Sosyal Becerilerinizin Nihai Testi: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video Tanıtımı: Tanımadığımız çocuklar sosyal beceriyi yetişkin sohbetinden daha çok sınayabilir. Sokrates ve IV. Henri, yakınlığın hayal gücü, kırılganlık ve statüyü bırakma isteği gerektirdiğini gösterir. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. be at ease - Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: az tanınan kişilerin yanında rahat ve savunmasız bir durumu anlatır. 2. find common ground - Deyimler ve mecazlı ifadeler: yaş veya geçmiş farklı olsa da ortak duygu ya da ilgi bulmayı anlatır. 3. what so often holds us back around others / is a fear of a loss of dignity - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: engeli sunan what yan cümlesini ve nedeni açıklayan is bölümünü izleyin.
Bu derste
It can be easy to imagine that we possess reasonable social skills
0:01Makul sosyal becerilere sahip olduğumuzu hayal etmek kolay olabilir
because we know how to maintain conversation with strangers
0:08çünkü yabancılarla nasıl sohbet edileceğini biliyoruz
and every now and then manage to make a whole table laugh. Notlar
0:12ve arada sırada bütün bir masayı güldürmeyi başarabiliyoruz.
“ara sıra” anlamındaki every now and then
Every now and then, “ara sıra” veya “zaman zaman” anlamına gelen bir sıklık ifadesidir. Bir olayın aralarda zaman olacak şekilde bazen gerçekleştiğini anlatır; now sözcüğünün ardından then sözcüğünün geldiği bir sırayı anlatmaz. Burada manage to make... yapısını niteler ve bu başarının ne sıklıkta gerçekleştiğini gösterir. İfadenin tamamı bir yan cümlenin başında veya sonunda doğal biçimde kullanılabilir.
Alıştırma
“Every now and then, our neighbor brings us fresh bread.” cümlesinde every now and then ne anlama gelir?
- her zaman
- hemen ardından
- ara sıra
Cevabı göster
ara sıra
Başarılı bir sonucu anlatan manage to + fiilin yalın hâli
Manage to + fiilin yalın hâli, genellikle çaba gerektiğinde, bir zorluk olduğunda veya başarı kesin olmadığında bir şeyi yapmayı başarmak anlamına gelir. Örnekte manage to make..., konuşan kişinin bazen masadaki herkesi güldürmeyi başardığını anlatır; burada manage “yönetmek” anlamına gelmez. to sözcüğünden sonraki fiil yalın hâlde kalır: manage to make, manage to finish, manage to find.
Alıştırma
Hangi cümle Lena’nın zorluğa rağmen kavanozu başarıyla açtığını açıkça söyler?
- Although the lid was tight, Lena managed to open the jar.
- Although the lid was tight, Lena wanted to open the jar.
- Although the lid was tight, Lena tried to open the jar.
Cevabı göster
Although the lid was tight, Lena managed to open the jar.
far sterner than this: far ile karşılaştırmayı güçlendirme
far sterner than this ifadesinde far, “çok daha büyük ölçüde” anlamına gelir. Karşılaştırma sıfatı sterner'ı güçlendirir; böylece sınavın daha önce sözü edilenden çok daha sert, ağır veya zorlayıcı olduğu anlatılır. Burada far mesafeyi belirtmez. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp far + karşılaştırma biçimidir: far easier, far more useful, far less risky. Sterner, stern sıfatının karşılaştırma biçimidir; stern biraz resmîdir ve ciddi bir katılık anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede far, bir karşılaştırmayı güçlendirmek için doğru kullanılmıştır?
- The new quiz is far easier than the last one.
- The new quiz is very easier than the last one.
- The new quiz is far easy than the last one.
Cevabı göster
The new quiz is far easier than the last one.
trip us up: birinin hata yapmasına neden olmak
trip us up ifadesinde trip someone up, “birinin hata yapmasına veya kafasının karışmasına neden olmak ya da onu hazırlıksız yakalamak” anlamına gelen ayrılabilen bir öbek fiildir. us nesnesi, etkilenen kişileri belirtir. Buradaki ifade mecazidir: sınav, zor bir ayrıntıyla insanların hata yapmasına yol açabilir; onları fiziksel olarak düşürmez. Temel kalıp trip + kişi + up şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi trip ... up ifadesini doğru sırayla kullanarak tamamlayın: The unusual wording may ____ her ____.
Cevabı göster
trip · up
Theoretically speaking, ile iddiayı teorik açıdan sınırlamak
Theoretically speaking, iddiayı teoriye, kurallara veya akıl yürütmeye göre beklenen sonuçla sınırlar. Bu cümlede should be so easy, bu akıl yürütmeye dayalı bir tahmindir; doğrulanmış bir gerçek değildir. Bu giriş ifadesi çoğu zaman bir karşıtlığa zemin hazırlar: Bir sonuç teoride basit görünebilir ama uygulamada farklı olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle başarıyı gerçek hayatta henüz doğrulanmamış teorik bir tahmin olarak sunuyor?
- Technically speaking, the design uses four parts.
- In practice, the design failed twice.
- Theoretically speaking, the design should work.
Cevabı göster
Theoretically speaking, the design should work.
as far as they're concerned, ile başka bir grubun bakış açısını belirtmek
as far as they're concerned, ardından gelen ifadenin bakış açısını belirler: Onların gözünden bakıldığında bütün kozlar bizim elimizdedir. Durumun onlara nasıl göründüğünü anlatır; herkesin nesnel bir gerçek olarak kabul ettiği şeyi anlatmak zorunda değildir. as far as + kişi + be concerned yapısı kişiye ve zamana göre değişebilir: as far as I'm concerned, as far as she was concerned. Bir kişiyle kullanıldığında concerned burada o kişinin açısından bakıldığında demektir; endişeli anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle tartışmanın Mia'nın bakış açısına göre sona erdiğini ifade ediyor?
- As far as Mia knows, the discussion is over.
- Mia walked as far as the library before turning back.
- As far as Mia is concerned, the discussion is over.
Cevabı göster
As far as Mia is concerned, the discussion is over.
hold all the cards: belirleyici gücü elinde tutmak
Bu cümlede hold all the cards, bir durumu kontrol etmeyi sağlayan bilgi, kaynak veya pazarlık gücüne sahip olmak anlamındaki bir deyimdir. Gerçek oyun kartlarından söz edilmez. İfade, kart oyunlarındaki bir görüntüye dayanır: işe yarayan bütün kartları elinde tutan kişi oyunun gidişini belirleyebilir. Daha genel olarak, bir taraf belirleyici üstünlüğe sahipken diğer tarafın etkili seçeneği çok az olduğunda kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi belirleyici pazarlık gücüne sahip olmak anlamındaki deyimle tamamlayın: Because Lena controls the budget and the deadline, she seems to ____.
Cevabı göster
hold all the cards
If we felt like it, we could: varsayımsal bir seçenek
Burada If we felt like it, bunu yapmak isteseydik anlamına gelir. Felt geçmiş biçimdedir, ancak bu cümlede geçmişteki bir isteği anlatmaz; geçmiş biçimi, düşünceyi hemen uygulanacak gerçek bir plandan uzaklaştırır. If + geçmiş biçim, ... could + fiilin yalın biçimi kalıbı, varsayımsal bir seçeneği veya beceriyi sunar. Eylem mümkündür, ancak konuşan kişi gerçekleşeceğini söylemek yerine seçeneği hayal etmektedir.
