Bir Dyson Küresi Nasıl İnşa Edilir? - Nihai Mega Yapı: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.197 kelime 167 kel/dk

Video özeti: Video, bir Dyson sürüsünün hafif paneller, otomatik endüstri ve üstel inşa yoluyla Güneş enerjisini nasıl toplayabileceğini açıklıyor; ardından fizik yasalarını insanlığın uzun vadeli seçimleriyle karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyimsel "on a par with" ifadesi iki gelişmeyi önem bakımından eşit sayar, ancak aynı biçimde çalıştıklarını ileri sürmez. 2. Kalıplaşmış "take advantage of" öbeği bir kaynak veya elverişli mekanizmadan etkili biçimde yararlanmayı anlatır; bir insanı sömürme anlamından ayrılmalıdır. 3. "not just possible, but easy." dil bilgisi kalıbı daha zayıf bir yargıdan daha güçlü ve şaşırtıcı olana ilerleyerek ikinci iddiayı vurgular.

Bu derste

Human history is told by the energy we use.

0:00

İnsanlık tarihi, kullandığımız enerjiyle anlatılır.

At first, Anlatım akışı

0:04

Başlangıçta,

we had to use our muscles.

0:05

kaslarımızı kullanmak zorundaydık.

Then we learned to control fire.

0:06

Sonra ateşi kontrol etmeyi öğrendik.

Anlatım akışı

At first, ... Then: anlatıyı aşamalar hâlinde ilerletmek

At first, ilk yan cümleyi bir sürecin veya hikâyenin başlangıç aşamasına yerleştirir. Anlatılan durumun başlangıçta geçerli olduğunu ve daha sonra değişebileceğini gösterir. Then, anlatımı bir sonraki aşamaya taşır. At first ve Then birlikte açıklamaya net bir zaman çizgisi kazandırır: önce başlangıç durumu, ardından sonraki gelişme.

Alıştırma

Daha sonra değişen bir başlangıç durumunu gösterip sonraki aşamaya geçen en uygun ifade çifti hangisidir? Tamamlayın: ____, the road was rough and slow. ____, workers paved it, and travel became easier.

  1. First; At first
  2. Then; First
  3. At first; Then
Cevabı göster

At first; Then

We industrialized the world using coal and oil

0:09

Kömür ve petrol kullanarak dünyayı sanayileştirdik

and entered the atomic age when we learned how to split a nucleus. Kültür

0:12

ve bir çekirdeği nasıl parçalayacağımızı öğrendiğimizde atom çağına girdik.

Kültür

the atomic age: nükleer teknolojinin şekillendirdiği tarihsel dönem

The atomic age, nükleer bilim ve teknolojinin silahlar, enerji, siyaset ve toplum üzerinde güçlü bir etki oluşturmaya başladığı modern tarihsel dönemin adıdır. Burada bir çekirdeği parçalamayı öğrenmek, bu dönemi başlatan adım olarak sunulur. Buradaki atomic yalnızca “çok küçük” değil, “nükleer süreçlerle bağlantılı” anlamına gelir. Bu ifade atomların kendi yaşını değil, insanlığın teknolojik bir dönemini adlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede the atomic age ne anlama gelir?

  1. Nükleer bilim ve teknolojiyle şekillenen tarihsel bir dönem
  2. Atomların ilk kez var olmaya başladığı zaman
  3. Yalnızca nesneleri küçültmeye odaklanan bir dönem
Cevabı göster

Nükleer bilim ve teknolojiyle şekillenen tarihsel bir dönem

At each step,

0:16

Her adımda,

we increased our energy harvest to a scale never seen before

0:17

enerji hasadımızı daha önce hiç görülmemiş bir ölçeğe çıkardık

and advanced as a species.

0:21

ve bir tür olarak ilerledik.

Currently,

0:23

Şu anda,

we're slowly transitioning to renewables Kelime

0:24

yavaş yavaş yenilenebilir enerjilere geçiyoruz

Kelime

transitioning to renewables: yenilenebilir enerjiye kademeli geçiş

Transition to + isim, bir sistemden, yöntemden veya durumdan diğerine kademeli olarak geçmek anlamına gelir. Burada transitioning, değişimin hâlihazırda devam ettiğini gösterir. Enerji bağlamında renewables, güneş ve rüzgâr enerjisi gibi renewable energy sources anlamına gelen çoğul bir isimdir. Yenilenebilen her türlü şeyi ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi transition to ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The city is gradually ____ solar and wind power.

Cevabı göster

transitioning to

and if we're lucky,

0:26

ve şanslıysak,

fusion energy will become viable in the future.

0:27

gelecekte füzyon enerjisi uygulanabilir hale gelecektir.

As humanity progresses further,

0:31

İnsanlık daha da ilerledikçe,

if we don't destroy ourselves or our habitat,

0:33

kendimizi veya yaşam alanımızı yok etmezsek,

we will likely gain complete control of our planet's resources.

0:36

muhtemelen gezegenimizin kaynaklarının tam kontrolünü ele geçireceğiz.

At that stage,

0:40

Bu aşamada,

we'll probably begin to look outwards for new places to expand into. Kalıp ifadeler

0:41

muhtemelen genişlemek için yeni yerler bulmak üzere dışa bakmaya başlayacağız.

Kalıp ifadeler

look outwards: dikkati dışarıya yöneltmek

Look outwards yalnızca gözlerin fiziksel olarak hangi yöne baktığını anlatmaz. Mecazi olarak, dikkati mevcut grubun, sistemin veya alışılmış alanın ötesine çevirip dışarıdaki olasılıkları değerlendirmek anlamına gelir. Bu bağlamda genişlenebilecek yeni yerler Dünya'nın ötesindedir. Bu nedenle ifade, basit bir göz hareketinden ziyade yeni bir ilgi alanına yönelmeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi durumda look outwards örnektekiyle aynı mecazi anlamı taşır?

  1. Bir çocuk yağmuru izlemek için pencereye döner.
  2. Bir doğa yürüyüşçüsü sırt çantasının içinde harita arar.
  3. Bir şirket iç sorunlarını çözdükten sonra başka ülkelerde müşteri aramaya başlar.
Cevabı göster

Bir şirket iç sorunlarını çözdükten sonra başka ülkelerde müşteri aramaya başlar.

But space is hard

0:46

Ancak uzay zordur

and establishing a serious human presence in the solar system Kalıp ifadeler

0:47

ve güneş sisteminde ciddi bir insan varlığı oluşturmak

will require ungodly amounts of energy. Kelime

0:50

devasa miktarda enerji gerektirecektir.

Kalıp ifadeler

Establishing a serious human presence: güçlü ve kalıcı bir insan varlığı oluşturmak

To establish a presence, bir yerde veya faaliyet alanında sürekli ve fark edilir bir konum oluşturmak demektir. Bu, oraya bir kez gitmekten fazlasını ifade eder: insanlar, tesisler, çalışmalar veya etki zaman içinde orada kalır. Buradaki a serious human presence, Güneş Sistemi içinde büyük ölçekli ve kalıcı bir insan dayanağı anlamına gelir. Serious, insanların ruh hâlini değil, bu varlığın ölçeğini ve kararlılığını anlatır.

Alıştırma

Bir araştırma grubu kalıcı bir laboratuvar açıyor ve orada sürekli bir ekip bulunduruyor. Bu durumu en iyi hangi cümle açıklar?

  1. The group is present there for one day.
  2. The group is establishing a lasting presence there.
  3. The group is making a brief visit there.
Cevabı göster

The group is establishing a lasting presence there.

Kelime

Ungodly amounts of energy: akıl almaz miktarda enerji

Ungodly burada resmî olmayan bir pekiştiricidir. Ungodly amounts of energy, şaşırtıcı ya da aşırı derecede büyük miktarda enerji demektir. Sözcük burada abartılı biçimde kullanılır; şaşkınlık ve biraz mizahi ya da dramatik bir ton katar. Kelimenin gerçek anlamıyla dinî bir ifade değildir.

Alıştırma

Cümlede ungodly amounts of energy ne anlama geliyor?

  1. Dinî bir törende kullanılan enerji
  2. Dikkatle sınırlandırılmış miktarda enerji
  3. Şaşırtıcı derecede büyük miktarda enerji
Cevabı göster

Şaşırtıcı derecede büyük miktarda enerji

Luckily,

0:54

Neyse ki,

we know where to find it.

0:55

onu nerede bulacağımızı biliyoruz.

The sun,

0:56

Güneş,

the ultimate source of energy. Kelime

0:57

nihai enerji kaynağı.

Kelime

the ultimate source of energy: temel köken

Burada ultimate, “temel” veya “ilk” anlamındadır: nedenler zinciri geriye doğru izlendiğinde ulaşılan kaynağı gösterir. Dünya'da kullanılan enerjinin çoğunu geriye doğru izlerseniz sonunda Güneş'e ulaşırsınız. Burada “en iyi” anlamına gelmez. the ultimate source of energy isim grubunda ultimate, yiyecek veya rüzgâr gibi başka bir kaynak zincirde bize daha yakın olsa bile Güneş'in altta yatan kaynak olduğunu belirtir.

Alıştırma

Güneş the ultimate source of energy ifadesiyle anlatıldığında bu ifade ne anlama gelir?

