Nükleer Enerjinin Harika Olması İçin 3 Neden! 3/3: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
576 kelime 161 kel/dk

Video Özeti: Video, fosil yakıtlara göre ölümleri ve karbon salımını azaltabildiği, ayrıca toryum reaktörü araştırmalarıyla gelişebildiği için nükleer enerjiyi savunuyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “a study conducted by NASA found that” resmi bir savda kanıtı kaynağına bağlar; kısaltılmış edilgen yapı araştırmayı yapan kurumu belirtir. 2. “burn into our memory” bir felaketin hafızaya güçlü ve kalıcı biçimde kazınmasını anlatan mecazdır; görünür olayları daha az fark edilen zararla karşılaştırır. 3. “two orders of magnitude” yaklaşık yüz katlık farkı anlatan teknik terimdir; nicel karşılaştırmada order sözcüğünü sıradan sıra anlamıyla karıştırmayı önler.

Bu derste

Three reasons why we should continue using nuclear energy. Anlatım akışı

0:00

Nükleer enerjiyi kullanmaya devam etmemiz için üç neden.

Anlatım akışı

“Three reasons why”: üç nedeni önceden bildirmek

Three reasons why bilgi yapısını önceden bildiren bir kalıptır. Three, ardından üç nokta geleceğini gösterir; reasons why ise bu noktaların yanıtlayacağı soruyu, yani nükleer enerjiyi kullanmaya neden devam etmemiz gerektiğini belirtir. Buradaki why, reasons why isim öbeğinin bir parçasıdır; doğrudan bir soru değildir. Bir konuşmada veya denemede bu kalıp, daha sonra gelen One, Two, Three sırasını takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

“Three reasons why regular exercise helps your mood” cümlesinde “Three reasons why” neyi bildirir?

  1. Dinleyiciden üç egzersiz söylemesini ister
  2. Düzenli egzersizin ruh hâlini neden iyileştirdiğine dair üç açıklamayı önceden bildirir
  3. Üç nedenin daha önce çürütüldüğünü söyler
Cevabı göster

Düzenli egzersizin ruh hâlini neden iyileştirdiğine dair üç açıklamayı önceden bildirir

One,

0:04

Birincisi,

nuclear energy saves lives.

0:05

nükleer enerji hayat kurtarır.

In 2013,

0:07

2013'te,

a study conducted by NASA found that nuclear energy has prevented around 1.8 million deaths. Anlatım akışı

0:09

NASA tarafından yürütülen bir araştırma, nükleer enerjinin yaklaşık 1,8 milyon ölümü önlediğini ortaya koydu.

Anlatım akışı

“a study conducted by NASA found that”: bir araştırma bulgusunu kaynağına bağlamak

a study conducted by NASA ifadesi, sonucu vermeden önce çalışmanın kaynağını belirtir. Conducted by NASA, study sözcüğünü niteleyen bir geçmiş ortaç öbeğidir ve çalışmayı NASA'nın yürüttüğü anlamına gelir. Found that, çalışmanın bildirdiği sonucu başlatır. Bu yapıda found, bir araştırma sonucuna ulaşmak veya onu bildirmek demektir; fiziksel bir nesne bulmak anlamına gelmez. Böylece kanıtın kaynağı ile ardından gelen iddia birbirinden ayrılır.

Alıştırma

“A survey conducted by the city council found that most residents support the new bus routes” cümlesinde “a survey conducted by the city council found that” kalıbı ne işe yarar?

  1. Bildirilen sonucu belediye meclisinin yürüttüğü bir ankete bağlar
  2. Belediye meclisinin otobüs güzergâhlarının yanında fiziksel bir nesne bulduğunu söyler
  3. Konuşmacının kanıtsız kişisel tahminini verir
Cevabı göster

Bildirilen sonucu belediye meclisinin yürüttüğü bir ankete bağlar

Even if you include the death tolls from Chernobyl and Fukushima, Notlar

0:15

Çernobil ve Fukuşima'daki ölümleri dahil etseniz bile,

nuclear energy ranks last in death per energy unit produced. Kalıp ifadeler

0:18

nükleer enerji, üretilen enerji birimi başına ölüm sayısında son sırada yer alır.

Dilbilgisi

Even if: Ana sonucu değiştirmemek

Even if gerçek olabilecek, hayal edilebilecek ya da uç bir durum olarak sunulan bir koşulu başlatır. Burada konuşan kişi, kazalardaki bu ölümler hesaba katılsa bile sıralamanın değişmediğini söyler; yani bu koşul ana sonucu değiştirmez. Even if + özne + fiil yapısı, “bu koşul altında bile sonuç geçerliliğini korur” anlamını verir. Olası bir itirazı kabul ederken ana iddianızı korumanıza yardımcı olur.

Alıştırma

Buzlu yollar yalnızca olası bir koşulken ve teslimat bugün yine ulaşabilecekse hangi bağlaç en uygundur?

  1. Because
  2. Even if
  3. Even though
Cevabı göster

Even if

Kültür

Chernobyl ... Fukushima: Büyük nükleer kazaları temsil eden adlar

Bu cümlede Chernobyl ve Fukushima yer adlarıdır; ancak burada bu yerlerle ilişkilendirilen büyük nükleer kazalara kısaca gönderme yapmak için kullanılırlar. Chernobyl genellikle 1986’daki nükleer felaketi, Fukushima ise burada Japonya’daki 2011 Fukushima Daiichi kazasını ifade eder. Bu iki adın birlikte anılması, karşılaştırmanın sıralamayı vermeden önce ciddi ve tanınmış karşı örnekleri de dahil etmeye çalıştığını gösterir. Bu göndermeyi anlamak, ilk cümlenin sonuca neden güçlü bir itiraz oluşturduğunu açıklar; ancak bu tek başına ölüm sayılarını veya daha geniş iddiayı doğrulamaz.

