İskoçya Neden İngiltere'ye Katılmak Zorunda Kaldı: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: İskoçya'nın Panama yenilgisi ülkeyi zayıflattı, İngiltere ile 1707 birliğine zemin hazırladı ve ekonomi ile ulusal kimlik arasında gerilim bıraktı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. join in the game — Deyimler ve mecazi ifadeler: game gerçek oyun değil, süren emperyal veya siyasi rekabete katılmak anlamındadır. 2. Even if they had thought of building a canal, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: even if ile past perfect, sonucu değiştirmeyen gerçekleşmemiş bir ödün varsayımı kurar; bunu even though olgusundan ayırın. 3. That being said, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: önceki noktayı kabul edip sınırlama ekleyerek onu reddetmeden dengeli sonuca geçin.
Bu derste
on the island of Great Britain: Büyük Britanya adasında
Burada Great Britain, İngiltere, İskoçya ve Galler’in bulunduğu adanın adıdır. on the island of Great Britain ifadesi coğrafi bir çerçeve kurar; Great Britain’ı anlatıdaki tek bir ülkenin adı olarak kullanmaz. Cümle, İskoçya Krallığı ile İngiltere Krallığı’nın hâlâ ayrı olduğu 1690’lı yılları anlatır. Bu iki krallık 1707’de birleşerek Büyük Britanya Krallığı’nı oluşturduğundan, ada ile daha sonra kurulan devleti ayırmak önemlidir.
Alıştırma
1690’lı yıllarda geçen ve ayrı İskoçya ile İngiltere krallıklarını onun üzerinde konumlandıran bir cümlede Great Britain hangi anlamdadır?
- Yalnızca İngiltere
- İngiltere, İskoçya ve Galler’in bulunduğu ada
- Kuzey İrlanda’yı da içeren modern egemen devlet
Cevabı göster
İngiltere, İskoçya ve Galler’in bulunduğu ada
England and the other great European powers were doing rather well for themselves Kalıp ifadeler
0:06İngiltere ve diğer büyük Avrupa güçleri oldukça iyi durumdaydı
doing rather well for themselves: işleri oldukça iyi gitmek
do well for oneself başarılı olmak, zenginleşmek veya avantajlı bir duruma gelmek demektir. Burada İngiltere ile diğer Avrupa güçlerinin gelişip çıkar elde ettiği anlatılır; for themselves, bir şeyi yardım almadan yaptıkları anlamına gelmez. rather well özellikle Britanya İngilizcesinde ölçülü bir ifade gibi duyulur, ancak aslında işlerin oldukça, hatta çok iyi gittiğini belirtebilir. Bu bağlamda refahın imparatorluk genişlemesinden gelmesi, bu hafif ifadeye ironik bir ton kazandırır.
Alıştırma
do rather well for oneself ifadesini doğru biçimde kullanın: After launching its new app, the small company was ____.
Cevabı göster
doing rather well for itself
by expanding their empires through the cunning use of flags. Anlatım akışı
0:09zekice bayrak dikme yöntemleriyle imparatorluklarını genişleterek.
through the cunning use of flags ifadesindeki ironi
Through, imparatorlukların hangi araçla genişletildiğini belirtir; yani “nasıl?” sorusunu yanıtlar. Bu ifade bilinçli biçimde ironiktir. Bayraklar toprak ve egemenlik iddiasını temsil eder; dolayısıyla bayrak dikmek veya sergilemek, çok daha büyük bir sömürge işgali sürecini küçük ve düzgün bir tekniğe indirger. Bu nedenle cunning hem zekice hem de kurnazca ve eleştirel duyulur. Anlatıcı, imparatorlukları bayrakların kendisinin kurduğunu söylemez.
Alıştırma
Through the cunning use of flags bu cümlede nasıl bir işlev görür?
- Bayrakların renk ve şekillerinin imparatorlukları doğrudan zenginleştirdiğini söyler.
- Askerî bir törende bayrak kullanmak için pratik talimatlar verir.
- Sömürge işgalini, bayrak dikme şeklindeki sözde zekice bir eyleme ironik biçimde indirger.
Cevabı göster
Sömürge işgalini, bayrak dikme şeklindeki sözde zekice bir eyleme ironik biçimde indirger.
Scotland had no empire but wanted to join in the game Deyimler
0:12İskoçya'nın imparatorluğu yoktu ama bu oyuna katılmak istiyordu
join in the game ifadesinin mecaz anlamı
Join in, özellikle hâlihazırda devam eden bir etkinliğe katılmaya başlamak anlamına gelir. The game, İskoçya'nın dâhil olmak istediği etkinliği adlandırır. Burada game gerçek bir oyun değil, Avrupa güçlerinin sömürge edinme rekabetinin metaforudur. Bu gündelik metafor, imparatorluklar arasındaki çekişmeyi oyuncuları, kuralları ve ödülleri olan düzenli bir yarışma gibi gösterir; aynı zamanda eleştirel ve ironik bir ton yaratır.
Alıştırma
“As more companies began offering home delivery, the corner shop decided to join in the game,” cümlesinde join in the game ne anlama gelir?
- Belirli bir şirketin yasal üyesi olmak
- Aynı pazarda rekabet etmeye başlamak
- Dükkânın içinde bir kutu oyunu oynamak
Cevabı göster
Aynı pazarda rekabet etmeye başlamak
and thus needed to establish a colony of her very own.
0:14ve bu yüzden kendine ait bir sömürge kurması gerekiyordu.
