Macellan dünyayı nasıl dolaştı - Ewandro Magalhaes: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
744 kelime 146 kel/dk

Video özeti: Bu tarihsel anlatı, Baharat Adaları’na batıya doğru bir rota arayan Macellan’ın İspanyol seferini izliyor. İsyan, açlık ve Macellan’ın ölümünden Victoria’nın sonunda İspanya’ya dönüşüne kadar uzanan yolculuğu aktarırken ilk dünya çevresi seferinin hikâyesini şekillendiren denizcilerin, tercüman Enrique’nin ve tarihçi Pigafetta’nın rollerini de ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. this story really begins — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Ünlü bir sonuçtan, olayları gerçekten başlatan daha eski gelişmeye dönmek için bu anlatı çerçevesini kullanmayı öğrenin. Böylece katı bir zaman sırası izlemeyen tarihsel açıklamalarda gerçek başlangıç noktasını belirginleştirerek dinleyicinin akışı izlemesini sağlayabilirsiniz. 2. Overconfident and severely outnumbered, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Cümle başındaki sıfat öbeklerinin öznenin durumunu özetlerken sonraki sonucun nedenlerini nasıl verdiğini fark edin; burada ayrı bir neden cümlesi kurmadan Macellan’ın kuvvetlerinin yenilgi arka planını açıklarlar. 3. Against all odds, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Başarı ihtimalini çok düşük kılan koşullara rağmen bir şey başarıldığında kullanılan bu deyimi anlayıp kullanın; özellikle Victoria’nın dönüşü gibi hayatta kalma, beklenmedik tersine dönüş ve zorlu yolculuk anlatılarında güçlü bir karşıtlık kurabilirsiniz.

Bu derste

On September 6, 1522, the Victoria sailed into harbor in southern Spain. Kalıp ifadeler

0:07

6 Eylül 1522'de Victoria, İspanya'nın güneyindeki bir limana yelken açtı.

Kalıp ifadeler

sailed into harbor: limanın dışından içine yelkenle girmek

Burada sailed into harbor tek ve tamamlanmış bir hareketi anlatır: gemi limanın dışından içine doğru yelkenle ilerlemiştir. Into yönü ve varış noktasını verir; bu nedenle harbor yalnızca seyir yapılan sabit bir yer değildir. Denizcilik anlatılarında sail into harbor, bir geminin limana ulaştığını bildiren doğal bir ifadedir. İfadeyi sail ve ayrı bir sabit konum olarak bölmek yerine, bütünüyle ‘yelkenle limana girmek’ şeklinde anlayın.

Alıştırma

Hangi cümle teknenin limanın dışından içine geçtiğini anlatır?

  1. The boat sailed away from the harbor before dark.
  2. The boat sailed in the harbor before dark.
  3. The boat sailed into harbor before dark.
Cevabı göster

The boat sailed into harbor before dark.

The battered vessel and its 18 sailors were all that remained of a fleet that had departed three years before. Dilbilgisi

0:13

Bu hırpalanmış gemi ve 18 denizcisi, üç yıl önce yola çıkan filodan geriye kalan tek şeydi.

Dilbilgisi

were all that remained of a fleet: filodan geriye kalanların tamamı

X was/were all that remained of Y, X'in Y'den hâlâ geriye kalan tek kısım olduğu anlamına gelir. Bu cümlede all, ‘geriye kalanların tamamı’ demektir; filodaki herkesin kaldığı anlamına gelmez. Bu yapı, günümüzdeki küçük bir kalıntıyı başlangıçtaki çok daha büyük bütünle karşılaştırır. Kayıp, yıkım veya başarısız sefer anlatılarında özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu sözcüklerin her birini yalnızca bir kez kullanıp doğru sıraya koyun: were / all / that / remained / of. After the fire, two stone walls ____ the old theater.

Cevabı göster

were all that remained of

Yet her voyage was considered a success, for the Victoria had achieved something unprecedented, Notlar

0:20

Yine de yolculuğu bir başarı olarak kabul edildi, çünkü Victoria eşi benzeri görülmemiş bir şey başarmıştı,

Dilbilgisi

was considered a success, for: nedeni resmî biçimde açıklamak

was considered a success ifadesinde be considered + isim tamamlayıcısı edilgen kalıbı bir değerlendirmeyi aktarır: yolculuğun başarılı olduğuna hükmedilir, ancak bu değerlendirmeyi kimin yaptığı söylenmez. Virgülden sonra gelen for, because anlamında bir eş görevli bağlaçtır. Önceki değerlendirmenin nedenini açıklayan tam bir yan cümle getirir; amaç ya da alıcı bildiren for edatı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede for, because anlamında resmî bir bağlaç olarak kullanılmıştır?

  1. We bought paint for the classroom.
  2. They left early for the airport.
  3. The festival was canceled, for the storm had flooded the roads.
Cevabı göster

The festival was canceled, for the storm had flooded the roads.

Kelime

something unprecedented: bilinen bir örneği olmayan ilk olay

Something unprecedented, bilinen daha eski bir örneği olmayan bir olay, sonuç veya başarı anlamına gelir. Bu tarihî cümlede ifade, başarının yalnızca etkileyici olduğunu söylemez; onu ilk kez gerçekleşen bir olay ve dolayısıyla önemli bir atılım olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede something unprecedented doğru kullanılmıştır?

  1. The lab achieved something unprecedented: a method already used by many other labs.
  2. The lab achieved something unprecedented: a result no previous team had ever produced.
  3. The lab achieved something unprecedented: the same routine result it gets every week.
Cevabı göster

The lab achieved something unprecedented: a result no previous team had ever produced.

the first circumnavigation of the globe. Kelime

0:26

dünyanın etrafını ilk kez dolaşmayı.

Kelime

the first circumnavigation of the globe: dünyanın çevresindeki ilk tamamlanmış yolculuk

Circumnavigation, bir yerin çevresini tam bir tur dolaşan yolculuk demektir. Bu tarihî ifadede the first circumnavigation of the globe, Dünya’nın çevresinde tamamlanan ilk yolculuk anlamına gelir. circum- ön eki “çevresinde” anlamındadır ve globe burada fiziksel bir küre modeli ya da herhangi bir top değil, Dünya demektir. İfadenin tamamı önemli bir tarihî yolculuğu adlandırmanın resmî bir yoludur.

Alıştırma

“a circumnavigation of the globe” ne anlama gelir?

  1. okyanusun bir bölümünü geçen kısa bir yolculuk
  2. Dünya’nın çevresini tamamen dolaşan bir yolculuk
  3. haritada kuzeyi bulma yöntemi
Cevabı göster

Dünya’nın çevresini tamamen dolaşan bir yolculuk

But this story really begins in 1494, Anlatım akışı

0:30

Ancak bu hikaye aslında 1494'te başlıyor,

Anlatım akışı

this story really begins: asıl başlangıç noktasına dönmek

This story really begins, anlatının zaman sırasını yeniden düzenler. Konuşmacı daha sonraki bir olaydan ya da sonuçtan söz ettikten sonra, her şeyin nasıl başladığını en iyi açıklayan daha eski noktaya dönmek için bu kalıbı kullanır. Burada really, hikâyeyi anlamak için en önemli olan başlangıç noktasını işaretler. Hikâyenin gerçek olduğunu iddia etmez. İlk sözü edilen olay açıklamaya başlamak için en uygun nokta değilse bu kalıbı kullanın.

Alıştırma

Bir anlatıda “this story really begins” genellikle neyi işaret eder?

  1. Konuşmacı, her ayrıntının gerçek olduğunu vaat ediyor.
  2. Konuşmacı, hikâyenin sona ulaştığını duyuruyor.
  3. Konuşmacı, hikâyeyi en iyi açıklayan daha eski noktaya dönüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, hikâyeyi en iyi açıklayan daha eski noktaya dönüyor.

two years after Columbus's voyage on behalf of Spain. Kalıp ifadeler

0:34

Kolomb'un İspanya adına yaptığı yolculuktan iki yıl sonra.

Kalıp ifadeler

on behalf of Spain: İspanya'nın temsilcisi olarak hareket etmek

Bu cümlede on behalf of Spain, “İspanya'nın temsilcisi olarak” veya “İspanya'nın çıkarları için” anlamına gelir. Yolculuğun yalnızca Kolomb'un kişisel eylemi olmadığını, İspanya'nın yetkisi ve çıkarlarıyla bağlantılı olduğunu gösterir. On behalf of, ardından temsil edilen kişi, grup, kuruluş veya ülkenin geldiği kalıplaşmış bir edat öbeğidir.

Alıştırma

Cümleyi “temsilcisi olarak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: I am speaking ____ our neighborhood association.

Cevabı göster

on behalf of

Columbus's discovery had prompted the Catholic Spanish rulers to turn to the pope Dilbilgisi

0:37

Kolomb'un keşfi, Katolik İspanyol hükümdarları papaya başvurmaya sevk etmişti,

to preempt any claims by Portugal to the new lands. Kelime

0:42

Portekiz'in yeni topraklar üzerindeki herhangi bir hak iddiasını önlemek için.

Dilbilgisi

had prompted ... to turn to: birini yardım aramaya yöneltmek

Prompt someone to do something kalıbı, bir olayın, gerçeğin veya durumun birini harekete geçirdiğini ya da harekete teşvik ettiğini anlatır. Burada keşif, İspanyol hükümdarları yardım aramaya yöneltti; prompted yalnızca onlara bir hatırlatma veya mesaj gösterildiği anlamına gelmez. Turn to someone, “yardım, tavsiye veya destek almak için birine başvurmak” demektir. Had prompted the ... rulers to turn to the pope bütünüyle, bir olayın dışarıdan yardım arama kararını tetiklediğini gösterir. Had prompted, bu tetikleyiciyi anlatıdaki başka bir geçmiş noktadan daha önceye yerleştiren past perfect yapısıdır.

Alıştırma

Fırtınanın yardım istemeyi tetiklediğini göstermek için prompted ... to turn to yapısını kullanın: The storm ____ the hikers ____ a local guide for help.

Cevabı göster

prompted · to turn to

Kelime

to preempt any claims: bir hak iddiasını önceden engellemek

To preempt any claims, beklenen hak iddiaları ortaya atılmadan veya güç kazanmadan önce harekete geçip bunları engellemek ya da zayıflatmak demektir. Preempt yalnızca bir şeyi önleme değil, diğer taraftan önce davranma anlamı da taşır. Buradaki claims, toprak üzerindeki hakların resmî biçimde ileri sürülmesidir. to preempt any claims mastar öbeği, önceki eylemin amacını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle preempt an expected claim anlamını gösterir?

