Neden Herkesi Sevebiliriz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Video, romantik çekimi daha zahmetli bir sevgiyle karşılaştırıyor: kusurların ötesine bakmak ve makul ölçütlerden vazgeçmeden insanca davranmak. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Irrespective of whether — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki olasılığı kenara koyup her ikisinde de geçerli bir sonuç kurmayı öğrenin; dengeli savlar için yararlıdır. 2. At the heart of — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir düşüncenin temel ilkesini gösterin ve bir sorunun, inancın ya da ilişkinin özünü tanımlayın. 3. stand to discover — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: garantili sonuç yerine koşullu bir olasılık belirtin; muhtemel keşif, kazanç veya riskleri anlatın.
Bu derste
Irrespective of whether you consider Jesus a popular itinerant preacher or the Son of God, Notlar
0:00İsa'yı ister popüler bir gezici vaiz, ister Tanrı'nın Oğlu olarak görün,
Irrespective of whether: seçenekleri bir kenara bırakmak
“Irrespective of whether”, “hangi olasılığın doğru olduğundan etkilenmeden” anlamına gelir. Ardından gelen ana sonucu değiştirmeyen bir koşulu veya görüş ayrılığını sunar. Bu cümlede whether, or ile bağlanan iki seçeneği ortaya koyar: İsa’yı popüler bir gezgin vaiz ya da Tanrı’nın Oğlu olarak görmek. Bu ifade, ana noktaya geçmeden önce dinleyiciden bu farkı bir kenara bırakmasını ister.
Alıştırma
Cümleyi irrespective ile kurulan üç sözcüklü resmî yapıyla tamamlayın: ____ the board approves the proposal, the safety rules will still apply.
Cevabı göster
Irrespective of whether
Itinerant preacher: yer yer dolaşan bir vaiz
An itinerant preacher, tek bir cemaate ya da yere bağlı hizmet etmek yerine vaaz vermek için bir yerden başka bir yere giden kişidir. Itinerant, tekrarlanan yer değiştirme düzenini; preacher ise dinî rolü belirtir. Cümlede bu ifade, İsa’yı ilahi olmayan tarihsel bir kişi olarak tanımlayan bakış açısını sunar. Din hakkında konuşan sıradan bir turist anlamına gelmez.
Alıştırma
Tek bir yerde hizmet etmek yerine topluluklar arasında düzenli olarak seyahat eden dinî bir konuşmacıyı en iyi hangi İngilizce ifade tanımlar?
- a resident pastor
- an itinerant preacher
- a sightseeing tourist
Cevabı göster
an itinerant preacher
there's a very odd thing about his views on love.
0:06onun aşk hakkındaki görüşlerinde çok tuhaf bir şey vardır.
He not only spoke a great deal about love, Dilbilgisi
0:10Aşk hakkında sadece çok fazla konuşmakla kalmamış,
he went on to advocate that we should love some highly surprising people. Öbek fiiller
0:12son derece şaşırtıcı bazı insanları sevmemiz gerektiğini de savunmuştur.
not only: daha güçlü bir ikinci nokta eklemek
Not only, dinleyiciye ilk olgunun anlatılmak istenenlerin tamamı olmadığını bildirir. Bu cümlede önce sevgiden uzun uzun söz etmesi verilir; sonraki cümlecik ise daha güçlü ve şaşırtıcı noktayı ekler: beklenmedik insanları sevmeyi savunmuştur. but also sözcüklerinin aynen kullanılması şart değildir. Sonraki cümlecik ek bilgiyi açıkça veriyorsa not only X; Y kalıbı kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi not only ile tamamlayın: The new app is ____ fast; it is also easy to use.
Cevabı göster
not only
went on to advocate: yeni bir sonraki adıma geçmek
Go on to + fiilin yalın hâli, daha önceki farklı bir eylemi bitirdikten veya ondan söz ettikten sonra başka bir şey yapmak demektir. Burada önce sevgiden söz etmiş, sonra da bir sonraki aşamaya geçerek insanların beklenmedik kişileri sevmesi gerektiğini savunmuştur. Went, go fiilinin geçmiş zaman biçimidir; advocate ise bir fikri kamuya açık biçimde desteklemek veya önermek anlamına gelir. Sıralama, önceki eylemden sonra yeni eylemi anlatan went on to + fiilin yalın hâli şeklindedir.
Alıştırma
Maya önce sorunu anlattı, ardından uygulanabilir bir çözümü kamuya açık biçimde desteklemeye geçti. Bu sıralamaya hangi cümle uyar?
- Maya went on advocating a practical solution.
- Maya went on to advocate a practical solution.
Cevabı göster
Maya went on to advocate a practical solution.
At one point, described in chapter seven of Luke's gospel,
0:17Luka İncili'nin yedinci bölümünde anlatılan bir olayda,
Jesus goes to a dinner party and a local prostitute turns up, Öbek fiiller
0:20İsa bir akşam yemeğine gider ve yerel bir fahişe çıkagelir,
turns up: gelmek veya ortaya çıkmak
Bu cümlede turns up, birinin akşam yemeğine gelmesi veya orada ortaya çıkması anlamındadır. Çoğu zaman gelişin beklenmediğini sezdirir; buradaki anlatıda da durum böyledir. Bu anlamda turn up geçişsiz bir öbek fiildir: gelen kişi öznedir; Someone turned up at the door. cümlesinde olduğu gibi. turn up the volume örneğindeki gibi bir ayarı yükseltmek anlamına gelmez; o kullanım nesne alır.
Alıştırma
Hangi cümlede turn up gelmek veya ortaya çıkmak anlamındadır?
- Rina turned up her collar against the wind.
- Rina turned up the volume so everyone could hear.
- Rina turned up at the club meeting without an invitation.
