturmak
  3. Hayatın her alanı için moda kıyafetler seçmek
Cevabı göster

Hiçbir kusuru veya hatası olmayan bir hayatı bilinçli biçimde oluşturmak

One will make some extremely large and utterly uncorrectable errors

6:12

İnsan bir takım alanlarda

in a number of areas.

6:16

son derece büyük ve tamamen düzeltilemez hatalar yapacaktır.

Perfectionism is a wicked illusion,

6:18

Mükemmeliyetçilik kötü bir illüzyondur,

regret is unavoidable.

6:21

pişmanlık kaçınılmazdır.

But regret lessens the more we see that error is endemic across the species. Notlar

6:23

Fakat hatanın tüm tür boyunca endemik olduğunu gördükçe pişmanlık azalır.

Dilbilgisi

regret lessens the more we see: orantılı karşılaştırma

“regret lessens the more we see” ifadesinde “the more we see” yan cümlesi, “anlayışımız arttıkça” anlamına gelir. Bu bölüm değişen koşulu, “regret lessens” ise ona karşılık gelen sonucu gösterir. Bu, orantılı bir karşılaştırmadır: bir değişim başka bir değişimle birlikte gerçekleşir. İngilizcede “the more...” diğer değişimi zaten ifade eden ana cümleden sonra gelebilir; bu nedenle “the more..., the less...” kalıbının tamamını tekrarlamak gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi orantılı the + comparative kalıbıyla tamamlayın: My anxiety fades ____ I learn about the process.

Cevabı göster

the more

Kelime

endemic across the species: derinden yerleşmiş ve yaygın bir sorun

Burada “endemic” mecaz anlamda kullanılmıştır; bulaşıcı bir hastalıkla ilgili bir iddia değildir. Hatanın tüm insan türünün kalıcı ve yaygın bir özelliği olduğunu anlatır. Bu ifade, hataları birkaç kişinin nadiren yaşadığı bir başarısızlık olarak değil, insan yaşamının içine yerleşmiş bir olgu olarak sunar. Herkesin hata yapabileceğini kabul etmenin pişmanlığı azaltabileceği düşüncesini destekler.

Alıştırma

Hangi cümlede “endemic”, videodaki cümleyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. The storm became endemic as it crossed three countries overnight.
  2. One isolated typo was endemic in the final paragraph.
  3. Favoritism was endemic in the organization, affecting every department.
Cevabı göster

Favoritism was endemic in the organization, affecting every department.

One can't look at anyone's life story Dilbilgisi

6:28

Hiç kimsenin hayat hikayesine

without seeing some devastating mistakes etched across it. Deyimler

6:30

üzerine kazınmış bazı yıkıcı hataları görmeden bakılamaz.

Dilbilgisi

can't look ... without seeing: birbirinden ayrılamayan iki eylem

can't do A without doing B kalıbı, A ile B'nin birbirinden ayrılamadığını anlatır. Bu genel gözlemde, birinin hayat hikâyesine her bakıldığında ciddi hatalar da kaçınılmaz olarak görülür. can't ve without şeklindeki iki olumsuz öğe, “A her gerçekleştiğinde B de gerçekleşir” anlamını oluşturur. Buradaki can't, bir araç ya da izin eksikliğini değil, bakmanın kaçınılmaz sonucunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya'nın eski fotoğraflara her baktığında herkesin ne kadar değiştiğini fark ettiğini anlatır?

  1. Maya can't review the old photos without noticing how much everyone has changed.
  2. Maya can review the old photos without noticing how much everyone has changed.
  3. Maya notices how much everyone has changed before she reviews the old photos.
Cevabı göster

Maya can't review the old photos without noticing how much everyone has changed.

Deyimler

devastating mistakes etched across it: kalıcı iz benzetmesi

Etched across it bir benzetmedir. Hataları, bir yüzeye kalıcı olarak kazınmış çizgilere benzetir; it, kişinin hayat hikâyesine gönderme yapar. Buradaki düşünce, büyük hataların bir hayatın hikâyesinde kalıcı ve görünür izler bırakmasıdır. Devastating çok güçlü bir duygusal yoğunluk katar: bunlar sıradan küçük yanlışlar değil, derin zarar veren hatalardır. İfade, gerçek bir oyma işlemini anlatmak yerine düşünsel ve edebî bir anlatım sunar.

Alıştırma

“devastating mistakes etched across a life story” ifadesi ne anlatır?