  1. İnsanların gelecekte kullanacağı son enerji kaynağı
  2. Enerjinin en sonunda geldiği temel kaynak
  3. En moda enerji kaynağı
Cevabı göster

Enerjinin en sonunda geldiği temel kaynak

A furnace 100 quintillion times more powerful Deyimler

1:00

En verimli nükleer reaktörümüzden 100 kuintilyon kat daha güçlü

than our most efficient nuclear reactor.

1:03

bir fırın.

Deyimler

Güneş için bir metafor olarak A furnace

Burada A furnace, Güneş'i bir metafor yoluyla yeniden adlandırır. Yazar like a furnace demez; isim grubu Güneş'i doğrudan bir fırın olarak sunar ve onun ısısını ve çok büyük enerji üretimini canlı biçimde anlatır. Furnace normalde yoğun ısı üreten bir cihazdır, ancak Güneş gerçekten insanlar tarafından yapılmış bir makine değildir. Bu kısa isim grubu önceki cümleyi devam ettirir ve ardından gelen güç karşılaştırmasına zemin hazırlar.

Alıştırma

Bir yazar Güneş'e A furnace dediğinde, hangi açıklama bu ifadeye en uygun olur?

  1. Güneş'i doğrudan ısı üreten bir fırına benzeten metafordur.
  2. Güneş'in yakınında bulunan ayrı bir fırını tanıtır.
  3. Güneş'in insanlar tarafından yapılmış yapay bir fırın olduğunu söyler.
Cevabı göster

Güneş'i doğrudan ısı üreten bir fırına benzeten metafordur.

It shines with the energy of a trillion nuclear bombs per second.

1:06

Saniyede bir trilyon nükleer bombanın enerjisiyle parlar.

So,

1:10

Peki,

how do we get this energy?

1:11

bu enerjiyi nasıl elde ederiz?

Not some of it, Anlatım akışı

1:13

Sadece bir kısmını değil,

all of it.

1:14

tamamını.

Anlatım akışı

Not some of it, all of it: kısa ve vurgulu bir düzeltme

Konuşmacı önce daha küçük miktarı belirten some sözcüğünü reddeder, ardından onu daha güçlü olan all ile değiştirir. Burada it, söz konusu yıldız enerjisine gönderme yapar. Düzeltmeyi sona koymak, miktarın tamamını vurgular. İki bölüm de bilerek kısaltılmıştır. Not some of it yalnızca bir kısmını almayı reddeder, all of it ise düzeltmeyi verir. Başka durumlarda da kullanılabilen not X, Y kalıbı, tüm cümleyi tekrarlamadan daha güçlü veya daha kesin seçeneği öne çıkarır.

Alıştırma

Kısa düzeltmeyi tamamlayın: ilk boşluğa some, ikinci boşluğa tamamı anlamındaki sözcüğü yazın: Not ____ of it, ____ of it.

Cevabı göster

some · all

If we want to collect the most energy physically possible,

1:25

Fiziksel olarak mümkün olan en fazla enerjiyi toplamak istiyorsak,

we'll have to build the largest,

1:28

evrendeki en büyük,

most ambitious structure in the universe,

1:29

en iddialı yapıyı inşa etmek zorundayız,

the Dyson sphere. Kültür

1:32

Dyson küresi.

A megastructure that encompasses a whole star

1:33

Tüm bir yıldızı kapsayan devasa bir yapı,

to capture its power output.

1:36

onun enerji üretimini yakalamak için.

Kültür

the Dyson sphere: yıldız ölçeğinde hayalî bir enerji sistemi

Dyson küresi, bir yıldızın enerji çıktısının büyük bir bölümünü toplamak amacıyla yıldızın çevresine inşa edilen varsayımsal bir mega yapı veya çok büyük bir yapılar topluluğudur. Astronomi ve bilim kurguda, bir gezegenden çok daha büyük ölçekte teknolojiler hayal etmek için kullanılan bir kavramdır. sphere sözcüğü yıldızın çevresindeki genel düzeni anlatır; tek parça ve kesintisiz katı bir kabuk gerektirmez. Daha gerçekçi birçok tartışmada, yörüngede bulunan çok sayıda ayrı toplayıcıdan oluşan dev bir sürü düşünülür.

Alıştırma

Hangi açıklama Dyson sphere kavramına en iyi uyar?

  1. Merkezi boş olan ve doğal yolla oluşmuş bir gezegen
  2. Bir yıldızın çevresinde, enerjisinin büyük bir bölümünü toplamak üzere tasarlanan varsayımsal bir sistem
  3. Yalnızca uzak yıldızların fotoğrafını çekmek için kullanılan bir teleskop
Cevabı göster

Bir yıldızın çevresinde, enerjisinin büyük bir bölümünü toplamak üzere tasarlanan varsayımsal bir sistem

For an intelligent species,

1:38

Zeki bir tür için,

building a Dyson sphere is a technological leap

1:40

bir Dyson küresi inşa etmek,

on a par with the discovery of fire for our ancestors. Deyimler

1:43

atalarımızın ateşi bulmasıyla eşdeğer teknolojik bir sıçramadır.

Deyimler

on a par with: Dyson küresi inşa etmekle ateşi keşfetmenin etkisini karşılaştırmak

On a par with, kalite, önem, statü veya etki bakımından bir şeyle aynı düzeyde olmak anlamına gelir. İki şeyin her ayrıntıda özdeş olduğunu söylemeden yapılan resmî bir karşılaştırmadır. Burada Dyson küresi inşa etmek, insan uygarlığı için ateşin keşfi kadar tarihsel açıdan önemli gösteriliyor. Karşılaştırılan şey iki teknolojinin nasıl çalıştığı değil, uygarlığı değiştiren etkileridir.

Alıştırma

Yerel bir tiyatro yapımının kalite bakımından şehrin en iyi gösterileriyle aynı düzeyde olduğunu anlatmak istediğinizde cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? The production is ____ the city's best shows.

  1. on a par with — aynı düzeyde
  2. in line with — bir standartla uyumlu
  3. equal to — tam olarak eşit
Cevabı göster

on a par with — aynı düzeyde

The transition from a planetary species

1:46

Gezegensel bir türden

to an interstellar species.

1:48

yıldızlararası bir türe geçiş.

It would usher in an age of exploration and expansion Kalıp ifadeler

1:51

Neredeyse hayal edemeyeceğimiz bir ölçekte

Kalıp ifadeler

usher in an age of exploration and expansion: keşif ve genişleme çağını başlatmak

Usher in an age of, belirgin bir özellikle tanımlanan yeni bir dönemi başlatmak veya onun başlangıcını işaret etmek anlamına gelir. Bu mecazlı bir ifadedir: özne, o döneme açılan kapıyı açan bir rehber gibi düşünülür. Bu cümlede teknoloji, keşif ve genişlemeyle tanımlanan yeni bir dönemi başlatacak bir gelişme olarak anlatılıyor. İfade, değişimi küçük bir iyileştirme olarak değil, büyük ve dönüştürücü bir değişim olarak sunar.

Alıştırma

Yeni bir enerji kaynağı, uygun fiyatlı seyahatte yeni bir çağ başlatacak şekilde anlatılıyor. Bu düşünceyi resmî İngilizceyle en iyi ifade eden seçenek hangisidir?

  1. usher in an age of affordable travel — uygun fiyatlı seyahatle tanımlanan yeni bir dönemi resmen başlatmak
  2. lead to affordable travel — uygun fiyatlı seyahati mümkün kılmak
  3. mark the beginning of affordable travel — uygun fiyatlı seyahatin ne zaman başladığını belirtmek
Cevabı göster

usher in an age of affordable travel — uygun fiyatlı seyahatle tanımlanan yeni bir dönemi resmen başlatmak

on a scale we can barely imagine. Kalıp ifadeler

1:54

bir keşif ve genişleme çağını başlatırdı.

Kalıp ifadeler

on a scale we can barely imagine: neredeyse hayal edilemez bir ölçekte

Bu cümlede scale, keşif ve genişlemenin genel büyüklüğünü veya kapsamını ifade eder. on a ... scale kalıbı bir şeyin ne kadar büyük ya da geniş kapsamlı olduğunu anlatır; tartı aleti anlamında değildir. we can barely imagine, scale sözcüğünü niteleyen ve that ilgi sözcüğünün atıldığı bir ilgi cümleciğidir. Barely, “neredeyse hiç” anlamı verir; bu yüzden tüm ifade büyüklüğü insanın hayal gücünü neredeyse aşan bir şey olarak sunar. very large yeterince ayrıntılı olmadığında on a scale + niteleyici veya cümlecik yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Projenin erişimini neredeyse hayal edilemez olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new satellite network could connect remote regions ____.

Cevabı göster

on a scale we can barely imagine

So,

1:57

Peki,

what would it look like?

1:57

nasıl görünürdü?

A solid shell enveloping the sun

1:59

Güneşi saran katı bir kabuk

is probably not the way to go. Deyimler

2:01

muhtemelen doğru yol değildir.

Deyimler

not the way to go: uygun bir seçim değil

Not the way to go, bir planın, yöntemin veya seçimin uygun ya da tavsiye edilir olmadığını anlatan bir deyimdir. Buradaki go fiziksel hareket anlamına gelmez. is probably not the way to go ifadesinde probably eleştiriyi yumuşatır. Konuşan kişi katı kabuk tasarımını reddeder ancak This is wrong demekten daha az sert duyulur.

Alıştırma

“Uygun bir seçim değil” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: For a one-day trip, taking three heavy suitcases is ____.

Cevabı göster

not the way to go

A large rigid body like that

2:03

Bunun gibi büyük ve sert bir cisim

would be vulnerable to impacts, Kalıp ifadeler

2:05

darbelere karşı savunmasız olur,

possibly shattering.

