Yetersiz insanlar neden harika olduklarını düşünür? - David Dunning: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Bu ders, bilgi boşluklarının öz değerlendirmeyi çarpıtabildiğini gösteren Dunning-Kruger etkisini açıklar. Daha az becerili kişiler kendi hatalarını fark edemezken uzmanlar yeteneklerinin ne kadar sıra dışı olduğunu küçümseyebilir. Sonuçta, başkalarından geri bildirim istemenin ve öğrenmeyi sürdürmenin gerçek yeterliği daha doğru değerlendirmeye yardımcı olduğu belirtilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Knowing how competent we are and how our skills stack up against other people's is more than a self-esteem boost. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bir gerund yan cümlesini özne olarak kullanıp karmaşık bir faaliyeti değerlendirilecek konuya dönüştürmeyi öğrenin. Böylece resmî bir metinde veya sunumda, becerileri bilmenin ve karşılaştırmanın neden önemli sonuçları olduğunu açıklayabilirsiniz. 2. When they're unskilled, ve When they're exceptionally competent, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Paralel iki when yan cümlesinin beceri ölçeğinin karşıt uçlarını nasıl kıyasladığını fark edin. Bu dengeli yapıyla zıt grupların, farklı nedenlerle de olsa, aynı hatalı öz algı sorununu yaşayabildiğini gösterebilirsiniz. 3. "When arguing with a fool, first make sure the other person isn't doing the same thing." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Atasözündeki ironik tersine dönüşü anlayın: Başkasını aptal saymadan önce kendi yargınızın da aynı ölçüde hatalı olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Bu sayede aşırı özgüvene karşı akılda kalıcı bir uyarıyı yorumlayabilir ve uygun bağlamda kullanabilirsiniz.
Bu derste
Are you as good at things as you think you are? Dilbilgisi
0:06Bir şeylerde düşündüğünüz kadar iyi misiniz?
as good ... as you think you are: gerçek beceriyi kişinin kendi düşüncesiyle karşılaştırmak
as + sıfat + as kalıbı eşitlik karşılaştırması kurar: iki kişi, şey ya da düzeyin aynı dereceye ulaşıp ulaşmadığını sorar veya belirtir. Burada as good at things as, gerçek becerin ile sahip olduğunu düşündüğün beceri düzeyini karşılaştırır. İkinci as'ten sonra gelen you think you are karşılaştırma ölçütünü verir. are'dan sonra good at things ifadesi anlaşılır olduğu için İngilizcede tekrar edilmez.
Alıştırma
Eşitlik karşılaştırmasını kuran iki sözcükle soruyu tamamla: Are you ____ patient with beginners ____ you think you are?
Cevabı göster
as · as
How good are you at + -ing?: beceri düzeyini sormak
How good are you at + isim veya -ing biçimi kalıbı, birinin bir işi yapıp yapamadığını değil, o işteki beceri düzeyini sorar. Burada değerlendirilen beceri managing money'dir. At bir edattır; bu yüzden ardından bir eylem gelirse -ing biçimi kullanılır: managing; manage veya to manage değil. Aynı kalıp How good are you at math? örneğindeki gibi isim de alabilir.
Alıştırma
at'ten sonra organize sözcüğünün doğru biçimini kullan: How good are you at ____ group projects?
Cevabı göster
organizing
What about reading people's emotions? Ton ve niyet
0:13İnsanların duygularını okuma konusunda peki?
What about reading ...? ile devam sorusu sormak
What about + bir ad ya da -ing'li ifade, konuşulmakta olan konuyla bağlantılı başka bir öğeyi gündeme getirir. Burada reading people's emotions, üzerinde düşünülecek bir başka beceri olarak eklenir. Önceki soru bağlamdan anlaşılır, bu yüzden konuşmacı sorunun tamamını tekrarlamaz. Bu kullanımda What about ...?, “Peki bu ilgili öğe?” anlamına gelir; about sözcüğünün anlamını sormaz.
Alıştırma
Evde yardım etme yollarını sıralıyorsun. Başka bir etkinlik eklemek için clean fiilini kullan: What about ____ the kitchen?
Cevabı göster
cleaning
compared to other people you know? Dilbilgisi
0:17tanıdığınız diğer insanlarla karşılaştırıldığında?
compared to other people you know: karşılaştırma ölçütü
Compared to, bir değerlendirmede ölçüt olarak kullanılan kişiyi, grubu, şeyi veya zamanı belirtir. Bu soru ne kadar sağlıklı olduğunu değerlendirir; other people you know ise referans grubudur. you know, other people ifadesini niteler ve grubu tanıdığın kişilerle sınırlar. Bu ifade karşılaştırma ölçütünü belirler; insanların bir eylemden etkilendiğini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle karşılaştırma ölçütünü belirtmek için compared to ifadesini doğru kullanıyor?
- This room compared to bright the hallway.
- This room is bright compared the hallway.
- This room is bright compared to the hallway.
Cevabı göster
This room is bright compared to the hallway.
better than average at grammar: dil bilgisinde ortalamanın üzerinde olmak
better than average ifadesinde average karşılaştırma ölçütüdür: bir gruptaki olağan düzeyi belirtir. İfade, “bu düzeyin üzerinde” demektir; mutlaka mükemmel veya en iyilerden biri anlamına gelmez. at grammar, değerlendirilen becerinin dil bilgisi olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp be better than average at + beceri ya da etkinlik şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın satranç becerisinin olağan düzeyin üzerinde olduğunu, ancak en iyilerden biri olduğunun söylenmediğini ifade eder?
- Maya is better than average at chess.
- Maya is one of the best chess players.
- Maya is average at chess.
Cevabı göster
Maya is better than average at chess.
and how our skills stack up against other people's Öbek fiiller
0:24ve becerilerimizin diğer insanlarınkilere kıyasla ne durumda olduğunu bilmek
stack up against: göreli performansı karşılaştırma
stack up against ifadesinde stack up, “nitelik veya performans bakımından karşılaştırılmak” anlamına gelir; against ise karşılaştırılan kişi ya da şeyi belirtir. Bu ifade, nesneleri fiziksel olarak üst üste koymayı anlatmaz. Buradaki other people's, skills sözcüğünün düşürüldüğü bir iyelik yapısıdır; tam biçimi other people's skills olur. İfade, becerilerimizin onlarınkiyle nasıl karşılaştırıldığını sorar; bizimkilerin daha iyi, daha kötü ya da benzer olduğunu baştan söylemez.
Alıştırma
stack up against ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The review asks how the budget phone ____ the premium model.
Cevabı göster
stacks up against
Knowing how ... is ...: özne görevindeki isim-fiil öbeği
Knowing, “bilme ya da anlama durumu” anlamına gelen bir isim-fiil öbeğini başlatır. Süreklilik bildiren bir fiil yapısının parçası değildir. Ardından iki eş görevli how yan cümlesi gelir: how competent we are ve how our skills stack up against other people's. Knowing ... öbeğinin tamamı tek bir dil bilgisel özne olarak işlev görür, bu yüzden tekil fiil is kullanılır. Bu kalıp, karmaşık bir eylem veya düşünceyi konu hâline getirip ardından onu değerlendirir.
Alıştırma
Cümleyi be fiilinin geniş zaman biçimiyle tamamla: Knowing how to ask for help ____ an important skill.
Cevabı göster
is
more than a self-esteem boost: yalnızca tek bir yarar değil
more than + isim öbeği, “yalnızca … değil” veya “…den daha fazlası” anlamına gelebilir. Bu cümlede more than a self-esteem boost, öz saygıyı artırmanın faydalardan biri olduğunu, ancak tüm değer veya etkinin bundan ibaret olmadığını anlatır. Burada boost sayılmıyor ve birden fazla artış olduğu söylenmiyor. Yapı, iddianın kapsamını genişletir ve dinleyiciyi genellikle daha önemli başka bir yarara ya da sonuca hazırlar.
Alıştırma
Kulübün başka bir değeri daha olduğunu göstermek için cümleyi more than ile tamamlayın: After school, the chess club is ____ a place to play games.
