Bir Osuruktan Kaçabilir Misiniz?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
579 kelime 184 kel/dk

Video özeti: İnsan gazdan daha hızlı koşabilir mi? Video ses ile kokuyu ayırıyor, difüzyonu ve molekül hızını açıklıyor; oda koşullarıyla şansın koşu hızından daha önemli olduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil bilgisi four times faster in water than air, ölçülen farkı kesin anlatmak için kat sayısını, karşılaştırmayı ve than sözcüğünü birleştirir. 2. Deyim cut the cheese, gayriresmî ve komik bir örtmecedir; bunu tanımak gerçek anlam yorumunu önler ve sesten kokuya geçişi gösterir. 3. Eşdizim take into account, etkenleri hesap veya değerlendirmeye katarak sıcaklık, basınç ve hava akışının neden önemli olduğunu anlatmayı sağlar.

Bu derste

There's nothing quite like hearing a fart and knowing the painful inevitability of it crossing your nose's path. Kalıp ifadeler

0:00

Bir osuruk sesi duymak ve kokusunun kaçınılmaz olarak burnunuza ulaşacağını bilmek kadar ıstırap verici pek az şey vardır.

Kalıp ifadeler

There's nothing quite like + isim veya -ing biçimi

There's nothing quite like + isim veya -ing biçimi kalıbı, bir deneyimin özellikle benzersiz ya da eşine zor rastlanır olduğunu vurgular. Bu, anlatım gücü olan bir değerlendirmedir; genellikle benzer hiçbir şeyin bulunmadığına dair sözcüğü sözcüğüne bir iddia değildir. Bu cümlede, hoş olmayan bir şeye verilen abartılı ve şakacı tepkiyi başlatır. Aynı kalıp hoş bir deneyimi içtenlikle övebilir ya da kötü bir deneyimi alaycı biçimde öne çıkarabilir; etkiyi devamındaki bağlam ve ses tonu belirler.

Alıştırma

Deneyimin eşine zor rastlanır olduğunu belirten kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ drinking cold water after a long run.

Cevabı göster

There's nothing quite like

But if you could react quickly enough, Dilbilgisi

0:06

Ama yeterince hızlı tepki verebilseydiniz,

do you even stand a chance to escape its smell? Kalıp ifadeler

0:08

kokusundan kaçma şansınız olur muydu?

Dilbilgisi

quickly enough: zarf + enough söz dizimi

quickly enough ifadesinde enough, quickly zarfından sonra gelir ve “gereken ölçüde” anlamını taşır. Soru, tepkinin kokudan kaçma olasılığı yaratacak kadar gerekli hıza ulaşıp ulaşamayacağını sorar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp zarf + enough biçimindedir ve sonucu belirtmek için arkasından sık sık to + fiil gelir: clearly enough to understand, quietly enough to avoid waking anyone. enough sözcüğünü zarftan önce koymak standart söz dizimi değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için quickly ve enough sözcüklerini doğru sırada kullanın: Mia finished the quiz ____ to check every answer before time ran out.

Cevabı göster

quickly enough

Kalıp ifadeler

“stand a chance to escape”: gerçekçi bir olasılığa sahip olmak

Burada stand a chance to escape, “başarıyla kaçmak için gerçekçi bir olasılığa sahip olmak” anlamına gelir. Stand burada “ayakta durmak” demek değildir; stand a chance, başarı olasılığını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Soru biçimi, özellikle de even, konuşanın ciddi biçimde kuşku duyduğunu gösterir. İfadenin kendisi her zaman olasılığın düşük olduğu anlamına gelmez; burada bu imayı çevresindeki sözcükler ve durum oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: Against the defending champion, does Leo ____ win?

Cevabı göster

stand a chance to

Could you outrun a fart?

0:11

Bir osuruktan daha hızlı koşabilir misiniz?

If you're trying to outrun the sound,

0:13

Sesinden daha hızlı koşup kaçmaya çalışıyorsanız,

good luck. Ton ve niyet

0:16

bol şans.

Ton ve niyet

İronik bir yanıt olarak “Good luck”

Good luck normalde birine başarı dilemek için kullanılır. Burada sesten daha hızlı koşmak gibi imkânsız bir düşüncenin ardından geldiği için konuşan gerçek bir güven ifade etmez; ifade mizahi biçimde “bunu başarman pek olası değil” anlamına gelir. Bu yorum yalnızca sözcüklerden değil, durumdan ve söyleniş biçiminden kaynaklanır. Gerçekçi bir hedef söz konusuysa aynı sözler içten bir destek olabilir.

Alıştırma

Yargı: Bir arkadaşınız “I can master an entire language tonight.” diyor. Siz “Good luck.” diye karşılık veriyorsunuz. Bu bağlamda yanıt büyük olasılıkla içten bir güvenden çok kuşkuyu ifade eder.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Sounds are vibrations that travel through particles in a wave

0:16

Ses, parçacıklar boyunca dalga hâlinde ilerleyen titreşimlerden oluşur

and their speed is dependent on the medium they're traveling in. Kalıp ifadeler

0:19

ve hızı, içinden geçtiği ortama bağlıdır.

Kalıp ifadeler

dependent on: sonucu belirleyen koşul

Dependent on, bir şeyin başka bir şey tarafından belirlendiğini veya ondan etkilendiğini anlatan bir sıfat öbeğidir. Burada hız, sesin ilerlediği ortama göre değişir. Yaygın yapı be dependent on + koşul biçimindedir: their speed is dependent on the medium. on’dan sonra gelen öğe, sonucu belirleyen koşulu verir.

Alıştırma

Cümleyi “tarafından belirlenen” anlamındaki hedef sıfat öbeğiyle tamamlayın: The launch date is ____ final safety approval.

Cevabı göster

dependent on

For example, sound travels four times faster in water than air Dilbilgisi

0:22

Örneğin ses, suda havaya göre dört kat daha hızlı ilerler

because the particles are much closer together

0:26

çünkü parçacıklar birbirine çok daha yakındır

Dilbilgisi

four times faster in water than air: kat belirten bir karşılaştırma

Çarpan + karşılaştırma biçimi + than kalıbı bir karşılaştırmayı sayısal olarak belirtir: four times + faster + than. Bu cümlede, sesin sudaki hızının havadaki hızının yaklaşık dört katı olduğu anlatılmak istenir; yalnızca sesin suda belirsiz bir ölçüde daha hızlı olduğu söylenmez. than sonrasındaki yer ifadesi kısaltılmıştır: burada than air, than in air anlamına gelir. Karşılaştırmanın tam hâli four times faster in water than in air şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle videodaki çarpan + karşılaştırma biçimi + than kalıbını doğru kullanır?