2:07

ve muhtemelen parçalanırdı.

Kalıp ifadeler

vulnerable to impacts: darbelere karşı savunmasız

Bu cümlede vulnerable to impacts, çarpışmalar nedeniyle kolayca hasar görebilecek durumda olmak demektir. Buradaki impacts, yalnızca genel etkiler değil, sert cisme gelen fiziksel çarpmalar veya darbelerdir. be vulnerable to + isim kalıbı, tehlikeyi veya zararın kaynağını belirtir. Bir kişiye, sisteme ya da nesneye neyin zarar verebileceğini veya ciddi biçimde etki edebileceğini anlatmayı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi vulnerable ve doğru edatla tamamlayın: Older roofs are ____ hail during severe storms.

Cevabı göster

vulnerable to

It would be liable to drift Dilbilgisi

2:08

Sürüklenmeye meyilli olur

and could crash straight into the sun.

2:09

ve doğrudan güneşe çarpabilirdi.

Dilbilgisi

liable to drift: sürüklenme riski olan

Burada liable to drift, sürüklenmenin istenmeyen bir risk olduğu düşüncesiyle, sürüklenmesi muhtemel veya buna eğilimli olmak anlamına gelir. Liable sözcüğünden sonra to + fiilin yalın hâli gelir; bu nedenle drift yalın hâlde kalır. Burada liable olasılık anlamındadır, hukuki sorumluluk anlamında değildir. Bu kalıp resmî uyarılarda, teknik açıklamalarda ve risk tanımlarında sık görülür.

Alıştırma

Hangi cümlede liable to, istenmeyen bir olayın gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu belirtir?

  1. The museum is open to visitors on Sundays.
  2. The contractor is liable for the repair costs.
  3. The loose sign is liable to fall in high winds.
Cevabı göster

The loose sign is liable to fall in high winds.

A more viable design for a Dyson sphere might be a Dyson swarm, Kültür

2:12

Bir Dyson küresi için daha uygulanabilir bir tasarım Dyson sürüsü olabilir,

an enormous set of orbiting panels

2:16

güneşin gücünü toplayıp

that collect the sun's power and beam it elsewhere. Kelime

2:18

başka bir yere ışınlayan devasa bir yörünge panelleri seti.

Kültür

a Dyson swarm: Dyson sürüsü

Dyson sürüsü, bir yıldızın çevresinde dönen çok sayıda bağımsız toplayıcıyla yıldızın enerjisinden yararlanmayı amaçlayan varsayımsal bir sistemdir. Swarm burada bir benzetmedir: parçalar bir grup oluşturur ama her panel bağımsız bir nesne olarak kalır. Bu cümlede, genellikle Dyson küresi denen hedefe ulaşmanın daha uygulanabilir bir yolu olarak sunulur. Canlılardan oluşan bir sürü ya da tek parça katı bir kabuk değildir.

Alıştırma

Bu cümledeki "a Dyson swarm" ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Bir yıldızın çevresine inşa edilmiş tek parça, kesintisiz katı bir kabuk
  2. Uzayda hareket eden bir canlı grubu
  3. Bir yıldızın çevresinde dönen ve birlikte çalışan çok sayıda ayrı toplayıcı
Cevabı göster

Bir yıldızın çevresinde dönen ve birlikte çalışan çok sayıda ayrı toplayıcı

Kelime

beam it elsewhere: onu başka bir yere ışınlamak

Burada beam, toplanan enerjiyi dar ve belirli bir yöne odaklanmış bir yol üzerinden iletmek anlamında kullanılan bir fiildir. Elsewhere başka bir yer demektir; it ise panellerin topladığı Güneş enerjisini belirtir. beam + nesne + hedef yapısı ışık, sinyal, veri veya enerjiyle kullanılabilir: beam the signal to Earth. Sıradan fiziksel taşımayı değil, yönlendirilmiş iletimi vurgular.

Alıştırma

“Odaklanmış bir yönde göndermek” anlamındaki hedef fiille cümleyi tamamlayın: The satellite will ____ the signal to the ground station.

Cevabı göster

beam

Such a swarm would give humanity basically unlimited energy.

2:22

Böyle bir sürü, insanlığa temelde sınırsız enerji sağlayacaktır.

But building it won't be easy.

2:26

Ancak onu inşa etmek kolay olmayacak.

The sun is very big,

2:29

Güneş çok büyüktür,

so we need a lot of satellites.

2:30

bu yüzden çok sayıda uyduya ihtiyacımız var.

If each satellite is a square kilometer,

2:32

Her uydu bir kilometrekare ise,

we'd need around 30 quadrillion to surround the sun.

2:35

güneşi çevrelemek için yaklaşık 30 katrilyona ihtiyacımız olur.

Even if they're built as lightly as possible,

2:39

Mümkün olduğunca hafif inşa edilseler bile,

we need about 100 quintillion tons of material.

2:41

yaklaşık 100 kuintilyon ton malzemeye ihtiyacımız var.

And then we need the energy to actually put the parts together

2:45

Ve sonra parçaları bir araya getirmek

and deliver them to their positions around the sun.

2:48

ve onları güneşin etrafındaki konumlarına teslim etmek için enerjiye ihtiyacımız var.

On top of all that, Anlatım akışı

2:51

Tüm bunların ötesinde,

we need to have a permanent infrastructure set up in space Öbek fiiller

2:53

inşa etmeye başlamak için uzayda kalıcı bir altyapı

to start building.

2:56

kurmamız gerekiyor.

Anlatım akışı

On top of all that: bir zorluk daha eklemek

On top of all that, bilgi ekleyen bir bağlantı ifadesidir. Daha önce belirtilen sorunları all that ile bir araya toplar ve bunlara bir sorun daha eklendiğini gösterir. Burada kalıcı bir uzay altyapısına duyulan ihtiyacı, zaten zor olan bir planın üzerindeki ek bir yük gibi sunar. Bilgiyi biriken zorluklar biçiminde düzenler; fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede On top of all that ne işe yarıyor?

  1. Daha önce belirtilen sorunlara bir sorun daha ekler.
  2. Altyapının fiziksel konumunu anlatır.
  3. Önceki ifadeyi kanıtlayan bir neden verir.
Cevabı göster

Daha önce belirtilen sorunlara bir sorun daha ekler.

Öbek fiiller

set up: bir şeyi kurup hazır hâle getirmek

Set up, bir şeyi çalışmaya hazır hâle gelecek şekilde kurmak, yüklemek veya düzenlemek anlamına gelen iki sözcüklü bir öbek fiildir. Infrastructure ile kullanıldığında yalnızca malzemeleri bir yere koymak anlamına gelmez; sistemin inşa edilmesi ve kullanılabilir hâle getirilmesi gerekir. have a permanent infrastructure set up içinde set up, infrastructure nesnesi için gerekli sonucu anlatan bir geçmiş zaman ortacıdır. have + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbı, bu sonucun elde edilmesine odaklanır ve çoğu zaman her işi bizzat yapmaktan çok işin yapılmasını ayarlama anlamı taşır.

Alıştırma

Cümleyi “kurmak ve hazır hâle getirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We need to have the new computers ____ before Monday.

Cevabı göster

set up

Let's assume for the purposes of this video Anlatım akışı

2:57

Bu videonun amaçları doğrultusunda şunu varsayalım

that our descendants will take care of that Öbek fiiller

3:00

torunlarımızın bunu halledeceğini

and want to create the megastructure.

3:02

ve mega yapıyı oluşturmak istediklerini.

Anlatım akışı

for the purposes of this video: çalışma varsayımının kapsamını belirlemek

Burada for the purposes of this video, ardından gelen varsayımın geçerli olduğu çerçeveyi sınırlar. Bu varsayımın söz konusu tartışmayı yürütebilmek için geçici olarak kabul edildiğini anlatır; doğruluğunun zaten kanıtlandığını söylemez. for the purposes of + isim kalıbı, bir çalışma varsayımının geçerli olduğu sınırlı tartışmayı, analizi veya görevi belirtir. Geçici bir öncülü gerçeklik hakkında daha geniş bir iddiadan ayırır.

Alıştırma

for the purposes of this video ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. Varsayımın zaten kanıtlandığını söyler.
  2. Varsayımı videodaki tartışmanın ihtiyaç duyduğu kapsamla sınırlar.
  3. Videonun çeşitli amaçlarından birini sıralar.
Cevabı göster

Varsayımı videodaki tartışmanın ihtiyaç duyduğu kapsamla sınırlar.

Öbek fiiller

take care of that: bir görevi veya sorunu halletmek

Burada take care of that, daha önce belirtilen görevi ele almak veya tamamlamak anlamına gelir. That, kalıcı uzay altyapısının kurulmasını ifade ettiği için bu söz öbeği bir kişiye bakmayı değil, bir işin veya sorunun sorumluluğunu üstlenmeyi anlatır.

Alıştırma

"The printer is broken, but Lina will take care of that," cümlesinde take care of that ne anlama geliyor?

  1. Yazıcının önemli olduğunu düşünüyor.
  2. Yazıcıyı güvende tutmak için gözetecek.
  3. Yazıcı sorununu çözecek.
Cevabı göster

Yazıcı sorununu çözecek.

We can sort the challenges into three main categories: Kalıp ifadeler

3:05

Zorlukları üç ana kategoriye ayırabiliriz:

materials,

3:08

malzemeler,

design,

3:09

tasarım

and energy.

