Neden Herkesi Sevebiliriz: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
757 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Video, romantik çekimi daha zahmetli bir sevgiyle karşılaştırıyor: kusurların ötesine bakmak ve makul ölçütlerden vazgeçmeden insanca davranmak. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Irrespective of whether — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki olasılığı kenara koyup her ikisinde de geçerli bir sonuç kurmayı öğrenin; dengeli savlar için yararlıdır. 2. At the heart of — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir düşüncenin temel ilkesini gösterin ve bir sorunun, inancın ya da ilişkinin özünü tanımlayın. 3. stand to discover — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: garantili sonuç yerine koşullu bir olasılık belirtin; muhtemel keşif, kazanç veya riskleri anlatın.

Bu derste

Irrespective of whether you consider Jesus a popular itinerant preacher or the Son of God, Notlar

0:00

İsa'yı ister popüler bir gezici vaiz, ister Tanrı'nın Oğlu olarak görün,

Dilbilgisi

Irrespective of whether: seçenekleri bir kenara bırakmak

“Irrespective of whether”, “hangi olasılığın doğru olduğundan etkilenmeden” anlamına gelir. Ardından gelen ana sonucu değiştirmeyen bir koşulu veya görüş ayrılığını sunar. Bu cümlede whether, or ile bağlanan iki seçeneği ortaya koyar: İsa’yı popüler bir gezgin vaiz ya da Tanrı’nın Oğlu olarak görmek. Bu ifade, ana noktaya geçmeden önce dinleyiciden bu farkı bir kenara bırakmasını ister.

Alıştırma

Cümleyi irrespective ile kurulan üç sözcüklü resmî yapıyla tamamlayın: ____ the board approves the proposal, the safety rules will still apply.

Cevabı göster

Irrespective of whether

Kelime

Itinerant preacher: yer yer dolaşan bir vaiz

An itinerant preacher, tek bir cemaate ya da yere bağlı hizmet etmek yerine vaaz vermek için bir yerden başka bir yere giden kişidir. Itinerant, tekrarlanan yer değiştirme düzenini; preacher ise dinî rolü belirtir. Cümlede bu ifade, İsa’yı ilahi olmayan tarihsel bir kişi olarak tanımlayan bakış açısını sunar. Din hakkında konuşan sıradan bir turist anlamına gelmez.

Alıştırma

Tek bir yerde hizmet etmek yerine topluluklar arasında düzenli olarak seyahat eden dinî bir konuşmacıyı en iyi hangi İngilizce ifade tanımlar?

  1. a resident pastor
  2. an itinerant preacher
  3. a sightseeing tourist
Cevabı göster

an itinerant preacher

there's a very odd thing about his views on love.

0:06

onun aşk hakkındaki görüşlerinde çok tuhaf bir şey vardır.

He not only spoke a great deal about love, Dilbilgisi

0:10

Aşk hakkında sadece çok fazla konuşmakla kalmamış,

he went on to advocate that we should love some highly surprising people. Öbek fiiller

0:12

son derece şaşırtıcı bazı insanları sevmemiz gerektiğini de savunmuştur.

Dilbilgisi

not only: daha güçlü bir ikinci nokta eklemek

Not only, dinleyiciye ilk olgunun anlatılmak istenenlerin tamamı olmadığını bildirir. Bu cümlede önce sevgiden uzun uzun söz etmesi verilir; sonraki cümlecik ise daha güçlü ve şaşırtıcı noktayı ekler: beklenmedik insanları sevmeyi savunmuştur. but also sözcüklerinin aynen kullanılması şart değildir. Sonraki cümlecik ek bilgiyi açıkça veriyorsa not only X; Y kalıbı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi not only ile tamamlayın: The new app is ____ fast; it is also easy to use.

Cevabı göster

not only

Öbek fiiller

went on to advocate: yeni bir sonraki adıma geçmek

Go on to + fiilin yalın hâli, daha önceki farklı bir eylemi bitirdikten veya ondan söz ettikten sonra başka bir şey yapmak demektir. Burada önce sevgiden söz etmiş, sonra da bir sonraki aşamaya geçerek insanların beklenmedik kişileri sevmesi gerektiğini savunmuştur. Went, go fiilinin geçmiş zaman biçimidir; advocate ise bir fikri kamuya açık biçimde desteklemek veya önermek anlamına gelir. Sıralama, önceki eylemden sonra yeni eylemi anlatan went on to + fiilin yalın hâli şeklindedir.

Alıştırma

Maya önce sorunu anlattı, ardından uygulanabilir bir çözümü kamuya açık biçimde desteklemeye geçti. Bu sıralamaya hangi cümle uyar?

  1. Maya went on advocating a practical solution.
  2. Maya went on to advocate a practical solution.
Cevabı göster

Maya went on to advocate a practical solution.

At one point, described in chapter seven of Luke's gospel,

0:17

Luka İncili'nin yedinci bölümünde anlatılan bir olayda,

Jesus goes to a dinner party and a local prostitute turns up, Öbek fiiller

0:20

İsa bir akşam yemeğine gider ve yerel bir fahişe çıkagelir,

Öbek fiiller

turns up: gelmek veya ortaya çıkmak

Bu cümlede turns up, birinin akşam yemeğine gelmesi veya orada ortaya çıkması anlamındadır. Çoğu zaman gelişin beklenmediğini sezdirir; buradaki anlatıda da durum böyledir. Bu anlamda turn up geçişsiz bir öbek fiildir: gelen kişi öznedir; Someone turned up at the door. cümlesinde olduğu gibi. turn up the volume örneğindeki gibi bir ayarı yükseltmek anlamına gelmez; o kullanım nesne alır.

Alıştırma

Hangi cümlede turn up gelmek veya ortaya çıkmak anlamındadır?

  1. Rina turned up her collar against the wind.
  2. Rina turned up the volume so everyone could hear.
  3. Rina turned up at the club meeting without an invitation.
Cevabı göster

Rina turned up at the club meeting without an invitation.

much to the disgust of his hosts. Kalıp ifadeler

0:24

bu da ev sahiplerinde büyük bir tiksinti uyandırır.

Kalıp ifadeler

much to the disgust of: güçlü bir tiksinti tepkisi ifade etmek

Much to the disgust of his hosts, olanların ev sahiplerinde çok güçlü bir tiksinti yarattığını belirtir. Bu ifade, anlatıcının hikâyeyi sürdürürken ev sahiplerinin tepkisini kısa ve öz biçimde araya eklemesini sağlar. Kalıp much to + the + duygu adı + of + kişi veya grup şeklindedir. Much tepkinin şiddetini artırır; to ise yön değil, olayın doğurduğu duygusal sonucu gösterir. Disgust, basit bir hoşnutsuzluk veya rahatsızlıktan çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümle much to + the + duygu adı + of + kişi kalıbını doğru kullanır?