  1. Hatalar gerçekten yazılı bir kitaba kazındı.
  2. Hatalar hızla unutulan küçük ayrıntılardı.
  3. Hatalar ciddi zarara yol açtı ve kişinin hayatında kalıcı, görünür izler bıraktı.
Cevabı göster

Hatalar ciddi zarara yol açtı ve kişinin hayatında kalıcı, görünür izler bıraktı.

These errors are not coincidental, Anlatım akışı

6:33

Bu hatalar tesadüfi değil,

but structural.

6:35

yapısaldır.

Anlatım akışı

not coincidental, but structural: not X, but Y ile düzeltme

not X, but Y kalıbında konuşan kişi doğru açıklama olarak X'i reddeder ve yerine Y'yi koyar. Burada coincidental, bir şeyin tesadüfen olması demektir. Structural ise bir bina yapısıyla ilgili değil, bir sistemin kurulma biçimi yüzünden aynı tür sonucun tekrar tekrar ortaya çıkması demektir. Kalıp, reddedilen fikri önce; daha güçlü düzeltmeyi ise but'tan sonra verir. Bir savda dinleyiciyi ilk sınıflandırmadan konuşanın kabul ettirmek istediği açıklamaya yönlendirir.

Alıştırma

Düzeltmeyi not X, but Y kalıbıyla tamamlayın: The delay was ____ bad luck, ____ poor planning.

Cevabı göster

not · but

They arise because we all lack the information we need

6:36

Zamanın dar olduğu durumlarda seçim yapmak için

to make choices in time-sensitive situations. Kalıp ifadeler

6:40

ihtiyacımız olan bilgiden hepimiz yoksun olduğumuz için ortaya çıkarlar.

Kalıp ifadeler

make choices in time-sensitive situations: zamanın kritik olduğu durumlarda seçim yapmak

Make choices, olası eylemler arasında seçim yapmak demektir. In time-sensitive situations, sonucun bir son tarihten önce ya da koşullar değişmeden önce harekete geçmeye bağlı olabileceğini anlatır. Time-sensitive, zamanlamanın önemli olduğu bir durumu tanımlar. Duygusal açıdan hassas anlamına gelmez. İfade bir bütün olarak uzun süre ertelenemeyecek iş, sağlık ve acil durum kararları için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede time-sensitive doğru kullanılmıştır?

  1. Airport staff must make choices quickly because the situation is time-sensitive.
  2. The task is time-sensitive because it takes many hours to finish.
  3. The subject is time-sensitive because it may hurt someone's feelings.
Cevabı göster

Airport staff must make choices quickly because the situation is time-sensitive.

We are all,

6:43

Hepimiz,

where it counts, Deyimler

6:44

işin özünde,

staring almost blind.

6:45

neredeyse kör gibi bakıyoruz.

Deyimler

Where it counts: gerçekten önemli olan yönlerden

Bu cümlede where it counts, “gerçekten önemli olan alan veya yönden” demektir. Buradaki count, “önem taşımak veya sonucu etkilemek” anlamındadır; “sayıları sırayla saymak” anlamında değildir. Bu ifade, söylenen şeyin kapsamını daraltır: herkes başka yönlerden farklı olabilir, fakat kritik noktada neredeyse kördür. Yaygın kalıp where it counts şeklindedir ve çoğu zaman görünüş ile gerçek etkililik karşılaştırılırken kullanılır.

Alıştırma

“Gerçekten önemli olan yönlerden” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The phone looks plain, but it is fast and reliable ____.

Cevabı göster

where it counts

The wise know that turmoil

6:48

Bilgeler kargaşanın

is always just around the corner Deyimler

6:50

her zaman köşeyi dönünce karşımızda olduğunu bilirler

Deyimler

Just around the corner: çok yakında gerçekleşmek

Just around the corner, “çok yakında gerçekleşmesi muhtemel” demektir. Burada kargaşanın zaman bakımından yakın olduğunu anlatır; fiziksel olarak bir sokak köşesinin yakınında bulunduğunu değil. Just, yakınlık hissini güçlendirir. Bu ifade iyi, kötü veya tarafsız olaylar için kullanılabilir; duygusal tonu isim ve bağlam belirler.

Alıştırma

“Çok yakında” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The days are getting warmer, so summer is ____.

Cevabı göster

just around the corner

and they've come to fear and sense its approach. Dilbilgisi

6:52

ve onun yaklaşmasından korkmayı ve bunu hissetmeyi öğrenmişlerdir.

