Çin'in Uzay İstasyonu Yasağı: İngilizce çalışma notları

Primal Space

Öğrenme zorluğu
778 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Video, Soğuk Savaş rekabetinden uzay iş birliğine geçişi izliyor, Çin'in neden ISS dışında bırakıldığını açıklıyor ve bağımsız uzay programını ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Fast forward 23 years: Söylem, hikâye anlatımı ve retorikte, anlatıcının uzun bir zaman aralığını geçerken tarihsel sırayı nasıl açık tuttuğunu görün. 2. had no choice but to: Dil bilgisi ve cümle kalıplarında, koşulların tek bir eylem bıraktığını anlatın ve bu güçlü zorunluluğu sıradan yükümlülükten ayırın. 3. far side of the moon.: Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamında, Ay'ın Dünya'dan görünmeyen yüzünü sürekli karanlık bir yüz sanmadan tanıyın.

Bu derste

In November 1998,

0:00

Kasım 1998'de,

the first module of the International Space Station was launched into orbit.

0:01

Uluslararası Uzay İstasyonu'nun ilk modülü yörüngeye fırlatıldı.

Over the last two decades, Dilbilgisi

0:06

Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca,

it's been home to hundreds of astronauts from 19 different countries.

0:07

19 farklı ülkeden yüzlerce astronota ev sahipliği yaptı.

Dilbilgisi

Over the last two decades, it's been home to: günümüze kadar süren bir durum

“Over the last two decades”, “bugüne kadar uzanan yaklaşık yirmi yıllık dönem boyunca” demektir. Buradaki over, “-den fazla” değil, “boyunca” veya “süresince” anlamındadır. “it’s been”, “it has been” ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Present perfect, geçmişte başlayan bir durumu bugünle ilişkilendirir. “Be home to”, “insanların yaşadığı ya da kaldığı yer olmak” demektir; ifadeler birlikte, istasyonun bu süre boyunca astronotlara ev sahipliği yaptığını anlatır.

Alıştırma

“over the last ten years” ifadesini ve be fiilinin present perfect biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the center ____ home to several youth programs.

Cevabı göster

Over the last ten years · has been

This enormous collaboration between different nations

0:12

Farklı uluslar arasındaki bu devasa iş birliği,

shows just how much can be achieved when the world comes together. Notlar

0:14

dünya bir araya geldiğinde nelerin başarılabileceğini gösteriyor.

Dilbilgisi

Just how much can be achieved: vurgulanan miktar, soru değil

Just how much, miktarı veya dereceyi güçlü biçimde vurgular. Burada just, how much ifadesini güçlendirerek “şaşırtıcı derecede büyük miktar” anlamı verir. “Az önce” demek değildir. Bu ifade, shows fiilinin sunduğu bilginin bir parçasıdır; doğrudan soru değildir. Can be achieved edilgen yapıdadır, bu nedenle odak başarının kim tarafından elde edildiğinde değil, olası sonuçların büyüklüğündedir. İfade bütünüyle, iş birliğinin başarabileceklerine duyulan güçlü hayranlığı anlatır.

Alıştırma

“The project shows just how much can be achieved through teamwork,” cümlesinde just ne yapar?

  1. Sonucu küçük bir miktarla sınırlar.
  2. Başarılabilecek şeylerin şaşırtıcı derecede büyük miktarını vurgular.
  3. Başarının yalnızca az önce gerçekleştiğini belirtir.
Cevabı göster

Başarılabilecek şeylerin şaşırtıcı derecede büyük miktarını vurgular.

Öbek fiiller

come together: ortak bir hedef için birleşmek

Bu cümlede comes together, ortak bir hedef için birleşip iş birliği yapmak anlamına gelir. Özne olan the world, dünyanın dört bir yanındaki ülkeleri ve insanları temsil eder; bu nedenle ifade yalnızca aynı yere gelmeyi değil, ortak çabayı vurgular. Come together burada geçişsiz kullanılır: iş birliği yapan kişiler veya gruplar cümlenin öznesidir. Ayrı grupların farklılıklarını bir kenara bırakması veya güçlerini birleştirmesi durumunda sıkça kullanılır.

Alıştırma

İş birliği anlamını vermek için cümleyi come together ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the fire, local businesses ____ to rebuild the market.

Cevabı göster

came together

However,

0:19

Ancak,

not every nation is allowed to take part in the ISS program. Kalıp ifadeler

0:19

her ulusun UUİ programına katılmasına izin verilmiyor.

Kalıp ifadeler

take part in + bir etkinlik, organizasyon veya program

Take part in, bir etkinliğe, organizasyona, tartışmaya veya programa katılmak anlamına gelir. Burada yalnızca yakınında bulunmayı değil, ISS programına katılmasına izin verilmeyi anlatır. Yapı take part in + isim veya isim öbeği şeklindedir. In, kalıbın sabit bir parçasıdır: take part in the project ve take part in a race. Herhangi bir etkinlik belirtilmezse take part tek başına kullanılabilir: Several schools took part.

Alıştırma

Cümleyi take part in sabit ifadesiyle tamamlayın: All residents can ____ the town survey.

Cevabı göster

take part in

China has never taken part in the program

0:23

Çin programa hiçbir zaman katılmadı

and since 2011,

0:26

ve 2011'den bu yana

they were officially banned from doing so. Dilbilgisi

0:27

bunu yapmaları resmi olarak yasaklandı.

Dilbilgisi

were officially banned from doing so: bunu yapmaları resmen yasaklandı

Were officially banned from doing so, yetkili bir makamın onların katılmasını resmen yasakladığını anlatır. Edilgen kalıp be banned from + fiilin -ing biçimidir; burada were banned geçmiş zaman edilgen yapıdır ve officially yasağın resmî bir karar olduğunu gösterir. Doing so, daha önce geçen take part in the program eylemine gönderme yapar ve tüm eylemi yeniden söylemeyi önler. do so yalnızca önceki eylem açık olduğunda kullanılır.

Alıştırma

ban fiilinin edilgen biçimini, doğru edatı ve enter fiilinin -ing biçimini kullanın: Because the trail was unsafe, visitors were ____ the area.

Cevabı göster

banned from entering

In this video,

0:30

Bu videoda,

we're going to look at the history of unlikely space collaborations. Anlatım akışı

0:30

pek de ihtimal verilmeyen uzay iş birliklerinin tarihine bakacağız.

Anlatım akışı

we're going to look at: ele alacağımız konuyu duyurmak

We're going to look at, sırada ele alınacak konuyu önceden bildirir. Be going to + fiil, bunu videonun planı olarak sunar; we ise izleyiciyi sunucuyla birlikte bu planı takip etmeye davet eder. Buradaki look at, yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, bir konuyu incelemek, tartışmak veya araştırmak anlamına gelir. Bu açılış kalıbı, dinleyicinin sonraki bölümün kapsamını anlamasına yardımcı olur.

