Çok Fazla Düşünmenin ve Çok Az Düşünmenin Tehlikeleri: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
790 kelime 157 kel/dk

Video özeti: Aşırı bilgi ve katı sağduyu acı veren öz bilgiyi gizleyebilir ve kişisel bir bedel doğurabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "blatantly announce our intelligence to the world, but subtly ensure we won't have much room left" — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: karşıt zarflar dış imgeyle gizli güdüyü ayırarak farkı çözümletir. 2. "lift the lid on inner life" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: kapağı açmak, düşünme sırasında saklı fikirleri ortaya çıkarmak demektir. 3. "isn't a luxury so much as a precondition" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: not A so much as B ilk etiketi düzeltir ve B'ye daha çok ağırlık verir.

Bu derste

Thinking about ourselves, our feelings, our past, our desires, and our hopes

0:00

Kendimiz, duygularımız, geçmişimiz, arzularımız ve umutlarımız hakkında düşünmek

is a hugely tricky task

0:04

son derece zorlu bir görevdir

that most of us spend a good deal of effort trying very hard to avoid. Kalıp ifadeler

0:06

ve çoğumuz bundan kaçınmak için elimizden geleni yaparak büyük çaba harcarız.

Kalıp ifadeler

büyük çaba harcamak

Spend effort, bir şey yapmak için zihinsel ya da fiziksel enerji kullanmak demektir. A good deal of, «büyük miktarda» anlamına gelir; dolayısıyla tüm ifade, insanların öz değerlendirmeden kaçınmak için çok fazla enerji harcadığını anlatır. Burada effort sözcüğünü izleyen trying to avoid, enerjinin harcandığı eylemi belirtir. Düşünce ironiktir: zor bir görevden kaçınmanın kendisi de çok çalışma gerektiriyormuş gibi sunulur.

Alıştırma

Hedef yapının tam biçimini kullanarak ve spend fiilini geçmiş zamana çevirerek cümleyi tamamlayın: Maya ____ preparing for the interview.

Cevabı göster

spent a good deal of effort

We keep away from ourselves Deyimler

0:11

Kendimizden uzak dururuz

because so much of what we could discover

0:13

çünkü keşfedebileceğimiz şeylerin büyük bir kısmı

threatens to be painful.

0:15

acı verici olma tehlikesi taşır.

Deyimler

keep away from ourselves: kendimizle yüzleşmekten kaçınmak

Bu cümlede keep away from ourselves mecazi anlamdadır. Kendi bedenimizden fiziksel olarak uzaklaşmayı değil; duygularımıza, anılarımıza, arzularımıza ve iç dünyamızın diğer yönlerine dürüstçe bakmaktan kaçınmayı ifade eder. Keep away from normalde mesafe koymayı veya kaçınmayı anlatır. Ourselves nesnesi kullanıldığında bu mesafe, kendimizi incelemeyi reddetmenin bir benzetmesine dönüşür; özellikle de keşfedebileceğimiz şeyler acı verebileceği için.

Alıştırma

Bu bağlamda 'We keep away from ourselves' ne anlama gelir?

  1. Kendi iç dünyamızı incelemekten kaçınırız.
  2. Kendi bedenimizden fiziksel olarak uzakta dururuz.
  3. Kendimizi diğer insanlardan koruruz.
Cevabı göster

Kendi iç dünyamızı incelemekten kaçınırız.

We might find that we were in the background Deyimler

0:17

Geri planda şu durumda olduğumuzu fark edebiliriz;

deeply furious with and resentful about certain people Kalıp ifadeler

0:19

belirli insanlara karşı derinden öfkeli ve kırgın,

we were only meant to love. Dilbilgisi

0:23

ki onları sadece sevmemiz gerekiyordu.

Deyimler

Kısmen gizli duygular için in the background

Bu cümlede in the background mecaz anlamda kullanılmıştır. Öfke ve kırgınlığın var olduğunu ancak tam olarak fark edilmediğini veya bunlarla yüzleşilmediğini; bu duyguların kişinin bilinçli düşüncelerinin gerisinde kaldığını anlatır. Bu ifade, o anki ana odak olmadan düşünceleri veya davranışları sessizce etkileyen bir şeyi anlatabilir. Gizli duygulardan söz eden bağlam, burada fiziksel bir konum değil zihinsel bir anlam bulunduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede in the background ne anlama gelir?

  1. Duygular açıkça ve hemen gösteriliyordu.
  2. Duygular sessizce vardı ancak kişinin temel farkındalığında değildi.
  3. İnsanlar diğer herkesin arkasında duruyordu.
Cevabı göster

Duygular sessizce vardı ancak kişinin temel farkındalığında değildi.

Kalıp ifadeler

furious with ... resentful about edatları

Furious with and resentful about iki sıfat-edat eşleşmesi içerir: furious with ve resentful about. With, furious sıfatını öfkenin yöneltildiği kişilere bağlar; about ise resentful sıfatını kırgınlığın ilgili olduğu kişi veya konuya bağlar. Bu bağlı yapıda certain people ifadesi iki edat ilişkisini de tamamlar: furious with certain people ve resentful about certain people. Dizinin tamamını dört sözcüklü tek bir kalıp gibi öğrenmeyin; her sıfat için edatı ayrı ayrı seçin.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıptaki iki edatla tamamlayın: Maya was furious ____ her teammate and resentful ____ the unfair decision.

Cevabı göster

with · about

Dilbilgisi

were only meant to love: beklenen duygu, kader değil

Bu cümlede were meant to, “bekleniyordu” ya da “öyle yapmamız gerekiyordu” anlamındadır. Sosyal veya duygusal bir beklentiyi anlatır; kaderi anlatmaz. Only beklenen tepkiyi sınırlar: konuşanlar o insanlara karşı hissetmeleri gereken tek duygunun sevgi olduğunu düşünüyordu. İfade, hissedilmesi gerektiği düşünülen duygu ile gerçekten hissedilen öfke ve kırgınlık arasındaki farkı gösterir. Bir rol, kural veya ortak beklenti ne olması gerektiğini belirttiğinde be meant to + fiilin yalın hâli kullanılabilir.

Alıştırma

“Teachers are meant to treat every child fairly,” cümlesinde “are meant to” neyi ifade eder?

  1. teachers sözcüğünün anlamı
  2. öğretmenlerin nasıl davranması gerektiğine ilişkin bir beklenti
  3. öğretmenlerin kesinlikle böyle davranacağına ilişkin bir tahmin
Cevabı göster

öğretmenlerin nasıl davranması gerektiğine ilişkin bir beklenti

We might discover how much ground there was

0:25

Ne kadar çok zemin olduğunu keşfedebiliriz

to feel inadequate and guilty

0:27

yetersiz ve suçlu hissetmek için

on account of the many errors and misjudgments Kalıp ifadeler

0:29

birçok hata ve yanlış değerlendirme nedeniyle

we've made.

0:31

yaptığımız.

Kalıp ifadeler

on account of: bir nedeni resmî biçimde belirtmek

On account of, “nedeniyle” veya “yüzünden” anlamına gelir. Bu cümlede yetersiz ve suçlu hissetmenin nedenini, yani geçmişte yapılan birçok hata ve yanlış değerlendirmeyi belirtir. İfadenin tamamı bir edat gibi çalışır; bu nedenle ardından bir isim veya isim öbeği gelir. Bir olayı ya da duyguyu nedeniyle ilişkilendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede on account of doğru kullanılmıştır?

  1. The library closed early on account of a power outage.
  2. The library closed early on account of the power went out.
  3. The library closed early on account a power outage.
Cevabı göster

The library closed early on account of a power outage.

We might find that though we wanted to be decent,

0:32

Şunu fark edebiliriz; her ne kadar düzgün,

law-abiding people,

0:35

yasalara uyan insanlar olmak istesek de,

we harbored fantasies that went Kalıp ifadeler

0:36

şu şekilde ilerleyen fanteziler barındırıyorduk:

in appallingly deviant and aberrant directions.

0:38

korkunç derecede sapan ve normal dışı yönlere.

Kalıp ifadeler

Harbored fantasies: hayalleri gizlice içinde tutmak

Bu cümlede harbored bir fiildir. Harbor fantasies, hayal edilen arzuları veya senaryoları çoğu zaman gizlice ve bir süre boyunca zihinde tutmak demektir. Fantasies soyut bir nesnedir; harbor doubts, harbor resentment ve harbor suspicions kullanımları da buna benzer. Bu ifade bir eylemi değil, kişinin iç dünyasındaki zihinsel durumu anlatır. Düzgün ve yasalara uyan insanlar olma isteğiyle kurulan karşıtlık, bu gizli fantezilerin insanların dışarıya gösterdiği benlik imajıyla çatıştığını gösterir; fantezileri gerçekleştirdikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve 'hayali senaryoları gizlice zihninde tuttu' anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: For years, Leo ____ about discovering a hidden city, but he never acted on them.

Cevabı göster

harbored fantasies

We might recognize how much was

0:41

Ne kadar çok şeyin olduğunu fark edebiliriz

nauseatingly compromised and needed to be changed

0:43

mide bulandırıcı bir şekilde taviz verilmiş ve değiştirilmesi gereken

about our relationships and our careers.

0:47

ilişkilerimiz ve kariyerlerimiz hakkında.

We don't only have a lot to hide.

0:50

Sadece saklayacak çok şeyimiz yok.

We are liars of genius. Deyimler

0:52

Bizler dahi yalancılarız.

Deyimler

Liars of genius: aldatma becerisine ironik övgü

Liars temel isimdir; of genius ise abartılı bir değerlendirme ekler: Konuşmacı, yalan söylemekte olağanüstü yetenekli olduğumuzu söyler. Bu, yalan söylemenin bir meslek olduğu veya grubun her alanda dâhilerden oluştuğu anlamına gelmez. Cümle hayranlıktan çok ironi ve eleştiri taşır. Bağlamda yalan söylemek, rahatsız edici gerçekleri kendimizden saklamayı da içerir. Bu nedenle övgüye benzeyen of genius ifadesi, kişinin kendini kandırmasına yönelik eleştiriyi güçlendirir.

Alıştırma

Konuşmacı We are liars of genius. sözüyle ne anlatıyor?

  1. Özellikle kendilerine yalan söylemekte olağanüstü becerikliler.
  2. Olağanüstü zekâya sahip dürüst insanlar.
  3. Kurgusal hikâyeler yazarak geçimlerini sağlıyorlar.
Cevabı göster

Özellikle kendilerine yalan söylemekte olağanüstü becerikliler.

It is part of the human tragedy

0:54

İnsan trajedisinin bir parçasıdır

that we are such natural self-deceivers.

0:56

doğuştan kendimizi kandırmaya bu kadar yatkın olmamız.

Our techniques are multiple and close to invisible.

0:59

Yöntemlerimiz çok çeşitlidir ve neredeyse görünmezdir.

Two are worth focusing on in particular: Anlatım akışı

1:02

Özellikle ikisi üzerinde durmaya değer:

our habit of thinking too much

1:05

çok fazla düşünme alışkanlığımız

and our habit of thinking too little.

1:07

ve çok az düşünme alışkanlığımız.

Anlatım akışı

Sıradaki konuları seçmek için “Two are worth focusing on in particular”

“Two”, hemen önce sözü edilen çok sayıdaki tekniğe geri gönderme yapar. Cümle bunlardan ikisini sıradaki ana konular olarak seçer ve dinleyiciyi iki bölümlü bir açıklamaya hazırlar. “Are worth focusing on”, “özel ilgiyi hak ediyor” anlamına gelir. worth sözcüğünden sonra -ing biçimindeki focusing kullanılır. “In particular” seçimi daha da vurgular; iki nokta ise bu iki öğenin hemen ardından adlandırılacağını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle daha büyük bir gruptan iki öğeyi doğru biçimde seçiyor ve listenin ardından geleceğini gösteriyor?

  1. Several issues came up. Two are worth focusing on in particular, cost and safety.
  2. Several issues came up. Two are worth to focus on in particular: cost and safety.
  3. Several issues came up. Two are worth focusing on in particular: cost and safety.
Cevabı göster

Several issues came up. Two are worth focusing on in particular: cost and safety.

When we think too much,

1:11

Çok fazla düşündüğümüzde,

in essence, we're filling our minds Anlatım akışı

1:13

özünde zihnimizi

with impressive ideas,

1:14

etkileyici fikirlerle doldururuz,

which blatantly announce our intelligence to the world, Anlatım akışı

1:16

bu da zekamızı tüm dünyaya alenen ilan eder,

but subtly ensure we won't have much room left

1:19

ama kurnazca bize pek fazla boşluk kalmamasını sağlar

to rediscover long-distant feelings of ignorance or confusion

1:22

eski cehalet veya kafa karışıklığı duygularını yeniden keşfetmek için

upon which the development of our personalities Dilbilgisi

1:26

ki kişiliklerimizin gelişimi

may nevertheless rest.

1:29

yine de bunlara dayanıyor olabilir.

Anlatım akışı

Ana noktayı gösteren “In essence”

“In essence”, “en temel düzeyde” ya da “ana noktaya indirgersek” anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Burada dinleyiciye, ardından gelen uzun açıklamanın insanların çok fazla düşündüğünde ne olduğuna dair konuşmacının temel açıklaması olduğunu bildirir. Tüm yan cümle hakkında yorum yaptığı için virgüllerle ayrılır. Dinleyiciden ardından gelenleri gerçek anlamda bir öz veya madde olarak değil, altta yatan ana fikir olarak değerlendirmesini isteyerek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

“In essence, the plan asks everyone to share,” cümlesinde “in essence” ne yapar?

  1. Planın fiziksel bir maddeden yapıldığını gösterir.
  2. Planın altında yatan ana noktayı sunar.
  3. Küçük bir örnek sunar.
Cevabı göster

Planın altında yatan ana noktayı sunar.

Anlatım akışı

blatantly announce ... but subtly ensure: görünen ve gizli etkiler

İlgi cümleciği, “etkileyici fikirlerin” iki etkisini anlatır. Bu fikirler blatantly announce intelligence, yani zekâyı başkalarına açıkça gösterir. Aynı zamanda subtly ensure yoluyla geçmişteki bilgisizlik veya kafa karışıklığı duygularına zihinde çok az yer kalmasını sağlar. İkinci etki daha az görünür biçimde işler. Zarf + eylem, but + karşıt zarf + eylem kalıbı, analizi kamusal ve belirgin bir etki ile gizli veya dolaylı bir etki olarak düzenler. Buradaki announce ve ensure mecazidir ve fikirleri kişileştirerek cümleye eleştirel bir ton verir.

Alıştırma

Özgün cümlede blatantly ile subtly arasındaki karşıtlık neyi gösterir?

  1. Fikirler zekâyı açıkça sergilerken içsel etkinin fark edilmesini zorlaştırır.
  2. Fikirler zekâyı gizler, ancak insanları açıkça kafa karışıklığı yaşamaya çağırır.
  3. İki etki de tamamen aynı belirgin biçimde gerçekleşir.
Cevabı göster

Fikirler zekâyı açıkça sergilerken içsel etkinin fark edilmesini zorlaştırır.

Dilbilgisi

upon which ... may nevertheless rest: edatı öne alınmış ilgi cümleciği

Upon which, feelings of ignorance or confusion ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Upon edatı rest upon kalıbının parçasıdır; bu nedenle cümlecik the development of our personalities may nevertheless rest upon those feelings biçiminde yeniden sıralanabilir. Burada rest upon, fiziksel olarak “üzerinde dinlenmek” değil, “temeline dayanmak” veya “bağlı olmak” anlamına gelir. Upon sözcüğünü which önüne taşımak resmî yazı diline özgü bir kalıptır. Nevertheless, bu olası temelin şaşırtıcı veya beklenene aykırı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Upon edatının öne alındığı resmî ilgi ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The coach explained the principles ____ the training plan rests.

Cevabı göster

upon which

We perhaps write dense books on the role of government bonds

1:31

Belki de devlet tahvillerinin rolü üzerine yoğun kitaplar yazarız

in the Napoleonic Wars

1:34

Napolyon Savaşları'nda

or publish extensively on Chaucer's influence

1:35

veya Chaucer'ın etkisi üzerine kapsamlı yayınlar yaparız

on the mid-19th century Japanese novel.

1:38

19. yüzyılın ortalarındaki Japon romanı üzerindeki.

We secure degrees from institutes of advanced study

1:40

İleri araştırma enstitülerinden diplomalar alırız

or positions on editorial boards of scientific journals.

1:43

veya bilimsel dergilerin yayın kurullarında pozisyonlar elde ederiz.

Our minds are crammed with arcane data. Kalıp ifadeler

1:47

Zihnimiz gizemli verilerle tıkış tıkış doludur.

Kalıp ifadeler

be crammed with: bir şeyle tıka basa dolu olmak

Be crammed with, bir yerin çok miktarda şeyle neredeyse hiç boşluk kalmayacak kadar sıkı biçimde dolu olması demektir. Bu cümlede zihin, az bilinen bilgilerle aşırı doldurulmuş bir kap gibi düşünülüyor. Yapı be + crammed + with + içerik şeklindedir. Gerçek alanların yanı sıra mind, page veya schedule gibi soyut “kaplar” için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi crammed with ile tamamlayın: The tiny drawer is ____ old cables.

Cevabı göster

crammed with

We can wittily inform a dining table of guests

1:50

Akşam yemeğindeki konuklara esprili bir şekilde bilgi verebiliriz

who wrote the Enchiridion, Epictetus,

1:52

Enchiridion'u kimin yazdığına dair, Epiktetos'u,

or the Life and Times of Dogen,

1:55

ya da Dogen'in Hayatı ve Zamanları'nı,

the founder of Zen Buddhism,

1:56

Zen Budizminin kurucusu olan,

but we don't remember very much at all Dilbilgisi

1:58

ama hiçbir şey hatırlamayız

about how life was long ago,

2:00

uzun zaman önce hayatın nasıl olduğuna dair,

back in the old house when father left,

2:01

babanın gittiği o eski evde,

mother stopped smiling,

2:04

annenin gülümsemeyi bıraktığı,

and our trust broke in pieces. Deyimler

2:05

ve güvenimizin parçalara ayrıldığı günlere dair.

Dilbilgisi

don't remember very much at all: neredeyse hiçbir şey hatırlamamak

Don't remember very much at all, neredeyse hiçbir şey hatırlamamak demektir. Olumsuzluk bildiren don't, remember very much ifadesinin tamamını kapsar; bu nedenle very much burada hatırlamanın güçlü olduğu anlamına gelmez. At all olumsuzluğu güçlendirir ve hatırlanan miktarın çok az olduğunu vurgular. Olumsuz düşüncenin bir parçasıdır; “her şey” anlamına gelen ayrı bir nesne değildir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: I don't remember very much at all about the trip. Konuşan kişi ne demek istiyor?

  1. Konuşan kişi birçok ayrıntıyı hatırlıyor.
  2. Konuşan kişi neredeyse hiçbir şey hatırlamıyor.
  3. Konuşan kişi her şeyi açıkça hatırlıyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi neredeyse hiçbir şey hatırlamıyor.

Deyimler

Our trust broke in pieces: duygusal güvenin çöküşünü anlatan bir benzetme

Bu cümlede our trust broke in pieces, güveni parçalanabilen katı bir nesneymiş gibi gösterir. Ortada gerçek parçalar yoktur; bu görüntü, acı olaylardan sonra ailenin ortak güveninin ve emniyet duygusunun çöktüğü anlamına gelir. Bu benzetme, soyut bir duygusal değişimi ani, ağır ve onarılması zor gösterir. İngilizcede break, shatter ve crack gibi fiziksel hasar fiilleri ilişkileri, öz güveni, umutları veya güveni anlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

our trust broke in pieces benzetmesi esas olarak ne anlatır?

  1. Evdeki fiziksel nesnelerin kırıldığını söyler.
  2. Ailenin bir sözü eşit parçalara böldüğü anlamına gelir.
  3. Güveni parçalanmış bir şey gibi sunarak duygusal emniyetin çöktüğünü gösterir.
Cevabı göster

Güveni parçalanmış bir şey gibi sunarak duygusal emniyetin çöktüğünü gösterir.

We deploy knowledge and ideas that carry enormous prestige

2:08

Muazzam prestij taşıyan bilgi ve fikirleri seferber ederiz

to stand guard against the emergence Deyimler

2:12

ortaya çıkmasına karşı nöbet tutmak için

of more humble but essential knowledge

2:14

daha mütevazı ama temel bilgilerin

from our emotional past.

2:17

duygusal geçmişimizden.

Deyimler

Stand guard against: bir şeyin ortaya çıkmasını engellemek

Stand guard against, kelime anlamıyla bir tehlikeyi durdurmak için yerinde bekleyen bir nöbetçiyi anlatır. Burada bilgi ve saygın fikirler kişileştirilerek, duygusal geçmişten gelen daha mütevazı bilgilerin ortaya çıkmasını engelleyen nöbetçiler gibi gösterilir. Kalıp stand guard against + isim veya -ing biçimidir. Against, korunan şeyi değil, karşı konulan veya engellenen şeyi gösterir. Mecaz kullanımda özne, koruyucu bir engel gibi çalışan bir fikir, alışkanlık, kural veya sistem olabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “etkin biçimde korumak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Regular backups ____ permanent data loss.

Cevabı göster

stand guard against

We bury our personal stories Deyimler

2:19

Kişisel hikâyelerimizi gömeriz

beneath an avalanche of expertise.

2:21

bir uzmanlık çığının altına.

Deyimler

Kişisel hikâyeleri uzmanlık bilgisi çığının altına gömmek

Bu yan cümle, baştan sona devam eden tek bir metafor kurar. “Bury our personal stories”, kendi deneyim ve duygularımızı gizlemek ya da bastırmak anlamına gelir. “Beneath an avalanche of expertise” ise bunların üzerini örten dev bir uzmanlık bilgisi kütlesini canlandırır. Eleştirilen şey uzmanlık bilgisinin kötü olması değildir. İnsanların etkileyici bilgilerini koruyucu bir katman gibi kullanarak kişisel ve acı verici olanı açığa çıkarmaktan veya onunla yüzleşmekten kaçınmasıdır. Bu nedenle “bury A beneath B” kalıbı, bir şeyin başka bir şey tarafından gizlenmesini ya da bastırılmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümledeki metafora en uygun yorum hangisidir?

  1. İnsanlar kişisel deneyimlerden söz ederken tüm uzmanlık bilgilerini kaybeder.
  2. İnsanlar yazılı hikâyelerini gerçek bir çığdan korur.
  3. İnsanlar kişisel deneyimlerini ezici bir uzmanlık bilgisi gösterisinin altında gizler.
Cevabı göster

İnsanlar kişisel deneyimlerini ezici bir uzmanlık bilgisi gösterisinin altında gizler.

The possibility of a deeply consequential intimate inquiry

2:23

Derinden etkili samimi bir sorgulama olasılığı,

is deliberately left to seem feeble and superfluous

2:27

kasten cılız ve gereksiz görünmeye bırakılır,

next to the supposedly grander task of addressing a conference

2:30

bir konferansta konuşma yapmanın sözde daha büyük görevinin yanında

on the political strategies of Dona Maria the First

2:34

Birinci Dona Maria'nın siyasi stratejileri

or the life cycle of the Indonesian octopus.

2:37

veya Endonezya ahtapotunun yaşam döngüsü üzerine.

We lean on the glamour of being learned Öbek fiiller

2:40

Bilgili olmanın cazibesine yaslanırız

to make sure we won't need to learn too much that hurts.

2:42

canımızı yakan şeyleri çok fazla öğrenmek zorunda kalmayacağımızdan emin olmak için.

Öbek fiiller

Destek için güvenmek anlamındaki lean on

Burada lean on, bir şeye güvenmek veya onu destek olarak kullanmak anlamına gelir. Bu destek fiziksel değildir: “bilgili olmanın cazibesi”, insanların acı verici öz bilgiden korunmak için güvendikleri bir kaynaktır. Lean on ifadesinden sonraki nesne, desteği neyin sağladığını gösterir. Bu anlam genellikle lean on + kişi, grup, alışkanlık, fikir veya kaynak yapısında görülür.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, derste geçen ve “güvenmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When work gets stressful, I ____ my closest colleague for support.

Cevabı göster

lean on

Then there is our habit of thinking too little. Anlatım akışı

2:47

Sonra bir de çok az düşünme alışkanlığımız var.

Anlatım akışı

Sonraki noktayı tanıtmak için Then there is ...

Then there is, düzenli bir anlatımda başka bir öğeyi tanıtır. Burada Then, ilk sorun olan aşırı düşünmeden onunla eşleşen ikinci soruna, yani çok az düşünmeye geçildiğini gösterir. Bu kalıp esas olarak bir şeyin nerede bulunduğunu söylemez. “Dikkate alınması gereken bir başka nokta da ...” der gibi yeni bir konuyu tartışmaya ekler.

Alıştırma

Konuşmacı bir sorunu zaten ele aldı ve şimdi ikinci bir sorunu tanıtmak istiyor. Düzenleyici ifadeyi doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. Then the risk is over there.
  2. Then there is the risk of delays.
  3. The risk there is then.
Cevabı göster

Then there is the risk of delays.

Here we pretend that we are simpler

2:51

Burada, olduğumuzdan daha basitmişiz gibi

than we actually are

2:53

davranırız

and that too much psychology might be nonsense

2:55

ve çok fazla psikolojinin saçmalık olabileceğini

and fuss about nothing.

2:57

ve yok yere yaygara koparmak olduğunu varsayarız.

We lean on a version of robust common sense

2:59

Sağlam bir sağduyu versiyonuna yaslanırız

to ward off intimations of our own awkward complexity. Öbek fiiller

3:02

kendi tuhaf karmaşıklığımıza dair işaretleri savuşturmak için.

Öbek fiiller

ward off: bir tehdidi uzakta tutmak

Ward off, istenmeyen bir şeyin yaklaşmasını, saldırmasını veya sizi etkilemesini engellemek anlamına gelir. Korumayı bir tehdide karşı savunma eylemi olarak gösterir. Cümlede sağduyu mecazi olarak bir kalkan gibi kullanılır: konuşan kişinin kendi tuhaf karmaşıklığına dair belirsiz işaretlerle yüzleşmek yerine onları uzaklaştırmasına yardım eder.

Alıştırma

Hangi cümle ward off ifadesini en doğal biçimde kullanıyor?

  1. We warded off the museum because it was closed.
  2. Vaccination can help ward off serious illness.
  3. She warded off finishing her homework.
Cevabı göster

Vaccination can help ward off serious illness.

We imply that not thinking very much

3:06

Çok fazla düşünmemenin

is at base evidence of a superior kind of intelligence. Kalıp ifadeler

3:08

temelde üstün bir zekâ türünün kanıtı olduğunu ima ederiz.

Kalıp ifadeler

“at base” ifadesinin “temelde” anlamı

Burada “at base”, “temelde” veya “özünde” anlamına gelir. Dikkati yüzeydeki iddiadan alıp altında yatan yargıya yöneltir: Çok düşünmemek, üstün zekânın kanıtı olarak sunulmaktadır. Bir zarf öbeği olan “at base”, “X is, at base, Y” örneğindeki gibi bir betimlemeyi veya sonucu niteleyebilir. Bir yeri ya da fiziksel bir tabanı anlatmaz.

Alıştırma

Örnekteki “at base” ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. fiziksel bir yapının en altında
  2. bir sürecin başlangıcında
  3. temelde veya özünde
Cevabı göster

temelde veya özünde

In company, we deploy bluff strategies of ridicule Kelime

3:13

İnsan içindeyken, kaba alay stratejileri uygularız

against more complicated accounts of human nature.

3:16

insan doğasının daha karmaşık açıklamalarına karşı.

Kelime

“In company” ifadesinin “başkaları varken” anlamı

Burada “In company”, “başka insanlar varken” veya “sosyal bir ortamda” anlamına gelir. Ardından gelen davranışı, kişinin yalnızken değil başkalarının yanındayken yaptığı bir şey olarak çerçeveler. Cümlenin başında yer alan bu ifade, sosyal bağlamı belirleyen bir zarf görevi görür. Burada “company”, ticari bir şirket değil, başkalarıyla birlikte olma veya onların varlığı anlamındadır; belirli bir kişiden söz edilmez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın başka insanlar varken nasıl davrandığını anlatıyor?

  1. Maya waited at the company entrance.
  2. In company, Maya speaks more carefully than she does alone.
  3. Maya works in a company that designs games.
Cevabı göster

In company, Maya speaks more carefully than she does alone.

We sideline avenues of personal investigation Kelime

3:19

Kişisel araştırma yollarını kenara iteriz

as unduly fancy or weird,

3:22

gereksiz yere süslü veya tuhaf olarak,

implying that to lift the lid on inner life Deyimler

3:25

iç yaşamın kapağını kaldırmanın

could never be fruitful or entirely respectable.

3:27

asla verimli veya tamamen saygın olamayacağını ima ederek.

Kelime

Kişisel araştırma yollarını geri plana itmek

Burada sideline, “bir şeye daha az ilgi, öncelik veya etki vermek” anlamında geçişli bir fiildir. Nesnesi olan avenues of personal investigation, kişinin kendi düşünce ve duygularını araştırma yöntemlerini ifade eder. İfade, bu yöntemlerin aşırı süslü veya tuhaf diye etiketlendikleri için ciddi değerlendirmenin dışına itildiğini anlatır. Sideline tek başına bunları belirli bir zamana ertelemek veya kalıcı olarak sona erdirmek anlamına gelmez; ana etkinliğin ya da tartışmanın dışında tutmak demektir.

Alıştırma

Bu cümlede sideline avenues of personal investigation ne anlama geliyor?

  1. Bu yöntemleri daha sonraki belirli bir tarihe planlamak.
  2. Bu yöntemleri daha az önemli görmek ve ana tartışmanın dışında tutmak.
  3. Bu yöntemleri tartışmanın ana odağı yapmak.
Cevabı göster

Bu yöntemleri daha az önemli görmek ve ana tartışmanın dışında tutmak.

Deyimler

İç dünyayı açığa çıkarmak

lift the lid on inner life ifadesinde lift the lid on, “gizlenmiş olanı açığa çıkarmak ve incelemek” anlamına gelen bir deyimdir. Inner life özel düşünceler, duygular, güdüler ve deneyimler anlamına gelir; dolayısıyla ortada fiziksel bir kapak yoktur. İmge, kapalı bir kabın içindekileri görmek için kapağını açmaktır. Cümlede ifade, kişinin kendini incelemesini özel zihinsel yaşamı görünür hâle getirmek olarak sunar. Konuşan kişi bu sürece yönelik küçümseyici bir tavrı anlatmaktadır; onun yararsız veya uygunsuz olduğuna katılmamaktadır.

Alıştırma

“Daha önce gizlenmiş bilgileri açığa çıkardı” anlamındaki deyimi tamamlayın: The report ____ the unsafe working conditions.

Cevabı göster

lifted the lid on

We use the practical mood of Monday morning

3:31

Pazartesi sabahının pratik ruh halini kullanırız

9:00 a.m.

3:33

sabah 9:00'u,

to ward off complex insights of 3:00 a.m.

3:34

sabah 3:00'ün karmaşık içgörülerini savuşturmak için

the previous night,

3:37

önceki gecenin,

when the entire fabric of our existence

3:39

ki o zaman varlığımızın tüm dokusu

came into question against the backdrop of a million stars Kalıp ifadeler

3:41

bir milyon yıldızın fonunda sorgulanmıştı

Kalıp ifadeler

came into question: kesinlikten şüpheye geçiş

Came into question, “şüphe edilmeye veya yeniden incelenmeye başlandı” anlamına gelir. Daha önce kabul edilmiş, güvenilir veya kesin görünen bir şeyin artık kesin olmadığını anlatır. Geçmiş zamandaki came fiili bir durum değişikliğini gösterir. Burada varoluşun temelleri sağlam görünmekten çıkıp şüpheye açık hâle gelir.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? After several figures could not be verified, the accuracy of the report ___.

  1. asked a question
  2. was out of the question
  3. came into question
Cevabı göster

came into question

spread like diamonds on a mantle of black velvet. Deyimler

3:44

siyah kadife bir örtünün üzerine elmaslar gibi serpilmiş.

Kalıp ifadeler

against the backdrop of: bir olayı arka planıyla çerçevelemek

Against the backdrop of, ana olayı çevreleyen sahneyi veya daha geniş koşulları tanıtır. Backdrop burada yıldızlar gibi görülebilen bir manzara ya da toplumsal veya tarihsel bir durum olabilir. Bu ifadede against karşıtlık anlamına gelmez. İfade, ortamın ana olayı bir çerçeve gibi çevrelemesini sağlar ve yalnızca in demekten daha canlı ve bilinçli bir etki yaratır.

Alıştırma

Cümleyi “bunu çevreleyen arka plan olarak kullanarak” anlamındaki dört sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The ceremony took place ____ snow-covered mountains.

Cevabı göster

against the backdrop of

Deyimler

siyah kadife bir örtü üzerindeki elmaslar gibi yayılmış

Bu ifade bir benzetme kullanır: like, yıldızları elmaslara benzetir. Yıldızlar gerçekten elmas değildir; küçük ve parlak noktaları, koyu bir yüzeye serpilmiş değerli taşlara benzer. Burada mantle büyük bir örtü ya da dökümlü kumaş imgesi oluşturur; black velvet ise gece göğünün yumuşak karanlığını temsil eder. Bu karşılaştırma gökyüzünü zengin ve canlı bir görüntüye dönüştürür.

Alıştırma

spread like diamonds on a mantle of black velvet nasıl bir görüntü oluşturur?

  1. Yıldızlar, kumaş gibi koyu bir gökyüzüne serpilmiş parlak değerli taşlara benzer.
  2. Yıldızlar bir şöminenin üzerindeki rafta durmaktadır.
  3. Yıldızlar Dünya'nın mantosunun içinde incelenmektedir.
Cevabı göster

Yıldızlar, kumaş gibi koyu bir gökyüzüne serpilmiş parlak değerli taşlara benzer.

Deploying an attitude of vigorous common sense,

3:48

Güçlü bir sağduyu tavrı sergileyerek,

we strive to make our moments of radical disquiet Dilbilgisi

3:50

köklü huzursuzluk anlarımızı

seem like aberrations rather than the central occasions

3:54

merkezi içgörü anlarından ziyade sapkınlıklar gibi

of insight they might actually be.

3:57

göstermeye çabalarız, halbuki aslında öyle olabilirler.

Dilbilgisi

make A seem like B rather than C: A'yı C yerine B gibi göstermek

make our moments ... seem ifadesinde yapı make + nesne + fiilin yalın hâlidir: our moments of radical disquiet nesnedir ve seem yalın hâlde kalır. Seem like aberrations, mutlaka gerçek olmayan, oluşturulmuş bir izlenimi anlatır. Rather than bu yorumu başka bir olasılıkla karşılaştırır: Bu rahatsız edici anlar aslında temel içgörü fırsatları olabilir. Önceki like, ikinci kategori için de geçerli kabul edilir. Bu kalıp, birinin A'yı C yerine B olarak nasıl gösterdiğini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi make A seem like B rather than C kalıbıyla tamamlayın: The colorful poster can ____ the small event ____ a huge festival rather than a local fair.

Cevabı göster

make · seem like

We appeal to the understandable longing Dilbilgisi

4:01

Anlaşılır bir arzuya sığınırız

that our personalities be non-tragic,

4:03

kişiliklerimizin trajik olmaması,

simple, and easily comprehended

4:05

basit ve kolayca anlaşılabilir olması yönündeki,

so as to reject the stranger Dilbilgisi

4:07

böylece daha garip

but more useful facts of our real,

4:10

ama daha faydalı gerçeklerini reddedebilelim diye

intricate selves.

4:12

gerçek, karmaşık benliklerimizin.

Dilbilgisi

longing that ... be: resmî subjunctive yapısı

Burada longing, güçlü bir isteği ifade eden isimdir. That yan cümlesi neyin istendiğini belirtir: kişiliklerin trajik olmayan, basit ve kolay anlaşılır bir durumda olması. Be, fiilin yalın hâlidir; zaman hatası değildir. Bu resmî subjunctive yapısında istek bildiren bir isimden sonra that + özne + fiilin yalın hâli kullanılabilir. Yan cümle kesinleşmiş bir gerçeği değil, istenen veya hayal edilen bir durumu sunar.

Alıştırma

Resmî cümleyi istenen bir koşul olarak tamamlayan fiili seçin: “The parents expressed a strong wish that the school ___ safe.”

  1. being
  2. be
  3. is
  4. was
Cevabı göster

be

Dilbilgisi

amaç bildiren so as to + fiilin yalın hâli

So as to + fiilin yalın hâli amaç ifade eder. Burada bu özleme başvurma eylemini amacıyla, yani daha yabancı ama daha yararlı olguları reddetmekle bağlar. Reject fiilinin örtük öznesi hâlâ ana cümlenin öznesi olan we'dir. Sonuç bildiren so veya therefore anlamına gelmez. So as to ifadesini zihninizde in order to ile değiştirebilirsiniz; ikisi de “hangi amaçla?” sorusunu yanıtlar.

Alıştırma

Cümleyi yukarıda öğretilen üç kelimelik amaç ifadesiyle tamamlayın: “The museum added clear signs ____ help visitors find the exit.”

Cevabı göster

so as to

A defense of emotional honesty

4:14

Duygusal dürüstlüğün savunulmasının

has nothing to do with high-minded morality. Kalıp ifadeler

4:16

yüce ahlakla hiçbir ilgisi yoktur.

Kalıp ifadeler

has nothing to do with: bir bağlantıyı reddetmek

has nothing to do with, “... ile hiçbir ilgisi olmamak” anlamına gelir. Özne bir şeyi, with'ten sonraki isim öbeği ise bağlantısı reddedilen diğer şeyi gösterir. Bu cümlede yazar, duygusal dürüstlüğü savunmanın yüce ahlaki ilkelere dayandığı düşüncesini reddeder. to do with bölümünü have ... to do with kalıbının bir parçası olarak düşünün; bunu “yapacak hiçbir şeyi olmamak” anlamındaki have nothing to do ile karıştırmayın. Bu kalıp, varsayılan bir bağlantıyı düzeltmek için kullanışlıdır: X has nothing to do with Y.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “hiçbir ilgisi yoktur” anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: Her decision ____ the office rumor.

Cevabı göster

has nothing to do with

It's ultimately cautionary and egoistic.

4:19

Nihayetinde uyarıcı ve bencilcedir.

We need to tell ourselves a little bit more of the truth

4:22

Kendimize gerçeği biraz daha fazla söylemeliyiz

because we pay too high a price for our lies. Deyimler

4:25

çünkü yalanlarımız için çok yüksek bir bedel ödüyoruz.

Deyimler

pay too high a price for: kabul edilemeyecek kadar ağır sonuçlar

pay too high a price for burada mecazidir. Bir şey yüzünden kabul edilebilir olandan daha ciddi veya zararlı sonuçlara katlanmak demektir. Price gerçek bir ödeme değildir; for'dan sonraki sözler eylemi ya da nedeni belirtir. Doğal sözcük dizilişi pay too high a price şeklindedir; pay a too high price değildir. Too, bir sınır değerlendirmesi ekler: bedel kabul edilebilir düzeyi aşar. Burada konuşan kişi, kendimize söylediğimiz yalanların aşırı kişisel zarara yol açtığını söyler.

Alıştırma

Bir şirket, zarara yol açabilecek bir kestirme yol düşünüyor. Hangi cümle sonuçların kabul edilebilir olandan daha ciddi olabileceğini belirtir?

  1. We may pay the price for taking this shortcut.
  2. We may pay a high price for taking this shortcut.
  3. We may pay too high a price for taking this shortcut.
Cevabı göster

We may pay too high a price for taking this shortcut.

Through our self-deceptions,

4:29

Kendimizi kandırarak,

we cut ourselves off from possibilities of growth. Öbek fiiller

4:30

kendimizi büyüme olasılıklarından koparırız.

Öbek fiiller

cut ourselves off from: kişinin kendisini uzaklaştırması

Cut oneself off from, kişinin kendisini bir kişiden, gruptan, kaynaktan veya fırsattan uzaklaştırması ya da koparması demektir. Burada dönüşlü zamir ourselves, engeli insanların kendilerinin oluşturduğunu gösterir; from ise erişilemez hâle gelen şeyi tanıtır. Bu ifade fiziksel olarak kesmek anlamına gelmez. Bağlantıyı veya erişimi zorlaştırmayı ya da imkânsız hâle getirmeyi anlatır. Bu cümlede kendini kandırma, gelişme fırsatlarına erişimi engeller.

Alıştırma

Cümleyi cut oneself off from ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After she stopped answering calls and messages, Lena ____ her closest friends.

Cevabı göster

cut herself off from

We shut off large portions of our minds

4:33

Zihnimizin büyük bir kısmını kapatırız

and end up uncreative, tetchy and defensive, Öbek fiiller

4:36

ve yaratıcılıktan uzak, alıngan ve savunmacı bir hale geliriz,

Öbek fiiller

end up uncreative, tetchy and defensive: end up + sıfatlar

End up + sıfat, bir süreçten sonra ulaşılan son durumu anlatır; bu sonuç çoğu zaman planlanmamış veya istenmemiştir. Burada uncreative, tetchy ve defensive, end up ifadesini tamamlayan ve birbirine bağlanan üç sıfattır. Bu sıfatlardan önce be kullanmak gerekmez; end up uncreative doğal bir İngilizce yapıdır. Tetchy kolayca sinirlenen anlamına gelir. Bu nedenle sıfatlar, süreç sonucunda oluşan zihinsel ve duygusal durumu anlatır.

Alıştırma

Planlanmamış son durumu göstermek için cümleyi end up ile tamamlayın: If we skip sleep for several nights, we may ____ exhausted and irritable.

Cevabı göster

end up

while others around us have to suffer our irritability,

4:39

bu arada çevremizdekiler bizim sinirliliğimize,

gloom, manufactured cheerfulness, Kelime

4:41

kasvetimize, yapay neşemize

or defensive rationalizations.

4:44

veya savunmacı mantığa bürüme hallerimize katlanmak zorunda kalır.

Kelime

manufactured cheerfulness: içten değil, sahnelenmiş neşe

Burada manufactured, doğal biçimde hissedilen değil, bilinçli olarak yaratılan ya da sergilenen anlamındadır. Cheerfulness ifadesini fabrikada üretilmiş bir şey gibi değil, sahnelenmiş ve samimiyetsiz bir neşe gibi gösterir. Bu ifade, başkalarının katlanmak zorunda kaldığı davranışlar arasında yer alır; dolayısıyla olumlu görünen bu neşe aslında eleştirel biçimde sunulur. Daha genel olarak manufactured bir duygu, görüş veya toplumsal tepkinin önünde kullanıldığında, birinin onu bilerek oluşturduğunu düşündürür.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: The manager greeted us with manufactured warmth. manufactured warmth büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Çaba göstermeden doğal biçimde ortaya çıkan dostça bir duygu
  2. Bir makinenin ürettiği ısı
  3. Gerçekten hissedilmek yerine bilinçli olarak sergilenen sıcaklık
Cevabı göster

Gerçekten hissedilmek yerine bilinçli olarak sergilenen sıcaklık

Our neglect of the awkward sides of ourselves

4:46

Kendimizin tuhaf yanlarını ihmal etmemiz

buckles our very being, Deyimler

4:49

bizzat varlığımızı büker,

emerging as insomnia or impotence,

4:51

uykusuzluk veya iktidarsızlık olarak ortaya çıkar,

stuttering or depression,

4:53

kekemelik veya depresyon,

revenge for all the thoughts we've been so careful not to have. Deyimler

4:55

sahip olmamaya bu kadar özen gösterdiğimiz tüm düşüncelerin intikamı olarak.

Deyimler

buckles our very being: bütün benliğin baskı altında çökmesi

Buckle, baskı altında eğilmek, çökmek veya dayanamayıp geri çekilmek anlamına gelebilir. buckles our very being ifadesinde güçlü bir mecazdır: kendimizin bazı yönleriyle yüzleşmeyi reddetmek, bütün zihinsel ve fiziksel benliğimize zarar verecek kadar büyük bir baskı oluşturur. Our very being etki alanını güçlendirir. Burada very, şeyin tam kendisi veya özü anlamına gelir; dolayısıyla ifade geçici bir duyguyu değil, en derin ve bütün varlığımızı anlatır.

Alıştırma

Örnekte buckles our very being ne anlama gelir?

  1. Küçük bir tercihi kısa süreliğine değiştirir.
  2. Bütün benliğimizi ciddi biçimde zorlar ve ona zarar verir.
  3. Bedenimizi bir tokayla güvenli biçimde bağlar.
Cevabı göster

Bütün benliğimizi ciddi biçimde zorlar ve ona zarar verir.

Deyimler

revenge for all the thoughts we've been so careful not to have: mecazi bir intikam

Burada revenge, kişileştirmeye dayalı mecazi bir kullanımdır. Belirtiler, kaçınılan düşünceler kişiden öç alıyormuş gibi sunulur; bilinçli bir intikam alan ya da kasıtlı bir eylem yoktur. Bu ifade, daha önce sıralanan belirtileri bastırılmış olanın zararlı biçimde geri dönmesi olarak özetler. Bu, yazarın nedensel yorumudur; bu tür bütün belirtilerin bastırmadan kaynaklandığını kanıtlayan tıbbi bir tanı değildir.

Alıştırma

'The flooded basement felt like the house's revenge for years of ignored repairs,' cümlesinde revenge ne anlama gelir?

  1. Evin gerçekten planladığı bir misilleme eylemi
  2. Evin düzenli onarılması karşılığında verilen bir ödül
  3. Zararlı bir sonucu anlatmanın canlı ve mecazi bir yolu
Cevabı göster

Zararlı bir sonucu anlatmanın canlı ve mecazi bir yolu

Self-knowledge isn't a luxury so much as a precondition Dilbilgisi

5:00

Kendini bilmek bir lüksten ziyade bir ön koşuldur

for a measure of sanity and inner comfort.

5:04

bir nebze akıl sağlığı ve iç huzuru için.

Dilbilgisi

isn't a luxury so much as a precondition: A’dan çok B

Not A so much as B, bir yargıyı düzelten yapıdır. Genellikle A’yı tamamen silmez; B’nin daha doğru veya daha önemli tanım olduğunu belirtir. Bu cümlede self-knowledge, isteğe bağlı bir lüks olmaktan çıkarılıp gerekli bir ön koşul olarak yeniden sınıflandırılır. Buradaki so much as iki tanımı birbirine bağlar; miktar anlatmaz.

Alıştırma

“A daha az doğru, B daha doğru” anlamındaki hedef yapıyı tamamlayın: The delay wasn't a technical problem ____ a communication failure.

Cevabı göster

so much as

If you liked this film,

5:10

Bu videoyu beğendiyseniz,

please subscribe to our channel and click the bell icon

5:11

lütfen kanalımıza abone olun ve zil simgesine tıklayarak

to turn on notifications.

5:14

bildirimleri açın.