Sosyal Becerilerinizin Nihai Testi: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
884 kelime 172 kel/dk

Video Tanıtımı: Tanımadığımız çocuklar sosyal beceriyi yetişkin sohbetinden daha çok sınayabilir. Sokrates ve IV. Henri, yakınlığın hayal gücü, kırılganlık ve statüyü bırakma isteği gerektirdiğini gösterir. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. be at ease - Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: az tanınan kişilerin yanında rahat ve savunmasız bir durumu anlatır. 2. find common ground - Deyimler ve mecazlı ifadeler: yaş veya geçmiş farklı olsa da ortak duygu ya da ilgi bulmayı anlatır. 3. what so often holds us back around others / is a fear of a loss of dignity - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: engeli sunan what yan cümlesini ve nedeni açıklayan is bölümünü izleyin.

Bu derste

It can be easy to imagine that we possess reasonable social skills

0:01

Makul sosyal becerilere sahip olduğumuzu hayal etmek kolay olabilir

because we know how to maintain conversation with strangers

0:08

çünkü yabancılarla nasıl sohbet edileceğini biliyoruz

and every now and then manage to make a whole table laugh. Notlar

0:12

ve arada sırada bütün bir masayı güldürmeyi başarabiliyoruz.

Kalıp ifadeler

“ara sıra” anlamındaki every now and then

Every now and then, “ara sıra” veya “zaman zaman” anlamına gelen bir sıklık ifadesidir. Bir olayın aralarda zaman olacak şekilde bazen gerçekleştiğini anlatır; now sözcüğünün ardından then sözcüğünün geldiği bir sırayı anlatmaz. Burada manage to make... yapısını niteler ve bu başarının ne sıklıkta gerçekleştiğini gösterir. İfadenin tamamı bir yan cümlenin başında veya sonunda doğal biçimde kullanılabilir.

Alıştırma

“Every now and then, our neighbor brings us fresh bread.” cümlesinde every now and then ne anlama gelir?

  1. her zaman
  2. hemen ardından
  3. ara sıra
Cevabı göster

ara sıra

Dilbilgisi

Başarılı bir sonucu anlatan manage to + fiilin yalın hâli

Manage to + fiilin yalın hâli, genellikle çaba gerektiğinde, bir zorluk olduğunda veya başarı kesin olmadığında bir şeyi yapmayı başarmak anlamına gelir. Örnekte manage to make..., konuşan kişinin bazen masadaki herkesi güldürmeyi başardığını anlatır; burada manage “yönetmek” anlamına gelmez. to sözcüğünden sonraki fiil yalın hâlde kalır: manage to make, manage to finish, manage to find.

Alıştırma

Hangi cümle Lena’nın zorluğa rağmen kavanozu başarıyla açtığını açıkça söyler?

  1. Although the lid was tight, Lena managed to open the jar.
  2. Although the lid was tight, Lena wanted to open the jar.
  3. Although the lid was tight, Lena tried to open the jar.
Cevabı göster

Although the lid was tight, Lena managed to open the jar.

But here's a test far sterner than this, Dilbilgisi

0:15

Ancak işte bundan çok daha zorlu bir test,

Dilbilgisi

far sterner than this: far ile karşılaştırmayı güçlendirme

far sterner than this ifadesinde far, “çok daha büyük ölçüde” anlamına gelir. Karşılaştırma sıfatı sterner'ı güçlendirir; böylece sınavın daha önce sözü edilenden çok daha sert, ağır veya zorlayıcı olduğu anlatılır. Burada far mesafeyi belirtmez. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp far + karşılaştırma biçimidir: far easier, far more useful, far less risky. Sterner, stern sıfatının karşılaştırma biçimidir; stern biraz resmîdir ve ciddi bir katılık anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede far, bir karşılaştırmayı güçlendirmek için doğru kullanılmıştır?

  1. The new quiz is far easier than the last one.
  2. The new quiz is very easier than the last one.
  3. The new quiz is far easy than the last one.
Cevabı göster

The new quiz is far easier than the last one.

surprising in its ability to trip us up. Öbek fiiller

0:17

bizi tökezletme yeteneğiyle şaşırtıcı.

Öbek fiiller

trip us up: birinin hata yapmasına neden olmak

trip us up ifadesinde trip someone up, “birinin hata yapmasına veya kafasının karışmasına neden olmak ya da onu hazırlıksız yakalamak” anlamına gelen ayrılabilen bir öbek fiildir. us nesnesi, etkilenen kişileri belirtir. Buradaki ifade mecazidir: sınav, zor bir ayrıntıyla insanların hata yapmasına yol açabilir; onları fiziksel olarak düşürmez. Temel kalıp trip + kişi + up şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi trip ... up ifadesini doğru sırayla kullanarak tamamlayın: The unusual wording may ____ her ____.

Cevabı göster

trip · up

The challenge of having a pleasant time

0:20

Tanımadığımız bir çocukla

with a child we don't know.

0:23

keyifli vakit geçirme zorluğu.

Theoretically speaking, Kalıp ifadeler

0:25

Teorik olarak konuşursak,

this should be so easy.

0:27

bu çok kolay olmalı.

Kalıp ifadeler

Theoretically speaking, ile iddiayı teorik açıdan sınırlamak

Theoretically speaking, iddiayı teoriye, kurallara veya akıl yürütmeye göre beklenen sonuçla sınırlar. Bu cümlede should be so easy, bu akıl yürütmeye dayalı bir tahmindir; doğrulanmış bir gerçek değildir. Bu giriş ifadesi çoğu zaman bir karşıtlığa zemin hazırlar: Bir sonuç teoride basit görünebilir ama uygulamada farklı olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle başarıyı gerçek hayatta henüz doğrulanmamış teorik bir tahmin olarak sunuyor?

  1. Technically speaking, the design uses four parts.
  2. In practice, the design failed twice.
  3. Theoretically speaking, the design should work.
Cevabı göster

Theoretically speaking, the design should work.

We were all once kids.

0:28

Hepimiz bir zamanlar çocuktuk.

We know a great deal more than they do

0:30

Onların bildiklerinden çok daha fazlasını biliyoruz

and as far as they're concerned, Kalıp ifadeler

0:32

ve onlara kalırsa,

we hold all the cards. Deyimler

0:33

bütün kozlar bizim elimizde.

Kalıp ifadeler

as far as they're concerned, ile başka bir grubun bakış açısını belirtmek

as far as they're concerned, ardından gelen ifadenin bakış açısını belirler: Onların gözünden bakıldığında bütün kozlar bizim elimizdedir. Durumun onlara nasıl göründüğünü anlatır; herkesin nesnel bir gerçek olarak kabul ettiği şeyi anlatmak zorunda değildir. as far as + kişi + be concerned yapısı kişiye ve zamana göre değişebilir: as far as I'm concerned, as far as she was concerned. Bir kişiyle kullanıldığında concerned burada o kişinin açısından bakıldığında demektir; endişeli anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle tartışmanın Mia'nın bakış açısına göre sona erdiğini ifade ediyor?

  1. As far as Mia knows, the discussion is over.
  2. Mia walked as far as the library before turning back.
  3. As far as Mia is concerned, the discussion is over.
Cevabı göster

As far as Mia is concerned, the discussion is over.

Deyimler

hold all the cards: belirleyici gücü elinde tutmak

Bu cümlede hold all the cards, bir durumu kontrol etmeyi sağlayan bilgi, kaynak veya pazarlık gücüne sahip olmak anlamındaki bir deyimdir. Gerçek oyun kartlarından söz edilmez. İfade, kart oyunlarındaki bir görüntüye dayanır: işe yarayan bütün kartları elinde tutan kişi oyunun gidişini belirleyebilir. Daha genel olarak, bir taraf belirleyici üstünlüğe sahipken diğer tarafın etkili seçeneği çok az olduğunda kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi belirleyici pazarlık gücüne sahip olmak anlamındaki deyimle tamamlayın: Because Lena controls the budget and the deadline, she seems to ____.