Alıştırma

we, be going to ve look at içeren kısaltılmış sunum açılış kalıbını kullanın: In this episode, ____ how bees communicate.

Cevabı göster

we're going to look at

We're also going to look at why the US lost trust in China's space program

0:34

Ayrıca ABD'nin Çin'in uzay programına olan güvenini neden kaybettiğine

and China's future plans to make their own space station.

0:38

ve Çin'in kendi uzay istasyonunu yapmaya yönelik gelecekteki planlarına da bakacağız.

In the midst of the Cold War, Kalıp ifadeler

0:43

Soğuk Savaş'ın ortasında,

Kalıp ifadeler

In the midst of: devam eden bir durumun içinde olmak

In the midst of, “devam eden bir olayın, dönemin ya da etkinliğin tam içindeyken” anlamına gelir. Burada ifade, anlatılanları Soğuk Savaş’ın hâlâ sürdüğü tarihsel döneme yerleştirir; fiziksel bir orta noktayı anlatmaz. Yazarlar ana olayı tanıtmadan önce geniş bir arka plan oluşturmak için sıkça in the midst of + isim öbeği yapısını kullanır.

Alıştırma

middle sözcüğünün daha resmî ve canlı alternatifini kullanın: The company changed leaders in the ____ of a major crisis.

Cevabı göster

midst

space was the ultimate frontier between the United States and the Soviet Union. Deyimler

0:44

uzay Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki nihai sınırdı.

Deyimler

Ultimate frontier: en üst düzey keşif alanı

Frontier sözcüğü gerçek anlamıyla yerleşilmiş veya bilinen toprakların kenarı olabilir; ancak burada ultimate frontier mecazdır. Uzayı ulusal bir sınır olarak değil, keşif ve rekabetin en önemli ve en geniş kapsamlı alanı olarak sunar. Bir şeye frontier demek, onu bilginin, teknolojinin veya rekabetin yeni bölgelere ilerlediği bir alan olarak çerçeveler. Ultimate, bu alanı diğer bütün frontier örneklerinin üstüne yerleştirerek imgeyi güçlendirir.

Alıştırma

“Quantum computing may become the next frontier of cybersecurity,” cümlesinde frontier ne anlama gelir?

  1. Yeni keşif ve gelişmeler için öncü bir alan
  2. Hiç kimsenin aşmasına izin verilmeyen bir kural
  3. İki ülke arasındaki resmî sınır çizgisi
Cevabı göster

Yeni keşif ve gelişmeler için öncü bir alan

After political tensions fueled the advancements in rocket technology,

0:50

Siyasi gerilimler roket teknolojisindeki ilerlemeleri körükledikten sonra,

the space race eventually came to a conclusion Kalıp ifadeler

0:54

uzay yarışı nihayetinde bir sonuca ulaştı

when Apollo 11 successfully landed on the moon.

0:57

Apollo 11 başarıyla aya indiğinde.

Kalıp ifadeler

came to a conclusion: bir olay sona erdi

Bu cümlede came to a conclusion, “sona erdi” anlamına gelir. Özne olan the space race bir olay veya tarihsel dönemi ifade ettiği için bu söz, Apollo 11 Ay’a indikten sonra o dönemin bittiğini anlatır. Come to a conclusion ifadesinin anlamını seçerken özneye ve bağlama bakın. Özne bir kişi veya grupsa ifade, kanıtları düşündükten sonra “bir sonuca varmak” anlamına gelebilir. Özne bir olay, süreç veya hikâyeyse “sona ermek” anlamına gelebilir.

Alıştırma

“After six months, the investigation came to a conclusion” cümlesinde came to a conclusion ne anlama gelir?

  1. Soruşturma bir görüş oluşturdu.
  2. Soruşturma sona erdi.
  3. Soruşturma daha karmaşık hâle geldi.
Cevabı göster

Soruşturma sona erdi.

As the political landscape of the Cold War began to ease,

1:01

Soğuk Savaş'ın siyasi manzarası yumuşamaya başladığında,

a milestone was reached in 1975 Kalıp ifadeler

1:04

1975'te bir dönüm noktasına ulaşıldı

Kalıp ifadeler

a milestone was reached: reach a milestone ifadesinin edilgen biçimi

Reach a milestone, daha uzun bir süreçte önemli bir aşamaya ulaşmak demektir. Burada milestone mecazidir: yol kenarındaki bir mesafe taşı değil, siyasi veya tarihsel ilerlemedeki önemli bir noktadır. Edilgen yapı a milestone was reached, bu aşamaya ulaşan kişileri veya ülkeleri adlandırmak yerine önemli aşamayı öne çıkarır. Sonuç, eylemi gerçekleştirenden daha önemli olduğunda bu yapı yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi reach a milestone ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: “When the bridge opened, ____ for the city’s transport project.”

Cevabı göster

a milestone was reached

when the US and Soviets worked together on the Apollo-Soyuz project, Kültür

1:07

ABD ve Sovyetler Apollo-Soyuz projesinde birlikte çalıştıklarında,

a mission which involved both nations docking their capsules together in space.

1:11

her iki ulusun da kapsüllerini uzayda birbirine kenetlemesini içeren bir görev.

Kültür

Apollo-Soyuz projesi: bir uzay aracı değil, ortak bir görev

Apollo-Soyuz projesi, bir Apollo uzay aracı ile bir Soyuz uzay aracının yörüngede kenetlendiği 1975 tarihli ortak ABD-Sovyet uzay göreviydi. Buradaki project, tek bir kapsül modelini değil, ortak görevin tamamını ifade eder. Bu arka plan, worked together ifadesinin neden önemli olduğunu açıklar: Soğuk Savaş rekabetine rağmen iki ülke ortak bir görev gerçekleştirmiş ve bu görev önemli bir iş birliği simgesine dönüşmüştür.

Alıştırma

Bu cümlede the Apollo-Soyuz project neyi ifade ediyor?

  1. Apollo ve Soyuz uzay araçlarının uzayda kenetlendiği ortak bir ABD-Sovyet görevi
  2. Apollo-Soyuz adlı tek bir Sovyet kapsül modeli
  3. Soyuz uzay aracının yerini alan bir Amerikan programı
Cevabı göster

Apollo ve Soyuz uzay araçlarının uzayda kenetlendiği ortak bir ABD-Sovyet görevi

The mission began in Baikonur,

1:15

Görev Baykonur'da başladı,

where two cosmonauts launched on the Soyuz 19 capsule. Kültür

1:17

iki kozmonot Soyuz 19 kapsülünde fırlatıldı.

