İsimler: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Adlar kişisel, hukuki, dilsel ve toplumsal araçlar olarak inceleniyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Dil bilgisi ve cümle kalıplarında he'd rather have had, would rather have ve geçmiş zaman ortacı kullanır; öğrenci he'd biçimini he would olarak tanır ve gerçekleşmemiş geçmiş tercihi anlatır. 2. Phrasal verb konusunda went off, ve turn it off. alarmın çalmasıyla kapatılmasını karşılaştırır; öğrenci off anlamını fiil ve bağlamdan çıkarır. 3. Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamında sticks and stones may break my bones, anlatıcının yeniden yazdığı tanınmış bir sözü hatırlatır; öğrenci göndermeyi ve teknik parodiyi anlar.
Bu derste
So + yardımcı fiil + özne: “so do dolphins”
“So do dolphins” ifadesindeki so, “bu yüzden” anlamına gelmez. Burada “de/da” anlamını taşır ve önceki olumlu ifadenin geçerli olduğu başka bir özneyi tanıtır. Yapı so + uygun yardımcı fiil + özne şeklindedir. Burada do, give each other names ifadesinin yerini alarak yüklemin tamamının tekrar edilmesini önler: insanlar birbirlerine ad verir ve yunuslar da bunu yapar.
Alıştırma
Cümleyi so + doğru yardımcı fiille tamamlayın: “Nora works remotely, and ____ her manager.”
Cevabı göster
so does
and will respond to their whistle name even when produced by a dolphin they don't know.
0:15ve bu ıslık ismini tanımadıkları bir yunus çıkarsa bile karşılık verirler.
Worthy of + isim: “worthy of empathy”
“Worthy of empathy”, empatiyi veya empatik bir karşılığı hak etmek anlamına gelir. Cümlede bu ifade, adlandırılan varlığın duygularının kabul edilmeyi hak ettiğini belirten bir değerlendirme yapar. Worthy bir sıfattır ve burada worthy of + isim yapısını izler. Of edatı zorunludur: worthy of empathy, worthy of attention, worthy of respect.
Alıştırma
Cümleyi worthy ve onun gerektirdiği edatla tamamlayın: “Her contribution is ____ recognition.”
Cevabı göster
worthy of
The United Nations Convention on the Rights of the Child
0:32Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme,
the right to a name: bir hakka sahip olmayı ifade etmek
the right to a name ifadesinde right, yasal veya ahlaki bir hakkı belirten isimdir. Cümle, bir isme sahip olmanın yalnızca yararlı ya da alışılmış bir şey değil, her çocuğun sahip olmaya hakkı bulunan bir şey olduğunu söyler. Buradaki to, right ile a name isim öbeğini bağlayan bir edattır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp have the right to + isimdir; örneğin have the right to education.
Alıştırma
Derste öğrendiğiniz hak ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Under the policy, every child has ____ education.
Cevabı göster
the right to
ratified the treaty: resmî hukuki onay
ratified the treaty ifadesindeki ratified, bir anlaşma için gereken resmî hukuki veya anayasal onay sürecinin tamamlandığı anlamına gelir. Hukuk ve diplomasiye ait teknik bir fiildir; yalnızca agreed sözcüğünün daha resmî görünen bir eş anlamlısı değildir. Bir ülke anlaşmayı önce imzalayıp daha sonra gerekli iç hukuk süreciyle onaylayabilir. Onaylama genellikle devletin anlaşmayla bağlı olmayı resmen kabul ettiğini gösterir; ancak anlaşmanın gerçekten yürürlüğe girmesi yine kendi kurallarına bağlı olabilir.
Alıştırma
Gerekli resmî onay sürecini tamamlayan bir ülkeyi hangi seçenek doğru biçimde açıklar?
- ratified the treaty — resmî onay tamamlandı
- signed the treaty — yalnızca imzayla resmî onay tamamlandı
- agreed to the treaty — hukuki onay otomatik olarak tamamlandı
Cevabı göster
ratified the treaty — resmî onay tamamlandı
believe that the US shouldn't have to listen to another authority. Dilbilgisi
1:02ABD'nin başka bir otoriteyi dinlemek zorunda olmaması gerektiğine inanıyor.
shouldn't have to + fiil
Shouldn't have to, konuşanın görüşüne göre birinden bir şeyi yapmasının istenmemesi gerektiğini belirtir. Yapı should not + have to + fiilin yalın hâlidir; burada yalın fiil listen'dır. Bu cümlede kuruluşlar, ABD'nin başka bir otoriteye uyma yükümlülüğünün mantıksız veya gereksiz olacağını söylüyor. Cümle onların görüşünü aktarır; başka bir otoriteye uymanın yasak olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve haksız bir gerekliliği eleştiren üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “This fee is unreasonable; students ____ pay it.”
Cevabı göster
shouldn't have to
And the treaty prohibits the death penalty for children.
1:07Ayrıca sözleşme, çocuklara ölüm cezası verilmesini yasaklıyor.
22 states allowed children to be executed for crimes.
1:1622 eyalet, suç işleyen çocukların idam edilmesine izin veriyordu.
a moot point: pratik önemini yitirmiş konu
Bu bağlamda a moot point, koşullar değiştiği için artık pratik bir etkisi olmayan konudur. Konu bir zamanlar önemli olmuş olabilir, ancak şimdi tartışılması mevcut durumu değiştiremez. İfade, It's a moot point now cümlesinde be fiilinden sonra gelir. Buradaki now, önceki yasa ile günümüzdeki gerçeklik arasındaki karşıtlığı gösterir; anlatıcı yalnızca konunun tartışmalı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “artık pratik bir önemi olmayan” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “The event has been canceled, so where we would have parked is now a ____.”