Cevabı göster

hold all the cards

If we felt like it, Dilbilgisi

0:35

Eğer canımız isteseydi,

we could buy 26 packets of biscuits

0:36

26 paket bisküvi alabilir

Dilbilgisi

If we felt like it, we could: varsayımsal bir seçenek

Burada If we felt like it, bunu yapmak isteseydik anlamına gelir. Felt geçmiş biçimdedir, ancak bu cümlede geçmişteki bir isteği anlatmaz; geçmiş biçimi, düşünceyi hemen uygulanacak gerçek bir plandan uzaklaştırır. If + geçmiş biçim, ... could + fiilin yalın biçimi kalıbı, varsayımsal bir seçeneği veya beceriyi sunar. Eylem mümkündür, ancak konuşan kişi gerçekleşeceğini söylemek yerine seçeneği hayal etmektedir.

Alıştırma

Hangi cümle parka yürümeyi mesafeli ve varsayımsal bir seçenek olarak sunar?

  1. If we had felt like it, we could have walked to the park.
  2. If we felt like it, we could walk to the park.
  3. If we feel like it, we can walk to the park.
Cevabı göster

If we felt like it, we could walk to the park.

and go to bed whenever we wanted.

0:38

ve ne zaman istersek yatağa gidebilirdik.

Yet in reality,

0:40

Ancak gerçekte,

it's strangely hard to be at ease Kalıp ifadeler

0:41

zaten yakın olmadığımız çocukların yanında

around children we're not already close to.

0:43

rahat olmak garip bir şekilde zordur.

Kalıp ifadeler

be at ease: rahat ve huzurlu hissetmek

Bu cümlede be at ease, gergin veya huzursuz olmak yerine rahat ve huzurlu hissetmek demektir. Bir kişinin durumunu be + at ease kalıbıyla anlatır. Around children, bu rahatlık hissini kimin etkilediğini gösterir. Kalıp başka durumlara kolayca aktarılabilir: be at ease around strangers, with a new group veya during a talk.

Alıştırma

Be at ease ifadesinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: After a warm welcome, the new student could ____ with the group.

Cevabı göster

be at ease

Imagine being invited around to your boss's house for lunch Dilbilgisi

0:46

Öğle yemeği için patronunuzun evine davet edildiğinizi

and being left alone at the kitchen island

0:49

ve mutfak adasında

with her moody 10-year-old son

0:51

onun huysuz 10 yaşındaki oğluyla yalnız bırakıldığınızı düşünün

or being introduced into a playroom

0:53

veya bir oyun odasına girdiğinizi,

with two shy 5-year-old girls,

0:55

iki utangaç 5 yaşında kızla,

the children of a friend.

0:57

bir arkadaşınızın çocuklarıyla baş başa kaldığınızı.

Dilbilgisi

Imagine being invited ... and being left ... or being introduced: paralel edilgen -ing yan cümleleri

Burada Imagine sözcüğünü being invited, being left ve being introduced gibi -ing yan cümleleri izler. Bunlar sürerlik bildiren ana fiiller değildir. Dinleyiciden hayal etmesi istenen durumlar, tam hâlleriyle bu -ing yan cümleleridir. Her being + geçmiş zaman ortacı biçimi edilgendir; bu nedenle hayal edilen kişi eyleme maruz kalır. And ve or ile bağlanan uzun listede aynı biçimi tekrarlamak paralelliği korur ve üç olasılığın da aynı bakış açısını paylaştığını açıkça gösterir.

Alıştırma

Paralel yapıyı tamamlamak için invite, seat ve ask fiillerinin edilgen -ing biçimlerini kullanın: Imagine ____ to the workshop, ____ near the front, or ____ to speak.

Cevabı göster

being invited · being seated · being asked

We may swiftly grow bewilderingly tongue-tied and inept. Deyimler

0:59

Hızla kafa karıştırıcı bir şekilde dilimiz tutulabilir ve beceriksizleşebiliriz.

Deyimler

tongue-tied: heyecandan dili tutulmuş

Burada tongue-tied, heyecan, mahcubiyet veya ne yapacağını bilememe yüzünden geçici olarak açık ve rahat konuşamamak demektir. Mecazidir; kişinin dili gerçekten bağlanmış değildir. Bir sıfat olarak yalnızca sessiz kalmayı değil, kişinin kelimeleri söylemekte zorlanmasını anlatır. Nervous sözcüğünden daha özeldir çünkü heyecanın konuşmayı nasıl etkilediğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle özellikle Leo'nun heyecan yüzünden konuşmakta zorlandığını anlatır?

  1. After the question, Leo was speechless with surprise.
  2. After the question, Leo chose to stay silent.
  3. After the question, Leo became tongue-tied and struggled to answer.
Cevabı göster

After the question, Leo became tongue-tied and struggled to answer.

The reason is that children are unable to do Dilbilgisi

1:03

Bunun nedeni, çocukların yabancı yetişkinler arasındaki

any of the normal things that ease social encounters

1:06

sosyal karşılaşmaları kolaylaştıran normal şeylerin

between adult strangers.

1:09

hiçbirini yapamamalarıdır.

Dilbilgisi

The reason is that + yan cümle

The reason is that, daha önce belirtilmiş bir gerçek veya durumun açıklamasını başlatır. The reason is cümlenin çerçevesidir; that ise nedeni veren özne ve yüklemli tam bir yan cümleyi başlatır. Yapı The reason is that + özne + fiil şeklindedir. Özenli İngilizcede that sözcüğünden sonra because eklemeyin. The reason is that children are unable... deyin; The reason is because children are unable... demeyin.

Alıştırma

Tam neden yan cümlesini başlatan kesin ifadeyle açıklamayı tamamlayın: ____ the roads are closed.

Cevabı göster

The reason is that

They don't ask polite questions

1:11

Nazikçe sorular sormazlar

about what we've been up to. Öbek fiiller

1:13

ne yaptığımız hakkında.

Öbek fiiller

been up to: yakın zamandaki etkinlikleri sormak

what we've been up to içindeki have been up to, yakın geçmişteki bir dönem boyunca yapılan etkinlikleri ve yaşanan deneyimleri sorar. Burada yaklaşık olarak “son zamanlarda neler yaptığımız” anlamına gelir. Present perfect yapıdaki have been, bu yakın dönemi şimdiye bağlar. what we've been up to bölümünün tamamı, about sözcüğünden sonra sorulan şeyi belirtir; up burada normalde taşıdığı yukarı yön anlamında değildir. Bu bağlamda ifade, gizli ya da kötü bir davranıştan şüphe etmeyi değil, sıradan ve kibar bir sohbeti anlatır.

Alıştırma

Soruyu be up to ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: We haven't talked for months. What have you ____ lately?

Cevabı göster

been up to

They have no feeling for our lives

1:14

Bizim hayatlarımız veya

or what might be important to us.

1:16

bizim için neyin önemli olabileceği hakkında hiçbir hisleri yoktur.

They don't do the news or the weather Kelime

1:18

Haberlerden veya havadan bahsetmezler

Kelime

do the news or the weather: bilinen konular hakkında konuşmak

Burada do, bilinen bir etkinliği yapmak veya ele almak anlamına gelen esnek ve gündelik bir fiildir. Do the news or the weather, haberleri veya hava durumunu alışılmış sohbet konuları olarak konuşmak demektir. Çevresindeki liste sosyal alışkanlıklarla ilgilidir; bu yüzden do, konuşmadaki rutin bir davranışı özetler. Haber üretmek, bir haber programı sunmak veya hava durumunu yaratmak anlamına gelmez.

Alıştırma

They don't do the news or the weather cümlesindeki do, bu sosyal bağlamda ne anlama gelir?

  1. Haber olaylarına veya hava değişikliklerine neden olmazlar.
  2. Haberleri veya hava durumunu gündelik sohbet konusu olarak konuşmazlar.
  3. Bir haber programı veya hava tahmini hazırlamazlar.
Cevabı göster

Haberleri veya hava durumunu gündelik sohbet konusu olarak konuşmazlar.

and they can't usually tell us much

1:20

ve bize genellikle kendi haklarında veya

about themselves and their enthusiasms.

1:22

tutkuları hakkında çok fazla şey söyleyemezler.

If we ask them why they like a toy or a film,

1:24

Onlara bir oyuncağı veya filmi neden sevdiklerini sorarsak,

they tend to look blank and say Notlar

1:27

boş boş bakma eğilimindedirler ve

they just like it, that's all.

1:29

sadece sevdiklerini, o kadar olduğunu söylerler.