  1. The new printer works four times faster than the old one.
  2. The new printer works four times faster as the old one.
  3. The new printer works four times fast than the old one.
Cevabı göster

The new printer works four times faster than the old one.

meaning they more quickly transmit vibration energy. Anlatım akışı

0:28

ve bu sayede titreşim enerjisini daha hızlı aktarırlar.

Anlatım akışı

Sonuç bağlantısı olarak meaning

Burada meaning, tamamlanmış bir düşünceden sonra onun sonucunu sunmak için kullanılan mean fiilinin -ing biçimidir. Parçacıklar birbirine daha yakın olduğu için titreşim enerjisini daha hızlı iletir. meaning yalnızca together sözcüğüne değil, önceki olgunun tamamına gönderme yapar. “İfade + meaning + sonuç veya açıklama” biçimindeki kısa yapı, az önce söylenenlere bir çıkarım ya da pratik sonuç ekleyerek bilgiyi düzenler. which means that yapısına yakındır ve meaning sonrasında that çoğu zaman kullanılmaz.

Alıştırma

Sonucu sunan kısa -ing bağlantısıyla cümleyi tamamlayın: The road is covered in ice, ____ drivers need extra time to stop.

Cevabı göster

meaning

When traveling through air at sea level and 15 °C, Notlar

0:31

Deniz seviyesinde ve 15 °C sıcaklıktaki havada

Kalıp ifadeler

Yükseklik referansı olarak at sea level

At sea level, yüksekliği referans koşulu olarak belirleyen bir edat öbeğidir. Burada ölçümün, yüksekliği okyanusun ortalama yüzeyine yaklaşık olarak eşit olan bir yerde geçerli olduğunu belirtir. Bilimsel açıklamalarda ve hava durumu ifadelerinde at + referans noktası, bir değerin hangi koşul altında geçerli olduğunu gösterir. Bu öbek ses hızı değerini sınırlar; sesin denizin üzerinde ilerlediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi standart yükseklik referansını belirten ifadeyle tamamlayın: Standard air pressure is measured ____.

Cevabı göster

at sea level

sound travels at about 340 m/s,

0:35

ses yaklaşık 340 m/s hızla ilerler;

Dilbilgisi

Kısaltılmış when cümlesi olarak When traveling

When traveling through air ..., when sound is traveling through air ... yapısının kısaltılmış hâlidir. Özne ve be fiilinin biçimi çıkarılarak when + -ing bırakılır. Eksik özne, öznesi sound olan ana cümleden anlaşılır. Bu kısaltma teknik açıklamaları daha kısa yapar; ancak baştaki ifade mantıksal olarak ana cümlenin öznesini anlatmalıdır.

Alıştırma

Anlaşılan öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı olan kısaltılmış when yapısını hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. When Maya crossing the street, she looks both ways.
  2. When crossing the street, Maya looks both ways.
  3. When crossing the street, the traffic lights guide Maya.
Cevabı göster

When crossing the street, Maya looks both ways.

which is way faster than the fastest man on Earth, Usain Bolt, Dilbilgisi

0:39

bu, dünyanın en hızlı insanı Usain Bolt'tan çok daha hızlıdır.

Dilbilgisi

Güçlü bir karşılaştırma için way faster than

Burada way, faster karşılaştırma biçimini güçlendiren gündelik bir zarftır. Way faster than, “çok daha hızlı” anlamına gelir; “belirli bir yönde hareket etmek” anlamında değildir. Yeniden kullanılabilen yapı way + karşılaştırma biçimindeki sıfat veya zarf + than şeklindedir; way bigger than ve way more carefully than buna örnektir. İki şey arasında büyük bir fark olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi doğal biçimde tamamlayan öbeği seçin: The express train is ____ the local train.

  1. way fast than
  2. way faster than
  3. a way faster than
Cevabı göster

way faster than

who can only move 12.4 m/s.

0:42

Bolt ise yalnızca 12,4 m/s hızla hareket edebilir.

Not even the fastest animal, the peregrine falcon, Dilbilgisi

0:45

En hızlı hayvan olan gökdoğan bile,

which can travel 82 m/s,

0:48

82 m/s hıza ulaşabilmesine rağmen,

could surpass the sound of its own toot.

0:50

kendi çıkardığı osuruk sesini geçemezdi.

Dilbilgisi

Not even ... could surpass: en güçlü aday bile geçemez

Not even, istisna olma ihtimali en yüksek adayı, yani en hızlı hayvanı da olumsuz yargının içine alır. Bu uç örnek bile bunu yapamıyorsa sıradan örnekler de yapamaz. Not even + uç aday + olumsuz veya sınırlayıcı ifade kalıbı, en güçlü karşı örneği saf dışı bırakarak savı güçlendirir. Could surpass, could + fiilin yalın hâli surpass yapısındadır. Burada could nazik bir rica değil, varsayımsal bir karşılaştırmada yeteneği ifade eder: gökdoğan bile sesten daha hızlı hareket edemezdi.

Alıştırma

En güçlü olası istisnayı da dışlayan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the most experienced climber could reach the summit in that storm.

Cevabı göster

Not even

But it's the smell that most are concerned about escaping anyway, Kalıp ifadeler

0:53

Ama zaten çoğu kişinin asıl kaçmak istediği şey kokudur

Kalıp ifadeler

concerned about escaping: be concerned about + -ing

Be concerned about, bir şey hakkında endişe duymak veya onu olası bir sorun olarak görmek anlamına gelir. About bir edat olduğu için ardından gelen eylem normalde -ing biçiminde kullanılır: be concerned about + isim veya -ing. Bu cümlede ilgi zamiri that, the smell ifadesine gönderme yapar. Dolayısıyla anlam, çoğu insanın kokunun dışarı kaçmasından endişe etmesidir. Escaping, kokunun dışarı çıkmasını veya yayılmasını anlatır; insanların kokudan kaçtığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “hakkında endişeli” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The neighbors are ____ smoke escaping from the basement.

