Bir Dyson Küresi Nasıl İnşa Edilir? - Nihai Mega Yapı: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Video, bir Dyson sürüsünün hafif paneller, otomatik endüstri ve üstel inşa yoluyla Güneş enerjisini nasıl toplayabileceğini açıklıyor; ardından fizik yasalarını insanlığın uzun vadeli seçimleriyle karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyimsel "on a par with" ifadesi iki gelişmeyi önem bakımından eşit sayar, ancak aynı biçimde çalıştıklarını ileri sürmez. 2. Kalıplaşmış "take advantage of" öbeği bir kaynak veya elverişli mekanizmadan etkili biçimde yararlanmayı anlatır; bir insanı sömürme anlamından ayrılmalıdır. 3. "not just possible, but easy." dil bilgisi kalıbı daha zayıf bir yargıdan daha güçlü ve şaşırtıcı olana ilerleyerek ikinci iddiayı vurgular.
Bu derste
Human history is told by the energy we use.
0:00İnsanlık tarihi, kullandığımız enerjiyle anlatılır.
At first, ... Then: anlatıyı aşamalar hâlinde ilerletmek
At first, ilk yan cümleyi bir sürecin veya hikâyenin başlangıç aşamasına yerleştirir. Anlatılan durumun başlangıçta geçerli olduğunu ve daha sonra değişebileceğini gösterir. Then, anlatımı bir sonraki aşamaya taşır. At first ve Then birlikte açıklamaya net bir zaman çizgisi kazandırır: önce başlangıç durumu, ardından sonraki gelişme.
Alıştırma
Daha sonra değişen bir başlangıç durumunu gösterip sonraki aşamaya geçen en uygun ifade çifti hangisidir? Tamamlayın: ____, the road was rough and slow. ____, workers paved it, and travel became easier.
- First; At first
- Then; First
- At first; Then
Cevabı göster
At first; Then
We industrialized the world using coal and oil
0:09Kömür ve petrol kullanarak dünyayı sanayileştirdik
and entered the atomic age when we learned how to split a nucleus. Kültür
0:12ve bir çekirdeği nasıl parçalayacağımızı öğrendiğimizde atom çağına girdik.
the atomic age: nükleer teknolojinin şekillendirdiği tarihsel dönem
The atomic age, nükleer bilim ve teknolojinin silahlar, enerji, siyaset ve toplum üzerinde güçlü bir etki oluşturmaya başladığı modern tarihsel dönemin adıdır. Burada bir çekirdeği parçalamayı öğrenmek, bu dönemi başlatan adım olarak sunulur. Buradaki atomic yalnızca “çok küçük” değil, “nükleer süreçlerle bağlantılı” anlamına gelir. Bu ifade atomların kendi yaşını değil, insanlığın teknolojik bir dönemini adlandırır.
Alıştırma
Bu cümlede the atomic age ne anlama gelir?
- Nükleer bilim ve teknolojiyle şekillenen tarihsel bir dönem
- Atomların ilk kez var olmaya başladığı zaman
- Yalnızca nesneleri küçültmeye odaklanan bir dönem
Cevabı göster
Nükleer bilim ve teknolojiyle şekillenen tarihsel bir dönem
we increased our energy harvest to a scale never seen before
0:17enerji hasadımızı daha önce hiç görülmemiş bir ölçeğe çıkardık
transitioning to renewables: yenilenebilir enerjiye kademeli geçiş
Transition to + isim, bir sistemden, yöntemden veya durumdan diğerine kademeli olarak geçmek anlamına gelir. Burada transitioning, değişimin hâlihazırda devam ettiğini gösterir. Enerji bağlamında renewables, güneş ve rüzgâr enerjisi gibi renewable energy sources anlamına gelen çoğul bir isimdir. Yenilenebilen her türlü şeyi ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi transition to ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The city is gradually ____ solar and wind power.
Cevabı göster
transitioning to
fusion energy will become viable in the future.
0:27gelecekte füzyon enerjisi uygulanabilir hale gelecektir.
we will likely gain complete control of our planet's resources.
0:36muhtemelen gezegenimizin kaynaklarının tam kontrolünü ele geçireceğiz.
we'll probably begin to look outwards for new places to expand into. Kalıp ifadeler
0:41muhtemelen genişlemek için yeni yerler bulmak üzere dışa bakmaya başlayacağız.
look outwards: dikkati dışarıya yöneltmek
Look outwards yalnızca gözlerin fiziksel olarak hangi yöne baktığını anlatmaz. Mecazi olarak, dikkati mevcut grubun, sistemin veya alışılmış alanın ötesine çevirip dışarıdaki olasılıkları değerlendirmek anlamına gelir. Bu bağlamda genişlenebilecek yeni yerler Dünya'nın ötesindedir. Bu nedenle ifade, basit bir göz hareketinden ziyade yeni bir ilgi alanına yönelmeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi durumda look outwards örnektekiyle aynı mecazi anlamı taşır?
- Bir çocuk yağmuru izlemek için pencereye döner.
- Bir doğa yürüyüşçüsü sırt çantasının içinde harita arar.
- Bir şirket iç sorunlarını çözdükten sonra başka ülkelerde müşteri aramaya başlar.
Cevabı göster
Bir şirket iç sorunlarını çözdükten sonra başka ülkelerde müşteri aramaya başlar.
and establishing a serious human presence in the solar system Kalıp ifadeler
0:47ve güneş sisteminde ciddi bir insan varlığı oluşturmak
Establishing a serious human presence: güçlü ve kalıcı bir insan varlığı oluşturmak
To establish a presence, bir yerde veya faaliyet alanında sürekli ve fark edilir bir konum oluşturmak demektir. Bu, oraya bir kez gitmekten fazlasını ifade eder: insanlar, tesisler, çalışmalar veya etki zaman içinde orada kalır. Buradaki a serious human presence, Güneş Sistemi içinde büyük ölçekli ve kalıcı bir insan dayanağı anlamına gelir. Serious, insanların ruh hâlini değil, bu varlığın ölçeğini ve kararlılığını anlatır.
Alıştırma
Bir araştırma grubu kalıcı bir laboratuvar açıyor ve orada sürekli bir ekip bulunduruyor. Bu durumu en iyi hangi cümle açıklar?
- The group is present there for one day.
- The group is establishing a lasting presence there.
- The group is making a brief visit there.
Cevabı göster
The group is establishing a lasting presence there.
Ungodly amounts of energy: akıl almaz miktarda enerji
Ungodly burada resmî olmayan bir pekiştiricidir. Ungodly amounts of energy, şaşırtıcı ya da aşırı derecede büyük miktarda enerji demektir. Sözcük burada abartılı biçimde kullanılır; şaşkınlık ve biraz mizahi ya da dramatik bir ton katar. Kelimenin gerçek anlamıyla dinî bir ifade değildir.
Alıştırma
Cümlede ungodly amounts of energy ne anlama geliyor?
- Dinî bir törende kullanılan enerji
- Dikkatle sınırlandırılmış miktarda enerji
- Şaşırtıcı derecede büyük miktarda enerji
Cevabı göster
Şaşırtıcı derecede büyük miktarda enerji
the ultimate source of energy: temel köken
Burada ultimate, “temel” veya “ilk” anlamındadır: nedenler zinciri geriye doğru izlendiğinde ulaşılan kaynağı gösterir. Dünya'da kullanılan enerjinin çoğunu geriye doğru izlerseniz sonunda Güneş'e ulaşırsınız. Burada “en iyi” anlamına gelmez. the ultimate source of energy isim grubunda ultimate, yiyecek veya rüzgâr gibi başka bir kaynak zincirde bize daha yakın olsa bile Güneş'in altta yatan kaynak olduğunu belirtir.
Alıştırma
Güneş the ultimate source of energy ifadesiyle anlatıldığında bu ifade ne anlama gelir?