  1. The company released the evidence early to preempt claims that it had hidden the problem.
  2. The company answered the accusation after it had already been filed.
  3. The company locked the evidence away to prevent accidental damage.
Cevabı göster

The company released the evidence early to preempt claims that it had hidden the problem.

The pope resolved this dispute by drawing an imaginary line on the world map. Dilbilgisi

0:47

Papa bu anlaşmazlığı dünya haritası üzerinde hayali bir çizgi çekerek çözdü.

Dilbilgisi

resolved this dispute by drawing: yöntemi by + -ing ile belirtmek

Resolve a dispute, bir anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak demektir. resolved this dispute by drawing... ifadesinde by + -ing kalıbı yöntemi belirtir: hayalî bir çizgi çizmek, anlaşmazlığın nasıl çözüldüğünü gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp do something by doing something biçimindedir. by sözcüğünden sonraki -ing biçimi, sonuca ulaşmak için kullanılan eylemi anlatır; edilgen bir yapı değildir.

Alıştırma

Cümleyi parantez içindeki fiille tamamlayın. Yöntemi belirtmek için by + -ing kullanın: The teams resolved the scheduling dispute ____ the match to Friday. (move)

Cevabı göster

by moving

Spain had the right to claim territories west of the divide Kalıp ifadeler

0:52

İspanya, bölme çizgisinin batısındaki topraklarda hak iddia etme hakkına sahipti,

Kalıp ifadeler

had the right to claim: bir hakkı ifade etmek

have the right to + fiilin yalın hâli kalıbı, “bir şeyi yapma hakkına veya resmî iznine sahip olmak” anlamına gelir. Had, hakkın geçmişte var olduğunu gösterir; right burada “hak” anlamında bir isimdir ve to claim içinde claim fiili yalın hâlde kullanılır. Burada claim, “bir şeye sahip olma veya onu yönetme hakkı olduğunu ileri sürmek” anlamındadır. Bu nedenle had the right to claim, İspanya’nın topraklar üzerinde hak iddia etme yetkisine sahip olduğunu belirtir. Kalıp yalnızca bir hakkı anlatır; iddianın başarılı olduğunu veya eylemin gerçekten gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi “yapma hakkına sahipti” anlamındaki sabit kalıpla tamamlayın: Under the agreement, the tenant ____ request repairs.

Cevabı göster

had the right to

and Portugal to the east. Dilbilgisi

0:56

Portekiz ise doğudakilerde.

Dilbilgisi

and Portugal to the east: eşgüdüm eksiltisi

and Portugal to the east bölümünde ikinci eşgüdümlü kısım, ilk kısımda zaten verilmiş olan sözcükleri düşürür. Açık hâli and Portugal had the right to claim territories to the east şeklindedir. Bu, çoğu zaman gapping olarak adlandırılan eşgüdüm eksiltisidir. Portugal, anlamca tamamlanan yan cümlenin öznesidir; claim fiilinin nesnesi değildir. İki tarafı paralel bir karşıtlık olarak okuyun: batıdaki topraklarla İspanya ve doğudaki topraklarla Portekiz.

Alıştırma

Hangi cümle aynı tür eşgüdüm eksiltisini doğal biçimde kullanır?

  1. Maya chose the blue jacket, and Leo the green one.
  2. Maya chose the blue jacket, and chose Leo the green one.
  3. Maya chose the blue jacket, and Leo chose the green one.
Cevabı göster

Maya chose the blue jacket, and Leo the green one.

Spain and Portugal, the two major seafaring superpowers at the time, Kelime

0:59

O dönemin iki büyük denizci süper gücü olan İspanya ve Portekiz,

Kelime

major seafaring superpowers: güçlü denizci devletler

Bu cümlede seafaring, deniz yolculuğu ve deniz faaliyetleriyle güçlü biçimde ilgilenen ülkeleri niteler. superpowers sözcüğünü tamamladığı için tüm ifade; olağanüstü gücünü büyük ölçüde denizcilik, deniz taşımacılığı, ticaret ve denizaşırı genişlemeden alan ülkeler anlamına gelir. Superpower, konuşulan döneme ve alana göre göreceli bir kavramdır. Burada özellikle modern Soğuk Savaş süper güçlerini değil, 15. yüzyıl sonlarındaki deniz dünyasının önde gelen güçlerini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede major seafaring superpowers ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca kıyısı olan ülkelerdi.
  2. Deniz yolculuğu ve deniz gücü bakımından en güçlü ülkeler arasındaydılar.
  3. Modern Soğuk Savaş rakipleriydiler.
Cevabı göster

Deniz yolculuğu ve deniz gücü bakımından en güçlü ülkeler arasındaydılar.

agreed to these terms in what came to be called the Treaty of Tordesillas. Dilbilgisi

1:03

daha sonra Tordesillas Antlaşması olarak adlandırılacak olan bu şartları kabul ettiler.

Dilbilgisi

what came to be called: sonradan yerleşen bir ad

what came to be called X, “daha sonra X diye adlandırılan şey veya yer” anlamına gelir. Burada what, öncülünü kendi içinde barındıran bir ilgi yan cümlesi başlatır; zaten “the thing that” anlamını içerdiği için hemen önüne başka bir isim getirilmez. came to be called içindeki came to be, bir adın veya durumun zamanla oluştuğunu ya da yerleştiğini gösterir. Bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Bu yapı, anlatıcı daha eski bir olayı açıklarken sonradan verilmiş bir adı kullandığında yararlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “daha sonra o adla anılan yer” anlamına gelen vurgulanmış yapıyla tamamlayın: The meetings took place in ____ the Harbor Arts District.

Cevabı göster

what came to be called

At the time, these nations had their eyes on the same prize, Deyimler

1:09

O zamanlar bu ülkelerin gözü aynı ödüldeydi,

Deyimler

had their eyes on the same prize: aynı ortak hedefin peşinde olmak

Had their eyes on, have one's eyes on kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Bu deyim, bir şeyi istemek ve onu hedef olarak görmek anlamına gelir. Buradaki “göz” mecazidir: ülkeler hedefe yalnızca bakmıyor, onu elde etmek istiyordu. The same prize, hepsinin peşinde olduğu tek bir çıkarı temsil eder. Buradaki “ödül”, Baharat Adaları’na giden ticaret yollarının sağladığı değerli erişim ve kazançtı. Bu nedenle ifade, ülkeleri rakip olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “kazanmayı hedefliyorlar” anlamındaki deyimle tamamlayın: Both startups ____ the same prize.

Cevabı göster

have their eyes on

trade routes to the Spice Islands in today's Indonesia. Kültür

1:13

bugünkü Endonezya'da bulunan Baharat Adaları'na giden ticaret yollarında.

Kültür

trade routes to the Spice Islands: belirli bir tarihî yer adı

Spice Islands, günümüzde Endonezya’nın doğusunda bulunan ve Moluccas olarak da adlandırılan Maluku Adalarıyla ilişkilendirilen tarihî bir addır. Burada baharat bulunan herhangi bir ada için kullanılan genel bir ifade değil, özel bir yer adıdır. Trade routes to the Spice Islands, baharat üreten bu bölgeye ulaşmak için kullanılan ticaret yolları demektir. Karanfil ve muskat gibi baharatlar uzun mesafeli ticarette son derece değerliydi. Bu nedenle bu yollara erişim, denizcilik rekabetinin önemli nedenlerinden biriydi.

Alıştırma

Bu tarihî cümlede Spice Islands neyi ifade ediyor?

  1. Endonezya’nın doğusunda bulunan ve tarih boyunca baharat ticaretinin merkezinde yer alan belirli bir ada bölgesi.
  2. İnsanların baharatla yemek yaptığı herhangi bir ada.
  3. Baharat dükkânlarının adını taşıyan bir Avrupa limanları zinciri.
Cevabı göster

Endonezya’nın doğusunda bulunan ve tarih boyunca baharat ticaretinin merkezinde yer alan belirli bir ada bölgesi.

The spices found there,

1:17

Orada bulunan baharatlar,

which were used as seasonings,

1:18

çeşni olarak,

food preservatives,

1:20

gıda koruyucusu olarak

and aphrodisiacs,

1:21

ve afrodizyak olarak kullanılıyordu

were worth many times their weight in gold. Deyimler

1:23

ve altın olarak ağırlıklarının kat kat fazlası değerindeydi.

Deyimler

were worth many times their weight in gold: son derece değerli olmak

be worth + miktar veya karşılaştırma yapısı, bir şeyin ne kadar değerli olduğunu belirtir. were worth many times their weight in gold ifadesinde their, spices sözcüğüne gönderme yapar; many times ise karşılaştırmayı güçlendirir. Baharatlar, aynı ağırlıktaki altından çok daha değerli olarak sunulur. Bu güçlü ve bazen abartılı bir anlatımdır. Başka durumlarda da kullanılabilen worth its/their weight in gold deyimi, bir kişinin veya şeyin olağanüstü değerli ya da yararlı olduğu anlamına gelir; kesin bir altın fiyatı hesaplama talimatı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Baharatlar yalnızca altın içerdikleri için değerliydi.
  2. Baharatlar birkaç altın yığını kadar ağırdı.
  3. Baharatlar son derece değerliydi.
Cevabı göster

Baharatlar son derece değerliydi.

But because of Portugal's control over eastern sea routes, Kalıp ifadeler

1:26

Ancak Portekiz'in doğu deniz yolları üzerindeki kontrolü nedeniyle,

Kalıp ifadeler

because of Portugal's control over ...: nedeni isim öbeğiyle belirtmek

Because of, bir nedeni isim öbeği biçiminde sunar. Burada neden Portugal's control over eastern sea routes öbeğidir: control temel isimdir, Portugal's ise denetimin kime ait olduğunu gösterir. Control over + isim, o şeyi yönlendirme, sınırlama veya yönetme gücü anlamına gelir. Cümlenin başındaki bu öbek sonucu tek başına belirtmez; ardından gelen ana cümle, bu denetim yüzünden ne olduğunu açıklamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi because veya because of ile tamamlayın: The harbor closed ____ the storm.

Cevabı göster

because of

Spain's only viable option was to sail west. Kelime

1:29

İspanya'nın tek uygun seçeneği batıya yelken açmaktı.