Cevabı göster

concerned about

and here's where it gets a bit more complicated. Anlatım akışı

0:56

ve işte burada durum biraz daha karmaşıklaşır.

Anlatım akışı

here's where it gets a bit more complicated: işlerin karmaşıklaştığı nokta

Here's where ... bir açıklamada yeni bir güçlüğün, koşulun veya istisnanın ortaya çıktığı aşamayı gösterir. Buradaki where, mutlaka fiziksel bir yeri değil, anlatımın içindeki bir noktayı işaret eder. it gets a bit more complicated ifadesinde get + sıfat bir durum değişikliğini belirtir: konu daha karmaşık hâle gelir. A bit geçişi yumuşatır ve güçlüğü göz korkutucu göstermeden dinleyiciyi hazırlar.

Alıştırma

Bu açıklamada here's where it gets a bit more complicated ne işe yarıyor?

  1. Açıklamanın daha basit bir bölümden daha zor bir aşamaya geçtiğini belirtir.
  2. Olayın gerçekleştiği fiziksel yeri gösterir.
  3. Konunun tamamının anlaşılmasının imkânsız olduğunu söyler.
Cevabı göster

Açıklamanın daha basit bir bölümden daha zor bir aşamaya geçtiğini belirtir.

Unlike sound waves and visible light, which travel through the air, Dilbilgisi

0:59

Havada ilerleyen ses dalgaları ve görünür ışığın aksine,

smell is made up of the odor compounds that create the air. Öbek fiiller

1:02

koku, havada bulunan kokulu bileşiklerden oluşur.

Dilbilgisi

Unlike A, B: smell ile ses dalgaları ve görünür ışığın karşılaştırılması

Baştaki Unlike sound waves and visible light ifadesi A'yı karşılaştırma ölçütü olarak belirler. Ardından ana cümle B'yi, yani smell sözcüğünü tanıtır ve nasıl farklı olduğunu açıklar. Yeniden kullanılabilen kalıp Unlike A, B + fiil ... biçimindedir. Unlike burada bir edattır, bu nedenle ardından bir isim öbeği gelir. Araya giren which travel through the air yalnızca sound waves and visible light ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir; ana cümlenin öznesi olan smell sözcüğünün yerini almaz.

Alıştırma

Hangi cümle Unlike A, B + fiil ... kalıbını doğru kullanıyor?

  1. Unlike paper tickets expire, the digital pass updates automatically.
  2. Unlike paper tickets, the digital pass updates automatically.
  3. Unlike paper tickets, while the digital pass updates automatically.
Cevabı göster

Unlike paper tickets, the digital pass updates automatically.

Öbek fiiller

Bir bütünün parçalarını gösteren is made up of

Is made up of, “şunlardan oluşur” veya “bu parçalardan meydana gelir” anlamına gelir. Bu cümlede smell bütündür, odor compounds ise onu oluşturan parçalardır. be made up of kullanırken bütün ifadeden önce, parçalar ise of sözcüğünden sonra gelir: A whole is made up of its parts. be biçimi özneye göre değişir; is made up of veya are made up of olabilir. of sözcüğü önemlidir. be made up of kalıbında made up “uydurulmuş” anlamına gelmez; of, bileşenleri tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi be made up of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The puzzle ____ twelve pieces.

Cevabı göster

is made up of

When you cut the cheese, Deyimler

1:06

Osurduğunuzda,

Deyimler

Şakacı bir örtmece olarak cut the cheese

Cut the cheese, “osurmak” veya “gaz çıkarmak” anlamına gelen gayriresmî ve şakacı bir örtmecedir. When you cut the cheese, ifadesinde yiyecek kesmekten değil, bir kişinin gaz çıkarmasından söz edilir. Bu ifade genellikle basit veya çocukça mizah için kullanılır. Utandırıcı olabilecek bir vücut işlevini dolaylı ve komik hâle getirir.

Alıştırma

Karar verin: cut the cheese, sindirim hakkındaki resmî bir okul fen raporu için uygun mudur?

  1. Hayır, şakacı ve gayriresmî bir örtmecedir.
  2. Evet, resmî yazı için uygundur.
Cevabı göster

Hayır, şakacı ve gayriresmî bir örtmecedir.

odor molecules travel through the air and up your nose,

1:07

koku molekülleri havada ilerleyip burnunuzun içine girer

where they bind to odorant receptors. Kalıp ifadeler

1:10

ve burada koku reseptörlerine bağlanır.

Kalıp ifadeler

Bilimsel anlatımlarda bind to

Bu cümlede bind to, moleküler düzeyde belirli bir hedefe tutunmak ve onunla etkileşime girmek anlamına gelir. Bağlananlar koku molekülleri, hedefler ise koku reseptörleridir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp X binds to Y biçimindedir. Biyoloji ve kimyada moleküllerin, proteinlerin veya maddelerin bir hedefle birleşmesini anlatır; genellikle fiziksel nesneleri iple bağlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Derste geçen ve “bir reseptöre bağlanmak” anlamına gelen bilimsel ifadeyle cümleyi tamamlayın: Some drug molecules can ____ receptors on the cell surface.

Cevabı göster

bind to

And each individual has a unique set of receptors, Kalıp ifadeler

1:12

Her insanın kendine özgü bir reseptör kümesi vardır,

Kalıp ifadeler

a unique set of: kendine özgü olan bütün birleşimdir

a unique set of receptors ifadesinde set bir grup veya birleşim anlamına gelir ve unique tüm grubu niteler. Cümle, her insanın kendine özgü bir reseptör düzenine sahip olduğunu söyler; her reseptörün tek başına benzersiz olduğunu iddia etmez. Başka durumlarda da kullanılabilen a unique set of + çoğul isim kalıbı; becerilerin, özelliklerin, araçların, koşulların veya başka sayılabilen unsurların kendine özgü birleşimini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “kendine özgü bir birleşim” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Every student brings ____ strengths to the class.

Cevabı göster

a unique set of

meaning we all perceive smell differently.

1:15

yani hepimiz kokuları farklı algılarız.