Cevabı göster
Rina turned up at the club meeting without an invitation.
much to the disgust of his hosts. Kalıp ifadeler
0:24bu da ev sahiplerinde büyük bir tiksinti uyandırır.
much to the disgust of: güçlü bir tiksinti tepkisi ifade etmek
Much to the disgust of his hosts, olanların ev sahiplerinde çok güçlü bir tiksinti yarattığını belirtir. Bu ifade, anlatıcının hikâyeyi sürdürürken ev sahiplerinin tepkisini kısa ve öz biçimde araya eklemesini sağlar. Kalıp much to + the + duygu adı + of + kişi veya grup şeklindedir. Much tepkinin şiddetini artırır; to ise yön değil, olayın doğurduğu duygusal sonucu gösterir. Disgust, basit bir hoşnutsuzluk veya rahatsızlıktan çok daha güçlüdür.
Alıştırma
Hangi cümle much to + the + duygu adı + of + kişi kalıbını doğru kullanır?
- The chef ignored the allergy warning to disgust the diners on purpose.
- The chef ignored the allergy warning because the diners were disgusted.
- The chef ignored the allergy warning, much to the disgust of the diners.
Cevabı göster
The chef ignored the allergy warning, much to the disgust of the diners.
But Jesus is friendly and sweet and defends her against everyone else's criticism.
0:26Ancak İsa samimi ve tatlıdır; herkesin eleştirisine karşı onu savunur.
he insists that at heart she is a very good person. Deyimler
0:33özünde onun çok iyi bir insan olduğunda ısrar eder.
at heart: birinin gerçek iç doğası
At heart, “birinin gerçek veya temel doğasında” anlamına gelir. Burada kadının nasıl göründüğüne ya da başkalarının onu nasıl değerlendirdiğine rağmen konuşanın, onun temelde iyi bir insan olduğuna inandığını belirtir. Bu deyim, kişinin iç karakterini, değerlerini veya gerçek tutumunu dışarıdan görünen davranışları, itibarı ya da koşullarıyla sık sık karşı karşıya getirir. Fiziksel kalbi ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi “gerçek doğasında” anlamına gelen iki kelimelik deyimle tamamlayın: Leo acts tough, but he is gentle ____.
Cevabı göster
at heart
There's another story in Matthew chapter 8 where Jesus is approached by a man with leprosy.
0:38Matta'nın 8. bölümünde İsa'ya cüzzamlı bir adamın yaklaştığı başka bir hikaye daha vardır.
reaches out his hand: eli fiziksel olarak uzatmak
Reaches out his hand, “elini vücudundan dışarı doğru uzatır” anlamına gelir. İyelik belirleyicisi his, hareket eden elin kime ait olduğunu gösterir; özne değiştiğinde my, your, her, our veya their olur. Bu yapı, gözle görülen fiziksel bir hareketi anlatır. Ardından reach out your hand toward the rail örneğindeki gibi yön veya amaç gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi reach out one's hand yapısının geçmiş zaman biçimiyle ve Daniel'a uygun zamirle tamamlayın: To greet the nervous child, Daniel ____ and waited for a high five.
Cevabı göster
reached out his hand
here is someone in Jesus's eyes entirely deserving of closeness and kindness. Deyimler
0:51İsa'nın gözünde o, yakınlığı ve şefkati tamamen hak eden biridir.
in Jesus's eyes: yargı kime ait
“in Jesus's eyes” ifadesi “İsa'nın yargısına veya bakış açısına göre” anlamına gelir. “entirely deserving of closeness and kindness” değerlendirmesinin kime ait olduğunu gösterir; fiziksel olarak gözlerin içinde bulunan bir şeyden söz etmez. “in + iyelik biçimi + eyes” kalıbını kullanarak bir değerlendirmeyi nesnel bir gerçek değil, belirli bir kişinin görüşü olarak sunabilirsiniz: “In Maya's eyes, the choice was brave.”
Alıştırma
“In the coach's eyes, steady effort mattered more than natural talent,” cümlesinde “in the coach's eyes” ne işe yarar?
- Çabanın fiziksel olarak antrenörün gözlerinin içinde göründüğünü söyler.
- Konuşanın durumu antrenörün yaşamı üzerinden deneyimlediği anlamına gelir.
- Yargının kaynağının antrenör olduğunu belirtir.
Cevabı göster
Yargının kaynağının antrenör olduğunu belirtir.
Jesus conspicuously argues that tax collectors, thieves, and adulterers
0:59İsa, vergi mültezimlerinin, hırsızların ve zina yapanların
are never to be thought of as outside the circle of love. Öbek fiiller
1:03asla sevgi çemberinin dışında düşünülmemesi gerektiğini açıkça savunur.
In a similar vein: bağlantılı bir nokta eklemek
“In a similar vein”, “benzer bir düşünce çizgisi boyunca” veya “aynı genel tema üzerinde” anlamına gelen bir geçiş ifadesidir. Burada sonraki iddianın bağlantılı kanıtlar sunarak önceki fikri sürdürdüğünü gösterir. Bu bağlayıcı fikirler arasındaki ilişkiyi düzenler: ikinci nokta, akıl yürütme veya tema bakımından bağlantılıdır ancak ilkinin birebir kopyası olmak zorunda değildir. Vein burada gerçek anlamda damar değil; tarz, eğilim veya düşünce çizgisi anlamında kullanılan bir benzetmedir.
Alıştırma
Aynı genel tema üzerine bağlantılı bir noktayı sunan, bu dersteki dört sözcüklü bağlayıcıyı tam biçimiyle yazarak cümleyi tamamlayın: “The library has added more study tables. ____, it now stays open later during exams.”
Cevabı göster
In a similar vein
to be thought of as: edilgen bir sınıflandırma yapısı
“Think of A as B”, “A’yı B olarak görmek veya sınıflandırmak” anlamına gelir. Edilgen “A is thought of as B” yapısında odak A olur; bu değerlendirmeyi kimin yaptığı belirtilmeyebilir. Burada “to be thought of as outside the circle of love” ifadesi “never” ile olumsuzlanır: bu insanlar sevginin dışında bırakılmış kişiler olarak görülmemelidir. Bu yapıda “think of”, “hatırlamak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “think of A as B” yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: In our club, every new member is ____ part of the team.