Kelime

only viable option: uygulanabilir tek seçim

Burada viable, yalnızca hayal edilebilen değil, gerçek koşullarda işe yarayabilecek anlamına gelir. İspanya'nın teoride başka fikirleri olabilir, ancak batıya doğru yelken açmak gerçekçi biçimde uygulanabilecek tek seçimdi. someone's only viable option is/was to + verb kalıbı, uygulanabilir tek hareket yolunu belirtir. Viable; planları, çözümleri, işletmeleri ve işleyebilecek ya da başarılı olabilecek başka şeyleri niteleyebilir. Burada 'canlı' anlamına gelmez.

Alıştırma

'the only viable option' ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Gerçekçi biçimde işe yarayabilecek tek seçimdir.
  2. Aynı ölçüde uygulanabilir birkaç seçimden biridir.
  3. Uygulanamayacak kadar elverişsiz, heyecan verici bir fikirdir.
Cevabı göster

Gerçekçi biçimde işe yarayabilecek tek seçimdir.

So when a Portuguese defector named Ferdinand Magellan claimed that a westward route to the Spice Islands existed, Notlar

1:33

Bu yüzden Ferdinand Macellan adında Portekizli bir sığınmacı Baharat Adaları'na batıya giden bir yol olduğunu iddia ettiğinde,

Kelime

a Portuguese defector: taraf değiştiren bir Portekizli

Burada a Portuguese defector, Magellan'ın köken olarak Portekizli olduğunu, ancak Portekiz tarafını bırakıp İspanya'nın hizmetine girdiğini belirtir. Defector; bir ülkeyi, hükümeti, orduyu, partiyi veya davayı bırakıp çoğunlukla rakip olan başka bir tarafa katılan ya da onu destekleyen kişidir. Temel fikir, yalnızca bir yerden başka bir yere taşınmak değil, bağlılık duyulan tarafın değişmesidir.

Alıştırma

Bir istihbarat görevlisi kendi hükümetinden ayrılıp rakip bir hükümete yardım etmeye başlıyor. Taraf değiştirmesini en iyi hangi isim açıklar?

  1. a refugee
  2. an immigrant
  3. a defector
Cevabı göster

a defector

Kalıp ifadeler

westward route to the Spice Islands: yön ve varış yeri

a westward route to the Spice Islands ifadesinde westward, route sözcüğünü niteleyen bir sıfattır. Rotanın batıya doğru uzandığını veya bu yönde planlandığını belirtir; tek başına denize açılma eylemini anlatmaz. to the Spice Islands bölümü varış yerini belirtir. Bu yapı a + -ward ile biten yön sıfatı + route to + yer biçiminde kullanılabilir; a northward route to the coast buna bir örnektir.

Alıştırma

"a westward route to the Spice Islands" ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Baharat Adaları'ndan başlayıp batıya yönelen bir rotadır.
  2. Batıya yönelen ve Baharat Adaları'na ulaşan bir rotadır.
  3. Bütün adaların batısında bulunan bir rotadır.
Cevabı göster

Batıya yönelen ve Baharat Adaları'na ulaşan bir rotadır.

King Charles made him captain of a Spanish armada and gave him all the resources he would need. Dilbilgisi

1:41

Kral Charles onu bir İspanyol donanmasının kaptanı yaptı ve ona ihtiyaç duyacağı tüm kaynakları verdi.

Dilbilgisi

made him captain of: make + nesne + görev adı

made him captain of a Spanish armada ifadesinde made, make + nesne + isim tamamlayıcısı yapısını izler. Him nesnedir; captain of a Spanish armada ise ona verilen görevi belirtir. Burada made, onu yaratmak değil, kaptan olmasını sağlamak veya onu kaptan olarak atamak anlamındadır. Make sonrasında tamamlayıcı olarak kullanılan görev adından önce normalde as gelmez. Captain gibi tek kişilik bir görev de çoğu zaman a veya the almadan kullanılır: They made her captain of the team. Burada captain fiil değil, isimdir.

Alıştırma

Cümleyi made ve Nina adıyla tamamlayın: The coach ____ captain of the team.

Cevabı göster

made Nina

Dilbilgisi

all the resources he would need: nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürülmesi

Burada he would need, resources sözcüğünden sonra gelen ve hangi kaynakların kastedildiğini belirten bir ilgi yan cümlesidir: onun ihtiyaç duyacağı kaynaklar. all the resources he would need ad öbeğinin bir parçasıdır; bağımsız bir cümle değildir. Tam biçim all the resources that he would need şeklindedir. That, ilgi yan cümlesinde need fiilinin nesnesidir, bu nedenle kullanılmayabilir.

Alıştırma

Hangi öbek, nesne görevindeki ilgi zamiri kullanılmadan all the resources he would need ile aynı yapıyı kurar?

  1. all the books Maya would need
  2. all the books that would help Maya
  3. all the books would fill the shelf
Cevabı göster

all the books Maya would need

Along with a share in the voyage's profits, Kalıp ifadeler

1:47

Yolculuğun karından bir payla birlikte,

Kalıp ifadeler

Along with a share in the voyage's profits: başka bir avantaj eklemek

Bu bağlamda along with, buna ek olarak veya ile birlikte anlamına gelir. Başka bir avantajı tanıtır: a share in the voyage's profits, yani yolculuktan kazanılan paranın bir kısmı. Cümlenin başına yerleştirilen ve ardından virgül gelen bu edat öbeği, ana cümleden önce ek bilgi verir. Burada birinin ya da bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyle birlikte hareket ettiğini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede along with, dâhil olan başka bir avantajı eklemek için kullanılmıştır?

  1. The medal rolled along the floor with the box.
  2. The winner chose a medal instead of a cash award.
  3. The prize includes a medal, along with a cash award.
Cevabı göster

The prize includes a medal, along with a cash award.

he granted Magellan five ships and about 260 men. Kelime

1:50

Macellan'a beş gemi ve yaklaşık 260 adam verdi.

Kelime

grant someone something: birine bir şeyi resmen sağlamak veya izin vermek

Bu cümlede granted, “resmî olarak verdi veya sağladı” anlamındadır. Kral sefer konusunda yetki sahibiydi; bu nedenle beş gemiyi resmî olarak Macellan’ın kullanımına sundu. Yapı grant + kişi + şey biçimindedir: grant Magellan five ships. Aynı anlam grant five ships to Magellan şeklinde de ifade edilebilir. Grant çoğunlukla para, kaynak, hak veya iznin resmî bir karar sonucunda verildiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede grant, bir yetkilinin resmî kararını göstermek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The court granted her permission to appeal.
  2. The chef granted us two sandwiches.
  3. My friend granted me a birthday card.
Cevabı göster

The court granted her permission to appeal.

The crew included a young slave named Enrique,

1:54

Mürettebatta Enrique adında genç bir köle,

captured by Magellan on a previous journey to Malacca,

1:57

Macellan tarafından Malakka'ya yapılan önceki bir yolculukta esir alınmıştı,

and Antonio Pigafetta, a Venetian nobleman seeking adventure.

2:01

ve macera arayan Venedikli bir asilzade olan Antonio Pigafetta vardı.

On September 20th, 1519,

2:06

20 Eylül 1519'da,

the fleet weighed anchor and headed southwest. Deyimler

2:09

filo demir aldı ve güneybatıya yöneldi.

Deyimler

weighed anchor: yola çıkmak için demir aldı

Weigh anchor, bir geminin ayrılabilmesi için çapasını sudan kaldırması anlamına gelen kalıplaşmış bir denizcilik ifadesidir. Bu nedenle the fleet weighed anchor, filonun yola çıkışını belirtir. Buradaki weigh, bir şeyin ne kadar ağır olduğunu ölçmek anlamına gelmez. Deniz yolculuğu anlatılarında bu ifade, yolculuğun başladığını veya yeniden sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi weigh anchor ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At sunrise, the ship ____ and sailed out of the harbor.

Cevabı göster

weighed anchor

After making landfall in what is now Brazil, Notlar

2:13

Şimdiki Brezilya topraklarına ayak bastıktan sonra,

Kelime

After making landfall: denizden karaya ulaşmak

Burada make landfall, deniz yolculuğundan sonra karaya ulaşmak demektir. After making landfall, bu varışın cümlede daha sonra anlatılan olaydan önce gerçekleştiğini gösterir. Landfall adı, bir geminin veya deniz yolcusunun karaya ulaştığı anı belirtir. Aynı ifade, bir kasırganın veya tropikal fırtınanın kıyıya ulaşmasını da anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede make landfall doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The train made landfall at the central station.
  2. The hurricane made landfall near the coastal town.
  3. The hikers made landfall at the mountain cabin.
Cevabı göster

The hurricane made landfall near the coastal town.

Dilbilgisi

what is now Brazil: tarihî bir yeri bugünkü adıyla konumlandırmak

In what is now Brazil, “bugün Brezilya olarak adlandırılan yerde” demektir. What sözcüğü “the place that”, yani “…… olan yer” fikrini içerir; bu nedenle bütün yan cümle in edatının nesnesidir. Bu yapı tarih anlatılarında yaygındır. Adların veya sınırların farklı olabildiği geçmiş bir dönemdeki olayı, modern bir yer adıyla konumlandırır; bölgenin Brezilya’ya daha yeni dönüştüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “şimdi …… olan yer” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce yapıyla tamamlayın: The temple was built in ____ northern Mexico.

Cevabı göster

what is now

it proceeded along the coast,

2:16

kıyı boyunca ilerledi,

exploring any waterway leading inland. Dilbilgisi

2:17

iç kesimlere giden her su yolunu araştırarak.

Dilbilgisi

waterway leading inland: isimden sonra gelen -ing öbeği

waterway leading inland ifadesinde leading inland, waterway sözcüğünden sonra gelir ve nasıl bir su yolu olduğunu belirtir: iç kesimlere doğru giden bir su yolu. İfade a waterway that leads inland biçiminde açılabilir. Burada leading ana fiil değildir. İsim + -ing öbeği, ismin ne yaptığı veya nereye yöneldiği hakkında bilgi ekler. Inland yön bildiren bir zarftır; bu nedenle leads to inland değil, leads inland denir.

Alıştırma

Hangi öbek, waterway leading inland ile aynı isim + -ing niteleyicisi yapısını kullanır?

  1. a leading narrow path to the beach
  2. a narrow path leading to the beach
  3. a narrow path leads to the beach
Cevabı göster

a narrow path leading to the beach

They were looking for the fabled passage linking east and west. Kelime

2:21

Doğu ile batıyı birbirine bağlayan efsanevi geçidi arıyorlardı.