Cevabı göster
moot point
up until: bir bitiş noktasına kadar sürme
Up until, 2005 yılını daha önce devam eden bir durumun bitiş noktası olarak gösterir. Buradaki durum, 22 eyaletin çocukların işledikleri suçlar nedeniyle idam edilmesine izin vermesiydi. Up, until ifadesini vurgular. Bu ifade bitiş noktasından önceki dönemi gösterir; durumun 2005 yılında başladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi tamamlayın: The pool stayed open ___ midnight. Durumun bitiş noktasına kadar devam ettiğini gösteren ifadeyi seçin.
- up until
- since
- from
Cevabı göster
up until
do so: daha önce belirtilen bir eylemin yerine geçme
Do so, az önce belirtilen bir eylemin yerine geçer. Bu cümlede do so, follow the treaty anlamındadır; böylece eylemin tamamı tekrar edilmez. Zamanı göstermek için do sözcüğünün biçimini değiştirin veya onu will ve can gibi sözcüklerden sonra kullanın: did so, will do so, can do so. So, bir görüşe ya da önceki durumun tamamına değil, eyleme gönderme yapar.
Alıştırma
Tie his shoes ifadesini tekrarlamamak için do so ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: The coach asked Leo to tie his shoes, and Leo ____ right away.
Cevabı göster
did so
but an even worse name to be the origin of.
1:33ama isminizin bu kelimeye kaynaklık etmesi daha da kötü.
“Böyle çağrılmak kötü” ... “adının buna kaynak olması daha kötü”
Cümlenin iki yarısı a ... name to be... biçimindeki paralel kalıbı kullanır. İlk yarıda name, aşağılayıcı dunce hitabını belirtir. İkinci yarıda ise name, dunce sözcüğünün tarihsel olarak türediği Duns Scotus'un kişisel adını anlatır. But ve even worse ikinci düşünceyi daha kötü bir düzeye taşır: hakarete uğramak kötüdür, fakat insanın kendi adının bu hakaretin kaynağı olması daha kötüdür. Tekrarlanan name sözcüğü farklı bir görev kazanarak espriyi oluşturur. Benzer cümlelerde paralel ifadeler ve karşılaştırma belirteçleri hem artan bir karşıtlığa hem de sözcük oyununa işaret edebilir.
Alıştırma
Cümledeki temel sözcük oyununu ne oluşturuyor?
- İlk name aşağılayıcı bir hitaptır; ikincisi ise bu hitabın kaynağı hâline gelen bir kişinin adını belirtir.
- Her iki name de bir bilgine verilen resmî unvan anlamındadır.
- Cümle, dunce diye çağrılmanın bu sözcüğü yaratmaktan daha kötü olduğunu söyler.
Cevabı göster
İlk name aşağılayıcı bir hitaptır; ikincisi ise bu hitabın kaynağı hâline gelen bir kişinin adını belirtir.
later scholars looked down on his teachings as clever, Öbek fiiller
1:43ama sonraki akademisyenler öğretilerini zekice bulsalar da
looked down on: bir şeyi aşağı görmek
Looked down on, look down on ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir kişiyi ya da şeyi aşağı, değersiz veya saygıya layık değil görmek anlamına gelir. Burada sonraki bilginler onun öğretilerine küçümseyici bir tutumla yaklaşmıştır. Sözcükler tek bir birim olarak çalışır: look down on + isim veya zamir. Nesne on sözcüğünden sonra gelir; bu nedenle looked down on his teachings gözlerin yönünü anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “aşağı görmek” anlamındaki üç sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: Some students ____ classmates who ask for help, but that attitude is unfair.
Cevabı göster
look down on
they took Duns and turned his name into a noun Öbek fiiller
1:49Duns adını alıp bir cins isme dönüştürdüler
turned his name into a noun ifadesinde turn A into B
Turn A into B, A'nın B hâline gelmesine neden olmak demektir. Bu cümlede his name nesne olan A, a noun ise sonuç olan B'dir: bir kişinin özel adı cins isme dönüştürülmüştür. Nesne, turn ile into arasına gelmelidir: turn his name into a noun. Bu kalıp fiziksel, işlevsel veya soyut değişimleri anlatabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi turn A into B kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The designer ____ the old warehouse ____ a community library.
Cevabı göster
turned · into
Perhaps he'd rather have had the longest name ever, Dilbilgisi
1:57Belki de gelmiş geçmiş en uzun isme sahip olmayı tercih ederdi,
he'd rather have had ifadesinde would rather have + geçmiş zaman ortacı
Would rather have + geçmiş zaman ortacı, artık değiştirilemeyecek geçmiş bir durumla ilgili tercihi ifade eder ve çoğu zaman gerçekleşmemiş bir alternatifi sunar. he'd rather have had içinde he'd, he would anlamına gelir; have had tamamlanmış yapıdır ve nesnesi the longest name ever ifadesidir. Bu ifade geçmişe bakar: o böyle bir ada sahip değildi, ancak konuşmacı mizahi biçimde böyle bir ada sahip olmanın daha iyi olabileceğini hayal eder.
Alıştırma
Cümleyi would rather have ve book fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Looking back, we ____ a smaller hotel.
Cevabı göster
would rather have booked
746 letters long ölçü yapısı
746 letters long ifadesinde sayı ve birim, adın uzunluğunu ölçer: ad 746 harf içerir. Burada ölçülen, yazılı harflerin sayısıdır; adı söylemenin ne kadar sürdüğü değildir. be gibi bir bağ fiilinden sonra özne + be + miktar + birim + long yapısı kullanılır. Ölçü ifadesi long sözcüğünden önce gelir ve miktar birden büyükse birim çoğul olur: The name was 746 letters long.
Alıştırma
Tam olarak üç sözcük ve quantity + unit + long yapısını kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: The new rope is ____. It measures exactly twelve meters from end to end.
Cevabı göster
twelve meters long
You can listen to someone pronounce the entire name on Wikipedia.
2:07Wikipedia'da birinin bu ismin tamamını söyleyişini dinleyebilirsiniz.
You can name your kid Apple or North or Moon Unit.
2:18Çocuğunuza Apple, North ya da Moon Unit adını verebilirsiniz.
Some countries require parents to submit their children's names to the government for approval. Kalıp ifadeler
2:26Bazı ülkelerde ebeveynler, onay için çocuklarının isimlerini devlete sunmak zorundadır.
Resmî submit ... to ... for approval yapısı
submit something to an authority for approval yapısı, bir şeyin kabul veya reddedilmesi için karar verme yetkisi olan bir kuruma resmî olarak verilmesini anlatır. Burada their children's names sunulan unsurdur, the government teslim alan yetkili kurumdur ve for approval sunma amacını belirtir. Submit, unsurun inceleme sürecine girdiğini anlatır; onayın zaten verildiği anlamına gelmez. Sunulan çocukların kendileri değil, onlar için önerilen adlardır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi submit something to an authority for approval yapısıyla tamamlayın: Please ____ the revised budget to the finance committee ____.
Cevabı göster
submit · for approval
in which names must not cause offense to a reasonable person, Kalıp ifadeler
2:34isimler makul bir insanı gücendirmemeli,
and should not resemble an official title or rank.
2:40ve resmî bir unvanı ya da rütbeyi andırmamalıdır.
cause offense to a reasonable person: makul bir kişiyi rencide etmek
Bu politikada cause offense to, “birinin aşağılanmış, sarsılmış ya da ciddi biçimde rahatsız hissetmesine yol açmak” demektir. Offense burada adın doğurduğu tepkiyi anlatır; mutlaka bir suça işaret etmez. A reasonable person, nesnel bir ölçüt olarak kullanılan, varsayımsal sıradan ve sağduyulu bir toplum üyesidir. Bu iki ifade birlikte, politikanın belirli bir kişinin kişisel hoşnutsuzluğu yerine toplumda oluşması beklenen incinmeyi değerlendirmesini sağlar.
Alıştırma
Nesnel bir ölçüt kullanan resmî bir politika için en uygun cümle hangisidir?
- A public sign must not commit an offense to a reasonable person.
- A public sign must not cause offense to a reasonable person.
- A public sign must not make one particular person dislike it.
Cevabı göster
A public sign must not cause offense to a reasonable person.
their courts recently forbid a mother from naming her child Sex Fruit. Dilbilgisi
2:45mahkemeler kısa süre önce bir annenin çocuğuna Sex Fruit adını vermesini yasakladı.
forbid a mother from naming her child: bir annenin çocuğuna ad vermesini yasaklamak
Yapı forbid + person + from + -ing şeklindedir: forbid a mother from naming. Yetkili bir makamın, kişinin from sonrasında belirtilen eylemi yapmasına izin vermediğini anlatır. Yasaklanan kişi doğrudan forbid sözcüğünden sonra gelir ve from sonrasında fiilin -ing biçimi kullanılır. Böylece hem yasağın uygulandığı kişi hem de yasaklanan eylem açıkça belirtilir.
Alıştırma
Kuralı forbid + person + from + -ing yapısıyla tamamlayın: The library ____ visitors ____ bringing food into the archive.
Cevabı göster
forbids · from
But New Zealand has allowed some unusual names.
2:50Ama Yeni Zelanda bazı sıra dışı isimlere izin verdi.
there are children living whose names are officially
2:56resmî isimleri şunlar olan çocuklar yaşıyor:
a Swedish couple submitted their child's name for official approval,
3:08İsveçli bir çift, çocuklarının ismini resmî onaya sundu:
But in protest of the naming laws in place at the time, Kalıp ifadeler
3:14Ancak o dönemdeki isim yasalarını protesto etmek için
in protest of: bir karşı çıkma eyleminin nedenini gösterme
In protest of + bir isim öbeği, “o şeye karşı çıkıldığını gösteren bir eylem olarak” anlamına gelir. Burada protest bir isimdir ve ifade, neden alışılmadık bir yazım seçtiklerini açıklar: bu seçim adlandırma yasalarına karşı çıkmak için yapılmıştır. of sonrasındaki isim öbeği protesto eden kişiyi değil, karşı çıkılan kuralı, kararı veya uygulamayı belirtir. İfadenin tamamı, açıkladığı eylemden önce veya sonra gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki ‘bir karşı çıkma eylemi olarak’ anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The players wore black armbands ____ the new rule.
Cevabı göster
in protest of
in place at the time: o dönemde yürürlükte olan kurallar
In place, naming laws ifadesini niteler ve “resmî olarak oluşturulmuş ve yürürlükte” anlamına gelir. Yasaların fiziksel olarak bir yerde bulunduğu anlamına gelmez. At the time, bu durumu konuşulan geçmiş dönemle sınırlar. Bu nedenle the naming laws in place at the time, o dönemde geçerli olan yasaları ifade eder; cümle aynı yasaların bugün de geçerli olduğunu söylemez. Kuralları veya düzenlemeleri belirten bir isim + in place + zaman ifadesi şeklindeki bu kısa kalıp, belirli bir anda hangi sistemin geçerli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki ‘o geçmiş dönemde yürürlükte olan’ anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The emergency procedures ____ did not include text alerts.
Cevabı göster
in place at the time
you can name your kid pretty much anything that doesn't include obscenity, Kalıp ifadeler
3:25müstehcenlik içermediği sürece çocuğunuza neredeyse istediğiniz her ismi verebilirsiniz;
Pretty much anything: istisnalara açık geniş bir kapsam
Pretty much burada “neredeyse” veya “hemen hemen” anlamına gelir. Anything’den önce kullanıldığında kapsamı oldukça genişletir, ancak bu kapsamın mutlak olmadığını belirtir. Bu nedenle pretty much anything, az sayıda sınırlamaya yer bırakarak “neredeyse herhangi bir seçenek” demektir. Bu iki sözcüklü derece ifadesinde pretty, “güzel” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Birkaç istisna dışında neredeyse herhangi bir seçenek” anlamındaki gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: At the craft table, you can use ____ in this box, except the gold scissors.
Cevabı göster
pretty much anything
As Carlton Larson points out: sonraki gözlemi bir kaynağa atfetmek
As Carlton Larson points out, parantez niteliğinde bir kaynak gösterme kalıbıdır. Dinleyiciye sonraki gözlemin Carlton Larson’a ait olduğunu bildirirken gözlemin kendisini ana bilgi olarak bırakır. Burada as yaklaşık olarak “belirttiği gibi” anlamına gelir; point out ise fiziksel olarak işaret etmek değil, “ilgili bir gerçeğe dikkat çekmek” demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp As + source + points out, + clause şeklindedir.
Alıştırma
Örnekteki “as Carlton Larson points out” ifadesi ne işe yarar?
- Ardından gelen gözlemi Carlton Larson’a atfeder.
- Carlton Larson’ın fiziksel olarak R2D2’yi işaret ettiğini söyler.
- Konuşanın gözlemi kimin yaptığından emin olmadığını gösterir.
Cevabı göster
Ardından gelen gözlemi Carlton Larson’a atfeder.
you could, say, ...: bir örnek sunmak
Burada say, “örneğin” anlamına gelir. Cümle içine eklenen bir söylem belirtecidir: Virgüller, olası bir örneği sunmak için cümleyi kısa süreliğine böldüğünü gösterir. Could, eylemi bir talimat veya öneri olarak değil, bir olasılık olarak sunar. you could, say, ... bütünüyle “olası bir örnek olarak şunu yapabilirdiniz...” anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “örneğin” anlamındaki tek sözcüklü ara ifadeyle tamamlayın: You could, ____, choose the blue one.
Cevabı göster
say
Adolf Hitler Campbell made headlines in 2009 Kalıp ifadeler
3:47Adolf Hitler Campbell, 2009'da manşetlere çıktı;
made headlines: medyada büyük ilgi görmek
Made headlines, “haberlerde büyük ilgi gördü” anlamına gelir. Özne bir kişi, olay, keşif veya karar olabilir. Birinin gerçekten gazete başlıkları yazdığı anlamına gelmez ve haberin mutlaka gazetenin ilk sayfasında yer alması gerekmez. İfade, geniş veya dikkat çekici medya ilgisine odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi “medyada büyük ilgi gördü” anlamındaki iki sözcüklü haber ifadesiyle tamamlayın: The unexpected discovery ____ around the world.
Cevabı göster
made headlines
after a bakery refused to put his name on a cake for his third birthday.
3:50çünkü bir pastane, üçüncü yaş günü pastasına adını yazmayı reddetti.
away from their parents and placed them in foster care,
4:01ebeveynlerinden alıp koruyucu aile yanına yerleştirdi
çocuk koruma görevlileri ... koruyucu bakım
Burada child welfare officials, çocukların güvenliği veya bakımıyla ilgili bir sorun olduğunda onları korumaktan ve hizmetleri düzenlemekten sorumlu devlet ya da kurum uzmanlarını ifade eder. Bu ifade yalnızca çocukların iyiliğini düşünen herhangi bir kişiyi değil, çocuk koruma sistemi içinde görev yapan kişileri belirtir. Foster care, çocuk anne babasıyla yaşamadığı için devletin onu onaylı bakıcıların yanına veya denetlenen başka bir ortama yerleştirdiği geçici ya da devam eden bir bakım düzenidir. Bu cümlede took ... away from their parents and placed them in foster care, resmî olarak anne babadan ayırmayı ve ardından alternatif bakıma yerleştirmeyi anlatır; tek başına ayırmanın nedenini veya çocukların evlat edinildiğini göstermez.
Alıştırma
Bu cümlede foster care ifadesini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Çocuklar, onları evden alan görevliler tarafından kalıcı olarak evlat edinildi.
- Çocuklar, anne babalarının evi dışında resmî olarak düzenlenen bakıma yerleştirildi; bu, mutlaka evlat edinildikleri anlamına gelmez.
- Anne baba özel çocuk bakıcıları tuttu ve çocuklar evde yaşamaya devam etti.
Cevabı göster
Çocuklar, anne babalarının evi dışında resmî olarak düzenlenen bakıma yerleştirildi; bu, mutlaka evlat edinildikleri anlamına gelmez.
to this day: geçmişteki bir durumun şimdiye kadar sürmesi
To this day, bir durumun veya gerçeğin geçmişte başladığını ve anlatım anında hâlâ devam ettiğini ya da geçerli olduğunu belirtir. İfade, durumun uzunluğuna veya kalıcılığına özel bir vurgu katar. Burada remain devam eden durumu ifade eder; to this day ise önceki yerleştirmeyi anlatıcının şimdiki referans noktasıyla bağlar. Durumun video hazırlandıktan sonra da devam ettiğini garanti etmez.
Alıştırma
Geçmişte başlayan bir durumun şimdi de devam ettiğini belirten üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: She moved into the old house in 2010 and lives there ____.
Cevabı göster
to this day
self-identified: kimlik kaynağını açıkça belirtmek
Bu cümlede self-identified, anne ve babanın kendilerinin Nazi olduklarını söyledikleri veya kendilerini böyle sundukları anlamına gelir. self- öneki, tanımlanan kişilerin bu kimliklendirmeyi yapan kaynak olduğunu gösterir; konuşanın bu kimliği bağımsız olarak belirlediği anlamına gelmez. Bu ifade bir atıf sınırı oluşturur: öne sürülen bir kimliği aktarır, ancak etiketi bağımsız olarak doğrulanmış bir gerçek gibi sunmaz. Bu ayrım, hassas siyasi veya toplumsal etiketlerde özellikle önemlidir.
Alıştırma
Bir haber metninde “self-identified activists” okura en kesin olarak ne anlatır?
- Muhabir bu kimliği bağımsız olarak doğruladı.
- Adı belirtilmeyen dış bir grup onlar için bu kimliği uydurdu.
- Aktivistler bu kimliği kendileri öne sürüyor veya böyle tanıtıyor.
Cevabı göster
Aktivistler bu kimliği kendileri öne sürüyor veya böyle tanıtıyor.
the latter of which: iki unsurdan ikincisine gönderme yapmak
The latter of which, daha önce belirtilen iki unsurdan ikincisine gönderme yapar. Buradaki iki unsur, anne babanın kendilerini Nazi olarak tanımlaması ve New Jersey'de yaşamalarıdır; onları New Jerseyli yapan, ikinci gerçektir. The latter ikinci unsuru seçerken of which bu unsuru ek ve kısıtlayıcı olmayan bir açıklamaya bağlar. Bu resmî yapı, ikinci unsuru tekrar etmeyi önler: A and B, the latter of which + fiil....
Alıştırma
Belirtilen iki unsurdan ikincisini seçen resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The report mentions a tax increase and a hiring freeze, ____ could affect new graduates.
Cevabı göster
the latter of which
If they lived ... they'd be: ikinci koşul cümlesi
Bu cümlede If they lived in Kansas, bilinen mevcut durumun tersine hayal edilen bir şimdiki zaman koşulu kurar. Geçmiş biçim lived, şimdiki gerçekliğe olan uzaklığı gösterir; geçmişte gerçekten Kansas'ta yaşadıklarını anlatmaz. They'd be, they would be anlamına gelir ve hayal edilen sonucu verir. Aktarılabilir kalıp If + geçmiş zaman, would + fiilin yalın hâli şeklindedir: gerçek olmayan veya düşük ihtimalli bir mevcut koşulu sonucuna bağlamak için kullanılır.
Alıştırma
live ve speak fiillerini kullanarak gerçek dışı şimdiki zaman koşulunu tamamlayın: If Lena ____ in Rome, she ____ Italian every day.
Cevabı göster
lived · would speak
Demonym: bir yerin insanları için kullanılan ad
Demonym, bir yerle bağlantılı insanları veya o yerin sakinlerini adlandıran ve çoğu zaman yer adından türetilen bir sözcüktür. Bu cümlede New Yorker ve Kansan gibi adlandırmalar demonym örnekleridir. Bu terim coğrafi bağlantıyla ilgilidir. Yazılışına rağmen demonym, anlam bakımından demon sözcüğüyle ilişkili değildir.
Alıştırma
Bir yerin insanları için kullanılan adı belirten terimle tamamlayın: 'Londoner' is a ____.
Cevabı göster
demonym
An exonym is a name given to a place by those who live elsewhere.
4:39Ekzonim, bir yere başka yerlerde yaşayanların verdiği isimdir.
Endonym ile exonym arasındaki fark
Endonym, bir yer için orada yaşayan insanların veya yerel dil topluluğunun kullandığı addır. Exonym ise aynı yer için başka yerlerdeki insanların veya dil topluluklarının kullandığı farklı bir addır. Ayrım, adı kullanan kişilerle yer arasındaki ilişkiye dayanır. Adın resmî, nazik veya olumlu olup olmadığını göstermez.
Alıştırma
Bir şehrin yerel adı X'tir, ancak başka bir yerdeki dil topluluğu aynı şehir için farklı bir Y adı kullanır. Bu adlandırma ilişkisinde Y nedir?
- a nickname
- an exonym
- an endonym
Cevabı göster
an exonym
a word that can mean the opposite of its other meaning.
4:48bu, diğer anlamının tam tersini de ifade edebilen bir kelimedir.
auto-antonym: karşıt anlamlı tek bir sözcük
Auto-antonym, birbirine karşıt iki yerleşik anlama sahip tek bir sözcüktür. Contronym olarak da adlandırılır ve hangi anlamın kastedildiğini bağlam gösterir. İki farklı sözcükten oluşan bir karşıt anlam çifti değildir. Ayrıca yalnızca birden fazla anlama sahip olmaktan daha özel bir kavramdır: aynı sözcüğün ilgili iki anlamı birbirine karşıt olmalıdır.
Alıştırma
Hangi durum bir auto-antonym örneğidir?
- Bir sözcüğün birbirine karşıt iki anlamı vardır.
- İki farklı sözcüğün karşıt anlamları vardır.
- Bir sözcüğün ilişkili birkaç anlamı vardır, ancak hiçbiri diğerine karşıt değildir.
Cevabı göster
Bir sözcüğün birbirine karşıt iki anlamı vardır.
which can mean both activated and deactivated.
4:55hem etkinleştirilmiş hem de devre dışı bırakılmış anlamına gelebilir.
went off ile turn it off karşılaştırması
alarm went off ifadesindeki went off, “çaldı” veya “ses çıkarmaya başladı” anlamına gelir. Buradaki off, go off öbek fiilinin bir parçasıdır; alarmın durduğu anlamına gelmez. turn it off ifadesindeki turn off, “bir cihazın çalışmasını veya ses çıkarmasını durdurmak” anlamına gelir. Nesne zamiri it, turn ile off arasına gelir. Hangi anlamın kastedildiğini off tek başına değil, fiil ve durum belirler.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz zıt anlamlı iki öbek fiille tamamlayın: When the smoke alarm ____, Maya pressed the button to ____.
Cevabı göster
went off · turn it off
You can track the distribution of your last name across the entire Earth
5:06Soyadınızın tüm Dünya'daki dağılımını takip etmek için
or visualize the popularity of the US's top 1,000 names over time.
5:13ya da ABD'deki en popüler 1.000 ismin zaman içindeki popülerliğini görselleştirebilirsiniz.
Studies have shown that your name may influence your behavior. Anlatım akışı
5:21Araştırmalar, isminizin davranışlarınızı etkileyebileceğini gösteriyor.
Kanıt çerçevesi olarak Studies have shown that
Studies have shown that, iddiadan önce bir kanıt çerçevesi kurar. Dinleyiciye, ardından gelen düşüncenin önceki araştırmalarla desteklendiğini bildirir ve iddianın kaynağını yalın bir ifadeye göre daha açık hâle getirir. Present perfect yapıdaki have shown, geçmiş araştırmaları şimdi ileri sürülen noktaya bağlar. Bu cümlede may, sonucun kesin değil olası olduğunu göstermeye devam eder; bu çerçeve tek başına nedensellik kurmaz veya tartışmayı sona erdirmez.
Alıştırma
Birikmiş araştırmaları günümüz açısından önemli göstermek için cümleyi dersteki kanıt çerçevesiyle tamamlayın: ____ regular breaks can improve concentration.
Cevabı göster
Studies have shown that
The name letter effect is a phenomenon in which people prefer Dilbilgisi
5:26İsim-harf etkisi, insanların
which contain letters similar to the letters inside their own name.
5:33kendi isimlerindeki harflere benzer harfler içeriyorsa tercih etmesi olgusudur.
A phenomenon in which: resmî bir tanım kalıbı
Burada a phenomenon in which resmî bir tanım başlatır. A phenomenon tanımlanan şeyi adlandırır; in which ise olgunun nasıl işlediğini veya onun içinde ne olduğunu açıklayan bir ilgi cümleciğini başlatır. in edatı which ile bir bütün oluşturur ve “bu olgunun içinde” ilişkisini ifade eder. Tek başına which’in vermediği bir ilişki eklediği için yapı resmî ve yapısal olarak kesindir.
Alıştırma
Hedef kalıpla resmî tanımı tamamlayın: Social proof is ____ people copy the actions of others when they are unsure what to do.
Cevabı göster
a phenomenon in which
Measuring a person's preference for such letters
5:38Bir kişinin bu tür harflere olan eğilimini ölçmenin
has been shown to be a good gauge of self-esteem. Kalıp ifadeler
5:41öz saygıyı değerlendirmek için iyi bir ölçüt olduğu gösterilmiştir.
A good gauge of: yararlı bir gösterge
Gauge sözcüğü gerçek anlamıyla bir şeyi ölçmek için kullanılan aleti belirtir. a good gauge of içinde ise mecazi anlamdadır: bir gözlem veya sonuç, soyut bir niteliğin yararlı bir göstergesidir. Good, kusursuzluğu değil, makul bir güvenilirliği ifade eder. Cümle, harf tercihinin öz saygı hakkında bilgi sağlayabileceğini söyler; tam bir ölçüm yapıldığını veya doğrudan bir neden bulunduğunu iddia etmez.
Alıştırma
“Bir şeyin yararlı göstergesi” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Repeat purchases can be ____ customer satisfaction.
Cevabı göster
a good gauge of
Richard Wiseman's Quirkology is a great read on this topic. Kelime
5:45Richard Wiseman'ın Quirkology kitabı bu konuda harika bir eserdir.
A great read: isim olarak read
a great read ifadesinde read, okuması keyifli veya okumaya değer yazılı bir eseri anlatan tekil ve sayılabilen bir isimdir. Burada Quirkology, bu konu hakkında okunmaya değer bir kitap olarak öneriliyor. Bu ifade okuma deneyimini değerlendirir; tek başına kitaptaki her iddianın doğru olduğunu söylemez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. İsim olan read sözcüğündeki /iː/ ile geçmiş zaman fiilindeki /ɛ/ sesine odaklanın.
- The novel is a great read.
- I read the novel last week.
Cevabı göster
The novel is a great read.
People with last names that begin with a letter near the end of the alphabet
5:52Soyadı, alfabenin sonlarına yakın bir harfle başlayan kişiler
tend to rate themselves significantly less successful Dilbilgisi
5:57kendilerini çok daha az başarılı görme eğilimindedir
than people with names that begin with a letter near the beginning of the alphabet,
6:02soyadı alfabenin başlarına yakın bir harfle başlayan kişilere kıyasla;
Tend to: kesinlik değil, genel bir eğilim
tend to + fiilin yalın hâli yapısında tend genel bir eğilimi belirtir: Bir şey sık sık olur veya olması muhtemeldir, fakat her seferinde gerçekleşmez. Bu cümlede grup karşılaştırmasını istisnasız bir kural değil, dikkatli biçimde ifade edilen bir eğilim yapar. Özne uzunsa ana fiil olarak tend sözcüğünü bulun: People with ... tend to rate....
Alıştırma
Hangi cümle istisnalara yer bırakarak genel bir örüntüyü dikkatli biçimde anlatır?
- Children tend to learn new songs quickly.
- Children intend to learn new songs quickly.
- Children will learn every new song quickly.
Cevabı göster
Children tend to learn new songs quickly.
significantly less successful than: belirgin biçimde daha az başarılı
Significantly less successful than, less + sıfat + than yapısıyla daha düşük derece bildiren bir karşılaştırma kurar. Burada ilk gruptaki kişiler, kendi başarı düzeylerini ikinci gruptakilerden daha düşük değerlendirme eğilimindedir. Significantly, farkın küçük değil belirgin olduğunu söyleyerek karşılaştırmayı güçlendirir. Cümle öz değerlendirmeleri karşılaştırır; bir grubun nesnel olarak daha az başarılı olduğunu doğrudan iddia etmez.
Alıştırma
Anket cümlesini successful ile kurulan daha düşük derece karşılaştırmasıyla tamamlayın: In the survey, Group B rated itself significantly ____ Group A.
Cevabı göster
less successful than
perhaps because all their lives they've been put on the bottom of lists. Anlatım akışı
6:07belki de hayatları boyunca listelerin en altında yer aldıkları için.
perhaps because: belki de çünkü
Perhaps because, önceki gözlemi sonrasında gelen olası açıklamaya bağlar. Because nedeni belirtirken perhaps kesinliği azaltır ve bu nedeni yerleşmiş bir gerçek değil, bir varsayım olarak sunar. Bu ifade, bilgiyi önce bulgu, sonra temkinli açıklama gelecek şekilde düzenler. Burada listelerin altına yerleştirilmek yalnızca önerilen bir mekanizmadır; cümle araştırmanın bunu kanıtladığını söylemez.
Alıştırma
Dersin, doğrulanmamış bir nedeni belirten iki sözcüklü bağlayıcısıyla cümleyi tamamlayın: The plants grew more slowly, ____ they received less sunlight; the cause has not been confirmed.
Cevabı göster
perhaps because
Also fascinating is the fact that men and women with positive initials, Dilbilgisi
6:13Olumlu baş harflere sahip kadın ve erkeklerin,
live three to four and a half years longer than average.
6:23ortalamadan üç ila dört buçuk yıl daha uzun yaşaması da büyüleyici.
“Also fascinating is the fact that ...” yapısında öne alınmış tümleçli devriklik
“Also fascinating is the fact that ...” yapısında sıfat tümleci “fascinating”, baştan vurgulanması için “is” fiilinden önce getirilir. Dil bilgisel özne fiilden sonra gelir: “the fact that men and women ... live longer than average”. Temel sıra “The fact that ... is also fascinating.” şeklindedir. Tümleci öne almak, dikkat çekici başka bir gerçeği özenli ve resmî bir biçimde ekler; bu, öznesiz bir ünlem değildir.
Alıştırma
“fascinating” sözcüğünü vurgulamak için cümleyi resmî tümleç öne alma kalıbıyla yeniden yazın: The fact that the museum opens after dark is also fascinating. ____ the fact that the museum opens after dark.
Cevabı göster
Also fascinating is
women with negative initials don't show much difference.
6:40olumsuz baş harflere sahip kadınlarda pek fark görülmüyor.
Half of all Americans share the same 1,712 last names.
6:44Tüm Amerikalıların yarısı aynı 1.712 soyadını paylaşıyor.
200 last names cover 96% of the population in Vietnam,
7:00Vietnam'da 200 soyadı nüfusun %96'sını kapsıyor,
İlgi cümleciğinde bir alt grubu belirten “40% of which”
“40% of which” ifadesindeki “which”, 200 soyadına değil, “the population in Vietnam” ifadesine döner. “40% of which” miktar grubunun tamamı, tanımlayıcı olmayan ilgi cümleciğinin öznesidir; “have the same last name” ise nüfusun bu bölümünü açıklar. “miktar + of which + fiil” kalıbı, veri yazımında yeni bir cümle başlatmadan bütünden bir alt gruba doğrudan geçmeyi sağlar. Virgül, bunun nüfusu belirlemek için gerekli bilgi değil, ek bir istatistik olduğunu gösterir.
Alıştırma
Raporu tamamlamak için “30 percent” ve doğru ilgi sözcüğünü kullanın: The company inspected 800 devices, ____ needed repairs.
Cevabı göster
30 percent of which
Name calling can hurt people's feelings. Kelime
7:11İnsanlara kötü isimler takmak duygularını incitebilir.
Name calling: bir kişiye hakaret edici sıfatlarla saldırmak
Name calling, bir kişiye hakaret edici veya küçültücü sıfatlar takarak saldırmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada birinin adını normal biçimde söylemeyi veya seslenmeyi değil, zarar verici bir davranışı anlatır. Dikkati tartışılan konudan kişiye yöneltir. Tartışmalarda, okul çatışmalarında ve çevrim içi iletişimde bunu bir argüman biçimi olarak değil, kişisel saldırıya verilen olumsuz bir ad olarak anlamak gerekir.
Alıştırma
Bir sınıf arkadaşına acımasız sıfatlarla saldırmayı doğru biçimde anlatan ifade hangisidir?
- naming a classmate
- calling someone's name
- name calling
Cevabı göster
name calling
It's at the very bottom of Graham's hierarchy of disagreement. Deyimler
7:14Bu, Graham'ın anlaşmazlık hiyerarşisinin en alt basamağındadır.
Graham'ın anlaşmazlık hiyerarşisinin en altında
At the very bottom of, bir şeyi sıralı bir sistemin en alt düzeyine yerleştirir. Burada bottom mecazidir; fiziksel bir konumu değil, sıra veya kaliteyi belirtir. Graham's hierarchy of disagreement, bir argümana karşılık verme biçimlerini sıralar. Bu nedenle ifade, name calling davranışını en az içerikli ve en düşük kaliteli anlaşmazlık biçimi olarak değerlendirir; very ise en alt konum anlamını güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi en alt düzeyi gösteren ders ifadesiyle tamamlayın: In the quality ranking, this option sits ____ the list.
Cevabı göster
at the very bottom of
Sonuç belirteci olarak at the end of the day
Bu cümlede at the end of the day, akşamı veya bir günün gerçek anlamda bitişini anlatmaz. Konuşanın ayrıntıları bir kenara bırakıp nihai ve genel bir değerlendirme sunduğunu belirtir: her şey düşünüldüğünde isimler yalnızca kelimelerdir. Cümlenin başında kullanıldığında tartışmayı sonuca bağlayarak bilgiyi düzenler. Konuşma dilinde ultimately veya all things considered ifadelerinin karşılığı olarak anlaşılabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “her şey düşünüldükten sonra” anlamındaki sonuç belirteciyle tamamlayın: ____, the safest choice is to wait for an adult.
Cevabı göster
At the end of the day
Atasözü tanıtmak için As the saying goes
As the saying goes, bilinen bir atasözü, özdeyiş veya geleneksel ifadeden önce kullanılan kalıplaşmış bir giriş yapısıdır. Buradaki goes, “yaygın olarak böyle söylenir” anlamındadır; “hareket eder” veya “ayrılır” anlamında değildir. Bu yapı, sıradaki sözlerin desteksiz yeni bir iddia değil, kültürel olarak paylaşılan bir ifade olduğunu önceden bildirerek bilgiyi düzenler. Bu örnekte dinleyicileri bilinen bir atasözünün başlangıcını ve daha sonra yapılabilecek değişiklikleri fark etmeye hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümle, kaynak belirtmeden bilinen bir atasözünü doğal biçimde tanıtır?
- According to our teacher, honesty is the best policy.
- As the saying goes, honesty is the best policy.
- At the end of the day, honesty is the best policy.
Cevabı göster
As the saying goes, honesty is the best policy.
Sticks and stones may break my bones: bilinen bir deyişin başlangıcı
“Sticks and stones may break my bones”, İngilizcedeki geleneksel bir çocuk deyişinin başlangıcıdır. Alışılagelen devamı “but words will never hurt me” şeklindedir. Hakaretlere karşı meydan okuyan bir yanıt olarak kullanılır ve fiziksel yaralanmayı, incitici sözlerin gücü olmadığı iddiasıyla karşılaştırır. Burada tanıdık başlangıç belirli bir devam beklentisi yaratır, ancak cümle normal sonun yerine sözcükleri gerçek anlamıyla ele alan teknik bir akıl yürütme getirir. Alıntıyı tanımak, sopa ve taşlarla gerçek bir saldırı hayal etmek yerine parodiyi anlamayı sağlar. Deyiş, olgusal bir bildirim değil, dirençli bir tavır ifade eder.
Alıştırma
Cümle farklı bir biçimde devam ettiğinde “sticks and stones may break my bones” başlangıcı İngilizce konuşan bir dinleyiciyi neden bir şakaya hazırlar?
- Kemikleri kırmak için gereken kuvvetle ilgili bilimsel bir kural belirtir.
- Beklenen sonunda sözlerden bahsedilen tanıdık bir deyişin başlangıcıdır.
- Konuşanın az önce sopa ve taşlarla saldırıya uğradığını bildirir.
Cevabı göster
Beklenen sonunda sözlerden bahsedilen tanıdık bir deyişin başlangıcıdır.
but words are merely the smallest element of language capable of containing meaning and isolation,
7:27ama kelimeler yalnızca tek başına anlam taşıyabilen en küçük dil unsurudur
and as such could never directly produce the 4,000 newtons of force per square centimeter required to break bones. Anlatım akışı
7:32ve bu yüzden kemikleri kırmak için gereken santimetrekare başına 4.000 newtonluk kuvveti asla doğrudan üretemez.
As such: belirtilen bir niteliği sonucun dayanağı yapmak
Bu cümlede such, sözcüklerin dilin anlam taşıyan en küçük birimleri olarak önceki tanımına gönderme yapar. As such, “bu sıfatla” veya “belirtilen bu nitelik nedeniyle” anlamına gelir: önceki tanımı bir araya getirir ve sonraki iddianın dayanağı yapar. Bilgi düzeni şöyledir: önce bir tanım veya sınıflandırma belirtilir, ardından as such gelir ve sonra bir sonuç verilir. Bu bağlayıcı, bilerek sözcüğü sözcüğüne kurulan akıl yürütmenin biçimsel olarak titiz duyulmasını sağlar. Yorumlarken such sözcüğünün önceki hangi konumun veya niteliğin yerini tuttuğunu sorun.
Alıştırma
“Bu rolde” anlamına gelen iki sözcüklü bağlayıcıyla resmî cümleyi tamamlayın: Leo is the team captain and, ____, speaks for the players at official meetings.
Cevabı göster
as such