Dilbilgisi

tend to + fiilin yalın hâli: genel bir eğilim

Burada tend to, bir şeyi genellikle ya da sık sık yapmak anlamına gelir. Her seferinde gerçekleşen bir durumu değil, yaygın bir davranış örüntüsünü anlatır. Cümle, çocukların neden sorulduğunda çoğu zaman bu şekilde tepki verdiğini söylüyor. tend to + fiilin yalın hâli kullanılır: tend to look, tend to say. Özne he, she veya it olduğunda tends to kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tend to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: When the weather turns cold, our cat ____ sleep beside the heater.

Cevabı göster

tends to

Kalıp ifadeler

look blank: yüzde şaşkınlık göstermek

Burada look bir bağ fiilidir ve blank kişinin yüzündeki ifadeyi tanımlar. Look blank, şaşkın ya da kafası karışmış görünmek, anlamamak veya ne söyleyeceğini bilememek anlamına gelir. Gözle görülebilen bir tepkiyi anlatır. Kişinin boş bir yüzeye baktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sorudan sonra yüzde görülen şaşkın ifadeyi en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Leo drew a blank when he tried to remember the password.
  2. Leo looked blank when I asked him to explain the rule.
  3. Leo's mind went blank during his speech.
Cevabı göster

Leo looked blank when I asked him to explain the rule.

So, for all their sweetness, Dilbilgisi

1:30

Bu yüzden, tüm tatlılıklarına rağmen,

children present formidable and fascinating barriers

1:32

çocuklar sosyal akıcılık için

to social fluidity,

1:35

zorlu ve büyüleyici engeller sunarlar,

Dilbilgisi

for all their sweetness: karşıtlıktan önce bir gerçeği kabul etmek

for all their sweetness, “tüm sevimliliklerine rağmen” veya “çocuklar çok sevimli olabilse de” anlamına gelir. Burada their, children sözcüğünü belirtir; sweetness ise olumlu bir özelliği adlandırır. for all + isim öbeği bir ödünleme yapısıdır: önce bir gerçeği kabul eder, ardından ana cümlede onunla çelişen bir sonuç veya yargı verir. Bir şeyin “herkes için” olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Ödünleme anlamı vermek için cümleyi for all his inexperience ifadesiyle tamamlayın: ____, Amir handled the interview calmly.

Cevabı göster

For all his inexperience

which is also why they are the greatest tests

1:37

bu da onların birinin çekicilik ve nezaket sanatlarındaki

of one's mastery of the arts of charm and kindness.

1:39

ustalığının en büyük testleri olmasının nedenidir.

We have, across cultural history,

1:44

Kültürel tarih boyunca,

a few moving examples of accomplished adults

1:46

çocuklarla iyi geçinen başarılı yetişkinlere dair

getting on well with children. Öbek fiiller

1:49

birkaç dokunaklı örneğimiz var.

Öbek fiiller

get on well with someone: biriyle iyi geçinmek

get on well with someone, bir kişi veya grupla dostça ve rahat bir ilişkiye sahip olmak anlamına gelir. Cümlede yetişkinlerle çocukların birbirleriyle kolayca ilişki kurabildiği anlatılır. Burada get on bir öbek fiildir; well ise ilişkinin niteliğini belirtir. Yaygın kalıp get on well with + kişi veya grup şeklindedir. Özneye ve zamana göre get, gets, getting veya got biçimini alabilir.

Alıştırma

Cümleyi get on well with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Leo is friendly and ____ his teammates.

Cevabı göster

gets on well with

Montaigne remarked that he found nothing more notable Notlar

1:50

Montaigne, hayatta daha dikkate değer bir şey bulmadığını belirtti

in the life of Socrates,

1:53

Sokrates'in hayatında,

the man who more or less began Western philosophy, Kalıp ifadeler

1:55

Batı felsefesini az çok başlatan adam,

Kalıp ifadeler

More or less: Genel bir iddiayı yumuşatma

Bu cümlede more or less, "genel olarak" ya da "büyük ölçüde" anlamına gelir. Bu kişinin Batı felsefesini başlattığı iddiasını yumuşatır; bunun tamamen kesin ve tartışmasız bir gerçek değil, yararlı bir özet olduğunu gösterir. Bir ifade genel olarak doğru olsa da ayrıntılara, istisnalara veya belirsizliğe yer bırakmak istediğinde more or less kullan. Burada tüm tarihsel iddiayı niteler; miktarın daha fazla mı daha az mı olduğunu sormaz.

Alıştırma

Bu cümlede more or less için en uygun anlam hangisidir: The repair is more or less finished, but one small part still needs paint.?

  1. Onarım için daha fazla ya da daha az miktarda boya gerekebilir.
  2. Onarım genel olarak bitmiş durumda, ancak tamamen bitmedi.
  3. Onarım, kesin olarak ölçülmüş bir dereceye kadar bitmiştir.
Cevabı göster

Onarım genel olarak bitmiş durumda, ancak tamamen bitmedi.

than that he was exceptionally gifted Kalıp ifadeler

1:58

onun son derece yetenekli olmasından başka

at playing with children

2:00

çocuklarla oynama konusunda

Kültür

Montaigne'in Sokrates hakkındaki yorumu

Bu yorumu yapan Montaigne, Fransız Rönesansı'nın deneme yazarı ve düşünürüdür. Sokrates ise Montaigne'in hayatını ele aldığı Antik Yunan filozofudur; araya eklenen 'Batı felsefesini aşağı yukarı başlatan kişi' açıklaması da Montaigne'i değil, Sokrates'i belirtir. Montaigne, Sokrates'in çocuklarla oyun oynama konusundaki sıra dışı yeteneğini özellikle dikkate değer bulur. Bu gönderme, bilgeliğin ve çocuklarla neşeli biçimde ilgilenme yeteneğinin aynı kişide bulunabileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümledeki iki kişiyi doğru tanımlayan yorum hangisidir?

  1. Montaigne ve Sokrates aynı kişinin iki farklı adıdır.
  2. Yorumu Montaigne yapar ve Sokrates, Batı felsefesinin ilk kurucularından biri olarak tanımlanır.
  3. Yorumu Sokrates yapar ve Montaigne, Batı felsefesinin ilk kurucularından biri olarak tanımlanır.
Cevabı göster

Yorumu Montaigne yapar ve Sokrates, Batı felsefesinin ilk kurucularından biri olarak tanımlanır.

Dilbilgisi

nothing more notable ... than that karşılaştırma yapısı

nothing more + sıfat + than X kalıbı, en yüksek dereceyi bildirmek için karşılaştırma biçimini kullanır: başka hiçbir şey söz konusu niteliğe X'ten daha yüksek derecede sahip değildir. Burada X, Sokrates'in çocuklarla oynama yeteneğini anlatan that yan cümlesidir; dolayısıyla Montaigne bu gerçeği Sokrates'in hayatındaki en dikkate değer nokta olarak sunar. Bu kalıpta nothing more notable, dikkate değer şeylerin sayısını değil, dikkate değer olma derecesini karşılaştırır. Sokrates'in hayatında başka önemli olayların bulunmadığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi nothing more encouraging ... than that kullanarak tamamlayın: The doctor found ____ in the latest results ____ the treatment was helping every patient.

Cevabı göster

nothing more encouraging · than that

Kalıp ifadeler

Be gifted at + -ing yapısı

Gifted at playing, be gifted at + etkinlik kalıbını kullanır. Bir kişinin o etkinlikte olağanüstü doğal yeteneğe sahip olduğu anlamına gelir. Burada gifted bir sıfattır; "hediye olarak verilmiş" anlamındaki edilgen biçim değildir. At bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: is gifted at playing, drawing veya solving. Gifted sözcüğünden önce be fiilinin uygun biçimini kullan.

Alıştırma

Cümleyi "... konusunda olağanüstü doğal yeteneğe sahip" anlamındaki hedef ifadeyle tamamla: Lina is ____ solving logic puzzles.

Cevabı göster

gifted at

and would, especially in his later years,

2:01

ve özellikle sonraki yıllarında,

spend many hours playing games

2:03

saatlerce oyunlar oynayıp

and giving them piggybacks.

2:05

onları sırtında taşımasından.

And it suited him well, added Montaigne,

2:07

Ve bu ona çok uyuyordu, diye eklemiştir Montaigne,

for all actions, says philosophy,

2:09

çünkü felsefe der ki, tüm eylemler

equally become and equally honor a wise man. Kelime

2:11

bilge bir adama eşit derecede yakışır ve onu eşit derecede onurlandırır.