Kelime

the fabled passage: yalnızca ünlü değil, efsanelerde anlatılan geçit

Fabled, eski hikâyeler veya efsaneler yoluyla tanınan bir şeyi anlatır. Burada the fabled passage, insanların uzun zamandır sözünü ettiği ve var olmasını umduğu bir rotadır; yalnızca varlığı bilinen ve ünlü olan yerleşik bir rota değildir. Linking east and west, geçidin ne yaptığına inanıldığını açıklar. İfade bütünüyle, iki bölgeyi birbirine bağladığı söylenen ve hâlâ aranan efsanevi bir rotayı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, varlığı belirsiz olan efsanevi bir şehri arayan kâşifleri en iyi anlatır?

  1. Explorers searched for the fabled city beyond the mountains.
  2. The author created a fictional city beyond the mountains.
  3. Explorers toured the famous city beyond the mountains.
Cevabı göster

Explorers searched for the fabled city beyond the mountains.

As the weather worsened, Dilbilgisi

2:25

Hava kötüleştikçe,

the Spaniards' resentment at having a Portuguese captain escalated. Kelime

2:26

İspanyolların Portekizli bir kaptana sahip olmaktan duyduğu hoşnutsuzluk tırmandı.

Dilbilgisi

As the weather worsened: paralel değişimi anlatan as

As the weather worsened ifadesinde as, ana olayla birlikte ilerleyen bir değişimi başlatır: hava giderek kötüleşirken hoşnutsuzluk da giderek güçlenir. Bu kullanım, “bir şey değiştikçe başka bir şey de değişir” yapısındaki “-dikçe” anlamına gelir. Buradaki as, iki değişimin zamanını ve gelişimini düzenler. Havanın hoşnutsuzluğa neden olduğunu because kadar açık biçimde söylemez ve as ... as karşılaştırma yapısı da değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede as iki değişimin birlikte geliştiğini gösterir?

  1. As the room grew warmer, the ice melted faster.
  2. She works as a nurse.
  3. As I opened the door, the bell rang.
Cevabı göster

As the room grew warmer, the ice melted faster.

Kelime

resentment at having ... escalated: neden ve şiddetlenme

Resentment, haksız olduğu düşünülen bir şeye karşı uzun süre devam eden öfke veya kırgınlıktır. at having a Portuguese captain edat grubu, bu duygunun ilgili olduğu durumu belirtir. at bir edat olduğu için ardından gelen having bir ulaçtır. Burada have a Portuguese captain, bir insana sahip olmak değil, Portekizli bir kişinin kaptanlık yaptığı bir durumda bulunmak anlamına gelir. the Spaniards' resentment at having a Portuguese captain isim grubunun tamamı öznedir. Escalated geçmiş zamanlı fiildir ve hoşnutsuzluğun daha yoğun hâle geldiğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede duyguya neden olan durumu belirtmek için resentment at + ulaç kullanılmıştır?

  1. The residents felt resentment at being left out of the decision.
  2. The residents felt resentment toward the officials who excluded them.
  3. The residents resented being left out of the decision.
Cevabı göster

The residents felt resentment at being left out of the decision.

A full-blown mutiny soon erupted, Kelime

2:31

Kısa süre sonra tam anlamıyla bir isyan patlak verdi,

Kelime

A full-blown mutiny: tamamen gelişmiş bir isyan

A full-blown mutiny ifadesinde full-blown, durumun daha yeni başlamadığını, tamamen gelişip ciddi bir hâl aldığını belirtir. İfade, otoriteye karşı açık ve büyük bir isyanı anlatır. Full-blown, bir isimden önce kullanıldığında kısa çizgili bir birleşik sıfattır. Genellikle ilk belirtilerin veya küçük bir sorunun tam kapsamlı ve yoğun bir duruma dönüşmesini gösterir; kelime kelime hava üflemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede full-blown, ciddi bir durumun tamamen geliştiğini gösterecek şekilde doğal kullanılmıştır?

  1. The disagreement grew into a full-blown conflict.
  2. After lunch, I drank a full-blown cup of tea.
  3. She counted five full-blown pencils on the desk.
Cevabı göster

The disagreement grew into a full-blown conflict.

which Magellan crushed with unspeakable cruelty. Kalıp ifadeler

2:33

ancak Macellan bunu tarifsiz bir acımasızlıkla bastırdı.

Kalıp ifadeler

crushed with unspeakable cruelty: zor kullanarak ve acımasızca bastırma

Burada crushed, isyanı fiziksel olarak sıkıştırmak veya parçalamak değil, güç kullanarak bastırıp yenmek anlamına gelir. İlgi zamiri which, önceki mutiny sözcüğüne gönderme yapar. With unspeakable cruelty, bastırmanın nasıl gerçekleştirildiğini anlatır. Unspeakable, tarif edilmesi zor olacak kadar aşırı veya korkunç demektir; bu nedenle yan cümle olayları tarafsızca aktarmak yerine Magellan'ın yöntemlerini sert biçimde kınar.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade, özgün yan cümlenin anlamına en iyi şekilde uyar?

  1. Magellan violently suppressed the mutiny with extreme brutality.
  2. Magellan physically flattened an object during the mutiny.
  3. Magellan carefully negotiated an end to the mutiny.
Cevabı göster

Magellan violently suppressed the mutiny with extreme brutality.

But his problems were only just beginning. Kalıp ifadeler

2:37

Fakat sorunları daha yeni başlıyordu.

Kalıp ifadeler

problems were only just beginning: daha fazla sorun kapıdaydı

Bu cümlede problems were only just beginning, o ana kadar görülen güçlüklerin yalnızca ilk bölüm olduğunu ve daha fazla sorunun geleceğini anlatır. Only just, durumun daha en başında olduğunu vurgular. Anlatıcılar bu kalıbı kötü bir olaydan sonra merak ve gerilim yaratmak için sıkça kullanır. Dikkati ileriye çevirir ve görünen krizin son olmadığını bildirir.

Alıştırma

Daha fazla sorunun geleceğini anlatmak için vurgulanan ifadenin son dört kelimesiyle cümleyi tamamlayın: The team reached shore, but their problems ____.

Cevabı göster

were only just beginning

During a reconnaissance mission, Kelime

2:40

Bir keşif görevi sırasında,

Kelime

a reconnaissance mission: planlı bir bilgi toplama operasyonu

A reconnaissance mission, daha sonraki bir eylemden önce bir bölgeyi gözlemlemek ve yararlı bilgiler toplamak amacıyla planlanan bir operasyondur. Reconnaissance, amacın bilgi toplamak olduğunu belirtir. Buradaki mission, belirli bir amacı olan atanmış görev demektir. Dini bir çağrı ya da bir kişinin hayattaki büyük amacı anlamına gelmez.

Alıştırma

Planlı bir bilgi toplama operasyonunu belirten hedef isim grubuyla cümleyi tamamlayın: Before the rescue workers entered the canyon, the drone flew ____ to map the safest route.

Cevabı göster

a reconnaissance mission

the Santiago was wrecked by a storm. Dilbilgisi

2:41

Santiago bir fırtına nedeniyle parçalandı.

Dilbilgisi

was wrecked by a storm: geçmiş zamanda edilgen yapı ve by

Was wrecked, was + geçmiş zaman ortacıyla kurulan simple past edilgen yapıdır. Hasar gören gemi the Santiago'yu özne konumuna getirir ve geminin başına gelene odaklanır. By a storm, hasara yol açan gücü belirtir; bir yer bildirmez. Etken biçimi A storm wrecked the Santiago şeklindedir. Buradaki wrecked, hafifçe çizilmek değil, ağır hasar görmek veya yok olmak anlamındadır.

Alıştırma

“The Santiago was wrecked by a storm” cümlesinde by a storm neyi belirtir?

  1. Geminin kime ait olduğunu.
  2. Geminin bulunduğu yeri.
  3. Hasara hangi gücün yol açtığını.
Cevabı göster

Hasara hangi gücün yol açtığını.

Then, while exploring a narrow waterway,

2:45

Ardından, dar bir su yolunu keşfederken,

the captain of the San Antonio took the first opportunity to slip away and sail back home. Notlar

2:47

San Antonio'nun kaptanı ilk fırsatı değerlendirip sıvışarak eve geri yelken açtı.

Kalıp ifadeler

took the first opportunity to: ilk fırsatta harekete geçmek

Take the first opportunity to + fiilin yalın hâli, uygun bir fırsat ortaya çıkar çıkmaz bir şey yapmak anlamına gelir. Took the first opportunity to slip away ifadesindeki first, yalnızca bir listedeki birinci öğeyi değil, kullanılabilecek en erken fırsatı anlatır. Bu ifade çoğu zaman kişinin harekete hazır olduğunu veya zaten harekete geçme niyeti taşıdığını düşündürür. Burada kaptanın bir fırsat beklediğini ve fırsat çıkınca bilinçli olarak ayrıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “mevcut olan en erken fırsatta harekete geçti” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: When the meeting ended, Leo ____ call home.

Cevabı göster

took the first opportunity to

Öbek fiiller

slip away: fark edilmeden sessizce ayrılmak

Burada slip away, “dikkat çekmeden sessizce veya gizlice ayrılmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Kaptan bir fırsattan yararlanarak gemisini filodan ayırır ve evine doğru yelken açar. Bu cümlede slip away ifadesini tek bir bütün olarak anlamalısın. Bir yüzeyde fiziksel olarak kaymayı anlatmaz; away, ifadeye fark edilmeden ayrılma anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümlede slip away, “fark edilmeden sessizce ayrılmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Nora slipped away from the meeting while everyone was watching the screen.
  2. Nora put the papers away after the meeting.
  3. Nora slipped on the wet steps outside the meeting room.
Cevabı göster

Nora slipped away from the meeting while everyone was watching the screen.

Magellan pressed forward, Öbek fiiller

2:53

Macellan ileri atıldı,

Öbek fiiller

pressed forward: zorluklara rağmen ilerlemeyi sürdürdü

Magellan pressed forward ifadesinde pressed forward, “aksiliklere rağmen hedefe doğru ilerlemeye devam etti” anlamına gelir. Hikâyede, kayıplardan sonra durmak yerine yolculuğu sürdürdüğünü anlatır. Bu ifade bir planı, projeyi veya çalışmayı kararlı biçimde ilerletmeyi de anlatabilir. Buradaki press, bir şeyi elle itmek ya da bastırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi press forward ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamla: Despite the setback, the team ____ with the project.