Cevabı göster
more than
It helps us figure out when we can forge ahead on our own decisions and instincts Notlar
0:30Kendi kararlarımız ve içgüdülerimizle ne zaman ilerleyebileceğimizi
figure out: düşünerek anlamak veya belirlemek
figure out; düşünerek, ipuçlarını inceleyerek veya farklı yollar deneyerek bir şeyi anlamak ya da bir cevaba ulaşmak demektir. Burada “bir sayıyı hesaplamak” anlamına gelmez; bir şeyi değerlendirmek veya belirlemek anlamındadır. figure out ifadesinden sonra, figure out when to act örneğindeki gibi bir soru sözcüğüyle başlayan yan cümle gelerek neyin anlaşılması gerektiğini gösterebilir. Bu cümlede asıl soru, kişinin kendi kararlarına ve içgüdülerine dayanarak ne zaman ilerlemesinin uygun olduğudur.
Alıştırma
Ava'nın cevaba deneyerek ve akıl yürüterek ulaştığını en iyi vurgulayan seçenek hangisidir? Ava finally managed to ____ why the toy would not move.
- figure out
- point out
- find out
Cevabı göster
figure out
forge ahead: kararlılıkla ilerlemeye devam etmek
forge ahead, özellikle zorluklara, gecikmelere veya belirsizliğe rağmen kararlı biçimde ilerlemeyi sürdürmek anlamına gelen mecazi bir fiil ifadesidir. Burada forge “metale şekil vermek” anlamına gelmez ve ahead fiziksel bir varış noktası değildir. Bu cümlede ifade, ilerlemek için doğru zaman belirlendikten sonra kişinin kendi kararlarına ve içgüdülerine güvenerek harekete geçmesini anlatır.
Alıştırma
“Zorluğa rağmen kararlılıkla devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although the first experiment failed, the class chose to ____ with a safer design.
Cevabı göster
forge ahead
and when we need instead to seek out advice. Öbek fiiller
0:34ve ne zaman tavsiye aramamız gerektiğini anlamamıza yardımcı olur.
seek out advice: etkin biçimde tavsiye aramak
Seek out advice, çoğu zaman doğru kişileri veya kaynakları arayarak tavsiye bulmak için bilinçli bir çaba göstermek demektir. Out, etkin biçimde arama anlamı katar; tavsiyenin “dışarıda” olduğu anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp seek out + isim şeklindedir: seek out information veya seek out an expert gibi. Arama sürecinin kendisi önemli olduğunda kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi seek out advice ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After his first plan failed, Omar ____ from an experienced engineer.
Cevabı göster
sought out advice
But psychological research suggests that Anlatım akışı
0:39Ancak psikolojik araştırmalar şunu gösteriyor:
we're not very good at evaluating ourselves accurately. Kalıp ifadeler
0:41Kendimizi doğru bir şekilde değerlendirme konusunda pek iyi değiliz.
psychological research suggests that: araştırma kanıtını sunmak
Psychological research suggests that, dinleyiciye sıradaki iddianın nereden geldiğini bildirir. Konuşmacı genel bir tartışmadan araştırmayla desteklenen bir ifadeye geçer; böylece sonraki düşünce yalnızca kişisel bir görüş olarak değil, kanıta dayalı bir görüş olarak sunulur. Burada suggests, “belirtir” veya “bu sonuca işaret eder” anlamındadır; “tavsiye eder” anlamında değildir. Kanıt kaynağı + suggests that + tam ifade kalıbı temkinli bir anlatımdır: kanıt iddiayı destekler, ancak onu tamamen kanıtlanmış gibi sunmaz.
Alıştırma
“Recent studies suggest that short breaks can improve focus,” cümlesinde suggests that ne işe yarar?
- Çalışmalara kısa bir mola vermelerini tavsiye eder.
- Araştırma kanıtlarıyla desteklenen bir sonucu sunar.
- Sonucun mutlak kesinlikle kanıtlandığını iddia eder.
Cevabı göster
Araştırma kanıtlarıyla desteklenen bir sonucu sunar.
Kendimizi doğru değerlendirmekte iyi olmak
be good at + isim ya da -ing biçimi, bir alanda veya etkinlikte becerikli olmak anlamına gelir. at bir edat olduğu için burada evaluate, evaluating biçimine dönüşür. Ourselves, hem değerlendirenlerin hem de değerlendirilenlerin we olduğunu gösterir. Accurately, değerlendirmenin gerçekle ne kadar doğru örtüştüğünü belirtirken not very, we are bad at it demeye kıyasla olumsuz ifadeyi yumuşatır.
Alıştırma
Cümleyi good at ve explain fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Nina is ____ difficult ideas clearly.
Cevabı göster
good at explaining
we frequently overestimate our own abilities. Kelime
0:46çoğu zaman kendi yeteneklerimizi gözümüzde büyütürüz.
Kendi yeteneklerimizi sık sık olduğundan fazla değerlendirmek
Overestimate, bir miktarı, düzeyi veya yeteneği gerçekte olduğundan daha yüksek değerlendirmek anlamına gelir. over- öneki gereğinden fazla veya gerçek düzeyin ötesinde anlamındadır; değerlendirme işinin sona erdiği anlamına gelmez. Our own abilities, gereğinden yüksek değerlendirilen şeyin başkalarının değil, kendi yeteneklerimiz olduğunu belirtir. Frequently bunun yalnızca bir kez değil, sık sık gerçekleştiğini anlatır.
Alıştırma
"We frequently overestimate our own abilities" cümlesini en iyi açıklayan ifade hangisidir?
- Yeteneklerimizi sık sık gerçekte olduğundan daha iyi görürüz.
- Neler yapabildiğimizi nadiren düşünürüz.
- Başkalarının yeteneklerini dikkatle ölçeriz.
Cevabı göster
Yeteneklerimizi sık sık gerçekte olduğundan daha iyi görürüz.
Researchers have a name for this phenomenon, Kalıp ifadeler
0:49Araştırmacıların bu fenomene verdikleri bir isim var:
have a name for this phenomenon: bir terimi tanıtma
Bu cümlede researchers have a name for this phenomenon, araştırmacıların az önce açıklanan örüntü için belirli bir terim kullandığı anlamına gelir. Dinleyiciye sırada bu terimin geleceğini bildirir. have a name for + bir şey yapısını, bir açıklamadan o şeyin adına geçmek için kullanabilirsiniz. Burada phenomenon gözlemlenebilir bir olay veya örüntü anlamındadır; bir kişiyi ifade etmez.
Alıştırma
have a name for yapısını doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Scientists ____ this process: sublimation.
Cevabı göster
have a name for
the Dunning-Kruger Effect: bir öz değerlendirme örüntüsü
Dunning-Kruger Etkisi, öz değerlendirmede incelenen bir örüntünün adıdır. Belirli bir beceri alanında düşük performans gösteren kişiler, performanslarını kanıtların gösterdiğinden daha yüksek değerlendirebilir. Bunun bir nedeni, hataları fark etmenin de görevi yaparken kullanılan bilgilerin bir kısmını gerektirebilmesidir. Dunning ve Kruger araştırmacıların soyadlarıdır. Effect sözcüğü de terimin parçasıdır; burada sıradan bir sonuç veya etkiden değil, adı konmuş bir psikolojik etkiden söz edilir.
Alıştırma
Bu iddianın desteklenip desteklenmediğine karar verin: Maya sounded very confident, so she definitely has the Dunning-Kruger Effect.
- Yeterli dayanağı var
- Yeterli dayanağı yok
Cevabı göster
Yeterli dayanağı yok
This effect explains why more than 100 studies have shown that Anlatım akışı
0:55Bu etki, 100'den fazla çalışmanın neden şunu gösterdiğini açıklıyor:
more than 100 studies have shown that: birikmiş araştırma kanıtlarını sunmak
More than 100 studies, kanıtın kaynağı olan araştırmaların sayısını belirtir. Böylece iddianın tek bir örneğe değil, birbirinden ayrı çok sayıda araştırmaya dayandığını gösterir. Have shown, present perfect yapısındadır ve bugüne kadar biriken bulguları mevcut iddia açısından hâlâ geçerli olarak sunar. That, bu araştırmaların desteklediği sonucu başlatır. Yapı bir bütün olarak önce kanıtı, sonra kanıtın desteklediği iddiayı verir.