Cevabı göster
thought of as
the foremost medieval thinker Thomas Aquinas defined what Jesus was getting at Öbek fiiller
1:10önde gelen Orta Çağ düşünürü Thomas Aquinas, İsa'nın
was getting at: amaçlanan anlam
Bu bağlamda “get at”, “ifade etmeyi amaçlamak” veya “asıl anlam olarak işaret etmek” demektir. Geçmişte devam eden zaman yapısındaki “was getting at”, İsa’nın sözleri aracılığıyla aktarmak istediği noktayı sunar; Aquinas da bu temel düşünceyi belirler. Yüzeydeki sözler bütün noktayı doğrudan belirtmediğinde bu anlamı kullanın. “What someone is getting at”, kişinin sizin anlamanızı istediği mesaj veya sonuçtur.
Alıştırma
“What are you getting at?” sorusunda “getting at” ne anlama gelir?
- Hangi nesneyi almaya çalışıyorsun?
- Hangi yere ulaşmaya çalışıyorsun?
- Aslında ne söylemeye çalışıyorsun?
Cevabı göster
Aslında ne söylemeye çalışıyorsun?
in this way of talking about love. He wrote, "The person who truly understands love
1:14aşk hakkında bu şekilde konuşarak ne demek istediğini tanımlamıştır. Şöyle yazmıştır: "Aşkı gerçekten anlayan kişi
In other words, true love isn't specific in its target. Anlatım akışı
1:22Diğer bir deyişle, gerçek aşk hedefine özgü değildir.
Yeniden ifade etme işareti olarak “In other words”
“In other words”, dinleyiciye sonraki ifadenin önceki düşünceyi daha açık veya daha doğrudan bir şekilde yeniden anlatacağını bildirir. Burada “true love isn't specific in its target”, gerçek sevginin herhangi birine yönelebileceği yönündeki önceki düşünceyi açıklığa kavuşturur. Bu ifade iki cümle arasında anlam eşdeğerliği kurar: ikinci cümle, birincinin temel anlamını korur. Normalde ayrı bir gerekçe, örnek veya yeni bir iddia sunmaz. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir.
Alıştırma
İkinci cümlenin ilk cümleyi yeniden ifade ettiğini en iyi gösteren bağlaç hangisidir? The form must be submitted no later than Friday. Friday is the final day to submit the form.
- In addition
- In other words
- For example
Cevabı göster
In other words
Aşırı dikkat için “fixate on”
“Fixate on”, dikkati tek bir şeye gereğinden fazla yoğun veya dar bir biçimde yöneltmeye devam etmek anlamına gelir ve bu durum çoğu zaman yararsızdır. Bu cümlede “doesn't fixate on particular qualities”, gerçek sevginin belirli özelliklere yönelik aşırı bir ilgiyle sınırlanmadığı anlamındadır. Yapı fixate on + isim, zamir veya -ing biçimidir. İfade genellikle olumsuz bir değerlendirme taşır: kişi dikkatini o nesneden kolayca uzaklaştıramaz.
Alıştırma
Cümleyi fixate fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatıyla tamamlayın: During the whole meeting, he ____ one tiny formatting error.
Cevabı göster
fixated on
even and in a way especially its less appealing examples. Anlatım akışı
1:31hatta ve bir bakıma bilhassa daha az çekici örneklerine.
even and in a way especially: iki aşamalı vurgu
Bu ifade dizisi vurguyu iki aşamada kurar. even, daha az çekici örnekleri şaşırtıcı gelebilecek bir durum olarak kapsama alır. Ardından and in a way especially vurguyu yeniden ayarlar: bu örnekler yalnızca kapsama alınmaz; belirli bir açıdan diğerlerinden daha önemlidir. in a way, especially ifadesini yumuşatır ve iddiayı sınırsız bir yargı olmaktan çıkarıp belirli bir bakış açısıyla sınırlar. Konuşmacı düşüncesini konuşurken netleştirdiği için bu sözcükleri birbiriyle çelişen ayrı bağlayıcılar olarak değil, tek bir ilerleyiş olarak anlayın.
Alıştırma
“The policy helps everyone, even and in a way especially people with little experience.” cümlesinde even and in a way especially ne yapar?
- Cümleyi düzelterek az deneyimli insanları gruptan çıkarır.
- Az deneyimli insanların kapsandığını ancak diğerlerinden daha önemli olmadığını söyler.
- Önce az deneyimli insanları şaşırtıcı olabilecek bir durum olarak kapsar, ardından onları belirli bir açıdan özellikle önemli gösterir.
Cevabı göster
Önce az deneyimli insanları şaşırtıcı olabilecek bir durum olarak kapsar, ardından onları belirli bir açıdan özellikle önemli gösterir.
Today, this can sound like a deeply strange notion of what love is.
1:35Bugün bu, aşkın ne olduğu konusunda son derece tuhaf bir fikir gibi gelebilir.
For our background ideas about love tend to be closely tied to a dramatic experience, Kalıp ifadeler
1:40Zira aşk hakkındaki temel fikirlerimiz, genellikle dramatik bir deneyimle,
tend to be closely tied to: güçlü bağlantıyı temkinli biçimde ifade etmek
tend to be closely tied to iki anlamı birleştirir. tend to be, mutlak bir kuralı değil, genel bir eğilimi belirtir. be closely tied to ise bir fikir ya da olgunun başka biriyle güçlü bir bağlantısı olduğunu söyler. İfade bir bütün olarak bağlantı hakkında temkinli bir iddia kurar. Tek başına bir şeyin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz ve tied burada fiziksel değil, mecaz anlamdadır.
Alıştırma
Güçlü ancak evrensel olmayan bir bağlantıyı temkinli biçimde anlatan ifadeyi seçin: Cultural habits ____ local history.