Kelime

equally become: become fiilinin “yakışmak veya uygun olmak” anlamı

Burada become, “bir şeye dönüşmek” değil, “birine yakışmak” veya “birine uygun olmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Özne all actions, become ve honor fiillerinin ortak nesnesi ise a wise man ifadesidir. Yani felsefe, bütün eylemlerin bilge bir kişiye eşit ölçüde yakıştığını ve onu eşit ölçüde onurlandırdığını söyler. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp something becomes someone şeklindedir. Eski veya resmî İngilizcede bir şeyin kişinin karakterine, konumuna ya da görünüşüne uygun olduğunu belirtir.

Alıştırma

“Such patience becomes a leader.” cümlesinde becomes ne anlama gelir?

  1. bir lidere yakışır ve rolüne uygundur
  2. bir lidere dönüşür
  3. lideri sabırlı yapar
Cevabı göster

bir lidere yakışır ve rolüne uygundur

Henri IV, King of France from 1589 to 1610, Kültür

2:16

1589'dan 1610'a kadar Fransa Kralı olan IV. Henri,

is remembered as one of the most benign French monarchs

2:20

çocukların yanında da tesadüfen çok tatlı olan,

Kültür

Henri IV, 1589-1610 yılları arasında Fransa Kralı: ad, unvan ve hükümdarlık dönemi

Bu ifade Henri IV'ün 1589'dan 1610'a kadar hüküm süren Fransa Kralı olduğunu belirtir. IV, Roma rakamıyla dört demektir ve bir hükümdarın adında “the Fourth” diye okunur. Henri, Henry adının Fransızca biçimidir. Virgüller arasındaki sözler, okuyucunun tarihî kişiyi tanıyabilmesi için onun unvanını ve hükümdarlık dönemini ekler. İkinci bir kişiyi tanıtmaz.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz ifadeyi tam olarak seçin. Hükümdarlık unvanının Fourth, Fourteenth veya Fifth olmasına dikkat edin.

  1. Henri the Fourth was King of France from 1589 to 1610.
  2. Henri the Fifth was King of France from 1589 to 1610.
  3. Henri the Fourteenth was King of France from 1589 to 1610.
Cevabı göster

Henri the Fourth was King of France from 1589 to 1610.

who also happened to be very sweet around children. Dilbilgisi

2:23

en iyicil Fransız hükümdarlarından biri olarak hatırlanır.

Dilbilgisi

happened to be: bir gerçeği ikincil bilgi olarak sunmak

Happen to + fiilin yalın hâli, bir eylemi veya gerçeği tesadüfi, beklenmedik ya da ana fikre eklenen ikincil bir bilgi olarak sunar. Happened geçmiş zamandadır; bu nedenle happened to be, “tesadüfen öyleydi” anlamına gelir, “öyle oldu” anlamına gelmez. Burada yapı, kralın çocuklara karşı sevecenliğini ana iddia yerine karakteriyle ilgili ek bir özellik olarak verir. Başka bağlamlarda da gerçek anlamda bir kaza olmasa bile dinleyicinin beklemeyebileceği bir bilgiyi sunabilir.

Alıştırma

Cümleyi “tesadüfen öyleydi” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The person I asked for directions ____ a tour guide.

Cevabı göster

happened to be

On one occasion, famously painted by Ingres, Kültür

2:26

Ingres tarafından meşhur şekilde resmedilen bir olayda,

Kültür

famously painted by Ingres, occasion ifadesini niteler

Famously painted by Ingres sözleri one occasion ifadesini açıklar. Bu, “an occasion that was famously painted by Ingres” yapısının kısaltılmış biçimidir. Burada painted, “bir tabloda resmedilmiş” anlamına gelir; yani sanat eserinin konusu occasion sözcüğü değil, olay veya sahnedir. Ingres önemli bir Fransız ressamdı. Adı sanatçıyı belirtir; famously ise bu tasvirin iyi bilindiğini gösterir. Dil bilgisi açısından ifade occasion sözcüğüne bağlanır, doğrudan Kral IV. Henri’ye değil.

Alıştırma

“On one occasion, famously painted by Ingres,” parçasında famously painted by Ingres neyi açıklar?

  1. Bir kişi olarak kral
  2. Söz edilen olay veya sahne
  3. Ingres’in kendi portresi
Cevabı göster

Söz edilen olay veya sahne

the Spanish ambassador came to see the king

2:28

İspanyol büyükelçisi kralı görmeye gelmiş

and found him pretending to be a horse Dilbilgisi

2:31

ve onu çocuklarının binmesi için

for his children to ride on.

2:32

at taklidi yaparken bulmuştur.

Dilbilgisi

found him pretending to be: find + nesne + -ing’li fiil

found him pretending to be a horse ifadesinde found, “kayıp birini buldu” değil, “fark etti veya gördü” anlamındadır. Him, found fiilinin nesnesidir; pretending ise büyükelçinin onu gördüğü sırada zaten devam eden eylemi anlatır. find + nesne + -ing’li fiil kalıbı, beklenmedik bir sahneyi kısa ve etkili biçimde aktarmanızı sağlar: biri, başka birini bir şey yaparken görür.

Alıştırma

Leo’yu eylemin ortasında gördüğünüzü belirtmek için cümleyi found + Leo + sleep fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: We ____ on the sofa.

Cevabı göster

found Leo sleeping

Rather than interrupt the game immediately, Dilbilgisi

2:34

Oyunu hemen yarıda kesmek yerine,

Dilbilgisi

Rather than interrupt: rather than + yalın fiil

Rather than interrupt, interrupt eylemini seçilmeyen eylem olarak sunar. Bu ifade bir karşıtlık kurar; ardından gelen ana cümle kişinin bunun yerine ne yaptığını söyler. Hikâye geçmiş zamanda olsa da burada interrupt yalın fiil biçimindedir. Rather than + yalın fiil, vazgeçilen eylemi tanıtırken cümlenin zamanını ana fiil taşır.

Alıştırma

rather than + interrupt fiilinin yalın biçimini kullanın: Rather than ____ the meeting, Ava waited until the speaker finished.

Cevabı göster

interrupt

Henri kept the ambassador waiting a little while, Dilbilgisi

2:37

Henri büyükelçiyi bir süre bekletmiş,

Dilbilgisi

keep + nesne + fiil-ing: kept the ambassador waiting

kept the ambassador waiting ifadesinde kept, “sahipti” anlamına gelmez. “Birinin devam eden bir eylem veya durumda kalmasına neden oldu” demektir. The ambassador nesnedir; waiting ise devam eden durumu anlatan -ing biçimindeki tümleçtir. keep + nesne + fiil-ing kalıbı, oluşan etkiye ve bu etkinin süresine odaklanır: öznenin eylemi veya gecikmesi yüzünden biri bir şeyi yapmaya devam eder. Burada a little while bekleme süresini sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi keep fiilinin geçmiş zaman biçimi ve wait fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The delayed meeting ____ Maya ____ for thirty minutes.

Cevabı göster

kept · waiting

sending out a strong signal Kalıp ifadeler

2:39

mantıklı yetişkin önceliklerinin

of where he felt sensible adult priorities

2:41

bazen nerede olması gerektiğine dair

should sometimes lie.

2:44

güçlü bir sinyal göndermiştir.

Kalıp ifadeler

dolaylı ve açık bir mesaj olarak sending out a strong signal

Burada sending out a strong signal mecaz anlamdadır. Hiç kimse gerçek anlamda radyo veya elektronik sinyal göndermese de eylem açık bir tutumu ya da öncelikler bütününü iletir. Strong, fiziksel olarak güçlü değil, “açık ve gözden kaçırılması zor” anlamındadır. -ing yan cümlesi bu mesajı hemen önce anlatılan eylemin sonucu olarak sunar. Daha uzun olan of where ... priorities should sometimes lie ifadesi, eylemin kişinin belirli zamanlarda neyin ilgi görmesi gerektiğine inandığını gösterdiği anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede sending out a strong signal, bir eylemin bir değeri açıkça iletmesi anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. By canceling the unfair rule, the school was sending out a strong signal that every student mattered.
  2. The technician checked whether the antenna was sending out a strong signal.
  3. The radio tower was sending out a strong signal across the valley.
Cevabı göster

By canceling the unfair rule, the school was sending out a strong signal that every student mattered.

