İsimler: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
934 kelime 131 kel/dk

Video özeti: Adlar kişisel, hukuki, dilsel ve toplumsal araçlar olarak inceleniyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil bilgisi ve cümle kalıplarında he'd rather have had, would rather have ve geçmiş zaman ortacı kullanır; öğrenci he'd biçimini he would olarak tanır ve gerçekleşmemiş geçmiş tercihi anlatır. 2. Phrasal verb konusunda went off, ve turn it off. alarmın çalmasıyla kapatılmasını karşılaştırır; öğrenci off anlamını fiil ve bağlamdan çıkarır. 3. Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamında sticks and stones may break my bones, anlatıcının yeniden yazdığı tanınmış bir sözü hatırlatır; öğrenci göndermeyi ve teknik parodiyi anlar.

Bu derste

Hey Vsauce,

0:01

Selam Vsauce,

my name is Michael.

0:02

benim adım Michael.

And my name is Kevin.

0:04

Benim adım da Kevin.

Names.

0:06

İsimler.

Humans give each other names,

0:08

İnsanlar birbirlerine isim verir,

but so do dolphins. Dilbilgisi

0:11

ama yunuslar da öyle.

Dilbilgisi

So + yardımcı fiil + özne: “so do dolphins”

“So do dolphins” ifadesindeki so, “bu yüzden” anlamına gelmez. Burada “de/da” anlamını taşır ve önceki olumlu ifadenin geçerli olduğu başka bir özneyi tanıtır. Yapı so + uygun yardımcı fiil + özne şeklindedir. Burada do, give each other names ifadesinin yerini alarak yüklemin tamamının tekrar edilmesini önler: insanlar birbirlerine ad verir ve yunuslar da bunu yapar.

Alıştırma

Cümleyi so + doğru yardımcı fiille tamamlayın: “Nora works remotely, and ____ her manager.”

Cevabı göster

so does

They use whistle sounds

0:13

İsim olarak ıslık sesleri kullanırlar

and will respond to their whistle name even when produced by a dolphin they don't know.

0:15

ve bu ıslık ismini tanımadıkları bir yunus çıkarsa bile karşılık verirler.

Personal names personalize things,

0:21

Kişisel isimler varlıkları kişiselleştirir;

signifying that the named thing is capable of feeling,

0:25

isim verilen varlığın hissedebildiğini,

that it's worthy of empathy. Kalıp ifadeler

0:29

empatiyi hak ettiğini gösterir.

Kalıp ifadeler

Worthy of + isim: “worthy of empathy”

“Worthy of empathy”, empatiyi veya empatik bir karşılığı hak etmek anlamına gelir. Cümlede bu ifade, adlandırılan varlığın duygularının kabul edilmeyi hak ettiğini belirten bir değerlendirme yapar. Worthy bir sıfattır ve burada worthy of + isim yapısını izler. Of edatı zorunludur: worthy of empathy, worthy of attention, worthy of respect.

Alıştırma

Cümleyi worthy ve onun gerektirdiği edatla tamamlayın: “Her contribution is ____ recognition.”

Cevabı göster

worthy of

The United Nations Convention on the Rights of the Child

0:32

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme,

has declared that every human child born on Earth

0:35

Dünya'da doğan her çocuğun

has the right to a name. Kalıp ifadeler

0:39

bir isme sahip olma hakkı olduğunu ilan etmiştir.

Kalıp ifadeler

the right to a name: bir hakka sahip olmayı ifade etmek

the right to a name ifadesinde right, yasal veya ahlaki bir hakkı belirten isimdir. Cümle, bir isme sahip olmanın yalnızca yararlı ya da alışılmış bir şey değil, her çocuğun sahip olmaya hakkı bulunan bir şey olduğunu söyler. Buradaki to, right ile a name isim öbeğini bağlayan bir edattır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp have the right to + isimdir; örneğin have the right to education.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz hak ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Under the policy, every child has ____ education.

Cevabı göster

the right to

Every country on Earth has ratified the treaty Kelime

0:41

Dünya'daki tüm ülkeler bu sözleşmeyi onayladı,

except for three:

0:45

üçü hariç:

South Sudan, the newest country on Earth,

0:47

Dünya'nın en yeni ülkesi Güney Sudan,

Somalia, which has no central government,

0:49

merkezî bir hükümeti olmayan Somali

and the United States.

0:52

ve Amerika Birleşik Devletleri.

Kelime

ratified the treaty: resmî hukuki onay

ratified the treaty ifadesindeki ratified, bir anlaşma için gereken resmî hukuki veya anayasal onay sürecinin tamamlandığı anlamına gelir. Hukuk ve diplomasiye ait teknik bir fiildir; yalnızca agreed sözcüğünün daha resmî görünen bir eş anlamlısı değildir. Bir ülke anlaşmayı önce imzalayıp daha sonra gerekli iç hukuk süreciyle onaylayabilir. Onaylama genellikle devletin anlaşmayla bağlı olmayı resmen kabul ettiğini gösterir; ancak anlaşmanın gerçekten yürürlüğe girmesi yine kendi kurallarına bağlı olabilir.

Alıştırma

Gerekli resmî onay sürecini tamamlayan bir ülkeyi hangi seçenek doğru biçimde açıklar?

  1. ratified the treaty — resmî onay tamamlandı
  2. signed the treaty — yalnızca imzayla resmî onay tamamlandı
  3. agreed to the treaty — hukuki onay otomatik olarak tamamlandı
Cevabı göster

ratified the treaty — resmî onay tamamlandı

Why?

0:56

Neden?

Well,

0:58

Şöyle ki,

some organizations inside the United States

0:59

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bazı kuruluşlar,

believe that the US shouldn't have to listen to another authority. Dilbilgisi

1:02

ABD'nin başka bir otoriteyi dinlemek zorunda olmaması gerektiğine inanıyor.

Dilbilgisi

shouldn't have to + fiil

Shouldn't have to, konuşanın görüşüne göre birinden bir şeyi yapmasının istenmemesi gerektiğini belirtir. Yapı should not + have to + fiilin yalın hâlidir; burada yalın fiil listen'dır. Bu cümlede kuruluşlar, ABD'nin başka bir otoriteye uyma yükümlülüğünün mantıksız veya gereksiz olacağını söylüyor. Cümle onların görüşünü aktarır; başka bir otoriteye uymanın yasak olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve haksız bir gerekliliği eleştiren üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “This fee is unreasonable; students ____ pay it.”

Cevabı göster

shouldn't have to

And the treaty prohibits the death penalty for children.

1:07

Ayrıca sözleşme, çocuklara ölüm cezası verilmesini yasaklıyor.