At the basic level,

1:17

En temel düzeyde,

smells travel through the process of diffusion,

1:18

kokular difüzyon süreciyle yayılır;

whereby particles move from an area of high concentration to low concentration Kelime

1:21

bu süreçte parçacıklar, derişimin yüksek olduğu bölgeden düşük olduğu bölgeye doğru hareket eder

Kelime

high concentration ... low concentration: konsantrasyon gradyanını açıklama

Bu bilimsel bağlamda concentration, dikkati toplama eylemini değil, belirli bir hacim veya alandaki bir maddenin miktarını ya da parçacık sayısını ifade eder. High concentration ve low concentration, bu miktar ölçeğinin iki ucunu gösterir. from high concentration to low concentration kalıbı, konsantrasyon gradyanı boyunca azalan yöndeki hareketi belirtir. Bu eşleşmiş terimler, kesin sayılar verilmese bile bölgeleri karşılaştırmayı sağlar.

Alıştırma

Difüzyonun normal yönünü tamamlamak için high ve low çiftini aynen kullanın: Particles spread from an area of ____ concentration to an area of ____ concentration.

Cevabı göster

high · low

until reaching a state of equilibrium. Kalıp ifadeler

1:25

ve sonunda denge durumuna ulaşır.

Kelime

whereby: bir sürecin nasıl işlediğini açıklama

Burada whereby, difüzyon sürecine geri gönderme yapar ve onu tanımlayan mekanizmayı açıklar. “Bu süreç aracılığıyla” veya “bu şekilde” anlamına gelir; ardından gelen yan cümle difüzyonun nasıl gerçekleştiğini açıklar. Daha önce adı verilen bir sistemi, düzenlemeyi veya süreci, bunun nasıl çalıştığını ya da nasıl sonuç verdiğini anlatan tam bir yan cümleye bağlar. İlişki yalnızca yer veya neden değil, yöntem ya da mekanizma ilişkisidir.

Alıştırma

Resmî cümleyi “bu düzenleme aracılığıyla” anlamındaki tek sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The library uses a return system ____ books are checked in automatically.

Cevabı göster

whereby

Kalıp ifadeler

reaching a state of equilibrium: denge durumuna ulaşmak

Bu cümlede reaching a state of equilibrium, bir sürecin son noktasını belirtir: karşıt etkiler dengelenip sistemin genel durumu kararlı hâle gelene kadar sistem değişmeye devam eder. Burada equilibrium denge anlamındadır; mutlaka tüm hareketin durması demek değildir. Aktarılabilir kalıp reach a state of + isimdir ve “belirli bir duruma ulaşmak” anlamına gelir. Reach nesnesini doğrudan alır; bu yüzden reach a state denir, reach to a state denmez.

Alıştırma

Cümleyi reach a state of equilibrium ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. After repeated adjustments, the market ____.

Cevabı göster

reached a state of equilibrium

But the composition of every fart is unique

1:27

Ancak her osuruğun bileşimi kendine özgüdür;

based on the food you ate, Kalıp ifadeler

1:30

yediğiniz yiyeceğe,

Kalıp ifadeler

based on: bir sonucun dayanağını belirtmek

Bu cümlede based on, bileşimin neden farklı olduğunu açıklamak için kullanılan etkenlerden birini, yani yenilen yiyecekleri belirtir. İfade, ardından sıralanan diğer etkenler için de geçerlidir. Bileşimin bu girdilere bağlı olduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıplar A is based on B ve base A on B biçimleridir. B, A’yı oluşturmak için kullanılan kanıtı, bilgiyi, ölçütü veya etkileyen etkeni belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede based on, bir kararın dayanağı olarak kullanılan bilgiyi belirtir?

  1. We changed the schedule based on the survey results.
  2. According to Maya, the museum closes at five.
  3. We canceled the picnic because of the storm.
Cevabı göster

We changed the schedule based on the survey results.

your gut bacteria breaking it down, Öbek fiiller

1:31

onu parçalayan bağırsak bakterilerinize

Öbek fiiller

breaking it down: yiyeceği sindirmek

Bu cümlede breaking it down, yiyeceği daha küçük maddelere ayırmak veya sindirmek anlamına gelir. It, daha önce sözü edilen yiyeceği gösterir; bakterilerin bozulduğu ya da duygusal olarak çöktüğü anlamına gelmez. Break down, nesne aldığında ayrılabilen bir öbek fiildir. Bir isim down’dan sonra veya break ile down arasında gelebilir; ancak nesne zamiri mutlaka ortaya gelmelidir: break the food down veya break down the food denebilir, fakat zamirle break it down kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi break down fiilinin -ing biçimi ve it zamiriyle tamamlayın: In your gut, bacteria are ____.

Cevabı göster

breaking it down

and the swallowed air you took in. Öbek fiiller

1:33

ve yuttuğunuz havaya göre değişir.

Öbek fiiller

took in: havayı vücudun içine almak

Burada took in, havayı vücudun içine almak anlamına gelir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve içeri alınan şey air sözcüğüdür; swallowed air ifadesi burada fiziksel olarak içeri alma anlamını seçer. the swallowed air you took in yapısında air sözcüğünden sonra that sözcüğünün atıldığı bir ilgi cümleciği gelir: the air (that) you took in. Air, you took in bölümünden önce görünse de öbek fiilin nesnesidir.

Alıştırma

Hangi cümlede took in, havanın vücuda girmesi anlamında kullanılmıştır?

  1. The family took in a lost puppy.
  2. She took in a deep breath before speaking.
  3. He took in the instructions immediately.
Cevabı göster

She took in a deep breath before speaking.

Yep, farts are like snowflakes, Deyimler

1:35

Evet, osuruklar kar taneleri gibidir;

each with its own variance.

1:38

her biri kendine özgü farklılıklar taşır.

Deyimler

Farts are like snowflakes: farklılık hakkındaki mizahi bir benzetme

“Farts are like snowflakes” mizahi bir benzetmedir. Osuruklarla kar tanelerinin benzer fiziksel özelliklere sahip olduğunu iddia etmez; karşılaştırma tek bir özellikle sınırlıdır: iki örneğin mutlaka aynı olması gerekmez. “Each with its own variance”, her osuruğun farklı bir bileşime sahip olabileceği fikrini güçlendirir. Burada variance, variation veya difference anlamında, teknik olmayan gevşek bir biçimde kullanılmıştır. Genel olarak X is/are like Y, tanıdık bir ortak özellik yoluyla soyut bir fikri açıklayabilir.

Alıştırma

Burada “farts are like snowflakes” karşılaştırması ne anlama geliyor?