But where to build it? ifadesini anlatıda geçiş olarak kullanmak
“But where to build it?”, bir koloniye duyulan ihtiyacı hikâyenin çözeceği bir sonraki soruna dönüştüren, anlatıcının kendi kendine yönelttiği bir sorudur. Dinleyiciyi hikâyede ileri taşır; izleyiciden gerçek bir yer önermesini istemez. Kişi ve karar zaten belliyse where + to-infinitive kalıbı “where should she build it?” sorusunu kısaltır. Anlatıcılar cevabı vermeden önce dikkati toplamak için bu tür kısa sorular kullanır.
Alıştırma
Bir şeyi inşa etme kararından sonra anlatıcının henüz yanıtlanmamış yer sorununa kısa biçimde geçmesi için en uygun cümle hangisidir?
- But where was it built?
- But where to build it?
- But where do you build it?
Cevabı göster
But where to build it?
She imagined the colony's strategic location would make trade with the Far East safer and faster Notlar
0:19Sömürgenin stratejik konumunun Uzak Doğu ile ticareti daha güvenli ve hızlı hale getireceğini hayal etti,
make trade safer and faster: make + nesne + karşılaştırmalı sıfatlar
make trade with the Far East safer and faster ifadesinde make, “yaratmak” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamındadır. trade with the Far East isim öbeği nesnedir; safer ve faster ise sonucu açıklayan nesne tamamlayıcılarıdır. Safer ve faster, and ile bağlanmış iki karşılaştırmalı sıfattır. make + nesne + karşılaştırmalı sıfat yapısı; bir planın güvenliği, hızı, maliyeti, zorluğu veya başka bir niteliği nasıl değiştirdiğini açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Sonuç yapısını tamamlamak için make, travel, safer ve faster sözcüklerini kullanın: The new rail link will ____.
Cevabı göster
make travel safer and faster
“the Far East”: Avrupa merkezli tarihî bir bölge adı
Bu cümlede “the Far East”, Avrupa’nın doğusundaki Asya ticaret noktalarını, özellikle Doğu Asya’yı geniş anlamda ifade eder. Bu adlandırma; keşif, imparatorluklar ve uzun mesafeli ticaret hakkındaki eski Avrupa anlatılarının bakış açısını ve dilini yansıtır. Bu ifade, sınırları kesin olan modern bir harita terimi değildir. Tam bölge önemliyse “East Asia”, “Southeast Asia” veya ilgili ülkeler doğrudan belirtilmelidir.
Alıştırma
Sözcük seçimini değerlendirin: Çin, Japonya ve Güney Kore’ye yapılan sevkiyatlarla ilgili güncel bir iş raporunda “the Far East” genellikle en açık ve tarafsız bölge adı mıdır?
- Evet
- Hayır
Cevabı göster
Hayır
by eliminating the long journey around the hazardous Cape of Good Hope and Cape Horn, Dilbilgisi
0:22tehlikeli Ümit Burnu ve Boynuz Burnu'nun etrafındaki uzun yolculuğu ortadan kaldırarak;
“by eliminating”: bir sonucun arkasındaki yöntemi açıklama
“By eliminating”, by + ulaç (-ing biçimi) yapısıdır. Önceki sonucu meydana getiren yöntemi açıklar: uzun yolculuğun ortadan kaldırılmasıyla ticaret daha güvenli ve hızlı olacaktır. Bir şeyin nasıl gerçekleştiğini açıklamak için sonuç veya eylem + by + fiil-ing yapısını kullanın. -ing eylemini gerçekleştirdiği anlaşılan özne, normalde ana eylemden sorumlu kişi, şey veya planla aynıdır.
Alıştırma
Cümleyi by + eliminate fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new route saves time ____ unnecessary stops.
Cevabı göster
by eliminating
where both wind and wave delight in smashing ships Anlatım akışı
0:26çünkü orada rüzgar ve dalgalar gemileri
wind and wave delight in smashing ships: doğayı kişileştirme
wind and wave delight in smashing ships ifadesinde cansız özneler wind and wave, normalde birinin bir etkinlikten büyük zevk aldığını anlatan delight in fiil grubuyla kullanılır. Dil bilgisel yapı bu doğa güçlerini duyguları ve niyetleri varmış gibi sunar. Bu kişileştirme, rüzgârın veya dalgaların gerçekten sevinç duyabildiğini ileri sürmez. Tehlikeli bir rotayı canlı ve kara mizah içeren bir sahneye dönüştürür: doğa saldırmaya hevesli bir varlık gibi görünür. Cansız bir özne insanlara özgü duygu veya niyet fiiliyle kullanıldığında yalnızca sözcük anlamına değil, yaratılan tutum ve görüntüye de dikkat et.
Alıştırma
"The storm delighted in tearing down fences," cümlesinde delighted in nasıl bir etki yaratır?
- Çitler devrilirken fırtınanın insanları mutlu ettiğini söyler.
- Fırtınayı zarar vermekten zevk alıyormuş gibi kişileştirir.
- Fırtınaların nasıl oluştuğunu bilimsel olarak açıklar.
Cevabı göster
Fırtınayı zarar vermekten zevk alıyormuş gibi kişileştirir.
Who will lend me the money to make this great idea a reality? Kalıp ifadeler
0:29"Bu harika fikri gerçeğe dönüştürmek için bana kim borç verecek?"
make this great idea a reality: bu harika fikri gerçeğe dönüştürmek
Make this great idea a reality, make + bir fikir, plan veya hayal + a reality yapısını izler. Buradaki make ettirgendir: eylem, finansman veya başka bir destek yoluyla fikrin gerçek olmasını sağlamak anlamına gelir. Nesne make ile a reality arasına gelir: make this idea a reality. Bu kalıp, bir önerinin veya umudun somut bir sonuca dönüşmesini anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “gerçekleşmiş, gerçeğe dönüşmüş” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamla: With enough support, we can make this plan ____.