It's a moot point now, Deyimler

1:13

Artık pratikte bir önemi yok,

but up until 2005, Kalıp ifadeler

1:15

ama 2005'e kadar

22 states allowed children to be executed for crimes.

1:16

22 eyalet, suç işleyen çocukların idam edilmesine izin veriyordu.

Deyimler

a moot point: pratik önemini yitirmiş konu

Bu bağlamda a moot point, koşullar değiştiği için artık pratik bir etkisi olmayan konudur. Konu bir zamanlar önemli olmuş olabilir, ancak şimdi tartışılması mevcut durumu değiştiremez. İfade, It's a moot point now cümlesinde be fiilinden sonra gelir. Buradaki now, önceki yasa ile günümüzdeki gerçeklik arasındaki karşıtlığı gösterir; anlatıcı yalnızca konunun tartışmalı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “artık pratik bir önemi olmayan” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “The event has been canceled, so where we would have parked is now a ____.”

Cevabı göster

moot point

Kalıp ifadeler

up until: bir bitiş noktasına kadar sürme

Up until, 2005 yılını daha önce devam eden bir durumun bitiş noktası olarak gösterir. Buradaki durum, 22 eyaletin çocukların işledikleri suçlar nedeniyle idam edilmesine izin vermesiydi. Up, until ifadesini vurgular. Bu ifade bitiş noktasından önceki dönemi gösterir; durumun 2005 yılında başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi tamamlayın: The pool stayed open ___ midnight. Durumun bitiş noktasına kadar devam ettiğini gösteren ifadeyi seçin.

  1. up until
  2. since
  3. from
Cevabı göster

up until

The United States follows the treaty now,

1:23

ABD şu anda sözleşmeye uyuyor,

but won't promise to always do so. Dilbilgisi

1:25

ama buna her zaman uyacağına söz vermiyor.

Dilbilgisi

do so: daha önce belirtilen bir eylemin yerine geçme

Do so, az önce belirtilen bir eylemin yerine geçer. Bu cümlede do so, follow the treaty anlamındadır; böylece eylemin tamamı tekrar edilmez. Zamanı göstermek için do sözcüğünün biçimini değiştirin veya onu will ve can gibi sözcüklerden sonra kullanın: did so, will do so, can do so. So, bir görüşe ya da önceki durumun tamamına değil, eyleme gönderme yapar.

Alıştırma

Tie his shoes ifadesini tekrarlamamak için do so ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: The coach asked Leo to tie his shoes, and Leo ____ right away.

Cevabı göster

did so

Dunce is a bad name to be called, Anlatım akışı

1:29

Size dunce, yani “aptal” denmesi kötü,

but an even worse name to be the origin of.

1:33

ama isminizin bu kelimeye kaynaklık etmesi daha da kötü.

Anlatım akışı

“Böyle çağrılmak kötü” ... “adının buna kaynak olması daha kötü”

Cümlenin iki yarısı a ... name to be... biçimindeki paralel kalıbı kullanır. İlk yarıda name, aşağılayıcı dunce hitabını belirtir. İkinci yarıda ise name, dunce sözcüğünün tarihsel olarak türediği Duns Scotus'un kişisel adını anlatır. But ve even worse ikinci düşünceyi daha kötü bir düzeye taşır: hakarete uğramak kötüdür, fakat insanın kendi adının bu hakaretin kaynağı olması daha kötüdür. Tekrarlanan name sözcüğü farklı bir görev kazanarak espriyi oluşturur. Benzer cümlelerde paralel ifadeler ve karşılaştırma belirteçleri hem artan bir karşıtlığa hem de sözcük oyununa işaret edebilir.

Alıştırma

Cümledeki temel sözcük oyununu ne oluşturuyor?

  1. İlk name aşağılayıcı bir hitaptır; ikincisi ise bu hitabın kaynağı hâline gelen bir kişinin adını belirtir.
  2. Her iki name de bir bilgine verilen resmî unvan anlamındadır.
  3. Cümle, dunce diye çağrılmanın bu sözcüğü yaratmaktan daha kötü olduğunu söyler.
Cevabı göster

İlk name aşağılayıcı bir hitaptır; ikincisi ise bu hitabın kaynağı hâline gelen bir kişinin adını belirtir.

Meet Duns Scotus,

1:36

Karşınızda Duns Scotus,

born in 1266.

1:38

1266 doğumlu.

Popular in his time,

1:41

Kendi döneminde sevilen biriydi,

later scholars looked down on his teachings as clever, Öbek fiiller

1:43

ama sonraki akademisyenler öğretilerini zekice bulsalar da

but wrong.

1:47

yanlış diyerek küçümsediler.

Öbek fiiller

looked down on: bir şeyi aşağı görmek

Looked down on, look down on ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir kişiyi ya da şeyi aşağı, değersiz veya saygıya layık değil görmek anlamına gelir. Burada sonraki bilginler onun öğretilerine küçümseyici bir tutumla yaklaşmıştır. Sözcükler tek bir birim olarak çalışır: look down on + isim veya zamir. Nesne on sözcüğünden sonra gelir; bu nedenle looked down on his teachings gözlerin yönünü anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “aşağı görmek” anlamındaki üç sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: Some students ____ classmates who ask for help, but that attitude is unfair.

Cevabı göster

look down on

They were so critical,

1:48

O kadar acımasızca eleştirdiler ki,

in fact,

1:49

hatta

they took Duns and turned his name into a noun Öbek fiiller

1:49

Duns adını alıp bir cins isme dönüştürdüler

meaning a stupid person,

1:53

ve ona aptal kişi anlamını verdiler:

a dunce.

1:56

dunce.

Öbek fiiller

turned his name into a noun ifadesinde turn A into B

Turn A into B, A'nın B hâline gelmesine neden olmak demektir. Bu cümlede his name nesne olan A, a noun ise sonuç olan B'dir: bir kişinin özel adı cins isme dönüştürülmüştür. Nesne, turn ile into arasına gelmelidir: turn his name into a noun. Bu kalıp fiziksel, işlevsel veya soyut değişimleri anlatabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi turn A into B kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The designer ____ the old warehouse ____ a community library.

Cevabı göster

turned · into

Perhaps he'd rather have had the longest name ever, Dilbilgisi

1:57

Belki de gelmiş geçmiş en uzun isme sahip olmayı tercih ederdi,

a record held by a man born in 1904

2:01

bu rekor 1904 doğumlu bir erkeğe aitti

whose name was 746 letters long. Dilbilgisi

2:03

ve ismi 746 harf uzunluğundaydı.