- must be caused by
- tend to be closely tied to
- have nothing to do with
Cevabı göster
tend to be closely tied to
That is, finding one very specific person immensely attractive,
1:48Bu da çok belirli bir kişiyi son derece çekici,
exciting, and free of any failings or drawbacks.
1:52heyecan verici ve herhangi bir kusur ya da eksikten yoksun bulmak demektir.
a response to an overt perfection of another person.
1:57bir başkasının bariz mükemmelliğine verilen bir tepkidir.
a very important aspect of love is being pushed to the fore in Jesus's vision. Deyimler
2:05İsa'nın vizyonunda sevginin çok önemli bir yönü ön plana çıkarılmaktadır.
being pushed to the fore: Bir Şeyi Ön Plana Çıkarmak
being pushed to the fore ifadesinde fore, ön tarafı veya en görünür konumu belirtir. Edilgen yapı, bir konu, nitelik ya da düşüncenin özellikle belirgin hâle getirildiğini anlatır; bir şeyin fiziksel olarak bir yere itilmesini anlatmaz. Bu cümlede aşırı örnekler, sevginin önemli bir yönünü daha belirgin hâle getiriyor. Daha genel olarak ifade, bir şeyin ilgi veya tartışmanın merkezine gelmekte olduğunu gösterir.
Alıştırma
“The new evidence pushed safety to the fore,” cümlesi ne anlama gelir?
- Güvenliğe artık izin verilmiyordu.
- Güvenlik başlıca odak hâline geldi.
- Güvenlik fiziksel olarak bir odanın önüne taşındı.
Cevabı göster
Güvenlik başlıca odak hâline geldi.
that is, we don't have to believe there's an afterlife
2:12Hıristiyan olmamıza, yani ölümden sonra yaşama inanmamıza
don't have to be Christian: Bir Zorunluluk Değil
Don't have to + fiilin yalın hâli, bir şeyin gerekli veya zorunlu olmadığını belirtir. Seçim ya da olasılık açık kalır; kişi bunu yine de yapabilir veya belirtilen tanıma uyabilir. Bu cümlede don't have to be Christian, bu düşünceden yararlanmanın koşulları arasından Hristiyan olma şartını kaldırır. Hristiyan olmanın yasak veya istenmeyen olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle kravat takmanın isteğe bağlı olduğunu belirtir?
- You mustn't wear a tie.
- You can't wear a tie.
- You don't have to wear a tie.
Cevabı göster
You don't have to wear a tie.
the outwardly unappealing surface of another human
2:22başka bir insanın dıştan itici gelen yüzeyinin ötesini görme
…nın özünde … vardır
At the heart of X, X’in en merkezi ve en temel kısmında olmak anlamına gelir. Buradaki heart mecazidir: Cümle, görünüşün ardındaki kişiyi anlama çabasını bu tür sevgiyi tanımlayan özellik olarak sunar. Önce At the heart of X, ardından is ve özne olan an effort gelir. At the heart of X is Y biçimindeki bu öne alınmış yapı, Y’yi temel unsur olarak vurgular. Normal sıralama da kullanılabilir: Y is at the heart of X.
Alıştırma
Cümleyi “en merkezi ve temel kısım” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Trust is ____ a healthy friendship.
Cevabı göster
at the heart of
Dışarıdan çekici görünmeyen yüzeyin ötesini görmek
See beyond X, yargıyı X’te durdurmayıp daha derin bir gerçeği fark etmek anlamına gelir. Buradaki outwardly unappealing surface, bir insanın ilk görünen izlenimini anlatan bir mecazdır; önemli olan içerideki kişidir. Outwardly, unappealing sözcüğünü niteler: Kişi dışarıdan çekici görünmeyebilir, ancak bu görünüş gerçeğin tamamı olarak sunulmaz. Yeniden kullanılabilen see beyond + görünüş, ilk izlenim, etiket veya sorun kalıbı, hemen görünenin ötesindekileri değerlendirmeyi anlatır.
Alıştırma
“Maya tried to see beyond the applicant’s nervous first impression,” cümlesinde see beyond the applicant’s nervous first impression ne anlama gelir?
- Başvuru sahibinin arkasındaki bir yere geçmek.
- Başvuru sahibinin söylediği her şeyi görmezden gelmek.
- Başvuru sahibini yalnızca ilk izlenime göre yargılamak yerine daha derin niteliklerini değerlendirmek.
Cevabı göster
Başvuru sahibini yalnızca ilk izlenime göre yargılamak yerine daha derin niteliklerini değerlendirmek.
is the emotional, imaginative labor that's required to peer behind an off-putting facade. Deyimler
2:33itici bir dış görünüşün arkasına bakmak için gereken duygusal, yaratıcı emektir.
What we know as X is Y tanım kalıbı
What we know as the work of love bölümü, kaynaşmış bir ilgi yan tümcesidir; buna isim işlevli ilgi yan tümcesi de denir. “Bizim sevginin emeği dediğimiz kavram” anlamına gelir ve yan tümcenin tamamı is fiilinin öznesidir. Buradaki what bir soru başlatmaz. What we know as X is Y kalıbı önce bir kavrama bilinen X adını verir, ardından onu Y ile tanımlar veya yeniden yorumlar. Buradaki work, birini sevmenin gerektirdiği duygusal ve hayal gücüne dayalı çabayı ifade eder; ücretli bir iş değildir.
Alıştırma
Bir terimi tanımlamak için What we know as X is Y kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- What we know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.
- We know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.
- What do we know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.
- What we know stage fright is as the fear of performing in front of an audience.
Cevabı göster
What we know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.
peer behind an off-putting facade: itici dış görünüşün ardına bakmak
Burada peer, “dikkatle bakmak” veya “görmek için çaba göstermek” anlamında bir fiildir. Behind mecazidir: Konuşan kişi fiziksel bir nesnenin arkasına bakmıyor, birinin yüzeydeki davranışının neyi gizlediğini anlamaya çalışıyor. Facade sözcüğü gerçek anlamıyla bir binanın ön cephesidir; mecazi olarak ise duyguları veya güdüleri örten dış imajdır. Bu nedenle off-putting facade, yüzeydeki itici davranışı; peer behind it ise ilk izlenimin ötesine dikkatle bakmayı anlatır.