Cevabı göster
a reality
the European empires started trade wars with Scotland
0:34Avrupa imparatorlukları İskoçya ile ticaret savaşları başlattı
So poor Scotland had to fund the project herself. Dilbilgisi
0:38Bu yüzden zavallı İskoçya projeyi kendi finanse etmek zorunda kaldı.
fund the project herself: herself ile özneyi vurgulama
fund the project herself ifadesinde fund fiilinin nesnesi the project'tir. Herself, she ile temsil edilen Scotland'a geri gönderme yapar ve özneyi vurgular: parayı sağlayan İskoçya'nın kendisidir. Buradaki bağlam, İskoçya'nın bunu dışarıdan yardım almadan yapmak zorunda kaldığı düşüncesini güçlendirir. Vurgu işlevli dönüşlü zamir nesneden sonra veya cümlenin sonunda bulunabilir; eylemin başka bir alıcısı değildir.
Alıştırma
Cümleyi she öznesine gönderme yapan vurgu işlevli dönüşlü zamirle tamamlayın: No sponsor offered to help Mia, so she funded the exhibition ____.
Cevabı göster
herself
capital thusly raised: edilgen mutlak yapı
Capital thusly raised, kısaltılmış bir mutlak yapıdır. Capital bu yapının kendi öznesidir; raised ‘para olarak toplanmış’ anlamında edilgen bir geçmiş zaman ortacıdır ve thusly ‘bu şekilde’ demektir. Açık hâliyle once the capital had been raised in this way anlamına gelir. Bu ifade, ardından gelen temel eylem sent off a colonial ship için arka plan koşullarını verir. capital'ın bu eylemi gerçekleştirdiğini söylemez; araya giren ifade bittikten sonra anlatının öznesi she yeniden devreye girer.
Alıştırma
capital thusly raised ifadesinin cümledeki görevini en iyi hangi açıklama verir?
- Toplanan para bizzat bir sömürge gemisi gönderdi.
- Para bu şekilde toplandıktan sonra bir sömürge gemisi gönderdi.
- Bir başkentin değerini yükseltti ve sonra onu başka yere gönderdi.
Cevabı göster
Para bu şekilde toplandıktan sonra bir sömürge gemisi gönderdi.
400,000 pounds, 8,000 kilometers and 111 days later, Anlatım akışı
0:46400.000 sterlin, 8.000 kilometre ve 111 gün sonra,
400,000 pounds ... 111 days later: sıkıştırılmış bir anlatı geçişi
Bu ifade, later sözcüğünden önce para, mesafe ve geçen süre olmak üzere üç ölçüyü art arda sıralar. Böylece her sayıyı ayrı ayrı açıklamak yerine seferin ölçeğini ve maliyetini ritmik bir listede özetler. Dil bilgisi ve anlam açısından later ile en doğrudan bağlantılı geçen süre ifadesi 111 days bölümüdür; pounds ve kilometers zaman ifadesi değildir. Ancak anlatım açısından later bütün listeyi kapatır ve anlatıyı hazırlık ile yolculuktan sonra olanlara taşır.
Alıştırma
Vurgulanan “miktar listesi + later” yapısı bu anlatıda ne yapar?
- Sterlin ve kilometreyi geçen zamanın iki ek birimi olarak sunar.
- Önceki sayıların yerine daha yeni tahminler koyar.
- Seferin çeşitli ölçülerini sıkıştırarak verir ve ardından hikâyeyi ileri taşır.
Cevabı göster
Seferin çeşitli ölçülerini sıkıştırarak verir ve ardından hikâyeyi ileri taşır.
named it New Caledonia: name + nesne + ad
named it New Caledonia yapısında named fiilini önce nesne olan it, ardından New Caledonia adı izler. Buradaki it, karaya çıktıktan sonra kurulan yerleşimi veya koloniyi ifade eder. Sondaki ad öbeği bir nesne tamamlayıcısıdır ve o nesneye verilen adı belirtir. Birine veya bir şeye ad verme eylemini anlatmak için name + nesne + ad yapısını kullanın. Etken cümlede as gerekmez: They named it New Caledonia.
Alıştırma
Cümleyi name fiilinin basit geçmiş biçimini ve kafeyi temsil eden bir zamiri kullanarak tamamlayın: The owners ____ Sunbeam.
Cevabı göster
named it
and immediately discovered a few small problems Anlatım akışı
0:53ve anında birkaç küçük sorun keşfettiler
ironik bir hafife alma olarak a few small problems
Bu cümlede a few ve small, sorunların az ve önemsiz görünmesini bilinçli olarak sağlar. Sonraki sonuçlar ciddi olduğu için bu ifade tarafsız bir ölçüm değil, ironik bir hafife almadır. Bu hafife alma, ayrıntılar gelmeden önce yumuşak bir ön bilgi vererek anlatıyı düzenler. Dinleyiciyi bir sorun listesine hazırlar ve sakin sözlerle ciddi gerçeklik arasındaki fark üzerinden mizah yaratır.
Alıştırma
a few small problems bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?
- Sorunların hızla çözüldüğünü gösterir.
- Küçük güçlüklerin sayısını gerçek anlamıyla ve kesin olarak verir.
- Ciddi güçlükleri yumuşak biçimde haber vererek ironik bir hafife alma yaratır.