  1. Her osuruk diğerlerinden farklı olabilir.
  2. Her osuruğun bileşimi tamamen aynıdır.
  3. Osuruklar soğuktur ve buzdan yapılmıştır.
Cevabı göster

Her osuruk diğerlerinden farklı olabilir.

But the average fart tends to be composed of around Notlar

1:39

Ancak ortalama bir osuruğun yaklaşık olarak

59% nitrogen, 21% hydrogen,

1:42

%59'u azot, %21'i hidrojen,

Dilbilgisi

Tends to: kesinlik değil, genel bir eğilim belirtmek

“Tends to”, mutlak bir kuralı değil, genellikle doğru olan bir durumu belirtir. “The average fart tends to be composed of ...” ifadesinde, her bir karışımın ortalamadan farklı olabilmesine olanak tanır. Yapı tend(s) to + fiilin yalın hâlidir: tends to be, tend to change, tends to happen. Bir kişinin niyetini veya planını değil, genel bir eğilimi ya da olasılığı anlatır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “genellikle, ama her zaman değil” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Metal parts ____ expand when heated.

Cevabı göster

tend to

Kelime

Resmî bileşim açıklamalarında be composed of

Bu cümlede be composed of önce bir bütünü sunar, ardından onu oluşturan maddeleri belirtir. Ortalama osuruk bütündür; yüzdeler ise onun bileşenlerini tanıtır. Kalıp be + composed + of + bileşen(ler) şeklindedir. Buradaki composed, edilgen yapıdaki bir geçmiş zaman ortacıdır; sakin veya soğukkanlı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle dil bilgisi bakımından doğrudur ve resmî bir bilimsel açıklamaya en uygundur?

  1. The sample is compose of three minerals.
  2. The sample composes of three minerals.
  3. The sample is composed of three minerals.
Cevabı göster

The sample is composed of three minerals.

9% carbon dioxide, 7% methane, 3% oxygen,

1:45

%9'u karbondioksit, %7'si metan, %3'ü oksijendir

and only around 1% is made up of the smelly stuff.

1:49

ve yalnızca yaklaşık %1'i kötü kokan maddelerden oluşur.

Even knowing this, we would still need to know the concentration at the source, Dilbilgisi

1:53

Bunu bilsek bile kaynaktaki derişimi,

Dilbilgisi

Ödünleme bildiren -ing yan cümlesi olarak Even knowing this,

Even knowing this, ödünleme bildiren bir -ing yan cümlesidir. This sözcüğünün belirttiği bilgiye sahip olmanın sonucu değiştirmediğini, yani daha fazla bilgiye hâlâ ihtiyaç duyulduğunu anlatır. Knowing fiilinin örtük öznesi normalde ana cümlenin öznesidir. Burada gerçekleri bilen ve yine de yoğunluğu öğrenmesi gereken kişiler we ile belirtilir. Bu kısa kalıp, bilinen bir gerçeğin sonucu değiştirmeye yetmediğini göstermek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve although we know this anlamına gelen üç sözcüklük tam ödünlemeli -ing ifadesiyle tamamlayın: ____, we still cannot identify the cause.

Cevabı göster

Even knowing this

Dilbilgisi

“would still need to know”: varsayımsal durumda devam eden gereksinim

Bu cümlede would, gereksinimi varsayımsal bir hesaplamanın içine yerleştirir: sonucu doğru biçimde tahmin etmeye çalışsaydık, kaynaktaki konsantrasyonu bilmek gerekli olurdu. Burada would geçmiş zamanı veya isteği göstermez. Still, “buna rağmen” anlamını ekler: “bunu” öğrendikten sonra bile bir bilgi daha gerekli kalır. Tekrar kullanılabilen would still need to + fiil kalıbı, varsayılan bir koşulda bir şeyi yapmanın yine de gerekli olacağını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için would, still, need ve know kelimelerini bu sırayla kullanın: Even with a better map, we ____ the exact address.

Cevabı göster

would still need to know

the temperature, air pressure,

1:57

sıcaklığı, hava basıncını

and wind movement in the room,

1:58

ve odadaki hava akımını da bilmemiz gerekir;

which even in a very still room is significant. Kelime

2:00

zira bu akım, çok durgun bir odada bile kayda değerdir.

Kelime

“very still room”: neredeyse hiç hareket olmadığını belirten still

Burada still, a very still room ifadesinde bir sıfattır. Odanın havasında ve ortamında neredeyse hiç hareket olmadığını anlatır. “Şimdi bile” veya “devam ediyor” anlamına gelmez. Very, still sıfatını niteler; still de room kelimesini tanımlar. Bu kelime dizilişi anlamı bulmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hava hareketinin çok az olduğu veya hiç olmadığı bir ortamı tanımlamak için still kelimesini sıfat olarak kullanan cümle hangisidir?

  1. The room is still warm after the heater was turned off.
  2. The candle flame barely moved in the very still room.
  3. We still have room for one more chair.
Cevabı göster

The candle flame barely moved in the very still room.

Anecdotal evidence on the internet suggests that farts are ejected Anlatım akışı

2:03

İnternetteki kişisel anlatılar, osurukların

at about 3 m/s,

2:06

yaklaşık 3 m/s hızla dışarı atıldığını öne sürüyor,

Anlatım akışı

Anecdotal evidence ... suggests that: geçici bir iddiayı çerçevelemek

“Anecdotal evidence”, kaynağın sistemli bir araştırma değil, kişisel anlatılar veya tek tek gözlemler olduğunu belirtir. Bu anlatılar ipucu sağlayabilir, ancak kendiliğinden doğru ya da yanlış sayılmaz. Ardından “suggests that”, 3 m/s iddiasını sınırlı bir kesinlikle sunar. İki ifade birlikte önce kanıtın kaynağını gösterir, sonra sonucun geçici olduğunu bildirir; böylece okuyucu bunu yerleşmiş bir gerçek olarak görmemelidir.

Alıştırma

“Anecdotal evidence suggests that ...” çerçevesi nasıl bir tutum bildirir?

  1. İddiayı bilimsel olarak kanıtlanmış kabul eder.
  2. Gayriresmî bir kaynak sunar ve bu kaynağın iddiasını temkinli biçimde aktarır.
  3. İnternetteki bütün anlatıların yanlış olduğunu söyler.
Cevabı göster

Gayriresmî bir kaynak sunar ve bu kaynağın iddiasını temkinli biçimde aktarır.

but there's little scientific evidence to back this up. Notlar

2:08

ancak bunu destekleyen çok az bilimsel kanıt var.