Alıştırma

Bu cümlede Chernobyl ve Fukushima neyi ifade ediyor?

  1. Enerji üretiminin iki ölçüsünü
  2. İki nükleer enerji türünü
  3. Bu yerlerle ilişkili, iyi bilinen iki nükleer kazayı
Cevabı göster

Bu yerlerle ilişkili, iyi bilinen iki nükleer kazayı

Kalıp ifadeler

ranks last in: sıranın anlamı ölçüte bağlıdır

Bu cümlede ranks last in, seçenekler enerji birimi başına ölüm sayısına göre sıralandığında “son sırada yer alır” anlamına gelir. Ölçülen şey ölüm sayısı olduğu için son sıra, en düşük ölüm sayısını gösterir. Last yalnızca sıralamadaki konumu belirtir; tek başına iyi ya da kötü anlamı taşımaz. Rank first veya rank last ifadelerini doğru yorumlamak için neyin ölçüldüğüne ve yüksek ya da düşük bir değerden hangisinin daha iyi olduğuna bakın.

Alıştırma

Bir güvenlik grafiği ulaşım türlerini en çok ölümden en az ölüme doğru sıralıyor. Rail travel ranks last in deaths per million trips deniyorsa bunun anlamı nedir?

  1. Bu karşılaştırmada demir yolu ulaşımında en çok ölüm vardır.
  2. Bu karşılaştırmada demir yolu ulaşımında en az ölüm vardır.
  3. Demir yolu ulaşımı grafiğe en son eklenmiştir.
Cevabı göster

Bu karşılaştırmada demir yolu ulaşımında en az ölüm vardır.

While nuclear waste is really toxic,

0:23

Nükleer atıklar gerçekten zehirli olsa da,

it's usually stored somewhere.

0:26

genellikle bir yerlerde depolanırlar.

While the toxic byproducts of fossil fuels are pumped into the air we breathe every day.

0:28

Fosil yakıtların zehirli yan ürünleri ise her gün soluduğumuz havaya pompalanır.

So, just by reducing the amount of fossil fuels burned, Dilbilgisi

0:34

Yani sadece yakılan fosil yakıt miktarını azaltarak bile,

countless cases of cancer or lung disease

0:37

sayısız kanser veya akciğer hastalığı vakası

and accidents in coal mines have been avoided. Dilbilgisi

0:39

ve kömür madenlerindeki kazalar önlenmiştir.

Dilbilgisi

by reducing: yöntemi by + -ing ile göstermek

By + -ing biçimi, bir sonucu ortaya çıkarmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by reducing, “Bu hastalıklar ve kazalar nasıl önlendi?” sorusuna cevap verir: sonuç, yakılan fosil yakıt miktarı azaltılarak elde edilmiştir. Just, yalnızca bu tek önlemin bile fark yaratmaya yettiği iddiasını güçlendirir; ancak yöntemi gösteren dil bilgisi yapısı by reducing ifadesidir. Bu kullanımda by, “bir eylem aracılığıyla” anlamına gelir; “yanında” veya “bir son tarihten önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi reduce fiilinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: We can lower waste by ____ the amount of packaging we use.

Cevabı göster

reducing

Dilbilgisi

have been avoided: present perfect edilgen yapı

Have been avoided, present perfect edilgen yapıdır: have been + past participle. Çoğul özneler cases ve accidents eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır; yani bunlar insanların önlediği şeylerdir. Present perfect, önlenen bu sonuçları şu ana kadar birikmiş bir etki olarak sunar. Sonuç, eylemi yapandan daha önemliyse sorumlu kişi veya kurumun belirtilmesi gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi avoid fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Since the new safety rules began, many mine accidents ____.

Cevabı göster

have been avoided

If we can choose between lots of dangerous stuff being put into a deep hole

0:42

Çok sayıda tehlikeli maddenin derin bir çukura konması ile

and lots and lots and lots of dangerous stuff being pumped into the atmosphere,

0:46

çok, çok, çok daha fazla tehlikeli maddenin atmosfere pompalanması arasında seçim yapabilirsek,

the former seems more logical. Kelime

0:51

ilki daha mantıklı görünüyor.

Kelime

the former: iki seçenekten ilkine gönderme

The former, az önce sözü edilen iki kişi, şey veya seçenekten ilkine gönderme yapan bir ifadedir. Burada tehlikeli maddenin derin bir çukura konmasını anlatır; ikinci seçenek ise maddenin atmosfere pompalanmasıdır. Bu ifade uzun bir açıklamayı tekrarlamayı önler. Buradaki former, a former teacher örneğindeki gibi geçmişteki veya eski anlamına gelmez; the sözcüğü, ifadenin belirtilen iki seçenekten ilkini göstermesini sağlar.

Alıştırma

Doğru former/latter ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We can repair the old playground or build a new one. The town chose ____, meaning the repair plan.

Cevabı göster

the former

Nuclear energy feels way more dangerous though. Ton ve niyet

0:53

Yine de nükleer enerji kulağa çok daha tehlikeli geliyor.

Ton ve niyet

Cümle sonundaki though ile yumuşak karşıtlık

Burada though bir yan cümle başlatmak yerine cümlenin sonunda yer alır. Ana ifadeden sonra bir karşıtlık ekler: önceki kanıtlara rağmen konuşanın hissi farklıdır. Cümle sonundaki though, konuşma dilinde however veya nevertheless gibi işleyebilir. Çekinceyi sonradan eklemek, karşı çıkışı ya da sınırlamayı daha az sert gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, nazik bir çekince eklemek için cümle sonunda though kullanıyor?