Alıştırma
Hangi cümle, birikmiş araştırma kanıtlarını sunmak için hedef yapıyı doğal biçimde kullanıyor?
- More than 40 studies are showing that regular exercise improved sleep.
- More than 40 studies have shown that regular exercise can improve sleep.
- More 40 studies have showed that regular exercise can improve sleep.
Cevabı göster
More than 40 studies have shown that regular exercise can improve sleep.
display illusory superiority: yanıltıcı üstünlük yanlılığı sergilemek
Bu cümlede display, bir özellik veya davranışı göstermek ya da sergilemek anlamına gelir. Nesnesi, sergilenmek üzere ortaya konan bir eşya değil, soyut bir psikolojik eğilimdir. Illusory superiority, nesnel kanıtlarla yeterince desteklenmediği hâlde kişinin kendisini başkalarından daha iyi değerlendirmesi yanlılığıdır. Illusory, bu üstünlüğün gerçek bir avantaj değil, yanlış bir izlenim olabileceğini anlatır.
Alıştırma
Some drivers display illusory superiority cümlesinde display ne anlama gelir?
- bir eşyayı herkesin görebileceği şekilde sergilemek
- psikolojik bir eğilimi göstermek veya sergilemek
- ekranda bilgi sunmak
Cevabı göster
psikolojik bir eğilimi göstermek veya sergilemek
We judge ourselves as better than others Dilbilgisi
1:02Kendimizi matematikin kurallarını ihlal edecek
judge ourselves as better than others: kendimizi başkalarından daha iyi değerlendirmek
judge A as B, A'yı B olarak değerlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede ourselves değerlendirilen nesnedir; better than others ise değerlendirmenin sonucudur. Kişi kendi grubunu değerlendirdiği için we öznesine uyan dönüşlü biçim ourselves kullanılır. Bu yapı planları, kanıtları, eylemleri veya sonuçları değerlendirirken de kullanılabilir. Odak, değerlendirmeden çıkan sonuçtur.
Alıştırma
Değerlendirme sonucunu belirtmek için judge A as B yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.
- The panel judged the evidence as reliable.
- The panel judged as the evidence reliable.
- The panel judged the evidence by reliable.
Cevabı göster
The panel judged the evidence as reliable.
to a degree that violates the laws of math. Deyimler
1:04derecede başkalarından daha iyi yargılarız.
to a degree that violates the laws of math: matematiğin yasalarını ihlal edecek ölçüde
to a degree that ..., öylesine büyük bir ölçüde ki ... sonucunu doğurmak anlamına gelir; that ile başlayan bölüm bu ölçünün sonucunu açıklar. Buradaki violates the laws of math, yasa çiğnemekten söz etmez; bilinçli bir abartıdır. Herkesin kendisini diğerlerinden daha iyi görmesinin matematiksel olarak aynı anda mümkün olmadığını vurgular. Bu canlı ifade, çelişkiyi belirginleştirerek savı güçlendirir. Resmî bir matematiksel sonuç değildir.
Alıştırma
Bu ifade içeren cümlede violates the laws of math ne anlama gelir?
- It uses hyperbole to say that the claim is mathematically impossible.
- It says that mathematics stopped working for everyone.
- It says that someone broke a criminal law about mathematics.
Cevabı göster
It uses hyperbole to say that the claim is mathematically impossible.
When software engineers at two companies were asked to rate their performance, Dilbilgisi
1:07İki şirketteki yazılım mühendislerinden performanslarını değerlendirmeleri istendiğinde,
were asked to rate their performance: edilgen be asked to do kalıbı
Were asked to rate, edilgen be asked to do kalıbını kullanır. İsteği alan kişiler mühendislerdir; to rate ise onlardan yapmaları istenen eylemi belirtir. Burada rate, “değerlendirmek veya puan vermek” anlamındadır; their performance ise mühendislerin kendi iş performansını ifade eder. Bu kalıp, isteği kimin yaptığına değil katılımcılara ve görevlerine odaklandığı için anket ve araştırmalarda sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi geçmiş zaman edilgen be asked to do kalıbı ve rate fiiliyle tamamlayın: Yesterday, the visitors ____ the museum tour on a scale from one to five.
Cevabı göster
were asked to rate
32% of the engineers at one company and 42% at the other
1:12bir şirketteki mühendislerin %32'si, diğerindekilerin ise %42'si
put themselves in the top 5%: kendini en üst %5'lik gruba yerleştirmek
Put themselves in the top 5% ifadesinde put, mecazi olarak “sınıflandırmak veya bir konuma yerleştirmek” anlamına gelir. Bu kişiler kendilerini en yüksek performans gösteren yüzde beşlik grubun üyeleri olarak sınıflandırmıştır. Dönüşlü zamir themselves, değerlendirmeyi yapanlarla gruba yerleştirilen kişilerin aynı olduğunu gösterir. put + kişi + in + grup veya aralık kalıbı fiziksel hareketi değil, sınıflandırmayı ya da sıralamadaki konumu anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi put + dönüşlü zamir + in kalıbıyla tamamlayın: In a self-assessment last week, Ava ____ the top 10% of designers.
Cevabı göster
put herself in
described themselves as having above-average driving skills. Dilbilgisi
1:25kendilerini ortalamanın üzerinde sürüş becerisine sahip olarak tanımladı.
described themselves as having...: kişinin kendi beceri değerlendirmesini aktarmak
Yapı describe + kişi + as + betimleme şeklindedir. Burada themselves, described fiilinin nesnesidir; as having above-average driving skills ise kişilerin kendilerini nasıl tanımladığının içeriğini verir. Having, as'ten sonra kullanılan -ing biçimidir. Kendilerini bu beceriye sahip kişiler olarak sunduklarını belirtir; ikinci bir ana eylem değildir.
Alıştırma
Raporu describe + dönüşlülük zamiri + as having yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In the interview, Maya ____ excellent problem-solving skills.
Cevabı göster
described herself as having
These aren't isolated findings: kanıtları bir örüntü içinde bağlamak
These, az önce sözü edilen bulgulara gönderme yapar. Isolated findings, destekleyici ortak bir örüntüsü olmayan tek seferlik sonuçlar olurdu; bu cümle önceki sonuçların böyle olmadığını belirtir. Söylemi düzenleyen bir geçiş olarak bu cümle, ayrı örnekleri birbirine bağlar ve dinleyiciyi daha geniş bir iddiaya ya da tekrarlanan bir örüntüye hazırlar. Isolated, kanıtların fiziksel konumunu değil, aralarındaki ilişkiyi tanımlar.
Alıştırma
Konuşan kişi birkaç araştırmayı sıraladıktan sonra “These aren't isolated findings.” diyor. Bu cümle ne yapıyor?
- Önceki sonuçları güvenilmez oldukları için geri çeker.
- Araştırmaları daha geniş bir örüntünün kanıtları olarak birbirine bağlar.
- Araştırmaların uzak yerlerde yapıldığını söyler.
Cevabı göster
Araştırmaları daha geniş bir örüntünün kanıtları olarak birbirine bağlar.
On average, people tend to rate themselves better than most Notlar
1:31Ortalama olarak, insanlar kendilerini çoğunluktan daha iyi değerlendirme eğilimindedir,
On average: genel bir istatistiksel eğilimi sunmak
On average önce istatistiksel bir bakış açısı kurar: Ardından gelen ifade bir grubu, çok sayıda gözlemi veya bir zaman dilimini özetler. Belirli tek bir durumla ilgili iddia değil, genel bir sonuç bildirir. Ortalamalar istisnalara izin verir. Burada average “sıradan bir insan” anlamına gelmez; ifadenin bütünü “durumlar birlikte değerlendirildiğinde” demektir.