  1. The chef ignored the allergy warning to disgust the diners on purpose.
  2. The chef ignored the allergy warning because the diners were disgusted.
  3. The chef ignored the allergy warning, much to the disgust of the diners.
Cevabı göster

The chef ignored the allergy warning, much to the disgust of the diners.

But Jesus is friendly and sweet and defends her against everyone else's criticism.

0:26

Ancak İsa samimi ve tatlıdır; herkesin eleştirisine karşı onu savunur.

In a way that shocks the other guests,

0:31

Diğer konukları şoke edecek bir biçimde,

he insists that at heart she is a very good person. Deyimler

0:33

özünde onun çok iyi bir insan olduğunda ısrar eder.

Deyimler

at heart: birinin gerçek iç doğası

At heart, “birinin gerçek veya temel doğasında” anlamına gelir. Burada kadının nasıl göründüğüne ya da başkalarının onu nasıl değerlendirdiğine rağmen konuşanın, onun temelde iyi bir insan olduğuna inandığını belirtir. Bu deyim, kişinin iç karakterini, değerlerini veya gerçek tutumunu dışarıdan görünen davranışları, itibarı ya da koşullarıyla sık sık karşı karşıya getirir. Fiziksel kalbi ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi “gerçek doğasında” anlamına gelen iki kelimelik deyimle tamamlayın: Leo acts tough, but he is gentle ____.

Cevabı göster

at heart

There's another story in Matthew chapter 8 where Jesus is approached by a man with leprosy.

0:38

Matta'nın 8. bölümünde İsa'ya cüzzamlı bir adamın yaklaştığı başka bir hikaye daha vardır.

He is in a disgusting state,

0:43

İğrenç bir durumdadır,

but Jesus isn't shocked,

0:45

ancak İsa şoke olmaz,

reaches out his hand and touches the man. Kalıp ifadeler

0:47

elini uzatır ve adama dokunur.

Kalıp ifadeler

reaches out his hand: eli fiziksel olarak uzatmak

Reaches out his hand, “elini vücudundan dışarı doğru uzatır” anlamına gelir. İyelik belirleyicisi his, hareket eden elin kime ait olduğunu gösterir; özne değiştiğinde my, your, her, our veya their olur. Bu yapı, gözle görülen fiziksel bir hareketi anlatır. Ardından reach out your hand toward the rail örneğindeki gibi yön veya amaç gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi reach out one's hand yapısının geçmiş zaman biçimiyle ve Daniel'a uygun zamirle tamamlayın: To greet the nervous child, Daniel ____ and waited for a high five.

Cevabı göster

reached out his hand

Despite the horrendous appearance,

0:49

Korkunç görünümüne rağmen,

here is someone in Jesus's eyes entirely deserving of closeness and kindness. Deyimler

0:51

İsa'nın gözünde o, yakınlığı ve şefkati tamamen hak eden biridir.

Deyimler

in Jesus's eyes: yargı kime ait

“in Jesus's eyes” ifadesi “İsa'nın yargısına veya bakış açısına göre” anlamına gelir. “entirely deserving of closeness and kindness” değerlendirmesinin kime ait olduğunu gösterir; fiziksel olarak gözlerin içinde bulunan bir şeyden söz etmez. “in + iyelik biçimi + eyes” kalıbını kullanarak bir değerlendirmeyi nesnel bir gerçek değil, belirli bir kişinin görüşü olarak sunabilirsiniz: “In Maya's eyes, the choice was brave.”

Alıştırma

“In the coach's eyes, steady effort mattered more than natural talent,” cümlesinde “in the coach's eyes” ne işe yarar?

  1. Çabanın fiziksel olarak antrenörün gözlerinin içinde göründüğünü söyler.
  2. Konuşanın durumu antrenörün yaşamı üzerinden deneyimlediği anlamına gelir.
  3. Yargının kaynağının antrenör olduğunu belirtir.
Cevabı göster

Yargının kaynağının antrenör olduğunu belirtir.

In a similar vein at other times, Deyimler

0:57

Benzer şekilde başka zamanlarda,

Jesus conspicuously argues that tax collectors, thieves, and adulterers

0:59

İsa, vergi mültezimlerinin, hırsızların ve zina yapanların

are never to be thought of as outside the circle of love. Öbek fiiller

1:03

asla sevgi çemberinin dışında düşünülmemesi gerektiğini açıkça savunur.

Deyimler

In a similar vein: bağlantılı bir nokta eklemek

“In a similar vein”, “benzer bir düşünce çizgisi boyunca” veya “aynı genel tema üzerinde” anlamına gelen bir geçiş ifadesidir. Burada sonraki iddianın bağlantılı kanıtlar sunarak önceki fikri sürdürdüğünü gösterir. Bu bağlayıcı fikirler arasındaki ilişkiyi düzenler: ikinci nokta, akıl yürütme veya tema bakımından bağlantılıdır ancak ilkinin birebir kopyası olmak zorunda değildir. Vein burada gerçek anlamda damar değil; tarz, eğilim veya düşünce çizgisi anlamında kullanılan bir benzetmedir.

Alıştırma

Aynı genel tema üzerine bağlantılı bir noktayı sunan, bu dersteki dört sözcüklü bağlayıcıyı tam biçimiyle yazarak cümleyi tamamlayın: “The library has added more study tables. ____, it now stays open later during exams.”

Cevabı göster

In a similar vein

Öbek fiiller

to be thought of as: edilgen bir sınıflandırma yapısı

“Think of A as B”, “A’yı B olarak görmek veya sınıflandırmak” anlamına gelir. Edilgen “A is thought of as B” yapısında odak A olur; bu değerlendirmeyi kimin yaptığı belirtilmeyebilir. Burada “to be thought of as outside the circle of love” ifadesi “never” ile olumsuzlanır: bu insanlar sevginin dışında bırakılmış kişiler olarak görülmemelidir. Bu yapıda “think of”, “hatırlamak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “think of A as B” yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: In our club, every new member is ____ part of the team.