Cevabı göster
Ciddi güçlükleri yumuşak biçimde haber vererek ironik bir hafife alma yaratır.
First, the mountains on the western side of Panama Anlatım akışı
0:56İlk olarak, Panama'nın batı tarafındaki dağlar
a wee bit: gündelik dilde küçümseyerek anlatım
A wee bit, “biraz” veya “hafifçe” anlamına gelir. Cümlede larger sözcüğünü niteleyen bir derece ifadesidir; dolayısıyla düz anlamıyla dağların beklenenden yalnızca biraz daha büyük olduğu söylenir. Ardından kara ticaretinin neredeyse imkânsız olduğu belirtilir. Bu sonuç, hafif tınlayan ifadenin kasıtlı bir küçümseme olduğunu gösterir. Ciddi bir engeli küçük bir farkmış gibi sunarak mizahi bir ironi yaratır.
Alıştırma
Örnekte a wee bit nasıl bir etki yaratıyor?
- Farkı düz anlamda küçük gösterir ve çok ciddi bir engeli mizahi biçimde hafife alır.
- Dağların tam olarak beklendiği büyüklükte olduğunu söyler.
- Wee sözcüğüne “biraz” yerine “son derece” anlamını verir.
Cevabı göster
Farkı düz anlamda küçük gösterir ve çok ciddi bir engeli mizahi biçimde hafife alır.
making overland trade pretty much impossible. Dilbilgisi
0:59bu da kara ticaretini neredeyse imkansız hale getiriyordu.
sonuç bildiren making ... impossible yan cümlesi
Virgül + -ing yan cümlesi olan making overland trade pretty much impossible, önceki durumun sonucunu belirtir. Dağların daha büyük olması kara ticaretini neredeyse imkânsız hâle getirmiştir; bu ilişki which made veya and this made ile açıkça ifade edilebilir. Making'in örtük nedeni overland trade değil, önceki durumun tamamıdır. Bu sonuç kullanımı neden ile sonucu tek cümlede birleştirir; aynı anda gerçekleşen iki bağımsız eylemi anlatmaz.
Alıştırma
Sonucu göstermek için cümleyi make fiilinin şimdiki zaman ortacıyla tamamlayın: The bridge was closed, ____ the journey much longer.
Cevabı göster
making
Even if they had thought of building a canal, Dilbilgisi
1:01Bir kanal inşa etmeyi düşünmüş olsalar bile,
the technology to do so was still 200 years away. Deyimler
1:03bunu yapacak teknolojiye daha 200 yıl vardı.
Even if they had thought of...: düşünmüş olsalar bile...
Bu cümlede Even if, gerçek dışı ya da gerçekleşmemiş bir geçmiş olasılığa dayalı ödünleme bildirir. Had thought, past perfect yapısındadır: konuşan, bağlam gerçekte düşünmediklerini ima etse de onların kanal inşa etmeyi düşündüklerini varsayar. Ana fikir, bu koşul değişse bile sonucun değişmeyeceğidir. Bu varsayım altında bile gerekli teknoloji ancak 200 yıl sonra kullanılabilir olacaktı.
Alıştırma
Cümleyi even if ve leave fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: ____ earlier, the road would still have been closed.
Cevabı göster
Even if they had left
still 200 years away: daha 200 yıl vardı
Burada away fiziksel mesafeyi değil, zamanı anlatır. Söz konusu geçmiş andan bakıldığında gerekli teknoloji yaklaşık 200 yıl gelecekteydi; bu yüzden henüz mevcut değildi. Still, bu zaman farkının devam ettiğini vurgular. Tekrar kullanılabilen be + bir zaman süresi + away kalıbı, bir olayı veya gelişmeyi ilgili referans noktasından belirtilen süre sonrasına yerleştirir.
Alıştırma
Cümleyi ‘gelecekte hâlâ üç yıl sonra’ anlamına gelecek şekilde away kullanarak tamamlayın: The new rail line is ____.
Cevabı göster
still three years away
Second, the woolen goods brought to trade with the locals Dilbilgisi
1:06İkincisi, yerlilerle ticaret yapmak için getirilen yünlü eşyalar
were useless in the endless heat and humidity.
1:08bitmek bilmeyen sıcak ve nemde hiçbir işe yaramıyordu.
the woolen goods brought to trade with the locals: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği
the woolen goods brought to trade with the locals ad öbeğinde brought to trade with the locals, woolen goods ifadesinden sonra gelen geçmiş zaman ortaçlı bir yan cümleciktir. Hangi mallardan söz edildiğini belirtir ve that were brought to trade with the locals biçiminde açılabilir. Mallar bring eylemine maruz kalır; yani birisi onları getirmiştir. to trade with the locals mastar yapısı, malların getirilme amacını belirtir; malların kendilerinin ticaret yaptığı anlamına gelmez. Bu kısaltılmış yapı, bilgi yoğun yazılı İngilizcede yaygındır.
Alıştırma
Kısaltılmış cümleciği özgün anlamı koruyarak doğru biçimde açan cümle hangisidir?
- The woolen goods that brought trade to the locals were useless in the heat.
- The woolen goods that were brought to trade with the locals were useless in the heat.
- The woolen goods that were trading with the locals were useless in the heat.
Cevabı göster
The woolen goods that were brought to trade with the locals were useless in the heat.