Dilbilgisi

Little scientific evidence: neredeyse hiç destek yok

Burada “evidence” sayılamayan bir isimdir; bu nedenle uygun miktar sözcüğü “little”dır. “Little scientific evidence”, bilimsel desteğin önceki iddiayı doğrulamaya yetmeyecek kadar az olduğu anlamına gelir. Önünde “a” olmadan “little”, “neredeyse hiç yok” anlamında olumsuz bir bakış açısı taşır. “a” eklendiğinde tutum değişir: “a little scientific evidence”, miktarı az olsa da bazı kanıtların bulunduğunu vurgular.

Alıştırma

“Neredeyse hiç destek yok” anlamındaki vurgulanmış iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The review found ____ for the claim, so the researchers remained doubtful.

Cevabı göster

little evidence

Öbek fiiller

back this up: bir iddiayı kanıtlarla desteklemek

Burada back this up, this sözcüğünün gönderme yaptığı iddiayı kanıtlarla desteklemek veya doğrulamak anlamına gelir. Bilimsel kanıtlar iddiayı daha inandırıcı kılar; burada dosya yedeklemekten veya geriye doğru hareket etmekten söz edilmez. back up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne this veya it gibi bir zamirse zamir back ile up arasına gelmelidir: back this up, back it up. İsim türündeki bir nesne ise iki konuma da gelebilir: back up the claim veya back the claim up.

Alıştırma

Cümleyi back ... up ve it zamiriyle tamamlayın: The researcher made a bold claim, but the data did not ____.

Cevabı göster

back it up

However, if we take into account the temperature of the gas, Notlar

2:11

Öte yandan gazın sıcaklığını,

pressure, and kinetic energy of molecules,

2:14

basıncı ve moleküllerin kinetik enerjisini hesaba katarsak,

Kalıp ifadeler

take into account: bir etkeni hesaba katmak

Take into account, “bir yargıya varırken, plan yaparken veya hesaplama yaparken bir şeyi etken olarak hesaba katmak” demektir. Burada sıcaklık, basınç ve moleküler kinetik enerji tahmine dâhil edilmektedir. İfade, etkenden hemen önce kullanılabilir—take into account the temperature—ya da etken ortaya getirilebilir—take the temperature into account. İki yapı da aynı anlama gelir.

Alıştırma

“Bir şeyi etken olarak dâhil etmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: When planning the picnic, we need to ____ the weather forecast.

Cevabı göster

take into account

then the kinetic theory of gases Kelime

2:16

gazların kinetik teorisi

can help predict the average speed of a gas molecule. Dilbilgisi

2:18

bir gaz molekülünün ortalama hızını tahmin etmemize yardımcı olabilir.

Dilbilgisi

if ... then: bir koşulu ve sonucunu belirtmek

Bu cümlede if koşulu başlatır: hesaplamada gazın sıcaklığı, basıncı ve moleküler kinetik enerji dikkate alınır. Then ise sonucu gösterir: kinetik teori ortalama molekül hızını tahmin edebilir. Açıkça kullanılan if ... then çerçevesi, uzun bir girdi listesini sonuçtan ayırarak akıl yürütme adımlarının izlenmesini kolaylaştırır. Açıklamalarda, kurallarda ve algoritmalarda koşulları ve sonuçları düzenleyebilir.

Alıştırma

Açık koşul-sonuç çerçevesini if ve then ile tamamlayın: ____ the sensor detects smoke, ____ the alarm sounds.

Cevabı göster

If · then

Kelime

kinetic theory of gases: hareket eden gaz parçacıkları modeli

Gazların kinetik teorisi, gazı sürekli rastgele hareket eden çok büyük sayıda küçük parçacık olarak ele alıp gazların davranışını açıklayan bilimsel bir modeldir. Buradaki kinetic sözcüğü hareketle ilgilidir; yalnızca canlı veya aktif olmak anlamına gelmez. Bu cümlede teori, sıcaklık gibi etkenlerden yararlanarak tek bir gaz molekülünün ortalama hızını tahmin etmek için kullanılır. Bu moleküler hız, bir kokunun veya gaz bulutunun odada yayılma hızıyla aynı değildir. Theory of + konu isim kalıbı, teorinin neyi açıkladığını belirtir. Bu yerleşik terimde gases, genel bir sınıf olarak gazları ifade eder.

Alıştırma

“The kinetic theory of gases can help predict the average speed of a gas molecule,” cümlesinde kinetic theory of gases neyi adlandırır?

  1. Gaz davranışını hareket eden parçacıklarla açıklayan bilimsel bir model
  2. Bir gaz bulutunun bir odaya yayılmasının genel hızı
  3. Bir molekülün hareket ettiği için sahip olduğu enerji
Cevabı göster

Gaz davranışını hareket eden parçacıklarla açıklayan bilimsel bir model

Dilbilgisi

can help predict: help sonrasında fiilin yalın hâli

can help predict ifadesinde can yetenek veya olasılık bildirir ve help sözcüğünden sonra doğrudan predict fiilinin yalın hâli gelir. Bu ifade, kinetik teorinin tahmin yapmaya katkıda bulunduğunu söyler; teorinin kesin bir cevabı garanti ettiğini iddia etmez. help sözcüğünden sonra help to predict örneğindeki gibi to kullanmak da mümkündür, ancak to kullanılmayan biçim çok yaygındır. can bir kip fiili olduğu için help de yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “tahmin etmeye yardımcı olabilir” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This model ____ tomorrow's temperature.

Cevabı göster

can help predict

But since a fart is made up of many molecules,

2:21

Fakat bir osuruk çok sayıda molekülden oluştuğu için,

let's just focus on one of the smellier parts, Anlatım akışı

2:23

yalnızca daha kötü kokan bileşenlerinden birine odaklanalım:

skatole. Kelime

2:26

skatol.

Anlatım akışı

let's just focus on: tartışmanın kapsamını daraltmak

Let's just focus on, geniş bir konuyu etkin biçimde yönetilebilir tek bir bölüme indirger. Let's konuşanı ve dinleyicileri kapsar, focus on seçilen konuyu tanıtır, just ise dikkatin yalnızca o bölümle sınırlandığını belirtir. Burada just “az önce” değil, “yalnızca” veya “sadece” anlamına gelir. Konuşan kişi, temsili bir bileşeni ele alabilmek için diğer molekülleri bir kenara bırakır.