Cevabı göster

thought of as

Many centuries after his death,

1:08

Ölümünden yüzyıllar sonra,

the foremost medieval thinker Thomas Aquinas defined what Jesus was getting at Öbek fiiller

1:10

önde gelen Orta Çağ düşünürü Thomas Aquinas, İsa'nın

Öbek fiiller

was getting at: amaçlanan anlam

Bu bağlamda “get at”, “ifade etmeyi amaçlamak” veya “asıl anlam olarak işaret etmek” demektir. Geçmişte devam eden zaman yapısındaki “was getting at”, İsa’nın sözleri aracılığıyla aktarmak istediği noktayı sunar; Aquinas da bu temel düşünceyi belirler. Yüzeydeki sözler bütün noktayı doğrudan belirtmediğinde bu anlamı kullanın. “What someone is getting at”, kişinin sizin anlamanızı istediği mesaj veya sonuçtur.

Alıştırma

“What are you getting at?” sorusunda “getting at” ne anlama gelir?

  1. Hangi nesneyi almaya çalışıyorsun?
  2. Hangi yere ulaşmaya çalışıyorsun?
  3. Aslında ne söylemeye çalışıyorsun?
Cevabı göster

Aslında ne söylemeye çalışıyorsun?

in this way of talking about love. He wrote, "The person who truly understands love

1:14

aşk hakkında bu şekilde konuşarak ne demek istediğini tanımlamıştır. Şöyle yazmıştır: "Aşkı gerçekten anlayan kişi

could love anyone."

1:20

herkesi sevebilir."

In other words, true love isn't specific in its target. Anlatım akışı

1:22

Diğer bir deyişle, gerçek aşk hedefine özgü değildir.

Anlatım akışı

Yeniden ifade etme işareti olarak “In other words”

“In other words”, dinleyiciye sonraki ifadenin önceki düşünceyi daha açık veya daha doğrudan bir şekilde yeniden anlatacağını bildirir. Burada “true love isn't specific in its target”, gerçek sevginin herhangi birine yönelebileceği yönündeki önceki düşünceyi açıklığa kavuşturur. Bu ifade iki cümle arasında anlam eşdeğerliği kurar: ikinci cümle, birincinin temel anlamını korur. Normalde ayrı bir gerekçe, örnek veya yeni bir iddia sunmaz. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

İkinci cümlenin ilk cümleyi yeniden ifade ettiğini en iyi gösteren bağlaç hangisidir? The form must be submitted no later than Friday. Friday is the final day to submit the form.

  1. In addition
  2. In other words
  3. For example
Cevabı göster

In other words

It doesn't fixate on particular qualities. Kalıp ifadeler

1:26

Belirli niteliklere saplanıp kalmaz.

Kalıp ifadeler

Aşırı dikkat için “fixate on”

“Fixate on”, dikkati tek bir şeye gereğinden fazla yoğun veya dar bir biçimde yöneltmeye devam etmek anlamına gelir ve bu durum çoğu zaman yararsızdır. Bu cümlede “doesn't fixate on particular qualities”, gerçek sevginin belirli özelliklere yönelik aşırı bir ilgiyle sınırlanmadığı anlamındadır. Yapı fixate on + isim, zamir veya -ing biçimidir. İfade genellikle olumsuz bir değerlendirme taşır: kişi dikkatini o nesneden kolayca uzaklaştıramaz.

Alıştırma

Cümleyi fixate fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatıyla tamamlayın: During the whole meeting, he ____ one tiny formatting error.

Cevabı göster

fixated on

It's open to all of humanity,

1:28

Tüm insanlığa açıktır,

even and in a way especially its less appealing examples. Anlatım akışı

1:31

hatta ve bir bakıma bilhassa daha az çekici örneklerine.

Anlatım akışı

even and in a way especially: iki aşamalı vurgu

Bu ifade dizisi vurguyu iki aşamada kurar. even, daha az çekici örnekleri şaşırtıcı gelebilecek bir durum olarak kapsama alır. Ardından and in a way especially vurguyu yeniden ayarlar: bu örnekler yalnızca kapsama alınmaz; belirli bir açıdan diğerlerinden daha önemlidir. in a way, especially ifadesini yumuşatır ve iddiayı sınırsız bir yargı olmaktan çıkarıp belirli bir bakış açısıyla sınırlar. Konuşmacı düşüncesini konuşurken netleştirdiği için bu sözcükleri birbiriyle çelişen ayrı bağlayıcılar olarak değil, tek bir ilerleyiş olarak anlayın.

Alıştırma

“The policy helps everyone, even and in a way especially people with little experience.” cümlesinde even and in a way especially ne yapar?

  1. Cümleyi düzelterek az deneyimli insanları gruptan çıkarır.
  2. Az deneyimli insanların kapsandığını ancak diğerlerinden daha önemli olmadığını söyler.
  3. Önce az deneyimli insanları şaşırtıcı olabilecek bir durum olarak kapsar, ardından onları belirli bir açıdan özellikle önemli gösterir.
Cevabı göster

Önce az deneyimli insanları şaşırtıcı olabilecek bir durum olarak kapsar, ardından onları belirli bir açıdan özellikle önemli gösterir.

Today, this can sound like a deeply strange notion of what love is.

1:35

Bugün bu, aşkın ne olduğu konusunda son derece tuhaf bir fikir gibi gelebilir.

For our background ideas about love tend to be closely tied to a dramatic experience, Kalıp ifadeler

1:40

Zira aşk hakkındaki temel fikirlerimiz, genellikle dramatik bir deneyimle,

that of falling in love.

1:45

yani aşık olmakla yakından bağlantılı olma eğilimindedir.

Kalıp ifadeler

tend to be closely tied to: güçlü bağlantıyı temkinli biçimde ifade etmek

tend to be closely tied to iki anlamı birleştirir. tend to be, mutlak bir kuralı değil, genel bir eğilimi belirtir. be closely tied to ise bir fikir ya da olgunun başka biriyle güçlü bir bağlantısı olduğunu söyler. İfade bir bütün olarak bağlantı hakkında temkinli bir iddia kurar. Tek başına bir şeyin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz ve tied burada fiziksel değil, mecaz anlamdadır.

Alıştırma

Güçlü ancak evrensel olmayan bir bağlantıyı temkinli biçimde anlatan ifadeyi seçin: Cultural habits ____ local history.

  1. must be caused by
  2. tend to be closely tied to
  3. have nothing to do with
Cevabı göster

tend to be closely tied to

That is, finding one very specific person immensely attractive,

1:48

Bu da çok belirli bir kişiyi son derece çekici,

exciting, and free of any failings or drawbacks.

1:52

heyecan verici ve herhangi bir kusur ya da eksikten yoksun bulmak demektir.