Cevabı göster

pressed forward

and on October 21st, he started exploring a navigable seaway. Kelime

2:55

ve 21 Ekim'de gemilerin seyahat edebileceği bir deniz yolunu keşfetmeye başladı.

Kelime

navigable seaway: gemilerin kullanabildiği bir deniz yolu

Navigable seaway ifadesinde navigable, su yolunun fiziksel koşullarının teknelerin veya gemilerin geçmesine uygun olduğunu belirtir. Bu sözcük, su yolunda harita ya da elektronik navigasyon olup olmadığını değil, yolun geçiş için kullanılıp kullanılamayacağını anlatır. Seaway, denizdeki bir rota veya su kanalıdır. Aynı sıfat a navigable river ya da a navigable canal örneklerinde olduğu gibi başka su yolları için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle küçük teknelerin yazın nehirden geçebildiğini doğal biçimde ifade eder?

  1. Small boats use satellite navigation on the river.
  2. The river is navigable for small boats in summer.
  3. The river has navigational markers for small boats.
Cevabı göster

The river is navigable for small boats in summer.

27 freezing days later,

3:00

Dondurucu 27 gün sonra,

the three remaining ships emerged from what we now call the Strait of Magellan, Dilbilgisi

3:02

kalan üç gemi bugün Macellan Boğazı dediğimiz yerden çıktı,

Dilbilgisi

what we now call the ...: bir yerin bugünkü adını belirtmek

What we now call the Strait of Magellan ifadesinde what, "... olan yer" anlamını içerir. Bu nedenle tüm ifade, "bugün Macellan Boğazı dediğimiz yer" anlamına gelir. Bu isim öbeğinin tamamı from edatının nesnesidir. Yeniden kullanılabilecek kalıp what we now call + isim şeklindedir. Bu kalıp, geçmişteki bir yeri veya şeyi bugün kullanılan adıyla ilişkilendirir. Burada the bulunur çünkü İngilizcede normal kullanım the Strait of Magellan şeklindedir; her ismin önünde the gerekmez. Buradaki call, "ad vermek, ... diye adlandırmak" anlamındadır; "telefon etmek" anlamında değildir.

Alıştırma

Tarihsel cümleyi what we now call the ifadesini aynen kullanarak tamamlayın: The old workshop stood in ____ Museum District.

Cevabı göster

what we now call the

into the Mar Pacifico. Kültür

3:07

ve Mar Pacifico'ya girdi.

Kültür

Mar Pacifico: Pasifik Okyanusu'nun tarihî adı

Mar Pacifico, bu tarih anlatısında korunan yabancı dilde bir özel addır. Yaklaşık olarak “barışçıl deniz” anlamına gelir ve burada Pasifik Okyanusu'nu ifade eder; suların o sırada nispeten sakin görünmesi üzerine Macellan'ın verdiği adı hatırlatır. Bu ifadeyi serbestçe çevrilebilen veya yeniden kullanılabilen sıradan bir İngilizce isim öbeği olarak değil, tarihî bir ad olarak anlayın.

Alıştırma

Bu tarih anlatısında Mar Pacifico neyi ifade ediyor?

  1. Mar Pacifico, filonun bir gemiye verdiği addı.
  2. Mar Pacifico, Pacific Ocean için kullanılan tarihî bir addı ve yaklaşık olarak “peaceful sea” anlamına geliyordu.
  3. Mar Pacifico, sakin herhangi bir deniz için kullanılan sıradan bir İngilizce ifadeydi.
Cevabı göster

Mar Pacifico, Pacific Ocean için kullanılan tarihî bir addı ve yaklaşık olarak “peaceful sea” anlamına geliyordu.

The fleet never expected the new ocean to be so vast. Dilbilgisi

3:10

Filo bu yeni okyanusun bu kadar engin olmasını hiç beklemiyordu.

Dilbilgisi

never expected the new ocean to be so vast: yeni okyanusun bu kadar geniş olacağını beklemiyorlardı

expect + nesne + to be + sıfat yapısı, nesnenin belirli bir durumda veya özelliğe sahip olmasının beklendiğini anlatır. Burada the new ocean, expected fiilinin nesnesidir; to be so vast ise filonun beklemediği okyanus genişliğini açıklar. Never expected, sonucun beklentilerin tamamen dışında kaldığını vurgular. So vast, “bu kadar geniş” anlamına gelir ve vast sıfatının derecesini güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi expect fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: We never ____ the museum to be so crowded.

Cevabı göster

expected

After 98 days at sea, Kalıp ifadeler

3:14

Denizde geçen 98 günün ardından,

Kalıp ifadeler

98 days at sea: bir gemide denizde geçirilen süre

Burada 98 days at sea, karadan uzakta bir gemide denizde geçirilen 98 gün demektir. At sea burada gerçek denizcilik anlamındadır; “ne yapacağını bilemeyen” anlamındaki deyimsel kullanım değildir. Süre bildiren bir ifade doğrudan at sea ifadesinden önce gelebilir: three weeks at sea, a month at sea. After 98 days at sea ifadesinin tam anlamı “denizde 98 gün geçirdikten sonra”dır.

Alıştırma

Cümleyi “bir deniz yolculuğunda karadan uzakta” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The research crew spent a month ____.

Cevabı göster

at sea

dozens of sailors had succumbed to scurvy and famine. Kelime

3:16

onlarca denizci iskorbüt ve açlığa yenik düşmüştü.

Kelime

had succumbed to scurvy and famine: resmî dilde yenik düşme veya ölüm

Succumb to, karşı konamayacak kadar güçlü bir şey tarafından alt edilmek anlamına gelir. Bu cümlede scurvy and famine ile birlikte kullanıldığından, denizcilerin bu nedenlerle öldüğünü anlatır; scurvy, uzun süreli ve ciddi C vitamini eksikliğinin yol açtığı bir hastalıktır. Had succumbed, past perfect yapıdadır. Denizcilerin ölümünü hikâyedeki başka bir geçmiş zamandan daha önceye yerleştirir. To edatı kalıbın bir parçasıdır: succumb to + hastalık, yaralanma, baskı veya başka güçlü bir etken.

Alıştırma

Cümleyi succumb to ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time help arrived, the plants ____ the disease.

Cevabı göster

had succumbed to

When they finally reached land again,

3:19

Sonunda tekrar karaya ulaştıklarında,

Enrique, the young slave,

3:21

genç köle Enrique,

proved able to communicate with the natives. Dilbilgisi

3:23

yerlilerle iletişim kurabildiğini kanıtladı.

Dilbilgisi

proved able to communicate with: sonuçlarla doğrulanan yetenek

Burada proved able to + fiil, yaşananların birinin bir şeyi yapabildiğini gösterdiği anlamına gelir. Proved, birinin resmî ya da matematiksel bir kanıt sunduğu anlamına gelmez. Communicate with, iletişim kurulan kişi veya grubu belirtir. Yalnızca could demeye göre proved able to, yeteneğin uygulamada doğrulandığını daha fazla vurgular.

Alıştırma

Gerçek sonuçların bu yeteneği doğruladığını anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: During the test, the small radio ____ work underground.

Cevabı göster

proved able to

Their goal couldn't be far. Kalıp ifadeler

3:26

Hedefleri uzak olamazdı.

Kalıp ifadeler

goal couldn't be far: ipuçlarına dayanan güçlü bir çıkarım

Couldn't be far burada ipuçlarına dayanan güçlü bir çıkarımdır: konuşan kişi, hedefin hâlâ uzakta olmasının imkânsız ya da çok düşük bir olasılık olduğunu düşünür. Daha basit bir ifadeyle hedef yakın olmalıdır. Could not, hedefin bir yeteneğe sahip olmamasıyla ilgili değildir. Bu yapıda be far ile anlatılan olasılığı reddeder. Far, fiziksel bir varış noktasına olan mesafeyi veya uygun bir bağlamda soyut bir hedefi tamamlamaya kalan mesafeyi anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede couldn't be far, bir kanıta dayanarak güçlü bir çıkarım yapmak için kullanılmıştır?

  1. The campsite couldn't be far; we could smell the smoke.
  2. We didn't travel far before lunch.
  3. Maya couldn't carry the box far because it was too heavy.
Cevabı göster

The campsite couldn't be far; we could smell the smoke.

Sailing further west, Dilbilgisi

3:28

Batıya doğru yelken açmaya devam eden

Dilbilgisi

Sailing further west: cümle başındaki -ing yapısı

Sailing further west, ana olaya arka plan sağlayan, cümle başındaki bir -ing öbeğidir. Burada “Macellan batıya doğru yol almaya devam ederken” anlamına gelir. Cümlenin ana fiili değildir; özneyi ve zamanı ana cümle verir. sailing eylemini yaptığı varsayılan kişi, ardından gelen ana cümlenin öznesi olmalıdır. Bu yapı, birbiriyle yakından ilişkili iki eylemi tek cümlede kısa biçimde birleştirir.

Alıştırma

Cümle başındaki -ing öbeğini açıkça eşleşen bir özneyle kullanan cümle hangisidir?

  1. Walking through the market, a small bakery appeared in front of Lina.
  2. Walking through the market, Lina finding a small bakery.
  3. Walking through the market, Lina found a small bakery.
Cevabı göster

Walking through the market, Lina found a small bakery.

Magellan was warmly received by Raja Humabon of Cebu. Kalıp ifadeler

3:30

Macellan, Cebu'lu Raja Humabon tarafından sıcak bir şekilde karşılandı.

Kalıp ifadeler

was warmly received by: resmî anlatımda edilgen karşılama

Was warmly received by, birinin karşılandığını ve hoş karşılanan bir konuk gibi ağırlandığını anlatan edilgen bir yapıdır. Bu cümlede karşılanan kişi Macellan, onu karşılayan kişi ise Raca Humabon’dur. Bu kullanımda receive, “bir nesneyi almak” değil, “bir kişiyi karşılamak veya ağırlamak” anlamına gelir. Warmly karşılamanın dostça biçimini anlatır, by ise bu karşılamayı yapan kişiyi belirtir. Edilgen yapı, ev sahibinin eyleminden çok Macellan’ın yaşadığı karşılanma biçimine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi receive fiilinin edilgen biçimi ve warmly zarfıyla tamamlayın: The visiting scientists ____ by the university president.