3:09

ve enerji.

Kalıp ifadeler

sort the challenges into three main categories: zorlukları üç ana kategoriye ayırmak

Burada sort the challenges into three main categories, “zorlukları üç gruba ayırmak” anlamına gelir. Kalıp sort A into B şeklindedir: A sınıflandırılan şeyi, B ise sınıflandırma sonucunda oluşan grupları gösterir. İki nokta, üç kategorinin şimdi sıralanacağını belirtir: malzemeler, tasarım ve enerji. Bu kullanımda sort, sınıflandırmak demektir; zorlukları ilk sıradan son sıraya dizmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle kitapların kurgu, tarih ve bilim gruplarına ayrılacağını söylüyor?

  1. We can put the books in order from shortest to longest.
  2. We can sort the books into three categories: fiction, history, and science.
  3. We can sort the books by author within each category.
Cevabı göster

We can sort the books into three categories: fiction, history, and science.

To get the vast amounts of raw materials required for our Dyson swarm, Kalıp ifadeler

3:11

Dyson sürümüz için gereken çok büyük miktardaki ham maddeyi elde etmek için,

we'll have to largely disassemble a whole planet.

3:15

büyük ölçüde bütün bir gezegeni parçalamamız gerekecek.

Kalıp ifadeler

raw materials: ham maddeler

raw materials ifadesi, ürün yapmak için kullanılan ve henüz nihai ürüne dönüştürülmemiş temel maddeleri anlatır. Bu cümlede, sürüyü inşa etmek için gereken fiziksel girdiler anlamındadır. Burada raw, malzemenin üretim sürecindeki aşamasını açıklar. “Pişmemiş” anlamına gelmez ve yalnızca “pürüzlü” demek değildir.

Alıştırma

Ürün yapımında kullanılan temel maddeleri anlatan iki kelimelik terimle üretim cümlesini tamamlayın: The factory imports steel and rubber as ____.

Cevabı göster

raw materials

Of the planets available,

3:18

Mevcut gezegenler arasından,

Mercury is the best candidate.

3:20

Merkür en iyi adaydır.

It's the closest to the sun

3:22

Güneşe en yakın olanıdır

and very metal rich. Kelime

3:23

ve metal açısından çok zengindir.

Kelime

metal rich: isim + rich yapısı

Burada metal rich, çok miktarda metal veya metalik madde içeren anlamına gelir. Rich, maddi zenginliği değil, bir şeyin bol miktarda bulunmasını anlatır. noun + rich yapısında ilk isim, neyin bol olduğunu belirtir. Bu kısa yapı, bir nesnenin veya yerin belirli bir şeyi yüksek miktarda içerdiğini anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, çok miktarda lif içeren anlamını vermek için noun + rich yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. This meal is rich fiber.
  2. This is a rich-fiber meal.
  3. This is a fiber-rich meal.
Cevabı göster

This is a fiber-rich meal.

Close to the sun

3:26

Güneşe yakın olmak

also means less moving stuff around.

3:26

aynı zamanda malzemeleri daha az taşımak anlamına gelir.

And Mercury has no atmosphere

3:29

Ve Merkür'ün atmosferi yoktur

and only about a third of the surface gravity of Earth,

3:31

ve yüzey yerçekimi Dünya'nınkinin sadece yaklaşık üçte biridir,

making it comparatively easy to launch material into space. Dilbilgisi

3:34

bu da uzaya malzeme fırlatmayı nispeten kolaylaştırır.

Dilbilgisi

making it comparatively easy to launch: sonuç + make it + sıfat + to do

comma + making yan cümlesi, daha önce belirtilen olguların sonucunu verir: Merkür'ün düşük çekimi, malzeme fırlatmak için daha az çaba gerekmesini sağlar. Burada making, fiziksel olarak bir nesne üretmek anlamına gelmez. Yan cümledeki make it + adjective + to do yapısı bir eylemi değerlendirir. It biçimsel nesnedir, comparatively easy değerlendirmedir ve to launch material into space değerlendirilen eylemdir. Bu yapı, bir koşulun bir eylemi daha kolay, daha zor, daha güvenli veya mümkün hâle getirdiğini göstermek için kullanışlıdır. Comparatively easy, diğer seçeneklere göre kolay demektir; mutlak anlamda kolay olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle making ile doğru biçimde bir sonuç ekler ve make it + adjective + to do yapısını kullanır?

  1. The new ramp reduced the slope, making easier to enter the building.
  2. The new ramp reduced the slope, making it easier to enter the building.
  3. The new ramp reduced the slope, made it easier to enter the building.
Cevabı göster

The new ramp reduced the slope, making it easier to enter the building.

Next,

3:38

Sırada,

we should consider the design of our swarm.

3:39

sürümüzün tasarımını düşünmeliyiz.

Simpler is better. Dilbilgisi

3:42

Basit olması daha iyidir.

Dilbilgisi

Özlü bir tasarım ilkesi olarak Simpler is better

Burada simpler, daha basit bir seçeneğin, yöntemin veya tasarımın yerine kullanılır. Açık biçimi “A simpler design is better.” şeklindedir. İngilizcede kısa bir slogan veya ilkede, bağlamdan anlaşılan bir ismin yerine karşılaştırma sıfatı kullanılabilir. Karşılaştırma sıfatı + is + karşılaştırma sıfatı kalıbı kısa ve öz bir yargı verir. Bu cümlede, mevcut mühendislik hedefi için sadelik önerilir; her durumda basit şeylerin daima daha iyi olduğu ileri sürülmez.

Alıştırma

Tasarım ilkesini simple ve good sözcüklerinin karşılaştırma biçimleriyle tamamlayın: ____ is ____.

Cevabı göster

Simpler · better

Conventional solar panels are far too intricate Dilbilgisi

3:43

Geleneksel güneş panelleri çok karmaşık

and short-lived. Kelime

3:46

ve kısa ömürlüdür.

Dilbilgisi

Far too intricate: kabul edilebilir düzeyin çok ötesinde karmaşıklık

far too intricate ifadesindeki too intricate, kabul edilebilir ya da yararlı olandan daha karmaşık ve ayrıntılı demektir. Far, too sözcüğünü güçlendirir; böylece konuşan kişi tasarımın bu sınırı büyük ölçüde aştığını söyler. Far burada fiziksel uzaklığı anlatan bir sözcük değil, derece zarfıdır. İfade yalnızca yüksek karmaşıklığı betimlemez; güçlü ve olumsuz bir değerlendirme yapar.

Alıştırma

Karmaşıklığın kabul edilebilir düzeyin çok ötesinde olduğunu göstermek için far + too ile tamamlayın: The controls are ____ complicated for a child's toy.

Cevabı göster

far too

Kelime

short-lived: yalnızca kısa süre devam eden

Bu cümlede short-lived, güneş panellerinin kullanım ömrünün uzun olmadığını anlatır. Panellerin bir zamanlar canlı olduğu anlamına gelmez. Bileşik sıfat short-lived, bir şeyin yalnızca kısa süre devam etmesi veya işe yarar kalması demektir. Ürünleri, eğilimleri, başarıyı, heyecanı ve başka durumları tanımlayabilir.

Alıştırma

"a short-lived trend" ifadesinde short-lived ne anlama gelir?

  1. Yalnızca kısa süre devam etti.
  2. Fiziksel olarak küçüktü ama hâlâ canlıydı.
  3. Kısa bir canlı yayında gösterildi.
Cevabı göster

Yalnızca kısa süre devam etti.

Our satellites need to operate without repairs or intervention

3:47

Uydularımızın astronomik derecede uzun süreler boyunca onarım veya müdahale olmadan

for astronomically long times Deyimler

3:50

çalışması ve üretiminin

and they need to be cheap to produce.

3:53

ucuz olması gerekir.

Deyimler

astronomically long times: son derece uzun, bir zaman birimi değil

astronomically long times ifadesinde astronomically, long sözcüğünü niteler ve son derece yüksek bir dereceyi anlatır. İfade, uyduların olağanüstü uzun bir süre çalışmaya devam etmesi gerektiğini söyler; bilimsel bir birimin veya kesin bir sürenin adı değildir. Konu uydular ve uzay olduğu için astronomically, astronomiyle olan gerçek anlam bağlantısını da çağrıştırır. Bu sözcük seçimi küçük bir kelime oyunu ve vurgu katar, ancak temel anlam yine “son derece”dir.

Alıştırma

"The equipment must operate for an astronomically long time" cümlesinde astronomically için en uygun yorum hangisidir?

  1. Ekipman son derece uzun bir süre çalışmalıdır.
  2. Ekipman yalnızca astronomlar yıldızları gözlemlerken çalışmalıdır.
  3. Ekipman, astronomların kullandığı resmî bir birim boyunca çalışmalıdır.
Cevabı göster

Ekipman son derece uzun bir süre çalışmalıdır.

They're most likely going to be enormous mirrors,

3:55

Büyük olasılıkla devasa aynalar olacaklar,

which refocus sunlight to central collecting stations,

3:58

dünyadaki konsantre güneş enerjisinde olduğu gibi

like in concentrated solar power on Earth.

4:01

güneş ışığını merkezi toplama istasyonlarına yeniden odaklayan.

To build and launch them efficiently,

4:04

Onları verimli bir şekilde inşa etmek ve fırlatmak için,

they must be incredibly light,

4:06

inanılmaz derecede hafif olmalı,

made of little more than polished metal foil Kalıp ifadeler

4:08

bazı desteklere bağlanmış cilalı metal folyodan

bound to some supports. Kelime

4:10

biraz daha fazlasından yapılmamış olmalıdır.