Love is, we feel,

1:56

Bizce aşk,

a response to an overt perfection of another person.

1:57

bir başkasının bariz mükemmelliğine verilen bir tepkidir.

Yet, via some admittedly extreme examples,

2:02

Oysa aşırı sayılabilecek bazı örnekler üzerinden,

a very important aspect of love is being pushed to the fore in Jesus's vision. Deyimler

2:05

İsa'nın vizyonunda sevginin çok önemli bir yönü ön plana çıkarılmaktadır.

Deyimler

being pushed to the fore: Bir Şeyi Ön Plana Çıkarmak

being pushed to the fore ifadesinde fore, ön tarafı veya en görünür konumu belirtir. Edilgen yapı, bir konu, nitelik ya da düşüncenin özellikle belirgin hâle getirildiğini anlatır; bir şeyin fiziksel olarak bir yere itilmesini anlatmaz. Bu cümlede aşırı örnekler, sevginin önemli bir yönünü daha belirgin hâle getiriyor. Daha genel olarak ifade, bir şeyin ilgi veya tartışmanın merkezine gelmekte olduğunu gösterir.

Alıştırma

“The new evidence pushed safety to the fore,” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Güvenliğe artık izin verilmiyordu.
  2. Güvenlik başlıca odak hâline geldi.
  3. Güvenlik fiziksel olarak bir odanın önüne taşındı.
Cevabı göster

Güvenlik başlıca odak hâline geldi.

And we don't have to be Christian, Dilbilgisi

2:10

Ve bundan faydalanmak için

that is, we don't have to believe there's an afterlife

2:12

Hıristiyan olmamıza, yani ölümden sonra yaşama inanmamıza

or that Jesus was born to a virgin

2:14

ya da İsa'nın bakireden doğduğuna inanmamıza

to benefit from it.

2:16

gerek yoktur.

Dilbilgisi

don't have to be Christian: Bir Zorunluluk Değil

Don't have to + fiilin yalın hâli, bir şeyin gerekli veya zorunlu olmadığını belirtir. Seçim ya da olasılık açık kalır; kişi bunu yine de yapabilir veya belirtilen tanıma uyabilir. Bu cümlede don't have to be Christian, bu düşünceden yararlanmanın koşulları arasından Hristiyan olma şartını kaldırır. Hristiyan olmanın yasak veya istenmeyen olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle kravat takmanın isteğe bağlı olduğunu belirtir?

  1. You mustn't wear a tie.
  2. You can't wear a tie.
  3. You don't have to wear a tie.
Cevabı göster

You don't have to wear a tie.

At the heart of this kind of love is an effort to see beyond Deyimler

2:18

Bu tür bir sevginin merkezinde,

the outwardly unappealing surface of another human

2:22

başka bir insanın dıştan itici gelen yüzeyinin ötesini görme

Deyimler

…nın özünde … vardır

At the heart of X, X’in en merkezi ve en temel kısmında olmak anlamına gelir. Buradaki heart mecazidir: Cümle, görünüşün ardındaki kişiyi anlama çabasını bu tür sevgiyi tanımlayan özellik olarak sunar. Önce At the heart of X, ardından is ve özne olan an effort gelir. At the heart of X is Y biçimindeki bu öne alınmış yapı, Y’yi temel unsur olarak vurgular. Normal sıralama da kullanılabilir: Y is at the heart of X.

Alıştırma

Cümleyi “en merkezi ve temel kısım” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Trust is ____ a healthy friendship.

Cevabı göster

at the heart of

in search of the tender, interesting,

2:25

ve içerideki şefkatli, ilginç,

scared, and vulnerable person inside.

2:28

korkmuş ve savunmasız insanı arama çabası yatar.

Deyimler

Dışarıdan çekici görünmeyen yüzeyin ötesini görmek

See beyond X, yargıyı X’te durdurmayıp daha derin bir gerçeği fark etmek anlamına gelir. Buradaki outwardly unappealing surface, bir insanın ilk görünen izlenimini anlatan bir mecazdır; önemli olan içerideki kişidir. Outwardly, unappealing sözcüğünü niteler: Kişi dışarıdan çekici görünmeyebilir, ancak bu görünüş gerçeğin tamamı olarak sunulmaz. Yeniden kullanılabilen see beyond + görünüş, ilk izlenim, etiket veya sorun kalıbı, hemen görünenin ötesindekileri değerlendirmeyi anlatır.

Alıştırma

“Maya tried to see beyond the applicant’s nervous first impression,” cümlesinde see beyond the applicant’s nervous first impression ne anlama gelir?

  1. Başvuru sahibinin arkasındaki bir yere geçmek.
  2. Başvuru sahibinin söylediği her şeyi görmezden gelmek.
  3. Başvuru sahibini yalnızca ilk izlenime göre yargılamak yerine daha derin niteliklerini değerlendirmek.
Cevabı göster

Başvuru sahibini yalnızca ilk izlenime göre yargılamak yerine daha derin niteliklerini değerlendirmek.

What we know as the work of love Dilbilgisi

2:31

Aşk emeği olarak bildiğimiz şey,

is the emotional, imaginative labor that's required to peer behind an off-putting facade. Deyimler

2:33

itici bir dış görünüşün arkasına bakmak için gereken duygusal, yaratıcı emektir.

Dilbilgisi

What we know as X is Y tanım kalıbı

What we know as the work of love bölümü, kaynaşmış bir ilgi yan tümcesidir; buna isim işlevli ilgi yan tümcesi de denir. “Bizim sevginin emeği dediğimiz kavram” anlamına gelir ve yan tümcenin tamamı is fiilinin öznesidir. Buradaki what bir soru başlatmaz. What we know as X is Y kalıbı önce bir kavrama bilinen X adını verir, ardından onu Y ile tanımlar veya yeniden yorumlar. Buradaki work, birini sevmenin gerektirdiği duygusal ve hayal gücüne dayalı çabayı ifade eder; ücretli bir iş değildir.

Alıştırma

Bir terimi tanımlamak için What we know as X is Y kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. What we know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.
  2. We know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.
  3. What do we know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.
  4. What we know stage fright is as the fear of performing in front of an audience.
Cevabı göster

What we know as stage fright is the fear of performing in front of an audience.

Deyimler

peer behind an off-putting facade: itici dış görünüşün ardına bakmak

Burada peer, “dikkatle bakmak” veya “görmek için çaba göstermek” anlamında bir fiildir. Behind mecazidir: Konuşan kişi fiziksel bir nesnenin arkasına bakmıyor, birinin yüzeydeki davranışının neyi gizlediğini anlamaya çalışıyor. Facade sözcüğü gerçek anlamıyla bir binanın ön cephesidir; mecazi olarak ise duyguları veya güdüleri örten dış imajdır. Bu nedenle off-putting facade, yüzeydeki itici davranışı; peer behind it ise ilk izlenimin ötesine dikkatle bakmayı anlatır.