What's touching in these cases Anlatım akışı

2:46

Bu vakalarda dokunaklı olan şey,

is that the adults didn't insist on using

2:48

yetişkinlerin çocukların yanında açık, sosyal olarak onaylanmış güçlerini

their obvious socially endorsed strengths around children.

2:50

kullanmakta ısrar etmemeleridir.

Anlatım akışı

What's touching ... is that: değerlendirmenin nedenini belirtme

What's touching in these cases is that ... önce değerlendirilen niteliği, yani touching ifadesini belirtir. is'ten sonraki that yan cümlesi, örnekleri dokunaklı yapan gerçeği verir. Buradaki what, isim öbeği gibi çalışan ve ilgili şey anlamına gelen bir yan cümle başlatır; doğrudan soru değildir. Bu kalıp, örneklerden analize geçmeyi sağlar: What's + değerlendirme sıfatı + bağlam + is that + değerlendirmeyi destekleyen gerçek.

Alıştırma

Bir değerlendirmeyi destekleyen gerçeği belirtmek için kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. What's impressive about the project is that the team finished early.
  2. It's impressive that the team finished early.
  3. What's impressive about the project?
Cevabı göster

What's impressive about the project is that the team finished early.

Socrates didn't opt to deliver lectures about metaphysics. Kelime

2:54

Sokrates metafizik hakkında dersler vermeyi seçmedi.

Kelime

opt to + fiil: bilinçli bir seçim yapmak

Opt to, bir şeyi yapmayı seçmek anlamına gelir. Ardından fiilin yalın biçimi gelir: opt to deliver, opt to wait, opt to leave. Bu cümlede didn't opt to deliver, ders vermenin Sokrates'in seçtiği yol olmadığını belirtir. Opt, choose sözcüğünden genellikle daha kısa ve resmî duyulur; bu nedenle analizlerde ve raporlarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi opt to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When roads are icy, we often ____ work from home.

Cevabı göster

opt to

Henri IV didn't sit impassively on a golden throne

2:57

IV. Henri altın bir tahtta duygusuzca oturup

discussing how to rule a kingdom.

3:00

bir krallığın nasıl yönetileceğini tartışmadı.

They put aside their well-known virtues and prestige Öbek fiiller

3:02

Kendilerini savunmasız bırakmak için

Öbek fiiller

Put aside: bir şeyi geçici olarak dikkate almamak

Put aside, bir şeyi bir süreliğine dikkate almamak veya ona dayanmamak anlamına gelir. Burada, iyi bilinen erdemlerini ve saygınlıklarını avantaj olarak kullanmamayı seçiyorlar. Bu nitelikler hâlâ vardır; yalnızca o etkileşimi yönlendirmiyordur. Bu öbek fiil; başka bir şeye odaklanmak için geçici olarak durdurulan duygular, görüşler, anlaşmazlıklar veya işler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “geçici olarak dikkate almamak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: During the discussion, let's ____ our personal feelings and focus on the evidence.

Cevabı göster

put aside

in order to make themselves vulnerable, Kalıp ifadeler

3:05

iyi bilinen erdemlerini ve prestijlerini bir kenara bıraktılar,

Kalıp ifadeler

Make themselves vulnerable: kendini bilinçli olarak riske açmak

make + nesne + sıfat yapısı, “birinin veya bir şeyin belirli bir hâle gelmesine neden olmak” anlamına gelir. make themselves vulnerable ifadesinde themselves, eylemi yapan kişileri gösterir: kendilerini bilinçli olarak daha açık ve korunmasız bir duruma sokarlar. Buradaki vulnerable esas olarak duygusal veya sosyal açıdan savunmasız olmayı anlatır. Başkalarına daha açık olabilmek için utanma, eleştirilme veya incinme olasılığını kabul ederler. Bu, fiziksel olarak zayıf ya da beceriksiz hâle geldikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Olivia'nın kendisini etkin biçimde duygusal riske açtığını vurgulayan ders yapısıyla cümleyi tamamlayın: Olivia chose to ____ by admitting that she was afraid.

Cevabı göster

make herself vulnerable

as one must whenever friendship is at stake. Deyimler

3:08

tıpkı dostluk söz konusu olduğunda herkesin yapması gerektiği gibi.

Deyimler

at stake: önemli bir sonuç kaybedilebilir

friendship is at stake ifadesinde at stake, dostluk olasılığının veya dostluğun geleceğinin olacaklara bağlı olduğu ve kaybedilebileceği anlamına gelir. Dostluğu fiziksel bir nesne olarak değil, sonucu belirsiz olan önemli bir değer olarak gösterir. Yapı be at stake şeklindedir. Değerli sonucu, ilişkiyi, hakkı, itibarı veya güvenliği be fiilinin önüne koyarsınız. Bu yapı, bir kararın ya da eylemin neden önemli olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede "friendship is at stake" ne anlama geliyor?

  1. Dostluk olasılığı veya dostluğun geleceği olacaklara bağlıdır ve kaybedilebilir.
  2. Birisi dostluğu işaretlemek için tahta kazık kullanıyor.
  3. Dostluk zaten sona erdiği için hiçbir şey değişemez.
Cevabı göster

Dostluk olasılığı veya dostluğun geleceği olacaklara bağlıdır ve kaybedilebilir.

They dared to lay themselves open to attack Deyimler

3:11

Kendilerini aptalca veya onursuzca diye nitelendirebilecek olanların

by those who might have described them as silly or undignified,

3:13

saldırılarına açık hale getirmeye cesaret ettiler,

Deyimler

lay themselves open to attack: kendilerini eleştiriye açık hâle getirmek

Bu cümlede lay themselves open to attack, kendilerini isteyerek eleştiriye veya alaya açık hâle getirdikleri anlamına gelir. Attack mecazidir: Başkaları onlara aptalca ya da onursuz diyebilirdi; cümle kimsenin onlara fiziksel zarar verdiğini söylemez. Yapı lay + dönüşlülük zamiri + open to + isim veya -ing biçimidir. Öznenin kendi eylemi bu savunmasızlığı yaratır. Olası bir tepkiye açık olmayı anlatır; bu tepkinin gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, eleştirinin gerçekten gerçekleştiğini söylemeden Maya'nın kendi seçiminin eleştiriyi mümkün kıldığı anlamına gelir?

  1. Maya laid herself open to criticism by sharing the unfinished plan.
  2. Maya came under criticism after sharing the unfinished plan.
  3. Maya criticized the unfinished plan herself.
Cevabı göster

Maya laid herself open to criticism by sharing the unfinished plan.

implicitly understanding that friendship can only emerge

3:17

çünkü arkadaşlığın ancak,

when we let the fragile, unadorned parts of us meet,

3:20

bizim kırılgan, süssüz kısımlarımızın,

without artifice, Kelime

3:24

hiçbir yapaylık olmadan,

the fragile, unadorned parts of others.

3:25

başkalarının kırılgan, süssüz kısımlarıyla buluşmasına izin verdiğimizde ortaya çıkabileceğini içgüdüsel olarak anladılar.

Kelime

without artifice: hesaplanmış bir yapmacıklık olmadan

Artifice, hesaplanmış bir yapmacıklığı veya birinin gerçekte ne düşündüğünü ya da hissettiğini gizlemek için kullanılan ustaca bir gösteriyi anlatan resmî bir sözcüktür. Burada without artifice, meet fiilini niteleyen bir durum ifadesidir. Buluşmanın sosyal bir maske veya stratejik bir gösteri olmadan gerçekleştiğini, böylece iki tarafın da kırılgan benliğini dürüstçe gösterdiğini belirtir. “Sanat olmadan” veya “beceri olmadan” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi ifade “hesaplanmış bir yapmacıklık veya aldatma olmadan” anlamına en uygundur?

  1. without artifice
  2. without effort
  3. without artistry
Cevabı göster

without artifice

Furthermore, these two grand men

3:28

Ayrıca, bu iki büyük adam

knew how to find common ground Deyimler

3:30

pek çok açıdan kendilerine tamamen yabancı olan yaratıklarla

with creatures who were in so many respects entirely alien to them. Kelime

3:32

nasıl ortak zemin bulacaklarını biliyorlardı.