Kalıp ifadeler

little more than: neredeyse yalnızca

Burada little more than, belirtilenin dışında neredeyse hiçbir şey yok anlamına gelir. Nesnelerin esas olarak desteklere tutturulmuş parlatılmış metal folyodan oluştuğunu ve çok az ek malzeme bulunduğunu anlatır. Bu, bir boyut karşılaştırması ya da miktarın biraz daha fazla olduğu anlamına gelmez. X is little more than Y ve X is made of little more than Y kalıpları, X'i Y ile yapılan asgari bir tanıma indirger. Ayrıca çoğu zaman Y'nin X'in maddesinin veya gerçek niteliğinin neredeyse tamamı olduğu yönündeki konuşmacı değerlendirmesini taşır.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve belirtilenin ötesinde neredeyse hiçbir şey yok anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The first prototype was ____ a cardboard box with wires inside.

Cevabı göster

little more than

Kelime

bound to some supports: desteklere fiziksel olarak bağlı

Bound, bind fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Burada bound to some supports, bazı desteklere bağlanmış veya tutturulmuş anlamına gelir; böylece folyo yerinde tutulur. Bu ifade kısaltılmış bir edilgen niteleyicidir: metal foil bound to some supports, metal foil that is bound to some supports biçiminde açılabilir. Bu malzeme açıklamasında some supports somut bir isim öbeğidir ve gelecekteki bir olayı değil, fiziksel bağlantı noktasını belirtir.

Alıştırma

The canvas was bound to the wooden frame with cord cümlesinde bound to ne anlama gelir?

  1. Tuvalin çerçeveye doğru hareket ettiği anlamına gelir.
  2. Tuvalin kesinlikle değişeceği anlamına gelir.
  3. Tuvalin çerçeveye tutturulduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Tuvalin çerçeveye tutturulduğu anlamına gelir.

And last,

4:12

Ve son olarak,

we need the energy to build and launch the swarm itself.

4:13

sürünün kendisini inşa etmek ve fırlatmak için enerjiye ihtiyacımız var.

Taking apart a planet and launching things into space Öbek fiiller

4:16

Bir gezegeni parçalamak ve uzaya bir şeyler fırlatmak

requires an enormous amount of energy.

4:19

muazzam miktarda enerji gerektirir.

Öbek fiiller

Taking apart: Bir şeyi parçalarına ayırmak

Taking apart, bir şeyi bileşenlerine ayırmak demektir. Burada bir makineyi sökme şeklindeki tanıdık eylem, çarpıcı bir biçimde bütün bir gezegene uygulanır; gezegeni başka bir yere taşımak anlamına gelmez. Taking apart a planet şeklindeki -ing öbeği bir etkinliği adlandırır ve cümlenin öznesinin bir parçası olarak görev yapar. Cümle sökme ve fırlatma eylemlerini birleşik tek bir işlem olarak ele aldığı için requires tekil biçimdedir.

Alıştırma

Cümleyi “sökmek” anlamındaki fiil öbeğiyle tamamlayın: The mechanic had to ____ the engine to inspect the damaged part.

Cevabı göster

take apart

For example,

4:22

Örneğin,

if we used all the fossil fuels and uranium on Earth

4:22

Dünya'daki tüm fosil yakıtları ve uranyumu kullansaydık

and we were perfectly efficient,

4:25

ve mükemmel derecede verimli olsaydık,

we could only launch as much mass as Mount Everest into space. Dilbilgisi

4:27

uzaya sadece Everest Dağı kadar kütle fırlatabilirdik.

Dilbilgisi

as much mass as Mount Everest: Sayılamayan bir miktarı karşılaştırmak

as much + sayılamayan isim + as yapısı miktarları karşılaştırır. Burada mass sayılamayan bir isimdir, bu nedenle many yerine much kullanılır. Bu cümlede Everest Dağı, fırlatılabilecek kütle miktarı için referans noktasıdır. Karşılaştırılan şey yükseklik veya fiziksel büyüklük değil, toplam kütledir. Ayrıca mass burada fizikteki “madde miktarı” anlamındadır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı as much ... as ile tamamlayın: This container can hold ____ water ____ the small pool.

Cevabı göster

as much · as

A rather meager accomplishment Anlatım akışı

4:32

Gezegensel parçalanmaya kıyasla

compared to planetary disassembly.

4:33

oldukça yetersiz bir başarı.

Anlatım akışı

A rather meager accomplishment: ölçülü bir olumsuz değerlendirme

“A rather meager accomplishment”, daha önce sözü edilen başarıyı adlandırırken dinleyiciyi onu nasıl değerlendireceği konusunda yönlendiren değerlendirme içeren bir isim öbeğidir. “Meager”, bir ölçüte göre fazla küçük ya da yetersiz demektir; “rather” ise eleştiriye ölçülü ve dolaylı bir ton verir. Bu başarı gündelik ölçülerle çok büyük olabilir. İfade, onu yalnızca bir gezegeni parçalarına ayırma ölçeğinde küçük gösterir ve gündelik ölçekle gezegensel ölçek arasında bilinçli bir karşıtlık yaratır.

Alıştırma

“A rather meager accomplishment” burada ne anlatıyor?

  1. Dağın kendi kütlesinin çok az olduğunu söyler.
  2. Bir gezegeni parçalarına ayırmaya tarafsız bir ad verir.
  3. Başarının tek başına etkileyici olduğunu, ancak bir gezegeni parçalarına ayırmanın yanında küçük kaldığını gösterir.
Cevabı göster

Başarının tek başına etkileyici olduğunu, ancak bir gezegeni parçalarına ayırmanın yanında küçük kaldığını gösterir.

To get the energy needed to build a Dyson sphere,

4:36

Bir Dyson küresi inşa etmek için gereken enerjiyi elde etmek için,

it's almost as if you're going to need the power output of a Dyson sphere. Dilbilgisi

4:38

neredeyse bir Dyson küresinin enerji üretimine ihtiyacınız olacak gibi.

Dilbilgisi

It's almost as if: temkinli ve ironik bir karşılaştırma

“It's almost as if”, ardından gelen ifadeyi hayalî bir karşılaştırma olarak çerçeveler. “As if”, durumun benzediği bir betimlemeyi sunar; “almost” ise benzerliğin tam değil yaklaşık olduğunu gösterir. Burada döngüsel görünen bir soruna dikkat çekilir: Bir Dyson küresi inşa etmek için önce Dyson küresi düzeyinde güce ihtiyaç varmış gibi görünür. Konuşan kişi kanıtlanmış bir koşul belirtmek yerine ironiyi vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle “it's almost as if” ifadesini gerçek bir koşul yerine geçici ve hafif ironik bir yorum sunmak için kullanıyor?

  1. It's almost certain that the app will ask for a password.
  2. It's almost as if the app asks for a password before it lets you create one.
  3. If the app asks for a password, enter it here.
Cevabı göster

It's almost as if the app asks for a password before it lets you create one.

But that's okay.

4:43

Ama bu sorun değil.

There's plenty of sunlight to be had on Mercury, Dilbilgisi

4:44

Merkür'de bol miktarda güneş ışığı var,

Dilbilgisi

to be had: elde edilebilir veya kullanılabilir

Bu cümlede to be had, “elde edilebilir veya kullanılabilir” anlamına gelir. Plenty of sunlight to be had ifadesi, Merkür'ün toplanıp kullanılabilecek büyük miktarda güneş ışığı sunduğunu belirtir. Yapı isim + to be had şeklindedir. Had, edilgen mastar yapısındaki geçmiş ortaçtır; present perfect yapısının bir parçası değildir ve gerçek anlamda sahipliği anlatmaz. Bu yapı, mevcut kaynak, fırsat veya deneyimlerden söz ederken çoğunlukla plenty, much, more ya da little gibi miktar sözlerinden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “keyfi çıkarılmak üzere mevcut” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: There is plenty of fun ____ at the festival.

Cevabı göster

to be had

so let's get to work. Kalıp ifadeler

4:46

bu yüzden işe koyulalım.

Kalıp ifadeler

get to work: harekete geçmek

Get to work, “işi ciddi biçimde yapmaya başlamak” demektir. Burada let's get to work, konuşmayı birlikte harekete geçme çağrısına dönüştürür. get to + isim kalıbı bazen bir yere ulaşmak anlamına gelebilir; ancak burada get to work kalıplaşmış bir ifadedir: work bir varış yerini değil, etkinliği belirtir. let's ile kullanıldığında, birinin işi hakkında bilgi vermekten çok enerjik bir davet gibi duyulur.

Alıştırma

Hangi cümlede get to work bir göreve başlama çağrısı olarak kullanılmıştır?

  1. Let's get to work on the science project.
  2. I left my notebook at work.
  3. How do you get to work every morning?
Cevabı göster

Let's get to work on the science project.

Humans are expensive to keep alive

4:48

İnsanları hayatta tutmak pahalıdır

and are very sensitive to the environment.

4:50

ve çevreye karşı çok hassastırlar.

So,

4:53

Bu yüzden,

we'd want to automate as much as possible. Dilbilgisi

4:53

mümkün olduğunca çok şeyi otomatikleştirmek isteriz.