Alıştırma

“Maya seemed cold, but I tried to peer behind the facade,” cümlesinde konuşan kişi ne yapmaya çalıştı?

  1. Maya’nın evinin ön duvarını incelemek.
  2. Maya’nın dış tavrının gizlediği duyguları anlamak.
  3. Maya’ya bakmaktan kaçınmak.
  4. Maya’dan yüzünü değiştirmesini istemek.
Cevabı göster

Maya’nın dış tavrının gizlediği duyguları anlamak.

Our minds tend fiercely to resist such a move.

2:40

Zihnimiz böylesi bir hamleye karşı şiddetle direnme eğilimindedir.

They follow well-worn grooves that feel familiar and justified. Deyimler

2:43

Tanıdık ve haklı hissettiren aşınmış alışkanlıkların izinden giderler.

Deyimler

follow well-worn grooves: yerleşmiş düşünce kalıpları

Bu cümlede follow well-worn grooves, düşüncenin tanıdık kalıplar boyunca ilerlemesini anlatan bir benzetmedir. Groove, bir yüzeyde aşınmayla oluşan oluktur; bu nedenle oluğa giren bir şey aynı yönde ilerlemeye devam etme eğilimindedir. Well-worn, tekrar tekrar kullanılmanın bu zihinsel yolları tanıdık ve kolayca haklı görülebilir hâle getirdiğini gösterir. Bu imge yalnızca alışkanlıklara sahip olmayı değil, kalıbın yerleşmiş olmasını ve alternatif düşünme biçimlerini fark etmeyi zorlaştırmasını anlatır.

Alıştırma

Örnekteki follow well-worn grooves ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. İnsanların düşünceleri, tekrar yoluyla oluşmuş tanıdık kalıplarda ilerler.
  2. İnsanlar haklı göründüğü için tamamen yeni bir fikir seçer.
  3. İnsanlar bir yargıya varmadan önce dikkatle fiziksel bir yol yapar.
Cevabı göster

İnsanların düşünceleri, tekrar yoluyla oluşmuş tanıdık kalıplarda ilerler.

For instance, if someone's hurt us,

2:47

Örneğin, biri bizi incitmişse,

we naturally see them as horrible. Dilbilgisi

2:49

onu doğal olarak korkunç biri olarak görürüz.

Dilbilgisi

see A as B: A'yı B olarak değerlendirmek veya yorumlamak

See A as B, A'yı B olarak değerlendirmek, anlamak veya sınıflandırmak demektir. Burada see gözle görmeyi değil, zihinsel bir yargıyı anlatır: them A'dır, horrible ise B değerlendirmesidir. Kalıp see + nesne + as + tanım veya kategori biçimindedir. B, see them as horrible örneğindeki gibi bir sıfat ya da see the delay as a problem örneğindeki gibi bir isim öbeği olabilir. Bu yapı, bir kişinin başka bir kişiye, eyleme veya fikre yüklediği yorumu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi see A as B kalıbıyla tamamlayın: The coach ____ each mistake ____ a chance to learn.

Cevabı göster

sees · as

The thought they might themselves be hurting inside feels weird. Dilbilgisi

2:51

Kendilerinin de içten içe acı çekiyor olabileceği düşüncesi tuhaf gelir.

Dilbilgisi

they might themselves be hurting ifadesindeki vurgulu themselves

they might themselves be hurting inside ifadesinde might olasılık bildirir, be hurting ise sürmekte olan bir durumu anlatır. Cümle, onların acı çektiğini kesin olarak öne sürmez. Dönüşlülük zamiri themselves, they'e gönderimde bulunarak özneyi vurgular: söz konusu kişilerin kendileri de acı çekiyor olabilir. Burada themselves, hurting fiilinin nesnesi değildir. Onu öznenin yanına taşımak vurgunun yerini değiştirir, ancak temel ilişkiyi değiştirmez: they themselves might be hurting.

Alıştırma

Cümleyi might ve özneye gönderimde bulunan vurgulu dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Even the people who seem fearless ____ be feeling afraid.

Cevabı göster

might themselves

If a person looks odd,

2:56

Eğer bir kişi tuhaf görünüyorsa,

we find it extremely difficult to recognize

2:58

derinlerde bir yerlerde o kişi hakkında

there might well be many touching things about them deep down. Dilbilgisi

3:00

pek çok dokunaklı şey olabileceğini kabul etmekte çok zorlanırız.

Dilbilgisi

Oldukça makul bir olasılık için there might well be kullanımı

there might well be kalıbı, bir şeyin var olabileceğini belirtir. There varlık düşüncesini ortaya koyar, might iddiayı belirsiz tutar, well konuşanın bu olasılığı oldukça makul gördüğünü gösterir ve be sonrasında var olabilecek şey gelir. Burada well, ‘iyi bir şekilde’ anlamına gelmez. Might well bir olasılığı makul veya oldukça muhtemel olarak sunar, ancak yine de kesinlik bildirmez.

Alıştırma

Işıklar açık ve müzik çalıyor. Hangi cümle, içeride birinin bulunmasını tarafsız bir olasılık veya kesin bir sonuç yerine güçlü ve makul bir olasılık olarak sunar?

  1. There must be someone inside.
  2. There might be someone inside.
  3. There might well be someone inside.
Cevabı göster

There might well be someone inside.

If unpleasant events happen in someone's life,

3:04

Birinin hayatında tatsız olaylar yaşanırsa,

if they keep losing their job or acquire a habit of drinking too much

3:07

işini sürekli kaybederse veya çok fazla içme alışkanlığı edinirse

or even develop cancer,

3:10

ya da kansere yakalanırsa,

we're somehow tempted to hold them responsible for their misfortunes. Kalıp ifadeler

3:12

bir şekilde talihsizliklerinden dolayı onları sorumlu tutma eğilimi gösteririz.

