İskoçya Neden İngiltere'ye Katılmak Zorunda Kaldı: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
482 kelime 243 kel/dk

Video özeti: İskoçya'nın Panama yenilgisi ülkeyi zayıflattı, İngiltere ile 1707 birliğine zemin hazırladı ve ekonomi ile ulusal kimlik arasında gerilim bıraktı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. join in the game — Deyimler ve mecazi ifadeler: game gerçek oyun değil, süren emperyal veya siyasi rekabete katılmak anlamındadır. 2. Even if they had thought of building a canal, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: even if ile past perfect, sonucu değiştirmeyen gerçekleşmemiş bir ödün varsayımı kurar; bunu even though olgusundan ayırın. 3. That being said, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: önceki noktayı kabul edip sınırlama ekleyerek onu reddetmeden dengeli sonuca geçin.

Bu derste

Back in the 1690s,

0:01

1690'lı yıllara dönersek,

there were only two countries on the island of Great Britain, Kültür

0:02

Büyük Britanya adasında sadece iki ülke vardı,

the Kingdom of Scotland and the Kingdom of England.

0:04

İskoçya Krallığı ve İngiltere Krallığı.

Kültür

on the island of Great Britain: Büyük Britanya adasında

Burada Great Britain, İngiltere, İskoçya ve Galler’in bulunduğu adanın adıdır. on the island of Great Britain ifadesi coğrafi bir çerçeve kurar; Great Britain’ı anlatıdaki tek bir ülkenin adı olarak kullanmaz. Cümle, İskoçya Krallığı ile İngiltere Krallığı’nın hâlâ ayrı olduğu 1690’lı yılları anlatır. Bu iki krallık 1707’de birleşerek Büyük Britanya Krallığı’nı oluşturduğundan, ada ile daha sonra kurulan devleti ayırmak önemlidir.

Alıştırma

1690’lı yıllarda geçen ve ayrı İskoçya ile İngiltere krallıklarını onun üzerinde konumlandıran bir cümlede Great Britain hangi anlamdadır?

  1. Yalnızca İngiltere
  2. İngiltere, İskoçya ve Galler’in bulunduğu ada
  3. Kuzey İrlanda’yı da içeren modern egemen devlet
Cevabı göster

İngiltere, İskoçya ve Galler’in bulunduğu ada

England and the other great European powers were doing rather well for themselves Kalıp ifadeler

0:06

İngiltere ve diğer büyük Avrupa güçleri oldukça iyi durumdaydı

Kalıp ifadeler

doing rather well for themselves: işleri oldukça iyi gitmek

do well for oneself başarılı olmak, zenginleşmek veya avantajlı bir duruma gelmek demektir. Burada İngiltere ile diğer Avrupa güçlerinin gelişip çıkar elde ettiği anlatılır; for themselves, bir şeyi yardım almadan yaptıkları anlamına gelmez. rather well özellikle Britanya İngilizcesinde ölçülü bir ifade gibi duyulur, ancak aslında işlerin oldukça, hatta çok iyi gittiğini belirtebilir. Bu bağlamda refahın imparatorluk genişlemesinden gelmesi, bu hafif ifadeye ironik bir ton kazandırır.

Alıştırma

do rather well for oneself ifadesini doğru biçimde kullanın: After launching its new app, the small company was ____.

Cevabı göster

doing rather well for itself

by expanding their empires through the cunning use of flags. Anlatım akışı

0:09

zekice bayrak dikme yöntemleriyle imparatorluklarını genişleterek.

Anlatım akışı

through the cunning use of flags ifadesindeki ironi

Through, imparatorlukların hangi araçla genişletildiğini belirtir; yani “nasıl?” sorusunu yanıtlar. Bu ifade bilinçli biçimde ironiktir. Bayraklar toprak ve egemenlik iddiasını temsil eder; dolayısıyla bayrak dikmek veya sergilemek, çok daha büyük bir sömürge işgali sürecini küçük ve düzgün bir tekniğe indirger. Bu nedenle cunning hem zekice hem de kurnazca ve eleştirel duyulur. Anlatıcı, imparatorlukları bayrakların kendisinin kurduğunu söylemez.

Alıştırma

Through the cunning use of flags bu cümlede nasıl bir işlev görür?

  1. Bayrakların renk ve şekillerinin imparatorlukları doğrudan zenginleştirdiğini söyler.
  2. Askerî bir törende bayrak kullanmak için pratik talimatlar verir.
  3. Sömürge işgalini, bayrak dikme şeklindeki sözde zekice bir eyleme ironik biçimde indirger.
Cevabı göster

Sömürge işgalini, bayrak dikme şeklindeki sözde zekice bir eyleme ironik biçimde indirger.

Scotland had no empire but wanted to join in the game Deyimler

0:12

İskoçya'nın imparatorluğu yoktu ama bu oyuna katılmak istiyordu

Deyimler

join in the game ifadesinin mecaz anlamı

Join in, özellikle hâlihazırda devam eden bir etkinliğe katılmaya başlamak anlamına gelir. The game, İskoçya'nın dâhil olmak istediği etkinliği adlandırır. Burada game gerçek bir oyun değil, Avrupa güçlerinin sömürge edinme rekabetinin metaforudur. Bu gündelik metafor, imparatorluklar arasındaki çekişmeyi oyuncuları, kuralları ve ödülleri olan düzenli bir yarışma gibi gösterir; aynı zamanda eleştirel ve ironik bir ton yaratır.

Alıştırma

“As more companies began offering home delivery, the corner shop decided to join in the game,” cümlesinde join in the game ne anlama gelir?

  1. Belirli bir şirketin yasal üyesi olmak
  2. Aynı pazarda rekabet etmeye başlamak
  3. Dükkânın içinde bir kutu oyunu oynamak
Cevabı göster

Aynı pazarda rekabet etmeye başlamak

and thus needed to establish a colony of her very own.

0:14

ve bu yüzden kendine ait bir sömürge kurması gerekiyordu.

But where to build it? Anlatım akışı

0:16

Ama nereye kurulacaktı?