Dilbilgisi

come to fear: zamanla korkar hâle gelmek

come to fear ifadesindeki come to + fiil yapısı, bir durumun veya duygunun zaman ya da deneyim yoluyla yavaş yavaş oluştuğunu anlatır. Bilgeler birdenbire kargaşadan korkmayı seçmemiştir; tekrarlanan deneyimler korkuyu onların bakış açısının bir parçası hâline getirmiştir. Bu yapı know, realize, accept, understand ve fear gibi düşünce ve duygu bildiren fiillerle sık görülür. Bir yere doğru hareketi değil, bir sürecin sonunda ulaşılan sonucu anlatır.

Alıştırma

Korkunun zamanla geliştiğini göstermek için cümleyi come to + fiil ile tamamlayın: After several close calls, she ____ driving at night.

Cevabı göster

came to fear

That's why they nurture such a strong commitment to the idea Kalıp ifadeler

6:55

İşte bu yüzden sakin olma fikrine

of being calm.

6:59

bu kadar güçlü bir bağlılık beslerler.

Kalıp ifadeler

nurture such a strong commitment to: böylesine güçlü bir bağlılık geliştirmek

Burada nurture, nesnesi bir çocuk veya bitki değil soyut bir tutum olsa bile, bir şeyin büyümesine yardımcı olmak ve onu güçlü tutmak anlamına gelir. Nurture a commitment to, derin bir bağlılığı zaman içinde geliştirip sürdürmeyi anlatır. Such a strong, bağlılığın yüksek derecesini vurgular. Bu cümlede to, commitment to içindeki edattır ve the idea of being calm isim öbeğini getirir. Aynı edat yapısından sonra commitment to teamwork örneğindeki gibi bir isim ya da commitment to improving safety örneğindeki gibi -ing biçimi gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan eşdizimle tamamlayın. Derece o kadar yüksektir ki sonuca yol açar: The club helped its members ____ protecting local wildlife that they volunteered every Saturday.

Cevabı göster

nurture such a strong commitment to

A quiet evening feels like an achievement.

7:00

Sakin bir akşam bir başarı gibi hissettirir.

A day without anxiety

7:03

Endişesiz bir gün

is something to be celebrated. Dilbilgisi

7:05

kutlanması gereken bir şeydir.

Dilbilgisi

something to be celebrated: kutlanmayı hak eden bir şey

something to be celebrated ifadesinde to be + celebrated edilgen mastar yapısıdır. Kutlamayı kimin yapacağı belirtilmez; çünkü odak, günün değerindedir. Burada something to be + past participle, “bu şekilde davranılmayı hak eden ya da gerektiren bir şey” demektir. Bu bir gelecek zaman değil, değerlendirmedir: gün kutlanmaya değerdir.

Alıştırma

Cümleyi is something to be ve celebrate fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Winning your first match ____.

Cevabı göster

is something to be celebrated

The wise are not afraid of having

7:08

Bilgeler biraz sıkıcı bir zaman

a somewhat boring time.

7:09

geçirmekten korkmazlar.

There could and will again Anlatım akışı

7:12

Olabilirdi ve tekrar

be so much worse.

7:14

çok daha kötüsü olacak.

Anlatım akışı

could and will again be: olasılıktan güçlü öngörüye

There ... be yapısı, daha kötü koşulların var olma ihtimalini ortaya koyar. could bunları olası olarak sunar; will ise daha güçlü bir öngörü bildirir. Kiplik fiillerini could and will ... be biçiminde birleştirmek, mesajı olasılıktan güçlü bir öngörüye taşır ve cümlenin daha güçlü iddiayla bitmesini sağlar. again ikinci ve daha güçlü kiplik fiiliyle birlikte yer alır; böylece tekrar yaşanma fikri güçlü öngörünün parçası olur. so much worse, “mevcut durumdan çok daha kötü” demektir; belirli tek bir kötü olayı adlandırmaz.

Alıştırma

“There could and will again be so much worse” cümlesindeki kiplik ilerlemesi nasıl bir etki yaratır?

  1. could ve will sözcüklerini şimdiki zamanı anlatan eşit derecede belirsiz ifadeler olarak görür.
  2. Olasılıktan, daha kötü koşulların geri döneceğine ilişkin daha güçlü bir öngörüye geçer.
  3. Mevcut durumun zaten mümkün olan en kötü durum olduğunu söyler.
Cevabı göster

Olasılıktan, daha kötü koşulların geri döneceğine ilişkin daha güçlü bir öngörüye geçer.