Kalıp ifadeler

hold someone responsible for something: birini bir şeyden sorumlu tutmak

hold someone responsible for something kalıbında hold, “elde tutmak” değil, “yargılamak veya öyle kabul etmek” anlamına gelir. İfade, bir kişinin bir olay, sonuç veya sorun konusunda sorumlu ya da kusurlu görüldüğünü anlatır. Nesne, hold ile responsible arasına gelir; for ise sorumluluğun ilgili olduğu şeyi belirtir: hold + kişi + responsible for + konu. Bu cümlede them, talihsizlikleri yaşayan kişileri ifade eder. Yazar burada insanların acı çeken kişileri kendi talihsizlikleri yüzünden suçlama eğiliminde olduğunu söylüyor. Bu ifade söz konusu yargıyı eleştirel biçimde anlatır; o kişilerin olaylara neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi hold someone responsible for something kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: After the investigation, the board decided to ____ the contractor ____ the safety failures.

Cevabı göster

hold · responsible for

It takes a deliberate, taxing effort of the mind Dilbilgisi

3:16

Zihni bu derinden yerleşmiş tepkilerden uzaklaştırmak

to move ourselves off these deeply established responses.

3:19

bilinçli ve yorucu bir çaba gerektirir.

Dilbilgisi

It takes + isim + to do something yapısı

It takes ... to ... yapısındaki it biçimsel bir öznedir; belirli bir şeyi ifade etmez. takes sonrasındaki isim öbeği, bir eylem için gereken zaman, çaba, cesaret, para veya başka bir kaynağı belirtir. to ile başlayan mastar, bu kaynağı gerektiren eylemi gösterir: It takes + kaynak + to do something. Bu cümlede a deliberate, taxing effort gereken kaynaktır; to move ourselves off these deeply established responses ise zor olan eylemdir.

Alıştırma

Cümleyi It takes + noun + to do something yapısı ve finish fiiliyle tamamlayın: ____ two days ____ the repair.

Cevabı göster

It takes · to finish

To do so might mean taking an unappealing-looking person

3:22

Bunu yapmak, çekici görünmeyen bir kişiyi ele alıp,

and trying to imagine them, say, as a young child, Dilbilgisi

3:26

örneğin onu küçük bir çocuk olarak,

Dilbilgisi

imagine them ... as a young child: birini başka bir rolde hayal etmek

Bir nesneyi belirli bir rol veya durumda zihinde canlandırmak için imagine + nesne + as + rol/durum yapısını kullanın. Burada them hayal edilen kişiyi, as a young child ise o kişinin hayal edilen hâlini belirtir; kişinin şu anda gerçekten çocuk olduğu söylenmez. Araya giren say, “örneğin” anlamındadır. Yalnızca olası bir görüntü sunar; “söylemek” anlamındaki ana fiil değildir.

Alıştırma

imagine A as B yapısındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: Imagine the unused classroom ____ a music studio.

Cevabı göster

as

unselfconsciously playing on their bedroom floor.

3:29

yatak odasının zemininde kendinden geçmiş bir halde oynarken hayal etmeye çalışmak anlamına gelebilir.

We might try to picture their mother,

3:32

Annesini, doğumundan kısa bir süre sonra,

not long after their birth,

3:34

onu kollarında tutarken,

holding them in her arms,

3:35

bu yeni küçük hayata duyduğu tutkulu sevgiye yenik düşmüş bir halde

overcome by a passionate love for this new little life. Kalıp ifadeler

3:37

hayal etmeye çalışabiliriz.

Kalıp ifadeler

overcome by a passionate love: yoğun bir sevgiye kapılmak

Overcome by + güçlü bir duygu, kişinin bu duygudan çok derin biçimde etkilenmesini ve duygunun kontrolü ele geçirmiş gibi görünmesini anlatır. Bu cümlede a passionate love, hayal edilen annenin içini tamamen doldurur; overcome, başka bir kişinin onu yenmesi anlamına gelmez. Overcome by a passionate love, bebeği tutan kişiyi açıklayan ek bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. “being overcome by a passionate love” veya “who was overcome by a passionate love” biçiminde genişletilebilir.

Alıştırma

“After the rescue, Lena was overcome by relief,” cümlesinde overcome by relief ne anlama gelir?

  1. Neden rahatladığını sakince açıkladı.
  2. Rahatlama duygusu onu çok güçlü biçimde etkiledi.
  3. Rahatlama duygusunu yendi.
Cevabı göster

Rahatlama duygusu onu çok güçlü biçimde etkiledi.

Or, perhaps, drunk and passed out, Öbek fiiller

3:41

Veya belki de sarhoş ve sızmış,

ignoring their desperate cries.

3:43

onun çaresiz ağlayışlarını duymazdan gelirken.

Öbek fiiller

passed out: bilincini kaybetmek

Burada passed out, “bilincini kaybetti” anlamına gelir. Yakındaki drunk sözcüğü bu yorumu açıkça destekler: kişi uyanık değildi ve tepki veremiyordu. Pass out bir phrasal verb’dür. Bu anlamda genellikle doğrudan nesne almaz: bir kişi passes out; bunun nedeni alkol, sıcak, ağrı veya şok olabilir.

Alıştırma

“Nora felt dizzy and passed out,” cümlesinde passed out ne anlama gelir?

  1. Bir şey dağıttı.
  2. Bilincini kaybetti.
  3. Okulu bitirdi.
Cevabı göster

Bilincini kaybetti.

We might see a furious person in a restaurant violently complaining

3:46

Bir restoranda domates sosunun tabağının yanlış tarafında olduğundan

that the tomato sauce is on the wrong side of their plate.

3:50

şiddetle şikayet eden öfkeli bir kişi görebiliriz.

But rather than condemn and feel superior, Dilbilgisi

3:53

Ancak onu kınamak ve üstünlük hissetmek yerine,

Dilbilgisi

rather than condemn and feel superior: bir eylemi reddetmek

Rather than, reddedilen veya seçilmeyen bir eylemi tanıtır. Burada condemn ve feel superior, and ile bağlanan ve bir kenara bırakılan iki eylemdir; sonraki yan cümle daha yapıcı alternatifi sunar. Rather than sonrasında condemn ve feel sözcüklerinin ikisi de fiilin yalın hâlindedir. Karşılaştırılan eylemleri açık bir paralel yapıda tutmak, seçimi anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Reddedilen eylemi tanıtmak için fiilin yalın hâlinden önce gelebilen bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ blame the new employee, the manager checked the instructions.