Deyimler

find common ground: ortak bir temel bulmak

To find common ground, farklı insanların paylaştığı inançları, hedefleri, ilgi alanlarını, duyguları veya deneyimleri belirlemek demektir. Buradaki ground mecazidir: insanların birbirini anlayabileceği veya konuşmayı sürdürebileceği ortak bir temeli anlatır. Bu ifade her konuda aynı fikirde olmak anlamına gelmez. Burada adamlar, ortak duygu veya anlayış noktaları bularak kendilerinden çok farklı görünen çocuklarla bağ kurar.

Alıştırma

Mira ve Leo bütçe konusunda anlaşamıyor ama ikisi de projenin güvenli olmasını istiyor. Find common ground yapmaları ne anlama gelir?

  1. Projeyi konuşmayı bırakmaya karar verirler.
  2. Güvenliği paylaştıkları bir hedef olarak belirlerler.
  3. Bütçenin her ayrıntısını çözüme kavuştururlar.
Cevabı göster

Güvenliği paylaştıkları bir hedef olarak belirlerler.

Kelime

“entirely alien to them”: onlara bütünüyle yabancı, uzaylı değil

Burada alien, başka bir gezegenden gelen varlık anlamındaki isim değil, sıfattır. Entirely alien to them, bir şeyin onların deneyim veya anlayış alanının bütünüyle dışında olması demektir; bu yüzden betimlenen kişiler onlara çok yabancı ve farklı görünmüştür. be alien to + kişi veya grup yapısı, bir şeyi o kişinin ya da grubun bakış açısından yabancı olarak sunar. Gelenekleri, düşünceleri, duyguları veya deneyimleri anlatabilir. Bu bağlamda creatures, çocuklara yönelik mecazlı bir hitaptır; bilim kurgu anlamının kanıtı değildir.

Alıştırma

“Their customs were entirely alien to Mia.” cümlesindeki vurgulanan düşünce ne anlama gelir?

  1. Mia'nın onların geleneklerini öğrenmesi yasalarca yasaktı.
  2. Gelenekleri Mia'ya tamamen yabancıydı.
  3. Gelenekleri başka bir gezegenden geldiklerini kanıtlıyordu.
Cevabı göster

Gelenekleri Mia'ya tamamen yabancıydı.

Cosmopolitans of the mind, Deyimler

3:37

Zihnin kozmopolitleri olarak,

they imaginatively searched for what unites Anlatım akışı

3:39

hayal gücüyle insanları neyin birleştirdiğini aradılar

rather than what divides people

3:41

insanları bölen şeylerden ziyade

Deyimler

“Cosmopolitans of the mind” mecazı

Cosmopolitans of the mind yaratıcı bir mecazdır. cosmopolitan normalde farklı ülkeler veya kültürler arasında rahat hisseden kişidir; ancak of the mind bu açıklığı düşünce ve hayal gücü alanına taşır. İfade, kendi deneyimlerinin ötesine bakabilen ve yabancı bakış açılarına girebilen insanları över. Sonraki bölüm mecazı açıklar: insanları ayıran şey yerine birleştiren şeyi hayal güçleriyle ararlar. Bu, çok seyahat ettikleri veya uluslararası bir şehirde yaşadıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

“Cosmopolitans of the mind, they listened openly to unfamiliar viewpoints.” cümlesindeki mecaz neyi anlatır?

  1. Birkaç büyük uluslararası şehirde yaşamışlardı.
  2. Kendi deneyimlerinin ötesindeki bakış açılarına düşünsel olarak açıktılar.
  3. Profesyonel turist rehberi olarak çalışıyorlardı.
Cevabı göster

Kendi deneyimlerinin ötesindeki bakış açılarına düşünsel olarak açıktılar.

Anlatım akışı

insanları ayıran değil, birleştiren şeyler

İki what yan cümlesi isim gibi işleyen birimlerdir: what unites, “insanları bir araya getiren şeyler”; what divides people ise “insanları birbirinden ayıran şeyler” demektir. Rather than, yapıları eşleşen bu iki birimi paralel bir karşıtlık içinde sunar. Birliği tercih edilen odak hâline getirir; ancak farklılıkların ya da ayrılıkların var olmadığını iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle, ortak noktaları tercih edilen odak hâline getirmek için paralel what yan cümleleri kullanır?

  1. We should study what unites the community rather than what divides it.
  2. We should study what unites and divides the community equally.
  3. We should study what divides the community and ignore what unites it.
Cevabı göster

We should study what unites the community rather than what divides it.

and were able to locate somewhere within their characters

3:43

ve kendi karakterlerinin bir yerlerinde bulabildiler

the joys and excitements of someone

3:47

birinin neşesini ve heyecanını

who's only been on Earth a few years.

3:48

Dünya'da sadece birkaç yıldır var olan.

The socially adept know that we contain,

3:51

Sosyal açıdan yetenekli olanlar bilir ki, bizler,

even if only in trace embryonic forms, Deyimler

3:54

sadece iz embriyonik formlarda bile olsa,

all human possibilities within us,

3:57

tüm insani olasılıkları içimizde barındırırız,

Deyimler

trace embryonic forms: çok küçük, gelişmemiş başlangıçlar

Burada trace miktarın son derece az olduğunu, embryonic ise bir şeyin çok erken ve henüz gelişmemiş bir aşamada bulunduğunu anlatır. Birlikte trace embryonic forms, mevcut olan ama henüz gelişmemiş olasılıkların küçücük başlangıçları demektir. Bu ifade biyolojik değil, mecazidir. Yazar, insani bir olasılığın belli belirsiz başlangıcının bile bir kişinin içinde bulunabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede "trace embryonic forms" ne anlama gelir: "Several later ideas are already present in the early essay in trace embryonic forms."?

  1. çok küçük, gelişmemiş başlangıçlar hâlinde
  2. tam ve olgun açıklamalar hâlinde
  3. gerçek biyolojik embriyolar hâlinde
Cevabı göster

çok küçük, gelişmemiş başlangıçlar hâlinde

which they draw upon to feel their way Notlar

3:59

ve bunu yabancıların ihtiyaçlarını ve bakış açılarını

Öbek fiiller

Draw upon: mevcut bir kaynaktan yararlanmak

“Draw upon”, kişinin içinde veya çevresinde zaten bulunan bir şeyi kaynak olarak kullanması demektir. Buradaki they, sosyal açıdan becerikli kişileri belirtir; bu kişiler başkalarını anlamak için kendi içlerinde fark ettikleri çeşitli insani olasılıklardan yararlanır. Kalıp draw upon + resource + to + purpose şeklindedir. Deneyimi, bilgiyi, kanıtı veya anıları bir eylemi ya da değerlendirmeyi destekleyen malzeme olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “mevcut bir kaynağı kullanmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: “To solve the design problem, the team had to ____ ideas from several fields.”

Cevabı göster

draw upon

into the needs and points of view of strangers.

4:01

hissetmek için kullanırlar.

Deyimler

Feel their way into: bir bakış açısını adım adım anlamak

Buradaki “feel their way into” mecazidir. Sosyal açıdan becerikli kişiler, açık bir kılavuz olmadan duyarlılık ve empati yoluyla yabancıların ihtiyaçlarını ve bakış açılarını yavaş yavaş anlamaya çalışır. İfade belirsizliği, özeni ve adım adım keşfetmeyi vurgular. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: feel my/your/his/her/our/their way into + an unfamiliar situation or perspective. Into, zihinsel olarak içine girilen deneyimi veya bakış açısını belirtir; bunun fiziksel bir yer olması gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “yabancı bir bakış açısını giderek anlamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: “Rather than making quick assumptions, the counselors tried to ____ the family's point of view.”

Cevabı göster

feel their way into

So, even if they happen to be confident, Dilbilgisi

4:05

Böylece, eğer tesadüfen kendilerine güveniyorlarsa,

they will know how to be in touch Deyimler

4:07

kendi içlerindeki daha çekingen versiyonla

with the more timid version of themselves.

4:09

nasıl iletişim kuracaklarını bileceklerdir.