Alıştırma
Araştırmacılar tüm uyku kayıtlarını birleştirip gecelik ortalama 7,2 saat sonucuna ulaşıyor. Bu sonucu en doğru biçimde hangi cümle aktarır?
- Participants usually slept exactly 7.2 hours per night.
- On average, participants slept 7.2 hours per night.
- Every participant slept 7.2 hours per night.
Cevabı göster
On average, participants slept 7.2 hours per night.
tend to rate themselves better than most: kesin olmayan bir eğilim
tend to + fiilin yalın hâli, istisnasız bir kuralı değil, sık görülen bir eğilimi anlatır. Bu cümlede rate themselves, kişinin kendisini yargılaması veya değerlendirmesi demektir. better than most, kişilerin kendi değerlendirmelerine göre kendilerini insanların çoğundan üstün gördüklerini belirtir. Burada most, most people yerine kullanılır; most better gibi bir üstünlük yapısının parçası değildir.
Alıştırma
Hangi cümle istisnalara izin vererek genel bir öz değerlendirme eğilimini doğru biçimde anlatır?
- Players tend to rate themselves as more skilled than most of their teammates.
- Every player always rates themselves as the most skilled teammate.
- Players are tend to rate themselves as more skilled than most of their teammates.
Cevabı göster
Players tend to rate themselves as more skilled than most of their teammates.
ranging from ... and beyond: ucu açık bir kapsam
Ranging from, disiplinler kümesinin ne kadar geniş olduğunu gösteren örnekleri sunar. And beyond listeyi açık uçlu bırakır: sağlık, liderlik becerileri ve etik bütün liste değil, yalnızca örneklerdir. Yaygın ve açık bir kalıp olan ranging from A to B and beyond ifadesinde A ile B bir aralığın iki ucunu gösterir. Altyazıda from sonrasında birkaç alan sıralanır; ifade yine örnekler arasında geniş bir kapsam kurar ve kapsamın devam ettiğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz aralık başlatma ifadesiyle tamamlayın: The museum offers programs ____ art classes to science talks and beyond.
Cevabı göster
ranging from
What's particularly interesting is that ...: sonraki noktayı vurgulamak
What's particularly interesting is that ... bir odaklama kalıbıdır. What ile başlayan yan cümle özne görevindedir, is onu that ile başlayan yan cümleye bağlar ve that yan cümlesi konuşmacının dinleyicilerin dikkat etmesini istediği gerçeği taşır. Burada interesting yalnızca kişisel merakı anlatmaz. Particularly ile birlikte sonraki gerçeği konuşmacının açıklamasında özellikle dikkat çekici, önemli veya beklenmedik olarak işaretler.
Alıştırma
Cümleyi dersteki odaklama kalıbının tamamıyla tamamlayın: ____ the smallest battery lasted the longest.
Cevabı göster
What's particularly interesting is that
those with the least ability: insanları ortak bir özelliğe göre gruplandırma
Those with the least ability, “yetenek düzeyi en düşük olan insanlar” anlamına gelir. Burada those çoğul bir insan grubunun yerini tutar; with the least ability ise hangi insanların kastedildiğini belirtir. those with + isim öbeği yapısı, ortak bir özellik üzerinden bir grubu kısa ve açık biçimde tanımlar. Least, karşılaştırmadaki en düşük yetenek düzeyini belirtir; ayrı ayrı yeteneklerin sayıca en az olmasını anlatmaz.
Alıştırma
Those sözcüğünü ve grubun özelliğini tanıtan edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ the strongest applications were invited for an interview.
Cevabı göster
Those with
the most likely to overrate: en yüksek olasılığı ifade etme
Be the most likely to + fiilin yalın hâli, karşılaştırılan insanlar veya şeyler arasında bir eylemi gerçekleştirme olasılığı en yüksek olmak demektir. Bu cümlede to overrate eylemi belirtir; overrate ise bir beceriyi gerçekte olduğundan daha iyi veya daha yüksek değerlendirmek anlamına gelir. Most, likely sözcüğünü en üstünlük derecesine getirir; böylece yapı, karşılaştırma grubundaki en yüksek olasılığı seçer. Bu yapıda likely sözcüğünden sonra -ing biçimi değil, to + fiilin yalın hâli gelir.
Alıştırma
Cümleyi likely + to ile kurulan en üstünlük yapısıyla tamamlayın: Of all the routes, the highway is ____ have heavy traffic.
Cevabı göster
the most likely to
measurably poor at logical reasoning: mantıksal akıl yürütmede ölçülebilir derecede zayıf
Poor at + bir beceri veya etkinlik, birinin o alanda kötü performans gösterdiğini belirtir. Burada poor at logical reasoning, mantıksal akıl yürütme becerisinin zayıf olduğunu anlatır; poor, az paraya sahip olmak anlamına gelmez. Measurably, poor sözcüğünü niteler. Bu zayıflığın yalnızca kişisel bir izlenim olmadığını, testler veya verilerle tespit edilip ölçülebileceğini belirtir. Bu yüzden ifade, günlük bad at kullanımına göre daha resmî ve kanıta dayalıdır.
Alıştırma
Hangi cümle measurably poor at ifadesini doğal biçimde kullanır ve iddiayı kanıtla destekler?
- The app was measurably poor because its monthly fee was high.
- Test results showed that the app was measurably poor at recognizing speech in noisy rooms.
- I guessed that the app was measurably poor at recognizing speech, although no one had tested it.
Cevabı göster
Test results showed that the app was measurably poor at recognizing speech in noisy rooms.
almost as favorably as actual experts do. Dilbilgisi
2:02neredeyse gerçek uzmanlar kadar olumlu değerlendirme eğilimindedir.
almost as favorably as actual experts do: neredeyse gerçek uzmanlar kadar olumlu
Almost as favorably as, almost + as + zarf + as kalıbını kullanır. Favorably, bir değerlendirmenin ne kadar olumlu olduğunu anlatır; almost ise iki değerlendirmenin birbirine çok yakın fakat tamamen eşit olmadığını belirtir. Sondaki do, daha önce geçen rate their expertise fiil öbeğinin yerine kullanılır. Bu nedenle actual experts do, actual experts rate their expertise anlamına gelir. Böylece fiil öbeğinin tamamı tekrarlanmaz.
Alıştırma
Hangi cümle karşılaştırmayı ve yerine geçen fiili doğru kullanır?
- Students rate the new lunch menu almost so favorably as teachers are.
- Students rate the new lunch menu almost as favorably as teachers do.
- Students rate the new lunch menu almost as favorably than teachers do.
Cevabı göster
Students rate the new lunch menu almost as favorably as teachers do.
So who's most vulnerable to this delusion? Kelime
2:08Peki bu yanılgıya karşı en savunmasız olanlar kimlerdir?
Bu sanrıya en açık olanlar kim?
Most vulnerable to, bir şeyden etkilenme veya zarar görme olasılığı en yüksek olmak demektir. Burada most vulnerable to this delusion, hangi insanların bu yanlış inançtan etkilenmeye ya da ona inanmaya en yatkın olduğunu sorar. Delusion, gerçeğe uymadığı hâlde güçlü biçimde benimsenen bir inancı anlatır; bu nedenle basit bir hatayı anlatan mistake kelimesinden daha ağırdır. Soru, inancın doğru olup olmadığına değil, insanların etkilenmeye ne kadar açık olduğuna odaklanır.
Alıştırma
Vulnerable to ifadesinin doğru kullanıldığı cümleyi seçin.
- Young plants are especially vulnerable for sudden frost.
- Young plants are especially vulnerable with sudden frost.
- Young plants are especially vulnerable to sudden frost.
Cevabı göster
Young plants are especially vulnerable to sudden frost.
pockets of incompetence: sınırlı yetersizlik alanları
Pockets of incompetence, bir kişinin beceri veya muhakeme bakımından yetersiz kaldığı küçük ve birbirinden ayrı alanları anlatan bir mecazdır. Buradaki pockets fiziksel cepler değil, sınırlı kısımlar veya alanlar demektir. Bu ifade, bir kişinin genel olarak yetkin olsa bile belirli alanlarda zayıflıkları olabileceğini ve çoğu zaman bunların farkında olmayabileceğini söyler. Because ile başlayan bölüm, bu düşünceyi kullanarak sorunun neden hepimizi etkileyebileceğini açıklar: herkesin fark etmediği bazı sınırlı yetenek alanları vardır.