Alıştırma
“Maya seemed cold, but I tried to peer behind the facade,” cümlesinde konuşan kişi ne yapmaya çalıştı?
- Maya’nın evinin ön duvarını incelemek.
- Maya’nın dış tavrının gizlediği duyguları anlamak.
- Maya’ya bakmaktan kaçınmak.
- Maya’dan yüzünü değiştirmesini istemek.
Cevabı göster
Maya’nın dış tavrının gizlediği duyguları anlamak.
Our minds tend fiercely to resist such a move.
2:40Zihnimiz böylesi bir hamleye karşı şiddetle direnme eğilimindedir.
They follow well-worn grooves that feel familiar and justified. Deyimler
2:43Tanıdık ve haklı hissettiren aşınmış alışkanlıkların izinden giderler.
follow well-worn grooves: yerleşmiş düşünce kalıpları
Bu cümlede follow well-worn grooves, düşüncenin tanıdık kalıplar boyunca ilerlemesini anlatan bir benzetmedir. Groove, bir yüzeyde aşınmayla oluşan oluktur; bu nedenle oluğa giren bir şey aynı yönde ilerlemeye devam etme eğilimindedir. Well-worn, tekrar tekrar kullanılmanın bu zihinsel yolları tanıdık ve kolayca haklı görülebilir hâle getirdiğini gösterir. Bu imge yalnızca alışkanlıklara sahip olmayı değil, kalıbın yerleşmiş olmasını ve alternatif düşünme biçimlerini fark etmeyi zorlaştırmasını anlatır.
Alıştırma
Örnekteki follow well-worn grooves ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?
- İnsanların düşünceleri, tekrar yoluyla oluşmuş tanıdık kalıplarda ilerler.
- İnsanlar haklı göründüğü için tamamen yeni bir fikir seçer.
- İnsanlar bir yargıya varmadan önce dikkatle fiziksel bir yol yapar.
Cevabı göster
İnsanların düşünceleri, tekrar yoluyla oluşmuş tanıdık kalıplarda ilerler.
see A as B: A'yı B olarak değerlendirmek veya yorumlamak
See A as B, A'yı B olarak değerlendirmek, anlamak veya sınıflandırmak demektir. Burada see gözle görmeyi değil, zihinsel bir yargıyı anlatır: them A'dır, horrible ise B değerlendirmesidir. Kalıp see + nesne + as + tanım veya kategori biçimindedir. B, see them as horrible örneğindeki gibi bir sıfat ya da see the delay as a problem örneğindeki gibi bir isim öbeği olabilir. Bu yapı, bir kişinin başka bir kişiye, eyleme veya fikre yüklediği yorumu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi see A as B kalıbıyla tamamlayın: The coach ____ each mistake ____ a chance to learn.
Cevabı göster
sees · as
The thought they might themselves be hurting inside feels weird. Dilbilgisi
2:51Kendilerinin de içten içe acı çekiyor olabileceği düşüncesi tuhaf gelir.
they might themselves be hurting ifadesindeki vurgulu themselves
they might themselves be hurting inside ifadesinde might olasılık bildirir, be hurting ise sürmekte olan bir durumu anlatır. Cümle, onların acı çektiğini kesin olarak öne sürmez. Dönüşlülük zamiri themselves, they'e gönderimde bulunarak özneyi vurgular: söz konusu kişilerin kendileri de acı çekiyor olabilir. Burada themselves, hurting fiilinin nesnesi değildir. Onu öznenin yanına taşımak vurgunun yerini değiştirir, ancak temel ilişkiyi değiştirmez: they themselves might be hurting.
Alıştırma
Cümleyi might ve özneye gönderimde bulunan vurgulu dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Even the people who seem fearless ____ be feeling afraid.
Cevabı göster
might themselves
there might well be many touching things about them deep down. Dilbilgisi
3:00pek çok dokunaklı şey olabileceğini kabul etmekte çok zorlanırız.
Oldukça makul bir olasılık için there might well be kullanımı
there might well be kalıbı, bir şeyin var olabileceğini belirtir. There varlık düşüncesini ortaya koyar, might iddiayı belirsiz tutar, well konuşanın bu olasılığı oldukça makul gördüğünü gösterir ve be sonrasında var olabilecek şey gelir. Burada well, ‘iyi bir şekilde’ anlamına gelmez. Might well bir olasılığı makul veya oldukça muhtemel olarak sunar, ancak yine de kesinlik bildirmez.
Alıştırma
Işıklar açık ve müzik çalıyor. Hangi cümle, içeride birinin bulunmasını tarafsız bir olasılık veya kesin bir sonuç yerine güçlü ve makul bir olasılık olarak sunar?
- There must be someone inside.
- There might be someone inside.
- There might well be someone inside.
Cevabı göster
There might well be someone inside.
if they keep losing their job or acquire a habit of drinking too much
3:07işini sürekli kaybederse veya çok fazla içme alışkanlığı edinirse
we're somehow tempted to hold them responsible for their misfortunes. Kalıp ifadeler
3:12bir şekilde talihsizliklerinden dolayı onları sorumlu tutma eğilimi gösteririz.
hold someone responsible for something: birini bir şeyden sorumlu tutmak
hold someone responsible for something kalıbında hold, “elde tutmak” değil, “yargılamak veya öyle kabul etmek” anlamına gelir. İfade, bir kişinin bir olay, sonuç veya sorun konusunda sorumlu ya da kusurlu görüldüğünü anlatır. Nesne, hold ile responsible arasına gelir; for ise sorumluluğun ilgili olduğu şeyi belirtir: hold + kişi + responsible for + konu. Bu cümlede them, talihsizlikleri yaşayan kişileri ifade eder. Yazar burada insanların acı çeken kişileri kendi talihsizlikleri yüzünden suçlama eğiliminde olduğunu söylüyor. Bu ifade söz konusu yargıyı eleştirel biçimde anlatır; o kişilerin olaylara neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi hold someone responsible for something kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: After the investigation, the board decided to ____ the contractor ____ the safety failures.