Cevabı göster

were warmly received

So when the ruler asked him to help subdue and convert the rebellious chief of Mactan, Notlar

3:34

Hükümdar ondan isyankar Mactan şefine boyun eğdirmesine ve dinini değiştirmesine yardım etmesini isteyince,

Dilbilgisi

asked him to help: ask + nesne + to'lu mastar

asked him to help ifadesinde ask + kişi + to + fiil yapısı kullanılır. Him, isteğin yöneltildiği kişidir; to help ise hükümdarın ondan yapmasını istediği eylemi belirtir. help'ten sonra subdue ve convert, birbirine bağlanan iki yalın fiildir. Bunlar, yardım etmesi istenen iki eylemi gösterir. Bu yapıda ask'in gerektirdiği to'lu mastar to help'tir.

Alıştırma

Cümleyi asked + Maya + to help + carry kullanarak tamamlayın: We ____ the boxes upstairs.

Cevabı göster

asked Maya to help carry

Kelime

subdue and convert: zorla kontrol ve din değiştirtme

help subdue and convert the rebellious chief ifadesinde subdue, birini güç veya yetki kullanarak kontrol altına almak demektir. Convert burada geçişli bir fiildir ve birinin başka bir dini benimsemesini sağlamak anlamına gelir. İki yalın fiil help'ten sonra eş görevli olarak bağlanır ve the rebellious chief nesnesini paylaşır. Bu, sıradan ve dostça bir yardımı değil, fetih ve dinsel yayılmayı anlatan bir dildir. Rebellious da şefi hükümdarın tarafından etiketler; bu nedenle ifade o tarafın siyasi yargısını taşır.

Alıştırma

“The empire tried to subdue the community and convert its leaders” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Topluluğun dosyalarını yeni bir biçime dönüştürmeye çalıştı.
  2. Topluluğu sakinleştirmeye ve liderlerin söylediklerini çevirmeye çalıştı.
  3. Topluluğu zorla kontrol altına almaya ve liderlerinin başka bir dini benimsemesini sağlamaya çalıştı.
Cevabı göster

Topluluğu zorla kontrol altına almaya ve liderlerinin başka bir dini benimsemesini sağlamaya çalıştı.

the captain readily agreed. Kalıp ifadeler

3:40

kaptan hemen kabul etti.

Kalıp ifadeler

readily agreed: isteyerek ve tereddüt etmeden kabul etmek

“Readily”, “agreed” fiilini niteleyen bir zarftır. Burada “readily agreed”, kaptanın isteyerek ve hiç tereddüt etmeden kabul ettiği anlamına gelir; kararın kolay ya da hızlı verildiğini de düşündürebilir. Bu ifade, kaptanın kelimenin gerçek anlamıyla hazır olduğu demek değildir. Nasıl kabul ettiğini anlatır. Düşüncesizce davrandığı yönündeki bir yorum, yalnızca “readily” sözcüğünden değil, hikâyenin daha geniş bağlamından gelir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “isteyerek, hiç tereddüt etmeden” anlamına gelen zarfla tamamlayın: When Lina was asked to lead the team, she ____ agreed.

Cevabı göster

readily

The adventure would be his last. Anlatım akışı

3:42

Bu macera onun son macerası olacaktı.

Anlatım akışı

would be his last: geçmişten bakılan gelecekteki bir sonuç

Geçmiş zamanda anlatılan bu öyküde “would be his last”, geçmişteki bir noktadan ileriye bakar. Bu, maceranın daha sonra onun hayatındaki son macera olduğunun ortaya çıktığı anlamına gelir. “His last” ifadesinde tekrar edilecek olan “adventure” ismi düşürülmüştür. Cümle, sonraki sonucu anlatmadan önce açıklayarak sonu önceden sezdirir ve merak yaratır. Burada “would”, geçmişten bakılan geleceği gösterir; kibar bir rica veya gerçek dışı bir koşul değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, geçmişteki bir noktadan ileriye bakmak ve son bir olayı önceden sezdirmek için “would” kullanır?

  1. Nora knows that this will be her last visit to the island.
  2. Nora did not know then that this would be her last visit to the island.
  3. Would Nora make one last visit to the island?
Cevabı göster

Nora did not know then that this would be her last visit to the island.

Overconfident and severely outnumbered, Dilbilgisi

3:44

Aşırı özgüvenli ve sayıca oldukça az olan

Magellan's force was overwhelmed, Kelime

3:46

Macellan'ın gücü bunaltıcı bir şekilde yenildi,

Dilbilgisi

Overconfident and severely outnumbered: cümle başındaki durum öbekleri

Overconfident and severely outnumbered, ana cümleden önce gelen ve birbirine bağlı iki sıfat öbeğidir. İkisi de Magellan'ın kuvvetini niteler: kuvvet kendine gereğinden fazla güvenmektedir ve karşı tarafta çok daha fazla kişi vardır. Burada outnumbered edilgen bir anlam taşır; “saymakta olmak” demek değildir. Bu öbekler başa alınarak sonucu açıklamaya yardımcı olan arka plan bilgisi sıkıştırılır. Yaklaşık olarak “kendine aşırı güvendiği ve sayıca büyük ölçüde az olduğu için” anlamına gelir. Anlamca özne, virgülden hemen sonra gelen özneyle aynı olmalıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, ana cümlenin öznesini nitelemek için baştaki durum öbeklerini doğru kullanıyor?

  1. Cold and exhausted, the storm forced the hikers to stop.
  2. Cold and exhausted, the hikers stopped for the night.
  3. Colder and exhausting, the hikers stopped for the night.
Cevabı göster

Cold and exhausted, the hikers stopped for the night.

Kelime

was overwhelmed: üstün bir kuvvet tarafından yenilmek

Bu savaş anlatısında was overwhelmed, Magellan'ın kuvvetinin daha güçlü veya sayıca daha üstün bir düşman kuvveti tarafından bastırılıp yenildiği anlamına gelir. Edilgen yapı, Magellan'ın kuvvetini eyleme maruz kalan taraf olarak gösterir. Overwhelmed güçlü duygularla veya aşırı iş yüküyle başa çıkamamak anlamına da gelebilir. Ancak yakındaki outnumbered ipucu ve savaş ortamı burada askerî anlamı seçmemizi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede overwhelmed, daha güçlü bir kuvvet tarafından yenilmek anlamına geliyor?

  1. The smaller army was overwhelmed and forced to retreat.
  2. The crowd was overwhelmed with joy after the rescue.
  3. Rina felt overwhelmed by all her homework.
Cevabı göster

The smaller army was overwhelmed and forced to retreat.

and the natives' bamboo spears ended the captain's life. Kalıp ifadeler

3:48

ve yerlilerin bambu mızrakları kaptanın hayatına son verdi.

Kalıp ifadeler

ended the captain's life: ölümü resmî biçimde anlatmak

Burada ended the captain's life, bambu mızraklarının kaptanın ölümüne neden olduğu anlamına gelir. Bamboo spears ifadesinin özne olması, ölümün nedeni olan silahı öne çıkarır. End someone's life, kill someone ifadesine göre daha ciddi, resmî veya anlatısal bir seçenektir. Bir kişinin planlarının ya da günlük düzeninin sona ermesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi end someone's life ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The illness ____.

Cevabı göster

ended her life

Yet the voyage had to continue.

3:52

Yine de yolculuk devam etmeliydi.

Magellan's will specified that Enrique should be freed, Dilbilgisi

3:54

Macellan'ın vasiyetnamesi Enrique'nin serbest bırakılmasını belirtiyordu,

Dilbilgisi

specified that ... should be freed: resmî bir gereklilik

Specified that, resmî bir belgede açıkça belirtilen bir hükmü aktarır. Burada vasiyet, Enrique'ye ne yapılması gerektiğini belirler. Should be freed edilgen bir fiil öbeğidir; Enrique'yi başka birinin serbest bırakacağını anlatır. Bu resmî yapıda should, ne yapmanın akıllıca olacağına dair kişisel bir tavsiyeyi değil, gerekli veya kararlaştırılmış bir sonucu ifade eder.

Alıştırma

Resmî gerekliliği specified that ve should + edilgen yapı kullanarak tamamlayın: The agreement ____ the keys ____ on Monday.

Cevabı göster

specified that · should be returned

but the expedition still needed an interpreter.

3:58

ancak seferin hala bir tercümana ihtiyacı vardı.

With his freedom at stake, Deyimler

4:01

Özgürlüğü tehlikede olduğundan,

Deyimler

With his freedom at stake: with + isim + at stake yapısı

At stake, önemli bir şeyin kaybedilebileceğini, zarar görebileceğini veya sonucunun belirlenmek üzere olduğunu anlatan bir deyimdir. Burada onun özgürlüğü tehlikededir; stake sözcüğü “tahta kazık” anlamında kullanılmaz. With his freedom at stake, with + isim öbeği + tamamlayıcı biçimindeki bağımsız bir with yapısıdır. Ana cümledeki eylemi açıklayan durumu verir ve “özgürlüğü risk altında olduğu için” anlamına yakındır. Virgül, bu ifadeden sonra ana cümlenin devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi at stake kalıp ifadesiyle tamamlayın: With her scholarship ____, Maya checked every form twice.

Cevabı göster

at stake

Enrique is believed to have plotted with the raja to have about 30 of the Spaniards killed at a feast on the beach. Dilbilgisi

4:02

Enrique'nin sahildeki bir ziyafette yaklaşık 30 İspanyolun öldürülmesi için rajayla komplo kurduğuna inanılıyor.

Dilbilgisi

is believed to have plotted: daha önce gerçekleştiği düşünülen bir eylemi aktarma

Is believed to + mastar, edilgen bir aktarım yapısıdır. İnsanların veya kaynakların Enrique hakkında bir şeye inandığını, ancak bunların kim olduğunu belirtmeden anlatır. Enrique hakkında konuşulan kişidir; inanan kişi değildir. To have plotted, to have + geçmiş zaman ortacı biçimindeki tamamlanmış mastardır. Gizli planı şimdiki haberden veya inançtan daha önceye yerleştirir. Is believed to have plotted yapısı, komployu tamamen kesin bir gerçek olarak sunmak yerine iddiayı temkinli biçimde aktarır.

Alıştırma

Hangi cümle, şehrin şimdiki inançtan veya haberden önce inşa edildiğini temkinli biçimde bildirir?

  1. Historians proved exactly when the lost city was built.
  2. The lost city is believed to have been built more than a thousand years ago.
  3. The lost city is believed to be under construction now.
Cevabı göster

The lost city is believed to have been built more than a thousand years ago.