Dilbilgisi

as much as possible: pratik olarak mümkün olan en yüksek derece

Bu cümlede as much as possible, gerçek koşulların izin verdiği en yüksek derece anlamına gelir. Automate fiilini niteler; amaç, işin pratik olarak mümkün olan en büyük bölümünü otomatikleştirmektir. Bu ifade bütün görevlerin mutlaka otomatikleştirileceğini vaat etmez. Maliyet, güvenlik veya teknoloji gibi sınırlara yer bırakır; bu nedenle yüzde yüz tamamlanma anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The team will test the design ____ before launch.

Cevabı göster

as much as possible

Ideally,

4:56

İdeal olarak,

we'd have a small crew of controllers

4:56

işin kendisini yapan özerk makinelerden oluşan bir orduyu

who oversee an army of autonomous machines Deyimler

4:58

denetleyen küçük bir kontrolör ekibimiz olurdu.

doing the actual work.

5:01

(Önceki satırda birleştirildi)

Deyimler

an army of autonomous machines: büyük ve düzenli bir grubun mecazı

Burada an army of autonomous machines, ortak bir göreve doğru çalışan çok büyük ve düzenli bir makine grubunu anlatan bir mecazdır. Army burada silahları değil, ölçeği, koordinasyonu ve gücü vurgular. Bu ifade makineleri başlıca iş gücü, küçük insan ekibini de onları denetleyen grup olarak gösterir. Makinelerin kelimenin gerçek anlamıyla asker veya askerî ekipman olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir haber, birlikte çalışan çok sayıdaki teslimat dronunu tarafsız biçimde anlatmak istiyor. Hangi ifade en uygun seçimdir?

  1. a single autonomous drone
  2. a large group of autonomous drones
  3. an army of autonomous drones
Cevabı göster

a large group of autonomous drones

There are four major pieces of technology required:

5:03

Gerekli dört ana teknoloji parçası vardır:

solar collectors,

5:06

güneş kolektörleri,

miners,

5:07

madenciler,

refiners,

5:08

arıtıcılar,

and launch equipment.

5:09

ve fırlatma ekipmanı.

The solar collectors

5:11

Güneş kolektörleri

are going to give us the energy

5:12

gezegeni parçalamak için ihtiyacımız olan

we need to disassemble the planet.

5:13

enerjiyi bize verecek.

To start,

5:16

Başlamak için,

maybe we deploy something like 1 square kilometer of them,

5:17

belki ayna veya geleneksel güneş panelleri olarak

either as mirrors

5:20

1 kilometrekare civarında bir şey yerleştirebiliriz.

or as traditional solar panels.

5:21

(Önceki satırda birleştirildi)

They'll provide the energy to run our miners,

5:23

Gezegenin yüzeyini kazan madencilerimizi ve değerli elementleri çıkarıp

which strip mine the surface of the planet, Kelime

5:25

bunları sürü uydularımız haline getiren

Kelime

strip mine: mineralleri çıkarmak için yüzey katmanlarını kaldırmak

Bu cümlede strip mine, geniş bir alanı örten toprağı veya kayayı kaldırıp yüzeye yakın mineralleri çıkarmak anlamına gelen bir fiildir. Yer altı madenciliğini veya kıyafet çıkarmayı değil, bir yüzey madenciliği yöntemini anlatır. Kalıp strip mine + bir alan veya maden yatağı şeklindedir. Burada makineler gezegenin yüzeyini bu yöntemle kazdığı için ifade, madenciliğin nasıl yapılacağını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü fiille tamamlayın: To reach the shallow coal, the company plans to ____ the land.

Cevabı göster

strip mine

and our refiners,

5:27

arıtıcılarımızı çalıştırmak için enerji sağlayacaklar.

which extract valuable elements

5:29

(139. satırda birleştirildi)

and fabricate them into our swarm satellites. Kalıp ifadeler

5:30

(139. satırda birleştirildi)

Kalıp ifadeler

fabricate A into B: malzemeleri bitmiş ürünlere dönüştürmek

Bu üretim bağlamında fabricate them into our swarm satellites, değerli elementleri işleyip birleştirerek uydulara dönüştürmek anlamına gelir. Them, valuable elements ifadesine gönderme yapar. fabricate A into B kalıbında A girdi malzemesi, B ise üretilmiş sonuçtur. Burada fabricate, sahte bir hikâye uydurmak değil, endüstriyel bir süreçle üretmek anlamındadır.

Alıştırma

fabricate A into B kalıbını tamamlayın: The workshop will ____ recycled plastic ____ durable tiles.

Cevabı göster

fabricate · into

To get them into space,

5:34

Onları uzaya çıkarmak için

we need a creative and efficient solution.

5:35

yaratıcı ve verimli bir çözüme ihtiyacımız var.

Rockets are too expensive

5:38

Roketler çok pahalı

and difficult to deorbit and reuse. Kelime

5:39

ve yörüngeden çıkarılıp yeniden kullanılması zordur.

Kelime

deorbit: bir uzay aracını yörüngeden çıkarmak

To deorbit a spacecraft, bir uzay aracını bir gezegenin veya başka bir gök cisminin çevresindeki yörüngesinden çıkarmak demektir. Bu genellikle aracın hızı ve yolu değiştirilerek atmosfere girmesinin veya imha amaçlı alçalmaya başlamasının sağlanmasıyla yapılır. De- ön eki bir durumu ortadan kaldırmayı veya tersine çevirmeyi belirtir; deorbit, “yörüngede olma durumunu sona erdirmek” anlamına gelir. Bu fiil tek başına aracın güvenle ineceğini söylemez; iniş ve yeniden kullanım ayrı aşamalardır.

Alıştırma

Cümleyi “bir uzay aracını yörüngeden çıkarmak” anlamındaki teknik fiille tamamlayın: Engineers will ____ the old satellite before it becomes dangerous debris.

Cevabı göster

deorbit

Instead,

5:42

Bunun yerine,

we'll want to use a sort of railgun, Ton ve niyet

5:43

uydularımızı yüksek hızlarda fırlatan uzun bir elektromanyetik hat olan

Ton ve niyet

a sort of: yaklaşık bir kategori

a sort of railgun ifadesinde a sort of, bilinen bir kategoriyi yaklaşık bir benzetme olarak sunar. Konuşan kişi “raylı topa benzeyen bir şey” demektedir; bunun her teknik ayrıntısıyla gerçek bir raylı top olduğunu kesin olarak söylemez. Bu yumuşatıcı ifade, verilen adı daha az kesin hâle getirir. Bilinen bir ad yeni veya sıra dışı bir şeyi açıklamaya yardımcı olduğunda a sort of + isim öbeği yapısını kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle bir şeye yaklaşık bir ad vermek için a sort of kullanıyor?

  1. I sort of understand how the prototype moves.
  2. The prototype is a sort of underwater bicycle, although it works differently from a normal bike.
  3. What sort of battery does the prototype use?
Cevabı göster

The prototype is a sort of underwater bicycle, although it works differently from a normal bike.

a long electromagnetic track,

5:45

bir tür elektromanyetik fırlatıcı

which launches our satellites at high speeds.

5:47

kullanmak isteyeceğiz.

Our swarm satellites would be packed tight for launch, Kalıp ifadeler

5:50

Sürü uydularımız fırlatılmak üzere sıkıca paketlenecek,

unfurling like an enormous origami Deyimler

5:53

yörüngeye girdikten sonra devasa bir origami gibi

once in orbit. Dilbilgisi

5:55

açılacaklardı.

Kalıp ifadeler

packed tight: sıkıştırılmış bir sonuç

Packed tight, tamamlanmış bir durumu anlatır: Uydu parçaları katlanıp neredeyse hiç boşluk kalmayacak şekilde birbirine bastırılır; böylece fırlatma aracına sığar. be packed tight yapısında packed bir geçmiş zaman ortacıdır ve tight sonucu belirtir. Aynı kalıp, We packed the blankets tight. örneğindeki gibi pack + nesne + tight biçiminde de kullanılabilir. Buradaki tight, alanın darlığıyla ilgilidir; zorluk veya duygusal gerginlik anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi derste vurgulanan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: For the move, the folded blankets were ____ in the smallest box.

Cevabı göster

packed tight

Deyimler

unfurling like an enormous origami: görsel bir benzetme

Unfurling, sarılmış veya katlanmış bir biçimden açılıp yayılmak anlamına gelir. -ing ile kurulan bu ifade, uyduların yörüngeye ulaştıktan sonra yaptığı hareketi anlatır. Like an enormous origami bir benzetmedir: Dev bir katlanmış modelin açıldığını hayal etmenizi sağlar. Uydular kâğıttan yapılmış değildir ve origami bir cihazın teknik adı değildir; tanıdık görüntü, mühendislik hareketini gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The emergency shelter rose and opened, unfurling like a huge paper fan. Benzetme ne anlama geliyor?

  1. Barınak yalnızca katlanmış kâğıttan yapılmıştı.
  2. Barınak rüzgâr oluşturmak için kullanılan bir yelpazeydi.
  3. Barınak, sıkıştırılmış bir biçimden kâğıt yelpazeye benzeyen şekilde açıldı.
Cevabı göster

Barınak, sıkıştırılmış bir biçimden kâğıt yelpazeye benzeyen şekilde açıldı.