Kültür

cosmonauts: Sovyet ve Rus uzay programlarının geleneksel terimi

Cosmonauts, uzaya gitmek ve orada çalışmak için eğitim alan kişilerdir. Hem tarihsel hem de güncel İngilizcede bu sözcük geleneksel olarak Sovyet veya Rus uzay programıyla bağlantılı uzay yolcuları için kullanılır. Bu kullanım Soyuz 19 mürettebatına uygundur. Astronauts sözcüğünden farklı bir rütbe veya beceri düzeyini değil, programın adlandırma geleneğini gösterir.

Alıştırma

Cümlede Soyuz 19 mürettebatına neden cosmonauts deniyor?

  1. Cosmonauts, astronauts sözcüğüyle adlandırılan kişilerden daha yüksek bir mesleki rütbeye sahip olduğu için
  2. Bu terim geleneksel olarak Sovyet uzay programına karşılık geldiği için
  3. Baykonur'dan fırlatılan herkese cosmonaut dendiği için
Cevabı göster

Bu terim geleneksel olarak Sovyet uzay programına karşılık geldiği için

A few hours later,

1:21

Birkaç saat sonra,

the Apollo capsule lifted off from US soil, Öbek fiiller

1:22

Apollo kapsülü ABD topraklarından havalandı,

launching three astronauts into space

1:25

üç astronotu uzaya fırlatarak

Öbek fiiller

lifted off: yerden havalanmak

Burada lifted off, yerden ayrılıp uzaya doğru uçuşa başlamak anlamına gelir. Geçişsiz kullanılmıştır: hareket eden Apollo kapsülüdür ve from US soil başlangıç noktasını belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp vehicle + lift off (+ from + yer) şeklindedir. Geçmiş zaman biçimi lifted off olur. İsim olarak Britanya İngilizcesinde genellikle lift-off kullanılır: The lift-off was successful.

Alıştırma

Cümleyi lift off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At sunrise, the rocket ____ from the desert launch site.

Cevabı göster

lifted off

where it docked with the Soyuz capsule. Kelime

1:27

orada Soyuz kapsülü ile kenetlendi.

Kelime

docked with: bir uzay aracını diğerine bağlamak

Burada docked with, başka bir uzay aracıyla kontrollü bir fiziksel bağlantı kurmak anlamına gelir. Apollo kapsülü uzayda Soyuz kapsülüne bağlandı; yalnızca onun yakınına ulaşmadı. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp vehicle + dock with + başka araç veya istasyon şeklindedir. With, bağlantı ortağı olan uzay aracını ya da yapıyı tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle iki uzay aracının uzayda fiziksel bağlantı kurduğunu ifade eder?

  1. The supply ship docked at the research capsule.
  2. The supply ship docked from the research capsule.
  3. The supply ship docked with the research capsule.
Cevabı göster

The supply ship docked with the research capsule.

Three hours after docking,

1:30

Kenetlenmeden üç saat sonra,

the first international handshake in space

1:31

uzaydaki ilk uluslararası el sıkışma

took place through the hatch of the Soyuz capsule.

1:34

Soyuz kapsülünün kapağından gerçekleşti.

This extraordinary moment signified a strong shift in the space race

1:37

Bu olağanüstü an, uzay yarışında güçlü bir değişimi simgeliyordu

and ushered in a new era of international collaboration. Öbek fiiller

1:42

ve yeni bir uluslararası iş birliği çağını başlattı.

Öbek fiiller

ushered in a new era of: önemli bir yeni dönem başlatmak

Burada ushered in a new era of, “belirgin biçimde yeni bir dönemin başlamasına yardımcı oldu” anlamına gelir. Bu an, bir çağı gerçek anlamda bir yere götürmemiştir; nesne soyut bir zaman dilimidir. Kalıp X ushered in a new era of Y şeklindedir. X, geniş kapsamlı bir dönüşümü başlatan veya haber veren olay ya da gelişmedir; Y ise yeni dönemin belirleyici özelliğini belirtir.

Alıştırma

Bu resmî tarih cümlesini usher in a new era of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The invention of the printing press ____ mass communication.

Cevabı göster

ushered in a new era of

Fast forward 23 years Anlatım akışı

1:46

23 yıl ileri saralım

and the largest space collaboration was about to begin, Dilbilgisi

1:48

ve en büyük uzay iş birliği başlamak üzereydi,

the International Space Station.

1:51

Uluslararası Uzay İstasyonu.

Anlatım akışı

Fast forward 23 years: hikâyede ileriye atlamak

Fast forward 23 years, anlatıda zaman atlamasını gösteren bir işarettir. Dinleyiciden aradaki dönemi atlayıp 23 yıl sonraki sahneyi hayal etmesini ister; bir video oynatıcıyı kullanma komutu değildir. Kalıp Fast forward + süre şeklindedir ve ardından çoğu zaman and + yeni durum gelir. Hikâyeyi önemli bir andan daha sonraki önemli bir ana doğrudan taşıyarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Bir hikâye, bir çocuğun ilk müzik dersinden on yıl sonraki kariyerine geçiyor. Geçişi Fast forward ve süreyle tamamlayın: ____, and she is performing on the world’s biggest stages.

Cevabı göster

Fast forward ten years

Dilbilgisi

was about to begin: gerçekleşmek üzere olan bir olay

was about to begin ifadesinde be about to + fiilin yalın hâli, başlangıcın çok yakında, hikâyenin bir sonraki anında gerçekleşmesinin beklendiğini gösterir. Buradaki was, bu yakın gelecek bakışını geçmişe yerleştirir. About, sabit be about to yapısının bir parçasıdır; “yaklaşık” anlamına gelmez. Bu yapı, anlatıcının arka plan zamanından gerçekleşmek üzere olan olaya geçmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Neredeyse hemen gerçekleşmesi beklenen bir olay için kullanılan sabit yapıyı tamamlayın: The show was ____ start when the lights failed.

Cevabı göster

about to

Spearheaded by NASA, Deyimler

1:54

NASA öncülüğünde,

the space station involved 15 nations

1:55

uzay istasyonunda 15 ülke

and five different space agencies.

1:57

ve beş farklı uzay ajansı yer aldı.

Deyimler

Spearheaded by NASA: projeyi ilerleten lideri belirtmek

Spearheaded by NASA, cümlenin başına getirilmiş bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. NASA’nın iş birliğini başlatma ve ilerletmede öncü rol üstlendiğini anlatır; NASA’nın bütün işi tek başına yaptığı anlamına gelmez. Bu öbek, ana cümlede anlatılan uzay istasyonu projesini niteler ve temel bilgiden önce lideri belirtir. Buradaki spearhead mecazidir ve gerçek bir mızrağa gönderme yapmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, diğer gruplar da katkıda bulunabilirken üniversitenin lider ve itici rolü üstlendiğini anlatır?