- İnsanların gelecekte kullanacağı son enerji kaynağı
- Enerjinin en sonunda geldiği temel kaynak
- En moda enerji kaynağı
Cevabı göster
Enerjinin en sonunda geldiği temel kaynak
Güneş için bir metafor olarak A furnace
Burada A furnace, Güneş'i bir metafor yoluyla yeniden adlandırır. Yazar like a furnace demez; isim grubu Güneş'i doğrudan bir fırın olarak sunar ve onun ısısını ve çok büyük enerji üretimini canlı biçimde anlatır. Furnace normalde yoğun ısı üreten bir cihazdır, ancak Güneş gerçekten insanlar tarafından yapılmış bir makine değildir. Bu kısa isim grubu önceki cümleyi devam ettirir ve ardından gelen güç karşılaştırmasına zemin hazırlar.
Alıştırma
Bir yazar Güneş'e A furnace dediğinde, hangi açıklama bu ifadeye en uygun olur?
- Güneş'i doğrudan ısı üreten bir fırına benzeten metafordur.
- Güneş'in yakınında bulunan ayrı bir fırını tanıtır.
- Güneş'in insanlar tarafından yapılmış yapay bir fırın olduğunu söyler.
Cevabı göster
Güneş'i doğrudan ısı üreten bir fırına benzeten metafordur.
It shines with the energy of a trillion nuclear bombs per second.
1:06Saniyede bir trilyon nükleer bombanın enerjisiyle parlar.
Not some of it, all of it: kısa ve vurgulu bir düzeltme
Konuşmacı önce daha küçük miktarı belirten some sözcüğünü reddeder, ardından onu daha güçlü olan all ile değiştirir. Burada it, söz konusu yıldız enerjisine gönderme yapar. Düzeltmeyi sona koymak, miktarın tamamını vurgular. İki bölüm de bilerek kısaltılmıştır. Not some of it yalnızca bir kısmını almayı reddeder, all of it ise düzeltmeyi verir. Başka durumlarda da kullanılabilen not X, Y kalıbı, tüm cümleyi tekrarlamadan daha güçlü veya daha kesin seçeneği öne çıkarır.
Alıştırma
Kısa düzeltmeyi tamamlayın: ilk boşluğa some, ikinci boşluğa tamamı anlamındaki sözcüğü yazın: Not ____ of it, ____ of it.
Cevabı göster
some · all
If we want to collect the most energy physically possible,
1:25Fiziksel olarak mümkün olan en fazla enerjiyi toplamak istiyorsak,
the Dyson sphere: yıldız ölçeğinde hayalî bir enerji sistemi
Dyson küresi, bir yıldızın enerji çıktısının büyük bir bölümünü toplamak amacıyla yıldızın çevresine inşa edilen varsayımsal bir mega yapı veya çok büyük bir yapılar topluluğudur. Astronomi ve bilim kurguda, bir gezegenden çok daha büyük ölçekte teknolojiler hayal etmek için kullanılan bir kavramdır. sphere sözcüğü yıldızın çevresindeki genel düzeni anlatır; tek parça ve kesintisiz katı bir kabuk gerektirmez. Daha gerçekçi birçok tartışmada, yörüngede bulunan çok sayıda ayrı toplayıcıdan oluşan dev bir sürü düşünülür.
Alıştırma
Hangi açıklama Dyson sphere kavramına en iyi uyar?
- Merkezi boş olan ve doğal yolla oluşmuş bir gezegen
- Bir yıldızın çevresinde, enerjisinin büyük bir bölümünü toplamak üzere tasarlanan varsayımsal bir sistem
- Yalnızca uzak yıldızların fotoğrafını çekmek için kullanılan bir teleskop
Cevabı göster
Bir yıldızın çevresinde, enerjisinin büyük bir bölümünü toplamak üzere tasarlanan varsayımsal bir sistem
on a par with the discovery of fire for our ancestors. Deyimler
1:43atalarımızın ateşi bulmasıyla eşdeğer teknolojik bir sıçramadır.
on a par with: Dyson küresi inşa etmekle ateşi keşfetmenin etkisini karşılaştırmak
On a par with, kalite, önem, statü veya etki bakımından bir şeyle aynı düzeyde olmak anlamına gelir. İki şeyin her ayrıntıda özdeş olduğunu söylemeden yapılan resmî bir karşılaştırmadır. Burada Dyson küresi inşa etmek, insan uygarlığı için ateşin keşfi kadar tarihsel açıdan önemli gösteriliyor. Karşılaştırılan şey iki teknolojinin nasıl çalıştığı değil, uygarlığı değiştiren etkileridir.
Alıştırma
Yerel bir tiyatro yapımının kalite bakımından şehrin en iyi gösterileriyle aynı düzeyde olduğunu anlatmak istediğinizde cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? The production is ____ the city's best shows.
- on a par with — aynı düzeyde
- in line with — bir standartla uyumlu
- equal to — tam olarak eşit
Cevabı göster
on a par with — aynı düzeyde
It would usher in an age of exploration and expansion Kalıp ifadeler
1:51Neredeyse hayal edemeyeceğimiz bir ölçekte
usher in an age of exploration and expansion: keşif ve genişleme çağını başlatmak
Usher in an age of, belirgin bir özellikle tanımlanan yeni bir dönemi başlatmak veya onun başlangıcını işaret etmek anlamına gelir. Bu mecazlı bir ifadedir: özne, o döneme açılan kapıyı açan bir rehber gibi düşünülür. Bu cümlede teknoloji, keşif ve genişlemeyle tanımlanan yeni bir dönemi başlatacak bir gelişme olarak anlatılıyor. İfade, değişimi küçük bir iyileştirme olarak değil, büyük ve dönüştürücü bir değişim olarak sunar.
Alıştırma
Yeni bir enerji kaynağı, uygun fiyatlı seyahatte yeni bir çağ başlatacak şekilde anlatılıyor. Bu düşünceyi resmî İngilizceyle en iyi ifade eden seçenek hangisidir?
- usher in an age of affordable travel — uygun fiyatlı seyahatle tanımlanan yeni bir dönemi resmen başlatmak
- lead to affordable travel — uygun fiyatlı seyahati mümkün kılmak
- mark the beginning of affordable travel — uygun fiyatlı seyahatin ne zaman başladığını belirtmek
Cevabı göster
usher in an age of affordable travel — uygun fiyatlı seyahatle tanımlanan yeni bir dönemi resmen başlatmak
on a scale we can barely imagine: neredeyse hayal edilemez bir ölçekte
Bu cümlede scale, keşif ve genişlemenin genel büyüklüğünü veya kapsamını ifade eder. on a ... scale kalıbı bir şeyin ne kadar büyük ya da geniş kapsamlı olduğunu anlatır; tartı aleti anlamında değildir. we can barely imagine, scale sözcüğünü niteleyen ve that ilgi sözcüğünün atıldığı bir ilgi cümleciğidir. Barely, “neredeyse hiç” anlamı verir; bu yüzden tüm ifade büyüklüğü insanın hayal gücünü neredeyse aşan bir şey olarak sunar. very large yeterince ayrıntılı olmadığında on a scale + niteleyici veya cümlecik yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Projenin erişimini neredeyse hayal edilemez olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new satellite network could connect remote regions ____.
Cevabı göster
on a scale we can barely imagine
not the way to go: uygun bir seçim değil
Not the way to go, bir planın, yöntemin veya seçimin uygun ya da tavsiye edilir olmadığını anlatan bir deyimdir. Buradaki go fiziksel hareket anlamına gelmez. is probably not the way to go ifadesinde probably eleştiriyi yumuşatır. Konuşan kişi katı kabuk tasarımını reddeder ancak This is wrong demekten daha az sert duyulur.
Alıştırma
“Uygun bir seçim değil” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: For a one-day trip, taking three heavy suitcases is ____.