Third, the Spanish conquistadors had already planted flags Notlar
1:10Üçüncüsü, İspanyol fatihler zaten bayraklarını dikmişlerdi
the Spanish conquistadors: belirli bir tarihsel terim
Conquistadors, özellikle 16. yüzyılda Amerika kıtasının fethine ve sömürgeleştirilmesine katılan İspanyol fatihler ve askerî maceracılardı. Bu cümlede the Spanish conquistadors, daha önce gelmiş ve diktikleri bayraklarla toprak üzerinde hak iddia etmiş İspanyol fatihleri anlatır. Bu sözcük, tüm İspanyol askerlerini, yerleşimcileri veya günümüz İspanyollarını değil, belirli bir tarihsel rolü adlandırır. Bu dar anlam already sözcüğünü de açıklamaya yardımcı olur: Başka bir grup, İspanya'nın daha önce hak iddia ettiği bir bölgeye giriyordu.
Alıştırma
Hangi kişiye en doğru biçimde conquistador denebilir?
- Herhangi bir dönemde İspanya'da görev yapan herhangi bir asker
- Amerika kıtasının fethine katılan 16. yüzyıldan bir İspanyol askerî maceracı
- Panama'yı ziyaret eden günümüzden bir İspanyol turist
Cevabı göster
Amerika kıtasının fethine katılan 16. yüzyıldan bir İspanyol askerî maceracı
planted flags ile bir toprak üzerinde simgesel hak iddia etme
Bu cümlede planted flags, ilk olarak bayrak direklerini toprağa saplama şeklindeki fiziksel eylemi anlatır. Keşif ve fetih anlatılarında bu eylem, bir hükümdar ya da ülke adına toprak üzerinde hak iddia etmeyi de simgeler. Dolayısıyla ifade, yalnızca bir sahilde bayrakların bulunduğunu söylemez; İspanyol konkistadorları İskoçlar gelmeden önce mülkiyet ve kontrol iddialarını ortaya koymuş kişiler olarak gösterir.
Alıştırma
Bir tarih kitabında “The expedition planted its flag on the island before any rival arrived” cümlesi en güçlü biçimde neyi düşündürür?
- Keşif ekibi adada bitki yetiştirmeye başladı.
- Keşif ekibi ada üzerinde simgesel olarak hak iddia etti.
- Keşif ekibi kutlama için adayı süsledi.
Cevabı göster
Keşif ekibi ada üzerinde simgesel olarak hak iddia etti.
weren't too happy to see ile ölçülü bir hoşnutsuzluk ifade etme
weren't too happy to see, birinin gelişinden hoşlanmadıklarını veya buna karşı çıktıklarını daha yumuşak biçimde söylemenin yoludur. Olumsuz not too happy ifadesi sözleri ölçülü gösterir, ancak gerçek tutum yine de oldukça olumsuz olabilir. Başka durumlarda da kullanılabilen be not too happy to + fiil kalıbı, hoşnutsuzluğu çoğu zaman dolaylı biçimde iletir. İfadenin gücü bağlama bağlıdır: gergin bir durumda yalnızca biraz mutsuz olmayı değil, öfkeyi, düşmanlığı veya direnmeye hazır olmayı gösterebilir.
Alıştırma
Gergin bir hikâyede biri “The guards weren't too happy to see us.” diyor. En iyi yorum hangisidir?
- Muhafızlar memnundu ama bunu göstermemeye çalışıyorlardı.
- Muhafızlar hoşnutsuzdu ve düşmanca davranıyor olabilirlerdi.
- Muhafızların ziyaretçiler hakkında hiçbir fikri yoktu.
Cevabı göster
Muhafızlar hoşnutsuzdu ve düşmanca davranıyor olabilirlerdi.
Dört maddelik bir liste için First ... Second ... Third ... And fourth
First, Second, Third ve And fourth sıralama belirteçleridir. Yoğun bir açıklamayı dört ayrı soruna böler ve dinleyicinin her noktanın nerede başladığını takip etmesini sağlar. fourth öncesindeki and, listenin son maddesine gelindiğini bildirir ve açıklamaya bir kapanış hissi verir. Bu belirteçler anlatıcının açıklamasını düzenler; sorunların mutlaka bu kronolojik sırayla gerçekleştiğini göstermez.
Alıştırma
Dört bölümlü açıklamayı bu dersteki sıralama belirteçlerinin aynısıyla tamamlayın: ____, the venue is affordable. ____, it is easy to reach. ____, everyone is free. ____, we can book it today.
Cevabı göster
First · Second · Third · And fourth
diseases such as the perennial tropical favorite Anlatım akışı
1:16tropikal bölgelerin o meşhur daimi favorisi olan
“the perennial tropical favorite dysentery” ifadesindeki ironi
Bu isim öbeğinde perennial, dizanterinin tekrar tekrar ortaya çıktığını veya tropik koşullarda kalıcı bir sorun olduğunu belirtir. Favorite normalde insanların sevdiği ya da tekrar tekrar seçtiği bir şeyi adlandırır; ancak burada ölümcül bir hastalıkla bilinçli olarak yan yana getirilmiştir. Bu çatışma kara mizaha dayalı bir ironi yaratır: anlatıcı, sürekli tekrarlanan korkunç bir felaketi sunmak için eğlence veya tüketici tercihlerinin neşeli dilini ödünç alır. Bu, insanların dizanteriyi sevdiği anlamına gelmez; hastalığın öngörülebilir dönüşünü acı bir şekilde tanıdık gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede “the perennial tropical favorite dysentery” ne anlama geliyor?
- Dizanteriyi tropik bölgelerde tekrar tekrar ortaya çıkan korkunç bir sorun olarak alaycı biçimde sunar.
- Dizanteriyi tropik hastalıkların en etkili tedavisi olarak adlandırır.