Anlatım akışı

But where to build it? ifadesini anlatıda geçiş olarak kullanmak

“But where to build it?”, bir koloniye duyulan ihtiyacı hikâyenin çözeceği bir sonraki soruna dönüştüren, anlatıcının kendi kendine yönelttiği bir sorudur. Dinleyiciyi hikâyede ileri taşır; izleyiciden gerçek bir yer önermesini istemez. Kişi ve karar zaten belliyse where + to-infinitive kalıbı “where should she build it?” sorusunu kısaltır. Anlatıcılar cevabı vermeden önce dikkati toplamak için bu tür kısa sorular kullanır.

Alıştırma

Bir şeyi inşa etme kararından sonra anlatıcının henüz yanıtlanmamış yer sorununa kısa biçimde geçmesi için en uygun cümle hangisidir?

  1. But where was it built?
  2. But where to build it?
  3. But where do you build it?
Cevabı göster

But where to build it?

Panama, declared Scotland.

0:17

"Panama," diye ilan etti İskoçya.

She imagined the colony's strategic location would make trade with the Far East safer and faster Notlar

0:19

Sömürgenin stratejik konumunun Uzak Doğu ile ticareti daha güvenli ve hızlı hale getireceğini hayal etti,

Dilbilgisi

make trade safer and faster: make + nesne + karşılaştırmalı sıfatlar

make trade with the Far East safer and faster ifadesinde make, “yaratmak” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamındadır. trade with the Far East isim öbeği nesnedir; safer ve faster ise sonucu açıklayan nesne tamamlayıcılarıdır. Safer ve faster, and ile bağlanmış iki karşılaştırmalı sıfattır. make + nesne + karşılaştırmalı sıfat yapısı; bir planın güvenliği, hızı, maliyeti, zorluğu veya başka bir niteliği nasıl değiştirdiğini açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Sonuç yapısını tamamlamak için make, travel, safer ve faster sözcüklerini kullanın: The new rail link will ____.

Cevabı göster

make travel safer and faster

Kelime

“the Far East”: Avrupa merkezli tarihî bir bölge adı

Bu cümlede “the Far East”, Avrupa’nın doğusundaki Asya ticaret noktalarını, özellikle Doğu Asya’yı geniş anlamda ifade eder. Bu adlandırma; keşif, imparatorluklar ve uzun mesafeli ticaret hakkındaki eski Avrupa anlatılarının bakış açısını ve dilini yansıtır. Bu ifade, sınırları kesin olan modern bir harita terimi değildir. Tam bölge önemliyse “East Asia”, “Southeast Asia” veya ilgili ülkeler doğrudan belirtilmelidir.

Alıştırma

Sözcük seçimini değerlendirin: Çin, Japonya ve Güney Kore’ye yapılan sevkiyatlarla ilgili güncel bir iş raporunda “the Far East” genellikle en açık ve tarafsız bölge adı mıdır?

  1. Evet
  2. Hayır
Cevabı göster

Hayır

by eliminating the long journey around the hazardous Cape of Good Hope and Cape Horn, Dilbilgisi

0:22

tehlikeli Ümit Burnu ve Boynuz Burnu'nun etrafındaki uzun yolculuğu ortadan kaldırarak;

Dilbilgisi

“by eliminating”: bir sonucun arkasındaki yöntemi açıklama

“By eliminating”, by + ulaç (-ing biçimi) yapısıdır. Önceki sonucu meydana getiren yöntemi açıklar: uzun yolculuğun ortadan kaldırılmasıyla ticaret daha güvenli ve hızlı olacaktır. Bir şeyin nasıl gerçekleştiğini açıklamak için sonuç veya eylem + by + fiil-ing yapısını kullanın. -ing eylemini gerçekleştirdiği anlaşılan özne, normalde ana eylemden sorumlu kişi, şey veya planla aynıdır.

Alıştırma

Cümleyi by + eliminate fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new route saves time ____ unnecessary stops.

Cevabı göster

by eliminating

where both wind and wave delight in smashing ships Anlatım akışı

0:26

çünkü orada rüzgar ve dalgalar gemileri

against the rock and ice.

0:27

kayalara ve buzlara çarparak parçalamaktan zevk alıyordu.

Anlatım akışı

wind and wave delight in smashing ships: doğayı kişileştirme

wind and wave delight in smashing ships ifadesinde cansız özneler wind and wave, normalde birinin bir etkinlikten büyük zevk aldığını anlatan delight in fiil grubuyla kullanılır. Dil bilgisel yapı bu doğa güçlerini duyguları ve niyetleri varmış gibi sunar. Bu kişileştirme, rüzgârın veya dalgaların gerçekten sevinç duyabildiğini ileri sürmez. Tehlikeli bir rotayı canlı ve kara mizah içeren bir sahneye dönüştürür: doğa saldırmaya hevesli bir varlık gibi görünür. Cansız bir özne insanlara özgü duygu veya niyet fiiliyle kullanıldığında yalnızca sözcük anlamına değil, yaratılan tutum ve görüntüye de dikkat et.

Alıştırma

"The storm delighted in tearing down fences," cümlesinde delighted in nasıl bir etki yaratır?

  1. Çitler devrilirken fırtınanın insanları mutlu ettiğini söyler.
  2. Fırtınayı zarar vermekten zevk alıyormuş gibi kişileştirir.
  3. Fırtınaların nasıl oluştuğunu bilimsel olarak açıklar.
Cevabı göster

Fırtınayı zarar vermekten zevk alıyormuş gibi kişileştirir.

Who will lend me the money to make this great idea a reality? Kalıp ifadeler

0:29

"Bu harika fikri gerçeğe dönüştürmek için bana kim borç verecek?"

asked Scotland.

0:31

diye sordu İskoçya.

Kalıp ifadeler

make this great idea a reality: bu harika fikri gerçeğe dönüştürmek

Make this great idea a reality, make + bir fikir, plan veya hayal + a reality yapısını izler. Buradaki make ettirgendir: eylem, finansman veya başka bir destek yoluyla fikrin gerçek olmasını sağlamak anlamına gelir. Nesne make ile a reality arasına gelir: make this idea a reality. Bu kalıp, bir önerinin veya umudun somut bir sonuca dönüşmesini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “gerçekleşmiş, gerçeğe dönüşmüş” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamla: With enough support, we can make this plan ____.