Cevabı göster
not the way to go
vulnerable to impacts: darbelere karşı savunmasız
Bu cümlede vulnerable to impacts, çarpışmalar nedeniyle kolayca hasar görebilecek durumda olmak demektir. Buradaki impacts, yalnızca genel etkiler değil, sert cisme gelen fiziksel çarpmalar veya darbelerdir. be vulnerable to + isim kalıbı, tehlikeyi veya zararın kaynağını belirtir. Bir kişiye, sisteme ya da nesneye neyin zarar verebileceğini veya ciddi biçimde etki edebileceğini anlatmayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi vulnerable ve doğru edatla tamamlayın: Older roofs are ____ hail during severe storms.
Cevabı göster
vulnerable to
liable to drift: sürüklenme riski olan
Burada liable to drift, sürüklenmenin istenmeyen bir risk olduğu düşüncesiyle, sürüklenmesi muhtemel veya buna eğilimli olmak anlamına gelir. Liable sözcüğünden sonra to + fiilin yalın hâli gelir; bu nedenle drift yalın hâlde kalır. Burada liable olasılık anlamındadır, hukuki sorumluluk anlamında değildir. Bu kalıp resmî uyarılarda, teknik açıklamalarda ve risk tanımlarında sık görülür.
Alıştırma
Hangi cümlede liable to, istenmeyen bir olayın gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu belirtir?
- The museum is open to visitors on Sundays.
- The contractor is liable for the repair costs.
- The loose sign is liable to fall in high winds.
Cevabı göster
The loose sign is liable to fall in high winds.
that collect the sun's power and beam it elsewhere. Kelime
2:18başka bir yere ışınlayan devasa bir yörünge panelleri seti.
a Dyson swarm: Dyson sürüsü
Dyson sürüsü, bir yıldızın çevresinde dönen çok sayıda bağımsız toplayıcıyla yıldızın enerjisinden yararlanmayı amaçlayan varsayımsal bir sistemdir. Swarm burada bir benzetmedir: parçalar bir grup oluşturur ama her panel bağımsız bir nesne olarak kalır. Bu cümlede, genellikle Dyson küresi denen hedefe ulaşmanın daha uygulanabilir bir yolu olarak sunulur. Canlılardan oluşan bir sürü ya da tek parça katı bir kabuk değildir.
Alıştırma
Bu cümledeki "a Dyson swarm" ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Bir yıldızın çevresine inşa edilmiş tek parça, kesintisiz katı bir kabuk
- Uzayda hareket eden bir canlı grubu
- Bir yıldızın çevresinde dönen ve birlikte çalışan çok sayıda ayrı toplayıcı
Cevabı göster
Bir yıldızın çevresinde dönen ve birlikte çalışan çok sayıda ayrı toplayıcı
beam it elsewhere: onu başka bir yere ışınlamak
Burada beam, toplanan enerjiyi dar ve belirli bir yöne odaklanmış bir yol üzerinden iletmek anlamında kullanılan bir fiildir. Elsewhere başka bir yer demektir; it ise panellerin topladığı Güneş enerjisini belirtir. beam + nesne + hedef yapısı ışık, sinyal, veri veya enerjiyle kullanılabilir: beam the signal to Earth. Sıradan fiziksel taşımayı değil, yönlendirilmiş iletimi vurgular.
Alıştırma
“Odaklanmış bir yönde göndermek” anlamındaki hedef fiille cümleyi tamamlayın: The satellite will ____ the signal to the ground station.
Cevabı göster
beam
Such a swarm would give humanity basically unlimited energy.
2:22Böyle bir sürü, insanlığa temelde sınırsız enerji sağlayacaktır.
we'd need around 30 quadrillion to surround the sun.
2:35güneşi çevrelemek için yaklaşık 30 katrilyona ihtiyacımız olur.
we need about 100 quintillion tons of material.
2:41yaklaşık 100 kuintilyon ton malzemeye ihtiyacımız var.
And then we need the energy to actually put the parts together
2:45Ve sonra parçaları bir araya getirmek
and deliver them to their positions around the sun.
2:48ve onları güneşin etrafındaki konumlarına teslim etmek için enerjiye ihtiyacımız var.
we need to have a permanent infrastructure set up in space Öbek fiiller
2:53inşa etmeye başlamak için uzayda kalıcı bir altyapı
On top of all that: bir zorluk daha eklemek
On top of all that, bilgi ekleyen bir bağlantı ifadesidir. Daha önce belirtilen sorunları all that ile bir araya toplar ve bunlara bir sorun daha eklendiğini gösterir. Burada kalıcı bir uzay altyapısına duyulan ihtiyacı, zaten zor olan bir planın üzerindeki ek bir yük gibi sunar. Bilgiyi biriken zorluklar biçiminde düzenler; fiziksel bir konumu anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede On top of all that ne işe yarıyor?
- Daha önce belirtilen sorunlara bir sorun daha ekler.
- Altyapının fiziksel konumunu anlatır.
- Önceki ifadeyi kanıtlayan bir neden verir.
Cevabı göster
Daha önce belirtilen sorunlara bir sorun daha ekler.
set up: bir şeyi kurup hazır hâle getirmek
Set up, bir şeyi çalışmaya hazır hâle gelecek şekilde kurmak, yüklemek veya düzenlemek anlamına gelen iki sözcüklü bir öbek fiildir. Infrastructure ile kullanıldığında yalnızca malzemeleri bir yere koymak anlamına gelmez; sistemin inşa edilmesi ve kullanılabilir hâle getirilmesi gerekir. have a permanent infrastructure set up içinde set up, infrastructure nesnesi için gerekli sonucu anlatan bir geçmiş zaman ortacıdır. have + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbı, bu sonucun elde edilmesine odaklanır ve çoğu zaman her işi bizzat yapmaktan çok işin yapılmasını ayarlama anlamı taşır.
Alıştırma
Cümleyi “kurmak ve hazır hâle getirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We need to have the new computers ____ before Monday.
Cevabı göster
set up
Let's assume for the purposes of this video Anlatım akışı
2:57Bu videonun amaçları doğrultusunda şunu varsayalım
for the purposes of this video: çalışma varsayımının kapsamını belirlemek
Burada for the purposes of this video, ardından gelen varsayımın geçerli olduğu çerçeveyi sınırlar. Bu varsayımın söz konusu tartışmayı yürütebilmek için geçici olarak kabul edildiğini anlatır; doğruluğunun zaten kanıtlandığını söylemez. for the purposes of + isim kalıbı, bir çalışma varsayımının geçerli olduğu sınırlı tartışmayı, analizi veya görevi belirtir. Geçici bir öncülü gerçeklik hakkında daha geniş bir iddiadan ayırır.
Alıştırma
for the purposes of this video ifadesi cümlede ne işe yarıyor?
- Varsayımın zaten kanıtlandığını söyler.
- Varsayımı videodaki tartışmanın ihtiyaç duyduğu kapsamla sınırlar.
- Videonun çeşitli amaçlarından birini sıralar.
Cevabı göster
Varsayımı videodaki tartışmanın ihtiyaç duyduğu kapsamla sınırlar.
take care of that: bir görevi veya sorunu halletmek
Burada take care of that, daha önce belirtilen görevi ele almak veya tamamlamak anlamına gelir. That, kalıcı uzay altyapısının kurulmasını ifade ettiği için bu söz öbeği bir kişiye bakmayı değil, bir işin veya sorunun sorumluluğunu üstlenmeyi anlatır.
Alıştırma
"The printer is broken, but Lina will take care of that," cümlesinde take care of that ne anlama geliyor?
- Yazıcının önemli olduğunu düşünüyor.
- Yazıcıyı güvende tutmak için gözetecek.
- Yazıcı sorununu çözecek.
Cevabı göster
Yazıcı sorununu çözecek.
We can sort the challenges into three main categories: Kalıp ifadeler
3:05Zorlukları üç ana kategoriye ayırabiliriz:
sort the challenges into three main categories: zorlukları üç ana kategoriye ayırmak
Burada sort the challenges into three main categories, “zorlukları üç gruba ayırmak” anlamına gelir. Kalıp sort A into B şeklindedir: A sınıflandırılan şeyi, B ise sınıflandırma sonucunda oluşan grupları gösterir. İki nokta, üç kategorinin şimdi sıralanacağını belirtir: malzemeler, tasarım ve enerji. Bu kullanımda sort, sınıflandırmak demektir; zorlukları ilk sıradan son sıraya dizmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle kitapların kurgu, tarih ve bilim gruplarına ayrılacağını söylüyor?