Alıştırma
Hangi cümle parka yürümeyi mesafeli ve varsayımsal bir seçenek olarak sunar?
- If we had felt like it, we could have walked to the park.
- If we felt like it, we could walk to the park.
- If we feel like it, we can walk to the park.
Cevabı göster
If we felt like it, we could walk to the park.
be at ease: rahat ve huzurlu hissetmek
Bu cümlede be at ease, gergin veya huzursuz olmak yerine rahat ve huzurlu hissetmek demektir. Bir kişinin durumunu be + at ease kalıbıyla anlatır. Around children, bu rahatlık hissini kimin etkilediğini gösterir. Kalıp başka durumlara kolayca aktarılabilir: be at ease around strangers, with a new group veya during a talk.
Alıştırma
Be at ease ifadesinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: After a warm welcome, the new student could ____ with the group.
Cevabı göster
be at ease
Imagine being invited around to your boss's house for lunch Dilbilgisi
0:46Öğle yemeği için patronunuzun evine davet edildiğinizi
Imagine being invited ... and being left ... or being introduced: paralel edilgen -ing yan cümleleri
Burada Imagine sözcüğünü being invited, being left ve being introduced gibi -ing yan cümleleri izler. Bunlar sürerlik bildiren ana fiiller değildir. Dinleyiciden hayal etmesi istenen durumlar, tam hâlleriyle bu -ing yan cümleleridir. Her being + geçmiş zaman ortacı biçimi edilgendir; bu nedenle hayal edilen kişi eyleme maruz kalır. And ve or ile bağlanan uzun listede aynı biçimi tekrarlamak paralelliği korur ve üç olasılığın da aynı bakış açısını paylaştığını açıkça gösterir.
Alıştırma
Paralel yapıyı tamamlamak için invite, seat ve ask fiillerinin edilgen -ing biçimlerini kullanın: Imagine ____ to the workshop, ____ near the front, or ____ to speak.
Cevabı göster
being invited · being seated · being asked
We may swiftly grow bewilderingly tongue-tied and inept. Deyimler
0:59Hızla kafa karıştırıcı bir şekilde dilimiz tutulabilir ve beceriksizleşebiliriz.
tongue-tied: heyecandan dili tutulmuş
Burada tongue-tied, heyecan, mahcubiyet veya ne yapacağını bilememe yüzünden geçici olarak açık ve rahat konuşamamak demektir. Mecazidir; kişinin dili gerçekten bağlanmış değildir. Bir sıfat olarak yalnızca sessiz kalmayı değil, kişinin kelimeleri söylemekte zorlanmasını anlatır. Nervous sözcüğünden daha özeldir çünkü heyecanın konuşmayı nasıl etkilediğini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle özellikle Leo'nun heyecan yüzünden konuşmakta zorlandığını anlatır?
- After the question, Leo was speechless with surprise.
- After the question, Leo chose to stay silent.
- After the question, Leo became tongue-tied and struggled to answer.
Cevabı göster
After the question, Leo became tongue-tied and struggled to answer.
The reason is that children are unable to do Dilbilgisi
1:03Bunun nedeni, çocukların yabancı yetişkinler arasındaki
any of the normal things that ease social encounters
1:06sosyal karşılaşmaları kolaylaştıran normal şeylerin
The reason is that + yan cümle
The reason is that, daha önce belirtilmiş bir gerçek veya durumun açıklamasını başlatır. The reason is cümlenin çerçevesidir; that ise nedeni veren özne ve yüklemli tam bir yan cümleyi başlatır. Yapı The reason is that + özne + fiil şeklindedir. Özenli İngilizcede that sözcüğünden sonra because eklemeyin. The reason is that children are unable... deyin; The reason is because children are unable... demeyin.
Alıştırma
Tam neden yan cümlesini başlatan kesin ifadeyle açıklamayı tamamlayın: ____ the roads are closed.
Cevabı göster
The reason is that
been up to: yakın zamandaki etkinlikleri sormak
what we've been up to içindeki have been up to, yakın geçmişteki bir dönem boyunca yapılan etkinlikleri ve yaşanan deneyimleri sorar. Burada yaklaşık olarak “son zamanlarda neler yaptığımız” anlamına gelir. Present perfect yapıdaki have been, bu yakın dönemi şimdiye bağlar. what we've been up to bölümünün tamamı, about sözcüğünden sonra sorulan şeyi belirtir; up burada normalde taşıdığı yukarı yön anlamında değildir. Bu bağlamda ifade, gizli ya da kötü bir davranıştan şüphe etmeyi değil, sıradan ve kibar bir sohbeti anlatır.
Alıştırma
Soruyu be up to ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: We haven't talked for months. What have you ____ lately?
Cevabı göster
been up to
or what might be important to us.
1:16bizim için neyin önemli olabileceği hakkında hiçbir hisleri yoktur.
do the news or the weather: bilinen konular hakkında konuşmak
Burada do, bilinen bir etkinliği yapmak veya ele almak anlamına gelen esnek ve gündelik bir fiildir. Do the news or the weather, haberleri veya hava durumunu alışılmış sohbet konuları olarak konuşmak demektir. Çevresindeki liste sosyal alışkanlıklarla ilgilidir; bu yüzden do, konuşmadaki rutin bir davranışı özetler. Haber üretmek, bir haber programı sunmak veya hava durumunu yaratmak anlamına gelmez.
Alıştırma
They don't do the news or the weather cümlesindeki do, bu sosyal bağlamda ne anlama gelir?
- Haber olaylarına veya hava değişikliklerine neden olmazlar.
- Haberleri veya hava durumunu gündelik sohbet konusu olarak konuşmazlar.
- Bir haber programı veya hava tahmini hazırlamazlar.
Cevabı göster
Haberleri veya hava durumunu gündelik sohbet konusu olarak konuşmazlar.
If we ask them why they like a toy or a film,
1:24Onlara bir oyuncağı veya filmi neden sevdiklerini sorarsak,
tend to + fiilin yalın hâli: genel bir eğilim
Burada tend to, bir şeyi genellikle ya da sık sık yapmak anlamına gelir. Her seferinde gerçekleşen bir durumu değil, yaygın bir davranış örüntüsünü anlatır. Cümle, çocukların neden sorulduğunda çoğu zaman bu şekilde tepki verdiğini söylüyor. tend to + fiilin yalın hâli kullanılır: tend to look, tend to say. Özne he, she veya it olduğunda tends to kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi tend to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: When the weather turns cold, our cat ____ sleep beside the heater.
Cevabı göster
tends to
look blank: yüzde şaşkınlık göstermek
Burada look bir bağ fiilidir ve blank kişinin yüzündeki ifadeyi tanımlar. Look blank, şaşkın ya da kafası karışmış görünmek, anlamamak veya ne söyleyeceğini bilememek anlamına gelir. Gözle görülebilen bir tepkiyi anlatır. Kişinin boş bir yüzeye baktığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sorudan sonra yüzde görülen şaşkın ifadeyi en iyi hangi cümle anlatır?