Dilbilgisi

he'd rather have had ifadesinde would rather have + geçmiş zaman ortacı

Would rather have + geçmiş zaman ortacı, artık değiştirilemeyecek geçmiş bir durumla ilgili tercihi ifade eder ve çoğu zaman gerçekleşmemiş bir alternatifi sunar. he'd rather have had içinde he'd, he would anlamına gelir; have had tamamlanmış yapıdır ve nesnesi the longest name ever ifadesidir. Bu ifade geçmişe bakar: o böyle bir ada sahip değildi, ancak konuşmacı mizahi biçimde böyle bir ada sahip olmanın daha iyi olabileceğini hayal eder.

Alıştırma

Cümleyi would rather have ve book fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Looking back, we ____ a smaller hotel.

Cevabı göster

would rather have booked

Dilbilgisi

746 letters long ölçü yapısı

746 letters long ifadesinde sayı ve birim, adın uzunluğunu ölçer: ad 746 harf içerir. Burada ölçülen, yazılı harflerin sayısıdır; adı söylemenin ne kadar sürdüğü değildir. be gibi bir bağ fiilinden sonra özne + be + miktar + birim + long yapısı kullanılır. Ölçü ifadesi long sözcüğünden önce gelir ve miktar birden büyükse birim çoğul olur: The name was 746 letters long.

Alıştırma

Tam olarak üç sözcük ve quantity + unit + long yapısını kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: The new rope is ____. It measures exactly twelve meters from end to end.

Cevabı göster

twelve meters long

You can listen to someone pronounce the entire name on Wikipedia.

2:07

Wikipedia'da birinin bu ismin tamamını söyleyişini dinleyebilirsiniz.

What can't a name be?

2:12

Bir isim ne olamaz?

Mononymous people only use one name.

2:15

Tek adlı kişiler yalnızca bir isim kullanır.

You can name your kid Apple or North or Moon Unit.

2:18

Çocuğunuza Apple, North ya da Moon Unit adını verebilirsiniz.

You can name your kid Football,

2:23

Çocuğunuza Football adını da verebilirsiniz,

but not everywhere.

2:25

ama her yerde değil.

Some countries require parents to submit their children's names to the government for approval. Kalıp ifadeler

2:26

Bazı ülkelerde ebeveynler, onay için çocuklarının isimlerini devlete sunmak zorundadır.

Kalıp ifadeler

Resmî submit ... to ... for approval yapısı

submit something to an authority for approval yapısı, bir şeyin kabul veya reddedilmesi için karar verme yetkisi olan bir kuruma resmî olarak verilmesini anlatır. Burada their children's names sunulan unsurdur, the government teslim alan yetkili kurumdur ve for approval sunma amacını belirtir. Submit, unsurun inceleme sürecine girdiğini anlatır; onayın zaten verildiği anlamına gelmez. Sunulan çocukların kendileri değil, onlar için önerilen adlardır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi submit something to an authority for approval yapısıyla tamamlayın: Please ____ the revised budget to the finance committee ____.

Cevabı göster

submit · for approval

New Zealand enforces a policy

2:32

Yeni Zelanda'nın uyguladığı politikaya göre

in which names must not cause offense to a reasonable person, Kalıp ifadeler

2:34

isimler makul bir insanı gücendirmemeli,

not be unreasonably long,

2:38

makul olmayacak kadar uzun olmamalı

and should not resemble an official title or rank.

2:40

ve resmî bir unvanı ya da rütbeyi andırmamalıdır.

Kalıp ifadeler

cause offense to a reasonable person: makul bir kişiyi rencide etmek

Bu politikada cause offense to, “birinin aşağılanmış, sarsılmış ya da ciddi biçimde rahatsız hissetmesine yol açmak” demektir. Offense burada adın doğurduğu tepkiyi anlatır; mutlaka bir suça işaret etmez. A reasonable person, nesnel bir ölçüt olarak kullanılan, varsayımsal sıradan ve sağduyulu bir toplum üyesidir. Bu iki ifade birlikte, politikanın belirli bir kişinin kişisel hoşnutsuzluğu yerine toplumda oluşması beklenen incinmeyi değerlendirmesini sağlar.

Alıştırma

Nesnel bir ölçüt kullanan resmî bir politika için en uygun cümle hangisidir?

  1. A public sign must not commit an offense to a reasonable person.
  2. A public sign must not cause offense to a reasonable person.
  3. A public sign must not make one particular person dislike it.
Cevabı göster

A public sign must not cause offense to a reasonable person.

For example,

2:44

Örneğin,

their courts recently forbid a mother from naming her child Sex Fruit. Dilbilgisi

2:45

mahkemeler kısa süre önce bir annenin çocuğuna Sex Fruit adını vermesini yasakladı.

Dilbilgisi

forbid a mother from naming her child: bir annenin çocuğuna ad vermesini yasaklamak

Yapı forbid + person + from + -ing şeklindedir: forbid a mother from naming. Yetkili bir makamın, kişinin from sonrasında belirtilen eylemi yapmasına izin vermediğini anlatır. Yasaklanan kişi doğrudan forbid sözcüğünden sonra gelir ve from sonrasında fiilin -ing biçimi kullanılır. Böylece hem yasağın uygulandığı kişi hem de yasaklanan eylem açıkça belirtilir.

Alıştırma

Kuralı forbid + person + from + -ing yapısıyla tamamlayın: The library ____ visitors ____ bringing food into the archive.

Cevabı göster

forbids · from

But New Zealand has allowed some unusual names.

2:50

Ama Yeni Zelanda bazı sıra dışı isimlere izin verdi.

Right now in New Zealand,

2:54

Şu anda Yeni Zelanda'da

there are children living whose names are officially

2:56

resmî isimleri şunlar olan çocuklar yaşıyor:

Violence,

2:59

Violence,

Midnight Chardonnay,

3:01

Midnight Chardonnay

and Number 16 Bus Shelter.

3:03

ve Number 16 Bus Shelter.

In 1996,

3:06

1996'da

a Swedish couple submitted their child's name for official approval,

3:08

İsveçli bir çift, çocuklarının ismini resmî onaya sundu:

Albin.

3:13

Albin.

But in protest of the naming laws in place at the time, Kalıp ifadeler

3:14

Ancak o dönemdeki isim yasalarını protesto etmek için

they spelled Albin like this.

3:17

Albin'i böyle yazdılar.

Kalıp ifadeler

in protest of: bir karşı çıkma eyleminin nedenini gösterme

In protest of + bir isim öbeği, “o şeye karşı çıkıldığını gösteren bir eylem olarak” anlamına gelir. Burada protest bir isimdir ve ifade, neden alışılmadık bir yazım seçtiklerini açıklar: bu seçim adlandırma yasalarına karşı çıkmak için yapılmıştır. of sonrasındaki isim öbeği protesto eden kişiyi değil, karşı çıkılan kuralı, kararı veya uygulamayı belirtir. İfadenin tamamı, açıkladığı eylemden önce veya sonra gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki ‘bir karşı çıkma eylemi olarak’ anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The players wore black armbands ____ the new rule.