- Gezginlerin diğer hastalıklar yerine düzenli olarak dizanteriyi seçtiğini söyler.
Cevabı göster
Dizanteriyi tropik bölgelerde tekrar tekrar ortaya çıkan korkunç bir sorun olarak alaycı biçimde sunar.
“2 years and 2,000 dead Scots later” anlatı çerçevesi
Cümle başındaki çerçeve geçen süre + biriken sonuç + later düzenini izler. Later hikâyeyi yeni bir zaman noktasına taşırken “2,000 dead Scots” o ana kadar biriken insani bedeli ekler. Koordineli iki ölçünün aynı türden olması gerekmez: biri zamanı, diğeri sonucu ölçer. Anlatıcı iki sayıyı cümle başındaki bir isim öbeğine sıkıştırarak iki yıllık olayları atlar ve doğrudan projeden vazgeçme kararına gelir. Çıplak sayılar geçişi yoğun ve sert hissettirir.
Alıştırma
Geçen süre ile sonucu birleştiren anlatı çerçevesini bitiren sözcükle cümleyi tamamlayın: Three months and several missed deadlines ____, the team canceled the launch.
Cevabı göster
later
Early colonies had been tried and abandoned Dilbilgisi
1:25Erken dönem koloniler denenmiş ve terk edilmişti
had been tried and abandoned: past perfect passive yapısı
Had been tried and abandoned, had + been + iki geçmiş zaman ortacıyla kurulan past perfect passive yapısıdır. Colonies hem tried hem de abandoned eylemlerine maruz kalır; bu nedenle odak, projeleri kimin denediğinde değil kolonilere ne olduğundadır. Past perfect, bu deneme ve terk etme eylemlerini daha önce anlatılan Panama başarısızlığından önceye yerleştirir. Burada tried, kolonileri kurmanın denendiği anlamına gelir; yargılandıkları anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi clean ve restore fiillerinin past perfect passive biçimiyle tamamlayın: Before the museum reopened, the damaged paintings ____.
Cevabı göster
had been cleaned and restored
to Scotland because she was overinvested. Kelime
1:31İskoçya için çünkü gereğinden fazla yatırım yapmıştı.
the Panama debacle: görünür ve utandırıcı büyük bir başarısızlık
The Panama debacle, Panama girişimini dikkat çeken ve kötü yönetilmiş büyük bir başarısızlık olarak adlandırır. Debacle, failure sözcüğünden daha güçlüdür; çoğu zaman çöküş, ciddi sonuçlar ve kamuoyu önünde utanç çağrıştırır. Bu isim öbeğinde Panama, hangi debacle olayından söz edildiğini belirtir. Sözcük burada bunun geçici bir sorun değil, İskoçya için yıkıcı bir sonuç olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi durum en doğru şekilde debacle olarak tanımlanır?
- Bir proje küçük bir gecikme yaşar ve toparlanması beklenir.
- Bir toplantı beş dakika geç başlar ama bunun dışında iyi gider.
- Kamuoyunun yakından izlediği bir etkinlik kötü planlama yüzünden çöker ve büyük utanca yol açar.
Cevabı göster
Kamuoyunun yakından izlediği bir etkinlik kötü planlama yüzünden çöker ve büyük utanca yol açar.
Overinvested: güvenli olandan fazlasını yatırmak
Overinvested, İskoçya'nın güvenli biçimde kaybetmeyi göze alabileceğinden daha fazla parayı projeye bağladığı anlamına gelir. over- ön eki aşırı bir düzeyi gösterir; dolayısıyla kelime başarılı bir yatırımı övmek yerine risk hakkında olumsuz bir değerlendirme yapar. Temel karşılaştırma, yatırımın İskoçya'nın kendi kaynaklarına ve kaybı karşılama kapasitesine oranıdır. Bir miktar büyük olduğu hâlde overinvestment sayılmayabilir; taahhüt orantısız veya fazla yoğunlaşmışsa yatırım aşırı hâle gelir.
Alıştırma
Cümleyi “güvenli bir düzeyin ötesinde yatırım yapmış” anlamındaki hedef kelimeyle tamamlayın: The pension fund put nearly all its money into one industry, so it was ____.
Cevabı göster
overinvested
Remember That ...? ile anlatısal geri çağrı
Bu cümlede Remember that ...? dinleyicileri daha önce paylaşılan bir ayrıntıya, yani kutudaki paraya geri götürür. Anlatıcının neden önemli olduğunu açıklamasından hemen önce eski ayrıntıyı yeniden odağa getiren bir anlatı geri çağrısıdır. Soru esas olarak retoriktir. Anlatıcı, dinleyicilerin gerçekten hatırlayıp hatırlamadığını sınamak yerine dikkatlerini yönlendirir ve bilginin sunuluş sırasını kontrol eder.
Alıştırma
Bir konuşmacı daha önce yedek bir anahtardan söz etmiştir. Daha sonra birinin eve nasıl girdiğini açıklamadan önce “Remember that spare key?” der. Sorunun temel işlevi nedir?
- Dinleyicilerin bir olgu listesini doğru biçimde hatırlayıp hatırlamadığını sınamak
- Yedek anahtarı tamamen yeni bir nesne olarak tanıtmak
- Önceki bir ayrıntıyı yeni bilgiye bağlamadan önce yeniden odağa getirmek
Cevabı göster
Önceki bir ayrıntıyı yeni bilgiye bağlamadan önce yeniden odağa getirmek
Beklenmedik bir gerçeği açıklayan Turns out
Turns out, yeni öğrenilen veya daha önceki bir varsayımı düzelten bir gerçeği sunar. Burada kaybın şaşırtıcı boyutuna işaret eder: miktar, ülkenin servetinin beşte biriydi. It turns out that ... yapısının konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. Anlatıyı daha önce düşünülen ya da bilinen şeyden yeni ortaya çıkan sonuca taşır; fiziksel olarak dışarı dönmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Toplantının cuma günü olduğunu sanıyordunuz, ancak doğru günü yeni öğrendiniz. Yeni gerçeği doğal biçimde sunan cümle hangisidir?