Cevabı göster

a reality

No one was the answer.

0:32

Cevap 'hiç kimse' idi.

Instead of helping,

0:33

Yardım etmek bir yana,

the European empires started trade wars with Scotland

0:34

Avrupa imparatorlukları İskoçya ile ticaret savaşları başlattı

to limit the power of their future rival.

0:36

gelecekteki rakiplerinin gücünü sınırlamak için.

So poor Scotland had to fund the project herself. Dilbilgisi

0:38

Bu yüzden zavallı İskoçya projeyi kendi finanse etmek zorunda kaldı.

Dilbilgisi

fund the project herself: herself ile özneyi vurgulama

fund the project herself ifadesinde fund fiilinin nesnesi the project'tir. Herself, she ile temsil edilen Scotland'a geri gönderme yapar ve özneyi vurgular: parayı sağlayan İskoçya'nın kendisidir. Buradaki bağlam, İskoçya'nın bunu dışarıdan yardım almadan yapmak zorunda kaldığı düşüncesini güçlendirir. Vurgu işlevli dönüşlü zamir nesneden sonra veya cümlenin sonunda bulunabilir; eylemin başka bir alıcısı değildir.

Alıştırma

Cümleyi she öznesine gönderme yapan vurgu işlevli dönüşlü zamirle tamamlayın: No sponsor offered to help Mia, so she funded the exhibition ____.

Cevabı göster

herself

She gathered up all the money she could,

0:40

Bulabildiği tüm parayı topladı,

literally put it all in a big box,

0:42

kelimenin tam anlamıyla büyük bir kutuya koydu,

and capital thusly raised, Dilbilgisi

0:43

ve böylece toplanan sermayeyle

sent off a colonial ship.

0:45

bir sömürge gemisi gönderdi.

Dilbilgisi

capital thusly raised: edilgen mutlak yapı

Capital thusly raised, kısaltılmış bir mutlak yapıdır. Capital bu yapının kendi öznesidir; raised ‘para olarak toplanmış’ anlamında edilgen bir geçmiş zaman ortacıdır ve thusly ‘bu şekilde’ demektir. Açık hâliyle once the capital had been raised in this way anlamına gelir. Bu ifade, ardından gelen temel eylem sent off a colonial ship için arka plan koşullarını verir. capital'ın bu eylemi gerçekleştirdiğini söylemez; araya giren ifade bittikten sonra anlatının öznesi she yeniden devreye girer.

Alıştırma

capital thusly raised ifadesinin cümledeki görevini en iyi hangi açıklama verir?

  1. Toplanan para bizzat bir sömürge gemisi gönderdi.
  2. Para bu şekilde toplandıktan sonra bir sömürge gemisi gönderdi.
  3. Bir başkentin değerini yükseltti ve sonra onu başka yere gönderdi.
Cevabı göster

Para bu şekilde toplandıktan sonra bir sömürge gemisi gönderdi.

400,000 pounds, 8,000 kilometers and 111 days later, Anlatım akışı

0:46

400.000 sterlin, 8.000 kilometre ve 111 gün sonra,

Anlatım akışı

400,000 pounds ... 111 days later: sıkıştırılmış bir anlatı geçişi

Bu ifade, later sözcüğünden önce para, mesafe ve geçen süre olmak üzere üç ölçüyü art arda sıralar. Böylece her sayıyı ayrı ayrı açıklamak yerine seferin ölçeğini ve maliyetini ritmik bir listede özetler. Dil bilgisi ve anlam açısından later ile en doğrudan bağlantılı geçen süre ifadesi 111 days bölümüdür; pounds ve kilometers zaman ifadesi değildir. Ancak anlatım açısından later bütün listeyi kapatır ve anlatıyı hazırlık ile yolculuktan sonra olanlara taşır.

Alıştırma

Vurgulanan “miktar listesi + later” yapısı bu anlatıda ne yapar?

  1. Sterlin ve kilometreyi geçen zamanın iki ek birimi olarak sunar.
  2. Önceki sayıların yerine daha yeni tahminler koyar.
  3. Seferin çeşitli ölçülerini sıkıştırarak verir ve ardından hikâyeyi ileri taşır.
Cevabı göster

Seferin çeşitli ölçülerini sıkıştırarak verir ve ardından hikâyeyi ileri taşır.

2,500 Scotsmen landed on the shores of Panama,

0:49

2.500 İskoç, Panama kıyılarına ayak bastı,

named it New Caledonia, Dilbilgisi

0:52

oraya Yeni Kaledonya adını verdiler,

Dilbilgisi

named it New Caledonia: name + nesne + ad

named it New Caledonia yapısında named fiilini önce nesne olan it, ardından New Caledonia adı izler. Buradaki it, karaya çıktıktan sonra kurulan yerleşimi veya koloniyi ifade eder. Sondaki ad öbeği bir nesne tamamlayıcısıdır ve o nesneye verilen adı belirtir. Birine veya bir şeye ad verme eylemini anlatmak için name + nesne + ad yapısını kullanın. Etken cümlede as gerekmez: They named it New Caledonia.

Alıştırma

Cümleyi name fiilinin basit geçmiş biçimini ve kafeyi temsil eden bir zamiri kullanarak tamamlayın: The owners ____ Sunbeam.

Cevabı göster

named it

and immediately discovered a few small problems Anlatım akışı

0:53

ve anında birkaç küçük sorun keşfettiler

with their plan.

0:55

planlarıyla ilgili.

Anlatım akışı

ironik bir hafife alma olarak a few small problems

Bu cümlede a few ve small, sorunların az ve önemsiz görünmesini bilinçli olarak sağlar. Sonraki sonuçlar ciddi olduğu için bu ifade tarafsız bir ölçüm değil, ironik bir hafife almadır. Bu hafife alma, ayrıntılar gelmeden önce yumuşak bir ön bilgi vererek anlatıyı düzenler. Dinleyiciyi bir sorun listesine hazırlar ve sakin sözlerle ciddi gerçeklik arasındaki fark üzerinden mizah yaratır.