Cevabı göster

in protest of

Kalıp ifadeler

in place at the time: o dönemde yürürlükte olan kurallar

In place, naming laws ifadesini niteler ve “resmî olarak oluşturulmuş ve yürürlükte” anlamına gelir. Yasaların fiziksel olarak bir yerde bulunduğu anlamına gelmez. At the time, bu durumu konuşulan geçmiş dönemle sınırlar. Bu nedenle the naming laws in place at the time, o dönemde geçerli olan yasaları ifade eder; cümle aynı yasaların bugün de geçerli olduğunu söylemez. Kuralları veya düzenlemeleri belirten bir isim + in place + zaman ifadesi şeklindeki bu kısa kalıp, belirli bir anda hangi sistemin geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki ‘o geçmiş dönemde yürürlükte olan’ anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The emergency procedures ____ did not include text alerts.

Cevabı göster

in place at the time

It wasn't accepted.

3:21

Kabul edilmedi.

In the United States,

3:24

Amerika Birleşik Devletleri'nde,

you can name your kid pretty much anything that doesn't include obscenity, Kalıp ifadeler

3:25

müstehcenlik içermediği sürece çocuğunuza neredeyse istediğiniz her ismi verebilirsiniz;

numerals, or symbols,

3:29

rakam veya sembol de içeremez,

Kalıp ifadeler

Pretty much anything: istisnalara açık geniş bir kapsam

Pretty much burada “neredeyse” veya “hemen hemen” anlamına gelir. Anything’den önce kullanıldığında kapsamı oldukça genişletir, ancak bu kapsamın mutlak olmadığını belirtir. Bu nedenle pretty much anything, az sayıda sınırlamaya yer bırakarak “neredeyse herhangi bir seçenek” demektir. Bu iki sözcüklü derece ifadesinde pretty, “güzel” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Birkaç istisna dışında neredeyse herhangi bir seçenek” anlamındaki gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: At the craft table, you can use ____ in this box, except the gold scissors.

Cevabı göster

pretty much anything

which means,

3:31

yani

as Carlton Larson points out, Anlatım akışı

3:32

Carlton Larson'ın belirttiği gibi,

you can't name your kid R2D2,

3:34

çocuğunuza R2D2 adını veremezsiniz,

Anlatım akışı

As Carlton Larson points out: sonraki gözlemi bir kaynağa atfetmek

As Carlton Larson points out, parantez niteliğinde bir kaynak gösterme kalıbıdır. Dinleyiciye sonraki gözlemin Carlton Larson’a ait olduğunu bildirirken gözlemin kendisini ana bilgi olarak bırakır. Burada as yaklaşık olarak “belirttiği gibi” anlamına gelir; point out ise fiziksel olarak işaret etmek değil, “ilgili bir gerçeğe dikkat çekmek” demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp As + source + points out, + clause şeklindedir.

Alıştırma

Örnekteki “as Carlton Larson points out” ifadesi ne işe yarar?

  1. Ardından gelen gözlemi Carlton Larson’a atfeder.
  2. Carlton Larson’ın fiziksel olarak R2D2’yi işaret ettiğini söyler.
  3. Konuşanın gözlemi kimin yaptığından emin olmadığını gösterir.
Cevabı göster

Ardından gelen gözlemi Carlton Larson’a atfeder.

but you could, say, Ton ve niyet

3:37

ama mesela

name your child Adolf Hitler,

3:39

Adolf Hitler adını verebilirsiniz;

Ton ve niyet

you could, say, ...: bir örnek sunmak

Burada say, “örneğin” anlamına gelir. Cümle içine eklenen bir söylem belirtecidir: Virgüller, olası bir örneği sunmak için cümleyi kısa süreliğine böldüğünü gösterir. Could, eylemi bir talimat veya öneri olarak değil, bir olasılık olarak sunar. you could, say, ... bütünüyle “olası bir örnek olarak şunu yapabilirdiniz...” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “örneğin” anlamındaki tek sözcüklü ara ifadeyle tamamlayın: You could, ____, choose the blue one.

Cevabı göster

say

which Heath and Deborah Campbell

3:42

Heath ve Deborah Campbell da

did in 2006.

3:44

2006'da tam olarak bunu yaptı.

Adolf Hitler Campbell made headlines in 2009 Kalıp ifadeler

3:47

Adolf Hitler Campbell, 2009'da manşetlere çıktı;

Kalıp ifadeler

made headlines: medyada büyük ilgi görmek

Made headlines, “haberlerde büyük ilgi gördü” anlamına gelir. Özne bir kişi, olay, keşif veya karar olabilir. Birinin gerçekten gazete başlıkları yazdığı anlamına gelmez ve haberin mutlaka gazetenin ilk sayfasında yer alması gerekmez. İfade, geniş veya dikkat çekici medya ilgisine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi “medyada büyük ilgi gördü” anlamındaki iki sözcüklü haber ifadesiyle tamamlayın: The unexpected discovery ____ around the world.

Cevabı göster

made headlines

after a bakery refused to put his name on a cake for his third birthday.

3:50

çünkü bir pastane, üçüncü yaş günü pastasına adını yazmayı reddetti.

Shortly afterwards,

3:56

Kısa bir süre sonra

child welfare officials took him and his other controversially named siblings Kültür

3:57

çocuk esirgeme yetkilileri onu ve tartışmalı isimlere sahip diğer kardeşlerini

away from their parents and placed them in foster care,

4:01

ebeveynlerinden alıp koruyucu aile yanına yerleştirdi

Kültür

çocuk koruma görevlileri ... koruyucu bakım

Burada child welfare officials, çocukların güvenliği veya bakımıyla ilgili bir sorun olduğunda onları korumaktan ve hizmetleri düzenlemekten sorumlu devlet ya da kurum uzmanlarını ifade eder. Bu ifade yalnızca çocukların iyiliğini düşünen herhangi bir kişiyi değil, çocuk koruma sistemi içinde görev yapan kişileri belirtir. Foster care, çocuk anne babasıyla yaşamadığı için devletin onu onaylı bakıcıların yanına veya denetlenen başka bir ortama yerleştirdiği geçici ya da devam eden bir bakım düzenidir. Bu cümlede took ... away from their parents and placed them in foster care, resmî olarak anne babadan ayırmayı ve ardından alternatif bakıma yerleştirmeyi anlatır; tek başına ayırmanın nedenini veya çocukların evlat edinildiğini göstermez.