- Leo drew a blank when he tried to remember the password.
- Leo looked blank when I asked him to explain the rule.
- Leo's mind went blank during his speech.
Cevabı göster
Leo looked blank when I asked him to explain the rule.
for all their sweetness: karşıtlıktan önce bir gerçeği kabul etmek
for all their sweetness, “tüm sevimliliklerine rağmen” veya “çocuklar çok sevimli olabilse de” anlamına gelir. Burada their, children sözcüğünü belirtir; sweetness ise olumlu bir özelliği adlandırır. for all + isim öbeği bir ödünleme yapısıdır: önce bir gerçeği kabul eder, ardından ana cümlede onunla çelişen bir sonuç veya yargı verir. Bir şeyin “herkes için” olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Ödünleme anlamı vermek için cümleyi for all his inexperience ifadesiyle tamamlayın: ____, Amir handled the interview calmly.
Cevabı göster
For all his inexperience
which is also why they are the greatest tests
1:37bu da onların birinin çekicilik ve nezaket sanatlarındaki
of one's mastery of the arts of charm and kindness.
1:39ustalığının en büyük testleri olmasının nedenidir.
get on well with someone: biriyle iyi geçinmek
get on well with someone, bir kişi veya grupla dostça ve rahat bir ilişkiye sahip olmak anlamına gelir. Cümlede yetişkinlerle çocukların birbirleriyle kolayca ilişki kurabildiği anlatılır. Burada get on bir öbek fiildir; well ise ilişkinin niteliğini belirtir. Yaygın kalıp get on well with + kişi veya grup şeklindedir. Özneye ve zamana göre get, gets, getting veya got biçimini alabilir.
Alıştırma
Cümleyi get on well with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Leo is friendly and ____ his teammates.
Cevabı göster
gets on well with
the man who more or less began Western philosophy, Kalıp ifadeler
1:55Batı felsefesini az çok başlatan adam,
More or less: Genel bir iddiayı yumuşatma
Bu cümlede more or less, "genel olarak" ya da "büyük ölçüde" anlamına gelir. Bu kişinin Batı felsefesini başlattığı iddiasını yumuşatır; bunun tamamen kesin ve tartışmasız bir gerçek değil, yararlı bir özet olduğunu gösterir. Bir ifade genel olarak doğru olsa da ayrıntılara, istisnalara veya belirsizliğe yer bırakmak istediğinde more or less kullan. Burada tüm tarihsel iddiayı niteler; miktarın daha fazla mı daha az mı olduğunu sormaz.
Alıştırma
Bu cümlede more or less için en uygun anlam hangisidir: The repair is more or less finished, but one small part still needs paint.?
- Onarım için daha fazla ya da daha az miktarda boya gerekebilir.
- Onarım genel olarak bitmiş durumda, ancak tamamen bitmedi.
- Onarım, kesin olarak ölçülmüş bir dereceye kadar bitmiştir.
Cevabı göster
Onarım genel olarak bitmiş durumda, ancak tamamen bitmedi.
than that he was exceptionally gifted Kalıp ifadeler
1:58onun son derece yetenekli olmasından başka
Montaigne'in Sokrates hakkındaki yorumu
Bu yorumu yapan Montaigne, Fransız Rönesansı'nın deneme yazarı ve düşünürüdür. Sokrates ise Montaigne'in hayatını ele aldığı Antik Yunan filozofudur; araya eklenen 'Batı felsefesini aşağı yukarı başlatan kişi' açıklaması da Montaigne'i değil, Sokrates'i belirtir. Montaigne, Sokrates'in çocuklarla oyun oynama konusundaki sıra dışı yeteneğini özellikle dikkate değer bulur. Bu gönderme, bilgeliğin ve çocuklarla neşeli biçimde ilgilenme yeteneğinin aynı kişide bulunabileceğini gösterir.
Alıştırma
Cümledeki iki kişiyi doğru tanımlayan yorum hangisidir?
- Montaigne ve Sokrates aynı kişinin iki farklı adıdır.
- Yorumu Montaigne yapar ve Sokrates, Batı felsefesinin ilk kurucularından biri olarak tanımlanır.
- Yorumu Sokrates yapar ve Montaigne, Batı felsefesinin ilk kurucularından biri olarak tanımlanır.
Cevabı göster
Yorumu Montaigne yapar ve Sokrates, Batı felsefesinin ilk kurucularından biri olarak tanımlanır.
nothing more notable ... than that karşılaştırma yapısı
nothing more + sıfat + than X kalıbı, en yüksek dereceyi bildirmek için karşılaştırma biçimini kullanır: başka hiçbir şey söz konusu niteliğe X'ten daha yüksek derecede sahip değildir. Burada X, Sokrates'in çocuklarla oynama yeteneğini anlatan that yan cümlesidir; dolayısıyla Montaigne bu gerçeği Sokrates'in hayatındaki en dikkate değer nokta olarak sunar. Bu kalıpta nothing more notable, dikkate değer şeylerin sayısını değil, dikkate değer olma derecesini karşılaştırır. Sokrates'in hayatında başka önemli olayların bulunmadığını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi nothing more encouraging ... than that kullanarak tamamlayın: The doctor found ____ in the latest results ____ the treatment was helping every patient.
Cevabı göster
nothing more encouraging · than that
Be gifted at + -ing yapısı
Gifted at playing, be gifted at + etkinlik kalıbını kullanır. Bir kişinin o etkinlikte olağanüstü doğal yeteneğe sahip olduğu anlamına gelir. Burada gifted bir sıfattır; "hediye olarak verilmiş" anlamındaki edilgen biçim değildir. At bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: is gifted at playing, drawing veya solving. Gifted sözcüğünden önce be fiilinin uygun biçimini kullan.
Alıştırma
Cümleyi "... konusunda olağanüstü doğal yeteneğe sahip" anlamındaki hedef ifadeyle tamamla: Lina is ____ solving logic puzzles.
Cevabı göster
gifted at
equally become and equally honor a wise man. Kelime
2:11bilge bir adama eşit derecede yakışır ve onu eşit derecede onurlandırır.
equally become: become fiilinin “yakışmak veya uygun olmak” anlamı
Burada become, “bir şeye dönüşmek” değil, “birine yakışmak” veya “birine uygun olmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Özne all actions, become ve honor fiillerinin ortak nesnesi ise a wise man ifadesidir. Yani felsefe, bütün eylemlerin bilge bir kişiye eşit ölçüde yakıştığını ve onu eşit ölçüde onurlandırdığını söyler. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp something becomes someone şeklindedir. Eski veya resmî İngilizcede bir şeyin kişinin karakterine, konumuna ya da görünüşüne uygun olduğunu belirtir.
Alıştırma
“Such patience becomes a leader.” cümlesinde becomes ne anlama gelir?