Cevabı göster
hold · responsible for
It takes a deliberate, taxing effort of the mind Dilbilgisi
3:16Zihni bu derinden yerleşmiş tepkilerden uzaklaştırmak
to move ourselves off these deeply established responses.
3:19bilinçli ve yorucu bir çaba gerektirir.
It takes + isim + to do something yapısı
It takes ... to ... yapısındaki it biçimsel bir öznedir; belirli bir şeyi ifade etmez. takes sonrasındaki isim öbeği, bir eylem için gereken zaman, çaba, cesaret, para veya başka bir kaynağı belirtir. to ile başlayan mastar, bu kaynağı gerektiren eylemi gösterir: It takes + kaynak + to do something. Bu cümlede a deliberate, taxing effort gereken kaynaktır; to move ourselves off these deeply established responses ise zor olan eylemdir.
Alıştırma
Cümleyi It takes + noun + to do something yapısı ve finish fiiliyle tamamlayın: ____ two days ____ the repair.
Cevabı göster
It takes · to finish
To do so might mean taking an unappealing-looking person
3:22Bunu yapmak, çekici görünmeyen bir kişiyi ele alıp,
and trying to imagine them, say, as a young child, Dilbilgisi
3:26örneğin onu küçük bir çocuk olarak,
imagine them ... as a young child: birini başka bir rolde hayal etmek
Bir nesneyi belirli bir rol veya durumda zihinde canlandırmak için imagine + nesne + as + rol/durum yapısını kullanın. Burada them hayal edilen kişiyi, as a young child ise o kişinin hayal edilen hâlini belirtir; kişinin şu anda gerçekten çocuk olduğu söylenmez. Araya giren say, “örneğin” anlamındadır. Yalnızca olası bir görüntü sunar; “söylemek” anlamındaki ana fiil değildir.
Alıştırma
imagine A as B yapısındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: Imagine the unused classroom ____ a music studio.
Cevabı göster
as
unselfconsciously playing on their bedroom floor.
3:29yatak odasının zemininde kendinden geçmiş bir halde oynarken hayal etmeye çalışmak anlamına gelebilir.
overcome by a passionate love for this new little life. Kalıp ifadeler
3:37hayal etmeye çalışabiliriz.
overcome by a passionate love: yoğun bir sevgiye kapılmak
Overcome by + güçlü bir duygu, kişinin bu duygudan çok derin biçimde etkilenmesini ve duygunun kontrolü ele geçirmiş gibi görünmesini anlatır. Bu cümlede a passionate love, hayal edilen annenin içini tamamen doldurur; overcome, başka bir kişinin onu yenmesi anlamına gelmez. Overcome by a passionate love, bebeği tutan kişiyi açıklayan ek bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. “being overcome by a passionate love” veya “who was overcome by a passionate love” biçiminde genişletilebilir.
Alıştırma
“After the rescue, Lena was overcome by relief,” cümlesinde overcome by relief ne anlama gelir?
- Neden rahatladığını sakince açıkladı.
- Rahatlama duygusu onu çok güçlü biçimde etkiledi.
- Rahatlama duygusunu yendi.
Cevabı göster
Rahatlama duygusu onu çok güçlü biçimde etkiledi.
passed out: bilincini kaybetmek
Burada passed out, “bilincini kaybetti” anlamına gelir. Yakındaki drunk sözcüğü bu yorumu açıkça destekler: kişi uyanık değildi ve tepki veremiyordu. Pass out bir phrasal verb’dür. Bu anlamda genellikle doğrudan nesne almaz: bir kişi passes out; bunun nedeni alkol, sıcak, ağrı veya şok olabilir.
Alıştırma
“Nora felt dizzy and passed out,” cümlesinde passed out ne anlama gelir?
- Bir şey dağıttı.
- Bilincini kaybetti.
- Okulu bitirdi.
Cevabı göster
Bilincini kaybetti.
We might see a furious person in a restaurant violently complaining
3:46Bir restoranda domates sosunun tabağının yanlış tarafında olduğundan
that the tomato sauce is on the wrong side of their plate.
3:50şiddetle şikayet eden öfkeli bir kişi görebiliriz.
But rather than condemn and feel superior, Dilbilgisi
3:53Ancak onu kınamak ve üstünlük hissetmek yerine,
rather than condemn and feel superior: bir eylemi reddetmek
Rather than, reddedilen veya seçilmeyen bir eylemi tanıtır. Burada condemn ve feel superior, and ile bağlanan ve bir kenara bırakılan iki eylemdir; sonraki yan cümle daha yapıcı alternatifi sunar. Rather than sonrasında condemn ve feel sözcüklerinin ikisi de fiilin yalın hâlindedir. Karşılaştırılan eylemleri açık bir paralel yapıda tutmak, seçimi anlamayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Reddedilen eylemi tanıtmak için fiilin yalın hâlinden önce gelebilen bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ blame the new employee, the manager checked the instructions.
Cevabı göster
Rather than
we might try to construct a story Kalıp ifadeler
3:55bu kişinin nasıl bu kadar dayanılmaz hale geldiğine
of how this individual had come to be so impossible
3:57ve bir şeylerin, ki görünüşte şikayet ettiği şeyin açıkça o olmadığı,
construct a story: bilinçli olarak bir açıklama oluşturmak
Burada construct a story, bir kişinin bugünkü hâline nasıl geldiğini açıklayan bir anlatıyı bilinçli biçimde kurmak demektir. Construct; ipuçlarını, varsayımları ve olayları seçip birbirine bağlamayı vurgular. Yalnızca bir hikâye anlatmaktan çok, bir yorum oluşturmakla ilgilidir. Might sözcüğünün gösterdiği gibi bu anlatı kesinleşmiş bir gerçek değil, geçici bir varsayımdır. İfade tek başına yalan uydurmak anlamına gelmez; burada zor bir kişinin davranışlarını daha anlaşılır kılacak olası bir açıklama hayal etmeye yarar.