Dilbilgisi

even if they happen to be confident: olur da özgüvenliyseler bile

“Even if” ödünleyici bir koşul kurar: özgüvenli olmaları bir olasılık olarak ele alınır, ancak bu durum ana cümlenin sonucunu değiştirmez; yine de çekingen yanlarıyla bağ kurmayı bilirler. “happen to be”, özgüvenli olmayı asıl noktadan çok rastlantısal bir durum gibi sunar. İfade bir bütün olarak, karşıt görünen bir olasılığı kabul ederken ana sonucu korur.

Alıştırma

Konuşan kişi dükkânın kapalı olup olmadığını bilmiyor. Hangi cümle olası bir kapanmanın sipariş vermeyi engellemeyeceğini anlatır?

  1. If the shop is closed, we can order online.
  2. Even though the shop is closed, we can order online.
  3. Even if the shop happens to be closed, we can order online.
Cevabı göster

Even if the shop happens to be closed, we can order online.

Deyimler

be in touch with the more timid version of themselves: kendisinin daha çekingen hâliyle bağ kurmak

Buradaki “be in touch with” mecazidir. Telefonla veya mesajla iletişim kurmak değil, içteki bir duyguyu ya da özelliği fark etmek, anlamak ve onunla bağlantıda olmak anlamına gelir. “The more timid version of themselves”, başka bir kişiyi değil, aynı insanların içinde bulunabilecek ve daha az görünen çekingen bir yanı anlatır. be in touch with + kendinizdeki bir duygu, yan veya hâl kalıbı öz farkındalığı ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede “in touch with” öz farkındalık anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?

  1. Please keep in touch with Lena after she moves.
  2. After a quiet walk, Lena was more in touch with her patient side.
  3. I tried to get in touch with Lena by phone.
Cevabı göster

After a quiet walk, Lena was more in touch with her patient side.

Even if they are financially secure,

4:11

Maddi durumları güvende olsa bile,

they can mobilize their own experience of anxiety Kelime

4:13

para endişeleriyle boğuşan birinin iç dünyasına girmek için

to enter into the inner world of someone beset by money worries. Notlar

4:16

kendi kaygı deneyimlerini harekete geçirebilirler.

Kelime

“mobilize their own experience of anxiety” ifadesini zihinsel bir kaynak olarak kullanmak

Burada mobilize, bir kaynağı bilinçli biçimde etkin kullanıma sokmak demektir. Bu kaynak, kişinin kendi kaygı deneyimidir. İfade zihinsel bir süreci anlatır: kaygının nasıl hissettirdiğini hatırlar ve bu bilgiyi başka birini anlamak için kullanırlar. Bu, insanları ya da kaynakları harekete geçirme anlamının soyut bir uzantısıdır; fiziksel hareket veya askerî seferberlik değildir.

Alıştırma

Örnekteki mobilize sözcüğüne en uygun yorum hangisidir?

  1. Bir duyguyu fiziksel olarak bir yerden başka bir yere taşımak demektir.
  2. Kişinin geçmişteki kaygı deneyimini bilinçli biçimde bir kaynak olarak kullanması demektir.
  3. Kaygılı insanlara askerî bir güce katılmalarını emretmek demektir.
Cevabı göster

Kişinin geçmişteki kaygı deneyimini bilinçli biçimde bir kaynak olarak kullanması demektir.

Deyimler

“enter into the inner world” ifadesindeki mecaz

Enter into the inner world mecazlı bir ifadedir. Başka birinin özel duygularını, korkularını, düşüncelerini ve bakış açısını empatiyle anlamak demektir. Gerçek bir fiziksel mekâna girilmez. Bu yapı, başka birinin iç yaşamını hayal gücü veya ortak deneyimler yoluyla yaklaşılabilecek bir dünya olarak sunar.

Alıştırma

Örnekteki enter into the inner world ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Başka birinin özel duygularını ve bakış açısını empatiyle anlamak.
  2. Başka birine ait gizli bir odanın fiziksel olarak içine girmek.
  3. Başka birinin düşüncelerini kontrol altına almak.
Cevabı göster

Başka birinin özel duygularını ve bakış açısını empatiyle anlamak.

Kelime

beset by money worries: maddi kaygılarla kuşatılmış

Bu cümlede beset by money worries, para konusundaki sürekli kaygılar yüzünden sıkıntı çekmek anlamına gelir. Beset, sorunun kalıcı ve kurtulması zor olduğunu hissettirir; bu yüzden yalnızca worried demekten daha güçlü ve resmîdir. Bu ifade, someone sözcüğünden sonra kısaltılmış bir ilgi cümleciği olarak gelir: someone beset by money worries, someone who is beset by money worries ile aynı anlama gelir. Beset fiilinin yalın hâli, geçmiş zamanı ve geçmiş zaman ortacı hep beset biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The clinic was ____ funding problems and staff shortages.

Cevabı göster

beset by

And even if their careers have not gone well,

4:21

Ve eğer kariyerleri iyi gitmemişse bile,

they can, without bitterness,

4:23

acı duymadan,

find a part of themselves that would love to prosper

4:25

kendilerinin başarılı olmayı çok isteyecek bir parçasını bulabilirler

and use this to engage warmly with someone Kalıp ifadeler

4:28

ve bunu, mesleki hayatı gerçekten çok iyi gitmiş biriyle

whose professional life has gone very well indeed.

4:30

sıcak bir şekilde iletişim kurmak için kullanabilirler.

Kalıp ifadeler

engage warmly with someone: biriyle sıcak biçimde etkileşim kurmak

Bu cümlede engage warmly with someone, o kişiyle dostça, içten ve dikkatli bir biçimde etkileşim kurmak anlamına gelir. Engage with etkin katılımı, warmly ise etkileşimin nasıl gerçekleştiğini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı engage + zarf + with + kişi veya grup biçimindedir. Bu, kısa bir karşılaşmadan fazlasını anlatır: kişi dinler, karşılık verir ve mesafeli kalmaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: At the welcome event, the volunteers tried to ____ every new family.

Cevabı göster

engage warmly with

The moves that these grand people made with kids

4:34

Bu büyük insanların çocuklarla attıkları adımlar,

are ones we should all learn how to make

4:37

bağ kurmak istediğimiz her yaştan herhangi biriyle

with anyone of whatever age who we want to bond with. Kalıp ifadeler

4:39

hepimizin nasıl yapacağımızı öğrenmemiz gereken adımlardır.

Kalıp ifadeler

bond with someone: biriyle yakın bir bağ kurmak

Bond with someone, biriyle zaman içinde yakın ve güvene dayalı duygusal bir bağ kurmak demektir. Bu cümlede amaç, bu ilişki kurma biçimlerini yaşı ne olursa olsun insanlarla kullanmaktır. Kalıp bond with + kişi veya grup şeklindedir. Yalnızca birinden hoşlanmaktan ya da onunla konuşmaktan daha fazlasını anlatır; ilişkinin giderek yakınlaşmasına odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle yakın ve güvene dayalı bir ilişkinin zaman içinde geliştiğini anlatır?

  1. Over the season, the new player talked with her teammates.
  2. Over the season, the new player bonded with her teammates.
  3. Over the season, the new player recognized her teammates.
Cevabı göster

Over the season, the new player bonded with her teammates.

But it's particularly useful that these were grand people

4:42

Ancak kişnemesi sesi çıkaranların büyük insanlar olması

who made neighing sounds,

4:45

özellikle yararlıdır,

for what so often holds us back around others Notlar

4:47

çünkü çoğu zaman başkalarının yanında bizi geride tutan

Öbek fiiller

holds us back: harekete geçmeyi veya ilerlemeyi engellemek

Bu cümlede holds us back, “özgürce hareket etmemizi veya istediğimiz şeye doğru ilerlememizi engeller” demektir. Buradaki engel, saygınlığı kaybetme korkusudur; birinin başka birini fiziksel olarak geriye çekmesi değildir. Kalıp hold + kişi + back şeklindedir. Engellenen eylemi belirtmek için from + fiilin -ing hâli eklenebilir: Fear holds us back from speaking honestly.

Alıştırma

Cümleyi hold ... back ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Fear can ____ from asking for help.

Cevabı göster

hold us back

and makes us cold when we deep down long to be close, Notlar

4:49

ve derinlerde yakınlaşmayı arzularken bizi soğuk yapan şey,

Kalıp ifadeler

deep down: gizli ve gerçek bir duygu

Deep down, “bir kişinin özel ve gerçek duygularında” anlamına gelir; özellikle de bu duygular dışarıdan gösterilenlerle uyuşmadığında kullanılır. Burada dışarıdan soğuk görünmek, gerçekte yakın olmayı istemekle karşıtlık oluşturur. Bu bir zarf öbeğidir, fiziksel bir yer değildir. Bütün bir düşünceyi çerçeveleyebilir ve çoğu zaman yan cümlenin başına yakın gelir: Deep down, I knew the answer.