Dilbilgisi

Kısaltılmış zaman cümleciği olarak once in orbit

Burada once, “olur olmaz” veya “olduktan sonra” anlamına gelir; “bir kez” ya da “eskiden” anlamında değildir. once in orbit, uyduların ne zaman açılacağını belirtir: yörüngeye ulaştıktan sonra. Bu ifade kısaltılmış bir zaman cümleciğidir. Anlaşılan tam biçimi once they are in orbit şeklindedir; they öznesi ve are fiili, satellites sözcüğünden açıkça anlaşıldığı için atılmıştır. Kısaltılmış ifade ile ana cümle aynı özneyi anlattığında bu kısa yapı yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “sonda yörüngeye ulaşır ulaşmaz” anlamındaki kısa ifadeyle tamamlayın: The probe will unfold its antenna ____.

Cevabı göster

once in orbit

From this point, Anlatım akışı

5:57

Bu noktadan itibaren,

we can take advantage of exponential growth, Notlar

5:58

üssel büyümeden faydalanabilir,

Anlatım akışı

From this point ile yeni bir aşamanın başlangıcını belirtme

From this point, açıklamada bir aşama sınırını belirtir. Dinleyiciye mevcut aşamayı yeni bir başlangıç noktası olarak görmesini söyler: önceki çalışmalar gerekli koşulları oluşturmuştur ve üstel büyümeyle ilgili sonraki iddia buradan hareket eder. Point burada fiziksel bir nokta veya görüş değil, bir süreç ya da akıl yürütme çizgisindeki aşama anlamına gelir. İfade, hazırlık kısmını ardından gelen sonuçlardan ayırarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Örnekte From this point dinleyiciye ne anlatıyor?

  1. Konuşmacı daha önceki bir görüşe geri dönüyor.
  2. Konuşmacı uyduların bulunduğu fiziksel bir yeri belirtiyor.
  3. Açıklama, bundan sonra gelecekler için başlangıç noktası olan yeni bir aşamaya geçiyor.
Cevabı göster

Açıklama, bundan sonra gelecekler için başlangıç noktası olan yeni bir aşamaya geçiyor.

using the energy of the existing parts of the swarm

6:00

sürünün mevcut parçalarının enerjisini kullanarak

to build more infrastructure on Mercury

6:03

Merkür'de daha fazla altyapı inşa edebilir

Kalıp ifadeler

take advantage of: fırsattan yararlanma ve birini sömürme

Burada take advantage of, elverişli bir süreçten veya koşuldan etkili biçimde yararlanmak anlamına gelir. Nesnesi exponential growth olduğu için ifade nötr ve pratiktir; birine haksız davranma anlamı taşımaz. Yapı take advantage of + isim veya -ing biçimidir. Bir planı mümkün kılan fırsatı, kaynağı veya koşulu göstermek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede take advantage of örnektekiyle aynı nötr anlamda kullanılmıştır?

  1. She warned him not to take advantage of his friend's kindness.
  2. We can take advantage of the sunny weather to dry the clothes.
  3. The scammer tried to take advantage of an elderly customer.
Cevabı göster

We can take advantage of the sunny weather to dry the clothes.

Kelime

üstel büyüme: toplama değil çarpma

Üstel büyüme, bir miktarın var olan büyüklüğüyle orantılı olarak artması demektir. Eşit zaman aralıklarında aynı çarpanla çarpılır; örneğin 2'den 4'e, ardından 8'e iki katına çıkar ve her seferinde aynı sabit miktar eklenmez. Bu cümlede mevcut parçalar daha fazla altyapı kurmak için enerji sağlar ve eklenen altyapı daha da fazla inşayı destekleyebilir. Kendi kendini güçlendiren bu süreç, üstel büyümenin burada neden önemli olduğunu açıklar.

Alıştırma

Hangi düzen üstel büyümeye örnektir?

  1. Bir kuleye her saat bir blok eklenir.
  2. Bir hücre kolonisi her saat iki kat büyür.
  3. Bir pil üç saat boyunca yüzde 80 seviyesinde kalır.
Cevabı göster

Bir hücre kolonisi her saat iki kat büyür.

and launch new panels faster and faster. Dilbilgisi

6:05

ve yeni panelleri giderek daha hızlı fırlatabiliriz.

Dilbilgisi

Hızın sürekli arttığını anlatan faster and faster

faster and faster ifadesinde karşılaştırma derecesindeki faster sözcüğü and ile bağlanarak tekrarlanır. “Karşılaştırma derecesi + and + karşılaştırma derecesi” yapısı, bir değişimin zaman içinde sürekli arttığını gösterir. Burada her yeni fırlatma bir öncekinden daha hızlı gerçekleşebilir. İfade, belirli bir şeyle yapılan tek bir karşılaştırmayı veya hızın kesin olarak ne kadar arttığını değil, devam eden bir eğilimi anlatır.

Alıştırma

Tekrarlanan karşılaştırma yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: With every round, Mia solved the puzzle ____.

Cevabı göster

faster and faster

Each panel provides the energy to build another.

6:08

Her panel bir başkasını inşa etmek için enerji sağlar.

Those two work together to build the next two.

6:11

Bu ikisi birlikte çalışarak sonraki ikiyi inşa eder.

Four become eight,

6:13

Dört sekiz olur,

eight become 16,

6:15

sekiz 16 olur,

and so on. Anlatım akışı

6:16

ve böyle devam eder.

Anlatım akışı

Açık bir düzeni devam ettiren and so on

and so on, dinleyicinin nasıl devam ettiğini çıkarabildiği bir listeyi veya diziyi bitirir. Konuşan kişi sonraki her adımı tek tek söylemek yerine aynı düzenin devam ettiğini belirtir. Bu cümlede 2, 4, 8 ve 16 sayıları ikiye katlanma düzenini kurar; dolayısıyla ifade 32, 64 ve aynı düzenden çıkan sonraki sonuçları belirtir. Öngörülebilir bilgileri düzenler; ilgisiz ek maddeler sunmaz.

Alıştırma

“Aynı açık düzen devam ediyor” anlamındaki standart ifadeyle cümleyi tamamlayın: The machine checks step 1, step 2, step 3, ____.

Cevabı göster

and so on

Within just about 60 doubling times, Kelime

6:17

Sadece yaklaşık 60 katlanma süresi içinde,

the sun would be completely surrounded by solar panels.

6:20

güneş tamamen güneş panelleriyle çevrelenmiş olurdu.

Kelime

“60 doubling times” içindeki “doubling time”

“Doubling time”, büyüyen bir miktarın iki katına çıkması için gereken süredir. Bu nedenle “60 doubling times”, her birinde toplamın bir kez ikiye katlandığı art arda 60 büyüme dönemi demektir. Bu, her yeni inşa döneminin bir öncekinden iki kat uzun sürdüğü anlamına gelmez. Bu modelde bir panel nesli, aynı ölçekte yeni bir neslin üretilmesini sağlar ve böylece üstel büyüme oluşur.

Alıştırma

Bir miktar 100’den başlıyor ve üç ikiye katlanma süresinden geçiyor. Bu modelde son değeri nedir?

  1. 800
  2. 200
  3. 300
Cevabı göster

800

And this can happen quickly.

6:23

Ve bu hızlıca gerçekleşebilir.

If a square kilometer of solar collectors takes a month to build,

6:25

Bir kilometrekarelik güneş kolektörlerinin inşası bir ay sürerse,

we could be done in a decade,

6:28

gezegen yüzeyindeki altyapımız hızla büyüyen enerji bütçesine ayak uydurabilirse

if only our infrastructure on the planet's surface

6:29

bunu on yılda tamamlayabiliriz.

can keep up with the quickly growing budget of energy. Öbek fiiller

6:32

(Önceki satırda birleştirildi)

Öbek fiiller

“Keep up with”: süregelen bir hıza ayak uydurmak

Burada “keep up with”, hızla artan bir şeye uyacak kadar hızlı gelişmek veya çalışmak anlamına gelir. Soru, altyapının enerji bütçesiyle aynı hızda büyüyüp büyüyemeyeceğidir. Bu ifade çoğu zaman bir şeyi hızı belirleyen taraf, diğerini de geride kalma riski taşıyan taraf olarak gösterir: X keeps up with Y. Yalnızca fiziksel hareket için değil; iş, teknoloji, talep, haberler veya değişim için de kullanılabilir.

Alıştırma

Fabrika şu anda talebi karşılıyor, ancak siparişler her hafta artıyor. Hıza ayak uydurmayı sürdürmesi gerektiğini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The factory must keep in touch with the rising number of orders.
  2. The factory must catch up with the rising number of orders.
  3. The factory must keep up with the rising number of orders.
Cevabı göster

The factory must keep up with the rising number of orders.

Even collecting 1% of the sun's energy

6:35

Güneşin enerjisinin %1'ini toplamak bile

is an unbelievable change in our species' energy budget. Kelime

6:38

türümüzün enerji bütçesinde inanılmaz bir değişikliktir.

Kelime

energy budget: enerji bütçesi

Bu cümlede energy budget, bir türün elde edebileceği, dağıtabileceği ve kullanabileceği toplam enerji miktarını ifade eder. Budget burada sistem düzeyinde bir benzetmedir: enerji; girdileri, dağıtımları ve harcamaları olan sınırlı bir kaynak gibi ele alınır. Paradan söz edilmez. Cümle, Güneş enerjisinin yalnızca %1'ini yakalamanın bile insanlığın kullanabileceği enerji miktarını kökten artıracağını belirtir.

Alıştırma

Cümlede our species' energy budget neyi ifade ediyor?