Alıştırma

a few small problems bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Sorunların hızla çözüldüğünü gösterir.
  2. Küçük güçlüklerin sayısını gerçek anlamıyla ve kesin olarak verir.
  3. Ciddi güçlükleri yumuşak biçimde haber vererek ironik bir hafife alma yaratır.
Cevabı göster

Ciddi güçlükleri yumuşak biçimde haber vererek ironik bir hafife alma yaratır.

First, the mountains on the western side of Panama Anlatım akışı

0:56

İlk olarak, Panama'nın batı tarafındaki dağlar

were a wee bit larger than expected, Kelime

0:58

beklenenden birazcık daha büyüktü,

Kelime

a wee bit: gündelik dilde küçümseyerek anlatım

A wee bit, “biraz” veya “hafifçe” anlamına gelir. Cümlede larger sözcüğünü niteleyen bir derece ifadesidir; dolayısıyla düz anlamıyla dağların beklenenden yalnızca biraz daha büyük olduğu söylenir. Ardından kara ticaretinin neredeyse imkânsız olduğu belirtilir. Bu sonuç, hafif tınlayan ifadenin kasıtlı bir küçümseme olduğunu gösterir. Ciddi bir engeli küçük bir farkmış gibi sunarak mizahi bir ironi yaratır.

Alıştırma

Örnekte a wee bit nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Farkı düz anlamda küçük gösterir ve çok ciddi bir engeli mizahi biçimde hafife alır.
  2. Dağların tam olarak beklendiği büyüklükte olduğunu söyler.
  3. Wee sözcüğüne “biraz” yerine “son derece” anlamını verir.
Cevabı göster

Farkı düz anlamda küçük gösterir ve çok ciddi bir engeli mizahi biçimde hafife alır.

making overland trade pretty much impossible. Dilbilgisi

0:59

bu da kara ticaretini neredeyse imkansız hale getiriyordu.

Dilbilgisi

sonuç bildiren making ... impossible yan cümlesi

Virgül + -ing yan cümlesi olan making overland trade pretty much impossible, önceki durumun sonucunu belirtir. Dağların daha büyük olması kara ticaretini neredeyse imkânsız hâle getirmiştir; bu ilişki which made veya and this made ile açıkça ifade edilebilir. Making'in örtük nedeni overland trade değil, önceki durumun tamamıdır. Bu sonuç kullanımı neden ile sonucu tek cümlede birleştirir; aynı anda gerçekleşen iki bağımsız eylemi anlatmaz.

Alıştırma

Sonucu göstermek için cümleyi make fiilinin şimdiki zaman ortacıyla tamamlayın: The bridge was closed, ____ the journey much longer.

Cevabı göster

making

Even if they had thought of building a canal, Dilbilgisi

1:01

Bir kanal inşa etmeyi düşünmüş olsalar bile,

the technology to do so was still 200 years away. Deyimler

1:03

bunu yapacak teknolojiye daha 200 yıl vardı.

Dilbilgisi

Even if they had thought of...: düşünmüş olsalar bile...

Bu cümlede Even if, gerçek dışı ya da gerçekleşmemiş bir geçmiş olasılığa dayalı ödünleme bildirir. Had thought, past perfect yapısındadır: konuşan, bağlam gerçekte düşünmediklerini ima etse de onların kanal inşa etmeyi düşündüklerini varsayar. Ana fikir, bu koşul değişse bile sonucun değişmeyeceğidir. Bu varsayım altında bile gerekli teknoloji ancak 200 yıl sonra kullanılabilir olacaktı.

Alıştırma

Cümleyi even if ve leave fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: ____ earlier, the road would still have been closed.

Cevabı göster

Even if they had left

Deyimler

still 200 years away: daha 200 yıl vardı

Burada away fiziksel mesafeyi değil, zamanı anlatır. Söz konusu geçmiş andan bakıldığında gerekli teknoloji yaklaşık 200 yıl gelecekteydi; bu yüzden henüz mevcut değildi. Still, bu zaman farkının devam ettiğini vurgular. Tekrar kullanılabilen be + bir zaman süresi + away kalıbı, bir olayı veya gelişmeyi ilgili referans noktasından belirtilen süre sonrasına yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi ‘gelecekte hâlâ üç yıl sonra’ anlamına gelecek şekilde away kullanarak tamamlayın: The new rail line is ____.

Cevabı göster

still three years away

Second, the woolen goods brought to trade with the locals Dilbilgisi

1:06

İkincisi, yerlilerle ticaret yapmak için getirilen yünlü eşyalar

were useless in the endless heat and humidity.

1:08

bitmek bilmeyen sıcak ve nemde hiçbir işe yaramıyordu.

Dilbilgisi

the woolen goods brought to trade with the locals: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

the woolen goods brought to trade with the locals ad öbeğinde brought to trade with the locals, woolen goods ifadesinden sonra gelen geçmiş zaman ortaçlı bir yan cümleciktir. Hangi mallardan söz edildiğini belirtir ve that were brought to trade with the locals biçiminde açılabilir. Mallar bring eylemine maruz kalır; yani birisi onları getirmiştir. to trade with the locals mastar yapısı, malların getirilme amacını belirtir; malların kendilerinin ticaret yaptığı anlamına gelmez. Bu kısaltılmış yapı, bilgi yoğun yazılı İngilizcede yaygındır.

Alıştırma

Kısaltılmış cümleciği özgün anlamı koruyarak doğru biçimde açan cümle hangisidir?

  1. The woolen goods that brought trade to the locals were useless in the heat.
  2. The woolen goods that were brought to trade with the locals were useless in the heat.
  3. The woolen goods that were trading with the locals were useless in the heat.
Cevabı göster

The woolen goods that were brought to trade with the locals were useless in the heat.

Third, the Spanish conquistadors had already planted flags Notlar

1:10

Üçüncüsü, İspanyol fatihler zaten bayraklarını dikmişlerdi

Kültür

the Spanish conquistadors: belirli bir tarihsel terim

Conquistadors, özellikle 16. yüzyılda Amerika kıtasının fethine ve sömürgeleştirilmesine katılan İspanyol fatihler ve askerî maceracılardı. Bu cümlede the Spanish conquistadors, daha önce gelmiş ve diktikleri bayraklarla toprak üzerinde hak iddia etmiş İspanyol fatihleri anlatır. Bu sözcük, tüm İspanyol askerlerini, yerleşimcileri veya günümüz İspanyollarını değil, belirli bir tarihsel rolü adlandırır. Bu dar anlam already sözcüğünü de açıklamaya yardımcı olur: Başka bir grup, İspanya'nın daha önce hak iddia ettiği bir bölgeye giriyordu.