- bir lidere yakışır ve rolüne uygundur
- bir lidere dönüşür
- lideri sabırlı yapar
Cevabı göster
bir lidere yakışır ve rolüne uygundur
is remembered as one of the most benign French monarchs
2:20çocukların yanında da tesadüfen çok tatlı olan,
Henri IV, 1589-1610 yılları arasında Fransa Kralı: ad, unvan ve hükümdarlık dönemi
Bu ifade Henri IV'ün 1589'dan 1610'a kadar hüküm süren Fransa Kralı olduğunu belirtir. IV, Roma rakamıyla dört demektir ve bir hükümdarın adında “the Fourth” diye okunur. Henri, Henry adının Fransızca biçimidir. Virgüller arasındaki sözler, okuyucunun tarihî kişiyi tanıyabilmesi için onun unvanını ve hükümdarlık dönemini ekler. İkinci bir kişiyi tanıtmaz.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz ifadeyi tam olarak seçin. Hükümdarlık unvanının Fourth, Fourteenth veya Fifth olmasına dikkat edin.
- Henri the Fourth was King of France from 1589 to 1610.
- Henri the Fifth was King of France from 1589 to 1610.
- Henri the Fourteenth was King of France from 1589 to 1610.
Cevabı göster
Henri the Fourth was King of France from 1589 to 1610.
who also happened to be very sweet around children. Dilbilgisi
2:23en iyicil Fransız hükümdarlarından biri olarak hatırlanır.
happened to be: bir gerçeği ikincil bilgi olarak sunmak
Happen to + fiilin yalın hâli, bir eylemi veya gerçeği tesadüfi, beklenmedik ya da ana fikre eklenen ikincil bir bilgi olarak sunar. Happened geçmiş zamandadır; bu nedenle happened to be, “tesadüfen öyleydi” anlamına gelir, “öyle oldu” anlamına gelmez. Burada yapı, kralın çocuklara karşı sevecenliğini ana iddia yerine karakteriyle ilgili ek bir özellik olarak verir. Başka bağlamlarda da gerçek anlamda bir kaza olmasa bile dinleyicinin beklemeyebileceği bir bilgiyi sunabilir.
Alıştırma
Cümleyi “tesadüfen öyleydi” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The person I asked for directions ____ a tour guide.
Cevabı göster
happened to be
On one occasion, famously painted by Ingres, Kültür
2:26Ingres tarafından meşhur şekilde resmedilen bir olayda,
famously painted by Ingres, occasion ifadesini niteler
Famously painted by Ingres sözleri one occasion ifadesini açıklar. Bu, “an occasion that was famously painted by Ingres” yapısının kısaltılmış biçimidir. Burada painted, “bir tabloda resmedilmiş” anlamına gelir; yani sanat eserinin konusu occasion sözcüğü değil, olay veya sahnedir. Ingres önemli bir Fransız ressamdı. Adı sanatçıyı belirtir; famously ise bu tasvirin iyi bilindiğini gösterir. Dil bilgisi açısından ifade occasion sözcüğüne bağlanır, doğrudan Kral IV. Henri’ye değil.
Alıştırma
“On one occasion, famously painted by Ingres,” parçasında famously painted by Ingres neyi açıklar?
- Bir kişi olarak kral
- Söz edilen olay veya sahne
- Ingres’in kendi portresi
Cevabı göster
Söz edilen olay veya sahne
found him pretending to be: find + nesne + -ing’li fiil
found him pretending to be a horse ifadesinde found, “kayıp birini buldu” değil, “fark etti veya gördü” anlamındadır. Him, found fiilinin nesnesidir; pretending ise büyükelçinin onu gördüğü sırada zaten devam eden eylemi anlatır. find + nesne + -ing’li fiil kalıbı, beklenmedik bir sahneyi kısa ve etkili biçimde aktarmanızı sağlar: biri, başka birini bir şey yaparken görür.
Alıştırma
Leo’yu eylemin ortasında gördüğünüzü belirtmek için cümleyi found + Leo + sleep fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: We ____ on the sofa.
Cevabı göster
found Leo sleeping
Rather than interrupt: rather than + yalın fiil
Rather than interrupt, interrupt eylemini seçilmeyen eylem olarak sunar. Bu ifade bir karşıtlık kurar; ardından gelen ana cümle kişinin bunun yerine ne yaptığını söyler. Hikâye geçmiş zamanda olsa da burada interrupt yalın fiil biçimindedir. Rather than + yalın fiil, vazgeçilen eylemi tanıtırken cümlenin zamanını ana fiil taşır.
Alıştırma
rather than + interrupt fiilinin yalın biçimini kullanın: Rather than ____ the meeting, Ava waited until the speaker finished.
Cevabı göster
interrupt
Henri kept the ambassador waiting a little while, Dilbilgisi
2:37Henri büyükelçiyi bir süre bekletmiş,
keep + nesne + fiil-ing: kept the ambassador waiting
kept the ambassador waiting ifadesinde kept, “sahipti” anlamına gelmez. “Birinin devam eden bir eylem veya durumda kalmasına neden oldu” demektir. The ambassador nesnedir; waiting ise devam eden durumu anlatan -ing biçimindeki tümleçtir. keep + nesne + fiil-ing kalıbı, oluşan etkiye ve bu etkinin süresine odaklanır: öznenin eylemi veya gecikmesi yüzünden biri bir şeyi yapmaya devam eder. Burada a little while bekleme süresini sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi keep fiilinin geçmiş zaman biçimi ve wait fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The delayed meeting ____ Maya ____ for thirty minutes.
Cevabı göster
kept · waiting
dolaylı ve açık bir mesaj olarak sending out a strong signal
Burada sending out a strong signal mecaz anlamdadır. Hiç kimse gerçek anlamda radyo veya elektronik sinyal göndermese de eylem açık bir tutumu ya da öncelikler bütününü iletir. Strong, fiziksel olarak güçlü değil, “açık ve gözden kaçırılması zor” anlamındadır. -ing yan cümlesi bu mesajı hemen önce anlatılan eylemin sonucu olarak sunar. Daha uzun olan of where ... priorities should sometimes lie ifadesi, eylemin kişinin belirli zamanlarda neyin ilgi görmesi gerektiğine inandığını gösterdiği anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede sending out a strong signal, bir eylemin bir değeri açıkça iletmesi anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- By canceling the unfair rule, the school was sending out a strong signal that every student mattered.
- The technician checked whether the antenna was sending out a strong signal.
- The radio tower was sending out a strong signal across the valley.
Cevabı göster
By canceling the unfair rule, the school was sending out a strong signal that every student mattered.
is that the adults didn't insist on using
2:48yetişkinlerin çocukların yanında açık, sosyal olarak onaylanmış güçlerini
What's touching ... is that: değerlendirmenin nedenini belirtme
What's touching in these cases is that ... önce değerlendirilen niteliği, yani touching ifadesini belirtir. is'ten sonraki that yan cümlesi, örnekleri dokunaklı yapan gerçeği verir. Buradaki what, isim öbeği gibi çalışan ve ilgili şey anlamına gelen bir yan cümle başlatır; doğrudan soru değildir. Bu kalıp, örneklerden analize geçmeyi sağlar: What's + değerlendirme sıfatı + bağlam + is that + değerlendirmeyi destekleyen gerçek.