Alıştırma
Bu bağlamda construct a story ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Mevcut ipuçlarından bilinçli olarak açıklayıcı bir anlatı oluşturmak
- Birini aldatmak amacıyla gerçeğe aykırı bir anlatı uydurmak
- Yalnızca eğlenceli bir hikâyeyi sesli olarak anlatmak
Cevabı göster
Mevcut ipuçlarından bilinçli olarak açıklayıcı bir anlatı oluşturmak
and how powerless things feel in a world where something,
4:00onu iliklerine kadar hüsrana uğrattığı bir dünyada
and obviously not what they're ostensibly complaining about,
4:04işlerin ne kadar çaresiz hissettirdiğine dair
to the core: derin ve eksiksiz duygusal etki
Frustrated them to the core ifadesinde to the core, anlamı güçlendiren bir deyimdir. Hayal kırıklığının onların en derin duygularına ulaştığını ve onları yoğun biçimde etkilediğini anlatır; buradaki core, gerçek anlamda fiziksel bir merkez değildir. Fiil + kişi + to the core yapısı etkinin hafif veya geçici değil, bütünüyle güçlü olduğunu gösterir. Genellikle shock, shake, hurt veya frustrate gibi fiillerden sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi “derinden ve tamamen” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The betrayal shook Maya ____.
Cevabı göster
to the core
The more energy we expend in thinking like this, Dilbilgisi
4:09Bu şekilde düşünmeye ne kadar çok enerji harcarsak,
the more we stand to discover a very surprising truth, Kalıp ifadeler
4:12o kadar şaşırtıcı bir gerçeği,
that we could potentially see the lovable sides of pretty much anyone.
4:15neredeyse herkesin sevilesi yönlerini potansiyel olarak görebileceğimizi keşfetmeye de o kadar yaklaşırız.
The more ..., the more ...: iki değişimi ilişkilendirmek
the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... biçimindeki ikili kalıp iki değişimi birbirine bağlar. İlk yan cümle değişen koşulu, ikinci yan cümle ise bununla bağlantılı sonucu verir. Burada bu şekilde düşünmek için daha çok çaba harcamak, gerçeği keşfetme ihtimalinin artmasıyla ilişkilendirilir. Tekrarlanan the belirli bir şeyi gösteren tanımlık değildir. Bu bağıntılı karşılaştırma yapısının sabit işaretidir. Cümle bir eğilim ifade eder: Bir miktar değiştikçe diğeri de onunla birlikte değişme eğilimi gösterir; ancak bu mutlaka kanıtlanmış kesin bir neden-sonuç yasası değildir.
Alıştırma
Her boşluğa yalnızca bu bağıntılı karşılaştırma yapısının iki kelimelik işaretini yazarak cümleyi tamamlayın: '____ you practice speaking, ____ confident you become.'
Cevabı göster
The more · the more
stand to discover: mevcut koşullarda muhtemel sonuç
stand to + fiilin yalın hâli, mevcut koşullar nedeniyle gerçekleşmesi muhtemel veya elde edilebilecek bir sonucu anlatır. Burada we stand to discover, önceki çaba sürerse gerçeği keşfedebilecek bir durumda olduğumuz ya da büyük olasılıkla keşfedeceğimiz anlamına gelir. Bu yapı sonucu koşula bağlı tutar; bu nedenle will discover kadar kesin değildir. Bu ifadede stand fiziksel olarak ayakta durmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi stand to yapısının doğru biçimi ve receive fiiliyle tamamlayın: 'With the new grant, the lab ____ enough funding to continue its research.'
Cevabı göster
stands to receive
That doesn't mean: aşırıya kaçan bir sonucu engellemek
That doesn't mean, konuşmacının reddettiği bir sonucu sunar. Buradaki That tek bir isme değil, önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar: Çoğu insanın çekici özellikleri olduğunu kabul etmek, eş seçerken bütün ölçütlerden vazgeçmek gerektiği sonucunu mantıksal olarak doğurmaz. That doesn't mean + yan cümle kalıbını, dinleyicinin çıkarabileceği sonuçları sınırlamak için kullanın. Böylece önceki iddiayı korurken daha güçlü veya yanlış bir sonucu açıkça dışlayabilirsiniz.
Alıştırma
İkinci düşüncenin birinciden çıkmadığını açıkça belirten cümle hangisidir?
- Most people have good qualities. I haven't decided whether anyone is a good match for you.
- Most people have good qualities. That means every person is a good match for you.
- Most people have good qualities. That doesn't mean every person is a good match for you.
Cevabı göster
Most people have good qualities. That doesn't mean every person is a good match for you.
give up on + nesne: çabalamayı veya inanmayı bırakmak
Give up on + nesne, biri ya da bir şey için çabalamayı, onu desteklemeyi veya ona inanmayı bırakmak demektir. Bu cümlede nesne all criteria olduğundan ifade, eş seçerken bu ölçütleri yol gösterici olarak kullanmaktan vazgeçmek anlamına gelir. on parçacığı kişiyi, planı, hedefi veya ölçütü süregelen çabanın ya da inancın yöneldiği hedef olarak sunar. Kesin anlam nesneye göre değişir: bir planla kullanıldığında çoğunlukla denemeyi bırakmak, bir kişiyle kullanıldığında ise ona olan inancı kaybetmek demektir.
Alıştırma
“Planın başarılı olabileceğine inanmayı bırakmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: After one failed test, we shouldn't ____ the plan.
Cevabı göster
give up on
will eventually require us to look at them
4:28son derece moral bozucu bazı yönleriyle başa çıkmaya çalışırken,
as we try to negotiate around some of their gravely dispiriting sides. Kelime
4:32bakmamızı gerektireceğini söylemenin bir yoludur.