- We can put the books in order from shortest to longest.
- We can sort the books into three categories: fiction, history, and science.
- We can sort the books by author within each category.
Cevabı göster
We can sort the books into three categories: fiction, history, and science.
To get the vast amounts of raw materials required for our Dyson swarm, Kalıp ifadeler
3:11Dyson sürümüz için gereken çok büyük miktardaki ham maddeyi elde etmek için,
we'll have to largely disassemble a whole planet.
3:15büyük ölçüde bütün bir gezegeni parçalamamız gerekecek.
raw materials: ham maddeler
raw materials ifadesi, ürün yapmak için kullanılan ve henüz nihai ürüne dönüştürülmemiş temel maddeleri anlatır. Bu cümlede, sürüyü inşa etmek için gereken fiziksel girdiler anlamındadır. Burada raw, malzemenin üretim sürecindeki aşamasını açıklar. “Pişmemiş” anlamına gelmez ve yalnızca “pürüzlü” demek değildir.
Alıştırma
Ürün yapımında kullanılan temel maddeleri anlatan iki kelimelik terimle üretim cümlesini tamamlayın: The factory imports steel and rubber as ____.
Cevabı göster
raw materials
metal rich: isim + rich yapısı
Burada metal rich, çok miktarda metal veya metalik madde içeren anlamına gelir. Rich, maddi zenginliği değil, bir şeyin bol miktarda bulunmasını anlatır. noun + rich yapısında ilk isim, neyin bol olduğunu belirtir. Bu kısa yapı, bir nesnenin veya yerin belirli bir şeyi yüksek miktarda içerdiğini anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, çok miktarda lif içeren anlamını vermek için noun + rich yapısını doğal biçimde kullanır?
- This meal is rich fiber.
- This is a rich-fiber meal.
- This is a fiber-rich meal.
Cevabı göster
This is a fiber-rich meal.
and only about a third of the surface gravity of Earth,
3:31ve yüzey yerçekimi Dünya'nınkinin sadece yaklaşık üçte biridir,
making it comparatively easy to launch material into space. Dilbilgisi
3:34bu da uzaya malzeme fırlatmayı nispeten kolaylaştırır.
making it comparatively easy to launch: sonuç + make it + sıfat + to do
comma + making yan cümlesi, daha önce belirtilen olguların sonucunu verir: Merkür'ün düşük çekimi, malzeme fırlatmak için daha az çaba gerekmesini sağlar. Burada making, fiziksel olarak bir nesne üretmek anlamına gelmez. Yan cümledeki make it + adjective + to do yapısı bir eylemi değerlendirir. It biçimsel nesnedir, comparatively easy değerlendirmedir ve to launch material into space değerlendirilen eylemdir. Bu yapı, bir koşulun bir eylemi daha kolay, daha zor, daha güvenli veya mümkün hâle getirdiğini göstermek için kullanışlıdır. Comparatively easy, diğer seçeneklere göre kolay demektir; mutlak anlamda kolay olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle making ile doğru biçimde bir sonuç ekler ve make it + adjective + to do yapısını kullanır?
- The new ramp reduced the slope, making easier to enter the building.
- The new ramp reduced the slope, making it easier to enter the building.
- The new ramp reduced the slope, made it easier to enter the building.
Cevabı göster
The new ramp reduced the slope, making it easier to enter the building.
Özlü bir tasarım ilkesi olarak Simpler is better
Burada simpler, daha basit bir seçeneğin, yöntemin veya tasarımın yerine kullanılır. Açık biçimi “A simpler design is better.” şeklindedir. İngilizcede kısa bir slogan veya ilkede, bağlamdan anlaşılan bir ismin yerine karşılaştırma sıfatı kullanılabilir. Karşılaştırma sıfatı + is + karşılaştırma sıfatı kalıbı kısa ve öz bir yargı verir. Bu cümlede, mevcut mühendislik hedefi için sadelik önerilir; her durumda basit şeylerin daima daha iyi olduğu ileri sürülmez.
Alıştırma
Tasarım ilkesini simple ve good sözcüklerinin karşılaştırma biçimleriyle tamamlayın: ____ is ____.
Cevabı göster
Simpler · better
Conventional solar panels are far too intricate Dilbilgisi
3:43Geleneksel güneş panelleri çok karmaşık
Far too intricate: kabul edilebilir düzeyin çok ötesinde karmaşıklık
far too intricate ifadesindeki too intricate, kabul edilebilir ya da yararlı olandan daha karmaşık ve ayrıntılı demektir. Far, too sözcüğünü güçlendirir; böylece konuşan kişi tasarımın bu sınırı büyük ölçüde aştığını söyler. Far burada fiziksel uzaklığı anlatan bir sözcük değil, derece zarfıdır. İfade yalnızca yüksek karmaşıklığı betimlemez; güçlü ve olumsuz bir değerlendirme yapar.
Alıştırma
Karmaşıklığın kabul edilebilir düzeyin çok ötesinde olduğunu göstermek için far + too ile tamamlayın: The controls are ____ complicated for a child's toy.
Cevabı göster
far too
short-lived: yalnızca kısa süre devam eden
Bu cümlede short-lived, güneş panellerinin kullanım ömrünün uzun olmadığını anlatır. Panellerin bir zamanlar canlı olduğu anlamına gelmez. Bileşik sıfat short-lived, bir şeyin yalnızca kısa süre devam etmesi veya işe yarar kalması demektir. Ürünleri, eğilimleri, başarıyı, heyecanı ve başka durumları tanımlayabilir.
Alıştırma
"a short-lived trend" ifadesinde short-lived ne anlama gelir?
- Yalnızca kısa süre devam etti.
- Fiziksel olarak küçüktü ama hâlâ canlıydı.
- Kısa bir canlı yayında gösterildi.
Cevabı göster
Yalnızca kısa süre devam etti.
Our satellites need to operate without repairs or intervention
3:47Uydularımızın astronomik derecede uzun süreler boyunca onarım veya müdahale olmadan
astronomically long times: son derece uzun, bir zaman birimi değil
astronomically long times ifadesinde astronomically, long sözcüğünü niteler ve son derece yüksek bir dereceyi anlatır. İfade, uyduların olağanüstü uzun bir süre çalışmaya devam etmesi gerektiğini söyler; bilimsel bir birimin veya kesin bir sürenin adı değildir. Konu uydular ve uzay olduğu için astronomically, astronomiyle olan gerçek anlam bağlantısını da çağrıştırır. Bu sözcük seçimi küçük bir kelime oyunu ve vurgu katar, ancak temel anlam yine “son derece”dir.
Alıştırma
"The equipment must operate for an astronomically long time" cümlesinde astronomically için en uygun yorum hangisidir?
- Ekipman son derece uzun bir süre çalışmalıdır.
- Ekipman yalnızca astronomlar yıldızları gözlemlerken çalışmalıdır.
- Ekipman, astronomların kullandığı resmî bir birim boyunca çalışmalıdır.
Cevabı göster
Ekipman son derece uzun bir süre çalışmalıdır.
which refocus sunlight to central collecting stations,
3:58dünyadaki konsantre güneş enerjisinde olduğu gibi
like in concentrated solar power on Earth.