  1. Tek bir kişinin ihtiyaç duyduğu kalori miktarı
  2. Güneş enerjisi toplayıcıları inşa etmek için mali plan
  3. İnsanlığın erişip kullanabileceği toplam enerji miktarı
Cevabı göster

İnsanlığın erişip kullanabileceği toplam enerji miktarı

We could create the infrastructure to beam basically unlimited amounts of energy around the solar system for all sorts of projects:

6:42

Her türlü proje için güneş sistemi etrafında temelde sınırsız miktarda enerjiyi ışınlayacak altyapıyı oluşturabiliriz:

colonies on other worlds,

6:49

diğer dünyalardaki koloniler,

terraforming planets,

6:51

gezegenleri dünyalaştırmak,

constructing more megastructures,

6:52

daha fazla mega yapı inşa etmek

or even traveling to other stars.

6:54

veya hatta diğer yıldızlara seyahat etmek.

It could be the start of an interstellar civilization.

6:57

Yıldızlararası bir medeniyetin başlangıcı olabilir.

Based on physics alone, Anlatım akışı

7:01

Sadece fiziğe dayanarak,

this is not just possible, Dilbilgisi

7:03

bu sadece mümkün değil,

but easy.

7:05

aynı zamanda kolaydır.

Anlatım akışı

Based on physics alone: yalnızca fiziğe dayanarak

Based on physics alone, cümlenin başında yer alarak iddianın dayanağını ve sınırını belirleyen bir çerçevedir. “Fikri yalnızca fizik yasalarına göre değerlendirirsek” anlamına gelir. Alone, diğer kanıt türlerini veya kısıtlamaları değerlendirme dışında bırakır. Bu nedenle possible ve easy yalnızca fiziksel olasılık için geçerlidir; mühendislik zorluğu, maliyet, siyaset veya insanların iş birliği için otomatik olarak geçerli değildir.

Alıştırma

Hangi sonuç Based on physics alone ifadesinin koyduğu sınırı doğru biçimde korur?

  1. Fizik, insanların bunu hızlı ve ucuz biçimde inşa edebileceğini kanıtlıyor.
  2. Fizik kolay olduğu için siyasi ve ekonomik sorunlar da kolaydır.
  3. Fizik yasaları bunu olanaksız kılmıyor, ancak pratik engeller hâlâ bulunabilir.
Cevabı göster

Fizik yasaları bunu olanaksız kılmıyor, ancak pratik engeller hâlâ bulunabilir.

Dilbilgisi

not just possible, but easy: not just A, but B ile aşamalı vurgu

not just A, but B kalıbı hem A'nın hem B'nin doğru olduğunu söyler. A başlangıç iddiasıdır; B daha güçlü, daha şaşırtıcı veya daha önemli olduğu için asıl vurgu B'ye gelir. Bu cümlede önce possible kabul edilir, ardından easy iddiayı daha ileri taşır. Based on physics alone ifadesi iki nitelemeyi de sınırlar: easy, fizik yasalarına göre teorik olarak basit demektir; gerçek hayatta zahmetsizce inşa edilebileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Olumlu bir iddiadan daha güçlü bir iddiaya geçmek için cümleyi not just ... but kalıbıyla tamamlayın: The update is ____ useful, ____ essential.

Cevabı göster

not just · but

It's such a simple process

7:06

O kadar basit bir süreç

and such a necessary step for any species to expand beyond their home planet,

7:07

ve herhangi bir türün ana gezegeninin ötesine genişlemesi için o kadar gerekli bir adım ki

that many astronomers think

7:12

birçok astronom

there are probably Dyson spheres already out there in the Milky Way.

7:13

Samanyolu'nda muhtemelen çoktan Dyson küreleri olduğunu düşünüyor.

We haven't spotted any yet,

7:17

Henüz hiçbirini tespit etmedik,

but they could be there.

7:19

ama orada olabilirler.

It's far from certain that humanity will ever get to this point. Kalıp ifadeler

7:21

İnsanlığın bu noktaya gelip gelemeyeceği kesin olmaktan uzaktır.

Kalıp ifadeler

far from certain: güçlü belirsizlik ifade etmek

Far from certain, bir şeyin çok belirsiz olduğu anlamına gelir. Burada far from fiziksel mesafeyi değil, bir duruma derece bakımından çok uzak olmayı anlatır. Bu ifade basitçe not certain demekten daha güçlüdür, ancak impossible anlamına gelmez. Bu cümlede that ile başlayan yan cümle, garanti kabul edilemeyecek sonucu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle takımın tur atlamasının oldukça belirsiz ama yine de mümkün olduğunu söyler?

  1. It is far from certain that the team will qualify.
  2. It is impossible for the team to qualify.
  3. It is certain that the team will qualify.
Cevabı göster

It is far from certain that the team will qualify.

Our attention is too often focused on short-term political gains Kalıp ifadeler

7:25

Dikkatimiz çok sık kısa vadeli siyasi kazançlara

and conflicts that will not matter in the long run. Deyimler

7:28

ve uzun vadede önemli olmayacak çatışmalara odaklanıyor.

Kalıp ifadeler

kısa vadeli siyasi kazanımlar

Burada short-term political gains, bir siyasetçinin, partinin veya hükümetin hemen elde ettiği avantajları anlatır. Halk desteğinin artması, etkinin güçlenmesi veya rakiplere karşı daha güçlü bir konum bunlara örnektir. Gains yalnızca para anlamına gelmez ve ifade sadece seçim kazanmaktan daha geniştir. İfade, yakın dönemdeki bu getirileri çok daha uzun bir dönemde önemli olacak etkilerle karşılaştırır. Çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır: kararlar veya dikkat, kalıcı toplumsal sonuçlardan çok şu anda siyasi yarar sağlayan şeyler tarafından yönlendirilmektedir.

Alıştırma

Cümleyi siyasi destek veya güç bakımından anlık avantaj anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: The leaders ignored lasting reform and chased ____.

Cevabı göster

short-term political gains

Deyimler

uzun vadede

In the long run, anlık koşullar ve geçici etkiler geçtikten sonra sonuçları uzun bir dönem üzerinden değerlendirmek anlamına gelir. Bu cümlede, günümüzdeki çatışmaların önemini yitireceği söylenen zaman perspektifini gösterir. İfade deyimseldir: run burada fiziksel olarak koşmak değil, bir zaman aralığı veya zamanın akışı anlamındadır. Şimdi önemli görünen şeylerle daha sonra önemli olacak şeyleri karşılaştırmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Şimdiki bir maliyeti çok daha uzun bir dönemdeki yararla karşılaştırmak için en uygun cümle sonunu seçin: The new insulation is expensive today, but it will save us money...

  1. at the moment
  2. in the end
  3. in the long run
Cevabı göster

in the long run

But if we survive the challenges we've set ourselves, Kalıp ifadeler

7:31

Ancak kendimize koyduğumuz zorluklardan sağ çıkarsak,

Kalıp ifadeler

kendi önümüze koyduğumuz zorluklar

We've set ourselves ilgi cümleciğinde eksik olan nesneyi challenges öncülü sağlar. Düşünceyi normal söz dizimine çevirince We have set ourselves these challenges olur. Set yourself a challenge kalıbı, kişinin kendisi için zor bir hedef seçmesi anlamına gelir. Burada insanlar bu zorlukları kendileri yaratmış ya da seçmiştir; yalnızca başkasının dayattığı zorluklarla karşılaşmıyorlardır. Bağlam içinde bu ifade, sorunların ortaya çıkmasında insan seçimlerinin de payı olduğunu düşündürebilir.

Alıştırma

Hangi cümle grubun kendi zor hedefini seçtiği anlamına gelir?

  1. We were set a challenge by our teacher.
  2. We faced a challenge while designing the robot.
  3. We set ourselves a challenge to design a working robot in two weeks.
Cevabı göster

We set ourselves a challenge to design a working robot in two weeks.

we could potentially become the first species in the universe

7:34

evrende bir yıldızın boyutunda bir yapı oluşturan

to create a structure with the scope of a star.

7:37

ilk tür olma potansiyeline sahip olabiliriz.

If we do it,

7:41

Eğer yaparsak,

the only limitation left Anlatım akışı

7:42

geriye kalan tek sınırlama

will be our own imagination.

7:44

kendi hayal gücümüz olacak.

Anlatım akışı

geriye kalan tek sınır kendi hayal gücümüz olacak

Bu cümle, sonuçta odağı tek bir noktaya daraltır. The only limitation left diğer sınırları odaktan çıkarırken our own imagination, konuşmacı büyük dış zorlukları ele aldıktan sonra içsel bir sınır ortaya koyar. Bu, iyimser ve retorik bir sonuçtur: duygusal etkiyi yükseltir ve dinleyiciye olasılıklarla ilgili akılda kalıcı bir görüntü bırakır. Fiziksel, mali veya toplumsal sınırların tamamen ortadan kalkacağının gerçek anlamda kanıtı olarak okunmamalıdır.

Alıştırma

Konuşmacı “the only limitation left will be our own imagination” sözüyle esas olarak neyi başarır?

  1. Dikkati dış sınırlardan insan yaratıcılığına çeken, iyimser ve akılda kalıcı bir iddiayla bitirir.
  2. Yeni mühendislik sorunlarının ayrıntılı bir listesini sunmaya başlar.
  3. Bütün fiziksel ve toplumsal kısıtlamaların zaten ortadan kalktığını kanıtlar.
Cevabı göster

Dikkati dış sınırlardan insan yaratıcılığına çeken, iyimser ve akılda kalıcı bir iddiayla bitirir.