  1. Supported by the university, the project was led by several community groups.
  2. Observed by the university, the project brought together several community groups.
  3. Spearheaded by the university, the project brought together several community groups.
Cevabı göster

Spearheaded by the university, the project brought together several community groups.

Besides the technical challenges of developing and launching an entire space station,

2:00

Bütün bir uzay istasyonunu geliştirip fırlatmanın teknik zorluklarının yanı sıra,

getting all of these countries to work together Dilbilgisi

2:05

tüm bu ülkelerin birlikte çalışmasını sağlamak

required an extreme amount of trust.

2:07

son derece büyük bir güven gerektiriyordu.

Dilbilgisi

getting all of these countries to work together: get + nesne + to-infinitive

Vurgulanan bölümde get, “elde etmek” anlamına gelmez. “Bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak” veya “birini ikna ederek ya da gerekli düzenlemeleri yaparak harekete geçirmeyi başarmak” anlamındadır. Kalıp get + nesne + to-infinitive şeklindedir: get [all of these countries] [to work together]. Başka bir kişinin veya grubun eylemini gerçekleştirmeyi başarmaya odaklanır. Bölümün tamamı getting ile başladığı için required fiilinin öznesi olarak kullanılan bir gerund öbeğidir: [Getting ... together] required an extreme amount of trust. Böylece karmaşık bir eylem tek bir şey gibi ele alınıp cümlenin konusu yapılabilir.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri kullanarak cümleyi gerund özne ve get + object + to-infinitive kalıbıyla tamamlayın: ____ was the hardest part. (get / both departments / cooperate)

Cevabı göster

Getting both departments to cooperate

At first,

2:10

Başlangıçta,

NASA were concerned that Russia would use the opportunity

2:11

NASA, Rusya'nın bu fırsatı

to transfer advanced technology for their own military use.

2:14

gelişmiş teknolojiyi kendi askeri kullanımlarına aktarmak için kullanacağından endişeliydi.

But after the Columbia disaster grounded the space shuttle,

2:18

Ancak Columbia felaketinin uzay mekiğini prizde bırakmasının ardından,

NASA had no choice but to rely on Russia Dilbilgisi

2:21

NASA'nın Rusya'ya güvenmekten başka seçeneği kalmadı

to transport astronauts to and from the space station. Kalıp ifadeler

2:23

astronotları uzay istasyonuna götürüp getirmek için.

Dilbilgisi

had no choice but to + fiilin yalın hâli

Had no choice but to + fiilin yalın hâli, koşulların NASA’ya Rusya’ya güvenmek dışında gerçek bir seçenek bırakmadığı anlamına gelir. Buradaki but, “dışında” anlamındadır; karşıtlık bildiren bir yan cümle başlatmaz. Koşulların kısıtladığı bir kararı vurgulamak için have, has veya had no choice but to kullanın. Have sözcüğünü özneye ve zamana göre değiştirin, ancak ardından to + fiilin yalın hâli getirin: has no choice but to wait; had no choice but to rely.

Alıştırma

Cümleyi başka bir alternatif bulunmadığı anlamına gelen kalıpla tamamlayın: Because the bridge was closed, we ____ take the long route.

Cevabı göster

had no choice but to

Kalıp ifadeler

to and from: iki yönde gidiş geliş

To and from, iki yöndeki hareketi anlatır: bir yere gitmek ve oradan dönmek. Burada hem astronotların uzay istasyonuna götürülmesini hem de oradan geri getirilmesini kapsar. İki edat aynı yeri paylaşır; bu nedenle yer yalnızca from sözcüğünden sonra bir kez belirtilir: to and from the space station. Bu kalıp varış yerinin tekrarlanmasını önler.

Alıştırma

Cümleyi iki yöndeki hareket anlamına gelen kalıpla tamamlayın: The hotel shuttle takes guests ____ the airport.

Cevabı göster

to and from

Despite the worldwide collaboration required to build the ISS,

2:27

UUİ'yi inşa etmek için gereken dünya çapındaki iş birliğine rağmen,

China was one of the largest countries not invited to join the International Space Station.

2:31

Çin, Uluslararası Uzay İstasyonu'na katılmaya davet edilmeyen en büyük ülkelerden biriydi.

At the time,

2:36

O zamanlar,

the Chinese Space Administration was only 5 years old

2:37

Çin Ulusal Uzay İdaresi sadece 5 yıllıktı

and the rest of the nations felt that China was simply not ready

2:40

ve diğer uluslar, Çin'in sadece hazır olmadığını hissettiler

to make a meaningful contribution to the project. Kalıp ifadeler

2:44

projeye anlamlı bir katkı sağlamak için.

Kalıp ifadeler

make a meaningful contribution to: gerçek değer katmak

Make a meaningful contribution to, bir proje, grup veya alanda gerçek etki oluşturan yararlı ya da önemli bir şey katmak anlamına gelir. Cümlede diğer ülkeler, Çin'in henüz projeye önemli ölçüde yardım edebilecek durumda olmadığına inanıyordu. Kalıp make + a meaningful contribution + to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki meaningful yalnızca duygusal olarak anlamlı değil, önemli ölçüde yararlı veya değerli demektir.

Alıştırma

Cümleyi yararlı ve önemli ölçüde değer katmak anlamına gelen sabit eşdizimle tamamlayın: Careful planning can ____ the success of the event.

Cevabı göster

make a meaningful contribution to

So,

2:47

Yani,

China plowed forward with their own space program Deyimler

2:47

Çin kendi uzay programıyla ilerlemeye devam etti

and in 2003

2:50

ve 2003'te

became the only nation other than the US and Russia Dilbilgisi

2:52

ABD ve Rusya dışında

to launch a human into space.

2:55

uzaya insan gönderen tek ülke oldu.

Deyimler

Plowed forward: engellere rağmen ilerlemeyi sürdürmek

Bu cümlede plowed forward, dirençle karşılaşılmasına rağmen uzay programının güçlü ve kararlı bir biçimde sürdürülmesi anlamına gelir. Bu bir mecazdır: İlerleme, tarım yapmak değil, zorlu bir zemini yararak ilerlemek gibi düşünülür. plow forward with + proje veya plan kalıbı, çabayı etkin, güçlü ve durdurulması zor gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede plowed forward, altyazıdakiyle aynı mecazi anlamda kullanılmıştır?