Alıştırma
Bu cümlede pockets of incompetence ne anlama geliyor? A skilled team may still have pockets of incompetence in a few specialized tasks.
- Her alanda yeteneğin tamamen bulunmaması
- Yeteneğin eksik olduğu küçük alanlar
- Yararlı becerileri saklayan fiziksel cepler
Cevabı göster
Yeteneğin eksik olduğu küçük alanlar
When psychologists Dunning and Kruger first described the effect in 1999,
2:19Psikologlar Dunning ve Kruger etkiyi 1999'da ilk tanımladıklarında,
they argued that people lacking knowledge and skill in particular areas Dilbilgisi
2:24belirli alanlarda bilgi ve beceriden yoksun kişilerin
people lacking...: people sözcüğünü niteleyen -ing yan cümlesi
people lacking knowledge and skill in particular areas yapısında lacking knowledge and skill in particular areas, people sözcüğünden sonra gelen -ing biçimli bir ortaç yan cümlesidir. Hangi insanlardan söz edildiğini belirtir ve burada people who lack knowledge and skill in particular areas ile aynı anlama gelir. Lacking ana fiil değildir; bu nedenle eksik bir be biçimi yoktur. people için kullanılan ana fiil, daha geniş cümlenin ilerleyen kısmında gelir.
Alıştırma
İlgi yan cümlesini -ing biçimli bir yan cümleyle yeniden yazın: Applicants who lack the required certificate cannot enter the program. Applicants ____ the required certificate cannot enter the program.
Cevabı göster
lacking
suffer a double curse: iki ciddi dezavantajı anlatan bir mecaz
Suffer a double curse, aynı anda iki ciddi dezavantaj yaşamayı anlatan bir mecazdır. Buradaki curse büyü anlamına gelmez; dezavantajları canlı ve akılda kalıcı bir imgeye dönüştürür. Double, sorunun iki parçası olduğunu gösterir. Bu ifade çoğu zaman söz konusu iki dezavantajın ne olduğuna dair bir açıklamaya giriş yapar.
Alıştırma
Bu cümlede suffer a double curse ne anlama geliyor?
- Beklenmedik iki ödül alırlar.
- İki ciddi dezavantaj yaşarlar.
- İki büyülü lanetin etkisi altına girerler.
Cevabı göster
İki ciddi dezavantaj yaşarlar.
make mistakes ve reach poor decisions: doğal fiil-ad eşdizimleri
Cümle iki doğal fiil-ad eşdizimini bağlar: make mistakes ve reach poor decisions. Make mistakes, bir şeyi yanlış yapmak anlamına gelir; poor ise kararların kötü veya akıllıca olmadığını belirtir. reach a decision ifadesinde reach, çoğu zaman düşünme veya tartışma sonrasında bir seçime ya da sonuca varmak anlamına gelir; fiziksel hareketi anlatmaz. Birleşimleri birer bütün olarak öğrenin: make a mistake ve reach a decision.
Alıştırma
Hata yapmayı ve bir karara varmayı anlatan doğal eşdizimleri hangi cümle kullanıyor?
- They made two mistakes before they arrived a final decision.
- They did two mistakes before they reached to a final decision.
- They made two mistakes before they reached a final decision.
Cevabı göster
They made two mistakes before they reached a final decision.
also prevent them from catching their errors. Dilbilgisi
2:37hatalarını fark etmelerini de engeller.
First, ... But second, ... ile bağlantılı iki noktayı düzenlemek
First, açıklamanın ilk bölümünü başlatır; But second, ise ikinci bölümü işaretler. Burada second, zaman açısından daha sonra gerçekleşen bir olay değil, savdaki ikinci nokta anlamına gelir. But, ikinci noktanın yalnızca listedeki başka bir madde olmadığını gösterir. Sorunu ağırlaştıran ek bir sonucu anlatır: Aynı bilgi eksikliği hem hatalara yol açar hem de bu hataların fark edilmesini zorlaştırır.
Alıştırma
Örnekte First, ... But second, ... nasıl bir işlev görür?
- İki olayın gerçekleştiği zamanları belirtir.
- Birinci nokta yanlış olduğu için onun yerine ikinci noktayı koyar.
- İki noktayı düzenler ve ikinciyi ek bir güçlük olarak sunar.
Cevabı göster
İki noktayı düzenler ve ikinciyi ek bir güçlük olarak sunar.
those same knowledge gaps: aynı bilgi eksiklikleri
Knowledge gaps, bir kişinin henüz bilmediği veya anlamadığı belirli noktaları ifade eder. Buradaki gaps soyut anlamdadır; fiziksel boşlukları değil, eksik bilgiyi anlatır. those same sözleri daha önce belirtilen knowledge gaps ifadesine döner ve aynı eksikliklerin başka bir etkisi daha olduğunu vurgular: İnsanların kendi hatalarını fark etmesini engeller.
Alıştırma
Belirli anlama eksiklikleri anlamına gelen bu dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The short quiz revealed several ____ in basic algebra.
Cevabı göster
knowledge gaps
prevent them from catching their ...: prevent someone from doing kalıbı
Prevent + person + from + verb-ing, bir şeyin bir kişinin eylem yapmasını engellediğini veya imkânsız hâle getirdiğini anlatır. prevent them from catching their errors ifadesinde them etkilenen gruptur; catching ise from sözcüğünden sonra gereken -ing biçimidir. Catch an error, çoğunlukla bir çalışmayı kontrol ederken hatayı fark etmek veya bulmak demektir. Bir şeyi fiziksel olarak yakalamak anlamına gelmez.
Alıştırma
prevent + person + from + verb-ing kalıbını tamamlamak için access sözcüğünün doğru biçimini kullanın: A strong password prevents strangers ____ your account.
Cevabı göster
from accessing
poor performers lack the very expertise needed Dilbilgisi
2:41kötü performans gösterenler, ne kadar kötü yaptıklarını fark etmek için
lack the very expertise needed: very “tam da o” anlamında
the very + isim kalıbında very, söz konusu kişi, şey veya niteliğin tam olarak kendisini belirtip vurgular. Burada the very expertise, “tam da o uzmanlık” demektir; “çok yüksek düzeyde uzmanlık” anlamına gelmez. lack the very expertise needed ifadesi önemli bir koşulun eksikliğini vurgular: düşük performans gösteren kişiler, kendi performanslarını değerlendirmek için gereken uzmanlık bilgisi veya becerinin tam da kendisine sahip değildir. Needed, expertise sözcüğünden sonra gelir ve “gereken” anlamını verir.
Alıştırma
Bunun gereken kanıtın tam da kendisi olduğunu vurgulamak için cümleyi iki sözcüklü the very + isim kalıbıyla tamamlayın: The investigators had overlooked ____ evidence needed to solve the case.
Cevabı göster
the very
when the researchers studied participants in a college debate tournament,
2:48araştırmacılar bir üniversite münazara turnuvasındaki katılımcıları incelediğinde,
lost nearly four out of every five matches. Dilbilgisi
2:55her beş maçtan neredeyse dördünü kaybetti.
the bottom 25% of teams: en düşük sıradaki dörtte birlik grup
The bottom 25% of teams, sıralaması veya sonucu en düşük olan takımların dörtte biri demektir. Bottom burada fiziksel bir konumu değil, sıralanmış bir gruptaki yeri anlatır; 25% ise takım sayısını değil bir oranı belirtir. in preliminary rounds sözleri, bu sıralamayı sonraki turlardan önceki erken eleme aşamasıyla sınırlar. Bu nedenle ifadenin tamamı, ön eleme sonuçlarına göre en alt sıradaki takım grubunun dörtte birini belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade hangi grubu belirtiyor?
- Bir yerin alt kısmında duran yirmi beş takım.
- Ön eleme turlarında en düşük sıradaki takımların dörtte biri.
- Final turuna ilk giren takımların dörtte biri.
Cevabı göster
Ön eleme turlarında en düşük sıradaki takımların dörtte biri.
nearly four out of every five matches: bir oranı ifade etmek
X out of every Y + çoğul isim kalıbında X, Y öğeden oluşan tipik bir grup içinde belirtilen duruma uyan sayıyı gösterir. Burada four out of every five matches, yenilgi oranının yaklaşık beşte dört, yani %80 olduğu anlamına gelir; belirli ve sabit bir beş maçlık gruptan söz etmez. Nearly oranı yaklaşık hâle getirir ve belirtilen oranın hemen altında olduğunu anlatır. Dolayısıyla gerçek yenilgi oranı beşte dörde yakındı, ancak tam olarak beşte dört olmak zorunda değildi.
Alıştırma
out of every kalıbını three ve ten sözcükleriyle kullanarak cümleyi tamamlayın: They won about ____ games.
Cevabı göster
three out of every ten
But they thought they were winning almost 60%. Dilbilgisi
2:59Ama onlar %60'a yakın bir oranda kazandıklarını düşünüyorlardı.
thought they were winning almost 60%: doğrulanmış bir gerçek değil, bir inanç
Thought, they were winning almost 60% bölümünü onların o sırada inandığı şey olarak sunar. Bu bağlamda winning almost 60%, maçlarının neredeyse %60'ını kazanmak demektir. Yüzde, thought ile aktarılan düşüncenin içindedir; bu nedenle anlatıcı bu galibiyet oranının gerçek olduğunu doğrulamaz. Were winning, varsayılan galibiyet oranını geçmişteki o andan bakıldığında devam eden bir durum olarak gösterir. Almost, %60'tan biraz daha az anlamına gelir; But ise bu tahminin az önce belirtilen gerçek sonuçlarla çeliştiğine işaret eder.
Alıştırma
Cümle, %60 oranı hakkında ne söylüyor?
- Anlatıcı, maçlarının tam olarak %60'ını kazandıklarını doğruluyor.
- Rakiplerinin maçların neredeyse %60'ını kazandığına inanıyorlardı.
- Bu onların tahminiydi; anlatıcının doğruladığı bir sonuç değildi.
Cevabı göster
Bu onların tahminiydi; anlatıcının doğruladığı bir sonuç değildi.
Without a strong grasp of the rules of debate, Dilbilgisi
3:03Münazara kurallarını tam olarak kavramadan,
when or how often their arguments broke down. Öbek fiiller
3:07ne zaman veya ne sıklıkla çöktüğünü anlayamadılar.
Without a strong grasp of ...: eksik bir koşul ve sonucu
“A strong grasp of”, bir konuyu sağlam ve güvenilir biçimde anlamak demektir. Buradaki grasp, bir şeyi elle tutmayı değil, zihinsel olarak anlamayı ifade eder. Baştaki “Without + isim öbeği” eksik olan bir koşulu belirtir. Ana cümle de bunun sonucunu verir: Öğrenciler münazara kurallarını iyi anlamadıkları için akıl yürütmelerindeki sorunları fark edemiyorlardı. Bu kalıp, bilgi veya hazırlık eksikliğini bunun doğurduğu sonuçla ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi “güvenlik kurallarını iyi anlamazsanız” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the safety rules, you may miss an important warning.
Cevabı göster
Without a strong grasp of
arguments broke down: artık geçerli olmayan bir akıl yürütme
Bu cümlede arguments, insanlar arasındaki tartışmalardan çok akıl yürütme zincirlerini ifade eder. “Broke down”, bu akıl yürütmenin artık işlemediğini; iddiaların veya mantıksal bağlantıların sonucu destekleyemediğini anlatır. Burada break down geçişsiz kullanılmıştır; yani bir şey kendi başına düzgün işlemeyi bırakır. Aynı temel fikir makineler, planlar, görüşmeler ve iletişim için de kullanılır, ancak hangi tür başarısızlığın kastedildiğini özne gösterir.
Alıştırma
Break down ifadesinin bir akıl yürütmenin artık anlamlı olmadığını belirttiği cümleyi seçin.
- The car broke down outside the school.
- The explanation broke down when the facts did not match.
- The teacher broke the problem down into three steps.
Cevabı göster
The explanation broke down when the facts did not match.
blinding us to our weaknesses. Deyimler
3:15zaaflarımıza kör olmamıza yol açan bir ego sorunu değildir.
isn't a question of ego: mesele ego değil
a question of + isim ya da -ing yan cümlesi, çoğu zaman bir şeyin söz konusu etkene veya açıklamaya bağlı olduğu anlamına gelir. Buradaki question, yanıt bekleyen gerçek bir soru değildir. Bu cümlede isn't a question of, öne sürülebilecek bir açıklamayı reddeder. ego blinding us to our weaknesses reddedilen düşüncenin tamamıdır: Etki, egonun kendi zayıflıklarımızı fark etmemizi engellemesiyle basitçe açıklanamaz.
Alıştırma
Cümleyi a question of yapısıyla tamamlayın: The delay isn't ____ money; the real issue is safety.
Cevabı göster
a question of
blind us to our weaknesses: zayıflıklarımızı fark etmemizi engellemek
Blind someone to something, birinin bir şeyi fark etmesini, anlamasını veya kabul etmesini engellemek anlamına gelen bir benzetmedir. Burada blinding us to our weaknesses, egonun kendi zayıflıklarımızı görmemizi engelleyebileceği yönünde öne sürülen düşünceyi anlatır; fiziksel olarak görme kaybı kastedilmez. Kalıp blind + kişi + to + şey şeklindedir. Etkilenen kişi doğrudan blind sözcüğünden sonra gelir; to ise fark edilmeyen şeyi tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi blind someone to something ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Pride can ____ our own mistakes.
Cevabı göster
blind us to
People usually do admit their deficits Dilbilgisi
3:17İnsanlar genellikle eksikliklerini fark ettiklerinde
usually do admit: olumlu cümlede vurgu yapan do
usually do admit ifadesindeki do, vurgu yardımcı fiilidir. Olumlu iddiayı güçlendirir: insanların eksiklerini gerçekten kabul ettiğini belirtir ve çoğu zaman bunu yapmadıkları düşüncesini düzeltir ya da bu düşünceye karşı çıkar. Vurgulu do'dan sonra ana fiilin yalın biçimi kullanılır: do admit, does know, did try. Burada usually, do'dan önce gelir ve kabul etmenin ne sıklıkta gerçekleştiğini belirtir.
Alıştırma
Onun cevabı gerçekten bildiğini vurgulu bir yardımcı fiille ifade edin: He ____ the answer.
Cevabı göster
does know
once they can spot them: once sözcüğünün “koşul gerçekleştiğinde” anlamı
Once burada “hemen ardından” veya “bu koşul gerçekleştiğinde” anlamına gelir. Önceki yan cümledeki sonucun gerçekleşmesini sağlayan koşulu ve zamanı belirtir: insanlar eksiklerini fark edebildiklerinde onları kabul eder. Burada once, “bir kez” anlamına gelmez. Spot, hata, risk veya örüntü gibi açıkça görünmeyebilen bir şeyi “fark etmek, tanımak” anlamına gelir. Them, daha önce geçen deficits sözcüğünü karşılar.
Alıştırma
Once sözcüğünü “hemen ardından” anlamında kullanın: ____ you spot the typo, correct it.
Cevabı göster
Once
students who had initially done badly on a logic quiz Dilbilgisi
3:22başlangıçta bir mantık testinde kötü performans gösteren
who had initially done badly: geçmişte daha önce gerçekleşen bir olay
who had initially done badly on a logic quiz ilgi cümleciği, hangi öğrencilerden söz edildiğini belirtir. Cümleciğin öznesi olan who, students sözcüğüne gönderme yapar. had initially done badly ifadesinde had + geçmiş zaman ortacı done, past perfect yapısını oluşturur. Bu yapı, testteki kötü performansı araştırmadaki eğitim veya değerlendirme gibi daha sonraki başka bir geçmiş noktadan önceye yerleştirir. Initially, bunun öğrencilerin başlangıçtaki performansı olduğunu; sonraki ya da şimdiki performanslarının da kötü olduğu anlamına gelmediğini vurgular.
Alıştırma
Test sonucunun özel derslerin başlamasından önce olduğunu göstermek için cümleyi do fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time tutoring began, the students ____ badly on the first quiz.
Cevabı göster
had done
quite willing to label A as B: A'yı B olarak nitelendirmeye oldukça istekli
Be willing to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya hazır ya da karşı olmamak anlamına gelir. Burada quite, yüksek sayılabilecek bir dereceyi gösterir: önceki çalışmaları hakkında sert bir yargıda bulunmaya isteksiz değillerdi. Label A as B, A'yı B olarak sınıflandırmak veya nitelendirmek demektir. Burada A, their original performances; B ise awful ifadesidir. Dolayısıyla label, fiziksel bir etiket yapıştırmayı değil, mecazi bir değerlendirmeyi anlatır. Awful çok güçlü ve olumsuz bir yargıdır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için quite, willing to ve label sözcüklerini kullanın: After reading the draft, the reviewers were ____ it as confusing.
Cevabı göster
quite willing to label
That may be why people with a moderate amount of experience or expertise Kalıp ifadeler
3:33Bu nedenle orta düzeyde deneyim veya uzmanlığa sahip kişilerin
often have less confidence in their abilities.
3:38genellikle yeteneklerine daha az güven duymalarının sebebi bu olabilir.
with a moderate amount of experience or expertise: orta düzeyi anlatmak
Bu cümlede with a moderate amount of experience or expertise, hangi kişilerden söz edildiğini belirtir: çok az ya da çok fazla değil, orta düzeyde deneyim veya uzmanlık bilgisi olan kişiler. A moderate amount of; experience, expertise, time veya effort gibi sayılamaz kabul edilen kavramlarla kullanılır. Burada moderate, “orta düzeyde” veya “aşırı olmayan” anlamındadır ve modern sözcüğüyle ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi “orta, aşırı olmayan bir miktar” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The role requires ____ technical experience.
Cevabı göster
a moderate amount of
They know enough to know that: fark edecek kadar bilgi sahibi olmak
Know enough to know that... ifadesi, “...olduğunu fark edecek kadar bilgi sahibi olmak” anlamına gelir. fiil + enough + to + fiilin yalın hâli kalıbında enough, sonraki eylemi veya kavrayışı mümkün kılan yeterli dereceyi belirtir. İki know farklı görevler üstlenir. Birincisi ne kadar bildiklerini, ikincisi ise bu bilginin that yan cümlesindeki gerçeği fark etmelerini sağladığını gösterir. Bu tekrar anlamlıdır ve rastlantısal değildir.
Alıştırma
Cümleyi “fark edecek kadar yeterli bilgiye sahipti” anlamındaki kalıpla tamamlayın: After checking the map, Nina knew ____ the marked trail was closed.
Cevabı göster
enough to know that
experts tend to be aware of just how knowledgeable they are, Dilbilgisi
3:45uzmanlar genellikle ne kadar bilgili olduklarının farkında olma eğilimindedir,
be aware of just how knowledgeable: derecenin farkında olmak
Be aware of, “bilmek” ya da “farkında olmak” anlamına gelir. Burada just how knowledgeable they are derece yan cümlesini başlatır ve uzmanların kendi bilgi düzeylerinin ne kadar yüksek olduğunu fark ettiklerini anlatır. Just, how ile ifade edilen dereceyi vurgular; dolayısıyla just how “tam olarak ne kadar” ya da “ne derece” demektir, “yalnızca nasıl” veya “az önce” anlamına gelmez. How yan cümlesi of'tan sonra gömülü olduğu için how knowledgeable they are şeklindeki bildirme cümlesi dizilişini kullanır; how knowledgeable are they kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi dereceyi vurgulayan ifadeyle tamamlayın: Maya did not realize ____ the hike would be.
Cevabı göster
just how difficult
They assume that everyone else is knowledgeable too. Dilbilgisi
3:51Diğer herkesin de aynı derecede bilgili olduğunu varsayarlar.
assume that everyone else is knowledgeable too: doğrulanmamış bir inanç
Assume that..., ardından gelen düşünceyi kontrol etmeden veya yeterli kanıt olmadan doğru kabul etmek anlamına gelir. Burada uzmanlar, diğer bütün insanların da kendileriyle aynı bilgi düzeyine sahip olduğunu peşinen kabul eder. Everyone else “diğer bütün insanlar”, too ise “de, ayrıca” anlamına gelir. Bu cümlede assume “varsaymak” demektir; bir işi veya sorumluluğu “üstlenmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Doğrulanmamış bir düşünce hakkındaki uyarıyı assume that ile tamamlayın: Don't ____ the game is canceled; check the schedule first.
Cevabı göster
assume that
whether they're inept or highly skilled, Dilbilgisi
3:57ister beceriksiz ister son derece yetenekli olsunlar,
whether they're inept or highly skilled: iki seçenek de kapsama dahil
Burada whether A or B, “A ya da B'den hangisi doğru olursa olsun” anlamına gelir. İki seçeneği de aynı ifadenin kapsamına alır; gerçek bir soru sormaz. “Inept” ve “highly skilled”, beceri düzeyinin birbirine zıt iki ucunu gösterir. Bu yapı, ardından gelen yargının her iki uç için de geçerli olduğunu belirtir.
Alıştırma
Tavsiyenin her iki durumda da geçerli olduğunu göstermek için cümleyi whether ... or ... ile tamamlayın: ____ you study alone ____ with a partner, review your notes afterward.
Cevabı göster
Whether · or
caught in a bubble of inaccurate self-perception: çarpıtılmış bir benlik imgesine sıkışmak
Burada caught in a bubble mekânsal bir mecazdır. Kişi, sınırlı bir zihinsel ortamın içine kapanmış gibi düşünülür; bu yüzden bakışını düzeltebilecek bilgilerin ona ulaşması zorlaşır. a bubble of inaccurate self-perception bu ortamı, yani kişinin kendisi hakkındaki yanlış algısını adlandırır. İfade bütünüyle, fiziksel bir balonun içinde olmayı değil, çarpıtılmış bir benlik imgesine sıkışmayı anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede caught in a bubble of inaccurate self-perception ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Fiziksel olarak sabun köpüklerinin içine kapatılmışlardır.
- Yeteneklerini alışılmadık derecede doğru anlarlar.
- Kendileri hakkındaki çarpıtılmış bir görüşe sıkışmışlardır.
Cevabı göster
Kendileri hakkındaki çarpıtılmış bir görüşe sıkışmışlardır.
they don't perceive how unusual their abilities are. Dilbilgisi
4:09yeteneklerinin ne kadar sıra dışı olduğunu algılayamazlar.
When they're unskilled... When they're exceptionally competent...: paralel karşıtlık
Tekrarlanan When they're ... yan cümleleri paralel bir yapı oluşturur. İlk cümle becerisiz olma durumunu, ikincisi ise olağanüstü derecede yetkin olma durumunu ortaya koyar; her koşulun ardından kendine ait bir sonuç gelir. İki ucu yan yana göstermek karşılaştırmayı kolaylaştırır. Buradaki when, belirli bir zamanı değil, “…… olduğu durumda” anlamını taşır. Bu yapıyı, karşıt iki koşulu ve her birinde ne olduğunu göstermek için başka bağlamlarda da kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle, karşıt iki koşulu ve her birinin sonucunu göstermek için paralel When... yan cümlelerini kullanır?
- Plans can be simple, complicated, detailed, or easy to follow.
- When a plan is too simple, it misses important details, but a complicated plan is hard to follow.
- When a plan is too simple, it misses important details. When it's too complicated, nobody can follow it.
Cevabı göster
When a plan is too simple, it misses important details. When it's too complicated, nobody can follow it.
don't perceive how unusual their abilities are: gömülü how yan cümlesi
Burada perceive, “fark etmek veya bilincine varmak” anlamındadır; bu nedenle don't perceive, basitçe don't know demekten daha belirgindir. how yan cümlesi, onların fark edemediği şeyi, yani yeteneklerinin ne kadar sıra dışı olduğunu belirtir. Burada unusual, garip veya anormal değil, nadir ya da yaygın olmayan anlamındadır. How unusual their abilities are, perceive fiilinin içeriği olarak cümleye gömülmüştür. how + sıfat + özne + be düzenini ve düz cümle söz dizimini kullanır: their abilities are.
Alıştırma
Gömülü how yan cümlesini tamamlamak için parantez içindeki sözcükleri doğru sıraya koyun: Maya didn't perceive how unusual ____. (the opportunity / was)
Cevabı göster
the opportunity was
if the Dunning-Kruger Effect is invisible...: bir akıl yürütme öncülü belirlemek
if’li yan cümle şu öncülü ortaya koyar: etkiyi yaşayan kişiler, bu etkiyi kendilerinde fark edemez. Ana soru daha sonra bu koşul altında hangi eylemin mümkün olduğunu sorar; böylece cümle, sorunu belirlemekten çözüm aramaya geçer. Buradaki invisible sözcüğü mecazidir. Etkilenen kişilerin bu etkiyi kendilerinde fark etmemesi anlamına gelir; gözle görülemeyen bir şeyden söz edilmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp, if + öncül ve ardından bu öncüle dayanan bir soru ya da sonuçtur.
Alıştırma
Örnekteki if’li yan cümlenin temel görevi nedir?
- Bir öncül belirler ve hangi eylemin yapılabileceği sorusuna geçer.
- Etkinin kesinlikle gerçekleşeceğini belirtir.
- Konuşanın sorunu neden daha önce çözdüğünü açıklar.
Cevabı göster
Bir öncül belirler ve hangi eylemin yapılabileceği sorusuna geçer.
find out how good you actually are: dolaylı soru söz dizimi
Find out; kontrol ederek, sorarak, test ederek veya gözlemleyerek bir yanıtı öğrenmek anlamına gelir. how yan cümlesi find out’ın nesnesidir ve öğrenmek istediğiniz bilginin ne olduğunu belirtir. how sorusu daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiği için düz cümle söz dizimini kullanır: how good you actually are; how good are you değil. Actually, düşündüğünüzden farklı olabilecek gerçek seviyenizi vurgular.
Alıştırma
Verilen sözcüklerin hepsini birer kez kullanarak doğru dolaylı soru sırasına koyun: The assessment will help us find out ____. Sözcükler: how, skilled, the team, actually, is.
Cevabı göster
how skilled the team actually is
ask for feedback: gelişmek için geri bildirim istemek
Ask for feedback, gelişmenize yardımcı olabilecek yorum, tavsiye veya değerlendirmeleri aktif olarak istemek demektir. ask for + isim yapısında for, istenen şeyi tanıtır; from other people ise bunu kimin sağlayacağını gösterir. Feedback yalnızca eleştiri anlamına gelmez. Övgüleri, önerileri ve nelerin geliştirilebileceğine dair bilgileri de içerebilir. Bu anlamda genellikle sayılamayan bir isimdir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Before the science fair, Leo decided to ____ from his teacher.
Cevabı göster
ask for feedback
even if it's hard to hear: ödün verme ve duygusal zorluk
Even if, ana kararı değiştirmeyen bir koşul sunar. Burada dinleyen kişi, geri bildirim acı verici veya rahatsız edici gelse de gelmese de onu değerlendirmelidir. Bu bağlamda hard to hear, sesin fazla kısık veya fiziksel olarak duyulmasının zor olması değil, söylenenlerin duygusal açıdan kabul edilmesinin zor olması demektir. Çevredeki feedback düşüncesi hear sözcüğüne bu mecaz anlamı verir.
Alıştırma
Hangi cümle, zor bir gerçeğin üzücü olup olmamasına bakılmadan yine de söylenmesi gerektiğini belirtir?
- Tell me the truth, even if it's hard to hear.
- Tell me the truth only if I can hear you clearly.
- Don't tell me the truth if it might upset me.
Cevabı göster
Tell me the truth, even if it's hard to hear.
The more knowledgeable ..., the less likely ...: birbiriyle bağlantılı iki değişim
the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... biçimindeki eşli yapı, değişen iki miktarı veya dereceyi birbirine bağlar. Bir şey değiştikçe diğerinin de onunla birlikte değiştiğini anlatır. Burada bilgi artarken fark edilmeyen yetkinlik boşluklarının bulunma olasılığı azalır. The more knowledgeable we become, the less likely we are ... ifadesindeki iki the, sıradan tanımlıklar değil, bu karşılaştırma yapısının işaretleridir. Less likely ifadesinden sonra olasılığı azalan olayı belirtmek için to + fiil kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi The more carefully ..., the less likely ... yapısıyla tamamlayın: ____ you check your work, ____ you are to miss an error.
Cevabı göster
The more carefully · the less likely
invisible holes in our competence: fark edilmeyen yetkinlik boşlukları
Holes burada bir kişinin genel yetkinliğinde eksik olan bilgi, beceri veya sağlam muhakemeyi anlatan bir benzetmedir; fiziksel delikler anlamına gelmez. Invisible, kişinin bu boşlukları fark etmediğini de anlatır. Dolayısıyla ifade hem bir zayıflığı hem de kişinin bunun farkında olmamasını vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede invisible holes in our competence ne anlama geliyor?
- Görülemeyen fiziksel alanlar
- Bildiklerimizde veya yapabildiklerimizde fark etmediğimiz boşluklar
- Başkalarının bizden sakladığı beceriler
Cevabı göster
Bildiklerimizde veya yapabildiklerimizde fark etmediğimiz boşluklar
Perhaps it all boils down to that old proverb: Öbek fiiller
4:40Belki de her şey şu eski atasözüne dayanıyor:
all boils down to: ayrıntıları tek bir ana noktaya indirgemek
Burada all boils down to, ‘sonunda tek bir ana noktaya indirgenebilir’ demektir. Konuşmacı, daha önce ele alınan her şeyin ardından gelen atasözüyle özetlenebileceğini söylüyor. Buradaki boil, gerçek anlamıyla ‘kaynamak’ değildir. Kalıp A boils down to B şeklindedir. Bu cümlede it önceki tartışmanın tamamına gönderme yapar; all ise her bölümün aynı sonuca çıktığını vurgular. to sonrasında bir ad veya ad öbeği, -ing biçimi ya da whether we agree gibi bir yan cümle gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi boil down to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After weeks of discussion, the final choice ____ one question: can we afford it?
Cevabı göster
boils down to
first make sure the other person isn't doing the same thing."
4:44önce karşındakinin de aynısını yapmadığından emin ol."
When arguing with a fool ... doing the same thing: kendini sorgulamaya yönelik ironik bir hatırlatma
Başlangıçta karşıdaki kişi fool, yani ‘aptal’ olarak nitelenir. Ancak doing the same thing, karşıdaki kişinin de bir aptalla tartıştığını düşünüyor olabileceği anlamına gelir. Bu tersine çevrilmiş bakış açısından fool olan sizsiniz. Asıl mesaj, yargıyı kendinize çevirmektir: Başkasının düşüncesini küçümsemeden önce, kendi bakış açınızda da benzer bir kör nokta olup olmadığını kontrol edin. Bu söz, atasözüne benzeyen ironik bir uyarı işlevi görür; iki kişiden birinin gerçekten aptal olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu ironik uyarının ana fikri nedir?
- Bir tartışmada ilk konuşan kişi genellikle aptaldır.
- Karşıdaki kişi de sizi aptal olarak görebilir; bu yüzden kendi yargınızı kontrol edin.
- Konu önemli olsa bile her türlü görüş ayrılığından kaçınmak en iyisidir.
Cevabı göster
Karşıdaki kişi de sizi aptal olarak görebilir; bu yüzden kendi yargınızı kontrol edin.
please consider supporting our nonprofit mission
4:52lütfen patreon.com/teded adresini ziyaret ederek