Cevabı göster

Rather than

we might try to construct a story Kalıp ifadeler

3:55

bu kişinin nasıl bu kadar dayanılmaz hale geldiğine

of how this individual had come to be so impossible

3:57

ve bir şeylerin, ki görünüşte şikayet ettiği şeyin açıkça o olmadığı,

Kalıp ifadeler

construct a story: bilinçli olarak bir açıklama oluşturmak

Burada construct a story, bir kişinin bugünkü hâline nasıl geldiğini açıklayan bir anlatıyı bilinçli biçimde kurmak demektir. Construct; ipuçlarını, varsayımları ve olayları seçip birbirine bağlamayı vurgular. Yalnızca bir hikâye anlatmaktan çok, bir yorum oluşturmakla ilgilidir. Might sözcüğünün gösterdiği gibi bu anlatı kesinleşmiş bir gerçek değil, geçici bir varsayımdır. İfade tek başına yalan uydurmak anlamına gelmez; burada zor bir kişinin davranışlarını daha anlaşılır kılacak olası bir açıklama hayal etmeye yarar.

Alıştırma

Bu bağlamda construct a story ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Mevcut ipuçlarından bilinçli olarak açıklayıcı bir anlatı oluşturmak
  2. Birini aldatmak amacıyla gerçeğe aykırı bir anlatı uydurmak
  3. Yalnızca eğlenceli bir hikâyeyi sesli olarak anlatmak
Cevabı göster

Mevcut ipuçlarından bilinçli olarak açıklayıcı bir anlatı oluşturmak

and how powerless things feel in a world where something,

4:00

onu iliklerine kadar hüsrana uğrattığı bir dünyada

and obviously not what they're ostensibly complaining about,

4:04

işlerin ne kadar çaresiz hissettirdiğine dair

has frustrated them to the core. Deyimler

4:07

bir hikaye kurgulamaya çalışabiliriz.

Deyimler

to the core: derin ve eksiksiz duygusal etki

Frustrated them to the core ifadesinde to the core, anlamı güçlendiren bir deyimdir. Hayal kırıklığının onların en derin duygularına ulaştığını ve onları yoğun biçimde etkilediğini anlatır; buradaki core, gerçek anlamda fiziksel bir merkez değildir. Fiil + kişi + to the core yapısı etkinin hafif veya geçici değil, bütünüyle güçlü olduğunu gösterir. Genellikle shock, shake, hurt veya frustrate gibi fiillerden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi “derinden ve tamamen” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The betrayal shook Maya ____.

Cevabı göster

to the core

The more energy we expend in thinking like this, Dilbilgisi

4:09

Bu şekilde düşünmeye ne kadar çok enerji harcarsak,

the more we stand to discover a very surprising truth, Kalıp ifadeler

4:12

o kadar şaşırtıcı bir gerçeği,

that we could potentially see the lovable sides of pretty much anyone.

4:15

neredeyse herkesin sevilesi yönlerini potansiyel olarak görebileceğimizi keşfetmeye de o kadar yaklaşırız.

Dilbilgisi

The more ..., the more ...: iki değişimi ilişkilendirmek

the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... biçimindeki ikili kalıp iki değişimi birbirine bağlar. İlk yan cümle değişen koşulu, ikinci yan cümle ise bununla bağlantılı sonucu verir. Burada bu şekilde düşünmek için daha çok çaba harcamak, gerçeği keşfetme ihtimalinin artmasıyla ilişkilendirilir. Tekrarlanan the belirli bir şeyi gösteren tanımlık değildir. Bu bağıntılı karşılaştırma yapısının sabit işaretidir. Cümle bir eğilim ifade eder: Bir miktar değiştikçe diğeri de onunla birlikte değişme eğilimi gösterir; ancak bu mutlaka kanıtlanmış kesin bir neden-sonuç yasası değildir.

Alıştırma

Her boşluğa yalnızca bu bağıntılı karşılaştırma yapısının iki kelimelik işaretini yazarak cümleyi tamamlayın: '____ you practice speaking, ____ confident you become.'

Cevabı göster

The more · the more

Kalıp ifadeler

stand to discover: mevcut koşullarda muhtemel sonuç

stand to + fiilin yalın hâli, mevcut koşullar nedeniyle gerçekleşmesi muhtemel veya elde edilebilecek bir sonucu anlatır. Burada we stand to discover, önceki çaba sürerse gerçeği keşfedebilecek bir durumda olduğumuz ya da büyük olasılıkla keşfedeceğimiz anlamına gelir. Bu yapı sonucu koşula bağlı tutar; bu nedenle will discover kadar kesin değildir. Bu ifadede stand fiziksel olarak ayakta durmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi stand to yapısının doğru biçimi ve receive fiiliyle tamamlayın: 'With the new grant, the lab ____ enough funding to continue its research.'

Cevabı göster

stands to receive

That doesn't mean we should give up on all criteria Notlar

4:21

Bu, partner ararken

when searching for a partner.

4:24

tüm kriterlerden vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez.

Anlatım akışı

That doesn't mean: aşırıya kaçan bir sonucu engellemek

That doesn't mean, konuşmacının reddettiği bir sonucu sunar. Buradaki That tek bir isme değil, önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar: Çoğu insanın çekici özellikleri olduğunu kabul etmek, eş seçerken bütün ölçütlerden vazgeçmek gerektiği sonucunu mantıksal olarak doğurmaz. That doesn't mean + yan cümle kalıbını, dinleyicinin çıkarabileceği sonuçları sınırlamak için kullanın. Böylece önceki iddiayı korurken daha güçlü veya yanlış bir sonucu açıkça dışlayabilirsiniz.

Alıştırma

İkinci düşüncenin birinciden çıkmadığını açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. Most people have good qualities. I haven't decided whether anyone is a good match for you.
  2. Most people have good qualities. That means every person is a good match for you.
  3. Most people have good qualities. That doesn't mean every person is a good match for you.
Cevabı göster

Most people have good qualities. That doesn't mean every person is a good match for you.

Öbek fiiller

give up on + nesne: çabalamayı veya inanmayı bırakmak

Give up on + nesne, biri ya da bir şey için çabalamayı, onu desteklemeyi veya ona inanmayı bırakmak demektir. Bu cümlede nesne all criteria olduğundan ifade, eş seçerken bu ölçütleri yol gösterici olarak kullanmaktan vazgeçmek anlamına gelir. on parçacığı kişiyi, planı, hedefi veya ölçütü süregelen çabanın ya da inancın yöneldiği hedef olarak sunar. Kesin anlam nesneye göre değişir: bir planla kullanıldığında çoğunlukla denemeyi bırakmak, bir kişiyle kullanıldığında ise ona olan inancı kaybetmek demektir.

Alıştırma

“Planın başarılı olabileceğine inanmayı bırakmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: After one failed test, we shouldn't ____ the plan.

Cevabı göster

give up on

It's a way of saying that the nicest person

4:26

Bu, en iyi insanın bile,

will eventually require us to look at them

4:28

son derece moral bozucu bazı yönleriyle başa çıkmaya çalışırken,

with imagination

4:31

nihayetinde onlara hayal gücüyle

as we try to negotiate around some of their gravely dispiriting sides. Kelime

4:32

bakmamızı gerektireceğini söylemenin bir yoludur.

Kelime

Negotiate around: bir zorluğu dikkatle yönetmek

Burada negotiate around, bir ilişkiyi engellerin çevresinden dikkatli bir yol bulmaya benzetir. İfadenin nesnesi, bir kişinin moral bozucu bazı yönleridir; dolayısıyla ifade, ilişkiyi sürdürürken bu özelliklere verdiğimiz tepkiyi ayarlamak anlamına gelir. Around ile birlikte negotiate, resmî pazarlık anlamının ötesine geçerek bir zorluğu dolaylı ve dikkatli biçimde yönetme anlamı kazanır. Bu, söz konusu özelliklerin gerçekten bir pazarlığa katıldığı ya da onları tamamen görmezden geldiğimiz anlamına gelmez.

Alıştırma

“We had to negotiate around his reluctance to discuss money,” cümlesinde negotiate around ne anlama gelir?

  1. Zorluk yokmuş gibi davranmak
  2. Dikkatle uyum sağlayıp zorluğu yönetmek
  3. Onunla resmî bir mali anlaşma yapmak
Cevabı göster

Dikkatle uyum sağlayıp zorluğu yönetmek

And of course,

4:37

Ve elbette,

the traffic won't ever be all just one way. Deyimler

4:38

trafik hiçbir zaman sadece tek yönlü olmayacaktır.

Deyimler

The traffic won't ever be all just one way: karşılıklı çaba

Cümle yol benzetmesini sürdürür. Traffic, insanların bir ilişkide birbirlerine gösterdikleri anlayışı, sabrı ve hayal gücüne dayalı çabayı temsil eder. Akış tamamen tek yönde değilse bu çaba iki tarafa da gitmelidir: başkalarının bizim cömertliğimize ihtiyacı olduğu kadar bizim de onların cömertliğine ihtiyacımız vardır. Won't ever be, ilişkinin tek taraflı kalamayacağına dair güçlü bir öngörü ekler. All just one way, yalnızca tek yön olmasını vurgular. Bu, her etkileşimin kusursuz biçimde eşit olmasını gerektirmez; ancak bir kişinin hep verdiği, diğerinin ise yalnızca aldığı bir ilişkiyi reddeder.

Alıştırma

Bu benzetmede “the traffic won't ever be all just one way” ne anlama gelir?

  1. Yol eninde sonunda çift yönlü trafiğe açılacaktır.
  2. Anlayış ve sabır eninde sonunda iki yönde de ilerlemelidir.
  3. Yalnızca bir kişinin karar vermesine izin vardır.
Cevabı göster

Anlayış ve sabır eninde sonunda iki yönde de ilerlemelidir.

We too are deeply challenging to be around Kalıp ifadeler

4:41

Birlikte olunması son derece zor insanlarız bizler de

Kalıp ifadeler

challenging to be around: birlikte vakit geçirmesi zor

Bu cümlede challenging to be around, başkalarının o kişiyle vakit geçirmesinin zor veya duygusal açıdan yorucu olduğu anlamına gelir. Around burada birinin fiziksel ya da sosyal olarak yanında bulunmayı ifade eder; “yaklaşık” anlamında değildir. Challenging burada “yeteneğinizi sınadığı için ilgi çekici” şeklindeki olumlu anlamı taşımaz. İfade, kişinin başkaları üzerindeki etkisini ölçülü bir dille eleştirir; We too sayesinde konuşan kişi kendisini de bu eleştiriye dahil eder.

Alıştırma

“Our new roommate is challenging to be around when he is angry,” İngilizce cümlesinde challenging to be around ne anlama gelir?

  1. Evde nadiren bulunur.
  2. Onun yakınında olmak zor veya streslidir.
  3. İnsanlara çözmeleri için heyecan verici görevler verir.
Cevabı göster

Onun yakınında olmak zor veya streslidir.

and therefore stand in need of a constantly imaginative, Kalıp ifadeler

4:44

ve bu yüzden, sıradan bir canavar ya da cüzzamlı gibi bir kenara itilmekten

tender gaze to rescue us

4:47

bizi kurtaracak sürekli yaratıcı,

from being dismissed as merely another everyday monster or leper. Kelime

4:50

şefkatli bir bakışa muhtacız.

Kalıp ifadeler

stand in need of: need demenin resmî bir yolu

Stand in need of, need veya be in need of demenin resmî ve biraz edebî bir yoludur. Stand burada dik durma konumunu anlatmaz; ifadenin tamamı bir şeye ihtiyaç duyma durumunu belirtir. Kalıp, özne + stand/stands in need of + isim öbeği şeklindedir. Cümlede bu yüksek üsluplu ifade, iddiayı düşünceli ve ciddi gösterir.

Alıştırma

stand in need of ifadesini doğru fiil biçimiyle kullanarak cümleyi tamamlayın: The old bridge ____ immediate repair.

Cevabı göster

stands in need of

Kelime

Damgalayıcı etiketler olarak “another everyday monster or leper”

Bu cümlede monster ve leper mecazlı etiketlerdir, gerçek anlamlı betimlemeler değildir. Monster birini korkutucu ya da ahlaken kötü gösterir; leper ise cüzzam nedeniyle toplumdan dışlanmış kişiyle ilgili tarihsel imgeyi kullanarak sosyal açıdan dışlanmış birini anlatır. being dismissed as merely another everyday... ifadesi, bir insanın şefkatle görülmek yerine tanıdık ve olumsuz bir tipe indirgenerek bir kenara atıldığını gösterir. Bu gönderme, İsa’nın cüzzamlı bir kişiyi kabul ettiği önceki dinî hikâyeyi de hatırlatır.

Alıştırma

Örnekte monster ve leper ne anlama geliyor?

  1. Sıra dışı bir arkadaşa takılan sevecen lakaplardır.
  2. Gerçek anlamda insan olmayan bir yaratığı ve tıbbi bakım gören bir hastayı belirtirler.
  3. Bunlar, korkutucu ya da toplumca kabul edilemez görülen biri için kullanılan sert, mecazlı etiketlerdir.
Cevabı göster

Bunlar, korkutucu ya da toplumca kabul edilemez görülen biri için kullanılan sert, mecazlı etiketlerdir.