  1. The farmer plowed forward through the field before sunset.
  2. The guests looked forward to the launch party.
  3. Despite three failed tests, the engineers plowed forward with the launch plan.
Cevabı göster

Despite three failed tests, the engineers plowed forward with the launch plan.

Dilbilgisi

The only nation other than A and B to do something: A ve B dışında bir şeyi yapan tek ülke

the only + isim + other than A and B + to do yapısı, adı verilen iki istisnanın dışında koşulu karşılayan tek bir ek üyeyi belirtir. Burada Çin, ABD ve Rusya'nın yanı sıra uzaya insan göndermiş tek ülke olarak sunulur. to mastarı, grubu tanımlayan başarının ne olduğunu gösterir. Cümle, Çin'in toplamda tek ülke olduğu anlamına gelmez; ABD ve Rusya aynı başarıya sahip diğer ülkeler olarak açıkça ayrı tutulur.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Nora is the only runner other than Luis and Mei to finish the marathon in under four hours. Doğru yorum hangisidir?

  1. Nora, Luis ve Mei maratonu dört saatten kısa sürede bitirdi ve başka hiçbir koşucu bunu başaramadı.
  2. Nora, Luis ve Mei'nin yerine maratonu dört saatten kısa sürede bitirdi.
  3. Maratonu dört saatten kısa sürede yalnızca Nora bitirdi; Luis ve Mei bitiremedi.
Cevabı göster

Nora, Luis ve Mei maratonu dört saatten kısa sürede bitirdi ve başka hiçbir koşucu bunu başaramadı.

As progress continued on the ISS,

2:57

UUİ'deki ilerlemeler sürerken,

China stated their desire to join the ISS as a new member. Kalıp ifadeler

3:00

Çin, UUİ'ye yeni bir üye olarak katılma arzusunu belirtti.

Kalıp ifadeler

stated their desire to join: resmî bir beyan

Burada stated, “açıkça veya resmî olarak söyledi” anlamındadır. stated their desire to join, Çin’in isteğini yalnızca kişisel bir duygu olarak değil, açıkça bildirilmiş kamusal bir tutum olarak sunar. Kalıp state + iyelik belirleyicisi + desire + to mastarı şeklindedir: stated their desire to join. Bir kişinin veya kuruluşun ne yapmak istediğini bildirdiğini resmî bir dille aktarmak için kullanılır.

Alıştırma

state one’s desire to do kalıbının tam geçmiş zaman biçimini kullanın: In its official statement, the company ____ the regional alliance.

Cevabı göster

stated its desire to join

However,

3:04

Ancak,

legislation introduced by US Congress in 2011

3:04

2011'de ABD Kongresi tarafından sunulan mevzuat

eliminated the possibility of China joining the ISS. Kalıp ifadeler

3:08

Çin'in UUİ'ye katılma olasılığını ortadan kaldırdı.

Kalıp ifadeler

eliminated the possibility of: bir sonucu tamamen dışlamak

Bu cümlede eliminated the possibility of, söz konusu yasal düzenlemenin Çin’in ISS’ye katılmasını artık imkânsız hâle getirdiği anlamındadır. Burada eliminated mutlak bir ifadedir: anlatıma göre düzenleme olasılığı yalnızca azaltmamış, bu seçeneği tamamen kaldırmıştır. Kalıp eliminate + the possibility of + isim veya -ing yan cümlesi şeklindedir. China joining ifadesinde China kimin katılacağını, joining ise dışlanan olayı belirtir. Bir kuralın, gerçeğin veya koşulun bir sonucu nasıl tamamen imkânsız hâle getirdiğini açıklamak için kullanılır.

Alıştırma

eliminate the possibility of ifadesinin tam geçmiş zaman biçimini kullanın: The final ruling ____ reopening the case.

Cevabı göster

eliminated the possibility of

In this legislation,

3:12

Bu mevzuatta,

a provision known as the Wolf amendment was passed Kültür

3:13

Wolf değişikliği olarak bilinen bir hüküm kabul edildi

to forbid NASA and US companies Dilbilgisi

3:16

NASA ve ABD'li şirketlerin

from sharing technological advancements with the Chinese government.

3:18

teknolojik ilerlemeleri Çin hükümetiyle paylaşmasını yasaklamak için.

Kültür

Wolf Değişikliği: bir ABD yasama hükmü

Burada Wolf Değişikliği, Çin hükümetiyle belirli NASA bağlantılı iş birliği biçimlerini sınırlayan bir ABD yasama hükmünün adıdır. Wolf, yasa koyucu Frank Wolf'un soyadından gelir; hayvana gönderme yapmaz. Cümlenin yer aldığı tartışmada bu ad, yalnızca genel bir diplomatik anlaşmazlığı değil, belirli bir hukuki ve kurumsal engeli gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede Wolf Değişikliği neyi ifade ediyor?

  1. Çin hükümetiyle belirli NASA bağlantılı iş birliği biçimlerini sınırlayan bir ABD yasama hükmü
  2. NASA tarafından tasarlanmış bir uzay aracının adı
  3. Çin ile yaşanan her türlü diplomatik anlaşmazlık için kullanılan genel bir ad
  4. Fırlatma alanlarının yakınındaki kurtları korumaya yönelik bir kural
Cevabı göster

Çin hükümetiyle belirli NASA bağlantılı iş birliği biçimlerini sınırlayan bir ABD yasama hükmü

Dilbilgisi

forbid ... from sharing: forbid + object + from + -ing kalıbı

Bu ifade forbid + kişi veya kurum + from + -ing kalıbını izler. NASA and US companies yasağın uygulandığı kuruluşlardır; sharing ise yasaklanan eylemi belirtir. Bu kalıbı, bir yetkilinin, yasanın veya kuralın bir kişinin belirli bir eylemi yapmasına izin vermediğini anlatmak için kullanın. From sonrasında -ing biçimi gelir: from sharing doğrudur; from share veya to sharing değildir.

Alıştırma

Forbid + object + from + -ing kalıbındaki eksik edatı tamamlayın: The policy forbids staff ____ sharing passwords.

Cevabı göster

from

Although this may seem like a harsh decision, Anlatım akışı

3:22

Bu sert bir karar gibi görünse de,

America's distrust in China was not completely unfounded.

3:25

Amerika'nın Çin'e olan güvensizliği tamamen asılsız değildi.