  1. Though the hike is beautiful, it is quite difficult.
  2. The hike is beautiful because it is quite difficult.
  3. The hike is beautiful. It is quite difficult, though.
Cevabı göster

The hike is beautiful. It is quite difficult, though.

Single catastrophic events burn into our memory Deyimler

0:56

Tekil feci olaylar hafızamıza kazınırken,

Deyimler

Burn into our memory benzetmesi

Burn into our memory, hafızamıza çok güçlü biçimde yerleşmek anlamına gelen canlı bir benzetmedir. Gerçekte hiçbir şey yanmaz; güçlü bir deneyim zihinde net ve kalıcı bir görüntü bırakır. İyelik sözcüğü hatırlayan kişiye göre değişebilir: burn into my, your veya their memory. Edilgen yapı olan be burned into someone's memory de yaygındır.

Alıştırma

Kendi hafızasını anlatan bir konuşmacı için burn into someone's memory ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The shocking scene seemed to ____.

Cevabı göster

burn into my memory

while coal and oil kill silently.

0:59

kömür ve petrol sessizce öldürüyor.

It's like the death rate of flying versus driving. Anlatım akışı

1:01

Bu, uçak yolculuğu ile araç kullanmanın ölüm oranları arasındaki farka benziyor.

Anlatım akışı

Benzetme başlatmak için It's like ...

It's like bir benzetme başlatır: konuşmacı, dinleyicinin aynı genel örüntüyü görebilmesi için mevcut düşünceyi tanıdık bir örnekle ilişkilendirir. Karşılaştırma, riskin nasıl algılandığıyla ilgilidir. Çarpıcı ve görünür kazalar, daha az fark edilen uzun vadeli bir riskten daha korkutucu gelebilir. İki ölüm oranının veya durumların her ayrıntısının aynı olduğu iddia edilmez.

Alıştırma

Bu cümlede It's like neyi gösteriyor?

  1. Konuşmacı konuyu ulaşım istatistiklerine çeviriyor.
  2. Konuşmacı, benzer bir örüntüyü açıklamak için tanıdık bir risk karşılaştırması kullanıyor.
  3. Konuşmacı, uçmanın ve araba kullanmanın ölüm oranlarının tam olarak aynı olduğunu iddia ediyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, benzer bir örüntüyü açıklamak için tanıdık bir risk karşılaştırması kullanıyor.

Even in the best case scenario, Kalıp ifadeler

1:05

En iyi senaryoda bile,

it would take at least 40 years to switch to 100% renewable energy. Dilbilgisi

1:06

%100 yenilenebilir enerjiye geçmek en az 40 yıl alacaktır.

Kalıp ifadeler

best case scenario: iyimser sınır

Best case scenario, bir analizde makul olarak mümkün olan en elverişli koşullar bütününü ya da sonucu ifade eder. Gerçekleşme olasılığı en yüksek sonucu değil, iyimser bir sınırı gösterir. Burada Even in ... bir ödünleme kurar: değişim en elverişli varsayımlar altında bile en az 40 yıl sürüyorsa, daha az elverişli durumlarda daha uzun sürebilir. Buradaki scenario, film senaryosu değil, planlama amacıyla varsayılan bir durumdur.

Alıştırma

Yazar “makul olarak mümkün olan en elverişli koşullar altında” demek istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Even in the ______, the project will take two years.

  1. best-case scenario
  2. most likely scenario
  3. worst-case scenario
Cevabı göster

best-case scenario

Dilbilgisi

it would take at least 40 years to switch ile süre tahmini

Buradaki it, it would take + süre + to + fiil kalıbındaki biçimsel öznedir. Asıl eylem to switch to 100% renewable energy bölümüdür; take ise burada bir şeyi almak değil, zaman gerektirmek anlamına gelir. Would, bu sürenin basit bir gerçek değil, belirtilen en iyi koşullara bağlı bir tahmin olduğunu gösterir. At least alt sınırı belirtir: geçişin 40 yıl veya daha uzun sürmesi beklenmektedir.

Alıştırma

On yılın en kısa süre olduğunu söylemek için koşullu süre tahmini kalıbını kullanın: Even with a larger team, ____ to finish the project.

Cevabı göster

it would take at least ten years

So, for as long as we continue using fossil fuels, Dilbilgisi

1:11

Dolayısıyla, fosil yakıtları kullanmaya devam ettiğimiz sürece,

nuclear energy will save way more lives than it destroys. Dilbilgisi

1:14

nükleer enerji, yok ettiğinden çok daha fazla hayat kurtaracaktır.

Dilbilgisi

Tüm devam eden süreyi anlatmak için for as long as kullanımı

for as long as + yan cümle yapısında for bir zaman aralığına işaret eder, as long as ise bu aralığın tamamını belirtir. Yan cümledeki durum sürdüğü bütün süre boyunca ana cümledeki ifade geçerli kalır. Burada nükleer enerjiyle ilgili iddia, fosil yakıtların kullanılmaya devam edildiği bütün dönemle sınırlandırılmıştır. İfade, basit bir if yapısından daha güçlüdür; çünkü iki durumun ne kadar süre birlikte devam ettiğini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle, kütüphanenin açık olduğu bütün süre boyunca görevlinin masada bulunacağını söylüyor?

  1. For as long as the library is open, a staff member will be at the desk.
  2. Even if the library is open, a staff member will be at the desk.
  3. As soon as the library is open, a staff member will be at the desk.
Cevabı göster

For as long as the library is open, a staff member will be at the desk.