Alıştırma

Hangi kişiye en doğru biçimde conquistador denebilir?

  1. Herhangi bir dönemde İspanya'da görev yapan herhangi bir asker
  2. Amerika kıtasının fethine katılan 16. yüzyıldan bir İspanyol askerî maceracı
  3. Panama'yı ziyaret eden günümüzden bir İspanyol turist
Cevabı göster

Amerika kıtasının fethine katılan 16. yüzyıldan bir İspanyol askerî maceracı

Deyimler

planted flags ile bir toprak üzerinde simgesel hak iddia etme

Bu cümlede planted flags, ilk olarak bayrak direklerini toprağa saplama şeklindeki fiziksel eylemi anlatır. Keşif ve fetih anlatılarında bu eylem, bir hükümdar ya da ülke adına toprak üzerinde hak iddia etmeyi de simgeler. Dolayısıyla ifade, yalnızca bir sahilde bayrakların bulunduğunu söylemez; İspanyol konkistadorları İskoçlar gelmeden önce mülkiyet ve kontrol iddialarını ortaya koymuş kişiler olarak gösterir.

Alıştırma

Bir tarih kitabında “The expedition planted its flag on the island before any rival arrived” cümlesi en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Keşif ekibi adada bitki yetiştirmeye başladı.
  2. Keşif ekibi ada üzerinde simgesel olarak hak iddia etti.
  3. Keşif ekibi kutlama için adayı süsledi.
Cevabı göster

Keşif ekibi ada üzerinde simgesel olarak hak iddia etti.

on the sandy beaches and weren't too happy Ton ve niyet

1:12

kumlu plajlara ve pek mutlu değillerdi

to see the Scots arrive.

1:13

İskoçların gelişini görmekten.

Ton ve niyet

weren't too happy to see ile ölçülü bir hoşnutsuzluk ifade etme

weren't too happy to see, birinin gelişinden hoşlanmadıklarını veya buna karşı çıktıklarını daha yumuşak biçimde söylemenin yoludur. Olumsuz not too happy ifadesi sözleri ölçülü gösterir, ancak gerçek tutum yine de oldukça olumsuz olabilir. Başka durumlarda da kullanılabilen be not too happy to + fiil kalıbı, hoşnutsuzluğu çoğu zaman dolaylı biçimde iletir. İfadenin gücü bağlama bağlıdır: gergin bir durumda yalnızca biraz mutsuz olmayı değil, öfkeyi, düşmanlığı veya direnmeye hazır olmayı gösterebilir.

Alıştırma

Gergin bir hikâyede biri “The guards weren't too happy to see us.” diyor. En iyi yorum hangisidir?

  1. Muhafızlar memnundu ama bunu göstermemeye çalışıyorlardı.
  2. Muhafızlar hoşnutsuzdu ve düşmanca davranıyor olabilirlerdi.
  3. Muhafızların ziyaretçiler hakkında hiçbir fikri yoktu.
Cevabı göster

Muhafızlar hoşnutsuzdu ve düşmanca davranıyor olabilirlerdi.

And fourth, without adequate supplies,

1:15

Ve dördüncüsü, yeterli erzak olmadan,

Anlatım akışı

Dört maddelik bir liste için First ... Second ... Third ... And fourth

First, Second, Third ve And fourth sıralama belirteçleridir. Yoğun bir açıklamayı dört ayrı soruna böler ve dinleyicinin her noktanın nerede başladığını takip etmesini sağlar. fourth öncesindeki and, listenin son maddesine gelindiğini bildirir ve açıklamaya bir kapanış hissi verir. Bu belirteçler anlatıcının açıklamasını düzenler; sorunların mutlaka bu kronolojik sırayla gerçekleştiğini göstermez.

Alıştırma

Dört bölümlü açıklamayı bu dersteki sıralama belirteçlerinin aynısıyla tamamlayın: ____, the venue is affordable. ____, it is easy to reach. ____, everyone is free. ____, we can book it today.

Cevabı göster

First · Second · Third · And fourth

diseases such as the perennial tropical favorite Anlatım akışı

1:16

tropikal bölgelerin o meşhur daimi favorisi olan

dysentery spread quickly.

1:18

dizanteri gibi hastalıklar hızla yayıldı.

Anlatım akışı

“the perennial tropical favorite dysentery” ifadesindeki ironi

Bu isim öbeğinde perennial, dizanterinin tekrar tekrar ortaya çıktığını veya tropik koşullarda kalıcı bir sorun olduğunu belirtir. Favorite normalde insanların sevdiği ya da tekrar tekrar seçtiği bir şeyi adlandırır; ancak burada ölümcül bir hastalıkla bilinçli olarak yan yana getirilmiştir. Bu çatışma kara mizaha dayalı bir ironi yaratır: anlatıcı, sürekli tekrarlanan korkunç bir felaketi sunmak için eğlence veya tüketici tercihlerinin neşeli dilini ödünç alır. Bu, insanların dizanteriyi sevdiği anlamına gelmez; hastalığın öngörülebilir dönüşünü acı bir şekilde tanıdık gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede “the perennial tropical favorite dysentery” ne anlama geliyor?

  1. Dizanteriyi tropik bölgelerde tekrar tekrar ortaya çıkan korkunç bir sorun olarak alaycı biçimde sunar.
  2. Dizanteriyi tropik hastalıkların en etkili tedavisi olarak adlandırır.
  3. Gezginlerin diğer hastalıklar yerine düzenli olarak dizanteriyi seçtiğini söyler.
Cevabı göster

Dizanteriyi tropik bölgelerde tekrar tekrar ortaya çıkan korkunç bir sorun olarak alaycı biçimde sunar.

2 years and 2,000 dead Scots later, Anlatım akışı

1:20

2 yıl ve 2.000 ölü İskoç'tan sonra,

they abandoned the project.

1:21

projeden vazgeçtiler.