Anlatım akışı

Although this may seem ... not completely unfounded: ödünleme ve sınırlı destek

Başlangıçtaki “Although this may seem like a harsh decision” yan cümlesi bir ödünlemedir: ana iddiadan önce karşı görüşü kabul eder. Although karşıtlık bildirdiği için okuyucu, ana cümlenin ilk görüşü sınırlamasını veya ona karşı çıkmasını bekler. “Not completely unfounded” yalnızca sınırlı bir destek verir. Güvensizliğin bir miktar dayanağı olduğu anlamına gelir; tamamen haklı olduğu anlamına gelmez. İki bölüm birlikte dengeli bir sav oluşturur: kararın sert göründüğü kabul edilir, ardından bunun bazı nedenleri olduğu ihtiyatlı biçimde savunulur.

Alıştırma

Hangi yorum konuşmacının savını en iyi şekilde yansıtır?

  1. Bir miktar dayanağı vardı, ancak cümle tamamen haklı olduğunu söylemiyor.
  2. Tartışmasız ve tamamen haklıydı.
  3. Hiçbir makul dayanağı yoktu.
  4. Kararın sertliğiyle ilgisi yoktu.
Cevabı göster

Bir miktar dayanağı vardı, ancak cümle tamamen haklı olduğunu söylemiyor.

In 2007,

3:29

2007'de,

China deployed an anti-satellite weapon

3:30

Çin bir anti-uydu silahı konuşlandırdı

to destroy one of its own weather satellites.

3:32

kendi hava durumu uydularından birini yok etmek için.

This received worldwide criticism Kalıp ifadeler

3:35

Bu dünya çapında eleştiriler aldı

for the dangerous amounts of space debris it caused. Kelime

3:37

neden olduğu tehlikeli miktardaki uzay enkazı yüzünden.

Kalıp ifadeler

received worldwide criticism for: olumsuz bir tepkiyi ve nedenini bildirmek

receive criticism for + isim veya -ing biçimi, for sonrasında belirtilen eylem, karar ya da sonuç nedeniyle “eleştirilmek” anlamına gelir. Özne, eleştirinin hedefi hâline gelen kişi, kuruluş, politika veya olaydır. Worldwide tepkinin kapsamını gösterir: eleştiriler dünyanın her yerinden gelmiştir. Buradaki receive, resmî anlatımda kullanılan bir eşdizimin parçasıdır; öznenin fiziksel bir nesne aldığı veya eleştiriyi kabul ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi receive criticism for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The platform ____ failing to protect users' data.

Cevabı göster

received criticism for

Kelime

space debris: uzayda kalan insan yapımı parçalar

Space debris; görevler, çarpışmalar veya parçalanmalar sonrasında uzayda, özellikle Dünya yörüngesinde kalan insan yapımı nesne ya da parçaları ifade eder. Burada olayın meydana getirdiği tehlikeli parçaları anlatır. Uzay ve çevre haberlerinde yerleşmiş bir terimdir. Debris genellikle sayılamayan bir addır; bu nedenle tek bir parçayı değil, malzemenin tamamını ifade eder. Normalde doğal meteoroidleri anlatmaz.

Alıştırma

Parçalanan bir uydu yörüngede insan yapımı binlerce parça bırakıyor. Teknik bir haber için en uygun terim hangisidir?

  1. space junk
  2. meteorites
  3. space debris
Cevabı göster

space debris

A decade later,

3:40

On yıl sonra,

two Chinese nationals were charged by the US Department of Justice

3:41

iki Çin vatandaşı ABD Adalet Bakanlığı tarafından suçlandı

for allegedly hacking information from NASA's Jet Propulsion Laboratory. Kelime

3:45

NASA'nın Jet İtki Laboratuvarı'ndan bilgi çaldıkları iddiasıyla.

Kelime

allegedly hacking: kanıtlanmamış bir bilgisayar korsanlığı suçlamasını aktarmak

For allegedly hacking ifadesinde allegedly, hacking sözcüğünü niteler. Bilgisayar korsanlığını yazarın doğruladığı bir gerçek olarak değil, bir suçlama veya iddia olarak gösterir. Bu ifade, hukuk veya haber metninin iddia edilen eylemden söz ederken eylemin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda mesafeli kalmasını sağlar. Suçlama yöneltilmesi cümlede hukuki bir gerçek olarak sunulur; ancak bilgisayar korsanlığından suçluluk hâlâ kanıtlanmamıştır.

Alıştırma

Hangi cümle bilgisayar korsanlığını kanıtlanmamış bir suçlama olarak sunuyor?

  1. They definitely hacked the network.
  2. They allegedly hacked the network.
  3. They may hack the network next year.
Cevabı göster

They allegedly hacked the network.

Despite being banned from the ISS, Dilbilgisi

3:50

UUİ'den men edilmesine rağmen,

China continues to rapidly advance their space program.

3:52

Çin uzay programını hızla ilerletmeye devam ediyor.

Dilbilgisi

Despite being banned: despite + edilgen -ing öbeği

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: baştaki ifadede verilen durum, ana cümledeki sonucu engelleyebilirdi ancak engellememiştir. Burada Çin yasaklamaya maruz kalmış, yine de uzay programını geliştirmeyi sürdürmüştür. Despite sonrasında bir isim öbeği veya -ing öbeği kullanılır; çekimli fiil içeren bir yan cümle doğrudan gelmez. Being banned edilgen bir -ing öbeğidir: being, -ing biçimini taşır; banned ise eylemin Çin'e uygulandığını gösterir. Being banned ifadesinin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan China'dır.

Alıştırma

Cümleyi despite ve warn fiilinin edilgen -ing biçimini kullanarak tamamlayın: '____ about the icy road, Liam continued driving carefully.'

Cevabı göster

Despite being warned

In 2019,

3:55

2019'da,

China became the first nation ever Dilbilgisi

3:57

Çin, tarihte ilk defa

to successfully land a spacecraft on the far side of the moon. Kültür

3:59

ayın uzak tarafına bir uzay aracını başarıyla indiren ülke oldu.

Dilbilgisi

The first nation ever to successfully land: the first + isim + ever + to-mastar yapısı

the first + isim + ever + to-mastar yapısı, ilgili tarih içinde bir eylemi gerçekleştiren en erken kişiyi, grubu veya şeyi belirtir. Burada Çin, Ay'ın uzak yüzüne bir uzay aracını başarıyla indiren tarihteki ilk ülke olarak sunulur. Ever, zaman aralığını 2019'a kadarki herhangi bir ana genişletir ve vurgular. Çin'in bunu daha önce bir kez yaptığı anlamına gelmez. Successfully zarfı inişin başarılı olduğunu belirtirken to land, rekor oluşturan başarının ne olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümleyi the first + noun + ever + to + verb kalıbıyla, student ve pass sözcüklerini kullanarak tamamlayın: 'Nora became ____ all three tests in one day.'