Alıştırma
Bir değerlendirmeyi destekleyen gerçeği belirtmek için kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?
- What's impressive about the project is that the team finished early.
- It's impressive that the team finished early.
- What's impressive about the project?
Cevabı göster
What's impressive about the project is that the team finished early.
Socrates didn't opt to deliver lectures about metaphysics. Kelime
2:54Sokrates metafizik hakkında dersler vermeyi seçmedi.
opt to + fiil: bilinçli bir seçim yapmak
Opt to, bir şeyi yapmayı seçmek anlamına gelir. Ardından fiilin yalın biçimi gelir: opt to deliver, opt to wait, opt to leave. Bu cümlede didn't opt to deliver, ders vermenin Sokrates'in seçtiği yol olmadığını belirtir. Opt, choose sözcüğünden genellikle daha kısa ve resmî duyulur; bu nedenle analizlerde ve raporlarda yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi opt to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When roads are icy, we often ____ work from home.
Cevabı göster
opt to
Henri IV didn't sit impassively on a golden throne
2:57IV. Henri altın bir tahtta duygusuzca oturup
They put aside their well-known virtues and prestige Öbek fiiller
3:02Kendilerini savunmasız bırakmak için
Put aside: bir şeyi geçici olarak dikkate almamak
Put aside, bir şeyi bir süreliğine dikkate almamak veya ona dayanmamak anlamına gelir. Burada, iyi bilinen erdemlerini ve saygınlıklarını avantaj olarak kullanmamayı seçiyorlar. Bu nitelikler hâlâ vardır; yalnızca o etkileşimi yönlendirmiyordur. Bu öbek fiil; başka bir şeye odaklanmak için geçici olarak durdurulan duygular, görüşler, anlaşmazlıklar veya işler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “geçici olarak dikkate almamak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: During the discussion, let's ____ our personal feelings and focus on the evidence.
Cevabı göster
put aside
in order to make themselves vulnerable, Kalıp ifadeler
3:05iyi bilinen erdemlerini ve prestijlerini bir kenara bıraktılar,
Make themselves vulnerable: kendini bilinçli olarak riske açmak
make + nesne + sıfat yapısı, “birinin veya bir şeyin belirli bir hâle gelmesine neden olmak” anlamına gelir. make themselves vulnerable ifadesinde themselves, eylemi yapan kişileri gösterir: kendilerini bilinçli olarak daha açık ve korunmasız bir duruma sokarlar. Buradaki vulnerable esas olarak duygusal veya sosyal açıdan savunmasız olmayı anlatır. Başkalarına daha açık olabilmek için utanma, eleştirilme veya incinme olasılığını kabul ederler. Bu, fiziksel olarak zayıf ya da beceriksiz hâle geldikleri anlamına gelmez.
Alıştırma
Olivia'nın kendisini etkin biçimde duygusal riske açtığını vurgulayan ders yapısıyla cümleyi tamamlayın: Olivia chose to ____ by admitting that she was afraid.
Cevabı göster
make herself vulnerable
as one must whenever friendship is at stake. Deyimler
3:08tıpkı dostluk söz konusu olduğunda herkesin yapması gerektiği gibi.
at stake: önemli bir sonuç kaybedilebilir
friendship is at stake ifadesinde at stake, dostluk olasılığının veya dostluğun geleceğinin olacaklara bağlı olduğu ve kaybedilebileceği anlamına gelir. Dostluğu fiziksel bir nesne olarak değil, sonucu belirsiz olan önemli bir değer olarak gösterir. Yapı be at stake şeklindedir. Değerli sonucu, ilişkiyi, hakkı, itibarı veya güvenliği be fiilinin önüne koyarsınız. Bu yapı, bir kararın ya da eylemin neden önemli olduğunu açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede "friendship is at stake" ne anlama geliyor?
- Dostluk olasılığı veya dostluğun geleceği olacaklara bağlıdır ve kaybedilebilir.
- Birisi dostluğu işaretlemek için tahta kazık kullanıyor.
- Dostluk zaten sona erdiği için hiçbir şey değişemez.
Cevabı göster
Dostluk olasılığı veya dostluğun geleceği olacaklara bağlıdır ve kaybedilebilir.
by those who might have described them as silly or undignified,
3:13saldırılarına açık hale getirmeye cesaret ettiler,
lay themselves open to attack: kendilerini eleştiriye açık hâle getirmek
Bu cümlede lay themselves open to attack, kendilerini isteyerek eleştiriye veya alaya açık hâle getirdikleri anlamına gelir. Attack mecazidir: Başkaları onlara aptalca ya da onursuz diyebilirdi; cümle kimsenin onlara fiziksel zarar verdiğini söylemez. Yapı lay + dönüşlülük zamiri + open to + isim veya -ing biçimidir. Öznenin kendi eylemi bu savunmasızlığı yaratır. Olası bir tepkiye açık olmayı anlatır; bu tepkinin gerçekleştiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, eleştirinin gerçekten gerçekleştiğini söylemeden Maya'nın kendi seçiminin eleştiriyi mümkün kıldığı anlamına gelir?
- Maya laid herself open to criticism by sharing the unfinished plan.
- Maya came under criticism after sharing the unfinished plan.
- Maya criticized the unfinished plan herself.
Cevabı göster
Maya laid herself open to criticism by sharing the unfinished plan.
the fragile, unadorned parts of others.
3:25başkalarının kırılgan, süssüz kısımlarıyla buluşmasına izin verdiğimizde ortaya çıkabileceğini içgüdüsel olarak anladılar.
without artifice: hesaplanmış bir yapmacıklık olmadan
Artifice, hesaplanmış bir yapmacıklığı veya birinin gerçekte ne düşündüğünü ya da hissettiğini gizlemek için kullanılan ustaca bir gösteriyi anlatan resmî bir sözcüktür. Burada without artifice, meet fiilini niteleyen bir durum ifadesidir. Buluşmanın sosyal bir maske veya stratejik bir gösteri olmadan gerçekleştiğini, böylece iki tarafın da kırılgan benliğini dürüstçe gösterdiğini belirtir. “Sanat olmadan” veya “beceri olmadan” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi ifade “hesaplanmış bir yapmacıklık veya aldatma olmadan” anlamına en uygundur?
- without artifice
- without effort
- without artistry
Cevabı göster
without artifice
with creatures who were in so many respects entirely alien to them. Kelime
3:32nasıl ortak zemin bulacaklarını biliyorlardı.
find common ground: ortak bir temel bulmak
To find common ground, farklı insanların paylaştığı inançları, hedefleri, ilgi alanlarını, duyguları veya deneyimleri belirlemek demektir. Buradaki ground mecazidir: insanların birbirini anlayabileceği veya konuşmayı sürdürebileceği ortak bir temeli anlatır. Bu ifade her konuda aynı fikirde olmak anlamına gelmez. Burada adamlar, ortak duygu veya anlayış noktaları bularak kendilerinden çok farklı görünen çocuklarla bağ kurar.
Alıştırma
Mira ve Leo bütçe konusunda anlaşamıyor ama ikisi de projenin güvenli olmasını istiyor. Find common ground yapmaları ne anlama gelir?