- Turns outside it is on Thursday.
- Turns out it is on Thursday.
- Turns over it is on Thursday.
Cevabı göster
Turns out it is on Thursday.
İronik küçümseme olarak Oops
Oops genellikle bir şeyi düşürmek veya yanlış düğmeye basmak gibi küçük bir kazayı ya da hatayı kabul etmek için kullanılır. Hızlı ve gündelik bir tepkidir; tam bir özür değildir. Burada ise bir ülkenin servetinin büyük bir kısmına denk gelen kayıptan sonra söylenir. Bilerek çok küçük tutulan tepki, olayın ciddiyetiyle çatışır ve içten bir pişmanlık belirtmek yerine ironik küçümseme yoluyla kara mizah oluşturur.
Alıştırma
Bir arkadaşınız, yangında evinin yandığını söylüyor. Siz yalnızca "Oops." diye karşılık veriyorsunuz. Bu düşünceli ve içten bir tepki midir?
- Evet. Uygun biçimde anlayış gösteriyor.
- Hayır. Umursamaz duyuluyor ve alaycı görünebilir.
Cevabı göster
Hayır. Umursamaz duyuluyor ve alaycı görünebilir.
Scotland's sudden impoverishment proved a golden opportunity Kalıp ifadeler
1:37İskoçya'nın aniden yoksullaşması altın bir fırsat oldu
proved a golden opportunity: altın değerinde bir fırsat olduğu ortaya çıkmak
proved a golden opportunity ifadesinde proved, 'sonuçta ... olduğu ortaya çıkmak' veya 'sonradan ... olduğu anlaşılmak' anlamında bir bağ fiilidir. Birinin kanıt kullanarak bir fırsatı ispatlaması anlamına gelmez. A golden opportunity, son derece değerli veya elverişli bir fırsattır. Bu ifade bir olaya geriye dönüp nihai etkisini değerlendirir: İskoçya'nın yoksullaşması, fırsat olarak tasarlanmamış olsa da sonunda İngiltere için büyük bir avantaja dönüştü.
Alıştırma
'The unexpected vacancy proved a golden opportunity for Maya,' cümlesinde proved a golden opportunity ne anlama gelir?
- Sonunda çok değerli bir fırsat olduğu ortaya çıktı.
- Değerli bir fırsatı bilinçli olarak yaratıp sundu.
- Biri, fırsatın gerçek olduğunu göstermek için kanıt kullandı.
Cevabı göster
Sonunda çok değerli bir fırsat olduğu ortaya çıktı.
England offered Scotland a deal that would reimburse Scotland Kalıp ifadeler
1:44İngiltere, İskoçya'ya bir anlaşma teklif etti; eğer birleşme için oy verirse
reimburse someone for losses: birinin kayıplarını geri ödemek
Reimburse someone for something, bir kişinin ya da kuruluşun yaptığı harcamayı veya maddi kaybını geri ödemek anlamındaki resmî bir kalıptır. Ödemeyi alan kişi reimburse fiilinin doğrudan nesnesidir; masraf ya da kayıp ise for sonrasında gelir. Buradaki reimburse Scotland for her losses, İskoçya'ya kayıplarının karşılığını ödemek demektir; her ülkeyi kişileştirir. Yapıyı reimburse the losses to Scotland biçiminde ters çevirmeyin.
Alıştırma
Cümleyi reimburse fiilinin doğru biçimi ve sabit edatla tamamlayın: The company will ____ you ____ the taxi fare.
Cevabı göster
reimburse · for
“Büyük Britanya Krallığı doğdu”
“was born” ifadesi came into existence, yani ‘var olmaya başladı’ anlamında bir mecazdır. Bu cümlede, İskoçya birliğe onay verdikten sonra Büyük Britanya Krallığı’nın 1707’de kurulduğunu anlatır; gerçek anlamda bir insan doğmamıştır. Tarih yazımında yeni bir ülkenin, kurumun veya hareketin başlangıcını anlatmak için doğumla ilgili ifadeler sıkça kullanılır. “Was born” ifadesini siyasi varlığın başlangıcı olarak anlayın; burada “Great Britain” yalnızca adayı değil, birlik sonucunda oluşan krallığı adlandırır.
Alıştırma
Bu cümlede “was born” ne anlama geliyor?
- İskoçya 1707’de yeni bir yere taşındı.
- Krallık gerçek anlamda bir insan gibi doğdu.
- Krallık 1707’de kuruldu.
Cevabı göster
Krallık 1707’de kuruldu.
While the surrender of independence was unpopular in Scotland, Dilbilgisi
1:52Bağımsızlığın teslim edilmesi İskoçya'da popüler olmasa da,
her economy improved with access to the once-English, Anlatım akışı
1:54bir zamanlar İngiliz olan, şimdiyse Britanya'ya ait
“Bağımsızlıktan vazgeçmek hoş karşılanmasa da... ekonomisi gelişti”
Burada While zaman ilişkisi değil, taviz içeren bir karşıtlık kurar. İlk yan cümle İskoçya’da bağımsızlıktan vazgeçmenin hoş karşılanmadığını söyler; ana cümle ise buna rağmen ekonomisinin geliştiğini söyler. Cümle, aynı tarihsel değerlendirme içinde iki gerçeği de doğru olarak sunar. Bu kullanımdaki while, although veya even though ifadelerine yakındır. Siyasi bir kaybın hoş karşılanmamasına rağmen ticaret yollarına erişimin ekonomik bir yarar getirdiğini söyleyerek dengeli bir tarihsel değerlendirme yapılmasını sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede while hangi işlevi görüyor?