Dilbilgisi

Büyük bir farkı anlatmak için way more ... than ...

way more lives ifadesinde way, more sözcüğünü güçlendiren günlük bir derece zarfıdır. İfade, çok daha fazla sayıda hayat anlamına gelir; yani karşılaştırma küçük değil, büyük bir fark gösterir. than yan cümlesi karşılaştırmanın diğer tarafını verir: nükleer enerji, yok ettiğinden daha fazla hayat kurtarır. It, nuclear energy ifadesine gönderme yapar; destroys sonrasında anlaşılmasına rağmen yazılmayan nesne lives sözcüğüdür. Aktarılabilir kalıp way more + çoğul sayılabilen isim + than + karşılaştırma yan cümlesi biçimindedir.

Alıştırma

Çok büyük bir fark göstermek için cümleyi dersteki iki sözcüklü günlük ifadeyle tamamlayın: The new library has ____ study spaces than the old one.

Cevabı göster

way more

Two,

1:19

İkincisi,

nuclear energy reduces CO2 emissions.

1:19

nükleer enerji CO2 emisyonlarını azaltır.

Nuclear energy is arguably way less harmful to the environment Ton ve niyet

1:23

Nükleer enerjinin çevreye tartışmasız çok daha az zararlı olduğu söylenebilir

in terms of climate change Kalıp ifadeler

1:27

iklim değişikliği açısından,

than fossil fuels,

1:28

fosil yakıtlardan,

Ton ve niyet

Desteklenebilir ancak tartışılabilir bir iddia için arguably

Arguably, konuşanın tutumunu gösteren bir zarftır: Bir iddiayı makul gerekçelerle desteklenebilir olarak sunarken insanların aynı fikirde olmayabileceğini de kabul eder. Burada çevresel zarar hakkındaki karşılaştırmanın tamamını niteler. Konuşan bir tutum benimser, ancak bunu tartışılmaz bir gerçek olarak sunmaz; arguably, definitely sözcüğünden daha düşük kesinlik taşır ve konuşanın görüşü olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede arguably, görüş ayrılığına yer bırakırken gerekçeli bir değerlendirme sunmak için kullanılmıştır?

  1. Definitely, the password contains eight characters; I just checked it.
  2. Arguably, city parks are as important as sports centers for public health.
  3. Apparently, the museum closes at six; that is what the sign says.
Cevabı göster

Arguably, city parks are as important as sports centers for public health.

Kalıp ifadeler

in terms of climate change: iklim değişikliği açısından

“In terms of climate change” karşılaştırmanın ölçütünü belirler. “İklim değişikliği üzerindeki etki dikkate alındığında” anlamına gelir; bu nedenle “way less harmful” yargısı yalnızca bu boyutla sınırlıdır. Bu ifade, nükleer enerjinin çevreyle ilgili her açıdan daha az zararlı olduğunu söylemez. Bir yargının tam olarak hangi açıdan geçerli olduğunu göstermek için in terms of + isim öbeği kullanılır; burada terms, “teknik terimler” anlamına gelmez.

Alıştırma

“In terms of climate change” özgün cümlede ne işe yarar?

  1. Karşılaştırmayı iklim değişikliği üzerindeki etkiyle sınırlar.
  2. Nükleer enerjinin çevreyle ilgili her açıdan daha iyi olduğunu söyler.
  3. İklim bilimcilerin kullandığı teknik terimleri ifade eder.
Cevabı göster

Karşılaştırmayı iklim değişikliği üzerindeki etkiyle sınırlar.

our main source of energy.

1:29

yani ana enerji kaynağımızdan.

Since 1976,

1:31

1976'dan bu yana,

about 64 gigatons of greenhouse gas emissions have not been pumped out

1:33

yaklaşık 64 gigaton sera gazı emisyonu havaya pompalanmadı

thanks to nuclear energy. Kalıp ifadeler

1:38

nükleer enerji sayesinde.

Kalıp ifadeler

thanks to: sayesinde

“Thanks to” bir sonucun nedenini belirtir ve genellikle bu nedeni yararlı ya da olumlu bir etken olarak sunar. Buradaki sonuç, sera gazlarının salınmamış olmasıdır; dolayısıyla cümle bu olumlu sonucu nükleer enerjiye bağlar. Thanks to ifadesinden sonra doğrudan tam bir yan cümle değil, bir isim öbeği kullanın: thanks to nuclear energy; thanks to the clear weather. Bu ifade, tarafsız because of ifadesine göre konuşanın olumlu değerlendirmesini daha güçlü biçimde taşır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen olumlu neden ifadesiyle tamamlayın: The outdoor concert stayed dry ____ the clear weather.

Cevabı göster

thanks to

And by the mid-21st century,

1:40

Ve 21. yüzyılın ortalarına gelindiğinde,

that could amount to an additional 80-240 gigatons. Kelime

1:42

bu miktar ek olarak 80-240 gigatona ulaşabilir.

Kelime

amount to + nihai toplam

Burada amount to, toplamı ... olmak veya toplamda ... miktarına ulaşmak anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Özne, tahmin edilen miktardır; to sözcüğünden sonra gelen bölüm ise olası nihai toplamı, yani ek 80–240 gigatonu belirtir. Toplam büyüklüğü, maliyeti veya etkiyi belirtirken something amounts to + sayı veya miktar kalıbını kullanabilirsiniz. Asıl cümledeki could, bu toplamın doğrulanmış bir miktar değil, bir öngörü olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef fiil öbeği amount to ile tamamlayın: The small monthly fees could ____ nearly $300 a year.

Cevabı göster

amount to

Humanity's energy consumption is rising steadily.

1:46

İnsanlığın enerji tüketimi istikrarlı bir şekilde artıyor.

According to US government projections, Anlatım akışı

1:50

ABD hükümetinin tahminlerine göre,

China alone will add the equivalent of a new 600 MW coal plant Kalıp ifadeler

1:52

yalnızca Çin, yeni bir 600 MW'lık kömür santraline eşdeğer bir kapasiteyi ekleyecek,

every 10 days for the next 10 years.

1:56

önümüzdeki 10 yıl boyunca her 10 günde bir.

Anlatım akışı

According to + dış kaynak

According to US government projections, cümlenin başında yer alan ve kaynağı belirten bir ifadedir. Okura, ardından gelen tahminin konuşanın doğrudan iddiası olarak değil, bu projeksiyonlardan alınmış bilgi olarak sunulduğunu gösterir. Projections, gerçekleşmiş olayların kaydı değil, model veya eğilimlere dayalı gelecek tahminleridir. According to + kaynak kalıbı, bilgiden önce kaynağı vererek mesajı düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle bir tahmini açıkça dış bir kaynaktan gelen bilgi olarak sunar?

  1. According to my opinion, bus use will rise next year.
  2. I think bus use will rise next year.
  3. According to the city report, bus use will rise next year.
Cevabı göster

According to the city report, bus use will rise next year.

Kalıp ifadeler

the equivalent of: miktar, etki veya değer karşılaştırması

The equivalent of bir karşılaştırma kurar: Bir miktar, etki veya değer, seçilen ölçütle aynı düzeydedir. Burada öngörülen artış, 600 MW'lık bir kömür santralinin kapasitesiyle ifade edilerek çok büyük bir sayının gözde canlandırılması kolaylaştırılır. Bu karşılaştırma her ayrıntının aynı olduğunu veya gerçekten her on günde bir santralin tamamının inşa edileceğini söylemez. Eklenen kapasitenin ölçek bakımından karşılaştırılabilir olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi equivalent ile kurulan hedef isim öbeğiyle tamamlayın: The tank holds ____ 500 bottles of water.

Cevabı göster

the equivalent of

China already burns 4 billion tons of coal each year.

1:59

Çin zaten her yıl 4 milyar ton kömür yakıyor.

Coal is cheap, relatively abundant,

2:02

Kömür ucuz, nispeten bol

and easy to get to. Kalıp ifadeler

2:04

ve ulaşılması kolaydır.

Kalıp ifadeler

easy to get to: bir yere veya kaynağa ulaşmak

Easy to get to ifadesinde get to, bir şeye ulaşmak veya erişmek anlamına gelir. Özne coal olduğu için cümle, kömür yataklarının nispeten erişilebilir olduğunu ve çıkarma amacıyla kaynağa ulaşmanın zor olmadığını anlatır. Sondaki to, ulaşma veya erişme anlamının bir parçasıdır. Aynı kalıp yerlerle kullanıldığında kolay ulaşılabilir, kaynaklarla kullanıldığında ise kolay erişilebilir anlamına gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi ulaşması zor değil anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The museum is ____ by subway.

Cevabı göster

easy to get to

So, it's not likely that humanity will stop using it soon. Dilbilgisi

2:06

Bu yüzden insanlığın onu kullanmayı yakın zamanda bırakması pek olası değil.

Dilbilgisi

It's not likely that ile temkinli tahminler

Bir yan cümlenin önünde it's not likely that kullanmak, o cümledeki durumun gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu belirtir. Bu cümlede düşük ihtimalli olarak değerlendirilen durum humanity will stop using it soon ifadesidir. Düşük ihtimal, imkânsızlık anlamına gelmez. İlk it, biçimsel bir öznedir: belirli bir şeyi adlandırmaz; ardından bir yan cümle gelen it is likely/unlikely that kalıbındaki özne konumunu doldurur. using it içindeki sonraki it ise kömüre gönderme yapar. Vurgulanan yapı, tahmini kesin değil temkinli gösterir.

Alıştırma

Temkinli tahmini dersteki ifadeyle tamamlayın: Given current plans, ____ the library will close this year.

Cevabı göster

it's not likely that

Nuclear energy might be the only way of dampening the effects of climate change Kalıp ifadeler

2:10

Nükleer enerji, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın

and preventing a catastrophic man-made global warming.

2:14

ve insan kaynaklı feci bir küresel ısınmayı önlemenin tek yolu olabilir.

Kalıp ifadeler

Dampening the effects of climate change: sonuçları azaltmak

dampening the effects of climate change ifadesinde dampen, bir şeyi daha az güçlü veya daha az ciddi hâle getirmek demektir. Dil bilgisel nesne the effects olduğundan ifade, iklim değişikliğinin sonuçlarının azaltılabileceğini söyler. Bu, nedeni ortadan kaldırmak veya sorunu tamamen çözmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen dampen the effects of + isim kalıbı; zarar, baskı veya yoğunlukta kısmi bir azalmayı anlatır.

Alıştırma

Sonuçları daha az ciddi hâle getirmek anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Better drainage can ____ heavy rain in the city.

Cevabı göster

dampen the effects of

Compared to the other things we do, Anlatım akışı

2:17

Yaptığımız diğer şeylere kıyasla,

nuclear energy is relatively clean.

2:19

nükleer enerji nispeten temizdir.

Anlatım akışı

Compared to ...: karşılaştırma ölçütünü belirlemek

Cümlenin başındaki Compared to the other things we do ifadesi, ardından gelen yargının karşılaştırma ölçütünü belirler. Nükleer enerjinin hangi alternatiflerle karşılaştırıldığını gösterir. Ölçüt önce verildiği için clean mutlak değil, göreceli bir değerlendirmedir; nükleer enerjinin tamamen temiz olduğunu söylemez. Daha sonra gelen relatively sözcüğü de bu sınırı güçlendirir. Bu yapı, sonuç sunulmadan önce karşılaştırmanın kapsamını netleştirir.

Alıştırma

Baştaki ifade bu İngilizce cümlede ne işe yarıyor? Compared to coal power, solar power produces less carbon pollution.

  1. Güneş enerjisi, kömür enerjisinden daha az karbon kirliliği oluşturur.
  2. Güneş enerjisi hiç karbon kirliliği oluşturmaz.
  3. Kömür ve güneş enerjisi aynı miktarda karbon kirliliği oluşturur.
Cevabı göster

Güneş enerjisi, kömür enerjisinden daha az karbon kirliliği oluşturur.

So, even if it is a good idea to quit nuclear energy long-term,

2:22

Yani, uzun vadede nükleer enerjiyi bırakmak iyi bir fikir olsa bile,

it might be a good solution for the next 100 years or so. Kelime

2:26

önümüzdeki 100 yıl civarı için iyi bir çözüm olabilir.

Kelime

Sayıdan sonra 'or so': yaklaşık bir miktar

or so, bir sayı veya zaman ifadesinden sonra kullanıldığında “yaklaşık” anlamına gelir. Miktardan sonra gelir; bu yüzden 100 years or so, yaklaşık 100 yıl demektir. İfade, gerçek değerin biraz daha fazla veya az olmasına izin verir ama kesin bir aralık belirlemez. Burada önerilen 100 yıllık dönemin bir tahmin olduğunu gösterir; or ikinci bir seçenek sunmaz.

Alıştırma

Tahmini, “yaklaşık” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The bus will arrive in ten minutes ____.

Cevabı göster

or so

Compared to the alternatives.

2:29

Alternatiflerine kıyasla.

Three,

2:31

Üçüncüsü,

new technologies.

2:31

yeni teknolojiler.

Maybe technology will solve the problem of nuclear waste and dangerous power plants.

2:33

Belki de teknoloji, nükleer atık ve tehlikeli santraller sorununu çözecektir.

The nuclear reactors we've used so far are mostly outdated technology Kalıp ifadeler

2:39

Şimdiye kadar kullandığımız nükleer reaktörler çoğunlukla eski teknoloji,

because nuclear innovation stopped in the 1970s.

2:43

çünkü nükleer inovasyon 1970'lerde durdu.

Kalıp ifadeler

so far: şu ana kadar

Burada so far bir zaman sınırı koyar: geçmişteki ilgili bir noktadan şu ana kadar anlamına gelir. we've used ifadesini sınırlandırdığı için cümle yalnızca konuşma anına kadar kullanılmış reaktörlerden söz eder. Bu sınır şimdiki zamanda bittiğinden gelecek hakkında bir tahminde bulunmaz. Daha yeni reaktör teknolojileri ileride kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: We have completed three safety checks so far. so far neyi anlatıyor?

  1. Şu ana kadar üç güvenlik kontrolü tamamlandı ve daha sonra başkaları da yapılabilir.
  2. Yapılabilecek tüm kontroller sonsuza dek tamamlandı.
  3. Kontroller çok uzakta tamamlandı.
Cevabı göster

Şu ana kadar üç güvenlik kontrolü tamamlandı ve daha sonra başkaları da yapılabilir.

There are models like the thorium reactor that could solve the problem altogether. Kültür

2:47

Toryum reaktörü gibi bu sorunu tamamen çözebilecek modeller var.

Kültür

thorium reactor: toryum kullanan bir reaktör kavramı

Thorium reactor, yani toryum reaktörü, yakıt döngüsünün önemli bir parçası olarak toryum kullanan geniş bir nükleer reaktör kavramları kategorisidir. Böyle bir döngüde toryum, nükleer zincirleme tepkimeyi sürdürebilen bir yakıta dönüştürülebilir. Burada terim, daha yeni olabilecek bir modelin gerçek dünyadan örneğini verir. Kullanıma hazır tek bir makineyi değil, bir teknoloji kategorisini adlandırır. could sözcüğü bir olasılık belirtir; sorunun kesinlikle çözüleceğinin kanıtı değildir.

Alıştırma

Buradaki thorium reactor teknik terimi neyi ifade ediyor?

  1. Thorium adlı bir yerin adını taşıyan reaktör
  2. Sorunun tamamını çözdüğü zaten kanıtlanmış, tamamlanmış tek bir makine
  3. Yakıt döngüsünde toryum kullanan geniş bir nükleer reaktör kavramları kategorisi
Cevabı göster

Yakıt döngüsünde toryum kullanan geniş bir nükleer reaktör kavramları kategorisi

Thorium is abundant,

2:51

Toryum bol miktarda bulunur,

really hard to turn into nuclear weapons,

2:53

nükleer silahlara dönüştürülmesi çok zordur

and up to two orders of magnitude less wasteful than current nuclear reactors. Kelime

2:55

ve mevcut nükleer reaktörlerden yüz kata kadar daha az atık üretir.

Kelime

two orders of magnitude: yaklaşık 100 katlık bir ölçek farkı

Bir büyüklük mertebesi on katlık bir çarpandır. Bu nedenle two orders of magnitude, 10² ölçeğinde, yani yaklaşık 100 katlık bir farkı anlatır. Burada up to iddiayı sınırlar: Reaktörler yaklaşık yüzde bir kadar atık üretebilir, ancak sonuç her durumda tam olarak 100 kat daha iyi değildir. İfade, tahminin ölçeğini açıklar; tahminin doğruluğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Bir raporda “The new method uses up to two orders of magnitude less water.” deniyor. En doğru yorum hangisidir?

  1. Yeni yöntem, suyun yaklaşık yüzde birini kullanabilir.
  2. Yeni yöntem, suyun yaklaşık yarısını kullanabilir.
  3. Yeni yöntem tam olarak iki litre daha az su kullanır.
Cevabı göster

Yeni yöntem, suyun yaklaşık yüzde birini kullanabilir.

The waste material might also be only dangerous for a few hundred years

3:00

Ayrıca atık maddeler, birkaç bin yıl yerine

in contrast to a couple of thousand years. Anlatım akışı

3:04

sadece birkaç yüz yıl boyunca tehlikeli olabilir.

Anlatım akışı

in contrast to: karşılaştırma noktasını tanıtma

In contrast to, karşılaştırmadaki ikinci öğeyi tanıtır ve dikkati bir farka yöneltir. Burada birkaç yüz yılı birkaç bin yılla yan yana getirir ve süreyi ortak karşılaştırma noktası yapar. Bu ifade bilgiyi düzenler; bir neden belirtmez. İlk öğenin neyle karşılaştırıldığını gösteren bir isim öbeğini, zamiri veya -ing biçimini tanıtabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: The city library stays open until 9 p.m., ____ the village library, which closes at 5 p.m.

Cevabı göster

in contrast to

One ton of thorium is estimated to provide the same amount of energy Dilbilgisi

3:06

Bir ton toryumun sağladığı enerjinin

as 200 tons of uranium or 3.5 million tons of coal.

3:10

200 ton uranyum veya 3,5 milyon ton kömürle aynı olduğu tahmin ediliyor.

Dilbilgisi

is estimated to provide: yaklaşık bir iddiayı aktarmak

Is estimated to provide, “özne + be + estimated + to mastarı” biçiminde edilgen bir aktarma yapısıdır. Burada bir ton toryumun sağlayabileceği düşünülen enerji miktarını bir tahmine dayanarak sunar. Bu ifade, iddia ile belli bir mesafe bırakır. Rakamın doğrudan doğrulanmış bir gerçek değil, dayanaklı bir yaklaşık değer olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir rapor, doğrulanmış bir gerçek değil yaklaşık bir sonuç veriyor. Bu anlamı hangi cümle doğru ifade eder?

  1. The battery estimates to last about ten hours.
  2. The battery is known to last exactly ten hours.
  3. The battery is estimated to last about ten hours.
Cevabı göster

The battery is estimated to last about ten hours.

Dilbilgisi

the same amount of energy as: eşit miktarları karşılaştırmak

The same amount of energy as, enerji miktarlarının eşit olduğu anlamına gelir. Kalıp “the same amount of + sayılamayan isim + as + karşılaştırılan öğe” biçimindedir. Energy, water, time ve money gibi sayılamayan isimlerle amount kullanılır. Same sonrasında than değil as gelir; cümle yakıtların ağırlığını değil, sağladıkları enerji miktarını karşılaştırır.

Alıştırma

İki tankta eşit miktarda su vardır. Cümleyi the same amount of + isim + as yapısıyla tamamlayın: This tank stores ____ the larger tank.

Cevabı göster

the same amount of water as

So, while we cannot know for sure if alternative nuclear technology will keep its promises, Notlar

3:14

Dolayısıyla, alternatif nükleer teknolojinin vaatlerini yerine getirip getirmeyeceğini kesin olarak bilemesek de,

Kalıp ifadeler

know for sure: bir gerçekten emin olmak

Bu cümlede know for sure, “tam bir kesinlikle bilmek” anlamına gelir. cannot know for sure ifadesi, sonucu kesin kabul etmeye yetecek kanıt olmadığını belirtir. Bu ifadeyi doğrulanmış gerçekleri tahminlerden veya makul beklentilerden ayırmak için kullanabilirsiniz. For sure kesinlik derecesini güçlendirir; “güvenlik için” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “emin olmak” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The test results are not ready, so we cannot ____ whether the water is safe.

Cevabı göster

know for sure

Deyimler

keep its promises: iddia edilen sonuçları sağlamak

Burada keep its promises, teknolojiyi insanmış gibi anlatır. Teknoloji gerçekten konuşmamış veya söz vermemiştir; onun “vaatleri”, sağlayacağı iddia edilen ya da öngörülen faydalardır. Sorulan şey, gerçek performansının bu iddialarla uyuşup uyuşmayacağıdır. Bu benzetme ürünler, planlar, politikalar ve teknolojiler hakkında konuşurken yaygındır.

Alıştırma

“The new cooling system kept its promises” cümlesinin en doğal anlamı nedir?

  1. Herhangi bir tahminde bulunmayı reddetti.
  2. Yazılı vaatlerden oluşan bir listeyi sakladı.
  3. Üreticilerinin iddia ettiği performansı gösterdi.
Cevabı göster

Üreticilerinin iddia ettiği performansı gösterdi.

shouldn't we at least do more research Ton ve niyet

3:19

insanlığın mevcut pek çok sorununu çözme fırsatından vazgeçmeden önce

before we forgo an opportunity to solve lots of humanity's current problems? Kalıp ifadeler

3:21

en azından daha fazla araştırma yapmamız gerekmez mi?

Ton ve niyet

İkna edici bir soru olarak shouldn't we at least do more research

Bu cümlede shouldn't we ...?, konuşanın tercih ettiği cevabın “evet” olduğunu gösteren olumsuz bir sorudur. Konuşan, araştırmanın iyi bir fikir olup olmadığını tarafsızca sormaz; dinleyicileri daha fazla araştırmanın makul olduğunu kabul etmeye yönlendirir. At least asgari bir eylem belirler: dinleyiciler teknolojiyi henüz desteklemese bile daha fazla araştırma yapmak atılabilecek en küçük makul adım olarak sunulur. Bu da öneriyi reddetmeyi zorlaştırır.

Alıştırma

Örnekte konuşan “shouldn't we at least do more research” ifadesiyle esas olarak ne yapıyor?

  1. Konuşanın araştırma hakkında görüşü olmadığı için tarafsızca sormak
  2. Dinleyicileri araştırmanın makul olan asgari adım olduğuna katılmaya teşvik etmek
  3. Daha fazla araştırmanın imkânsız olduğu konusunda uyarmak
Cevabı göster

Dinleyicileri araştırmanın makul olan asgari adım olduğuna katılmaya teşvik etmek

Kalıp ifadeler

forgo an opportunity to: bir fırsattan bilinçli olarak vazgeçmek

Forgo an opportunity to do something, bir şeyi yapma fırsatını kullanmamayı seçmek demektir. Burada konuşan, daha fazla araştırma yapmadan önce sorunları çözmeye gidebilecek olası bir yoldan vazgeçilmemesi gerektiğini söylüyor. Burada forgo sözcüğünü an opportunity izler ve to + fiil olası eylemi belirtir: forgo an opportunity to solve.... İfade, fırsatın yalnızca tesadüfen değil, bir karar sonucunda kaybedildiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bir şeyi yapma fırsatından bilinçli olarak vazgeçmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We should not ____ learn from experienced engineers.

Cevabı göster

forgo an opportunity to

It might not be an easy challenge,

3:25

Bu kolay bir zorluk olmayabilir,

but that hasn't stopped us before.

3:27

ama bu daha önce bizi durdurmamıştı.

So, should we use nuclear energy?

3:30

O halde nükleer enerji kullanmalı mıyız?

There are risks involved in any great human endeavor, Kalıp ifadeler

3:33

İnsanlığın her büyük girişiminde riskler vardır,

Kalıp ifadeler

risks involved in + bir faaliyet

Bu cümlede risks involved in, bir faaliyetin parçası olan veya o faaliyetle birlikte gelen riskler anlamına gelir. Involved, risks sözcüğünü niteler; risklerin etkin biçimde bir şeye katıldığı anlamına gelmez. Bir işi yaparken nelerin ters gidebileceğini belirtmek için risks involved in + faaliyet, plan veya süreç kalıbını kullanabilirsiniz. Bu, yalnızca bir şeyin riskli olduğunu söylemekten daha belirgindir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir faaliyetle birlikte gelen riskleri anlatmak için hedef ifadeyi doğal biçimde kullanır?

  1. We discussed the risks involved in launching a new app.
  2. We discussed the risks involved with launching a new app.
  3. We discussed the risks involving in launching a new app.
Cevabı göster

We discussed the risks involved in launching a new app.

and we have to make an informed decision rather than rely on gut feeling. Notlar

3:35

ve içgüdülerimize güvenmek yerine bilgiye dayalı bir karar vermeliyiz.

Kalıp ifadeler

make an informed decision

Make an informed decision, ilgili gerçekleri, kanıtları veya tavsiyeleri edinip değerlendirdikten sonra seçim yapmak demektir. Informed, yalnızca birine bilgi verildiğini değil, karar verme sürecinin niteliğini anlatır. Doğal fiil-ad eşleşmesi make a decision biçimindedir. Cümledeki rather than rely on gut feeling, kanıta dayalı bir seçim ile çoğunlukla içgüdüye göre hareket etmeyi karşılaştırır.

Alıştırma

Cümleyi “ilgili gerçeklere dayanarak seçim yapmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After comparing the fees and interest rates, Maya could ____ about the loan.

Cevabı göster

make an informed decision

Dilbilgisi

rather than: bir eylemi diğerine tercih etmek

Rather than iki seçenek arasında seçim yapıldığını gösterir: öncesindeki eylem tercih edilir, sonrasındaki eylem ise bu karar için elenir. Burada make ve rely, have to sonrasında kullanılan paralel yalın fiillerdir: we have to make ... rather than (we have to) rely .... Karşılaştırılan ögeleri aynı dil bilgisi biçiminde tutun.

Alıştırma

Tahmin etmek yerine gerçekleri kontrol etme seçimini gösteren iki sözcüklü bağlacı kullanarak cümleyi tamamlayın: We should check the facts ____ guess.

Cevabı göster

rather than

Deyimler

rely on gut feeling: sezgiyi dayanak olarak kullanmak

To rely on something, bir şeyi destek kaynağı veya bir seçimin temel dayanağı olarak kullanmak demektir. A gut feeling, gerçekleri tamamen analiz etmeden önce ortaya çıkan içgüdüsel bir histir; gut burada mecazidir ve midede oluşan gerçek bir hissi anlatmaz. Bu cümlede rely on gut feeling, bilgiye dayalı kanıtlar yerine sezginin kararı yönlendirmesine izin vermek anlamına gelir. Sezginin her zaman yanlış olduğunu söylemez; yalnızca burada belirleyici dayanak olmaması gerektiğini belirtir.

Alıştırma

"When the data is incomplete, she tends to rely on gut feeling," cümlesinde rely on gut feeling ne anlama gelir?

  1. Midede fiziksel bir sorun fark etmek
  2. Bir kararın temel dayanağı olarak içgüdüyü kullanmak
  3. Her bilgi mevcut olana kadar beklemek
Cevabı göster

Bir kararın temel dayanağı olarak içgüdüyü kullanmak

If you want to hear the other side of the argument

3:40

Eğer tartışmanın diğer tarafını dinlemek

or a short introduction to nuclear energy,

3:42

veya nükleer enerjiye kısa bir giriş yapmak isterseniz,

click here.

3:45

buraya tıklayın.