Alıştırma

Bir konuşmada birçok konu var, ancak konuşmacı şimdi yalnızca birini ele almak istiyor. İngilizce cümleyi dersteki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: There are several issues; for now, ____ the most urgent one.

Cevabı göster

let's just focus on

Kelime

skatole veya skatol: güçlü kokulu bir kimyasal bileşik

Bu cümlede skatole, güçlü bir dışkı kokusuna katkıda bulunan belirli bir kimyasal bileşiğin, yani skatolün adıdır. Daha kötü kokan bileşenlerden biri olarak özellikle seçilmiştir; osuruğun tamamını veya bütün koku bulutunu ifade eden genel bir ad değildir. Belirli bir bileşiğin seçilmesi, konuşmacıya örnek hesaplamada kullanabileceği, molar kütlesi belli bir molekül verir. Bir skatole molekülü için hesaplanan hareket, bütün koku bulutunun yayılma hızıyla karıştırılmamalıdır.

Alıştırma

Bu örnekte skatole sözcüğünü doğru açıklayan ifade hangisidir?

  1. Güçlü kokan kimyasal bileşenlerden biridir; bütün koku bulutu değildir.
  2. Vücut sıcaklığının başka bir adıdır.
  3. Her kokunun ilerleme hızının adıdır.
Cevabı göster

Güçlü kokan kimyasal bileşenlerden biridir; bütün koku bulutu değildir.

If we use the kinetic theory of gases,

2:27

Gazların kinetik teorisini kullanıp,

assume that the fart is at body temperature Kalıp ifadeler

2:29

osuruğun vücut sıcaklığında olduğunu varsayarak

Kalıp ifadeler

assume that: bir çalışma öncülü tanıtmak

Assume that, bir hesaplama veya akıl yürütmenin devam edebilmesi için konuşmacının geçici olarak doğru kabul edeceği bir koşulu tanıtır. Burada vücut sıcaklığı, sıcaklığın ölçüldüğüne dair bir iddia değil, modelde kullanılan bir girdidir. Kalıp assume that + bir cümleciktir. Bu ifade bir öncülü belirtir: sonraki sonuçlar bu öncül altında geçerlidir ve varsayım değişirse sonuçlar da değişebilir.

Alıştırma

Hangi cümle 20°C değerini bir ölçüm veya sonuç olarak değil, çalışma öncülü olarak ele alır?

  1. From the completed calculation, conclude that the room is 20°C.
  2. We measured the room at 20°C before doing this estimate.
  3. For this estimate, assume that the room is 20°C.
Cevabı göster

For this estimate, assume that the room is 20°C.

and then we plug in the molar mass of skatole, Notlar

2:31

skatolün molar kütlesini denkleme koyarsak,

Öbek fiiller

Plug in: hesaplamada bir değeri yerine koymak

Burada plug in, bilinen bir değeri bir formülde veya hesaplamada yerine koymak anlamına gelir. Konuşmacı skatolün molar kütlesini hesaplamanın girdilerinden biri olarak kullanır; elektrik bağlantısından söz edilmez. Daha genel olarak plug in X, bir sonuç hesaplayabilmek için X'i denklem, formül veya modeldeki uygun yere koymak demektir.

Alıştırma

Dersin ‘bir değeri yerine koymak’ anlamındaki iki sözcüklü ifadesiyle cümleyi tamamlayın: To estimate the travel time, ____ the distance and speed in the formula.

Cevabı göster

plug in

Kelime

Molar kütle: bir molün kütlesi

Molar mass, yani molar kütle, bir maddenin bir molünün kütlesidir. Kimyada genellikle mol başına gram olarak ifade edilir ve g/mol şeklinde yazılır. Bu cümlede skatolün molar kütlesi, hesaplamada girdi olarak kullanılan ve maddeye özgü bir değerdir. Burada molar, dişle bağlantılı anlamında değil, kimyadaki “bir molle ilgili” anlamındadır.

Alıştırma

Bir mol maddenin kütlesini ifade eden kimya terimiyle cümleyi tamamlayın: Before preparing the solution, the student looked up the ____ of sodium chloride.

Cevabı göster

molar mass

we calculate that the smelly skatole

2:33

kötü kokulu skatolün

may be traveling around 243 m/s, Dilbilgisi

2:35

yaklaşık 243 m/s hızla hareket edebileceğini hesaplarız;

Dilbilgisi

may be traveling: belirsiz ve sürmekte olan hareket

May, hesaplama sonucunu doğrudan gözlemlenmiş bir gerçek yerine bir olasılık olarak sunar. Tahmin ifadeyi destekler, ancak konuşan kişi hızı kesin bir gerçek gibi sunmaz. Be traveling, may sonrasında kullanılan devam eden eylem biçimidir: may + be + fiil-ing. Molekülün hareketini tahmin edilen anda sürmekte olan bir etkinlik olarak gösterir; burada traveling seyahat etmek değil, uzayda hareket etmek anlamındadır.

Alıştırma

Tahmini tamamlamak için may ve travel fiilinin devam eden eylem biçimini kullanın: Based on the model, the particle ____ at about 200 meters per second.

Cevabı göster

may be traveling

which is obviously faster than a human can move.

2:40

bu da elbette bir insanın ulaşabileceğinden daha yüksek bir hızdır.

Of course, these molecules aren't traveling in an uninterrupted line, Dilbilgisi

2:43

Tabii ki bu moleküller kesintisiz, dümdüz bir çizgide ilerlemez;

but are constantly colliding into other air particles and physical matter.

2:46

sürekli olarak diğer hava parçacıkları ve fiziksel maddelerle çarpışırlar.

Dilbilgisi

aren't traveling ... but are: paralel bir düzeltme

not A, but B yapısı bir açıklamayı reddeder ve onun yerine başka bir açıklama getirir. Burada aren't traveling in an uninterrupted line reddedilen düşüncedir; but are constantly colliding ise düzeltmeyi verir. these molecules öznesi her iki fiil için de geçerlidir. But sonrasında are sözcüğünü tekrarlamak iki şimdiki zaman devam eden eylem yüklemini paralel tutar: aren't traveling ... but are colliding. Yardımcı fiilin tekrarlanması düzeltmeyi açık ve takip etmesi kolay hâle getirir.