4:01güneş ışığını merkezi toplama istasyonlarına yeniden odaklayan.
made of little more than polished metal foil Kalıp ifadeler
4:08bazı desteklere bağlanmış cilalı metal folyodan
little more than: neredeyse yalnızca
Burada little more than, belirtilenin dışında neredeyse hiçbir şey yok anlamına gelir. Nesnelerin esas olarak desteklere tutturulmuş parlatılmış metal folyodan oluştuğunu ve çok az ek malzeme bulunduğunu anlatır. Bu, bir boyut karşılaştırması ya da miktarın biraz daha fazla olduğu anlamına gelmez. X is little more than Y ve X is made of little more than Y kalıpları, X'i Y ile yapılan asgari bir tanıma indirger. Ayrıca çoğu zaman Y'nin X'in maddesinin veya gerçek niteliğinin neredeyse tamamı olduğu yönündeki konuşmacı değerlendirmesini taşır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve belirtilenin ötesinde neredeyse hiçbir şey yok anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The first prototype was ____ a cardboard box with wires inside.
Cevabı göster
little more than
bound to some supports: desteklere fiziksel olarak bağlı
Bound, bind fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Burada bound to some supports, bazı desteklere bağlanmış veya tutturulmuş anlamına gelir; böylece folyo yerinde tutulur. Bu ifade kısaltılmış bir edilgen niteleyicidir: metal foil bound to some supports, metal foil that is bound to some supports biçiminde açılabilir. Bu malzeme açıklamasında some supports somut bir isim öbeğidir ve gelecekteki bir olayı değil, fiziksel bağlantı noktasını belirtir.
Alıştırma
The canvas was bound to the wooden frame with cord cümlesinde bound to ne anlama gelir?
- Tuvalin çerçeveye doğru hareket ettiği anlamına gelir.
- Tuvalin kesinlikle değişeceği anlamına gelir.
- Tuvalin çerçeveye tutturulduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Tuvalin çerçeveye tutturulduğu anlamına gelir.
we need the energy to build and launch the swarm itself.
4:13sürünün kendisini inşa etmek ve fırlatmak için enerjiye ihtiyacımız var.
Taking apart a planet and launching things into space Öbek fiiller
4:16Bir gezegeni parçalamak ve uzaya bir şeyler fırlatmak
Taking apart: Bir şeyi parçalarına ayırmak
Taking apart, bir şeyi bileşenlerine ayırmak demektir. Burada bir makineyi sökme şeklindeki tanıdık eylem, çarpıcı bir biçimde bütün bir gezegene uygulanır; gezegeni başka bir yere taşımak anlamına gelmez. Taking apart a planet şeklindeki -ing öbeği bir etkinliği adlandırır ve cümlenin öznesinin bir parçası olarak görev yapar. Cümle sökme ve fırlatma eylemlerini birleşik tek bir işlem olarak ele aldığı için requires tekil biçimdedir.
Alıştırma
Cümleyi “sökmek” anlamındaki fiil öbeğiyle tamamlayın: The mechanic had to ____ the engine to inspect the damaged part.
Cevabı göster
take apart
if we used all the fossil fuels and uranium on Earth
4:22Dünya'daki tüm fosil yakıtları ve uranyumu kullansaydık
we could only launch as much mass as Mount Everest into space. Dilbilgisi
4:27uzaya sadece Everest Dağı kadar kütle fırlatabilirdik.
as much mass as Mount Everest: Sayılamayan bir miktarı karşılaştırmak
as much + sayılamayan isim + as yapısı miktarları karşılaştırır. Burada mass sayılamayan bir isimdir, bu nedenle many yerine much kullanılır. Bu cümlede Everest Dağı, fırlatılabilecek kütle miktarı için referans noktasıdır. Karşılaştırılan şey yükseklik veya fiziksel büyüklük değil, toplam kütledir. Ayrıca mass burada fizikteki “madde miktarı” anlamındadır.
Alıştırma
Karşılaştırmayı as much ... as ile tamamlayın: This container can hold ____ water ____ the small pool.
Cevabı göster
as much · as
A rather meager accomplishment: ölçülü bir olumsuz değerlendirme
“A rather meager accomplishment”, daha önce sözü edilen başarıyı adlandırırken dinleyiciyi onu nasıl değerlendireceği konusunda yönlendiren değerlendirme içeren bir isim öbeğidir. “Meager”, bir ölçüte göre fazla küçük ya da yetersiz demektir; “rather” ise eleştiriye ölçülü ve dolaylı bir ton verir. Bu başarı gündelik ölçülerle çok büyük olabilir. İfade, onu yalnızca bir gezegeni parçalarına ayırma ölçeğinde küçük gösterir ve gündelik ölçekle gezegensel ölçek arasında bilinçli bir karşıtlık yaratır.
Alıştırma
“A rather meager accomplishment” burada ne anlatıyor?
- Dağın kendi kütlesinin çok az olduğunu söyler.
- Bir gezegeni parçalarına ayırmaya tarafsız bir ad verir.
- Başarının tek başına etkileyici olduğunu, ancak bir gezegeni parçalarına ayırmanın yanında küçük kaldığını gösterir.
Cevabı göster
Başarının tek başına etkileyici olduğunu, ancak bir gezegeni parçalarına ayırmanın yanında küçük kaldığını gösterir.
To get the energy needed to build a Dyson sphere,
4:36Bir Dyson küresi inşa etmek için gereken enerjiyi elde etmek için,
it's almost as if you're going to need the power output of a Dyson sphere. Dilbilgisi
4:38neredeyse bir Dyson küresinin enerji üretimine ihtiyacınız olacak gibi.
It's almost as if: temkinli ve ironik bir karşılaştırma
“It's almost as if”, ardından gelen ifadeyi hayalî bir karşılaştırma olarak çerçeveler. “As if”, durumun benzediği bir betimlemeyi sunar; “almost” ise benzerliğin tam değil yaklaşık olduğunu gösterir. Burada döngüsel görünen bir soruna dikkat çekilir: Bir Dyson küresi inşa etmek için önce Dyson küresi düzeyinde güce ihtiyaç varmış gibi görünür. Konuşan kişi kanıtlanmış bir koşul belirtmek yerine ironiyi vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle “it's almost as if” ifadesini gerçek bir koşul yerine geçici ve hafif ironik bir yorum sunmak için kullanıyor?
- It's almost certain that the app will ask for a password.
- It's almost as if the app asks for a password before it lets you create one.
- If the app asks for a password, enter it here.
Cevabı göster
It's almost as if the app asks for a password before it lets you create one.
There's plenty of sunlight to be had on Mercury, Dilbilgisi
4:44Merkür'de bol miktarda güneş ışığı var,
to be had: elde edilebilir veya kullanılabilir
Bu cümlede to be had, “elde edilebilir veya kullanılabilir” anlamına gelir. Plenty of sunlight to be had ifadesi, Merkür'ün toplanıp kullanılabilecek büyük miktarda güneş ışığı sunduğunu belirtir. Yapı isim + to be had şeklindedir. Had, edilgen mastar yapısındaki geçmiş ortaçtır; present perfect yapısının bir parçası değildir ve gerçek anlamda sahipliği anlatmaz. Bu yapı, mevcut kaynak, fırsat veya deneyimlerden söz ederken çoğunlukla plenty, much, more ya da little gibi miktar sözlerinden sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “keyfi çıkarılmak üzere mevcut” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: There is plenty of fun ____ at the festival.
Cevabı göster
to be had
get to work: harekete geçmek
Get to work, “işi ciddi biçimde yapmaya başlamak” demektir. Burada let's get to work, konuşmayı birlikte harekete geçme çağrısına dönüştürür. get to + isim kalıbı bazen bir yere ulaşmak anlamına gelebilir; ancak burada get to work kalıplaşmış bir ifadedir: work bir varış yerini değil, etkinliği belirtir. let's ile kullanıldığında, birinin işi hakkında bilgi vermekten çok enerjik bir davet gibi duyulur.
Alıştırma
Hangi cümlede get to work bir göreve başlama çağrısı olarak kullanılmıştır?
- Let's get to work on the science project.
- I left my notebook at work.
- How do you get to work every morning?
Cevabı göster
Let's get to work on the science project.
we'd want to automate as much as possible. Dilbilgisi
4:53mümkün olduğunca çok şeyi otomatikleştirmek isteriz.
as much as possible: pratik olarak mümkün olan en yüksek derece
Bu cümlede as much as possible, gerçek koşulların izin verdiği en yüksek derece anlamına gelir. Automate fiilini niteler; amaç, işin pratik olarak mümkün olan en büyük bölümünü otomatikleştirmektir. Bu ifade bütün görevlerin mutlaka otomatikleştirileceğini vaat etmez. Maliyet, güvenlik veya teknoloji gibi sınırlara yer bırakır; bu nedenle yüzde yüz tamamlanma anlamına gelmez.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The team will test the design ____ before launch.
Cevabı göster
as much as possible
we'd have a small crew of controllers
4:56işin kendisini yapan özerk makinelerden oluşan bir orduyu
an army of autonomous machines: büyük ve düzenli bir grubun mecazı
Burada an army of autonomous machines, ortak bir göreve doğru çalışan çok büyük ve düzenli bir makine grubunu anlatan bir mecazdır. Army burada silahları değil, ölçeği, koordinasyonu ve gücü vurgular. Bu ifade makineleri başlıca iş gücü, küçük insan ekibini de onları denetleyen grup olarak gösterir. Makinelerin kelimenin gerçek anlamıyla asker veya askerî ekipman olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir haber, birlikte çalışan çok sayıdaki teslimat dronunu tarafsız biçimde anlatmak istiyor. Hangi ifade en uygun seçimdir?
- a single autonomous drone
- a large group of autonomous drones
- an army of autonomous drones
Cevabı göster
a large group of autonomous drones
maybe we deploy something like 1 square kilometer of them,
5:17belki ayna veya geleneksel güneş panelleri olarak
They'll provide the energy to run our miners,
5:23Gezegenin yüzeyini kazan madencilerimizi ve değerli elementleri çıkarıp
strip mine: mineralleri çıkarmak için yüzey katmanlarını kaldırmak
Bu cümlede strip mine, geniş bir alanı örten toprağı veya kayayı kaldırıp yüzeye yakın mineralleri çıkarmak anlamına gelen bir fiildir. Yer altı madenciliğini veya kıyafet çıkarmayı değil, bir yüzey madenciliği yöntemini anlatır. Kalıp strip mine + bir alan veya maden yatağı şeklindedir. Burada makineler gezegenin yüzeyini bu yöntemle kazdığı için ifade, madenciliğin nasıl yapılacağını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü fiille tamamlayın: To reach the shallow coal, the company plans to ____ the land.
Cevabı göster
strip mine
fabricate A into B: malzemeleri bitmiş ürünlere dönüştürmek
Bu üretim bağlamında fabricate them into our swarm satellites, değerli elementleri işleyip birleştirerek uydulara dönüştürmek anlamına gelir. Them, valuable elements ifadesine gönderme yapar. fabricate A into B kalıbında A girdi malzemesi, B ise üretilmiş sonuçtur. Burada fabricate, sahte bir hikâye uydurmak değil, endüstriyel bir süreçle üretmek anlamındadır.
Alıştırma
fabricate A into B kalıbını tamamlayın: The workshop will ____ recycled plastic ____ durable tiles.
Cevabı göster
fabricate · into
and difficult to deorbit and reuse. Kelime
5:39ve yörüngeden çıkarılıp yeniden kullanılması zordur.
deorbit: bir uzay aracını yörüngeden çıkarmak
To deorbit a spacecraft, bir uzay aracını bir gezegenin veya başka bir gök cisminin çevresindeki yörüngesinden çıkarmak demektir. Bu genellikle aracın hızı ve yolu değiştirilerek atmosfere girmesinin veya imha amaçlı alçalmaya başlamasının sağlanmasıyla yapılır. De- ön eki bir durumu ortadan kaldırmayı veya tersine çevirmeyi belirtir; deorbit, “yörüngede olma durumunu sona erdirmek” anlamına gelir. Bu fiil tek başına aracın güvenle ineceğini söylemez; iniş ve yeniden kullanım ayrı aşamalardır.
Alıştırma
Cümleyi “bir uzay aracını yörüngeden çıkarmak” anlamındaki teknik fiille tamamlayın: Engineers will ____ the old satellite before it becomes dangerous debris.
Cevabı göster
deorbit
we'll want to use a sort of railgun, Ton ve niyet
5:43uydularımızı yüksek hızlarda fırlatan uzun bir elektromanyetik hat olan
a sort of: yaklaşık bir kategori
a sort of railgun ifadesinde a sort of, bilinen bir kategoriyi yaklaşık bir benzetme olarak sunar. Konuşan kişi “raylı topa benzeyen bir şey” demektedir; bunun her teknik ayrıntısıyla gerçek bir raylı top olduğunu kesin olarak söylemez. Bu yumuşatıcı ifade, verilen adı daha az kesin hâle getirir. Bilinen bir ad yeni veya sıra dışı bir şeyi açıklamaya yardımcı olduğunda a sort of + isim öbeği yapısını kullanın.
Alıştırma
Hangi cümle bir şeye yaklaşık bir ad vermek için a sort of kullanıyor?
- I sort of understand how the prototype moves.
- The prototype is a sort of underwater bicycle, although it works differently from a normal bike.
- What sort of battery does the prototype use?
Cevabı göster
The prototype is a sort of underwater bicycle, although it works differently from a normal bike.
Our swarm satellites would be packed tight for launch, Kalıp ifadeler
5:50Sürü uydularımız fırlatılmak üzere sıkıca paketlenecek,
packed tight: sıkıştırılmış bir sonuç
Packed tight, tamamlanmış bir durumu anlatır: Uydu parçaları katlanıp neredeyse hiç boşluk kalmayacak şekilde birbirine bastırılır; böylece fırlatma aracına sığar. be packed tight yapısında packed bir geçmiş zaman ortacıdır ve tight sonucu belirtir. Aynı kalıp, We packed the blankets tight. örneğindeki gibi pack + nesne + tight biçiminde de kullanılabilir. Buradaki tight, alanın darlığıyla ilgilidir; zorluk veya duygusal gerginlik anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi derste vurgulanan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: For the move, the folded blankets were ____ in the smallest box.
Cevabı göster
packed tight
unfurling like an enormous origami: görsel bir benzetme
Unfurling, sarılmış veya katlanmış bir biçimden açılıp yayılmak anlamına gelir. -ing ile kurulan bu ifade, uyduların yörüngeye ulaştıktan sonra yaptığı hareketi anlatır. Like an enormous origami bir benzetmedir: Dev bir katlanmış modelin açıldığını hayal etmenizi sağlar. Uydular kâğıttan yapılmış değildir ve origami bir cihazın teknik adı değildir; tanıdık görüntü, mühendislik hareketini gözde canlandırmayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: The emergency shelter rose and opened, unfurling like a huge paper fan. Benzetme ne anlama geliyor?
- Barınak yalnızca katlanmış kâğıttan yapılmıştı.
- Barınak rüzgâr oluşturmak için kullanılan bir yelpazeydi.
- Barınak, sıkıştırılmış bir biçimden kâğıt yelpazeye benzeyen şekilde açıldı.
Cevabı göster
Barınak, sıkıştırılmış bir biçimden kâğıt yelpazeye benzeyen şekilde açıldı.
Kısaltılmış zaman cümleciği olarak once in orbit
Burada once, “olur olmaz” veya “olduktan sonra” anlamına gelir; “bir kez” ya da “eskiden” anlamında değildir. once in orbit, uyduların ne zaman açılacağını belirtir: yörüngeye ulaştıktan sonra. Bu ifade kısaltılmış bir zaman cümleciğidir. Anlaşılan tam biçimi once they are in orbit şeklindedir; they öznesi ve are fiili, satellites sözcüğünden açıkça anlaşıldığı için atılmıştır. Kısaltılmış ifade ile ana cümle aynı özneyi anlattığında bu kısa yapı yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “sonda yörüngeye ulaşır ulaşmaz” anlamındaki kısa ifadeyle tamamlayın: The probe will unfold its antenna ____.
Cevabı göster
once in orbit
From this point ile yeni bir aşamanın başlangıcını belirtme
From this point, açıklamada bir aşama sınırını belirtir. Dinleyiciye mevcut aşamayı yeni bir başlangıç noktası olarak görmesini söyler: önceki çalışmalar gerekli koşulları oluşturmuştur ve üstel büyümeyle ilgili sonraki iddia buradan hareket eder. Point burada fiziksel bir nokta veya görüş değil, bir süreç ya da akıl yürütme çizgisindeki aşama anlamına gelir. İfade, hazırlık kısmını ardından gelen sonuçlardan ayırarak bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Örnekte From this point dinleyiciye ne anlatıyor?
- Konuşmacı daha önceki bir görüşe geri dönüyor.
- Konuşmacı uyduların bulunduğu fiziksel bir yeri belirtiyor.
- Açıklama, bundan sonra gelecekler için başlangıç noktası olan yeni bir aşamaya geçiyor.
Cevabı göster
Açıklama, bundan sonra gelecekler için başlangıç noktası olan yeni bir aşamaya geçiyor.
using the energy of the existing parts of the swarm
6:00sürünün mevcut parçalarının enerjisini kullanarak
take advantage of: fırsattan yararlanma ve birini sömürme
Burada take advantage of, elverişli bir süreçten veya koşuldan etkili biçimde yararlanmak anlamına gelir. Nesnesi exponential growth olduğu için ifade nötr ve pratiktir; birine haksız davranma anlamı taşımaz. Yapı take advantage of + isim veya -ing biçimidir. Bir planı mümkün kılan fırsatı, kaynağı veya koşulu göstermek için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede take advantage of örnektekiyle aynı nötr anlamda kullanılmıştır?
- She warned him not to take advantage of his friend's kindness.
- We can take advantage of the sunny weather to dry the clothes.
- The scammer tried to take advantage of an elderly customer.
Cevabı göster
We can take advantage of the sunny weather to dry the clothes.
üstel büyüme: toplama değil çarpma
Üstel büyüme, bir miktarın var olan büyüklüğüyle orantılı olarak artması demektir. Eşit zaman aralıklarında aynı çarpanla çarpılır; örneğin 2'den 4'e, ardından 8'e iki katına çıkar ve her seferinde aynı sabit miktar eklenmez. Bu cümlede mevcut parçalar daha fazla altyapı kurmak için enerji sağlar ve eklenen altyapı daha da fazla inşayı destekleyebilir. Kendi kendini güçlendiren bu süreç, üstel büyümenin burada neden önemli olduğunu açıklar.
Alıştırma
Hangi düzen üstel büyümeye örnektir?
- Bir kuleye her saat bir blok eklenir.
- Bir hücre kolonisi her saat iki kat büyür.
- Bir pil üç saat boyunca yüzde 80 seviyesinde kalır.
Cevabı göster
Bir hücre kolonisi her saat iki kat büyür.
and launch new panels faster and faster. Dilbilgisi
6:05ve yeni panelleri giderek daha hızlı fırlatabiliriz.
Hızın sürekli arttığını anlatan faster and faster
faster and faster ifadesinde karşılaştırma derecesindeki faster sözcüğü and ile bağlanarak tekrarlanır. “Karşılaştırma derecesi + and + karşılaştırma derecesi” yapısı, bir değişimin zaman içinde sürekli arttığını gösterir. Burada her yeni fırlatma bir öncekinden daha hızlı gerçekleşebilir. İfade, belirli bir şeyle yapılan tek bir karşılaştırmayı veya hızın kesin olarak ne kadar arttığını değil, devam eden bir eğilimi anlatır.
Alıştırma
Tekrarlanan karşılaştırma yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: With every round, Mia solved the puzzle ____.
Cevabı göster
faster and faster
Each panel provides the energy to build another.
6:08Her panel bir başkasını inşa etmek için enerji sağlar.
Those two work together to build the next two.
6:11Bu ikisi birlikte çalışarak sonraki ikiyi inşa eder.
Açık bir düzeni devam ettiren and so on
and so on, dinleyicinin nasıl devam ettiğini çıkarabildiği bir listeyi veya diziyi bitirir. Konuşan kişi sonraki her adımı tek tek söylemek yerine aynı düzenin devam ettiğini belirtir. Bu cümlede 2, 4, 8 ve 16 sayıları ikiye katlanma düzenini kurar; dolayısıyla ifade 32, 64 ve aynı düzenden çıkan sonraki sonuçları belirtir. Öngörülebilir bilgileri düzenler; ilgisiz ek maddeler sunmaz.
Alıştırma
“Aynı açık düzen devam ediyor” anlamındaki standart ifadeyle cümleyi tamamlayın: The machine checks step 1, step 2, step 3, ____.
Cevabı göster
and so on
the sun would be completely surrounded by solar panels.
6:20güneş tamamen güneş panelleriyle çevrelenmiş olurdu.
“60 doubling times” içindeki “doubling time”
“Doubling time”, büyüyen bir miktarın iki katına çıkması için gereken süredir. Bu nedenle “60 doubling times”, her birinde toplamın bir kez ikiye katlandığı art arda 60 büyüme dönemi demektir. Bu, her yeni inşa döneminin bir öncekinden iki kat uzun sürdüğü anlamına gelmez. Bu modelde bir panel nesli, aynı ölçekte yeni bir neslin üretilmesini sağlar ve böylece üstel büyüme oluşur.
Alıştırma
Bir miktar 100’den başlıyor ve üç ikiye katlanma süresinden geçiyor. Bu modelde son değeri nedir?
- 800
- 200
- 300
Cevabı göster
800
If a square kilometer of solar collectors takes a month to build,
6:25Bir kilometrekarelik güneş kolektörlerinin inşası bir ay sürerse,
we could be done in a decade,
6:28gezegen yüzeyindeki altyapımız hızla büyüyen enerji bütçesine ayak uydurabilirse
can keep up with the quickly growing budget of energy. Öbek fiiller
6:32(Önceki satırda birleştirildi)
“Keep up with”: süregelen bir hıza ayak uydurmak
Burada “keep up with”, hızla artan bir şeye uyacak kadar hızlı gelişmek veya çalışmak anlamına gelir. Soru, altyapının enerji bütçesiyle aynı hızda büyüyüp büyüyemeyeceğidir. Bu ifade çoğu zaman bir şeyi hızı belirleyen taraf, diğerini de geride kalma riski taşıyan taraf olarak gösterir: X keeps up with Y. Yalnızca fiziksel hareket için değil; iş, teknoloji, talep, haberler veya değişim için de kullanılabilir.
Alıştırma
Fabrika şu anda talebi karşılıyor, ancak siparişler her hafta artıyor. Hıza ayak uydurmayı sürdürmesi gerektiğini en iyi hangi cümle anlatır?
- The factory must keep in touch with the rising number of orders.
- The factory must catch up with the rising number of orders.
- The factory must keep up with the rising number of orders.
Cevabı göster
The factory must keep up with the rising number of orders.
is an unbelievable change in our species' energy budget. Kelime
6:38türümüzün enerji bütçesinde inanılmaz bir değişikliktir.
energy budget: enerji bütçesi
Bu cümlede energy budget, bir türün elde edebileceği, dağıtabileceği ve kullanabileceği toplam enerji miktarını ifade eder. Budget burada sistem düzeyinde bir benzetmedir: enerji; girdileri, dağıtımları ve harcamaları olan sınırlı bir kaynak gibi ele alınır. Paradan söz edilmez. Cümle, Güneş enerjisinin yalnızca %1'ini yakalamanın bile insanlığın kullanabileceği enerji miktarını kökten artıracağını belirtir.
Alıştırma
Cümlede our species' energy budget neyi ifade ediyor?
- Tek bir kişinin ihtiyaç duyduğu kalori miktarı
- Güneş enerjisi toplayıcıları inşa etmek için mali plan
- İnsanlığın erişip kullanabileceği toplam enerji miktarı
Cevabı göster
İnsanlığın erişip kullanabileceği toplam enerji miktarı
We could create the infrastructure to beam basically unlimited amounts of energy around the solar system for all sorts of projects:
6:42Her türlü proje için güneş sistemi etrafında temelde sınırsız miktarda enerjiyi ışınlayacak altyapıyı oluşturabiliriz:
It could be the start of an interstellar civilization.
6:57Yıldızlararası bir medeniyetin başlangıcı olabilir.
Based on physics alone: yalnızca fiziğe dayanarak
Based on physics alone, cümlenin başında yer alarak iddianın dayanağını ve sınırını belirleyen bir çerçevedir. “Fikri yalnızca fizik yasalarına göre değerlendirirsek” anlamına gelir. Alone, diğer kanıt türlerini veya kısıtlamaları değerlendirme dışında bırakır. Bu nedenle possible ve easy yalnızca fiziksel olasılık için geçerlidir; mühendislik zorluğu, maliyet, siyaset veya insanların iş birliği için otomatik olarak geçerli değildir.
Alıştırma
Hangi sonuç Based on physics alone ifadesinin koyduğu sınırı doğru biçimde korur?
- Fizik, insanların bunu hızlı ve ucuz biçimde inşa edebileceğini kanıtlıyor.
- Fizik kolay olduğu için siyasi ve ekonomik sorunlar da kolaydır.
- Fizik yasaları bunu olanaksız kılmıyor, ancak pratik engeller hâlâ bulunabilir.
Cevabı göster
Fizik yasaları bunu olanaksız kılmıyor, ancak pratik engeller hâlâ bulunabilir.
not just possible, but easy: not just A, but B ile aşamalı vurgu
not just A, but B kalıbı hem A'nın hem B'nin doğru olduğunu söyler. A başlangıç iddiasıdır; B daha güçlü, daha şaşırtıcı veya daha önemli olduğu için asıl vurgu B'ye gelir. Bu cümlede önce possible kabul edilir, ardından easy iddiayı daha ileri taşır. Based on physics alone ifadesi iki nitelemeyi de sınırlar: easy, fizik yasalarına göre teorik olarak basit demektir; gerçek hayatta zahmetsizce inşa edilebileceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Olumlu bir iddiadan daha güçlü bir iddiaya geçmek için cümleyi not just ... but kalıbıyla tamamlayın: The update is ____ useful, ____ essential.
Cevabı göster
not just · but
and such a necessary step for any species to expand beyond their home planet,
7:07ve herhangi bir türün ana gezegeninin ötesine genişlemesi için o kadar gerekli bir adım ki
there are probably Dyson spheres already out there in the Milky Way.
7:13Samanyolu'nda muhtemelen çoktan Dyson küreleri olduğunu düşünüyor.
It's far from certain that humanity will ever get to this point. Kalıp ifadeler
7:21İnsanlığın bu noktaya gelip gelemeyeceği kesin olmaktan uzaktır.
far from certain: güçlü belirsizlik ifade etmek
Far from certain, bir şeyin çok belirsiz olduğu anlamına gelir. Burada far from fiziksel mesafeyi değil, bir duruma derece bakımından çok uzak olmayı anlatır. Bu ifade basitçe not certain demekten daha güçlüdür, ancak impossible anlamına gelmez. Bu cümlede that ile başlayan yan cümle, garanti kabul edilemeyecek sonucu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle takımın tur atlamasının oldukça belirsiz ama yine de mümkün olduğunu söyler?
- It is far from certain that the team will qualify.
- It is impossible for the team to qualify.
- It is certain that the team will qualify.
Cevabı göster
It is far from certain that the team will qualify.
Our attention is too often focused on short-term political gains Kalıp ifadeler
7:25Dikkatimiz çok sık kısa vadeli siyasi kazançlara
and conflicts that will not matter in the long run. Deyimler
7:28ve uzun vadede önemli olmayacak çatışmalara odaklanıyor.
kısa vadeli siyasi kazanımlar
Burada short-term political gains, bir siyasetçinin, partinin veya hükümetin hemen elde ettiği avantajları anlatır. Halk desteğinin artması, etkinin güçlenmesi veya rakiplere karşı daha güçlü bir konum bunlara örnektir. Gains yalnızca para anlamına gelmez ve ifade sadece seçim kazanmaktan daha geniştir. İfade, yakın dönemdeki bu getirileri çok daha uzun bir dönemde önemli olacak etkilerle karşılaştırır. Çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır: kararlar veya dikkat, kalıcı toplumsal sonuçlardan çok şu anda siyasi yarar sağlayan şeyler tarafından yönlendirilmektedir.
Alıştırma
Cümleyi siyasi destek veya güç bakımından anlık avantaj anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The leaders ignored lasting reform and chased ____.
Cevabı göster
short-term political gains
uzun vadede
In the long run, anlık koşullar ve geçici etkiler geçtikten sonra sonuçları uzun bir dönem üzerinden değerlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede, günümüzdeki çatışmaların önemini yitireceği söylenen zaman perspektifini gösterir. İfade deyimseldir: run burada fiziksel olarak koşmak değil, bir zaman aralığı veya zamanın akışı anlamındadır. Şimdi önemli görünen şeylerle daha sonra önemli olacak şeyleri karşılaştırmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Şimdiki bir maliyeti çok daha uzun bir dönemdeki yararla karşılaştırmak için en uygun cümle sonunu seçin: The new insulation is expensive today, but it will save us money...
- at the moment
- in the end
- in the long run
Cevabı göster
in the long run
But if we survive the challenges we've set ourselves, Kalıp ifadeler
7:31Ancak kendimize koyduğumuz zorluklardan sağ çıkarsak,
kendi önümüze koyduğumuz zorluklar
We've set ourselves ilgi cümleciğinde eksik olan nesneyi challenges öncülü sağlar. Düşünceyi normal söz dizimine çevirince We have set ourselves these challenges olur. Set yourself a challenge kalıbı, kişinin kendisi için zor bir hedef seçmesi anlamına gelir. Burada insanlar bu zorlukları kendileri yaratmış ya da seçmiştir; yalnızca başkasının dayattığı zorluklarla karşılaşmıyorlardır. Bağlam içinde bu ifade, sorunların ortaya çıkmasında insan seçimlerinin de payı olduğunu düşündürebilir.
Alıştırma
Hangi cümle grubun kendi zor hedefini seçtiği anlamına gelir?
- We were set a challenge by our teacher.
- We faced a challenge while designing the robot.
- We set ourselves a challenge to design a working robot in two weeks.
Cevabı göster
We set ourselves a challenge to design a working robot in two weeks.
we could potentially become the first species in the universe
7:34evrende bir yıldızın boyutunda bir yapı oluşturan
geriye kalan tek sınır kendi hayal gücümüz olacak
Bu cümle, sonuçta odağı tek bir noktaya daraltır. The only limitation left diğer sınırları odaktan çıkarırken our own imagination, konuşmacı büyük dış zorlukları ele aldıktan sonra içsel bir sınır ortaya koyar. Bu, iyimser ve retorik bir sonuçtur: duygusal etkiyi yükseltir ve dinleyiciye olasılıklarla ilgili akılda kalıcı bir görüntü bırakır. Fiziksel, mali veya toplumsal sınırların tamamen ortadan kalkacağının gerçek anlamda kanıtı olarak okunmamalıdır.
Alıştırma
Konuşmacı “the only limitation left will be our own imagination” sözüyle esas olarak neyi başarır?
- Dikkati dış sınırlardan insan yaratıcılığına çeken, iyimser ve akılda kalıcı bir iddiayla bitirir.
- Yeni mühendislik sorunlarının ayrıntılı bir listesini sunmaya başlar.
- Bütün fiziksel ve toplumsal kısıtlamaların zaten ortadan kalktığını kanıtlar.
Cevabı göster
Dikkati dış sınırlardan insan yaratıcılığına çeken, iyimser ve akılda kalıcı bir iddiayla bitirir.