Negotiate around: bir zorluğu dikkatle yönetmek
Burada negotiate around, bir ilişkiyi engellerin çevresinden dikkatli bir yol bulmaya benzetir. İfadenin nesnesi, bir kişinin moral bozucu bazı yönleridir; dolayısıyla ifade, ilişkiyi sürdürürken bu özelliklere verdiğimiz tepkiyi ayarlamak anlamına gelir. Around ile birlikte negotiate, resmî pazarlık anlamının ötesine geçerek bir zorluğu dolaylı ve dikkatli biçimde yönetme anlamı kazanır. Bu, söz konusu özelliklerin gerçekten bir pazarlığa katıldığı ya da onları tamamen görmezden geldiğimiz anlamına gelmez.
Alıştırma
“We had to negotiate around his reluctance to discuss money,” cümlesinde negotiate around ne anlama gelir?
- Zorluk yokmuş gibi davranmak
- Dikkatle uyum sağlayıp zorluğu yönetmek
- Onunla resmî bir mali anlaşma yapmak
Cevabı göster
Dikkatle uyum sağlayıp zorluğu yönetmek
the traffic won't ever be all just one way. Deyimler
4:38trafik hiçbir zaman sadece tek yönlü olmayacaktır.
The traffic won't ever be all just one way: karşılıklı çaba
Cümle yol benzetmesini sürdürür. Traffic, insanların bir ilişkide birbirlerine gösterdikleri anlayışı, sabrı ve hayal gücüne dayalı çabayı temsil eder. Akış tamamen tek yönde değilse bu çaba iki tarafa da gitmelidir: başkalarının bizim cömertliğimize ihtiyacı olduğu kadar bizim de onların cömertliğine ihtiyacımız vardır. Won't ever be, ilişkinin tek taraflı kalamayacağına dair güçlü bir öngörü ekler. All just one way, yalnızca tek yön olmasını vurgular. Bu, her etkileşimin kusursuz biçimde eşit olmasını gerektirmez; ancak bir kişinin hep verdiği, diğerinin ise yalnızca aldığı bir ilişkiyi reddeder.
Alıştırma
Bu benzetmede “the traffic won't ever be all just one way” ne anlama gelir?
- Yol eninde sonunda çift yönlü trafiğe açılacaktır.
- Anlayış ve sabır eninde sonunda iki yönde de ilerlemelidir.
- Yalnızca bir kişinin karar vermesine izin vardır.
Cevabı göster
Anlayış ve sabır eninde sonunda iki yönde de ilerlemelidir.
We too are deeply challenging to be around Kalıp ifadeler
4:41Birlikte olunması son derece zor insanlarız bizler de
challenging to be around: birlikte vakit geçirmesi zor
Bu cümlede challenging to be around, başkalarının o kişiyle vakit geçirmesinin zor veya duygusal açıdan yorucu olduğu anlamına gelir. Around burada birinin fiziksel ya da sosyal olarak yanında bulunmayı ifade eder; “yaklaşık” anlamında değildir. Challenging burada “yeteneğinizi sınadığı için ilgi çekici” şeklindeki olumlu anlamı taşımaz. İfade, kişinin başkaları üzerindeki etkisini ölçülü bir dille eleştirir; We too sayesinde konuşan kişi kendisini de bu eleştiriye dahil eder.
Alıştırma
“Our new roommate is challenging to be around when he is angry,” İngilizce cümlesinde challenging to be around ne anlama gelir?
- Evde nadiren bulunur.
- Onun yakınında olmak zor veya streslidir.
- İnsanlara çözmeleri için heyecan verici görevler verir.
Cevabı göster
Onun yakınında olmak zor veya streslidir.
and therefore stand in need of a constantly imaginative, Kalıp ifadeler
4:44ve bu yüzden, sıradan bir canavar ya da cüzzamlı gibi bir kenara itilmekten
from being dismissed as merely another everyday monster or leper. Kelime
4:50şefkatli bir bakışa muhtacız.
stand in need of: need demenin resmî bir yolu
Stand in need of, need veya be in need of demenin resmî ve biraz edebî bir yoludur. Stand burada dik durma konumunu anlatmaz; ifadenin tamamı bir şeye ihtiyaç duyma durumunu belirtir. Kalıp, özne + stand/stands in need of + isim öbeği şeklindedir. Cümlede bu yüksek üsluplu ifade, iddiayı düşünceli ve ciddi gösterir.
Alıştırma
stand in need of ifadesini doğru fiil biçimiyle kullanarak cümleyi tamamlayın: The old bridge ____ immediate repair.
Cevabı göster
stands in need of
Damgalayıcı etiketler olarak “another everyday monster or leper”
Bu cümlede monster ve leper mecazlı etiketlerdir, gerçek anlamlı betimlemeler değildir. Monster birini korkutucu ya da ahlaken kötü gösterir; leper ise cüzzam nedeniyle toplumdan dışlanmış kişiyle ilgili tarihsel imgeyi kullanarak sosyal açıdan dışlanmış birini anlatır. being dismissed as merely another everyday... ifadesi, bir insanın şefkatle görülmek yerine tanıdık ve olumsuz bir tipe indirgenerek bir kenara atıldığını gösterir. Bu gönderme, İsa’nın cüzzamlı bir kişiyi kabul ettiği önceki dinî hikâyeyi de hatırlatır.
Alıştırma
Örnekte monster ve leper ne anlama geliyor?
- Sıra dışı bir arkadaşa takılan sevecen lakaplardır.
- Gerçek anlamda insan olmayan bir yaratığı ve tıbbi bakım gören bir hastayı belirtirler.
- Bunlar, korkutucu ya da toplumca kabul edilemez görülen biri için kullanılan sert, mecazlı etiketlerdir.
Cevabı göster
Bunlar, korkutucu ya da toplumca kabul edilemez görülen biri için kullanılan sert, mecazlı etiketlerdir.