Alıştırma

Düzeltmeyi but ve send fiilinin doğru devam eden eylem biçimiyle tamamlayın: The device isn't storing the files locally, ____ them to a secure server.

Cevabı göster

but is sending

As a result, the gas cloud as a whole travels much slower, Notlar

2:50

Sonuç olarak gaz bulutunun tamamı çok daha yavaş hareket eder

Anlatım akışı

As a result: bir sonucu sunmak

As a result, sonucu gösteren bir bağlayıcıdır. Burada gaz bulutunun daha yavaş hareket etmesinin, daha önce açıklanan çarpışmalardan kaynaklanan sonuç olduğunu anlatır. Bilgiyi önce neden, sonra sonuç gelecek şekilde düzenler: neden bu bağlayıcıdan önce verilir, bağlayıcı ise genellikle tam bir tümceyle sonucu sunar. Yalnızca ilgili başka bir bilgi eklemez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi bu nottaki sonuç bağlayıcısıyla tamamlayın: The roads were covered in ice. ____, the school buses arrived late.

Cevabı göster

As a result

Kalıp ifadeler

as a whole: tüm parçaları birlikte ele almak

As a whole, “bütün parçalar birlikte ele alındığında” anlamına gelir. Burada odak tek tek moleküllerden grup düzeyindeki gaz bulutuna kayar; bu nedenle bir molekülün özelliği otomatik olarak tüm bulutun özelliği sayılmaz. Sabit biçim, a sözcüğünü de içeren as a whole ifadesidir. Bu ifadede whole, eksiksiz birimi belirtir; ifade “tamamen” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, komitenin tüm üyelerinin tek bir grup olarak birlikte ele alındığını açıkça ifade eder?

  1. On the whole, the committee meeting was productive.
  2. The committee discussed the whole proposal.
  3. The committee as a whole supported the proposal.
Cevabı göster

The committee as a whole supported the proposal.

still guided by diffusion.

2:54

ve hâlâ difüzyonla yönlendirilir.

And it doesn't take into account any air movement like wind

2:56

Ayrıca bu hesap, rüzgâr gibi hava hareketlerini

or the ejection direction,

2:59

veya gazın çıkış yönünü dikkate almaz;

which could either work for you or against you. Dilbilgisi

3:00

bunlar lehinize de aleyhinize de işleyebilir.

Dilbilgisi

either work for you or against you yapısı

Either ... or ... iki alternatif sonucu sunar. Burada which sözcüğünün gönderme yaptığı özne iki etkiden birini yaratabilir: work for you ya da work against you. Work for someone, bir kişinin yararına sonuç vermek; work against someone ise o kişiyi dezavantajlı duruma düşürmek demektir. for you ve against you ifadelerinin paralel tutulması zıt etkileri açıkça gösterir ve aynı etkenin nasıl yardımcı ya da zararlı olabileceğini değerlendirmeyi sağlar.

Alıştırma

İkili yapıyı tamamlayın: Depending on the timing, the new policy could ____ work for us ____ against us.

Cevabı göster

either · or

So while you certainly can't run faster Dilbilgisi

3:03

Dolayısıyla, her ne kadar

than the absolute speed of smelly fart particles,

3:05

kötü kokulu osuruk parçacıklarının mutlak hızından daha hızlı koşamasanız da,

with a little luck, you might be able to avoid the fart itself. Notlar

3:09

biraz şansla osuruğun kendisinden kaçınabilirsiniz.

Dilbilgisi

Although anlamındaki ödünleyici while

Buradaki while, iki olayın aynı anda gerçekleştiği anlamına gelmez. Önce kabul edilen bir sınırlamayı getirir: parçacıklardan daha hızlı koşamazsınız. Ardından ana cümle bununla çelişen, daha umutlu bir nokta sunar: osuruğun tamamından yine de kaçınabilirsiniz. Bu ödünleme kalıbı, while A, B, konuşanın A’nın doğru olduğunu kabul etmesine rağmen onu nihai sonuç olarak görmemesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede while, olumlu bir karşıt nokta verilmeden önce bir sınırlamayı kabul etmek için kullanılmıştır?

  1. While Maya read, Leo drew a picture.
  2. While I was washing the dishes, the doorbell rang.
  3. While the apartment is small, it gets plenty of sunlight.
Cevabı göster

While the apartment is small, it gets plenty of sunlight.

Kalıp ifadeler

With a little luck: “biraz şansla”

With a little luck, “koşullar biraz elverişli olursa” anlamına gelir. Şansı, sonucun gerçekleşmesine yardımcı olabilecek bir koşul olarak sunar; sonucu garanti etmez. Cümlenin başında kullanıldığında ardından gelen her şeyi umutlu fakat belirsiz bir tahmin olarak çerçeveler. Böylece konuşan kişi teşvik edici olurken kesin bir söz vermekten kaçınır.

Alıştırma

“Koşullar biraz elverişli olursa” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We can still have the picnic ____.

Cevabı göster

with a little luck

Dilbilgisi

Might be able to: “yapabilmek mümkün olabilir”

Might be able to, might sözcüğündeki belirsiz olasılığı be able to yapısındaki yetenek veya pratik olasılıkla birleştirir. Burada, koşullar uygun olursa sonuçtan kaçınmanın mümkün olabileceği anlamına gelir; kişinin bunu kesinlikle yapabileceğini söylemez. Kalıp might + be able to + fiilin yalın hâlidir. might zaten kip bildiren yardımcı fiil olduğu için İngilizce başka bir yardımcı fiil yerine be able to kullanır: might be able to avoid denir, might can avoid denmez.

Alıştırma

Belirsiz olasılıkla yeteneği birleştiren dört sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: If the spare key is inside, we ____ open the door.

Cevabı göster

might be able to

Want more fart science?

3:12

Daha fazla osuruk bilimi ister misiniz?

Check out our videos

3:14

Şu videolarımıza göz atın:

are silent farts more deadly

3:15

“Sessiz osuruklar daha mı ölümcüldür?”

and why do we like our own farts

3:16

ve “Kendi osuruğumuzu neden severiz?”

by clicking the screen or using the link in the description.

3:18

Bunun için ekrana tıklayın veya açıklamadaki bağlantıyı kullanın.

And subscribe for more weekly science videos.

3:21

Her hafta yeni bilim videoları için kanalımıza abone olun.