Alıştırma

"Deep down, Amir wanted to apologize, although he acted as if he did not care," cümlesinde deep down ne anlama gelir?

  1. Çok aşağıda bulunan bir yere gitmek istiyordu.
  2. Bu isteği çok güçlü hissediyor ve açıkça gösteriyordu.
  3. Gerçek iç duygusu, dışarıdan gösterdiği davranıştan farklıydı.
Cevabı göster

Gerçek iç duygusu, dışarıdan gösterdiği davranıştan farklıydı.

Kelime

long to be close: duygusal yakınlığı derinden arzulamak

Burada long, “güçlü ve derin biçimde arzulamak” anlamına gelen bir fiildir. Yapı long to + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden long to be, “olmayı derinden arzulamak” demektir. Genellikle uzun süren bir isteği anlatır ve want to ifadesinden daha güçlü ya da duygusal duyulur. long to be close ifadesindeki close, fiziksel olarak yakında olmak ya da “kapatmak” değil, duygusal olarak bağlı veya samimi olmak anlamındadır. İfade, soğuk davranışların altında duygusal yakınlığa duyulan derin bir özlem olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “long to” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years away, she ____ return home.

Cevabı göster

longed to

is a fear of a loss of dignity. Kalıp ifadeler

4:53

saygınlığımızı kaybetme korkusudur.

Dilbilgisi

what holds us back ... is a fear of a loss of dignity: bizi geri tutan şey ... onurumuzu kaybetme korkusudur

Burada what, isim gibi çalışan what so often holds us back around others yan cümlesini başlatır. Bu yan cümle the thing that so often holds us back around others anlamındadır; dolayısıyla tamamı öznedir ve doğrudan soru değildir. Özne uzun olduğu için tüm cümlenin ana fiili daha sonra gelir: is. what yan cümlesi + be + kimliği açıklayan bölüm kalıbı cevabı geciktirir ve ardından temel nedeni, yani a fear of a loss of dignity ifadesini açıklar. Bu yapıyı önce bilinmeyen bir etkeni sunup sonra onun ne olduğunu açıklamak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“What keeps Amir silent in meetings is a fear of making mistakes,” cümlesinde tüm cümlenin ana fiili hangisidir?

  1. keeps
  2. making
  3. is
Cevabı göster

is

Kalıp ifadeler

loss of dignity: onur kaybı

loss of dignity ifadesinde dignity, kişinin özsaygısını ve başkalarının ona gösterdiği saygıyı anlatır. A loss of dignity, birinin aşağılanmış hissetmesi, gülünç duruma düşürülmesi veya saygıyı hak etmiyormuş gibi davranış görmesi durumudur. Burada ifade sosyal ya da duygusal bir korkuyu adlandırır. Tek başına yasal hakların, işin, rütbenin veya gerçek bir sosyal konumun kaybedildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir konuşmacıyla toplum içinde alay edildi ve konuşmacı aşağılanmış hissetti, ancak rütbesi ve itibarı değişmedi. Bu deneyimi en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a loss of reputation
  2. a loss of status
  3. a loss of dignity
Cevabı göster

a loss of dignity

Friendship begins and loneliness can end Anlatım akışı

4:55

Etkilemeye çalışmayı bıraktığımızda,

when we cease trying to impress, Dilbilgisi

4:58

güvenlik alanlarımızın dışına çıkma cesaretine sahip olduğumuzda

Anlatım akışı

Dengeli bir sonuç olarak “Friendship begins and loneliness can end”

İki yan cümle dengeli bir karşıtlık oluşturur. “Friendship begins” olumlu bir durumun başlamasını, “loneliness can end” ise olumsuz bir durumun ortadan kalkmasını anlatır. Bunları and ile bağlamak sonucu kısa ve akılda kalıcı hâle getirir. Can yardımcı fiili iddiayı ölçülü tutar: ardından gelen koşul gerçekleşirse yalnızlık sona erebilir, ancak bu sonuç garanti edilmez. Bu kalıp, olumlu bir gelişme ile olumsuz bir durumun sona erme ihtimalini yan yana getirebilir.

Alıştırma

“Friendship begins and loneliness can end” yapısı ne işe yarar?

  1. Olumlu bir başlangıç ile olumsuz bir durumun sona erme ihtimalini eşleştirir.
  2. Birbiriyle ilgisiz iki eylemi zaman sırasıyla verir.
  3. İnsanlar her buluştuğunda iki değişimin de mutlaka olacağını garanti eder.
Cevabı göster

Olumlu bir başlangıç ile olumsuz bir durumun sona erme ihtimalini eşleştirir.

Dilbilgisi

“cease trying to impress”: cease + -ing yapısı

Cease + -ing, devam eden bir eylemin veya çabanın sona erdiğini anlatır. Burada cease trying, “çaba göstermeyi bırakmak” anlamındadır; to impress ise bu çabanın amacını, yani başkalarının hayranlığını veya onayını kazanmayı belirtir. Bu nedenle ifade, yalnızca bir izlenim bırakamamayı değil, başkalarının bizi nasıl gördüğünü yönetme alışkanlığını bırakmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “hayranlık kazanmak için çaba göstermeyi bıraktı” anlamındaki resmî cease + -ing ifadesiyle tamamlayın: The team ____ the judges and focused on solving the problem.

Cevabı göster

ceased trying to impress

have the courage to step outside our safety zones Deyimler

5:00

ve bir süreliğine,

Deyimler

step outside our safety zones ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede step outside our safety zones mecaz anlamda kullanılır. Safety zone, başarısız olma veya utanma ihtimalimizin düşük olduğunu düşündüğümüz, alışık olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz davranış alanıdır. Bunun dışına çıkmak, daha az rahat hissettiren bir şeyi denemek ve belli bir sosyal veya kişisel riski kabul etmek demektir. Buradaki risk, biraz gülünç görünebilmeyi kabullenmektir. İfade, gelişimi gerçek bir koruma alanından çıkmak olarak değil, güvenli hissettiren sınırın biraz ötesine adım atmak olarak anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede step outside a safety zone, örnekteki mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. Joining the school play helped Leo step outside his safety zone.
  2. Leo stayed with the activities he already knew well.
  3. The sign warns visitors not to step outside the marked safety zone.
Cevabı göster

Joining the school play helped Leo step outside his safety zone.

and can dare, for a time, Dilbilgisi

5:03

biraz gülünç görünmeye cesaret edebildiğimizde,

to look a little ridiculous.

5:05

arkadaşlık başlar ve yalnızlık sona erebilir.

Dilbilgisi

can dare ... to look a little ridiculous yapısı ve anlamı

Can dare ... to look, dare to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır: dare to look. Burada dare, riskli veya utandırıcı gelebilecek bir şeyi yapacak kadar cesur olmak anlamına gelir; can ise bu cesareti bulmanın mümkün olduğunu belirtir. For a time, dare ile to look arasına girer ancak dare to yapısını değiştirmez. Rahatsız edici görünümün geçici bir dönemle sınırlı olduğunu belirtirken a little, ridiculous ifadesini yumuşatır. Look ridiculous, kasıtlı olarak saçma davranmak değil, gülünç görünmek demektir.

Alıştırma

'Cesaret edebilmek' anlamındaki üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: When everyone feels safe, we ____ look a little ridiculous and test a wild idea.

Cevabı göster

can dare to

Did you know that The School of Life is actually a place,

5:11

The School of Life'ın aslında bir yer olduğunu biliyor muydunuz?

10 places in fact,

5:14

Aslında 10 yer,

campuses all over the world

5:16

dünyanın dört bir yanındaki kampüsler

from Melbourne to London,

5:17

Melbourne'den Londra'ya,

Taipei to Istanbul,

5:19

Taipei'den İstanbul'a kadar,

with classes and books and lots more.

5:21

dersler, kitaplar ve çok daha fazlasıyla.

Please click on the link below to explore more.

5:24

Daha fazlasını keşfetmek için lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayın.