Nükleer Enerjinin Harika Olması İçin 3 Neden! 3/3: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video Özeti: Video, fosil yakıtlara göre ölümleri ve karbon salımını azaltabildiği, ayrıca toryum reaktörü araştırmalarıyla gelişebildiği için nükleer enerjiyi savunuyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “a study conducted by NASA found that” resmi bir savda kanıtı kaynağına bağlar; kısaltılmış edilgen yapı araştırmayı yapan kurumu belirtir. 2. “burn into our memory” bir felaketin hafızaya güçlü ve kalıcı biçimde kazınmasını anlatan mecazdır; görünür olayları daha az fark edilen zararla karşılaştırır. 3. “two orders of magnitude” yaklaşık yüz katlık farkı anlatan teknik terimdir; nicel karşılaştırmada order sözcüğünü sıradan sıra anlamıyla karıştırmayı önler.
Bu derste
Three reasons why we should continue using nuclear energy. Anlatım akışı
0:00Nükleer enerjiyi kullanmaya devam etmemiz için üç neden.
“Three reasons why”: üç nedeni önceden bildirmek
Three reasons why bilgi yapısını önceden bildiren bir kalıptır. Three, ardından üç nokta geleceğini gösterir; reasons why ise bu noktaların yanıtlayacağı soruyu, yani nükleer enerjiyi kullanmaya neden devam etmemiz gerektiğini belirtir. Buradaki why, reasons why isim öbeğinin bir parçasıdır; doğrudan bir soru değildir. Bir konuşmada veya denemede bu kalıp, daha sonra gelen One, Two, Three sırasını takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
“Three reasons why regular exercise helps your mood” cümlesinde “Three reasons why” neyi bildirir?
- Dinleyiciden üç egzersiz söylemesini ister
- Düzenli egzersizin ruh hâlini neden iyileştirdiğine dair üç açıklamayı önceden bildirir
- Üç nedenin daha önce çürütüldüğünü söyler
Cevabı göster
Düzenli egzersizin ruh hâlini neden iyileştirdiğine dair üç açıklamayı önceden bildirir
a study conducted by NASA found that nuclear energy has prevented around 1.8 million deaths. Anlatım akışı
0:09NASA tarafından yürütülen bir araştırma, nükleer enerjinin yaklaşık 1,8 milyon ölümü önlediğini ortaya koydu.
“a study conducted by NASA found that”: bir araştırma bulgusunu kaynağına bağlamak
a study conducted by NASA ifadesi, sonucu vermeden önce çalışmanın kaynağını belirtir. Conducted by NASA, study sözcüğünü niteleyen bir geçmiş ortaç öbeğidir ve çalışmayı NASA'nın yürüttüğü anlamına gelir. Found that, çalışmanın bildirdiği sonucu başlatır. Bu yapıda found, bir araştırma sonucuna ulaşmak veya onu bildirmek demektir; fiziksel bir nesne bulmak anlamına gelmez. Böylece kanıtın kaynağı ile ardından gelen iddia birbirinden ayrılır.
Alıştırma
“A survey conducted by the city council found that most residents support the new bus routes” cümlesinde “a survey conducted by the city council found that” kalıbı ne işe yarar?
- Bildirilen sonucu belediye meclisinin yürüttüğü bir ankete bağlar
- Belediye meclisinin otobüs güzergâhlarının yanında fiziksel bir nesne bulduğunu söyler
- Konuşmacının kanıtsız kişisel tahminini verir
Cevabı göster
Bildirilen sonucu belediye meclisinin yürüttüğü bir ankete bağlar
nuclear energy ranks last in death per energy unit produced. Kalıp ifadeler
0:18nükleer enerji, üretilen enerji birimi başına ölüm sayısında son sırada yer alır.
Even if: Ana sonucu değiştirmemek
Even if gerçek olabilecek, hayal edilebilecek ya da uç bir durum olarak sunulan bir koşulu başlatır. Burada konuşan kişi, kazalardaki bu ölümler hesaba katılsa bile sıralamanın değişmediğini söyler; yani bu koşul ana sonucu değiştirmez. Even if + özne + fiil yapısı, “bu koşul altında bile sonuç geçerliliğini korur” anlamını verir. Olası bir itirazı kabul ederken ana iddianızı korumanıza yardımcı olur.
Alıştırma
Buzlu yollar yalnızca olası bir koşulken ve teslimat bugün yine ulaşabilecekse hangi bağlaç en uygundur?
- Because
- Even if
- Even though
Cevabı göster
Even if
Chernobyl ... Fukushima: Büyük nükleer kazaları temsil eden adlar
Bu cümlede Chernobyl ve Fukushima yer adlarıdır; ancak burada bu yerlerle ilişkilendirilen büyük nükleer kazalara kısaca gönderme yapmak için kullanılırlar. Chernobyl genellikle 1986’daki nükleer felaketi, Fukushima ise burada Japonya’daki 2011 Fukushima Daiichi kazasını ifade eder. Bu iki adın birlikte anılması, karşılaştırmanın sıralamayı vermeden önce ciddi ve tanınmış karşı örnekleri de dahil etmeye çalıştığını gösterir. Bu göndermeyi anlamak, ilk cümlenin sonuca neden güçlü bir itiraz oluşturduğunu açıklar; ancak bu tek başına ölüm sayılarını veya daha geniş iddiayı doğrulamaz.
Alıştırma
Bu cümlede Chernobyl ve Fukushima neyi ifade ediyor?
- Enerji üretiminin iki ölçüsünü
- İki nükleer enerji türünü
- Bu yerlerle ilişkili, iyi bilinen iki nükleer kazayı
Cevabı göster
Bu yerlerle ilişkili, iyi bilinen iki nükleer kazayı
ranks last in: sıranın anlamı ölçüte bağlıdır
Bu cümlede ranks last in, seçenekler enerji birimi başına ölüm sayısına göre sıralandığında “son sırada yer alır” anlamına gelir. Ölçülen şey ölüm sayısı olduğu için son sıra, en düşük ölüm sayısını gösterir. Last yalnızca sıralamadaki konumu belirtir; tek başına iyi ya da kötü anlamı taşımaz. Rank first veya rank last ifadelerini doğru yorumlamak için neyin ölçüldüğüne ve yüksek ya da düşük bir değerden hangisinin daha iyi olduğuna bakın.
Alıştırma
Bir güvenlik grafiği ulaşım türlerini en çok ölümden en az ölüme doğru sıralıyor. Rail travel ranks last in deaths per million trips deniyorsa bunun anlamı nedir?
- Bu karşılaştırmada demir yolu ulaşımında en çok ölüm vardır.
- Bu karşılaştırmada demir yolu ulaşımında en az ölüm vardır.
- Demir yolu ulaşımı grafiğe en son eklenmiştir.
Cevabı göster
Bu karşılaştırmada demir yolu ulaşımında en az ölüm vardır.
While the toxic byproducts of fossil fuels are pumped into the air we breathe every day.
0:28Fosil yakıtların zehirli yan ürünleri ise her gün soluduğumuz havaya pompalanır.
So, just by reducing the amount of fossil fuels burned, Dilbilgisi
0:34Yani sadece yakılan fosil yakıt miktarını azaltarak bile,
and accidents in coal mines have been avoided. Dilbilgisi
0:39ve kömür madenlerindeki kazalar önlenmiştir.
by reducing: yöntemi by + -ing ile göstermek
By + -ing biçimi, bir sonucu ortaya çıkarmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by reducing, “Bu hastalıklar ve kazalar nasıl önlendi?” sorusuna cevap verir: sonuç, yakılan fosil yakıt miktarı azaltılarak elde edilmiştir. Just, yalnızca bu tek önlemin bile fark yaratmaya yettiği iddiasını güçlendirir; ancak yöntemi gösteren dil bilgisi yapısı by reducing ifadesidir. Bu kullanımda by, “bir eylem aracılığıyla” anlamına gelir; “yanında” veya “bir son tarihten önce” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi reduce fiilinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: We can lower waste by ____ the amount of packaging we use.
Cevabı göster
reducing
have been avoided: present perfect edilgen yapı
Have been avoided, present perfect edilgen yapıdır: have been + past participle. Çoğul özneler cases ve accidents eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır; yani bunlar insanların önlediği şeylerdir. Present perfect, önlenen bu sonuçları şu ana kadar birikmiş bir etki olarak sunar. Sonuç, eylemi yapandan daha önemliyse sorumlu kişi veya kurumun belirtilmesi gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi avoid fiilinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Since the new safety rules began, many mine accidents ____.
Cevabı göster
have been avoided
If we can choose between lots of dangerous stuff being put into a deep hole
0:42Çok sayıda tehlikeli maddenin derin bir çukura konması ile
and lots and lots and lots of dangerous stuff being pumped into the atmosphere,
0:46çok, çok, çok daha fazla tehlikeli maddenin atmosfere pompalanması arasında seçim yapabilirsek,
the former: iki seçenekten ilkine gönderme
The former, az önce sözü edilen iki kişi, şey veya seçenekten ilkine gönderme yapan bir ifadedir. Burada tehlikeli maddenin derin bir çukura konmasını anlatır; ikinci seçenek ise maddenin atmosfere pompalanmasıdır. Bu ifade uzun bir açıklamayı tekrarlamayı önler. Buradaki former, a former teacher örneğindeki gibi geçmişteki veya eski anlamına gelmez; the sözcüğü, ifadenin belirtilen iki seçenekten ilkini göstermesini sağlar.
Alıştırma
Doğru former/latter ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We can repair the old playground or build a new one. The town chose ____, meaning the repair plan.
Cevabı göster
the former
Nuclear energy feels way more dangerous though. Ton ve niyet
0:53Yine de nükleer enerji kulağa çok daha tehlikeli geliyor.
Cümle sonundaki though ile yumuşak karşıtlık
Burada though bir yan cümle başlatmak yerine cümlenin sonunda yer alır. Ana ifadeden sonra bir karşıtlık ekler: önceki kanıtlara rağmen konuşanın hissi farklıdır. Cümle sonundaki though, konuşma dilinde however veya nevertheless gibi işleyebilir. Çekinceyi sonradan eklemek, karşı çıkışı ya da sınırlamayı daha az sert gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, nazik bir çekince eklemek için cümle sonunda though kullanıyor?
- Though the hike is beautiful, it is quite difficult.
- The hike is beautiful because it is quite difficult.
- The hike is beautiful. It is quite difficult, though.
Cevabı göster
The hike is beautiful. It is quite difficult, though.
Single catastrophic events burn into our memory Deyimler
0:56Tekil feci olaylar hafızamıza kazınırken,
Burn into our memory benzetmesi
Burn into our memory, hafızamıza çok güçlü biçimde yerleşmek anlamına gelen canlı bir benzetmedir. Gerçekte hiçbir şey yanmaz; güçlü bir deneyim zihinde net ve kalıcı bir görüntü bırakır. İyelik sözcüğü hatırlayan kişiye göre değişebilir: burn into my, your veya their memory. Edilgen yapı olan be burned into someone's memory de yaygındır.
Alıştırma
Kendi hafızasını anlatan bir konuşmacı için burn into someone's memory ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The shocking scene seemed to ____.
Cevabı göster
burn into my memory
It's like the death rate of flying versus driving. Anlatım akışı
1:01Bu, uçak yolculuğu ile araç kullanmanın ölüm oranları arasındaki farka benziyor.
Benzetme başlatmak için It's like ...
It's like bir benzetme başlatır: konuşmacı, dinleyicinin aynı genel örüntüyü görebilmesi için mevcut düşünceyi tanıdık bir örnekle ilişkilendirir. Karşılaştırma, riskin nasıl algılandığıyla ilgilidir. Çarpıcı ve görünür kazalar, daha az fark edilen uzun vadeli bir riskten daha korkutucu gelebilir. İki ölüm oranının veya durumların her ayrıntısının aynı olduğu iddia edilmez.
Alıştırma
Bu cümlede It's like neyi gösteriyor?
- Konuşmacı konuyu ulaşım istatistiklerine çeviriyor.
- Konuşmacı, benzer bir örüntüyü açıklamak için tanıdık bir risk karşılaştırması kullanıyor.
- Konuşmacı, uçmanın ve araba kullanmanın ölüm oranlarının tam olarak aynı olduğunu iddia ediyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, benzer bir örüntüyü açıklamak için tanıdık bir risk karşılaştırması kullanıyor.
it would take at least 40 years to switch to 100% renewable energy. Dilbilgisi
1:06%100 yenilenebilir enerjiye geçmek en az 40 yıl alacaktır.
best case scenario: iyimser sınır
Best case scenario, bir analizde makul olarak mümkün olan en elverişli koşullar bütününü ya da sonucu ifade eder. Gerçekleşme olasılığı en yüksek sonucu değil, iyimser bir sınırı gösterir. Burada Even in ... bir ödünleme kurar: değişim en elverişli varsayımlar altında bile en az 40 yıl sürüyorsa, daha az elverişli durumlarda daha uzun sürebilir. Buradaki scenario, film senaryosu değil, planlama amacıyla varsayılan bir durumdur.
Alıştırma
Yazar “makul olarak mümkün olan en elverişli koşullar altında” demek istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Even in the ______, the project will take two years.
- best-case scenario
- most likely scenario
- worst-case scenario
Cevabı göster
best-case scenario
it would take at least 40 years to switch ile süre tahmini
Buradaki it, it would take + süre + to + fiil kalıbındaki biçimsel öznedir. Asıl eylem to switch to 100% renewable energy bölümüdür; take ise burada bir şeyi almak değil, zaman gerektirmek anlamına gelir. Would, bu sürenin basit bir gerçek değil, belirtilen en iyi koşullara bağlı bir tahmin olduğunu gösterir. At least alt sınırı belirtir: geçişin 40 yıl veya daha uzun sürmesi beklenmektedir.
Alıştırma
On yılın en kısa süre olduğunu söylemek için koşullu süre tahmini kalıbını kullanın: Even with a larger team, ____ to finish the project.
Cevabı göster
it would take at least ten years
So, for as long as we continue using fossil fuels, Dilbilgisi
1:11Dolayısıyla, fosil yakıtları kullanmaya devam ettiğimiz sürece,
nuclear energy will save way more lives than it destroys. Dilbilgisi
1:14nükleer enerji, yok ettiğinden çok daha fazla hayat kurtaracaktır.
Tüm devam eden süreyi anlatmak için for as long as kullanımı
for as long as + yan cümle yapısında for bir zaman aralığına işaret eder, as long as ise bu aralığın tamamını belirtir. Yan cümledeki durum sürdüğü bütün süre boyunca ana cümledeki ifade geçerli kalır. Burada nükleer enerjiyle ilgili iddia, fosil yakıtların kullanılmaya devam edildiği bütün dönemle sınırlandırılmıştır. İfade, basit bir if yapısından daha güçlüdür; çünkü iki durumun ne kadar süre birlikte devam ettiğini vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, kütüphanenin açık olduğu bütün süre boyunca görevlinin masada bulunacağını söylüyor?
- For as long as the library is open, a staff member will be at the desk.
- Even if the library is open, a staff member will be at the desk.
- As soon as the library is open, a staff member will be at the desk.
Cevabı göster
For as long as the library is open, a staff member will be at the desk.
Büyük bir farkı anlatmak için way more ... than ...
way more lives ifadesinde way, more sözcüğünü güçlendiren günlük bir derece zarfıdır. İfade, çok daha fazla sayıda hayat anlamına gelir; yani karşılaştırma küçük değil, büyük bir fark gösterir. than yan cümlesi karşılaştırmanın diğer tarafını verir: nükleer enerji, yok ettiğinden daha fazla hayat kurtarır. It, nuclear energy ifadesine gönderme yapar; destroys sonrasında anlaşılmasına rağmen yazılmayan nesne lives sözcüğüdür. Aktarılabilir kalıp way more + çoğul sayılabilen isim + than + karşılaştırma yan cümlesi biçimindedir.
Alıştırma
Çok büyük bir fark göstermek için cümleyi dersteki iki sözcüklü günlük ifadeyle tamamlayın: The new library has ____ study spaces than the old one.
Cevabı göster
way more
Nuclear energy is arguably way less harmful to the environment Ton ve niyet
1:23Nükleer enerjinin çevreye tartışmasız çok daha az zararlı olduğu söylenebilir
Desteklenebilir ancak tartışılabilir bir iddia için arguably
Arguably, konuşanın tutumunu gösteren bir zarftır: Bir iddiayı makul gerekçelerle desteklenebilir olarak sunarken insanların aynı fikirde olmayabileceğini de kabul eder. Burada çevresel zarar hakkındaki karşılaştırmanın tamamını niteler. Konuşan bir tutum benimser, ancak bunu tartışılmaz bir gerçek olarak sunmaz; arguably, definitely sözcüğünden daha düşük kesinlik taşır ve konuşanın görüşü olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede arguably, görüş ayrılığına yer bırakırken gerekçeli bir değerlendirme sunmak için kullanılmıştır?
- Definitely, the password contains eight characters; I just checked it.
- Arguably, city parks are as important as sports centers for public health.
- Apparently, the museum closes at six; that is what the sign says.
Cevabı göster
Arguably, city parks are as important as sports centers for public health.
in terms of climate change: iklim değişikliği açısından
“In terms of climate change” karşılaştırmanın ölçütünü belirler. “İklim değişikliği üzerindeki etki dikkate alındığında” anlamına gelir; bu nedenle “way less harmful” yargısı yalnızca bu boyutla sınırlıdır. Bu ifade, nükleer enerjinin çevreyle ilgili her açıdan daha az zararlı olduğunu söylemez. Bir yargının tam olarak hangi açıdan geçerli olduğunu göstermek için in terms of + isim öbeği kullanılır; burada terms, “teknik terimler” anlamına gelmez.
Alıştırma
“In terms of climate change” özgün cümlede ne işe yarar?
- Karşılaştırmayı iklim değişikliği üzerindeki etkiyle sınırlar.
- Nükleer enerjinin çevreyle ilgili her açıdan daha iyi olduğunu söyler.
- İklim bilimcilerin kullandığı teknik terimleri ifade eder.
Cevabı göster
Karşılaştırmayı iklim değişikliği üzerindeki etkiyle sınırlar.
about 64 gigatons of greenhouse gas emissions have not been pumped out
1:33yaklaşık 64 gigaton sera gazı emisyonu havaya pompalanmadı
thanks to: sayesinde
“Thanks to” bir sonucun nedenini belirtir ve genellikle bu nedeni yararlı ya da olumlu bir etken olarak sunar. Buradaki sonuç, sera gazlarının salınmamış olmasıdır; dolayısıyla cümle bu olumlu sonucu nükleer enerjiye bağlar. Thanks to ifadesinden sonra doğrudan tam bir yan cümle değil, bir isim öbeği kullanın: thanks to nuclear energy; thanks to the clear weather. Bu ifade, tarafsız because of ifadesine göre konuşanın olumlu değerlendirmesini daha güçlü biçimde taşır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen olumlu neden ifadesiyle tamamlayın: The outdoor concert stayed dry ____ the clear weather.
Cevabı göster
thanks to
that could amount to an additional 80-240 gigatons. Kelime
1:42bu miktar ek olarak 80-240 gigatona ulaşabilir.
amount to + nihai toplam
Burada amount to, toplamı ... olmak veya toplamda ... miktarına ulaşmak anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Özne, tahmin edilen miktardır; to sözcüğünden sonra gelen bölüm ise olası nihai toplamı, yani ek 80–240 gigatonu belirtir. Toplam büyüklüğü, maliyeti veya etkiyi belirtirken something amounts to + sayı veya miktar kalıbını kullanabilirsiniz. Asıl cümledeki could, bu toplamın doğrulanmış bir miktar değil, bir öngörü olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi hedef fiil öbeği amount to ile tamamlayın: The small monthly fees could ____ nearly $300 a year.
Cevabı göster
amount to
Humanity's energy consumption is rising steadily.
1:46İnsanlığın enerji tüketimi istikrarlı bir şekilde artıyor.
China alone will add the equivalent of a new 600 MW coal plant Kalıp ifadeler
1:52yalnızca Çin, yeni bir 600 MW'lık kömür santraline eşdeğer bir kapasiteyi ekleyecek,
According to + dış kaynak
According to US government projections, cümlenin başında yer alan ve kaynağı belirten bir ifadedir. Okura, ardından gelen tahminin konuşanın doğrudan iddiası olarak değil, bu projeksiyonlardan alınmış bilgi olarak sunulduğunu gösterir. Projections, gerçekleşmiş olayların kaydı değil, model veya eğilimlere dayalı gelecek tahminleridir. According to + kaynak kalıbı, bilgiden önce kaynağı vererek mesajı düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle bir tahmini açıkça dış bir kaynaktan gelen bilgi olarak sunar?
- According to my opinion, bus use will rise next year.
- I think bus use will rise next year.
- According to the city report, bus use will rise next year.
Cevabı göster
According to the city report, bus use will rise next year.
the equivalent of: miktar, etki veya değer karşılaştırması
The equivalent of bir karşılaştırma kurar: Bir miktar, etki veya değer, seçilen ölçütle aynı düzeydedir. Burada öngörülen artış, 600 MW'lık bir kömür santralinin kapasitesiyle ifade edilerek çok büyük bir sayının gözde canlandırılması kolaylaştırılır. Bu karşılaştırma her ayrıntının aynı olduğunu veya gerçekten her on günde bir santralin tamamının inşa edileceğini söylemez. Eklenen kapasitenin ölçek bakımından karşılaştırılabilir olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi equivalent ile kurulan hedef isim öbeğiyle tamamlayın: The tank holds ____ 500 bottles of water.
Cevabı göster
the equivalent of
China already burns 4 billion tons of coal each year.
1:59Çin zaten her yıl 4 milyar ton kömür yakıyor.
easy to get to: bir yere veya kaynağa ulaşmak
Easy to get to ifadesinde get to, bir şeye ulaşmak veya erişmek anlamına gelir. Özne coal olduğu için cümle, kömür yataklarının nispeten erişilebilir olduğunu ve çıkarma amacıyla kaynağa ulaşmanın zor olmadığını anlatır. Sondaki to, ulaşma veya erişme anlamının bir parçasıdır. Aynı kalıp yerlerle kullanıldığında kolay ulaşılabilir, kaynaklarla kullanıldığında ise kolay erişilebilir anlamına gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi ulaşması zor değil anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The museum is ____ by subway.
Cevabı göster
easy to get to
So, it's not likely that humanity will stop using it soon. Dilbilgisi
2:06Bu yüzden insanlığın onu kullanmayı yakın zamanda bırakması pek olası değil.
It's not likely that ile temkinli tahminler
Bir yan cümlenin önünde it's not likely that kullanmak, o cümledeki durumun gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu belirtir. Bu cümlede düşük ihtimalli olarak değerlendirilen durum humanity will stop using it soon ifadesidir. Düşük ihtimal, imkânsızlık anlamına gelmez. İlk it, biçimsel bir öznedir: belirli bir şeyi adlandırmaz; ardından bir yan cümle gelen it is likely/unlikely that kalıbındaki özne konumunu doldurur. using it içindeki sonraki it ise kömüre gönderme yapar. Vurgulanan yapı, tahmini kesin değil temkinli gösterir.
Alıştırma
Temkinli tahmini dersteki ifadeyle tamamlayın: Given current plans, ____ the library will close this year.
Cevabı göster
it's not likely that
Nuclear energy might be the only way of dampening the effects of climate change Kalıp ifadeler
2:10Nükleer enerji, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın
and preventing a catastrophic man-made global warming.
2:14ve insan kaynaklı feci bir küresel ısınmayı önlemenin tek yolu olabilir.
Dampening the effects of climate change: sonuçları azaltmak
dampening the effects of climate change ifadesinde dampen, bir şeyi daha az güçlü veya daha az ciddi hâle getirmek demektir. Dil bilgisel nesne the effects olduğundan ifade, iklim değişikliğinin sonuçlarının azaltılabileceğini söyler. Bu, nedeni ortadan kaldırmak veya sorunu tamamen çözmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen dampen the effects of + isim kalıbı; zarar, baskı veya yoğunlukta kısmi bir azalmayı anlatır.
Alıştırma
Sonuçları daha az ciddi hâle getirmek anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Better drainage can ____ heavy rain in the city.
Cevabı göster
dampen the effects of
Compared to ...: karşılaştırma ölçütünü belirlemek
Cümlenin başındaki Compared to the other things we do ifadesi, ardından gelen yargının karşılaştırma ölçütünü belirler. Nükleer enerjinin hangi alternatiflerle karşılaştırıldığını gösterir. Ölçüt önce verildiği için clean mutlak değil, göreceli bir değerlendirmedir; nükleer enerjinin tamamen temiz olduğunu söylemez. Daha sonra gelen relatively sözcüğü de bu sınırı güçlendirir. Bu yapı, sonuç sunulmadan önce karşılaştırmanın kapsamını netleştirir.
Alıştırma
Baştaki ifade bu İngilizce cümlede ne işe yarıyor? Compared to coal power, solar power produces less carbon pollution.
- Güneş enerjisi, kömür enerjisinden daha az karbon kirliliği oluşturur.
- Güneş enerjisi hiç karbon kirliliği oluşturmaz.
- Kömür ve güneş enerjisi aynı miktarda karbon kirliliği oluşturur.
Cevabı göster
Güneş enerjisi, kömür enerjisinden daha az karbon kirliliği oluşturur.
So, even if it is a good idea to quit nuclear energy long-term,
2:22Yani, uzun vadede nükleer enerjiyi bırakmak iyi bir fikir olsa bile,
it might be a good solution for the next 100 years or so. Kelime
2:26önümüzdeki 100 yıl civarı için iyi bir çözüm olabilir.
Sayıdan sonra 'or so': yaklaşık bir miktar
or so, bir sayı veya zaman ifadesinden sonra kullanıldığında “yaklaşık” anlamına gelir. Miktardan sonra gelir; bu yüzden 100 years or so, yaklaşık 100 yıl demektir. İfade, gerçek değerin biraz daha fazla veya az olmasına izin verir ama kesin bir aralık belirlemez. Burada önerilen 100 yıllık dönemin bir tahmin olduğunu gösterir; or ikinci bir seçenek sunmaz.
Alıştırma
Tahmini, “yaklaşık” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The bus will arrive in ten minutes ____.
Cevabı göster
or so
Maybe technology will solve the problem of nuclear waste and dangerous power plants.
2:33Belki de teknoloji, nükleer atık ve tehlikeli santraller sorununu çözecektir.
The nuclear reactors we've used so far are mostly outdated technology Kalıp ifadeler
2:39Şimdiye kadar kullandığımız nükleer reaktörler çoğunlukla eski teknoloji,
so far: şu ana kadar
Burada so far bir zaman sınırı koyar: geçmişteki ilgili bir noktadan şu ana kadar anlamına gelir. we've used ifadesini sınırlandırdığı için cümle yalnızca konuşma anına kadar kullanılmış reaktörlerden söz eder. Bu sınır şimdiki zamanda bittiğinden gelecek hakkında bir tahminde bulunmaz. Daha yeni reaktör teknolojileri ileride kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümleyi okuyun: We have completed three safety checks so far. so far neyi anlatıyor?
- Şu ana kadar üç güvenlik kontrolü tamamlandı ve daha sonra başkaları da yapılabilir.
- Yapılabilecek tüm kontroller sonsuza dek tamamlandı.
- Kontroller çok uzakta tamamlandı.
Cevabı göster
Şu ana kadar üç güvenlik kontrolü tamamlandı ve daha sonra başkaları da yapılabilir.
There are models like the thorium reactor that could solve the problem altogether. Kültür
2:47Toryum reaktörü gibi bu sorunu tamamen çözebilecek modeller var.
thorium reactor: toryum kullanan bir reaktör kavramı
Thorium reactor, yani toryum reaktörü, yakıt döngüsünün önemli bir parçası olarak toryum kullanan geniş bir nükleer reaktör kavramları kategorisidir. Böyle bir döngüde toryum, nükleer zincirleme tepkimeyi sürdürebilen bir yakıta dönüştürülebilir. Burada terim, daha yeni olabilecek bir modelin gerçek dünyadan örneğini verir. Kullanıma hazır tek bir makineyi değil, bir teknoloji kategorisini adlandırır. could sözcüğü bir olasılık belirtir; sorunun kesinlikle çözüleceğinin kanıtı değildir.
Alıştırma
Buradaki thorium reactor teknik terimi neyi ifade ediyor?
- Thorium adlı bir yerin adını taşıyan reaktör
- Sorunun tamamını çözdüğü zaten kanıtlanmış, tamamlanmış tek bir makine
- Yakıt döngüsünde toryum kullanan geniş bir nükleer reaktör kavramları kategorisi
Cevabı göster
Yakıt döngüsünde toryum kullanan geniş bir nükleer reaktör kavramları kategorisi
and up to two orders of magnitude less wasteful than current nuclear reactors. Kelime
2:55ve mevcut nükleer reaktörlerden yüz kata kadar daha az atık üretir.
two orders of magnitude: yaklaşık 100 katlık bir ölçek farkı
Bir büyüklük mertebesi on katlık bir çarpandır. Bu nedenle two orders of magnitude, 10² ölçeğinde, yani yaklaşık 100 katlık bir farkı anlatır. Burada up to iddiayı sınırlar: Reaktörler yaklaşık yüzde bir kadar atık üretebilir, ancak sonuç her durumda tam olarak 100 kat daha iyi değildir. İfade, tahminin ölçeğini açıklar; tahminin doğruluğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir raporda “The new method uses up to two orders of magnitude less water.” deniyor. En doğru yorum hangisidir?
- Yeni yöntem, suyun yaklaşık yüzde birini kullanabilir.
- Yeni yöntem, suyun yaklaşık yarısını kullanabilir.
- Yeni yöntem tam olarak iki litre daha az su kullanır.
Cevabı göster
Yeni yöntem, suyun yaklaşık yüzde birini kullanabilir.
The waste material might also be only dangerous for a few hundred years
3:00Ayrıca atık maddeler, birkaç bin yıl yerine
in contrast to a couple of thousand years. Anlatım akışı
3:04sadece birkaç yüz yıl boyunca tehlikeli olabilir.
in contrast to: karşılaştırma noktasını tanıtma
In contrast to, karşılaştırmadaki ikinci öğeyi tanıtır ve dikkati bir farka yöneltir. Burada birkaç yüz yılı birkaç bin yılla yan yana getirir ve süreyi ortak karşılaştırma noktası yapar. Bu ifade bilgiyi düzenler; bir neden belirtmez. İlk öğenin neyle karşılaştırıldığını gösteren bir isim öbeğini, zamiri veya -ing biçimini tanıtabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç kelimelik bağlayıcıyla tamamlayın: The city library stays open until 9 p.m., ____ the village library, which closes at 5 p.m.
Cevabı göster
in contrast to
One ton of thorium is estimated to provide the same amount of energy Dilbilgisi
3:06Bir ton toryumun sağladığı enerjinin
as 200 tons of uranium or 3.5 million tons of coal.
3:10200 ton uranyum veya 3,5 milyon ton kömürle aynı olduğu tahmin ediliyor.
is estimated to provide: yaklaşık bir iddiayı aktarmak
Is estimated to provide, “özne + be + estimated + to mastarı” biçiminde edilgen bir aktarma yapısıdır. Burada bir ton toryumun sağlayabileceği düşünülen enerji miktarını bir tahmine dayanarak sunar. Bu ifade, iddia ile belli bir mesafe bırakır. Rakamın doğrudan doğrulanmış bir gerçek değil, dayanaklı bir yaklaşık değer olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir rapor, doğrulanmış bir gerçek değil yaklaşık bir sonuç veriyor. Bu anlamı hangi cümle doğru ifade eder?
- The battery estimates to last about ten hours.
- The battery is known to last exactly ten hours.
- The battery is estimated to last about ten hours.
Cevabı göster
The battery is estimated to last about ten hours.
the same amount of energy as: eşit miktarları karşılaştırmak
The same amount of energy as, enerji miktarlarının eşit olduğu anlamına gelir. Kalıp “the same amount of + sayılamayan isim + as + karşılaştırılan öğe” biçimindedir. Energy, water, time ve money gibi sayılamayan isimlerle amount kullanılır. Same sonrasında than değil as gelir; cümle yakıtların ağırlığını değil, sağladıkları enerji miktarını karşılaştırır.
Alıştırma
İki tankta eşit miktarda su vardır. Cümleyi the same amount of + isim + as yapısıyla tamamlayın: This tank stores ____ the larger tank.
Cevabı göster
the same amount of water as
So, while we cannot know for sure if alternative nuclear technology will keep its promises, Notlar
3:14Dolayısıyla, alternatif nükleer teknolojinin vaatlerini yerine getirip getirmeyeceğini kesin olarak bilemesek de,
know for sure: bir gerçekten emin olmak
Bu cümlede know for sure, “tam bir kesinlikle bilmek” anlamına gelir. cannot know for sure ifadesi, sonucu kesin kabul etmeye yetecek kanıt olmadığını belirtir. Bu ifadeyi doğrulanmış gerçekleri tahminlerden veya makul beklentilerden ayırmak için kullanabilirsiniz. For sure kesinlik derecesini güçlendirir; “güvenlik için” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “emin olmak” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The test results are not ready, so we cannot ____ whether the water is safe.
Cevabı göster
know for sure
keep its promises: iddia edilen sonuçları sağlamak
Burada keep its promises, teknolojiyi insanmış gibi anlatır. Teknoloji gerçekten konuşmamış veya söz vermemiştir; onun “vaatleri”, sağlayacağı iddia edilen ya da öngörülen faydalardır. Sorulan şey, gerçek performansının bu iddialarla uyuşup uyuşmayacağıdır. Bu benzetme ürünler, planlar, politikalar ve teknolojiler hakkında konuşurken yaygındır.
Alıştırma
“The new cooling system kept its promises” cümlesinin en doğal anlamı nedir?
- Herhangi bir tahminde bulunmayı reddetti.
- Yazılı vaatlerden oluşan bir listeyi sakladı.
- Üreticilerinin iddia ettiği performansı gösterdi.
Cevabı göster
Üreticilerinin iddia ettiği performansı gösterdi.
shouldn't we at least do more research Ton ve niyet
3:19insanlığın mevcut pek çok sorununu çözme fırsatından vazgeçmeden önce
before we forgo an opportunity to solve lots of humanity's current problems? Kalıp ifadeler
3:21en azından daha fazla araştırma yapmamız gerekmez mi?
İkna edici bir soru olarak shouldn't we at least do more research
Bu cümlede shouldn't we ...?, konuşanın tercih ettiği cevabın “evet” olduğunu gösteren olumsuz bir sorudur. Konuşan, araştırmanın iyi bir fikir olup olmadığını tarafsızca sormaz; dinleyicileri daha fazla araştırmanın makul olduğunu kabul etmeye yönlendirir. At least asgari bir eylem belirler: dinleyiciler teknolojiyi henüz desteklemese bile daha fazla araştırma yapmak atılabilecek en küçük makul adım olarak sunulur. Bu da öneriyi reddetmeyi zorlaştırır.
Alıştırma
Örnekte konuşan “shouldn't we at least do more research” ifadesiyle esas olarak ne yapıyor?
- Konuşanın araştırma hakkında görüşü olmadığı için tarafsızca sormak
- Dinleyicileri araştırmanın makul olan asgari adım olduğuna katılmaya teşvik etmek
- Daha fazla araştırmanın imkânsız olduğu konusunda uyarmak
Cevabı göster
Dinleyicileri araştırmanın makul olan asgari adım olduğuna katılmaya teşvik etmek
forgo an opportunity to: bir fırsattan bilinçli olarak vazgeçmek
Forgo an opportunity to do something, bir şeyi yapma fırsatını kullanmamayı seçmek demektir. Burada konuşan, daha fazla araştırma yapmadan önce sorunları çözmeye gidebilecek olası bir yoldan vazgeçilmemesi gerektiğini söylüyor. Burada forgo sözcüğünü an opportunity izler ve to + fiil olası eylemi belirtir: forgo an opportunity to solve.... İfade, fırsatın yalnızca tesadüfen değil, bir karar sonucunda kaybedildiğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “bir şeyi yapma fırsatından bilinçli olarak vazgeçmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We should not ____ learn from experienced engineers.
Cevabı göster
forgo an opportunity to
There are risks involved in any great human endeavor, Kalıp ifadeler
3:33İnsanlığın her büyük girişiminde riskler vardır,
risks involved in + bir faaliyet
Bu cümlede risks involved in, bir faaliyetin parçası olan veya o faaliyetle birlikte gelen riskler anlamına gelir. Involved, risks sözcüğünü niteler; risklerin etkin biçimde bir şeye katıldığı anlamına gelmez. Bir işi yaparken nelerin ters gidebileceğini belirtmek için risks involved in + faaliyet, plan veya süreç kalıbını kullanabilirsiniz. Bu, yalnızca bir şeyin riskli olduğunu söylemekten daha belirgindir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir faaliyetle birlikte gelen riskleri anlatmak için hedef ifadeyi doğal biçimde kullanır?
- We discussed the risks involved in launching a new app.
- We discussed the risks involved with launching a new app.
- We discussed the risks involving in launching a new app.
Cevabı göster
We discussed the risks involved in launching a new app.
and we have to make an informed decision rather than rely on gut feeling. Notlar
3:35ve içgüdülerimize güvenmek yerine bilgiye dayalı bir karar vermeliyiz.
make an informed decision
Make an informed decision, ilgili gerçekleri, kanıtları veya tavsiyeleri edinip değerlendirdikten sonra seçim yapmak demektir. Informed, yalnızca birine bilgi verildiğini değil, karar verme sürecinin niteliğini anlatır. Doğal fiil-ad eşleşmesi make a decision biçimindedir. Cümledeki rather than rely on gut feeling, kanıta dayalı bir seçim ile çoğunlukla içgüdüye göre hareket etmeyi karşılaştırır.
Alıştırma
Cümleyi “ilgili gerçeklere dayanarak seçim yapmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After comparing the fees and interest rates, Maya could ____ about the loan.
Cevabı göster
make an informed decision
rather than: bir eylemi diğerine tercih etmek
Rather than iki seçenek arasında seçim yapıldığını gösterir: öncesindeki eylem tercih edilir, sonrasındaki eylem ise bu karar için elenir. Burada make ve rely, have to sonrasında kullanılan paralel yalın fiillerdir: we have to make ... rather than (we have to) rely .... Karşılaştırılan ögeleri aynı dil bilgisi biçiminde tutun.
Alıştırma
Tahmin etmek yerine gerçekleri kontrol etme seçimini gösteren iki sözcüklü bağlacı kullanarak cümleyi tamamlayın: We should check the facts ____ guess.
Cevabı göster
rather than
rely on gut feeling: sezgiyi dayanak olarak kullanmak
To rely on something, bir şeyi destek kaynağı veya bir seçimin temel dayanağı olarak kullanmak demektir. A gut feeling, gerçekleri tamamen analiz etmeden önce ortaya çıkan içgüdüsel bir histir; gut burada mecazidir ve midede oluşan gerçek bir hissi anlatmaz. Bu cümlede rely on gut feeling, bilgiye dayalı kanıtlar yerine sezginin kararı yönlendirmesine izin vermek anlamına gelir. Sezginin her zaman yanlış olduğunu söylemez; yalnızca burada belirleyici dayanak olmaması gerektiğini belirtir.
Alıştırma
"When the data is incomplete, she tends to rely on gut feeling," cümlesinde rely on gut feeling ne anlama gelir?
- Midede fiziksel bir sorun fark etmek
- Bir kararın temel dayanağı olarak içgüdüyü kullanmak
- Her bilgi mevcut olana kadar beklemek
Cevabı göster
Bir kararın temel dayanağı olarak içgüdüyü kullanmak
or a short introduction to nuclear energy,
3:42veya nükleer enerjiye kısa bir giriş yapmak isterseniz,