Dilbilgisi

to have about 30 of the Spaniards killed: have + nesne + geçmiş zaman ortacı

Have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısında nesne, eyleme maruz kalır. Burada about 30 of the Spaniards nesnedir; killed ise onlara ne olduğunu anlatan geçmiş zaman ortacıdır. Bağlama göre have, bir sonucu ayarlamak veya o sonuca yol açmak anlamına gelebilir. Burada plotted, sonucun kasıtlı olarak planlandığını açıkça gösterir. Cümle, Enrique'nin onları bizzat öldürdüğünü söylemez ve have burada sahip olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede to have about 30 of the Spaniards killed ne anlama gelir?

  1. Enrique onlara başka birini öldürmelerini söyledi.
  2. Enrique yaklaşık otuz İspanyola sahipti.
  3. Enrique onların öldürülmesini ayarladı veya buna yol açtı.
Cevabı göster

Enrique onların öldürülmesini ayarladı veya buna yol açtı.

Enrique was never heard from again, Öbek fiiller

4:10

Enrique'den bir daha hiç haber alınamadı,

Öbek fiiller

was never heard from again: bir daha haber veya iletişim gelmemesi

Hear from someone, o kişiden bir mesaj, telefon veya haber almak anlamına gelir. Edilgen yapıda a person is heard from, o kişinin iletişim kurduğunu veya ondan haber geldiğini belirtir. Was never heard from again, daha sonra Enrique'den başka hiçbir mesaj, iletişim veya güvenilir haber gelmediği anlamına gelir. Bu ifade onun sesinin duyulmasıyla ilgili değildir. Öldüğünü kanıtlamadan kaybolmuş olabileceğini düşündürebilir.

Alıştırma

Enrique was never heard from again ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Enrique'den bir daha hiçbir mesaj, iletişim veya güvenilir haber gelmedi.
  2. Ondan sonra hiç kimse Enrique'nin adını anmadı.
  3. Ondan sonra hiç kimse Enrique'nin sesini net biçimde duyamadı.
Cevabı göster

Enrique'den bir daha hiçbir mesaj, iletişim veya güvenilir haber gelmedi.

but if he ever made it back to Malacca, Öbek fiiller

4:13

ancak eğer bir gün Malakka'ya geri dönmeyi başardıysa,

Öbek fiiller

made it back to Malacca: geri dönmeyi başarmak

Made it back to + yer, birinin o yere geri dönmeyi başardığı anlamına gelir. Genellikle dönüşün zor, belirsiz veya önemli olduğunu düşündürür; made geçmiş zamanı gösterir. Buradaki it belirli bir nesneyi göstermez. “Bir yere ulaşmayı veya bir işi tamamlamayı başarmak” anlamındaki make it kalıbının parçasıdır. back to ise daha önce bulunulan yere dönüşü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi make it back to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After hours in the storm, the hikers finally ____ the shelter.

Cevabı göster

made it back to

he may have been the first person to actually circumnavigate the globe. Dilbilgisi

4:15

dünyanın etrafını dolaşan ilk kişi o olmuş olabilir.

Dilbilgisi

may have been the first person to ...: geçmiş hakkında kesin olmayan bir iddia

May have + geçmiş zaman ortacı, geçmiş hakkında kesin olmayan bir yargı bildirir. may have been ifadesinde konuşan kişi onun ilk kişi olmasının mümkün olduğunu düşünür, ancak bunu kesin bir gerçek olarak sunmaz. Buradaki may izin bildirmez. The first person to + fiil, bir şeyi herkesten önce yapan kişiyi belirtir. Actually, eylemin gerçekten tamamlandığını vurgular; bu nedenle ifadenin tamamı yaygın tarih anlatısına ihtiyatlı biçimde farklı bir olasılık sunar.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki bir olay hakkında kesin olmayan bir iddia bildirir?

  1. The map may be in the archive now.
  2. The crew may leave tomorrow.
  3. The map may have been lost during the voyage.
Cevabı göster

The map may have been lost during the voyage.

Meanwhile,

4:21

Bu arada,

the survivors burned the Concepción and proceeded onward.

4:21

hayatta kalanlar Concepción'u yaktılar ve yollarına devam ettiler.

They finally reached the Spice Islands in November of 1521 and loaded up on precious cargo. Öbek fiiller

4:25

Nihayet Kasım 1521'de Baharat Adaları'na ulaştılar ve değerli yükleri gemiye doldurdular.

Öbek fiiller

loaded up on precious ...: çok miktarda yüklemek veya stoklamak

loaded up on precious cargo, gemilerine çok miktarda değerli yük aldıkları anlamına gelir. Yapı bir bütün olarak kullanılır: load up on + isim. precious, cargo sözcüğünü niteler ve ifadenin kendisine dahil değildir. Bu yapı gemi yükünün dışında malzeme stoklamayı, bir şeyden bol miktarda satın almayı veya çok miktarda tüketmeyi de anlatabilir. up, doldurma veya bolca toplama anlamı katar.

Alıştırma

Cümleyi load up on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Before the road trip, we ____ food and water.

Cevabı göster

loaded up on

But they still had to return to Spain.

4:32

Ancak hala İspanya'ya dönmeleri gerekiyordu.

The Trinidad sank shortly after being captured by the Portuguese. Dilbilgisi

4:35

Trinidad, Portekizliler tarafından ele geçirildikten kısa bir süre sonra battı.

Dilbilgisi

shortly after being captured: edilgen bir zaman ifadesi

shortly after, bir olaydan kısa süre sonra anlamına gelir. Burada Trinidad önce ele geçirildi, ardından kısa süre sonra battı. Burada after bir edat olduğu için ardından -ing biçimi gelebilir. being + geçmiş zaman ortacı, edilgen bir -ing ifadesi oluşturur: being captured, Trinidad'ın eyleme maruz kaldığını gösterir. Bu, ana cümlenin şimdiki zaman yapısı değildir; ana fiil sank sözcüğüdür.

Alıştırma

Hangi cümle belgelerin önce incelendiği ve kısa süre sonra yayımlandığı anlamına gelir?

  1. The documents were released shortly after reviewing.
  2. The documents were released shortly after been reviewed.
  3. The documents were released shortly after being reviewed.
Cevabı göster

The documents were released shortly after being reviewed.

The Victoria continued west,

4:39

Victoria batıya doğru devam etti,

piloted by Juan Sebastián Elcano, Dilbilgisi

4:41

Juan Sebastián Elcano tarafından yönlendirilerek,

one of the pardoned mutineers. Kelime

4:44

kendisi affedilen isyancılardan biriydi.

Dilbilgisi

piloted by Juan Sebastián Elcano: edilgen bir geçmiş zaman ortaç grubu

Piloted by Juan Sebastián Elcano, anlatılan gemi hakkında edilgen bir arka plan bilgisi ekleyen geçmiş zaman ortaç grubudur: Gemiyi kullanan ve yönlendiren kişi Elcano'dur. which was piloted by Juan Sebastián Elcano biçiminde açılabilir. Bu grup tek başına yeni ve tam bir cümle oluşturmaz. Bu denizcilik bağlamında piloted, uçak kullanmak değil, gemiyi yönlendirmek veya seyrini yönetmek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi pilot sözcüğünü kısaltılmış edilgen bir yapıda kullanarak tamamlayın: The research vessel, ____ an experienced navigator, entered the harbor safely.

Cevabı göster

piloted by

Kelime

pardoned mutineers: resmî af verilen isyancılar

Mutineers, yerleşik komuta düzenine başkaldırarak bir isyana katılan kişileri, özellikle denizcileri veya askerleri anlatır. Pardoned, yetkili bir makamın onları bu suçun cezasından veya hukuki sonuçlarından resmî olarak muaf tuttuğunu belirtir. Bu nedenle ifade, resmî af alan isyancılar anlamına gelir. Yalnızca birinin onlara kızmayı bıraktığını söylemez ve suçsuz bulundukları anlamına gelmez.

Alıştırma

Komutanlarına başkaldırdıktan sonra resmî af alan mürettebat üyelerini en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. acquitted mutineers
  2. pardoned mutineers
  3. forgiven mutineers
Cevabı göster

pardoned mutineers

Against all odds, Deyimler

4:47

Her şeye rağmen,

the small vessel made it back to Spain with a full cargo of cloves and cinnamon,

4:48

küçük gemi tam bir kargo karanfil ve tarçınla İspanya'ya geri dönmeyi başardı,

Deyimler

Against all odds: başarı şansı çok düşükken başarmak

Against all odds, başarı çok düşük bir ihtimal gibi görünmesine rağmen bir şeyin başarıyla sonuçlandığını anlatan bir deyimdir. Bu cümlede geminin dönüşünü, ciddi zorluklardan sonra gelen şaşırtıcı bir başarı olarak gösterir. Buradaki odds, başarı olasılığını ifade eder. İfadenin tamamı tüm beklentilerin bu sonucun aleyhinde olduğunu anlatır; tek sayılarla ilgisi yoktur.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki başarı ihtimali çok düşük olmasına rağmen anlamına gelen deyimle tamamlayın: ____, the rescue team found the missing hikers alive.

Cevabı göster

Against all odds

enough to cover the expedition and turn a profit. Dilbilgisi

4:54

bu seferin masraflarını karşılayıp kar elde etmeye yetecek kadardı.

Dilbilgisi

enough to cover ... and turn a profit: masrafları karşılayıp kâr etmeye yetecek kadar

Enough to + fiilin yalın hâli, bir miktar veya dereceyi onun ortaya çıkarabileceği sonuca bağlar. Burada enough, yükün değerine gönderme yapar: bu değer cover the expedition ve turn a profit sonuçlarını sağlamaya yeterliydi. Tek bir to, yan yana bağlanan yalın hâldeki cover ve turn fiillerinin ikisini de yönetir. Bu mali bağlamda cover the expedition, seferin masraflarını ödemek demektir. Turn a profit ise toplam masraflardan daha fazla para kazanmak anlamına gelir; yani yük yalnızca yolculuğun masraflarını ödemekle kalmadı.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki mali ifadelerle tamamlayın: The school fair raised enough money to ____ its costs and ____ a small profit.

Cevabı göster

cover · turn

An obsessive chronicler, Kelime

4:58

Takıntılı bir vakanüvis olan

Kelime

obsessive chronicler: olayları olağanüstü bir adanmışlıkla kaydeden kişi

Chronicler, olayları sürekli ve düzenli biçimde kaydeden, özellikle de ileride tarihin bir parçası olabilecek olayları yazan kişidir. Burada obsessive tanımı güçlendirir: Bu kişi ayrıntıları alışılmadık derecede güçlü, neredeyse aşırı bir adanmışlıkla kaydeder. İsim öbeğinin tamamı, ayrıntılı bir anlatımın bulunmasının nedeni olarak bu alışkanlığı gösterir. Başka bağlamlarda chronicler, bir dönemin, olayın veya topluluğun hikâyesini sistemli biçimde koruyan herhangi bir kişi olabilir.