Anlatım akışı

“2 years and 2,000 dead Scots later” anlatı çerçevesi

Cümle başındaki çerçeve geçen süre + biriken sonuç + later düzenini izler. Later hikâyeyi yeni bir zaman noktasına taşırken “2,000 dead Scots” o ana kadar biriken insani bedeli ekler. Koordineli iki ölçünün aynı türden olması gerekmez: biri zamanı, diğeri sonucu ölçer. Anlatıcı iki sayıyı cümle başındaki bir isim öbeğine sıkıştırarak iki yıllık olayları atlar ve doğrudan projeden vazgeçme kararına gelir. Çıplak sayılar geçişi yoğun ve sert hissettirir.

Alıştırma

Geçen süre ile sonucu birleştiren anlatı çerçevesini bitiren sözcükle cümleyi tamamlayın: Three months and several missed deadlines ____, the team canceled the launch.

Cevabı göster

later

Now, this wasn't the first failed attempt

1:23

Aslında bu, ilk başarısız girişim değildi

at Scottish empire.

1:24

İskoç imparatorluğu için.

Early colonies had been tried and abandoned Dilbilgisi

1:25

Erken dönem koloniler denenmiş ve terk edilmişti

in Nova Scotia, New Jersey, and Carolina.

1:27

Nova Scotia, New Jersey ve Carolina'da.

Dilbilgisi

had been tried and abandoned: past perfect passive yapısı

Had been tried and abandoned, had + been + iki geçmiş zaman ortacıyla kurulan past perfect passive yapısıdır. Colonies hem tried hem de abandoned eylemlerine maruz kalır; bu nedenle odak, projeleri kimin denediğinde değil kolonilere ne olduğundadır. Past perfect, bu deneme ve terk etme eylemlerini daha önce anlatılan Panama başarısızlığından önceye yerleştirir. Burada tried, kolonileri kurmanın denendiği anlamına gelir; yargılandıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi clean ve restore fiillerinin past perfect passive biçimiyle tamamlayın: Before the museum reopened, the damaged paintings ____.

Cevabı göster

had been cleaned and restored

But the Panama debacle was particularly devastating Kelime

1:29

Ancak Panama hezimeti özellikle yıkıcıydı

to Scotland because she was overinvested. Kelime

1:31

İskoçya için çünkü gereğinden fazla yatırım yapmıştı.

Kelime

the Panama debacle: görünür ve utandırıcı büyük bir başarısızlık

The Panama debacle, Panama girişimini dikkat çeken ve kötü yönetilmiş büyük bir başarısızlık olarak adlandırır. Debacle, failure sözcüğünden daha güçlüdür; çoğu zaman çöküş, ciddi sonuçlar ve kamuoyu önünde utanç çağrıştırır. Bu isim öbeğinde Panama, hangi debacle olayından söz edildiğini belirtir. Sözcük burada bunun geçici bir sorun değil, İskoçya için yıkıcı bir sonuç olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi durum en doğru şekilde debacle olarak tanımlanır?

  1. Bir proje küçük bir gecikme yaşar ve toparlanması beklenir.
  2. Bir toplantı beş dakika geç başlar ama bunun dışında iyi gider.
  3. Kamuoyunun yakından izlediği bir etkinlik kötü planlama yüzünden çöker ve büyük utanca yol açar.
Cevabı göster

Kamuoyunun yakından izlediği bir etkinlik kötü planlama yüzünden çöker ve büyük utanca yol açar.

Kelime

Overinvested: güvenli olandan fazlasını yatırmak

Overinvested, İskoçya'nın güvenli biçimde kaybetmeyi göze alabileceğinden daha fazla parayı projeye bağladığı anlamına gelir. over- ön eki aşırı bir düzeyi gösterir; dolayısıyla kelime başarılı bir yatırımı övmek yerine risk hakkında olumsuz bir değerlendirme yapar. Temel karşılaştırma, yatırımın İskoçya'nın kendi kaynaklarına ve kaybı karşılama kapasitesine oranıdır. Bir miktar büyük olduğu hâlde overinvestment sayılmayabilir; taahhüt orantısız veya fazla yoğunlaşmışsa yatırım aşırı hâle gelir.

Alıştırma

Cümleyi “güvenli bir düzeyin ötesinde yatırım yapmış” anlamındaki hedef kelimeyle tamamlayın: The pension fund put nearly all its money into one industry, so it was ____.

Cevabı göster

overinvested

Remember that money in a box? Anlatım akışı

1:33

Hani bir kutudaki o parayı hatırlıyor musunuz?

Anlatım akışı

Remember That ...? ile anlatısal geri çağrı

Bu cümlede Remember that ...? dinleyicileri daha önce paylaşılan bir ayrıntıya, yani kutudaki paraya geri götürür. Anlatıcının neden önemli olduğunu açıklamasından hemen önce eski ayrıntıyı yeniden odağa getiren bir anlatı geri çağrısıdır. Soru esas olarak retoriktir. Anlatıcı, dinleyicilerin gerçekten hatırlayıp hatırlamadığını sınamak yerine dikkatlerini yönlendirir ve bilginin sunuluş sırasını kontrol eder.

Alıştırma

Bir konuşmacı daha önce yedek bir anahtardan söz etmiştir. Daha sonra birinin eve nasıl girdiğini açıklamadan önce “Remember that spare key?” der. Sorunun temel işlevi nedir?

  1. Dinleyicilerin bir olgu listesini doğru biçimde hatırlayıp hatırlamadığını sınamak
  2. Yedek anahtarı tamamen yeni bir nesne olarak tanıtmak
  3. Önceki bir ayrıntıyı yeni bilgiye bağlamadan önce yeniden odağa getirmek
Cevabı göster

Önceki bir ayrıntıyı yeni bilgiye bağlamadan önce yeniden odağa getirmek

Turns out it was a fifth of Kalıp ifadeler

1:34

Meğer o para,

the wealth of the whole country.

1:35

bütün ülkenin servetinin beşte biriymiş.

Kalıp ifadeler

Beklenmedik bir gerçeği açıklayan Turns out

Turns out, yeni öğrenilen veya daha önceki bir varsayımı düzelten bir gerçeği sunar. Burada kaybın şaşırtıcı boyutuna işaret eder: miktar, ülkenin servetinin beşte biriydi. It turns out that ... yapısının konuşma dilindeki kısaltılmış biçimidir. Anlatıyı daha önce düşünülen ya da bilinen şeyden yeni ortaya çıkan sonuca taşır; fiziksel olarak dışarı dönmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Toplantının cuma günü olduğunu sanıyordunuz, ancak doğru günü yeni öğrendiniz. Yeni gerçeği doğal biçimde sunan cümle hangisidir?

  1. Turns outside it is on Thursday.
  2. Turns out it is on Thursday.
  3. Turns over it is on Thursday.
Cevabı göster

Turns out it is on Thursday.

Oops. Ton ve niyet

1:37

Tüh.

Ton ve niyet

İronik küçümseme olarak Oops

Oops genellikle bir şeyi düşürmek veya yanlış düğmeye basmak gibi küçük bir kazayı ya da hatayı kabul etmek için kullanılır. Hızlı ve gündelik bir tepkidir; tam bir özür değildir. Burada ise bir ülkenin servetinin büyük bir kısmına denk gelen kayıptan sonra söylenir. Bilerek çok küçük tutulan tepki, olayın ciddiyetiyle çatışır ve içten bir pişmanlık belirtmek yerine ironik küçümseme yoluyla kara mizah oluşturur.

Alıştırma

Bir arkadaşınız, yangında evinin yandığını söylüyor. Siz yalnızca "Oops." diye karşılık veriyorsunuz. Bu düşünceli ve içten bir tepki midir?

  1. Evet. Uygun biçimde anlayış gösteriyor.
  2. Hayır. Umursamaz duyuluyor ve alaycı görünebilir.
Cevabı göster

Hayır. Umursamaz duyuluyor ve alaycı görünebilir.

Scotland's sudden impoverishment proved a golden opportunity Kalıp ifadeler

1:37

İskoçya'nın aniden yoksullaşması altın bir fırsat oldu

for the Kingdom of England,

1:40

İngiltere Krallığı için,

Kalıp ifadeler

proved a golden opportunity: altın değerinde bir fırsat olduğu ortaya çıkmak

proved a golden opportunity ifadesinde proved, 'sonuçta ... olduğu ortaya çıkmak' veya 'sonradan ... olduğu anlaşılmak' anlamında bir bağ fiilidir. Birinin kanıt kullanarak bir fırsatı ispatlaması anlamına gelmez. A golden opportunity, son derece değerli veya elverişli bir fırsattır. Bu ifade bir olaya geriye dönüp nihai etkisini değerlendirir: İskoçya'nın yoksullaşması, fırsat olarak tasarlanmamış olsa da sonunda İngiltere için büyük bir avantaja dönüştü.

Alıştırma

'The unexpected vacancy proved a golden opportunity for Maya,' cümlesinde proved a golden opportunity ne anlama gelir?

  1. Sonunda çok değerli bir fırsat olduğu ortaya çıktı.
  2. Değerli bir fırsatı bilinçli olarak yaratıp sundu.
  3. Biri, fırsatın gerçek olduğunu göstermek için kanıt kullandı.
Cevabı göster

Sonunda çok değerli bir fırsat olduğu ortaya çıktı.

who was growing increasingly worried

1:40

çünkü İngiltere giderek daha çok endişeleniyordu

that her neighbor to the north

1:42

kuzeydeki komşusunun

would ally with an enemy.

1:43

bir düşmanla ittifak yapacağından.

England offered Scotland a deal that would reimburse Scotland Kalıp ifadeler

1:44

İngiltere, İskoçya'ya bir anlaşma teklif etti; eğer birleşme için oy verirse

for her losses if she voted for union.

1:46

İskoçya'nın zararlarını karşılayacaktı.

Kalıp ifadeler

reimburse someone for losses: birinin kayıplarını geri ödemek

Reimburse someone for something, bir kişinin ya da kuruluşun yaptığı harcamayı veya maddi kaybını geri ödemek anlamındaki resmî bir kalıptır. Ödemeyi alan kişi reimburse fiilinin doğrudan nesnesidir; masraf ya da kayıp ise for sonrasında gelir. Buradaki reimburse Scotland for her losses, İskoçya'ya kayıplarının karşılığını ödemek demektir; her ülkeyi kişileştirir. Yapıyı reimburse the losses to Scotland biçiminde ters çevirmeyin.

Alıştırma

Cümleyi reimburse fiilinin doğru biçimi ve sabit edatla tamamlayın: The company will ____ you ____ the taxi fare.

Cevabı göster

reimburse · for

In 1707, Scotland agreed,

1:48

1707'de İskoçya kabul etti

and the Kingdom of Great Britain was born. Kültür

1:50

ve Büyük Britanya Krallığı doğdu.

Kültür

“Büyük Britanya Krallığı doğdu”

“was born” ifadesi came into existence, yani ‘var olmaya başladı’ anlamında bir mecazdır. Bu cümlede, İskoçya birliğe onay verdikten sonra Büyük Britanya Krallığı’nın 1707’de kurulduğunu anlatır; gerçek anlamda bir insan doğmamıştır. Tarih yazımında yeni bir ülkenin, kurumun veya hareketin başlangıcını anlatmak için doğumla ilgili ifadeler sıkça kullanılır. “Was born” ifadesini siyasi varlığın başlangıcı olarak anlayın; burada “Great Britain” yalnızca adayı değil, birlik sonucunda oluşan krallığı adlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede “was born” ne anlama geliyor?

  1. İskoçya 1707’de yeni bir yere taşındı.
  2. Krallık gerçek anlamda bir insan gibi doğdu.
  3. Krallık 1707’de kuruldu.
Cevabı göster

Krallık 1707’de kuruldu.

While the surrender of independence was unpopular in Scotland, Dilbilgisi

1:52

Bağımsızlığın teslim edilmesi İskoçya'da popüler olmasa da,

her economy improved with access to the once-English, Anlatım akışı

1:54

bir zamanlar İngiliz olan, şimdiyse Britanya'ya ait

now-British trade routes,

1:56

ticaret yollarına erişimle ekonomisi iyileşti,

Dilbilgisi

“Bağımsızlıktan vazgeçmek hoş karşılanmasa da... ekonomisi gelişti”

Burada While zaman ilişkisi değil, taviz içeren bir karşıtlık kurar. İlk yan cümle İskoçya’da bağımsızlıktan vazgeçmenin hoş karşılanmadığını söyler; ana cümle ise buna rağmen ekonomisinin geliştiğini söyler. Cümle, aynı tarihsel değerlendirme içinde iki gerçeği de doğru olarak sunar. Bu kullanımdaki while, although veya even though ifadelerine yakındır. Siyasi bir kaybın hoş karşılanmamasına rağmen ticaret yollarına erişimin ekonomik bir yarar getirdiğini söyleyerek dengeli bir tarihsel değerlendirme yapılmasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede while hangi işlevi görüyor?

  1. Ekonomik gelişmenin nedenini verir.
  2. Bir olayın gerçekleştiği zamanı belirtir.
  3. İki gerçek arasındaki karşıtlığı gösterir.
Cevabı göster

İki gerçek arasındaki karşıtlığı gösterir.

Anlatım akışı

once-English, now-British: once-X, now-Y kalıbı

once-English, now-British şeklindeki eşleşmiş niteleyiciler eski bir tanımı güncel tanımın yanına koyar. once önceki durumu, now ise siyasi değişimden sonraki durumu belirtir. Birlikte, ticaret yollarının eskiden İngiltere'ye aitken sonradan Britanya'ya ait hâle geldiği yönündeki daha uzun düşünceyi sıkıştırırlar. Burada English ve British, birleşmeden önceki ve sonraki farklı siyasi aidiyetleri belirtir. Yollar fiziksel olarak taşınmamıştır; değişen şey siyasi tanımları ve bu yolları kimlerin kullanabildiğidir. once-X, now-Y kalıbı, isimden önce zamana dayalı bir karşıtlığı hızlıca göstermeyi sağlar.

Alıştırma

Önceki ve güncel durumu kısa biçimde gösteren kalıbı unknown ve famous ile tamamlayın: The performer was not known before but is famous today. She is a ____, ____ performer.

Cevabı göster

once-unknown · now-famous

and she played a formative role in what would soon be Kalıp ifadeler

1:57

ve yakında insanlık tarihinin en büyük imparatorluğu

the largest empire in human history.

1:58

olacak yapının oluşumunda biçimlendirici bir rol oynadı.

Kalıp ifadeler

played a formative role in: erken gelişimi şekillendirmek

To play a formative role in something, bir şey oluşurken veya hâlâ gelişme aşamasındayken onun biçimlenmesine yardım etmek anlamına gelir. Yalnızca önemli olduğunu söylemekten daha güçlü ve özeldir: bu katkı, sonraki sonucun nasıl olacağını etkiler. Yapı play a formative role in + isim veya -ing biçimidir. Buradaki she, erken katılımıyla daha sonra gelişen imparatorluğun şekillenmesine yardım eden İskoçya'yı ifade eder.

Alıştırma

Erken gelişim aşamasında biçimlenmesine yardım ettiler anlamındaki eş dizimle cümleyi tamamlayın: Early volunteers ____ the community center's culture.

Cevabı göster

played a formative role in

That being said, Anlatım akışı

2:01

Bununla birlikte,

still more than 300 years later,

2:01

hala 300 yılı aşkın bir süre sonra bile,

Scotland has never fully given up her national identity Notlar

2:03

İskoçya ulusal kimliğinden

and thoughts of independence.

2:05

ve bağımsızlık düşüncelerinden hiçbir zaman tamamen vazgeçmemiştir.

Anlatım akışı

Ödünleme geçişi olarak That being said

That being said bir ödünleme bildirir: önceki noktanın geçerli olduğunu kabul eder, ardından gelecek noktanın onu sınırlayacağını, dengeleyeceğini veya onunla karşıtlık kuracağını gösterir. Burada daha önce belirtilen yararlar kabul edilir, ancak bunların İskoçya'nın süregelen ulusal kimliğini ve bağımsızlığa ilgisini ortadan kaldırmadığı anlatılır. Therefore anlamına gelmez. Şöyle düşünülebilir: o noktayı kabul etsek bile bu diğer gerçek hâlâ önemlidir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir gerçeği kabul edip ardından onu sınırlayan veya dengeleyen bir nokta eklemek için That being said ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The course was cancelled. That being said, no classes took place.
  2. The course starts Monday. That being said, it begins next week.
  3. The course is demanding. That being said, it teaches useful skills.
Cevabı göster

The course is demanding. That being said, it teaches useful skills.

Dilbilgisi

has never fully given up: never ve fully ile present perfect

Present perfect yapısındaki has given up, bugünden bakarak birlikten bu yana geçen dönemin tamamını değerlendirir. Tamamen vazgeçmeme durumunu bugün hâlâ geçerli ve önemli olarak sunar. Never bugüne kadarki dönemin tamamını kapsarken fully vazgeçmenin derecesini sınırlar. Birlikte, has never fully given up tamamen vazgeçmenin gerçekleşmediği anlamına gelir; herkesin her zaman aynı görüşte olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi, nottaki tamamen terk etmemiştir anlamına gelen dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: Even after many reforms, the school ____ its oldest traditions.

Cevabı göster

has never fully given up

Öbek fiiller

given up: soyut bir düşünceyi veya kimliği terk etmek

Burada given up, give up öbek fiilinin past participle biçimidir. her national identity and thoughts of independence gibi soyut nesnelerle kullanıldığında “terk etmek” veya “bağlı kalmayı bırakmak” anlamına gelir. Cümlede has never fully dendiği için asıl nokta, bu kimliğin ve düşüncelerin tamamen terk edilmemiş olmasıdır. Give up; hedef, inanç, hak, tutum veya alışkanlık gibi soyut bir nesne alabilir. Bir şeye bağlılığı ya da onu sürdürme çabasını sonlandırmayı anlatır; fiziksel olarak bir şeyi “yukarı vermek” anlamına gelmez ve burada resmî askerî veya hukuki teslimiyet de anlatılmaz.

Alıştırma

Cümleyi “terk etmek, vazgeçmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Even after three failed attempts, Maya refused to ____ her goal.

Cevabı göster

give up