- Projeyi konuşmayı bırakmaya karar verirler.
- Güvenliği paylaştıkları bir hedef olarak belirlerler.
- Bütçenin her ayrıntısını çözüme kavuştururlar.
Cevabı göster
Güvenliği paylaştıkları bir hedef olarak belirlerler.
“entirely alien to them”: onlara bütünüyle yabancı, uzaylı değil
Burada alien, başka bir gezegenden gelen varlık anlamındaki isim değil, sıfattır. Entirely alien to them, bir şeyin onların deneyim veya anlayış alanının bütünüyle dışında olması demektir; bu yüzden betimlenen kişiler onlara çok yabancı ve farklı görünmüştür. be alien to + kişi veya grup yapısı, bir şeyi o kişinin ya da grubun bakış açısından yabancı olarak sunar. Gelenekleri, düşünceleri, duyguları veya deneyimleri anlatabilir. Bu bağlamda creatures, çocuklara yönelik mecazlı bir hitaptır; bilim kurgu anlamının kanıtı değildir.
Alıştırma
“Their customs were entirely alien to Mia.” cümlesindeki vurgulanan düşünce ne anlama gelir?
- Mia'nın onların geleneklerini öğrenmesi yasalarca yasaktı.
- Gelenekleri Mia'ya tamamen yabancıydı.
- Gelenekleri başka bir gezegenden geldiklerini kanıtlıyordu.
Cevabı göster
Gelenekleri Mia'ya tamamen yabancıydı.
they imaginatively searched for what unites Anlatım akışı
3:39hayal gücüyle insanları neyin birleştirdiğini aradılar
“Cosmopolitans of the mind” mecazı
Cosmopolitans of the mind yaratıcı bir mecazdır. cosmopolitan normalde farklı ülkeler veya kültürler arasında rahat hisseden kişidir; ancak of the mind bu açıklığı düşünce ve hayal gücü alanına taşır. İfade, kendi deneyimlerinin ötesine bakabilen ve yabancı bakış açılarına girebilen insanları över. Sonraki bölüm mecazı açıklar: insanları ayıran şey yerine birleştiren şeyi hayal güçleriyle ararlar. Bu, çok seyahat ettikleri veya uluslararası bir şehirde yaşadıkları anlamına gelmez.
Alıştırma
“Cosmopolitans of the mind, they listened openly to unfamiliar viewpoints.” cümlesindeki mecaz neyi anlatır?
- Birkaç büyük uluslararası şehirde yaşamışlardı.
- Kendi deneyimlerinin ötesindeki bakış açılarına düşünsel olarak açıktılar.
- Profesyonel turist rehberi olarak çalışıyorlardı.
Cevabı göster
Kendi deneyimlerinin ötesindeki bakış açılarına düşünsel olarak açıktılar.
insanları ayıran değil, birleştiren şeyler
İki what yan cümlesi isim gibi işleyen birimlerdir: what unites, “insanları bir araya getiren şeyler”; what divides people ise “insanları birbirinden ayıran şeyler” demektir. Rather than, yapıları eşleşen bu iki birimi paralel bir karşıtlık içinde sunar. Birliği tercih edilen odak hâline getirir; ancak farklılıkların ya da ayrılıkların var olmadığını iddia etmez.
Alıştırma
Hangi cümle, ortak noktaları tercih edilen odak hâline getirmek için paralel what yan cümleleri kullanır?
- We should study what unites the community rather than what divides it.
- We should study what unites and divides the community equally.
- We should study what divides the community and ignore what unites it.
Cevabı göster
We should study what unites the community rather than what divides it.
and were able to locate somewhere within their characters
3:43ve kendi karakterlerinin bir yerlerinde bulabildiler
trace embryonic forms: çok küçük, gelişmemiş başlangıçlar
Burada trace miktarın son derece az olduğunu, embryonic ise bir şeyin çok erken ve henüz gelişmemiş bir aşamada bulunduğunu anlatır. Birlikte trace embryonic forms, mevcut olan ama henüz gelişmemiş olasılıkların küçücük başlangıçları demektir. Bu ifade biyolojik değil, mecazidir. Yazar, insani bir olasılığın belli belirsiz başlangıcının bile bir kişinin içinde bulunabileceğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede "trace embryonic forms" ne anlama gelir: "Several later ideas are already present in the early essay in trace embryonic forms."?
- çok küçük, gelişmemiş başlangıçlar hâlinde
- tam ve olgun açıklamalar hâlinde
- gerçek biyolojik embriyolar hâlinde
Cevabı göster
çok küçük, gelişmemiş başlangıçlar hâlinde
which they draw upon to feel their way Notlar
3:59ve bunu yabancıların ihtiyaçlarını ve bakış açılarını
Draw upon: mevcut bir kaynaktan yararlanmak
“Draw upon”, kişinin içinde veya çevresinde zaten bulunan bir şeyi kaynak olarak kullanması demektir. Buradaki they, sosyal açıdan becerikli kişileri belirtir; bu kişiler başkalarını anlamak için kendi içlerinde fark ettikleri çeşitli insani olasılıklardan yararlanır. Kalıp draw upon + resource + to + purpose şeklindedir. Deneyimi, bilgiyi, kanıtı veya anıları bir eylemi ya da değerlendirmeyi destekleyen malzeme olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “mevcut bir kaynağı kullanmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: “To solve the design problem, the team had to ____ ideas from several fields.”
Cevabı göster
draw upon
Feel their way into: bir bakış açısını adım adım anlamak
Buradaki “feel their way into” mecazidir. Sosyal açıdan becerikli kişiler, açık bir kılavuz olmadan duyarlılık ve empati yoluyla yabancıların ihtiyaçlarını ve bakış açılarını yavaş yavaş anlamaya çalışır. İfade belirsizliği, özeni ve adım adım keşfetmeyi vurgular. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: feel my/your/his/her/our/their way into + an unfamiliar situation or perspective. Into, zihinsel olarak içine girilen deneyimi veya bakış açısını belirtir; bunun fiziksel bir yer olması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “yabancı bir bakış açısını giderek anlamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: “Rather than making quick assumptions, the counselors tried to ____ the family's point of view.”
Cevabı göster
feel their way into
So, even if they happen to be confident, Dilbilgisi
4:05Böylece, eğer tesadüfen kendilerine güveniyorlarsa,
even if they happen to be confident: olur da özgüvenliyseler bile
“Even if” ödünleyici bir koşul kurar: özgüvenli olmaları bir olasılık olarak ele alınır, ancak bu durum ana cümlenin sonucunu değiştirmez; yine de çekingen yanlarıyla bağ kurmayı bilirler. “happen to be”, özgüvenli olmayı asıl noktadan çok rastlantısal bir durum gibi sunar. İfade bir bütün olarak, karşıt görünen bir olasılığı kabul ederken ana sonucu korur.
Alıştırma
Konuşan kişi dükkânın kapalı olup olmadığını bilmiyor. Hangi cümle olası bir kapanmanın sipariş vermeyi engellemeyeceğini anlatır?
- If the shop is closed, we can order online.
- Even though the shop is closed, we can order online.
- Even if the shop happens to be closed, we can order online.