- Ekonomik gelişmenin nedenini verir.
- Bir olayın gerçekleştiği zamanı belirtir.
- İki gerçek arasındaki karşıtlığı gösterir.
Cevabı göster
İki gerçek arasındaki karşıtlığı gösterir.
once-English, now-British: once-X, now-Y kalıbı
once-English, now-British şeklindeki eşleşmiş niteleyiciler eski bir tanımı güncel tanımın yanına koyar. once önceki durumu, now ise siyasi değişimden sonraki durumu belirtir. Birlikte, ticaret yollarının eskiden İngiltere'ye aitken sonradan Britanya'ya ait hâle geldiği yönündeki daha uzun düşünceyi sıkıştırırlar. Burada English ve British, birleşmeden önceki ve sonraki farklı siyasi aidiyetleri belirtir. Yollar fiziksel olarak taşınmamıştır; değişen şey siyasi tanımları ve bu yolları kimlerin kullanabildiğidir. once-X, now-Y kalıbı, isimden önce zamana dayalı bir karşıtlığı hızlıca göstermeyi sağlar.
Alıştırma
Önceki ve güncel durumu kısa biçimde gösteren kalıbı unknown ve famous ile tamamlayın: The performer was not known before but is famous today. She is a ____, ____ performer.
Cevabı göster
once-unknown · now-famous
and she played a formative role in what would soon be Kalıp ifadeler
1:57ve yakında insanlık tarihinin en büyük imparatorluğu
played a formative role in: erken gelişimi şekillendirmek
To play a formative role in something, bir şey oluşurken veya hâlâ gelişme aşamasındayken onun biçimlenmesine yardım etmek anlamına gelir. Yalnızca önemli olduğunu söylemekten daha güçlü ve özeldir: bu katkı, sonraki sonucun nasıl olacağını etkiler. Yapı play a formative role in + isim veya -ing biçimidir. Buradaki she, erken katılımıyla daha sonra gelişen imparatorluğun şekillenmesine yardım eden İskoçya'yı ifade eder.
Alıştırma
Erken gelişim aşamasında biçimlenmesine yardım ettiler anlamındaki eş dizimle cümleyi tamamlayın: Early volunteers ____ the community center's culture.
Cevabı göster
played a formative role in
and thoughts of independence.
2:05ve bağımsızlık düşüncelerinden hiçbir zaman tamamen vazgeçmemiştir.
Ödünleme geçişi olarak That being said
That being said bir ödünleme bildirir: önceki noktanın geçerli olduğunu kabul eder, ardından gelecek noktanın onu sınırlayacağını, dengeleyeceğini veya onunla karşıtlık kuracağını gösterir. Burada daha önce belirtilen yararlar kabul edilir, ancak bunların İskoçya'nın süregelen ulusal kimliğini ve bağımsızlığa ilgisini ortadan kaldırmadığı anlatılır. Therefore anlamına gelmez. Şöyle düşünülebilir: o noktayı kabul etsek bile bu diğer gerçek hâlâ önemlidir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir gerçeği kabul edip ardından onu sınırlayan veya dengeleyen bir nokta eklemek için That being said ifadesini doğal biçimde kullanır?
- The course was cancelled. That being said, no classes took place.
- The course starts Monday. That being said, it begins next week.
- The course is demanding. That being said, it teaches useful skills.
Cevabı göster
The course is demanding. That being said, it teaches useful skills.
has never fully given up: never ve fully ile present perfect
Present perfect yapısındaki has given up, bugünden bakarak birlikten bu yana geçen dönemin tamamını değerlendirir. Tamamen vazgeçmeme durumunu bugün hâlâ geçerli ve önemli olarak sunar. Never bugüne kadarki dönemin tamamını kapsarken fully vazgeçmenin derecesini sınırlar. Birlikte, has never fully given up tamamen vazgeçmenin gerçekleşmediği anlamına gelir; herkesin her zaman aynı görüşte olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi, nottaki tamamen terk etmemiştir anlamına gelen dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: Even after many reforms, the school ____ its oldest traditions.
Cevabı göster
has never fully given up
given up: soyut bir düşünceyi veya kimliği terk etmek
Burada given up, give up öbek fiilinin past participle biçimidir. her national identity and thoughts of independence gibi soyut nesnelerle kullanıldığında “terk etmek” veya “bağlı kalmayı bırakmak” anlamına gelir. Cümlede has never fully dendiği için asıl nokta, bu kimliğin ve düşüncelerin tamamen terk edilmemiş olmasıdır. Give up; hedef, inanç, hak, tutum veya alışkanlık gibi soyut bir nesne alabilir. Bir şeye bağlılığı ya da onu sürdürme çabasını sonlandırmayı anlatır; fiziksel olarak bir şeyi “yukarı vermek” anlamına gelmez ve burada resmî askerî veya hukuki teslimiyet de anlatılmaz.
Alıştırma
Cümleyi “terk etmek, vazgeçmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Even after three failed attempts, Maya refused to ____ her goal.
Cevabı göster
give up