Alıştırma

Bu cümlede foster care ifadesini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Çocuklar, onları evden alan görevliler tarafından kalıcı olarak evlat edinildi.
  2. Çocuklar, anne babalarının evi dışında resmî olarak düzenlenen bakıma yerleştirildi; bu, mutlaka evlat edinildikleri anlamına gelmez.
  3. Anne baba özel çocuk bakıcıları tuttu ve çocuklar evde yaşamaya devam etti.
Cevabı göster

Çocuklar, anne babalarının evi dışında resmî olarak düzenlenen bakıma yerleştirildi; bu, mutlaka evlat edinildikleri anlamına gelmez.

where they remain to this day. Kalıp ifadeler

4:04

ve bugün hâlâ oradalar.

Kalıp ifadeler

to this day: geçmişteki bir durumun şimdiye kadar sürmesi

To this day, bir durumun veya gerçeğin geçmişte başladığını ve anlatım anında hâlâ devam ettiğini ya da geçerli olduğunu belirtir. İfade, durumun uzunluğuna veya kalıcılığına özel bir vurgu katar. Burada remain devam eden durumu ifade eder; to this day ise önceki yerleştirmeyi anlatıcının şimdiki referans noktasıyla bağlar. Durumun video hazırlandıktan sonra da devam ettiğini garanti etmez.

Alıştırma

Geçmişte başlayan bir durumun şimdi de devam ettiğini belirten üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: She moved into the old house in 2010 and lives there ____.

Cevabı göster

to this day

His parents are self-identified Nazis, Kelime

4:07

Ebeveynleri kendilerini Nazi olarak tanımlıyor

Kelime

self-identified: kimlik kaynağını açıkça belirtmek

Bu cümlede self-identified, anne ve babanın kendilerinin Nazi olduklarını söyledikleri veya kendilerini böyle sundukları anlamına gelir. self- öneki, tanımlanan kişilerin bu kimliklendirmeyi yapan kaynak olduğunu gösterir; konuşanın bu kimliği bağımsız olarak belirlediği anlamına gelmez. Bu ifade bir atıf sınırı oluşturur: öne sürülen bir kimliği aktarır, ancak etiketi bağımsız olarak doğrulanmış bir gerçek gibi sunmaz. Bu ayrım, hassas siyasi veya toplumsal etiketlerde özellikle önemlidir.

Alıştırma

Bir haber metninde “self-identified activists” okura en kesin olarak ne anlatır?

  1. Muhabir bu kimliği bağımsız olarak doğruladı.
  2. Adı belirtilmeyen dış bir grup onlar için bu kimliği uydurdu.
  3. Aktivistler bu kimliği kendileri öne sürüyor veya böyle tanıtıyor.
Cevabı göster

Aktivistler bu kimliği kendileri öne sürüyor veya böyle tanıtıyor.

and they live in New Jersey,

4:11

ve New Jersey'de yaşıyorlar;

the latter of which makes them New Jerseyans. Dilbilgisi

4:14

bu da onları New Jerseyli yapıyor.

Dilbilgisi

the latter of which: iki unsurdan ikincisine gönderme yapmak

The latter of which, daha önce belirtilen iki unsurdan ikincisine gönderme yapar. Buradaki iki unsur, anne babanın kendilerini Nazi olarak tanımlaması ve New Jersey'de yaşamalarıdır; onları New Jerseyli yapan, ikinci gerçektir. The latter ikinci unsuru seçerken of which bu unsuru ek ve kısıtlayıcı olmayan bir açıklamaya bağlar. Bu resmî yapı, ikinci unsuru tekrar etmeyi önler: A and B, the latter of which + fiil....

Alıştırma

Belirtilen iki unsurdan ikincisini seçen resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The report mentions a tax increase and a hiring freeze, ____ could affect new graduates.

Cevabı göster

the latter of which

If they lived in Kansas, Dilbilgisi

4:17

Kansas'ta yaşasalardı

they'd be Kansan.

4:18

Kansaslı olurlardı.

Dilbilgisi

If they lived ... they'd be: ikinci koşul cümlesi

Bu cümlede If they lived in Kansas, bilinen mevcut durumun tersine hayal edilen bir şimdiki zaman koşulu kurar. Geçmiş biçim lived, şimdiki gerçekliğe olan uzaklığı gösterir; geçmişte gerçekten Kansas'ta yaşadıklarını anlatmaz. They'd be, they would be anlamına gelir ve hayal edilen sonucu verir. Aktarılabilir kalıp If + geçmiş zaman, would + fiilin yalın hâli şeklindedir: gerçek olmayan veya düşük ihtimalli bir mevcut koşulu sonucuna bağlamak için kullanılır.

Alıştırma

live ve speak fiillerini kullanarak gerçek dışı şimdiki zaman koşulunu tamamlayın: If Lena ____ in Rome, she ____ Italian every day.

Cevabı göster

lived · would speak

If they lived in New York,

4:20

New York'ta yaşasalardı

they'd be New Yorkers.

4:21

New Yorklu olurlardı.

If they lived in Utah,

4:23

Utah'ta yaşasalardı

they'd be Utahns.

4:24

Utahlı olurlardı.

A name based on where something is from

4:27

Bir şeyin nereli olduğuna dayanan isme

is called a demonym, Kelime

4:30

demonim denir;

Kelime

Demonym: bir yerin insanları için kullanılan ad

Demonym, bir yerle bağlantılı insanları veya o yerin sakinlerini adlandıran ve çoğu zaman yer adından türetilen bir sözcüktür. Bu cümlede New Yorker ve Kansan gibi adlandırmalar demonym örnekleridir. Bu terim coğrafi bağlantıyla ilgilidir. Yazılışına rağmen demonym, anlam bakımından demon sözcüğüyle ilişkili değildir.

Alıştırma

Bir yerin insanları için kullanılan adı belirten terimle tamamlayın: 'Londoner' is a ____.

Cevabı göster

demonym

which means that even names have names.

4:31

yani isimlerin bile isimleri vardır.

An endonym is a name given to a place by those who live there. Kelime

4:35

Endonim, bir yere orada yaşayanların verdiği isimdir.

An exonym is a name given to a place by those who live elsewhere.

4:39

Ekzonim, bir yere başka yerlerde yaşayanların verdiği isimdir.

Kelime

Endonym ile exonym arasındaki fark

Endonym, bir yer için orada yaşayan insanların veya yerel dil topluluğunun kullandığı addır. Exonym ise aynı yer için başka yerlerdeki insanların veya dil topluluklarının kullandığı farklı bir addır. Ayrım, adı kullanan kişilerle yer arasındaki ilişkiye dayanır. Adın resmî, nazik veya olumlu olup olmadığını göstermez.

Alıştırma

Bir şehrin yerel adı X'tir, ancak başka bir yerdeki dil topluluğu aynı şehir için farklı bir Y adı kullanır. Bu adlandırma ilişkisinde Y nedir?

  1. a nickname
  2. an exonym
  3. an endonym
Cevabı göster

an exonym

But my favorite name for a name is an auto-antonym, Kelime

4:44

Ama isimlere verilen isimler arasında en sevdiğim oto-antonimdir;

a word that can mean the opposite of its other meaning.

4:48

bu, diğer anlamının tam tersini de ifade edebilen bir kelimedir.

Kelime

auto-antonym: karşıt anlamlı tek bir sözcük

Auto-antonym, birbirine karşıt iki yerleşik anlama sahip tek bir sözcüktür. Contronym olarak da adlandırılır ve hangi anlamın kastedildiğini bağlam gösterir. İki farklı sözcükten oluşan bir karşıt anlam çifti değildir. Ayrıca yalnızca birden fazla anlama sahip olmaktan daha özel bir kavramdır: aynı sözcüğün ilgili iki anlamı birbirine karşıt olmalıdır.

Alıştırma

Hangi durum bir auto-antonym örneğidir?

  1. Bir sözcüğün birbirine karşıt iki anlamı vardır.
  2. İki farklı sözcüğün karşıt anlamları vardır.
  3. Bir sözcüğün ilişkili birkaç anlamı vardır, ancak hiçbiri diğerine karşıt değildir.
Cevabı göster

Bir sözcüğün birbirine karşıt iki anlamı vardır.

For example,

4:52

Örneğin,

the word off,

4:53

off kelimesi

which can mean both activated and deactivated.

4:55

hem etkinleştirilmiş hem de devre dışı bırakılmış anlamına gelebilir.

For instance,

4:59

Mesela,

the alarm went off, Öbek fiiller

5:00

alarm devreye girdi,

so we had to turn it off.

5:02

bu yüzden onu devreden çıkarmak zorunda kaldık.

Öbek fiiller

went off ile turn it off karşılaştırması

alarm went off ifadesindeki went off, “çaldı” veya “ses çıkarmaya başladı” anlamına gelir. Buradaki off, go off öbek fiilinin bir parçasıdır; alarmın durduğu anlamına gelmez. turn it off ifadesindeki turn off, “bir cihazın çalışmasını veya ses çıkarmasını durdurmak” anlamına gelir. Nesne zamiri it, turn ile off arasına gelir. Hangi anlamın kastedildiğini off tek başına değil, fiil ve durum belirler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz zıt anlamlı iki öbek fiille tamamlayın: When the smoke alarm ____, Maya pressed the button to ____.

Cevabı göster

went off · turn it off

You can track the distribution of your last name across the entire Earth

5:06

Soyadınızın tüm Dünya'daki dağılımını takip etmek için

using the Public Profiler

5:10

Public Profiler'ı kullanabilir

or visualize the popularity of the US's top 1,000 names over time.

5:13

ya da ABD'deki en popüler 1.000 ismin zaman içindeki popülerliğini görselleştirebilirsiniz.

Studies have shown that your name may influence your behavior. Anlatım akışı

5:21

Araştırmalar, isminizin davranışlarınızı etkileyebileceğini gösteriyor.

Anlatım akışı

Kanıt çerçevesi olarak Studies have shown that

Studies have shown that, iddiadan önce bir kanıt çerçevesi kurar. Dinleyiciye, ardından gelen düşüncenin önceki araştırmalarla desteklendiğini bildirir ve iddianın kaynağını yalın bir ifadeye göre daha açık hâle getirir. Present perfect yapıdaki have shown, geçmiş araştırmaları şimdi ileri sürülen noktaya bağlar. Bu cümlede may, sonucun kesin değil olası olduğunu göstermeye devam eder; bu çerçeve tek başına nedensellik kurmaz veya tartışmayı sona erdirmez.

Alıştırma

Birikmiş araştırmaları günümüz açısından önemli göstermek için cümleyi dersteki kanıt çerçevesiyle tamamlayın: ____ regular breaks can improve concentration.

Cevabı göster

Studies have shown that

The name letter effect is a phenomenon in which people prefer Dilbilgisi

5:26

İsim-harf etkisi, insanların

words, events, other people,

5:29

kelimeleri, olayları, diğer insanları

and places

5:32

ve yerleri,

which contain letters similar to the letters inside their own name.

5:33

kendi isimlerindeki harflere benzer harfler içeriyorsa tercih etmesi olgusudur.

Dilbilgisi

A phenomenon in which: resmî bir tanım kalıbı

Burada a phenomenon in which resmî bir tanım başlatır. A phenomenon tanımlanan şeyi adlandırır; in which ise olgunun nasıl işlediğini veya onun içinde ne olduğunu açıklayan bir ilgi cümleciğini başlatır. in edatı which ile bir bütün oluşturur ve “bu olgunun içinde” ilişkisini ifade eder. Tek başına which’in vermediği bir ilişki eklediği için yapı resmî ve yapısal olarak kesindir.

Alıştırma

Hedef kalıpla resmî tanımı tamamlayın: Social proof is ____ people copy the actions of others when they are unsure what to do.

Cevabı göster

a phenomenon in which

Measuring a person's preference for such letters

5:38

Bir kişinin bu tür harflere olan eğilimini ölçmenin

has been shown to be a good gauge of self-esteem. Kalıp ifadeler

5:41

öz saygıyı değerlendirmek için iyi bir ölçüt olduğu gösterilmiştir.

Kalıp ifadeler

A good gauge of: yararlı bir gösterge

Gauge sözcüğü gerçek anlamıyla bir şeyi ölçmek için kullanılan aleti belirtir. a good gauge of içinde ise mecazi anlamdadır: bir gözlem veya sonuç, soyut bir niteliğin yararlı bir göstergesidir. Good, kusursuzluğu değil, makul bir güvenilirliği ifade eder. Cümle, harf tercihinin öz saygı hakkında bilgi sağlayabileceğini söyler; tam bir ölçüm yapıldığını veya doğrudan bir neden bulunduğunu iddia etmez.

Alıştırma

“Bir şeyin yararlı göstergesi” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Repeat purchases can be ____ customer satisfaction.

Cevabı göster

a good gauge of

Richard Wiseman's Quirkology is a great read on this topic. Kelime

5:45

Richard Wiseman'ın Quirkology kitabı bu konuda harika bir eserdir.

Kelime

A great read: isim olarak read

a great read ifadesinde read, okuması keyifli veya okumaya değer yazılı bir eseri anlatan tekil ve sayılabilen bir isimdir. Burada Quirkology, bu konu hakkında okunmaya değer bir kitap olarak öneriliyor. Bu ifade okuma deneyimini değerlendirir; tek başına kitaptaki her iddianın doğru olduğunu söylemez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. İsim olan read sözcüğündeki /iː/ ile geçmiş zaman fiilindeki /ɛ/ sesine odaklanın.