Cevabı göster

the first student ever to pass

Kültür

Ay'ın uzak yüzü

The far side of the moon, Ay'ın genel olarak Dünya'nın ters yönüne bakan yarım küresidir; bu nedenle Dünya'dan genellikle doğrudan görülemez. Burada far side, Dünya'ya göre bir konumu belirtir. Bu ifade her zaman karanlık olan bir taraf anlamına gelmez. Ay, Dünya'nın çevresinde dolanırken kendi ekseni etrafında da döndüğü için yaklaşık olarak aynı yüzü Dünya'ya bakar; ancak hem yakın hem de uzak yüz Güneş ışığı alır.

Alıştırma

Bir haberde şöyle deniyor: The rover is exploring the far side of the moon. Burada far side ne anlama gelir?

  1. Keşif aracı, Ay'ın genel olarak Dünya'ya bakan yarım küresindedir.
  2. Keşif aracı, Ay'ın genel olarak Dünya'nın ters yönüne bakan yarım küresindedir.
  3. Keşif aracı, Ay'ın hiçbir zaman Güneş ışığı almayan bir bölümündedir.
Cevabı göster

Keşif aracı, Ay'ın genel olarak Dünya'nın ters yönüne bakan yarım küresindedir.

In 2011,

4:03

2011'de,

they launched a space station known as Tiangong-1,

4:04

Tiangong-1 olarak bilinen bir uzay istasyonunu fırlattılar,

which was soon followed in 2016 by Tiangong-2. Dilbilgisi

4:07

bunu kısa süre sonra 2016'da Tiangong-2 izledi.

Dilbilgisi

A was followed by B: B, A'dan sonra gerçekleşti

A was followed by B yapısında B, A'dan sonra gerçekleşir. Edilgen yapı, A'yı konu olarak korurken B'yi bir sonraki olay olarak tanıtır. Zarflar ve zaman ifadeleri bu yapının içine yerleştirilebilir: A was soon followed in 2016 by B. Böylece B ile yeni bir cümleye başlamadan zaman sıralaması düzenlenebilir.

Alıştırma

Zaman çizelgesini edilgen sıralama yapısıyla tamamlayın: The opening speech ____ a short break.

Cevabı göster

was followed by

The final form of the Chinese space station

4:11

Çin uzay istasyonunun son hali

will be 1/5 of the size of the ISS Dilbilgisi

4:14

UUİ'nin 1/5'i büyüklüğünde olacak

and is expected to be completed by 2023. Dilbilgisi

4:17

ve 2023'e kadar tamamlanması bekleniyor.

Dilbilgisi

1/5 of the size of the ISS: kesin bir büyüklük oranı ifade etmek

fraction + of the size of + reference kalıbı, iki büyüklük arasındaki kesin oranı verir. Burada 1/5, one fifth diye okunur; dolayısıyla istasyonun nihai büyüklüğü ISS'nin büyüklüğünün %20'sidir. Kesir, sonuçta ortaya çıkan büyüklüğü belirtir: ISS'nin büyüklüğü beşte birle çarpılır. Bu, yalnızca istasyonun daha küçük olduğunu söylemekten daha kesindir.

Alıştırma

A model is one fifth of the size of a full-size boat. Bu, modelin büyüklüğü hakkında ne söyler?

  1. Büyüklüğü, teknenin büyüklüğünün %20'sidir.
  2. Büyüklüğü, teknenin büyüklüğünün %80'idir.
  3. Tekneden %20 daha büyüktür.
Cevabı göster

Büyüklüğü, teknenin büyüklüğünün %20'sidir.

Dilbilgisi

is expected to be completed by 2023: tahmin, edilgen yapı ve son tarih

Is expected to be completed, beklenti anlatımını edilgen yapıyla birleştirir. Özne, tamamlanacak şeydir; işi yapan kişiler belirtilmez. Bu yapı, tamamlanmanın zaten gerçekleştiğini kanıtlayan bir bilgi değil, tahmin veya plan sunar. By 2023 belirtilen son tarihi verir: tamamlanmanın en geç o zamana kadar gerçekleşmesi beklenir. Çalışmanın 2023 yılı boyunca süreceği anlamına gelmez.

Alıştırma

expect ve complete fiillerinin geniş zaman edilgen biçimlerini kullanın: Under the current release plan, the software update ____ by Friday.

Cevabı göster

is expected to be completed

While the United States remains against the idea of a Chinese collaboration,

4:20

Amerika Birleşik Devletleri, bir Çin iş birliği fikrine karşı olmaya devam etse de,

other space agencies are not so keen to avoid partnership. Ton ve niyet

4:25

diğer uzay ajansları ortaklıktan kaçınmaya o kadar da hevesli değil.

Ton ve niyet

not so keen to avoid partnership: iş birliğine temkinli açıklık

Burada not so keen, “çok istekli olmamak” anlamına gelir. Değerlendirilen eylem to avoid partnership, yani ortaklıktan kaçınmaktır; dolayısıyla ifade, diğer ajansların iş birliğinden uzak durmaya pek hevesli olmadığını söyler. Olumsuzluk, kaçınma isteğine uygulandığı için genel tavır iş birliğine temkinli bir açıklıktır. Bu, kurumların iş birliğini etkin biçimde desteklediğini veya iş birliği yapmayı kabul ettiğini kanıtlamaz; yalnızca daha az dirençli olduklarını gösterir.

Alıştırma

“The committee is not so keen to avoid partnership.” cümlesinin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Komite her türlü ortaklıktan kesinlikle kaçınmak istiyor.
  2. Komite zaten bir ortaklık anlaşması imzaladı.
  3. Komite ortaklığa görece açık, ancak bu kesin bir taahhüt değil.
Cevabı göster

Komite ortaklığa görece açık, ancak bu kesin bir taahhüt değil.

The European Space Agency have been clear

4:29

Avrupa Uzay Ajansı,

about their willingness to let China into the ISS

4:31

Çin'in UUİ'ye girmesine izin verme konusundaki isteklilikleri hakkında netti

and countries such as Italy

4:34

ve İtalya gibi ülkeler

have even agreed to collaborate with China Kalıp ifadeler

4:36

Çin ile iş birliği yapmayı bile kabul ettiler

on future manned space flight missions.

4:38

gelecekteki insanlı uzay uçuşu görevlerinde.

Kalıp ifadeler

collaborate with bir ortak on bir proje

collaborate with + ortak + on + proje kalıbı hem iş birliği yapılan ortağı hem de ortak çalışmayı belirtir. With, birlikte çalışılan kişiyi, grubu veya ülkeyi; on ise ortak konuyu, projeyi veya görevi tanıtır. Cümlede with sonrasındaki China ortaktır; on sonrasındaki future manned space flight missions ise ortak çalışmadır. Aynı kalıp araştırma, iş dünyası ve kamu projelerinde de doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

Önce ortağı, sonra projeyi gösteren edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: Our lab will collaborate ____ a university ____ a climate study.