Alıştırma

“An obsessive chronicler recorded every detail.” cümlesinde obsessive chronicler ne anlama gelir?

  1. Olayları alışılmadık derecede yoğun bir adanmışlıkla sistemli biçimde kaydeden kişi
  2. Ara sıra kısa bir not yazan kişi
  3. Uzun süren hastalıkları tedavi eden doktor
Cevabı göster

Olayları alışılmadık derecede yoğun bir adanmışlıkla sistemli biçimde kaydeden kişi

Pigafetta described the lands and people they encountered.

5:00

Pigafetta, karşılaştıkları toprakları ve insanları anlattı.

With the help of a humble slave, Kalıp ifadeler

5:03

Mütevazı bir kölenin yardımıyla,

Kalıp ifadeler

With the help of: yardımın kaynağını belirtmek

With the help of + isim öbeği, bir kişinin, aracın veya kaynağın bir eylemi mümkün ya da daha kolay hâle getiren yardım sağladığını belirtir. Bu cümlede a humble slave yardımın kaynağını gösterir; with yalnızca birlikte olmayı değil, yardımı ifade eder. Bu ifade çoğunlukla cümlenin başında ve ardından virgül gelecek şekilde kullanılarak asıl sonuçtan önce yardımın kaynağını tanıtır. Daha sonra da gelebilir: We finished with the help of our neighbors.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ a local guide, we found the trail.

Cevabı göster

With the help of

he also compiled the world's first phrasebook of native languages. Kelime

5:05

dünyanın ilk yerel diller konuşma kılavuzunu da derledi.

Kelime

compiled the world's first phrasebook: malzemeyi toplamak ve düzenlemek

Bu cümlede compiled, dil malzemelerini toplayıp seçerek düzenli ve tamamlanmış bir başvuru kaynağı hâline getirmek anlamındadır. Phrasebook, gezginler veya dil öğrenenler için yararlı ifadeler içeren bir konuşma kılavuzudur. Buradaki compile, yayıncılık ve bilgi düzenleme bağlamına aittir. Kaynak kodunu başka bir biçime dönüştürme anlamındaki bilgisayar terimi değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede compile, malzemeleri toplayıp düzenleyerek tamamlanmış bir eser oluşturmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The novelist wrote the entire adventure from imagination.
  2. The programmer compiled the source code before testing the app.
  3. The editor compiled a handbook from advice submitted by dozens of teachers.
Cevabı göster

The editor compiled a handbook from advice submitted by dozens of teachers.

His journal is the reason we can tell this story. Anlatım akışı

5:09

Günlüğü sayesinde bu hikayeyi anlatabiliyoruz.

Anlatım akışı

is the reason we can tell this story: kanıtı sonuca bağlamak

X is the reason Y kalıbı bir neden-sonuç ilişkisi kurar. X nedeni belirtir; reason sözcüğünden sonraki yan cümle ise bunun sonucunda mümkün olan veya gerçekleşen şeyi açıklar. Burada neden onun günlüğü, sonuç ise bizim hikâyeyi anlatabilmemizdir. Bir anlatının sonuna yakın kullanıldığında bu cümle, anlatının dayandığı kanıta da geri döner. “Bugün bu olayları nasıl biliyor ve yeniden anlatabiliyoruz?” sorusunu yanıtlar. İngilizcede reason sonrasında why veya that da kullanılabilir, ancak burada bağlantı sözcüğü kullanılmamıştır.

Alıştırma

Anlatının sonunda bu cümlenin temel söylem işlevi nedir?

  1. Günlüğün kendisinin uydurma bir hikâye olduğunu iddia eder.
  2. Günlüğe geri dönerek onu hikâyeyi bilmemizi sağlayan kanıt olarak gösterir.
  3. Önceki anlatıyı açıklamadan ilgisiz bir konuya geçer.
Cevabı göster

Günlüğe geri dönerek onu hikâyeyi bilmemizi sağlayan kanıt olarak gösterir.

Magellan's legacy lingers. Kalıp ifadeler

5:13

Macellan'ın mirası varlığını sürdürüyor.

Kalıp ifadeler

legacy lingers: kalıcı bir etki sürer

Legacy, bir kişinin, olayın veya dönemin geride bıraktığı kalıcı etkiyi ya da sonuçları ifade eder. Lingers, kaybolması beklenebilecek bir zamandan sonra da bir şeyin varlığını sürdürdüğünü anlatır. Birlikte legacy lingers, Macellan'ın ölümünden sonra da etkisinin hissedildiği anlamına gelir; onun fiziksel olarak bir yerde kalmaya devam ettiğini anlatmaz. Linger fiilinin öznesi legacy, memory veya feeling gibi soyut bir şeyse, bunu ‘bir yerde kalır’ değil, ‘hissedilmeye devam eder’ şeklinde anlayın.

Alıştırma

'Magellan's legacy lingers,' ifadesinde lingers neyi gösterir?

  1. Hâlâ o yerde bekliyor.
  2. Eşyaları henüz taşınmadı.
  3. Etkisi hâlâ hissediliyor.
Cevabı göster

Etkisi hâlâ hissediliyor.

He had galaxies and space programs named after him. Kalıp ifadeler

5:15

Galaksilere ve uzay programlarına onun adı verildi.

Kalıp ifadeler

named after him: onun adını almak

Be named after a person or thing, bir kişi ya da şeyden ad almak anlamına gelir ve çoğu zaman bir saygı ifadesidir. Etken kalıp name A after B, edilgen kalıp ise A is named after B şeklindedir. Burada named after him, galaksileri ve uzay programlarını tanımlar: bunlar Macellan'ın adını taşır. Bu bağlamda He had X named after him, X'in onun adını taşımaya başladığı anlamına gelir; had, adlandırmayı bizzat onun düzenlediğini göstermez. After, adlandırma ifadesinin bir parçasıdır ve ‘ondan sonra’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir okulun adını yerel bir sanatçıdan aldığını ifade eder?

  1. The school was named a local artist.
  2. The school was named after a local artist.
  3. The school was named after it opened.
Cevabı göster

The school was named after a local artist.

Elcano, too,

5:19

Elcano da,

was celebrated in Spain with a coat of arms and his face on currency and stamps. Kültür

5:20

İspanya'da bir arma ve yüzü paraların ve pulların üzerinde yer alarak kutlandı.

Kültür

a coat of arms: resmî takdir simgesi olan bir arma

Burada a coat of arms, bir kişiyi, aileyi, şehri, ülkeyi veya kurumu tanıtan resmî bir arma tasarımıdır. Bu cümlede Elcano'ya bir arma verilmesi, İspanya'da onurlandırılmasının bir parçasıdır ve başarısının resmen takdir edildiğini gösterir. coat of arms ifadesini tek bir kültürel terim olarak anlamak gerekir. Buradaki arms, insan kollarını değil armacılıkla ilgili simgeleri ifade eder; dolayısıyla ifade, kolları olan bir palto anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede a coat of arms neyi ifade ediyor?

  1. Bir kişiyi veya kurumu temsil eden resmî bir arma tasarımı
  2. Kol resimleriyle süslenmiş bir kışlık palto
  3. Herhangi bir modern şirket logosu
Cevabı göster

Bir kişiyi veya kurumu temsil eden resmî bir arma tasarımı

United by fate, Deyimler

5:26

Kaderin bir araya getirdiği

the survivors and the hundreds who sacrificed their lives

5:28

hayatta kalanlar ve hayatlarını feda eden yüzlerce kişi

challenged conventional wisdom and completed a historic journey once thought impossible. Notlar

5:31

geleneksel bilgeliğe meydan okuyarak bir zamanlar imkansız olduğu düşünülen tarihi bir yolculuğu tamamladılar.

Deyimler

United by fate: ortak bir kaderle birbirine bağlanmak

United by fate, the survivors and the hundreds who sacrificed their lives ifadesini niteleyen ve cümlenin başına getirilmiş bir geçmiş zaman ortacı grubudur. Aynı yolculuğun ve sonuçlarının her iki grubu birbirine bağladığını söyler; onların bilinçli olarak bir birlik kurduğunu söylemez. İfadenin başa getirilmesi, tüm cümleyi ortak bir kaderi anlatan ciddi bir hikâye olarak çerçeveler. Daha genel olarak United by X yapısı, X'i insanları birbirine bağlayan güç veya koşul olarak sunar.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: United by fate içindeki united, insanların bilinçli olarak bir ittifak kurduğu anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Deyimler

challenged conventional wisdom: genel kabul gören inanışları sorgulamak

Bu cümlede challenged conventional wisdom, yolculuğun tamamlanmasının yaygın biçimde kabul edilen bir inanışın yanlış olabileceğini gösterdiği anlamına gelir. Sonuç, insanların nelerin mümkün olduğu konusunda genel olarak varsaydıkları düşünceye karşı kanıt sundu. Conventional wisdom, bir kişinin zekâsını değil, bir toplumda, alanda veya grupta genellikle kabul edilen inanışı ifade eder. Buradaki challenge, birini yarışmaya çağırmak değil, kabul edilmiş bir düşünceyi sorgulamak veya sınamak demektir.

Alıştırma

Hangi cümle challenge conventional wisdom ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The new evidence challenges conventional wisdom about how children learn.
  2. The new evidence challenges wisdom to a race.
  3. The new evidence challenges one child's favorite color.
Cevabı göster

The new evidence challenges conventional wisdom about how children learn.

Dilbilgisi

once thought impossible: bir zamanlar imkânsız olduğu düşünülen

Once thought impossible, journey sözcüğünden sonra gelen kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğidir. Which was once thought to be impossible ile aynı anlama gelir: insanlar geçmişte bu yolculuğun tamamlanamayacağını düşünüyordu. Burada once, “bir kez” değil, “eskiden” veya “bir zamanlar” demektir. İngilizcede bu sıkıştırılmış yapı genellikle isimden sonra gelir: isim + once + geçmiş zaman ortacı + tamamlayıcı.

Alıştırma

Cümleyi “önceden imkânsız olduğu düşünülen” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The bridge ____ is now open to the public.

Cevabı göster

once thought impossible