  1. The novel is a great read.
  2. I read the novel last week.
Cevabı göster

The novel is a great read.

He mentions alphabetical discrimination.

5:49

Alfabetik ayrımcılıktan söz eder.

People with last names that begin with a letter near the end of the alphabet

5:52

Soyadı, alfabenin sonlarına yakın bir harfle başlayan kişiler

tend to rate themselves significantly less successful Dilbilgisi

5:57

kendilerini çok daha az başarılı görme eğilimindedir

than people with names that begin with a letter near the beginning of the alphabet,

6:02

soyadı alfabenin başlarına yakın bir harfle başlayan kişilere kıyasla;

Dilbilgisi

Tend to: kesinlik değil, genel bir eğilim

tend to + fiilin yalın hâli yapısında tend genel bir eğilimi belirtir: Bir şey sık sık olur veya olması muhtemeldir, fakat her seferinde gerçekleşmez. Bu cümlede grup karşılaştırmasını istisnasız bir kural değil, dikkatli biçimde ifade edilen bir eğilim yapar. Özne uzunsa ana fiil olarak tend sözcüğünü bulun: People with ... tend to rate....

Alıştırma

Hangi cümle istisnalara yer bırakarak genel bir örüntüyü dikkatli biçimde anlatır?

  1. Children tend to learn new songs quickly.
  2. Children intend to learn new songs quickly.
  3. Children will learn every new song quickly.
Cevabı göster

Children tend to learn new songs quickly.

Dilbilgisi

significantly less successful than: belirgin biçimde daha az başarılı

Significantly less successful than, less + sıfat + than yapısıyla daha düşük derece bildiren bir karşılaştırma kurar. Burada ilk gruptaki kişiler, kendi başarı düzeylerini ikinci gruptakilerden daha düşük değerlendirme eğilimindedir. Significantly, farkın küçük değil belirgin olduğunu söyleyerek karşılaştırmayı güçlendirir. Cümle öz değerlendirmeleri karşılaştırır; bir grubun nesnel olarak daha az başarılı olduğunu doğrudan iddia etmez.

Alıştırma

Anket cümlesini successful ile kurulan daha düşük derece karşılaştırmasıyla tamamlayın: In the survey, Group B rated itself significantly ____ Group A.

Cevabı göster

less successful than

perhaps because all their lives they've been put on the bottom of lists. Anlatım akışı

6:07

belki de hayatları boyunca listelerin en altında yer aldıkları için.

Anlatım akışı

perhaps because: belki de çünkü

Perhaps because, önceki gözlemi sonrasında gelen olası açıklamaya bağlar. Because nedeni belirtirken perhaps kesinliği azaltır ve bu nedeni yerleşmiş bir gerçek değil, bir varsayım olarak sunar. Bu ifade, bilgiyi önce bulgu, sonra temkinli açıklama gelecek şekilde düzenler. Burada listelerin altına yerleştirilmek yalnızca önerilen bir mekanizmadır; cümle araştırmanın bunu kanıtladığını söylemez.

Alıştırma

Dersin, doğrulanmamış bir nedeni belirten iki sözcüklü bağlayıcısıyla cümleyi tamamlayın: The plants grew more slowly, ____ they received less sunlight; the cause has not been confirmed.

Cevabı göster

perhaps because

Also fascinating is the fact that men and women with positive initials, Dilbilgisi

6:13

Olumlu baş harflere sahip kadın ve erkeklerin,

like ACE, HUG, or JOY,

6:18

örneğin ACE, HUG veya JOY,

live three to four and a half years longer than average.

6:23

ortalamadan üç ila dört buçuk yıl daha uzun yaşaması da büyüleyici.

Dilbilgisi

“Also fascinating is the fact that ...” yapısında öne alınmış tümleçli devriklik

“Also fascinating is the fact that ...” yapısında sıfat tümleci “fascinating”, baştan vurgulanması için “is” fiilinden önce getirilir. Dil bilgisel özne fiilden sonra gelir: “the fact that men and women ... live longer than average”. Temel sıra “The fact that ... is also fascinating.” şeklindedir. Tümleci öne almak, dikkat çekici başka bir gerçeği özenli ve resmî bir biçimde ekler; bu, öznesiz bir ünlem değildir.

Alıştırma

“fascinating” sözcüğünü vurgulamak için cümleyi resmî tümleç öne alma kalıbıyla yeniden yazın: The fact that the museum opens after dark is also fascinating. ____ the fact that the museum opens after dark.

Cevabı göster

Also fascinating is

But men with negative initials,

6:28

Ama olumsuz baş harflere sahip erkekler,

like PIG, BUM, or DIE,

6:30

örneğin PIG, BUM veya DIE,

die about three years earlier than average.

6:34

ortalamadan yaklaşık üç yıl daha erken ölüyor.

But interestingly,

6:39

Ancak ilginç bir şekilde,

women with negative initials don't show much difference.

6:40

olumsuz baş harflere sahip kadınlarda pek fark görülmüyor.

Half of all Americans share the same 1,712 last names.

6:44

Tüm Amerikalıların yarısı aynı 1.712 soyadını paylaşıyor.

1% of Americans have the last name Smith.

6:51

Amerikalıların %1'inin soyadı Smith.

In China,

6:55

Çin'de

85% share the same 100 last names.

6:56

nüfusun %85'i aynı 100 soyadını paylaşıyor.

200 last names cover 96% of the population in Vietnam,

7:00

Vietnam'da 200 soyadı nüfusun %96'sını kapsıyor,

40% of which have the same last name, Dilbilgisi

7:06

bu nüfusun %40'ı da aynı soyadını taşıyor:

Dilbilgisi

İlgi cümleciğinde bir alt grubu belirten “40% of which”

“40% of which” ifadesindeki “which”, 200 soyadına değil, “the population in Vietnam” ifadesine döner. “40% of which” miktar grubunun tamamı, tanımlayıcı olmayan ilgi cümleciğinin öznesidir; “have the same last name” ise nüfusun bu bölümünü açıklar. “miktar + of which + fiil” kalıbı, veri yazımında yeni bir cümle başlatmadan bütünden bir alt gruba doğrudan geçmeyi sağlar. Virgül, bunun nüfusu belirlemek için gerekli bilgi değil, ek bir istatistik olduğunu gösterir.

Alıştırma

Raporu tamamlamak için “30 percent” ve doğru ilgi sözcüğünü kullanın: The company inspected 800 devices, ____ needed repairs.

Cevabı göster

30 percent of which

this one.

7:10

işte bu.

Name calling can hurt people's feelings. Kelime

7:11

İnsanlara kötü isimler takmak duygularını incitebilir.

Kelime

Name calling: bir kişiye hakaret edici sıfatlarla saldırmak

Name calling, bir kişiye hakaret edici veya küçültücü sıfatlar takarak saldırmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada birinin adını normal biçimde söylemeyi veya seslenmeyi değil, zarar verici bir davranışı anlatır. Dikkati tartışılan konudan kişiye yöneltir. Tartışmalarda, okul çatışmalarında ve çevrim içi iletişimde bunu bir argüman biçimi olarak değil, kişisel saldırıya verilen olumsuz bir ad olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

Bir sınıf arkadaşına acımasız sıfatlarla saldırmayı doğru biçimde anlatan ifade hangisidir?

  1. naming a classmate
  2. calling someone's name
  3. name calling
Cevabı göster

name calling

It's at the very bottom of Graham's hierarchy of disagreement. Deyimler

7:14

Bu, Graham'ın anlaşmazlık hiyerarşisinin en alt basamağındadır.

Deyimler

Graham'ın anlaşmazlık hiyerarşisinin en altında

At the very bottom of, bir şeyi sıralı bir sistemin en alt düzeyine yerleştirir. Burada bottom mecazidir; fiziksel bir konumu değil, sıra veya kaliteyi belirtir. Graham's hierarchy of disagreement, bir argümana karşılık verme biçimlerini sıralar. Bu nedenle ifade, name calling davranışını en az içerikli ve en düşük kaliteli anlaşmazlık biçimi olarak değerlendirir; very ise en alt konum anlamını güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi en alt düzeyi gösteren ders ifadesiyle tamamlayın: In the quality ranking, this option sits ____ the list.

Cevabı göster

at the very bottom of

And at the end of the day, Deyimler

7:19

Günün sonunda

names are just words.

7:21

isimler yalnızca kelimelerdir.

Deyimler

Sonuç belirteci olarak at the end of the day

Bu cümlede at the end of the day, akşamı veya bir günün gerçek anlamda bitişini anlatmaz. Konuşanın ayrıntıları bir kenara bırakıp nihai ve genel bir değerlendirme sunduğunu belirtir: her şey düşünüldüğünde isimler yalnızca kelimelerdir. Cümlenin başında kullanıldığında tartışmayı sonuca bağlayarak bilgiyi düzenler. Konuşma dilinde ultimately veya all things considered ifadelerinin karşılığı olarak anlaşılabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “her şey düşünüldükten sonra” anlamındaki sonuç belirteciyle tamamlayın: ____, the safest choice is to wait for an adult.

Cevabı göster

At the end of the day

As the saying goes, Anlatım akışı

7:23

Deyişe göre,

sticks and stones may break my bones, Kültür

7:25

sopa ve taş kemiklerimi kırabilir,

Anlatım akışı

Atasözü tanıtmak için As the saying goes

As the saying goes, bilinen bir atasözü, özdeyiş veya geleneksel ifadeden önce kullanılan kalıplaşmış bir giriş yapısıdır. Buradaki goes, “yaygın olarak böyle söylenir” anlamındadır; “hareket eder” veya “ayrılır” anlamında değildir. Bu yapı, sıradaki sözlerin desteksiz yeni bir iddia değil, kültürel olarak paylaşılan bir ifade olduğunu önceden bildirerek bilgiyi düzenler. Bu örnekte dinleyicileri bilinen bir atasözünün başlangıcını ve daha sonra yapılabilecek değişiklikleri fark etmeye hazırlar.

Alıştırma

Hangi cümle, kaynak belirtmeden bilinen bir atasözünü doğal biçimde tanıtır?

  1. According to our teacher, honesty is the best policy.
  2. As the saying goes, honesty is the best policy.
  3. At the end of the day, honesty is the best policy.
Cevabı göster

As the saying goes, honesty is the best policy.

Kültür

Sticks and stones may break my bones: bilinen bir deyişin başlangıcı

“Sticks and stones may break my bones”, İngilizcedeki geleneksel bir çocuk deyişinin başlangıcıdır. Alışılagelen devamı “but words will never hurt me” şeklindedir. Hakaretlere karşı meydan okuyan bir yanıt olarak kullanılır ve fiziksel yaralanmayı, incitici sözlerin gücü olmadığı iddiasıyla karşılaştırır. Burada tanıdık başlangıç belirli bir devam beklentisi yaratır, ancak cümle normal sonun yerine sözcükleri gerçek anlamıyla ele alan teknik bir akıl yürütme getirir. Alıntıyı tanımak, sopa ve taşlarla gerçek bir saldırı hayal etmek yerine parodiyi anlamayı sağlar. Deyiş, olgusal bir bildirim değil, dirençli bir tavır ifade eder.

Alıştırma

Cümle farklı bir biçimde devam ettiğinde “sticks and stones may break my bones” başlangıcı İngilizce konuşan bir dinleyiciyi neden bir şakaya hazırlar?

  1. Kemikleri kırmak için gereken kuvvetle ilgili bilimsel bir kural belirtir.
  2. Beklenen sonunda sözlerden bahsedilen tanıdık bir deyişin başlangıcıdır.
  3. Konuşanın az önce sopa ve taşlarla saldırıya uğradığını bildirir.
Cevabı göster

Beklenen sonunda sözlerden bahsedilen tanıdık bir deyişin başlangıcıdır.

but words are merely the smallest element of language capable of containing meaning and isolation,

7:27

ama kelimeler yalnızca tek başına anlam taşıyabilen en küçük dil unsurudur

and as such could never directly produce the 4,000 newtons of force per square centimeter required to break bones. Anlatım akışı

7:32

ve bu yüzden kemikleri kırmak için gereken santimetrekare başına 4.000 newtonluk kuvveti asla doğrudan üretemez.

Anlatım akışı

As such: belirtilen bir niteliği sonucun dayanağı yapmak

Bu cümlede such, sözcüklerin dilin anlam taşıyan en küçük birimleri olarak önceki tanımına gönderme yapar. As such, “bu sıfatla” veya “belirtilen bu nitelik nedeniyle” anlamına gelir: önceki tanımı bir araya getirir ve sonraki iddianın dayanağı yapar. Bilgi düzeni şöyledir: önce bir tanım veya sınıflandırma belirtilir, ardından as such gelir ve sonra bir sonuç verilir. Bu bağlayıcı, bilerek sözcüğü sözcüğüne kurulan akıl yürütmenin biçimsel olarak titiz duyulmasını sağlar. Yorumlarken such sözcüğünün önceki hangi konumun veya niteliğin yerini tuttuğunu sorun.

Alıştırma

“Bu rolde” anlamına gelen iki sözcüklü bağlayıcıyla resmî cümleyi tamamlayın: Leo is the team captain and, ____, speaks for the players at official meetings.

Cevabı göster

as such

And as always,

7:41

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

7:43

izlediğiniz için teşekkürler.