Cevabı göster
Even if the shop happens to be closed, we can order online.
be in touch with the more timid version of themselves: kendisinin daha çekingen hâliyle bağ kurmak
Buradaki “be in touch with” mecazidir. Telefonla veya mesajla iletişim kurmak değil, içteki bir duyguyu ya da özelliği fark etmek, anlamak ve onunla bağlantıda olmak anlamına gelir. “The more timid version of themselves”, başka bir kişiyi değil, aynı insanların içinde bulunabilecek ve daha az görünen çekingen bir yanı anlatır. be in touch with + kendinizdeki bir duygu, yan veya hâl kalıbı öz farkındalığı ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede “in touch with” öz farkındalık anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?
- Please keep in touch with Lena after she moves.
- After a quiet walk, Lena was more in touch with her patient side.
- I tried to get in touch with Lena by phone.
Cevabı göster
After a quiet walk, Lena was more in touch with her patient side.
to enter into the inner world of someone beset by money worries. Notlar
4:16kendi kaygı deneyimlerini harekete geçirebilirler.
“mobilize their own experience of anxiety” ifadesini zihinsel bir kaynak olarak kullanmak
Burada mobilize, bir kaynağı bilinçli biçimde etkin kullanıma sokmak demektir. Bu kaynak, kişinin kendi kaygı deneyimidir. İfade zihinsel bir süreci anlatır: kaygının nasıl hissettirdiğini hatırlar ve bu bilgiyi başka birini anlamak için kullanırlar. Bu, insanları ya da kaynakları harekete geçirme anlamının soyut bir uzantısıdır; fiziksel hareket veya askerî seferberlik değildir.
Alıştırma
Örnekteki mobilize sözcüğüne en uygun yorum hangisidir?
- Bir duyguyu fiziksel olarak bir yerden başka bir yere taşımak demektir.
- Kişinin geçmişteki kaygı deneyimini bilinçli biçimde bir kaynak olarak kullanması demektir.
- Kaygılı insanlara askerî bir güce katılmalarını emretmek demektir.
Cevabı göster
Kişinin geçmişteki kaygı deneyimini bilinçli biçimde bir kaynak olarak kullanması demektir.
“enter into the inner world” ifadesindeki mecaz
Enter into the inner world mecazlı bir ifadedir. Başka birinin özel duygularını, korkularını, düşüncelerini ve bakış açısını empatiyle anlamak demektir. Gerçek bir fiziksel mekâna girilmez. Bu yapı, başka birinin iç yaşamını hayal gücü veya ortak deneyimler yoluyla yaklaşılabilecek bir dünya olarak sunar.
Alıştırma
Örnekteki enter into the inner world ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Başka birinin özel duygularını ve bakış açısını empatiyle anlamak.
- Başka birine ait gizli bir odanın fiziksel olarak içine girmek.
- Başka birinin düşüncelerini kontrol altına almak.
Cevabı göster
Başka birinin özel duygularını ve bakış açısını empatiyle anlamak.
beset by money worries: maddi kaygılarla kuşatılmış
Bu cümlede beset by money worries, para konusundaki sürekli kaygılar yüzünden sıkıntı çekmek anlamına gelir. Beset, sorunun kalıcı ve kurtulması zor olduğunu hissettirir; bu yüzden yalnızca worried demekten daha güçlü ve resmîdir. Bu ifade, someone sözcüğünden sonra kısaltılmış bir ilgi cümleciği olarak gelir: someone beset by money worries, someone who is beset by money worries ile aynı anlama gelir. Beset fiilinin yalın hâli, geçmiş zamanı ve geçmiş zaman ortacı hep beset biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The clinic was ____ funding problems and staff shortages.
Cevabı göster
beset by
find a part of themselves that would love to prosper
4:25kendilerinin başarılı olmayı çok isteyecek bir parçasını bulabilirler
and use this to engage warmly with someone Kalıp ifadeler
4:28ve bunu, mesleki hayatı gerçekten çok iyi gitmiş biriyle
whose professional life has gone very well indeed.
4:30sıcak bir şekilde iletişim kurmak için kullanabilirler.
engage warmly with someone: biriyle sıcak biçimde etkileşim kurmak
Bu cümlede engage warmly with someone, o kişiyle dostça, içten ve dikkatli bir biçimde etkileşim kurmak anlamına gelir. Engage with etkin katılımı, warmly ise etkileşimin nasıl gerçekleştiğini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı engage + zarf + with + kişi veya grup biçimindedir. Bu, kısa bir karşılaşmadan fazlasını anlatır: kişi dinler, karşılık verir ve mesafeli kalmaz.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: At the welcome event, the volunteers tried to ____ every new family.
Cevabı göster
engage warmly with
The moves that these grand people made with kids
4:34Bu büyük insanların çocuklarla attıkları adımlar,
with anyone of whatever age who we want to bond with. Kalıp ifadeler
4:39hepimizin nasıl yapacağımızı öğrenmemiz gereken adımlardır.
bond with someone: biriyle yakın bir bağ kurmak
Bond with someone, biriyle zaman içinde yakın ve güvene dayalı duygusal bir bağ kurmak demektir. Bu cümlede amaç, bu ilişki kurma biçimlerini yaşı ne olursa olsun insanlarla kullanmaktır. Kalıp bond with + kişi veya grup şeklindedir. Yalnızca birinden hoşlanmaktan ya da onunla konuşmaktan daha fazlasını anlatır; ilişkinin giderek yakınlaşmasına odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle yakın ve güvene dayalı bir ilişkinin zaman içinde geliştiğini anlatır?
- Over the season, the new player talked with her teammates.
- Over the season, the new player bonded with her teammates.
- Over the season, the new player recognized her teammates.
Cevabı göster
Over the season, the new player bonded with her teammates.
But it's particularly useful that these were grand people
4:42Ancak kişnemesi sesi çıkaranların büyük insanlar olması
for what so often holds us back around others Notlar
4:47çünkü çoğu zaman başkalarının yanında bizi geride tutan
holds us back: harekete geçmeyi veya ilerlemeyi engellemek
Bu cümlede holds us back, “özgürce hareket etmemizi veya istediğimiz şeye doğru ilerlememizi engeller” demektir. Buradaki engel, saygınlığı kaybetme korkusudur; birinin başka birini fiziksel olarak geriye çekmesi değildir. Kalıp hold + kişi + back şeklindedir. Engellenen eylemi belirtmek için from + fiilin -ing hâli eklenebilir: Fear holds us back from speaking honestly.
Alıştırma
Cümleyi hold ... back ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Fear can ____ from asking for help.
Cevabı göster
hold us back
and makes us cold when we deep down long to be close, Notlar
4:49ve derinlerde yakınlaşmayı arzularken bizi soğuk yapan şey,
deep down: gizli ve gerçek bir duygu
Deep down, “bir kişinin özel ve gerçek duygularında” anlamına gelir; özellikle de bu duygular dışarıdan gösterilenlerle uyuşmadığında kullanılır. Burada dışarıdan soğuk görünmek, gerçekte yakın olmayı istemekle karşıtlık oluşturur. Bu bir zarf öbeğidir, fiziksel bir yer değildir. Bütün bir düşünceyi çerçeveleyebilir ve çoğu zaman yan cümlenin başına yakın gelir: Deep down, I knew the answer.
Alıştırma
"Deep down, Amir wanted to apologize, although he acted as if he did not care," cümlesinde deep down ne anlama gelir?
- Çok aşağıda bulunan bir yere gitmek istiyordu.
- Bu isteği çok güçlü hissediyor ve açıkça gösteriyordu.
- Gerçek iç duygusu, dışarıdan gösterdiği davranıştan farklıydı.
Cevabı göster
Gerçek iç duygusu, dışarıdan gösterdiği davranıştan farklıydı.
long to be close: duygusal yakınlığı derinden arzulamak
Burada long, “güçlü ve derin biçimde arzulamak” anlamına gelen bir fiildir. Yapı long to + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden long to be, “olmayı derinden arzulamak” demektir. Genellikle uzun süren bir isteği anlatır ve want to ifadesinden daha güçlü ya da duygusal duyulur. long to be close ifadesindeki close, fiziksel olarak yakında olmak ya da “kapatmak” değil, duygusal olarak bağlı veya samimi olmak anlamındadır. İfade, soğuk davranışların altında duygusal yakınlığa duyulan derin bir özlem olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “long to” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years away, she ____ return home.
Cevabı göster
longed to
what holds us back ... is a fear of a loss of dignity: bizi geri tutan şey ... onurumuzu kaybetme korkusudur
Burada what, isim gibi çalışan what so often holds us back around others yan cümlesini başlatır. Bu yan cümle the thing that so often holds us back around others anlamındadır; dolayısıyla tamamı öznedir ve doğrudan soru değildir. Özne uzun olduğu için tüm cümlenin ana fiili daha sonra gelir: is. what yan cümlesi + be + kimliği açıklayan bölüm kalıbı cevabı geciktirir ve ardından temel nedeni, yani a fear of a loss of dignity ifadesini açıklar. Bu yapıyı önce bilinmeyen bir etkeni sunup sonra onun ne olduğunu açıklamak için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
“What keeps Amir silent in meetings is a fear of making mistakes,” cümlesinde tüm cümlenin ana fiili hangisidir?
- keeps
- making
- is
Cevabı göster
is
loss of dignity: onur kaybı
loss of dignity ifadesinde dignity, kişinin özsaygısını ve başkalarının ona gösterdiği saygıyı anlatır. A loss of dignity, birinin aşağılanmış hissetmesi, gülünç duruma düşürülmesi veya saygıyı hak etmiyormuş gibi davranış görmesi durumudur. Burada ifade sosyal ya da duygusal bir korkuyu adlandırır. Tek başına yasal hakların, işin, rütbenin veya gerçek bir sosyal konumun kaybedildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir konuşmacıyla toplum içinde alay edildi ve konuşmacı aşağılanmış hissetti, ancak rütbesi ve itibarı değişmedi. Bu deneyimi en iyi hangi ifade anlatır?
- a loss of reputation
- a loss of status
- a loss of dignity
Cevabı göster
a loss of dignity
when we cease trying to impress, Dilbilgisi
4:58güvenlik alanlarımızın dışına çıkma cesaretine sahip olduğumuzda
Dengeli bir sonuç olarak “Friendship begins and loneliness can end”
İki yan cümle dengeli bir karşıtlık oluşturur. “Friendship begins” olumlu bir durumun başlamasını, “loneliness can end” ise olumsuz bir durumun ortadan kalkmasını anlatır. Bunları and ile bağlamak sonucu kısa ve akılda kalıcı hâle getirir. Can yardımcı fiili iddiayı ölçülü tutar: ardından gelen koşul gerçekleşirse yalnızlık sona erebilir, ancak bu sonuç garanti edilmez. Bu kalıp, olumlu bir gelişme ile olumsuz bir durumun sona erme ihtimalini yan yana getirebilir.
Alıştırma
“Friendship begins and loneliness can end” yapısı ne işe yarar?
- Olumlu bir başlangıç ile olumsuz bir durumun sona erme ihtimalini eşleştirir.
- Birbiriyle ilgisiz iki eylemi zaman sırasıyla verir.
- İnsanlar her buluştuğunda iki değişimin de mutlaka olacağını garanti eder.
Cevabı göster
Olumlu bir başlangıç ile olumsuz bir durumun sona erme ihtimalini eşleştirir.
“cease trying to impress”: cease + -ing yapısı
Cease + -ing, devam eden bir eylemin veya çabanın sona erdiğini anlatır. Burada cease trying, “çaba göstermeyi bırakmak” anlamındadır; to impress ise bu çabanın amacını, yani başkalarının hayranlığını veya onayını kazanmayı belirtir. Bu nedenle ifade, yalnızca bir izlenim bırakamamayı değil, başkalarının bizi nasıl gördüğünü yönetme alışkanlığını bırakmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “hayranlık kazanmak için çaba göstermeyi bıraktı” anlamındaki resmî cease + -ing ifadesiyle tamamlayın: The team ____ the judges and focused on solving the problem.
Cevabı göster
ceased trying to impress
step outside our safety zones ifadesinin mecaz anlamı
Bu cümlede step outside our safety zones mecaz anlamda kullanılır. Safety zone, başarısız olma veya utanma ihtimalimizin düşük olduğunu düşündüğümüz, alışık olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz davranış alanıdır. Bunun dışına çıkmak, daha az rahat hissettiren bir şeyi denemek ve belli bir sosyal veya kişisel riski kabul etmek demektir. Buradaki risk, biraz gülünç görünebilmeyi kabullenmektir. İfade, gelişimi gerçek bir koruma alanından çıkmak olarak değil, güvenli hissettiren sınırın biraz ötesine adım atmak olarak anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede step outside a safety zone, örnekteki mecaz anlamıyla kullanılmıştır?
- Joining the school play helped Leo step outside his safety zone.
- Leo stayed with the activities he already knew well.
- The sign warns visitors not to step outside the marked safety zone.
Cevabı göster
Joining the school play helped Leo step outside his safety zone.
can dare ... to look a little ridiculous yapısı ve anlamı
Can dare ... to look, dare to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır: dare to look. Burada dare, riskli veya utandırıcı gelebilecek bir şeyi yapacak kadar cesur olmak anlamına gelir; can ise bu cesareti bulmanın mümkün olduğunu belirtir. For a time, dare ile to look arasına girer ancak dare to yapısını değiştirmez. Rahatsız edici görünümün geçici bir dönemle sınırlı olduğunu belirtirken a little, ridiculous ifadesini yumuşatır. Look ridiculous, kasıtlı olarak saçma davranmak değil, gülünç görünmek demektir.
Alıştırma
'Cesaret edebilmek' anlamındaki üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: When everyone feels safe, we ____ look a little ridiculous and test a wild idea.
Cevabı göster
can dare to
Did you know that The School of Life is actually a place,
5:11The School of Life'ın aslında bir yer olduğunu biliyor muydunuz?
Please click on the link below to explore more.
5:24Daha fazlasını keşfetmek için lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayın.