Evrendeki En Tehlikeli Madde - Tuhaf Yıldızlar Açıklandı: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.093 kelime 177 kel/dk

Video özeti: Nötron yıldızlarının basıncı varsayımsal tuhaf madde oluşturabilir; video strangelet tehdidini ele alırken fikrin hâlâ spekülasyon olduğunu vurguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “the harder you pull, the harder they try” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: birlikte artan iki değişiklik için ilintili karşılaştırmayı kullanın. 2. “But then again,” / “Except when” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: önce tehlikeyi küçülten, sonra istisnayı açıklayan dönüşü izleyin. 3. “But then again, maybe not. This is speculation,” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: anlatıcının çarpıcı iddiadan geri adım atıp olasılıkla yerleşik kanıtı nasıl ayırdığını görün.

Bu derste

Neutron stars are the densest things that are not black holes.

0:00

Nötron yıldızları, kara delik olmayan en yoğun nesnelerdir.

In their cores,

0:05

Çekirdeklerinde,

we might find the most dangerous substance in existence,

0:06

var olan en tehlikeli maddeyi bulabiliriz:

strange matter.

0:10

tuhaf madde.

A bizarre thing so extreme that it bends the rules of the universe Dilbilgisi

0:11

Evrenin kurallarını bükecek kadar aşırı ve tuhaf bir şey

Dilbilgisi

so extreme that: sonuca yol açan derece

so + sıfat + that + yan cümle yapısında so, sıfatın derecesini yükseltir; that ile başlayan bölüm ise ortaya çıkan sonucu verir. Burada so extreme that, şeyin ardından gelen sonucu doğuracak kadar aşırı olduğunu anlatır: evrenin kurallarını büker. Buradaki so, “bu yüzden” anlamına gelmez. so extreme that ifadesini “öylesine aşırı ki...” anlamına gelen tek bir sonuç kalıbı olarak düşün.

Alıştırma

Derece ve sonuç kalıbını tamamlayın: The storm was ____ strong ____ it knocked down several trees.

Cevabı göster

so · that

and could infect and destroy everything it comes into contact with. Kalıp ifadeler

0:16

ve temas ettiği her şeye bulaşıp onu yok edebilir.

Kalıp ifadeler

come into contact with: bir şeye temas etmek veya maruz kalmak

Come into contact with, birine veya bir şeye dokunmak, onunla karşılaşmak ya da ona maruz kalmak anlamına gelir. Burada tehlikeli şeyin ulaştığı her şeyi anlatır; bu temas enfeksiyona ve yıkıma yol açabilir. Sabit kalıp come into contact with + isim veya zamir şeklindedir. everything it comes into contact with ifadesinde, everything sözcüğünden sonra gelen ilgi zamiri that atılmıştır; tam anlamı everything that the dangerous thing comes into contact with şeklindedir. Sondaki with edatını koruyun.

Alıştırma

Maruz kalmayı anlatan sabit ifadeyi tamamlayın: Wear gloves so your skin does not ____ the cleaning chemical.

Cevabı göster

come into contact with

Or it could teach us about how the universe began.

0:21

Ya da bize evrenin nasıl başladığını öğretebilir.

Maybe both.

0:24

Belki her ikisini de.

To understand how extreme strange matter really is, Anlatım akışı

0:36

Tuhaf maddenin gerçekten ne kadar aşırı olduğunu anlamak için,

we first need to get a few basics.

0:39

öncelikle bazı temel bilgileri edinmeliyiz.

Anlatım akışı

To understand... ile gerekli arka planı sunmak

Cümlenin başındaki To understand... dinleyiciye ana hedefi gösterir: garip maddenin ne kadar uç bir yapıda olduğunu anlamak. Ana cümle daha sonra bu hedefe ulaşmanın ön koşulunu verir: önce birkaç temel bilgi öğrenmek. To understand X, we first need to Y kalıbı ana konuyu kısa süreliğine bekletir ve sırada neden arka plan bilgisi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Anlama hedefini belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ why eclipses happen, we first need to learn how shadows work.

Cevabı göster

To understand

What is a neutron star

0:41

Nötron yıldızı nedir

and how does strange matter break the rules of the universe?

0:43

ve tuhaf madde evrenin kurallarını nasıl bozar?

To get all of this into one video,

0:47

Tüm bunları tek bir videoya sığdırmak için,

we'll grossly oversimplify a few things, Kelime

0:49

bazı şeyleri fazlasıyla basitleştireceğiz,

but we'll provide you with further reading if you want more details. Kalıp ifadeler

0:51

ancak daha fazla detay isterseniz size ek okuma materyalleri sunacağız.

Kelime

grossly oversimplify: ciddi ayrıntı kaybını kabul etmek

grossly oversimplify ifadesinde oversimplify, karmaşık bir konuyu gerçekte olduğundan çok daha basit sunmak ve önemli ayrımları dışarıda bırakmak demektir. Buradaki grossly, ciddi biçimde veya açıkça kabul edilemez bir ölçüde anlamına gelen resmî bir derece zarfıdır. Konuşmacılar bu ifadeyi kendi videoları için kullanarak format nedeniyle bir miktar kesinliğin kaybolacağını açıkça belirtir. Bu, güçlü bir öz eleştirel sınırlamadır; içeriğin iğrenç olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Videodaki we'll grossly oversimplify a few things ifadesi ne anlatıyor?

  1. Önemli karmaşıklıkları dışarıda bırakacağız, bu yüzden bir miktar doğruluk kaybolabilir.
  2. Birkaç kısmı iğrenç buluyoruz.
  3. Her şeyi tüm teknik ayrıntılarıyla açıklayacağız.
Cevabı göster

Önemli karmaşıklıkları dışarıda bırakacağız, bu yüzden bir miktar doğruluk kaybolabilir.

Kalıp ifadeler

provide you with further reading: sana ek okuma kaynakları sağlamak

provide someone with something yapısında alıcı doğrudan provide fiilinden sonra, sağlanan şey ise with sözcüğünden sonra gelir. Bu cümlede you alıcıdır; further reading ise sağlanan materyaldir. Further reading, bir konuyu daha ayrıntılı incelemeye yardımcı olan ek kitaplar, makaleler, bağlantılar veya başka kaynaklar anlamına gelir. Konuşmacıların sesli okumaya devam edeceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Alıcının önce geldiği provide yapısının gerektirdiği edatla cümleyi tamamlayın: The course will provide you ____ further reading on climate science.

Cevabı göster

with

A neutron star is what remains after a very massive star explodes in a supernova. Dilbilgisi

0:55

Nötron yıldızı, çok büyük kütleli bir yıldızın süpernova olarak patlamasından geriye kalan şeydir.

Dilbilgisi

what remains after ...: ... sonrasında geriye kalan şey

What remains after ... kaynaşmış bir ilgi yapısıdır. What zaten 'the thing that', yani «... olan şey» anlamını içerir. Bu nedenle what remains after bir süreç, o süreç bittikten sonra geriye kalan şeyi belirtir. what remains after a very massive star explodes in a supernova bölümünün tamamı, is fiilinden sonra gelen bir isim öbeğidir. Nötron yıldızını tanımlamak için kullanılan sonucu belirtir; buradaki what soru sormaz.

Alıştırma

Tanımı what, remains ve after sözcüklerini kullanarak tamamlayın: Ash is ____ dry wood burns.

Cevabı göster

what remains after

When this happens,

1:01

Bu gerçekleştiğinde,

the star's core collapses under its own gravity

1:02

yıldızın çekirdeği kendi yerçekimi altında çöker

with such a strong inward force that it squeezes nuclei and particles together violently. Dilbilgisi

1:05

ve öyle güçlü bir içe doğru kuvvet uygular ki çekirdekleri ve parçacıkları şiddetle birbirine sıkıştırır.

Dilbilgisi

such a strong inward force that: derece ve sonuç

such + a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim + that kalıbı, bir sonuç doğuracak kadar yüksek bir dereceyi bu sonuca bağlar. Burada such a strong inward force, içe doğru kuvvetin olağanüstü güçlü olduğunu belirtir; that ile başlayan yan cümle de bunun sonucunda ne olduğunu açıklar. it squeezes nuclei and particles together bölümündeki it, the inward force ifadesine gönderme yapar. İsmin kendisi derece ifadesinin içinde yer aldığında bu kalıbı kullanın.

Alıştırma

powerful wind ifadesini such ... that kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: The storm created ____ the old bridge shook.

Cevabı göster

such a powerful wind that

Electrons are pushed into protons,

1:10

Elektronlar protonların içine itilir,

so they merge and turn into neutrons.

1:12

böylece birleşip nötronlara dönüşürler.

All the nothing inside of atoms

1:15

Atomların içindeki o koskoca boşluk

is suddenly completely filled with particles that really don't want to be close to each other,

1:17

bir anda aslında birbirine hiç de yakın olmak istemeyen parçacıklarla tamamen dolar,

but have no choice. They desperately push back against gravity, Öbek fiiller

1:22

ama başka çareleri yoktur. Yerçekimine,

against the collapse.

1:26

çökmeye karşı umutsuzca geri iterler.

Öbek fiiller

push back against: bir kuvvete veya fikre direnmek

Push back against, bir kuvvete, baskıya, plana veya iddiaya direnmek ya da karşı çıkmak anlamına gelir. against sonrasındaki nesne, neye direnildiğini belirtir. Burada parçacıklar kütle çekimi ve çökmeyle savaşıyormuş gibi anlatılır: basınçları ters yönde etki eder. Bu ifade yalnızca bir şeyi önceki yerine geri itmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede push back against, bir öneriye karşı çıkmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The committee pushed back against the sudden fee increase.
  2. The committee pushed the chairs back against the wall.
  3. The committee pushed the meeting back until Friday.
Cevabı göster

The committee pushed back against the sudden fee increase.

If gravity wins,

1:27

Eğer yerçekimi kazanırsa,

they will become a black hole.

1:29

bir kara deliğe dönüşürler.

If they win,

1:30

Eğer onlar kazanırsa,

they become a neutron star.

1:31

bir nötron yıldızına dönüşürler.

This makes neutron stars like giant atomic nuclei

1:34

Bu, nötron yıldızlarını dev bir atom çekirdeği gibi yapar;

the size of a city, Anlatım akışı

1:37

bir şehir boyutundadır,

but holding the mass of our sun.

1:38

ama güneşimizin kütlesini barındırır.

Anlatım akışı

bir şehir büyüklüğünde... Güneş’imizin kütlesini barındıran

İki ifade büyüklük ile kütleyi yan yana getirir: Bir nötron yıldızı yalnızca yaklaşık bir şehir büyüklüğündedir, ancak kütlesi yaklaşık olarak Güneş’inki kadardır. Bu çarpıcı uyumsuzluk, iki soyut ölçeği gözde canlandırması kolay bir resme dönüştürür. Burada holding, bir şeyi elde taşımak değil, «barındırmak» veya «sahip olmak» anlamındadır. Küçük boyut ile devasa kütlenin birleşmesi aşırı yoğunluğu vurgular.

Alıştırma

Vurgulanan iki ifade arasındaki karşıtlığı hangi yorum doğru açıklar?

  1. Nesne Güneş kadar büyüktür ama yalnızca bir şehrin kütlesini barındırır.
  2. Nesne bir şehir büyüklüğündedir ama yaklaşık olarak Güneş’in kütlesini barındırır.
  3. Nesne Güneş’i bir şehrin içinden taşıyor.
Cevabı göster

Nesne bir şehir büyüklüğündedir ama yaklaşık olarak Güneş’in kütlesini barındırır.

And here,

1:41

Ve işte burada,

things get weird. Anlatım akışı

1:42

işler tuhaflaşır.

Anlatım akışı

things get weird: işler tuhaflaşmaya başlıyor

things get weird ifadesinde things, gerçekleşmekte olan durumu genel olarak anlatır; get ise «hâle gelmek» anlamındadır. İfade, davranışın veya açıklamanın alışılmadık, şaşırtıcı ya da anlaşılması daha zor bir hâl almak üzere olduğunu bildirir. Buradaki here mutlaka fiziksel bir yeri değil, anlatımın bu aşamasını gösterir. Kısa cümle, samimi bir geçiş görevi görür: temel girişi kapatır ve sıradaki bölüm için merak uyandırır.

Alıştırma

«Durum alışılmadık bir hâl almaya başlıyor» anlamındaki ders ifadesiyle samimi geçişi tamamlayın: The first steps are easy to follow. After this point, ____.

Cevabı göster

things get weird

The environment in the core of neutron stars

1:43

Nötron yıldızlarının çekirdeğindeki ortam

is so extreme that the rules of nuclear physics change.

1:46

o kadar aşırıdır ki nükleer fizik kuralları değişir.

And this could lead to a strange and extremely dangerous substance.

1:50

Ve bu da tuhaf ve son derece tehlikeli bir maddenin ortaya çıkmasına yol açabilir.

But let's not get ahead of ourselves. Deyimler

1:55

Fakat acele etmeyelim.

Deyimler

let's not get ahead of ourselves: acele etmeyelim

Let's not get ahead of ourselves, “gerekli adımlar veya gerçekler netleşmeden çok hızlı ilerlemeyelim ya da bir sonuca varmayalım” demektir. Burada konuşan kişi tartışmayı yavaşlatıp önce temel kurallara dönüyor. Bu mecazi bir ifadedir; kimse fiziksel olarak kendisinin önüne geçmez. Konuşanı ve dinleyenleri nazik bir düzeltmeye birlikte katar. Bu yüzden birine doğrudan yavaşlamasını söylemekten genellikle daha uzlaşmacı duyulur.

Alıştırma

“Yeterince bilgi edinmeden çok hızlı ilerlemek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: We have only heard one side of the story, so ____.

Cevabı göster

let's not get ahead of ourselves

We first need to know the rules

1:57

Nasıl bozulduklarını öğrenmeden önce

before we learn how they can be broken.

1:59

kuralları bilmemiz gerekiyor.

Protons and neutrons,

2:02

Atomların çekirdeğini oluşturan parçacıklar olan

the particles making up the nuclei of atoms, Öbek fiiller

2:03

protonlar ve nötronlar,

are made up of smaller particles called quarks.

2:05

kuark adı verilen daha küçük parçacıklardan oluşur.

Öbek fiiller

making up ... are made up of: oluşturmak ve parçalardan oluşmak

Making up, parçacıkları açıklayan bir -ing yan cümlesidir: bu parçacıklar atom çekirdeklerini oluşturur. Are made up of ise edilgen bir bileşim yapısıdır: bu parçacıklar kuark adı verilen daha küçük parçacıklardan oluşur. İki biçim, aynı tür ilişkiyi zıt başlangıç noktalarından düzenler. Etken yapı parçalardan başlar; edilgen yapı bütünden başlar ve parçaları of ile tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki bileşim ifadesiyle tamamlayın: The cells ____ the outer layer are ____ even smaller units.

Cevabı göster

making up · made up of

Quarks really don't want to be alone.

2:09

Kuarklar gerçekten yalnız olmak istemezler.

They are what we call confined. Dilbilgisi

2:11

Onlar hapsedilmiş dediğimiz durumdadırlar.

Dilbilgisi

what we call confined: teknik bir adlandırmayı tanıtma

Bu cümlede what we call, az önce açıklanan duruma confined adını veya tanımını getirir. Buradaki call, “telefon etmek” değil, “ad vermek ya da etiketlemek” anlamındadır. be + what we call + etiket kalıbı, basit bir açıklamadan bu açıklama için kullanılan terime geçmenizi sağlar. Etiket, what we call a cold snap örneğindeki gibi bir isim veya what we call confined örneğindeki gibi betimleyici bir sözcük olabilir.

Alıştırma

Etiket tanıtan üç sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Animals that are active at night are ____ nocturnal.

Cevabı göster

what we call

You can try to separate them,

2:14

Onları ayırmaya çalışabilirsiniz,

but the harder you pull, Dilbilgisi

2:15

ancak ne kadar sert çekerseniz,

the harder they try to pull themselves back together. Öbek fiiller

2:17

kendilerini o kadar sert bir şekilde bir araya çekmeye çalışırlar.

Dilbilgisi

the harder ..., the harder ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişim

the + comparative ..., the + comparative ... kalıbı, iki değişimin birbiriyle bağlantılı olduğunu gösterir. Bu cümlede daha büyük kuvvetle çekmek, kuarkların yeniden bir araya gelmek için daha güçlü çaba göstermesine yol açar. İki the de sıradan belirli tanımlıklar değil, kalıbın sabit parçalarıdır. İlk yan cümle değişen koşulu verir, ikinci yan cümle ise buna karşılık gelen sonucu veya tepkiyi gösterir. Karşılaştırma biçimlerinin aynı olması gerekmez; her birini kendi değişiminin yönünü gösterecek şekilde seçin.

Alıştırma

Verilen more ve easier karşılaştırma biçimleriyle bağlantılı değişim kalıbını tamamlayın: ____ you practice, ____ the skill becomes.

Cevabı göster

The more · the easier

Öbek fiiller

pull themselves back together: kendilerini yeniden bir araya çekmek

Bu cümlede pull themselves back together, birbirinden ayrılmış kuarkların birbirlerini çekerek yeniden birleşik duruma gelmesi demektir. Dönüşlülük zamiri themselves, they öznesine döner; yani kuarklar hem hareketi oluşturur hem de bu hareketten etkilenir. Kalıp pull + nesne + back together şeklindedir. Burada back “arkaya doğru” değil, “önceki duruma geri” anlamındadır; together ise yeniden oluşan birleşik durumu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi pulled, them, back ve together kullanarak tamamlayın: The magnets were separated, but their attraction ____.

Cevabı göster

pulled them back together

If you use a lot of energy,

2:19

Çok fazla enerji kullanırsanız,

they just use this energy to create new quarks.

2:21

bu enerjiyi sadece yeni kuarklar yaratmak için kullanırlar.

Quarks only exist together as the building blocks of other particles

2:24

Kuarklar yalnızca diğer parçacıkların yapı taşları olarak bir arada bulunurlar

and have never been observed by themselves.

2:28

ve hiçbir zaman tek başlarına gözlemlenmemişlerdir.

They come in many types, Kalıp ifadeler

2:31

Birçok türü vardır,

but only two appear to make stable matter.

2:32

ancak sadece ikisi kararlı madde oluşturuyor gibi görünmektedir.

Kalıp ifadeler

come in many types: birçok türde bulunmak

Bu cümlede come in many types, “birçok farklı türde bulunmak” veya “birkaç çeşidi olmak” anlamına gelir. Burada come hareket bildirmez. Kalıp özne + come in + sayı ya da aralık + kategori şeklindedir; örneğin come in three sizes veya come in several colors. Özneyi, farklı mevcut veya tanınmış biçimleri olan genel bir tür olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi come in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This model ____ three sizes, so choose the one that fits.

Cevabı göster

comes in

The up and down quarks

2:35

Proton ve nötronlarda bulunan

found in protons and neutrons.

2:37

yukarı ve aşağı kuarklar.

All other quarks seem to decay away quickly. Öbek fiiller

2:39

Diğer tüm kuarklar hızla bozunup yok oluyor gibi görünmektedir.

Öbek fiiller

decay away: bozunma yoluyla yok olmak

Burada decay, kararsız bir parçacığın değişerek başka parçacıklara dönüşmesi anlamındaki fiziksel süreci anlatır. decay away içindeki away, sonucu vurgular: asıl kuark yalnızca değişmeye başlamaz, sonunda artık var olmaz. Bu ifade, bir şeyin yavaş yavaş zayıflayıp yok olması için de kullanılabilir. Bu cümlede quickly, sürecin bu sonuca kısa sürede ulaştığını belirtir; kuarkların yiyecek gibi çürümesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Kararsız bir parçacığın doğal bir bozunma süreciyle yavaş yavaş yok olmasını en iyi hangi ifade anlatır?

  1. fade away
  2. be taken away
  3. break apart
  4. decay away
Cevabı göster

decay away

But this may be different inside neutron stars.

2:42

Ancak nötron yıldızlarının içinde durum farklı olabilir.

The forces operating in their cores are so extreme

2:46

Çekirdeklerinde işleyen kuvvetler o kadar aşırıdır ki

that they are actually similar to the universe shortly after the Big Bang.

2:49

aslında Büyük Patlama'dan kısa süre sonraki evrene benzerler.

Neutron star cores are like fossils, Deyimler

2:54

Nötron yıldızı çekirdekleri fosiller gibidir,

which can let us peer back in time to the beginning of everything.

2:56

zamanda geriye, her şeyin başlangıcına bakmamızı sağlayabilirler.

Deyimler

are like fossils ... peer back in time: geçmişe dair kanıtları incelemek

Are like fossils bir özdeşlik değil, bir karşılaştırmadır. Nötron yıldızlarının çekirdekleri, fosillerin geçmişteki yaşam hakkında ipuçlarını koruması gibi, daha erken bir durumla ilgili ipuçlarını koruyan veya ortaya çıkaran şeyler olarak anlatılır; bunlar kelimenin tam anlamıyla fosil değildir. Peer back in time, bugün elde bulunan kanıtları inceleyerek geçmişi öğrenmek anlamına gelir. Peer, dikkatle bakma veya araştırma fikrini de taşır; bu nedenle burada bilimsel çıkarımı anlatan mecazi bir görüntüdür, gerçek bir zaman yolculuğu değildir.

Alıştırma

Old tree rings are like fossils, which can let us peer back in time cümlesinde peer back in time ne anlama gelir?

  1. Predict the future without using evidence.
  2. Study present clues to understand the past.
  3. Look only at objects behind you.
  4. Travel physically to an earlier time.
Cevabı göster

Study present clues to understand the past.

So learning how quarks behave inside a neutron star

3:00

Bu nedenle, bir nötron yıldızı içinde kuarkların nasıl davrandığını öğrenmek,

is a way of understanding the very nature of the universe itself.

3:03

evrenin bizzat doğasını anlamanın bir yoludur.

One hypothesis is that inside a neutron star core, Anlatım akışı

3:08

Bir hipoteze göre nötron yıldızı çekirdeğinin içinde,

protons and neutrons deconfine.

3:11

protonlar ve nötronlar hapsedilmekten kurtulur.

Anlatım akışı

One hypothesis is that ...: doğrulanmamış bir fikri belirtmek

One hypothesis is that, önerilen bir açıklamayı tanıtır ve bunun henüz doğrulanmadığını gösterir. that sonrasındaki yan cümle, değerlendirilen fikri belirtir. one sözcüğü başka hipotezlerin de bulunabileceğine yer bırakır. Bu kalıp, geçici bir açıklamayı yerleşmiş bir sonuçtan ayırarak bilimsel bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle açıklamayı mümkün ama henüz doğrulanmamış olarak sunar?

  1. The signals definitely come from underground water.
  2. One hypothesis is that the signals come from underground water.
  3. It is a proven fact that the signals come from underground water.
Cevabı göster

One hypothesis is that the signals come from underground water.

All the particles crammed shoulder-to-shoulder Deyimler

3:14

Omuz omuza sıkışmış tüm parçacıklar

Deyimler

crammed shoulder-to-shoulder: son derece sıkışık

Crammed, fazla küçük bir alana zorla sıkıştırılmış anlamına gelir; shoulder-to-shoulder ise omuzları neredeyse birbirine değecek kadar yakın duran insanları gözde canlandırır. crammed shoulder-to-shoulder birlikte, son derece sıkışık biçimde paketlenmiş demektir. Parçacıkların omuzları yoktur, dolayısıyla ifade burada mecazidir. Aşırı yoğunluğu gözde canlandırması kolay bir sahneye dönüştürür; aynı görüntü kalabalık insanları veya birbirine çok yakın dizilmiş nesneleri de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “son derece sıkışık” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: At rush hour, passengers were ____ in the train.

Cevabı göster

crammed shoulder-to-shoulder

dissolve and melt into a sort of bath of quarks. Deyimler

3:16

çözülür ve bir nevi kuark çorbasına eriyip karışır.

Deyimler

a sort of bath of quarks: yaklaşık bir benzetme

bath of quarks ifadesi bilimsel bir benzetmedir. Çok sayıda kuarkın sıvıya benzer ortak bir durumda karıştığını hayal ettirir; kuarkların gerçek bir küvette olduğu anlamına gelmez. a sort of karşılaştırmayı yumuşatır. Konuşmacı, bu durumun kabaca bir banyoya benzediğini söyler; bath sözcüğünün kesin bilimsel kategori olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi, sort içeren ve yaklaşık bir görüntü belirten ders ifadesiyle tamamlayın: The colored lights formed ____ glowing curtain across the stage.

Cevabı göster

a sort of

Uncountable numbers of particles

3:21

Sayısız parçacık,

become one giant thing made purely from quarks,

3:22

tamamen kuarklardan oluşan dev bir nesneye,

quark matter.

3:26

kuark maddesine dönüşür.

A star made from this is called a quark star,

3:28

Bundan oluşan bir yıldıza kuark yıldızı denir,

though from the outside

3:31

gerçi dışarıdan bakıldığında

it may not look any different than a regular neutron star. Dilbilgisi

3:32

normal bir nötron yıldızından farklı görünmeyebilir.

Dilbilgisi

may not look any different than: temkinli bir karşılaştırma

May not kesinliği değil, olasılığı ifade eder: Kuark yıldızı dışarıdan sıradan bir nötron yıldızıyla aynı görünebilir. look any different than yapısında any, olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir. may not look any different than X kalıbının tamamı, “X ile arasında gözle görülür hiçbir fark bulunmayabilir” anlamına gelir; iki şeyin her bakımdan aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, gizli farklılıklara izin verirken iki telefonun aynı görünebileceğini temkinli biçimde söyler?

  1. The prototype may look very different from the final phone.
  2. The prototype is definitely identical to the final phone.
  3. The prototype may not look any different than the final phone.
Cevabı göster

The prototype may not look any different than the final phone.

Now we can finally talk about the most dangerous substance. Anlatım akışı

3:36

Şimdi nihayet en tehlikeli madde hakkında konuşabiliriz.

Anlatım akışı

Now we can finally talk about: ana konuya geçiş

Bu cümlede Now yeni bir aşamayı işaret eder, finally ise önceki açıklamanın hazırladığı noktaya ulaşıldığını gösterir. We can talk about daha önce duyurulan konuyu, yani en tehlikeli maddeyi tanıtır. Bu kalıbın tamamı dinleyiciyi arka plan bilgisinden ana konuya yönlendirir. Burada finally açıklamayı düzenler; tek başına konuşanın sabırsız olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sunum yapan kişi gerekli arka planı açıklamayı bitirdi. Now we can finally talk about the main issue. cümlesi neyi gösterir?

  1. Konuşmacı hazırlık bölümünden ana konuya geçiyor.
  2. Konuşmacı ana konuyu tartışmayı reddediyor.
  3. Konuşmacı hiçbir arka plan vermeden açılışı tekrarlıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı hazırlık bölümünden ana konuya geçiyor.

If the pressure inside a quark star is great enough,

3:40

Bir kuark yıldızının içindeki basınç yeterince büyükse,

it may get stranger, Anlatım akışı

3:42

kelimenin tam anlamıyla

literally.

3:45

daha da tuhaf hale gelebilir.

Anlatım akışı

get stranger, literally. ifadesindeki kelime oyunu

Get + karşılaştırma derecesindeki bir sıfat, o niteliğin daha fazla kazanılması anlamına gelir. Bu nedenle get stranger ilk başta daha tuhaf hâle gelmek gibi anlaşılır. Ardından literally, strange sözcüğünü strange quarks teknik teriminin bir parçası olarak da etkinleştirir; sonraki açıklama bunu netleştirir. Cümle hem bir kelime oyunu hem de geçiştir: aynı sözcük, günlük dildeki tuhaf anlamını bilimsel konuya bağlar. Burada literally yalnızca çok veya gerçekten anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bağlamda It may get stranger, literally cümlesindeki literally sözcüğünün temel etkisi nedir?

  1. Stranger sözcüğünün yalnızca çok tuhaf anlamına gelmesini sağlar.
  2. Stranger sözcüğünün günlük anlamını strange quarks teknik terimine bağlar.
  3. Basıncın gerçek olmadığını gösterir.
Cevabı göster

Stranger sözcüğünün günlük anlamını strange quarks teknik terimine bağlar.

In the cores of neutron stars,

3:47

Nötron yıldızlarının çekirdeklerinde,

some of the quarks may be converted into strange quarks.

3:48

bazı kuarklar tuhaf kuarklara dönüşebilir.

Strange quarks have bizarre nuclear properties

3:52

Tuhaf kuarkların tuhaf nükleer özellikleri vardır

and they are heavier

3:55

ve daha ağırdırlar

and for the lack of a better word, Ton ve niyet

3:56

ve, daha iyi bir kelime olmadığı için söylüyorum,

stronger.

3:58

daha güçlüdürler.

Ton ve niyet

for the lack of a better word ile yaklaşık bir sözcük seçimini belirtmek

Ara söz olan for the lack of a better word, stronger sözcüğünün kesin bir teknik terim değil, eldeki en yakın ve kullanışlı tanım olduğunu belirtir. Konuşan kişi anlaşılması kolay bir sözcük kullanırken bu sözcüğün doğruluk sınırını da açıkça kabul eder. Genel fikri veren ancak onu gereğinden fazla basitleştirebilen bir sözcüğün çevresinde bu kalıbı kullanabilirsiniz. İfade, konuşanın sözcük seçimi hakkında yorum yapar; kelime dağarcığının zayıf olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşan kişi stronger öncesinde for the lack of a better word diyerek neyi belirtir?

  1. Stronger kullanışlı, ancak tamamen kesin olmayan bir tanımdır.
  2. stronger sözcüğü resmî bir bilimsel ölçümdür.
  3. Konuşan kişi stronger sözcüğünün anlamını unutmuştur.
Cevabı göster

Stronger kullanışlı, ancak tamamen kesin olmayan bir tanımdır.

If they turn up, Öbek fiiller

3:59

Eğer ortaya çıkarlarsa,

they could create strange matter.

4:00

tuhaf maddeyi yaratabilirler.

Öbek fiiller

“ortaya çıkmak veya bulunmak” anlamındaki turn up

If they turn up cümlesinde turn up, “ortaya çıkmak” veya “bulunmak” anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. They öznedir ve fiilden sonra doğrudan nesne yoktur. Bu ifade çoğu zaman bir kişinin veya şeyin bazen beklenmedik biçimde mevcut, görünür ya da bilinir hâle gelmesini anlatır. Burada parçacıkların ortaya çıkma veya tespit edilme olasılığını belirtir; güç ya da düzey artışını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki “kaybolduktan sonra bulundu” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: My library card finally ____ in my backpack.

Cevabı göster

turned up

Strange matter might be the ideal state of matter,

4:03

Tuhaf madde maddenin ideal hali olabilir,

perfectly dense, Anlatım akışı

4:06

mükemmel derecede yoğun,

perfectly stable,

4:07

mükemmel derecede kararlı,

indestructible.

4:08

yok edilemez.

Anlatım akışı

Üç parçalı perfectly dense, perfectly stable, indestructible listesi

Vurgulanan sözler üç özelliği üç parçalı paralel bir liste hâlinde düzenler. Perfectly dense ve perfectly stable aynı zarf + sıfat yapısını tekrar eder; indestructible ise listeyi güçlü bir sıfatla bitirir. Üç parça da aynı işi yapar: önerilen madde hâlini açıklar. Uyumlu biçimler ve perfectly sözcüğünün tekrarı ritim ve giderek artan vurgu oluşturur. Listenin tamamı hâlâ might be ifadesinin belirttiği olasılığın içindedir. Güçlü söyleyiş betimlemeyi canlı kılar, ancak bu özellikleri kanıtlanmış gerçekler olarak sunmaz. Başka bağlamlarda paralel ögeler, karmaşık bir açıklamanın izlenmesini ve hatırlanmasını kolaylaştırabilir.

Alıştırma

Hangi cümle vurgu oluşturmak için net bir üç parçalı paralel liste kullanıyor?

  1. The robot moves fast, with precision, and it is reliable.
  2. The robot is fast, precise, and reliable.
  3. The robot is fast because it works reliably.
Cevabı göster

The robot is fast, precise, and reliable.

More stable than any other matter in the universe.

4:10

Evrendeki diğer tüm maddelerden daha kararlı.

So stable that it can exist outside neutron stars. Dilbilgisi

4:13

Nötron yıldızlarının dışında bile var olabilecek kadar kararlı.

Dilbilgisi

Sonuç parçası olarak So + sıfat + that

So + sıfat + that, bir özelliğin yüksek derecesinin yol açtığı veya mümkün kıldığı sonucu belirtir. Burada so stable that, nötron yıldızlarının dışında var olmayı mümkün kılacak kadar kararlı anlamına gelir. Bu, bilinçli olarak kullanılan bir cümle parçasıdır. Önceki cümle sayesinde dinleyici eksik özne ve fiili tamamlayabilir: Strange matter is so stable that it can exist outside neutron stars. Anlatımda güç ve ritim yaratmak için bu kısaltılmış biçim sıkça kullanılır; tek başına duran resmî bir cümle ise normalde özne ve fiili içerir. Önceki might, bu açıklamayı hâlâ bir varsayım olarak çerçeveler. Sonucu güçlü biçimde vurgulayan yapı, bilimsel iddiayı kesin hâle getirmez.

Alıştırma

The engine kept overheating. Hangi devam ifadesi özgün örnektekiyle aynı etkileyici sonuç parçasını oluşturur?

  1. Hot weather can be uncomfortable.
  2. So hot that we had to stop every ten minutes.
  3. Although it was hot, we stopped every ten minutes.
Cevabı göster

So hot that we had to stop every ten minutes.

If this is the case, Kalıp ifadeler

4:18

Eğer durum buysa,

we have a problem.

4:19

bir sorunumuz var.

Kalıp ifadeler

If this is the case: önceki bir iddiadan sonuç çıkarma

Burada this, az önce söz edilen duruma veya iddiaya gönderme yapar; case ise hukuki bir dava ya da kap değil, “durum” anlamına gelir. İfadenin tamamı “az önce söylenen doğruysa” demektir. Bu ifade bir koşul kurar ve sonraki cümlenin bu koşulun sonucu olduğunu gösterir. Bir rapor, varsayım, sonuç veya olasılıktan hareketle akıl yürütürken kullanılabilir.

Alıştırma

Bir rapor, bir köprünün güvenli olmayabileceğini söylüyor. Hangi cümle bu iddiadan bir sonuç çıkarmak için if this is the case ifadesini kullanır?

  1. If this is the case, the bridge should be closed for inspection.
  2. Take a flashlight in case the inspection lasts until dark.
  3. The bridge is safe, except in this case.
Cevabı göster

If this is the case, the bridge should be closed for inspection.

It might be infectious.

4:20

Bulaşıcı olabilir.

Every piece of matter it touches

4:22

Dokunduğu her madde parçası

might be so impressed by its stability Deyimler

4:24

onun kararlılığından öylesine etkilenebilir ki

that it would immediately turn it into strange matter too.

4:26

onu da anında tuhaf maddeye dönüştürebilir.

Deyimler

so impressed by its stability that ifadesindeki kişileştirme

Burada madde kişileştirilir: garip maddenin kararlılığından etkilenebiliyormuş gibi anlatılır. Bu sözler, maddenin gerçekten hayranlık duyduğu veya üzerine fiziksel bir iz basıldığı anlamına gelmez. Hayal edilen dönüşümü canlı ve esprili hâle getirir. so impressed by X that Y kalıbı, abartılı bir tepkiyi onun sonucuna bağlar. Cümlenin asıl fikri, son derece kararlı bir şeyle temasın başka maddeleri de aynı tür maddeye dönüştürebileceğidir.

Alıştırma

Şunu okuyun: “The old printer was so impressed by the new cable that it started working.” Bu cümle ne anlama geliyor?

  1. Yeni kablo yazıcının çalışmasını sağladı; yazıcı esprili biçimde bir insan gibi ele alınıyor.
  2. Yazıcı kablonun görünüşüne gerçekten hayran kaldı.
  3. Kablo yazıcının üzerine fiziksel olarak bir iz bastı.
Cevabı göster

Yeni kablo yazıcının çalışmasını sağladı; yazıcı esprili biçimde bir insan gibi ele alınıyor.

Protons and neutrons would dissolve and become part of the quark bath,

4:30

Protonlar ve nötronlar çözülerek kuark çorbasının bir parçası haline gelir,

which frees energy and creates more strange matter.

4:34

bu da enerji açığa çıkarır ve daha fazla tuhaf madde yaratır.

The only way to get rid of it Notlar

4:38

Ondan kurtulmanın tek yolu

Deyimler

get rid of + nesne

get rid of + isim veya zamir, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, atmak ya da ondan kurtulmak anlamına gelir. Bu ifadede, istenmeyen şeyi ortadan kaldırma anlamındadır. of edatı bu kalıp ifadenin bir parçasıdır ve nesne ondan sonra gelir: get rid of it, get rid of old files. Nesneyi belirttiğinizde ifade get rid ile bitemez.

Alıştırma

“İstenmeyen bir şeyi kaldırmak” anlamındaki üç sözcüklü kalıbı tamamlayın: I need to ____ these duplicate files before I send the folder.

Cevabı göster

get rid of

would be to throw it into a black hole.

4:40

onu bir kara deliğe fırlatmaktır.

Dilbilgisi

The only way to ... would be to ... kalıbı

The only way to + fiil, mümkün olan yalnızca bir yöntem bulunduğunu söyler. Bu cümlede get rid of it ulaşılmak istenen amacı belirtir. would be to + fiil, bu yöntemi varsayımsal bir durumda sunar. Buradaki would geçmiş zamanı göstermez. Fikri kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, varsayım olarak tutar.

Alıştırma

Hayalî bir durumda tek yöntemi anlatan iki parçalı kalıbı tam olarak tamamlayın: ____ recover the data from this damaged phone ____ take it to a specialist.

Cevabı göster

The only way to · would be to

But then again, Anlatım akışı

4:42

Fakat bir yandan da,

who cares?

4:43

kimin umurunda?

All of it is inside neutron stars.

4:45

Tüm bunlar nötron yıldızlarının içinde.

Except when neutron stars collide with other neutron stars or black holes,

4:47

Nötron yıldızları başka nötron yıldızlarıyla veya kara deliklerle çarpıştığında,

Anlatım akışı

But then again, ... Except when: iki aşamalı bir dönüş

'But then again', az önce söylenen şeyin yeniden değerlendirildiğini gösterir. Burada anlatım, kaygı verici bir gerçekten geçici bir rahatlamaya yönelir: retorik 'who cares?' sorusu, madde içeride tutulduğu için sorunun önemsiz görünebileceğini anlatır; konuşan kişi gerçekten bir yanıt istemez. 'Except when', bu rahatlatıcı iddianın geçerli olmadığı bir koşul ekleyerek onu hemen sınırlar. Bu sıralama önce dinleyiciyi rahatlatır, sonra tehlikeyi geri getirir; iki aşamalı bu dönüş bilgiyi düzenler ve merak yaratır.

Alıştırma

Şu diziyi okuyun: 'But then again, who cares? The material is contained, except when the container breaks.' Bu iki işaretleyici ne yapıyor?

  1. Önce kaygıyı küçümser, ardından kaygıyı geri getiren bir koşulu açıklar.
  2. Gerçekten yanıt bekleyen bir soru sorar ve ardından bir zaman çizelgesi verir.
  3. Birbiriyle ilgisiz iki gerçeği sıralar ve konuşanın tutumunu değiştirmez.
Cevabı göster

Önce kaygıyı küçümser, ardından kaygıyı geri getiren bir koşulu açıklar.

they spew out tremendous amounts of their insides, Öbek fiiller

4:52

içlerindekileri muazzam miktarlarda dışarı püskürtmeleri haricinde,

Öbek fiiller

spew out: güçlü ve kontrolsüz biçimde püskürtmek

Bu cümlede 'spew out', çok büyük miktarda maddeyi güçlü biçimde dışarı püskürtmek anlamına gelir. Çarpışan nötron yıldızları içlerindeki maddeyi dışarı savurur; ifade, yavaş ya da hafif bir akıştan çok şiddetli ve kontrolsüz bir görüntü oluşturur. Bu öbek fiil yanardağları, boruları, makineleri veya nefret dolu sözler gibi mecazi çıktıları da anlatabilir. Nesne, 'spew out ash' örneğinde olduğu gibi ifadenin ardından gelebilir. Nesne bir zamirse 'spew it out' örneğindeki gibi fiil ile parçacığın arasına da girebilir.

Alıştırma

'Spew out' öbek fiilini doğru biçimde kullanın: The broken pipe began to ____ muddy water across the floor.

Cevabı göster

spew out

some of which could include little droplets of strange matter called strangelets.

4:55

bunların bazıları tuhafcık (strangelet) adı verilen küçük tuhaf madde damlacıklarını içerebilir.

Strangelets are as dense as the core of a neutron star. Dilbilgisi

5:00

Strangelet'ler bir nötron yıldızının çekirdeği kadar yoğundur.

Dilbilgisi

as dense as: eşitlik karşılaştırması

as dense as ifadesinde as + sıfat + as kalıbı, iki şeyin belirli bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu belirtir. Burada dense, karşılaştırılan özelliğin yoğunluk olduğunu gösterir. Karşılaştırma yalnızca yoğunlukla ilgilidir. Strangelet'lerin ve nötron yıldızının çekirdeğinin her açıdan aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Eşitlik karşılaştırması oluşturacak iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The blue rope is ____ strong ____ the red rope.

Cevabı göster

as · as

They could be really small,

5:04

Gerçekten çok küçük olabilirler,

maybe even subatomic,

5:05

belki atom altı boyutlarda bile,

but even the largest strangelets wouldn't be any bigger than a rocket. Dilbilgisi

5:07

ama en büyük strangelet bile bir roketten daha büyük olmaz.

Dilbilgisi

wouldn't be any bigger than: boyut için üst sınır koyma

wouldn't be any bigger than ifadesinde would varsayımsal bir sonucu, n't ise olumsuzluğu belirtir. Bu yapı bir üst sınır koyar: düşünülen en büyük boyutta bile bir strangelet, roketin boyutunu aşmaz. Any, olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir ve biraz bile daha büyük değil anlamı verir. Karşılaştırma biçimi bigger ile bağlantılıdır; herhangi bir roket anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, çantanın en büyük durumunda bile küçük bir bavulun boyutunu aşmayacağını anlatır?

  1. Even when full, the bag wouldn't be any bigger than a small suitcase.
  2. Even when full, the bag would be bigger than a small suitcase.
  3. Even when full, the bag wouldn't be as big as a small suitcase.
Cevabı göster

Even when full, the bag wouldn't be any bigger than a small suitcase.

These strangelets would drift through the

5:11

Bu strangelet'ler,

galaxy for millions or billions of years

5:12

milyonlarca veya milyarlarca yıl boyunca galakside sürüklenerek

until they meet a star or planet by chance. Kalıp ifadeler

5:15

tesadüfen bir yıldıza veya gezegene rastlayana kadar yollarına devam eder.

Kalıp ifadeler

by chance: bir şeyin planlanmadan gerçekleşmesi

By chance, “tesadüfen” veya “planlanmadan” anlamına gelir. Bu cümlede bir yıldızla ya da gezegenle karşılaşma, seçilmiş bir hedef değil, rastgele gerçekleşen bir olay olarak sunulur. Bu ifade genellikle zarf görevi görür ve bir olayın nasıl gerçekleştiğini açıklar. İki kelimeyi tek bir ifade olarak anlayın; sözcükleri “bir şans yoluyla” şeklinde kelimesi kelimesine yorumlamayın.

Alıştırma

Cümleyi bu notta geçen ve “tesadüfen, planlamadan” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: I found this old photo ____ while cleaning the attic.

Cevabı göster

by chance

If one were to strike Earth, Dilbilgisi

5:18

Eğer bir tanesi Dünya'ya çarpacak olsaydı,

it would immediately start converting it into strange matter.

5:20

hemen onu tuhaf maddeye dönüştürmeye başlardı.

Dilbilgisi

If ... were to ..., ... would ...: uzak bir gelecek varsayımı

If + özne + were to + fiilin yalın hâli, ... would + fiilin yalın hâli yapısı, gelecekte gerçekleşmesi mümkün bir olayı uzak, düşük olasılıklı veya tamamen varsayımsal olarak sunar. Burada konuşan kişi bir strangeletin Dünya’ya çarptığını söylemez; bu düşük olasılıklı olay gerçekleşseydi ne olacağını inceler. Were, varsayımsal yapının bir parçasıdır ve geçmiş zamanı göstermez. Özenli standart İngilizcede, one gibi tekil bir özneyle bile burada were kullanılır: If one were to strike ..., it would start ....

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki uzak gelecek koşul yapısıyla tamamlayın: If a tiny asteroid ____ hit the station, the alarm ____ sound immediately.

Cevabı göster

were to · would

The more it converts, Dilbilgisi

5:23

Dönüştürdükçe

the more it would grow.

5:25

daha da büyürdü.

Dilbilgisi

The more ..., the more ... ile iki değişimi ilişkilendirmek

the more ..., the more ... kalıbı değişen iki miktarı ya da dereceyi birbirine bağlar: biri arttığında diğeri de artar. Burada dönüştürülen madde miktarının artması, büyümenin artmasıyla ilişkilendirilir. Bu kalıpta her karşılaştırma ifadesinden önce gelen the, orantılı değişimi gösterir; normal belirli artikel değildir. İlk more dönüştürülen miktarı temsil eder, ikinci more ise grow fiilini niteler. İlişkiyi göstermek için iki yan cümle de gereklidir.

Alıştırma

Hangi cümle iki değişimin bağlantılı olduğunu göstermek için eşleştirilmiş karşılaştırma yapısını doğru kullanır?

  1. The more sunlight the plant gets, the faster it grows.
  2. The plant gets the more sunlight, the faster it grows.
  3. The more sunlight the plant gets, it grows faster.
Cevabı göster

The more sunlight the plant gets, the faster it grows.

Ultimately,

5:26

Nihayetinde,

all of the atoms making up Earth Öbek fiiller

5:27

Dünya'yı oluşturan atomların tamamı

Öbek fiiller

Kısaltılmış bir -ing niteleyicisi olarak making up Earth

all of the atoms making up Earth ifadesinde making up Earth, atoms sözcüğünü niteleyen bir -ing sıfat-fiil grubudur. atoms that make up Earth anlamına gelen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir. Burada make up, “oluşturmak” ya da “meydana getirmek” anlamındadır. Atomlar parçalardır; Earth ise onların oluşturduğu bütündür. İfade, Dünya'nın uydurulduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Oluşturmak” anlamında make up fiilinin -ing biçimini kullanın: The steel beams ____ the bridge were inspected yesterday.

Cevabı göster

making up

would be converted.

5:29

dönüştürülmüş olurdu.

Earth would become a hot clump of strange matter

5:30

Dünya bir asteroit boyutunda,

the size of an asteroid.

5:33

sıcak bir tuhaf madde yığınına dönüşürdü.

If a strangelet strikes the Sun,

5:35

Eğer bir strangelet Güneş'e çarparsa,

it would collapse into a strange star,

5:37

Güneş tuhaf bir yıldıza çöker,

eating through it like fire through a dry forest. Deyimler

5:40

kuru bir ormandaki yangın gibi onu yiyip bitirirdi.

Deyimler

Yıkıcı bir benzetme olarak eating through it like fire through a dry forest

eat through burada mecazidir. Garip maddenin Güneş’in içinde yayılırken yolundaki her şeyi tükettiğini veya dönüştürdüğünü anlatır; gerçek anlamda yemeyi ifade etmez. like fire through a dry forest benzetmesi, hızla ilerleyen, geniş çapta zarar veren ve durdurulması zor bir sürecin tanıdık görüntüsünü ekler. Ortak özellik yayılmanın biçimi ve şiddetidir; Güneş’in gerçekten bir orman olması veya yanması değildir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan görüntü neyi anlatıyor?

  1. Güneş gerçekten bir ormana dönüşüp yanmaya başlardı.
  2. Canlı bir yaratık Güneş’ten yavaşça ısırıklar alırdı.
  3. Garip madde Güneş’in içinde hızla ve yıkıcı biçimde yayılırdı.
Cevabı göster

Garip madde Güneş’in içinde hızla ve yıkıcı biçimde yayılırdı.

This would not change the Sun's mass much,

5:43

Bu, Güneş'in kütlesini pek değiştirmezdi

but it would become way less bright,

5:46

ama çok daha az parlak hale gelirdi,

so Earth would freeze to death.

5:47

bu yüzden Dünya donarak yok olurdu.

And like a tiny virus, Deyimler

5:50

Ve tıpkı minik bir virüs gibi,

we'd have no way to see a strangelet coming. Dilbilgisi

5:51

bir strangelet'in gelişini görmemizin hiçbir yolu olmazdı.

Deyimler

Kimlik değil, karşılaştırma bildiren like a tiny virus

Like a tiny virus bir benzetme başlatır. Strangeleti ortak özellikler üzerinden anlamanızı sağlar: son derece küçüktür, önceden tespit edilmesi zordur ve potansiyel olarak tehlikelidir. Bu karşılaştırma, strangeleti biyolojik bir virüs olarak sınıflandırmaz veya hücrelere bulaştığını iddia etmez. like + isim öbeği kullanıldığında konuşan kişi yalnızca anlatılan noktayla ilgili benzerlikleri seçer.

Alıştırma

Nesnenin gerçekten virüs olduğunu söylemeden açıkça karşılaştırma yapan cümleyi seçin.

  1. As a tiny virus, the particle could arrive unnoticed.
  2. The particle is a tiny virus that could arrive unnoticed.
  3. Like a tiny virus, the particle could arrive unnoticed.
Cevabı göster

Like a tiny virus, the particle could arrive unnoticed.

Dilbilgisi

have no way to see ... coming: önceden fark etmenin bir yolu olmaması

Have no way to do something, bir şeyi yapmanın hiçbir yolu veya fırsatı bulunmaması demektir. Burada have no way to see, strangeleti önceden algılamanın bir yolu olmadığını belirtir. see something coming yapısında -ing biçimindeki coming, nesnenin ne yaptığını açıklar; ayrı bir ilerleyen zaman fiili değildir. See ... coming genellikle bir olay gelmeden veya gerçekleşmeden önce onu fark etmek ya da öngörmek anlamına gelir. Bu nedenle ifadenin tamamı önceden uyarı alınamayacağını vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle, bir tehlikeyi gelmeden önce algılamanın hiçbir yolu olmadığını en açık biçimde anlatır?

  1. We have no way to watch the storm arrive.
  2. We have a way to see where the storm is coming from.
  3. We have no way to see the storm coming.
Cevabı göster

We have no way to see the storm coming.

Worse still, Anlatım akışı

5:54

Daha da kötüsü,

some theories suggest strangelets are more than common

5:55

bazı teoriler strangelet'lerin tahmin edilenden çok daha yaygın olduğunu

outnumbering all stars in the galaxy.

5:59

ve galaksideki tüm yıldızlardan daha fazla sayıda olduğunu öne sürüyor.

Anlatım akışı

Worse still: daha kötü bir bilgi eklemek

Worse still, daha önce verilen olumsuz bilginin üzerine başka bir olumsuz gerçek ekleyen ve bunu öncekinden daha ciddi gösteren bir söylem bağlacıdır. Dinleyiciye yeni bilginin durumun kötüleştiğini gösterdiğini bildirir. Genellikle eklenen bilginin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Buradaki still, kötüden daha kötüye geçişi güçlendirir; devam etmek veya hareketsiz kalmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümleleri en iyi hangi bağlaç birbirine bağlar? The power is out. The emergency generator has stopped working.

  1. On the other hand,
  2. Worse still,
  3. For example,
Cevabı göster

Worse still,

These strangelets could have formed very early after the Big Bang, Dilbilgisi

6:02

Bu strangelet'ler Büyük Patlama'dan çok kısa süre sonra,

when it was as hot and dense as a neutron star core everywhere.

6:05

her yerin bir nötron yıldızının çekirdeği kadar sıcak ve yoğun olduğu bir dönemde oluşmuş olabilir.

Dilbilgisi

could have formed: geçmişteki belirsiz bir olasılık

Burada could have formed geçmiş hakkında bir tahmin bildirir: strangeletlerin oluşmuş olması mümkündür, ancak konuşan kişi bundan emin değildir. Yapı could have + geçmiş zaman ortacıdır ve formed olası olayı geçmişe yerleştirir. Cümle, henüz doğrulanmamış bilimsel bir açıklama sunar. Strangeletlerin oluşma imkânı olduğu hâlde oluşmadıkları anlamına gelmez; gerçekten oluşup oluşmadıkları belirsizdir.

Alıştırma

“These crystals could have formed underground,” cümlesinde could have formed ne anlama gelir?

  1. Gelecekte yer altında oluşmaları zorunludur.
  2. Yer altında oluşmuş olmaları mümkündür, ancak bu kesin değildir.
  3. Yer altında oluşabiliyorlardı, fakat kesinlikle oluşmadılar.
Cevabı göster

Yer altında oluşmuş olmaları mümkündür, ancak bu kesin değildir.

They might be clumping around the gravity of galaxies

6:09

Evren genişleyip evrimleştikçe

as the universe expanded and evolved.

6:12

galaksilerin çekim alanları etrafında kümeleniyor olabilirler.

Strangelets could even be so numerous and massive Dilbilgisi

6:15

Strangelet'ler o kadar çok sayıda ve devasa olabilir ki

that they might actually be the dark matter

6:18

galaksileri bir arada tuttuğundan şüphelendiğimiz

we suspect holds galaxies together. Öbek fiiller

6:20

karanlık maddenin ta kendisi olabilirler.

Dilbilgisi

so numerous and massive that: iki sıfat için tek derece-sonuç yapısı

Burada so yüksek bir dereceyi, that ise bu dereceye bağlı sonucu veya çıkarımı tanıtır. Birbirine bağlanan numerous ve massive sıfatlarının ikisi de tek bir so’ya bağlıdır: strangeletlerin hem sayısı hem de kütlesi, karanlık madde düşüncesine yol açacak kadar büyük olabilir. Cümlede could ve might kullanıldığı için that yan cümlesi doğrulanmış bir gerçeği değil, varsayımsal bir sonucu anlatır. so ... that yapısı dereceyi sonuca bağlar; ancak sonucun doğru olduğunu tek başına garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi so, verilen sıradaki iki sıfat ve that ile tamamlayın. (narrow, icy) The road was ____ we had to drive slowly.

Cevabı göster

so narrow and icy that

Öbek fiiller

holds galaxies together: galaksileri bir arada tutmak

holds galaxies together ifadesinde hold ... together, ayrı parçaları birleşik durumda tutmak anlamına gelen bir öbek fiildir. galaxies nesnesi hold ile together arasına gelir; holds sözcüğündeki -s ise öznenin üçüncü tekil kişi olduğunu gösterir. Burada anlatılan, bir elin galaksileri bir arada tutması değildir. Karanlık maddenin galaksilerin dağılmasını önleyen bir etkisi olabileceği söylenir. Aynı yapı fiziksel bir nesneyi, bir grubu veya bir ilişkiyi sürdürmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi hold ... together kullanarak tamamlayın: A few strong stitches can ____.

Cevabı göster

hold the patch together

But then again, Anlatım akışı

6:23

Ancak bir yandan da,

maybe not.

6:24

belki de değildir.

This is speculation,

6:25

Bu bir spekülasyon,

Anlatım akışı

But then again, maybe not... This is speculation: yeniden düşünüp belirsizliği belirtmek

But then again, “bu noktayı yeniden düşündüğümüzde” veya “başka bir olasılık daha var” anlamında kullanılan bir söylem belirtecidir. Burada maybe not, kulağa çekici gelen bir iddiadan geri adım atar. Then again zaman sırasını ya da bir şeyin ikinci kez gerçekleşmesini anlatmaz. This is speculation, düşüncenin kanıtlanmadığını doğrudan belirtir. Bu iki ifade birlikte, ilginç bir hipotez sunup ardından olasılık ile kesinleşmiş kanıt arasındaki sınırı yeniden belirler.

Alıştırma

Bir yorumcu şaşırtıcı bir iddiayı yeniden değerlendirmek ve onun kanıtlanmadığını belirtmek istiyor. Hangi seçenek iki işi de yapar?

  1. After that, the test began. This is speculation.
  2. But then again, maybe not. This is speculation.
  3. But then, the test began. This is a confirmed result.
Cevabı göster

But then again, maybe not. This is speculation.

and the Earth and Sun and planets haven't been consumed in a wildfire of strangelets in the past few billion years,

6:27

ve Dünya, Güneş ile gezegenler geçtiğimiz birkaç milyar yıl içinde bir strangelet yangınında yok olmadılar,

so the odds seem good that it won't happen anytime soon. Kalıp ifadeler

6:33

bu yüzden yakın zamanda gerçekleşmeme ihtimali oldukça yüksek görünüyor.

Kalıp ifadeler

“the odds seem good that ... anytime soon” ile temkinli tahmin

“The odds seem good that ...”, olasılık hakkında temkinli bir değerlendirme yapar: mevcut kanıtlar ardından gelen ifadenin olası görünmesini sağlar, ancak konuşan kişi bunun kanıtlanmış veya kesin olduğunu iddia etmez. Burada olası görülen ifade, olayın “anytime soon” gerçekleşmeyecek olmasıdır. “Anytime soon”, öngörülebilir yakın gelecek anlamına gelir; dolayısıyla olayın çok daha sonra gerçekleşmesi ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sorunun öngörülebilir yakın gelecekte gerçekleşmesinin kanıtlara göre düşük ihtimalli olduğunu, fakat hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini iddia etmeden anlatır?

  1. The odds seem good that the backup system won't fail anytime soon.
  2. The backup system is certain to fail very soon.
  3. The backup system will never fail.
Cevabı göster

The odds seem good that the backup system won't fail anytime soon.

Understanding these strange objects today

6:38

Bugün bu tuhaf nesneleri anlamak,

may be the key to understanding the birth of our universe Kalıp ifadeler

6:40

evrenimizin doğuşunu

and why it grew to look the way it does now.

6:43

ve neden şu anki haline dönüştüğünü anlamanın anahtarı olabilir.

Kalıp ifadeler

“the key to understanding”: key to + -ing biçimi

“The key to understanding X”, X'i anlamak için en önemli etken, yöntem veya ipucu demektir. Bu cümlede tuhaf nesneleri incelemek, evrenin başlangıcını ve bugünkü biçimini açıklamaya giden temel yolu sağlayabilir. “the key to + isim/ulaç” yapısında “to” bir edattır. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir; bu yüzden “the key to understanding” doğrudur, “the key to understand” değildir.

Alıştırma

Cümleyi “anlamanın en önemli etkeni” anlamına gelen tam hedef ifadeyle tamamlayın: Careful observation is ____ how the machine works.

Cevabı göster

the key to understanding

When scientists first started playing with magnets and wires

6:46

Bilim insanları ilk kez mıknatıslar ve tellerle oynamaya

and thinking about electrons,

6:50

ve elektronlar hakkında düşünmeye başladıklarında,

they had no idea how technology would evolve in the next 100 years. Kalıp ifadeler

6:51

teknolojinin önümüzdeki 100 yıl içinde nasıl evrileceği hakkında hiçbir fikirleri yoktu.

Kalıp ifadeler

had no idea how: bir sürecin nasıl gerçekleştiğini hiç bilmemek

Had no idea how ifadesindeki idea, bir öneri veya plan anlamına gelmez. Had no idea, hiç bilmemek anlamındadır; dolayısıyla bilim insanları teknolojinin nasıl gelişeceğini hayal veya tahmin edemiyordu. Burada how, daha uzun bir bildirme cümlesinin içindeki soruyu, yani dolaylı soruyu başlatır. Bilinmeyen şey bir olayın gerçekleşme biçimi veya derecesiyse have ya da had no idea how + yan cümle yapısını kullanın.

Alıştırma

Cihazın nasıl çalıştığı konusunda tam bir belirsizlik anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: At first, the engineers ____ the device produced the signal.

Cevabı göster

had no idea how

The scientists thinking about the cause of neutron stars

6:56

Bugün nötron yıldızlarının nedenleri

and strange matter today

6:59

ve tuhaf madde hakkında düşünen bilim insanları,

may be setting up humans for a future beyond our wildest imaginations. Notlar

7:00

insanlığı en çılgın hayallerimizin ötesinde bir geleceğe hazırlıyor olabilirler.

Öbek fiiller

setting up humans for: gelecekteki bir sonuç için koşul yaratmak

Setting up humans for a future ifadesinde set someone up for something, daha sonraki bir sonucu daha olası hâle getiren koşullar yaratmak demektir. Günümüz araştırmaları, insanlığı henüz hayal edilemeyen olasılıklara hazırlıyor olabilir. Bu eylem sonucu garanti etmez ve bilinçli bir planın parçası olmak zorunda değildir. Yapı set + kişi veya grup + up for + gelecekteki olay, durum, başarı ya da sorun şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi set someone up for something yapısının doğru biçimiyle tamamlayın. Kişi you'dur: A good sleep routine can ____ a calmer morning.

Cevabı göster

set you up for

Deyimler

Beyond Our Wildest Imaginations: En Çılgın Hayal Gücümüzün Ötesinde

Bu cümlede beyond our wildest imaginations, şu anda hayal edebildiğimiz en cesur olasılıkların bile çok ötesinde demektir. Geleceğin ne kadar şaşırtıcı veya olağanüstü olabileceğini vurgular. Bu ifade gerçeklere dayalı bir vaat değil, söz sanatı olarak kullanılan bir abartıdır. Günümüzdeki araştırmaların uzun vadeli etkilerinin bütünüyle öngörülemeyeceğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen dört sözcüklü ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The invention could create possibilities ____.

Cevabı göster

beyond our wildest imaginations

Or maybe not.

7:05

Veya belki de hayır.

Time will tell. Deyimler

7:07

Zaman gösterecek.

Deyimler

Time Will Tell: Bunu Zaman Gösterecek

Time will tell, cevabın şu anda bilinmediğini ancak olaylar geliştikçe açıklığa kavuşacağını ifade eder. Zaman, cevabı açıklayabilen bir varlıkmış gibi kişileştirilir. Burada ifade, evet ya da hayır demeden belirsiz bir tahmini sonlandırır. Konuşmacı soruyu açık bırakır ve gelecekte ortaya çıkacak kanıtları bekler.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen üç sözcüklü ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: We cannot know yet whether the small business will succeed. ____.

Cevabı göster

Time will tell