Cevabı göster

with · on

Whether they were rightfully excluded from the ISS or not, Dilbilgisi

4:41

UUİ'den haklı olarak dışlanıp dışlanmadıklarına bakılmaksızın,

China has been successful in developing their own space program. Kalıp ifadeler

4:44

Çin kendi uzay programını geliştirmede başarılı oldu.

Dilbilgisi

Whether ... or not: her iki durumda da geçerli bir sonuç

Cümle başındaki whether yan cümlesi tartışmalı bir yargıyla ilgili iki olasılığı sunar: Çin'in ISS'den dışlanması ya haklıydı ya da değildi. or not sözleri iki tarafı da açıkça belirtir. Burada yan cümle, hangisinin doğru olduğuna bakılmaksızın anlamıyla ödünleyici bir işlev görür. Çin'in başarısıyla ilgili ana yargı iki durumda da geçerlidir. Bu nedenle konuşmacı bir seçim istemek yerine tartışmayı bir kenara bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle, eleştiri adil olsun ya da olmasın ekibin bulgularını yayımlayacağını belirtir?

  1. The team will publish its findings because the criticism was fair.
  2. Whether the criticism was fair or not, the team will publish its findings.
  3. If the criticism was fair, the team will publish its findings.
Cevabı göster

Whether the criticism was fair or not, the team will publish its findings.

Kalıp ifadeler

Successful in + -ing: successful in developing kalıbı

Successful bir sıfattır. be successful in + isim veya fiilin -ing biçimi kalıbı, birinin hangi etkinlikte ya da alanda başarı elde ettiğini belirtir. in bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: successful in developing. Bu cümlede Çin, kendi uzay programını geliştirme etkinliğinde başarı elde etmiştir. Tamamlanmış bir sonucu bu anlamda ifade etmek için successful to develop standart kalıp değildir.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: The researchers were ____ a cheaper battery. (successful / create)

Cevabı göster

successful in creating

Over the next few decades,

4:48

Önümüzdeki birkaç on yıl boyunca,

they are poised to become an even bigger player within the space community. Notlar

4:49

uzay topluluğunda daha da büyük bir oyuncu olmaya hazırlanıyorlar.

Kalıp ifadeler

are poised to become: mevcut koşullar ve muhtemel bir değişim

Be poised to + fiilin yalın hâli, mevcut koşulların, hazırlığın veya ivmenin bir kişiyi ya da şeyi gelecekteki muhtemel bir eylem veya değişim için güçlü bir konuma getirdiğini belirtir. Hazır olma ile öngörüyü birleştirir, ancak sonucu garanti etmez. Buradaki are poised to become, uzay alanında daha büyük etki kazanmayı mevcut duruma dayanan güçlü bir öngörü olarak sunar. Sıradan bir gelecek ifadesine kıyasla, zaten oluşmuş koşullara dikkat çeker.

Alıştırma

Mevcut koşulların gelecekteki bir değişimi muhtemel kıldığını göstermek için be poised to ifadesini en iyi kullanan cümle hangisidir?

  1. After years of research and successful trials, the treatment is poised to gain approval.
  2. The treatment gained approval yesterday.
  3. The researchers are ready to discuss the treatment, but no approval process has begun.
Cevabı göster

After years of research and successful trials, the treatment is poised to gain approval.

Deyimler

an even bigger player within the space community: büyüklük değil, etki

İş dünyası, siyaset veya uzay gibi bir alanda player, harekete geçebilen ve sonuçları etkileyebilen bir kişi, kuruluş ya da ülke anlamına gelebilir. An even bigger player, zaten önem taşıyan bir katılımcının etkisinin veya rolünün daha da büyümesinin beklendiğini ifade eder; bigger esas olarak önemi belirtir, fiziksel büyüklüğü değil. Within the space community alanı sınırlar: uzay faaliyetlerine katılan ülkeler, kurumlar, şirketler ve uzmanlardan oluşan ağ. Bu nedenle ifade, öznenin o alan içinde daha fazla etki kazanacağını anlatır.

Alıştırma

an even bigger player within the space community ifadesine en yakın anlam hangisidir?

  1. uzay temalı bir oyun oynayan kişi
  2. uzay sektöründe etkisi giderek artan bir kuruluş
  3. fiziksel olarak daha büyük bir astronot
Cevabı göster

uzay sektöründe etkisi giderek artan bir kuruluş

But at the end of the day, Deyimler

4:54

Ama günün sonunda,

space exploration should bring nations together. Öbek fiiller

4:55

uzay araştırmaları ulusları bir araya getirmelidir.

Deyimler

Nihai değerlendirmeyi bildiren at the end of the day

At the end of the day, gerçek anlamıyla kullanılmayan ve “her şeyi değerlendirdikten sonra” ya da “en önemli noktayı söylemek gerekirse” anlamına gelen bir deyimdir. Konuşanın ayrıntılardan veya anlaşmazlıklardan nihai değerlendirmesine geçtiğini gösterir. Burada uluslararası iş birliğiyle ilgili görüşü yazarın son ve en önemli önceliği olarak çerçeveler. Takvimdeki bir günün sonunda ne olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Nihai değerlendirmeyi sunmak için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: We can discuss small details, but ____, the plan must stay within budget.

Cevabı göster

at the end of the day

Öbek fiiller

Bring nations together: ettirgen bring ... together yapısı

Bring nations together, bring + nesne + together yapısını izler. Bu mecazi kullanımda “ulusların birbirine daha bağlı, daha birlik içinde veya iş birliğine daha istekli olmasını sağlamak” anlamına gelir. Uzay araştırmaları neden, nations ise etkilenen gruplar olarak sunulur. Bu yapı başka nesnelerle de kullanılabilir: bring people, teams, or communities together. Genellikle herkesi fiziksel olarak aynı yere taşımaktan çok, ilişkilerin güçlenmesini veya iş birliğini anlatır.

Alıştırma

Neighbors sözcüğünü nesne olarak kullanıp bring ... together yapısıyla cümleyi tamamlayın: A shared project can ____ by giving them a common goal.

Cevabı göster

bring neighbors together

Our greatest achievements in space come

4:58

Uzaydaki en büyük başarılarımız,

when large teams of people work

5:01

kalabalık insan ekipleri çalıştığında gerçekleşir

together to achieve a shared goal.

5:03

ortak bir amaca ulaşmak için birlikte.

Thank you very much for watching

5:05

İzlediğiniz için çok teşekkür ederim

and I'll see you in the next video.

5:07

ve bir sonraki videoda görüşmek üzere.