Evrendeki En Tehlikeli Madde - Tuhaf Yıldızlar Açıklandı: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Nötron yıldızlarının basıncı varsayımsal tuhaf madde oluşturabilir; video strangelet tehdidini ele alırken fikrin hâlâ spekülasyon olduğunu vurguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “the harder you pull, the harder they try” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: birlikte artan iki değişiklik için ilintili karşılaştırmayı kullanın. 2. “But then again,” / “Except when” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: önce tehlikeyi küçülten, sonra istisnayı açıklayan dönüşü izleyin. 3. “But then again, maybe not. This is speculation,” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: anlatıcının çarpıcı iddiadan geri adım atıp olasılıkla yerleşik kanıtı nasıl ayırdığını görün.
Bu derste
Neutron stars are the densest things that are not black holes.
0:00Nötron yıldızları, kara delik olmayan en yoğun nesnelerdir.
we might find the most dangerous substance in existence,
0:06var olan en tehlikeli maddeyi bulabiliriz:
A bizarre thing so extreme that it bends the rules of the universe Dilbilgisi
0:11Evrenin kurallarını bükecek kadar aşırı ve tuhaf bir şey
so extreme that: sonuca yol açan derece
so + sıfat + that + yan cümle yapısında so, sıfatın derecesini yükseltir; that ile başlayan bölüm ise ortaya çıkan sonucu verir. Burada so extreme that, şeyin ardından gelen sonucu doğuracak kadar aşırı olduğunu anlatır: evrenin kurallarını büker. Buradaki so, “bu yüzden” anlamına gelmez. so extreme that ifadesini “öylesine aşırı ki...” anlamına gelen tek bir sonuç kalıbı olarak düşün.
Alıştırma
Derece ve sonuç kalıbını tamamlayın: The storm was ____ strong ____ it knocked down several trees.
Cevabı göster
so · that
and could infect and destroy everything it comes into contact with. Kalıp ifadeler
0:16ve temas ettiği her şeye bulaşıp onu yok edebilir.
come into contact with: bir şeye temas etmek veya maruz kalmak
Come into contact with, birine veya bir şeye dokunmak, onunla karşılaşmak ya da ona maruz kalmak anlamına gelir. Burada tehlikeli şeyin ulaştığı her şeyi anlatır; bu temas enfeksiyona ve yıkıma yol açabilir. Sabit kalıp come into contact with + isim veya zamir şeklindedir. everything it comes into contact with ifadesinde, everything sözcüğünden sonra gelen ilgi zamiri that atılmıştır; tam anlamı everything that the dangerous thing comes into contact with şeklindedir. Sondaki with edatını koruyun.
Alıştırma
Maruz kalmayı anlatan sabit ifadeyi tamamlayın: Wear gloves so your skin does not ____ the cleaning chemical.
Cevabı göster
come into contact with
Or it could teach us about how the universe began.
0:21Ya da bize evrenin nasıl başladığını öğretebilir.
To understand how extreme strange matter really is, Anlatım akışı
0:36Tuhaf maddenin gerçekten ne kadar aşırı olduğunu anlamak için,
To understand... ile gerekli arka planı sunmak
Cümlenin başındaki To understand... dinleyiciye ana hedefi gösterir: garip maddenin ne kadar uç bir yapıda olduğunu anlamak. Ana cümle daha sonra bu hedefe ulaşmanın ön koşulunu verir: önce birkaç temel bilgi öğrenmek. To understand X, we first need to Y kalıbı ana konuyu kısa süreliğine bekletir ve sırada neden arka plan bilgisi olduğunu gösterir.
Alıştırma
Anlama hedefini belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ why eclipses happen, we first need to learn how shadows work.
Cevabı göster
To understand
and how does strange matter break the rules of the universe?
0:43ve tuhaf madde evrenin kurallarını nasıl bozar?
but we'll provide you with further reading if you want more details. Kalıp ifadeler
0:51ancak daha fazla detay isterseniz size ek okuma materyalleri sunacağız.
grossly oversimplify: ciddi ayrıntı kaybını kabul etmek
grossly oversimplify ifadesinde oversimplify, karmaşık bir konuyu gerçekte olduğundan çok daha basit sunmak ve önemli ayrımları dışarıda bırakmak demektir. Buradaki grossly, ciddi biçimde veya açıkça kabul edilemez bir ölçüde anlamına gelen resmî bir derece zarfıdır. Konuşmacılar bu ifadeyi kendi videoları için kullanarak format nedeniyle bir miktar kesinliğin kaybolacağını açıkça belirtir. Bu, güçlü bir öz eleştirel sınırlamadır; içeriğin iğrenç olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Videodaki we'll grossly oversimplify a few things ifadesi ne anlatıyor?
- Önemli karmaşıklıkları dışarıda bırakacağız, bu yüzden bir miktar doğruluk kaybolabilir.
- Birkaç kısmı iğrenç buluyoruz.
- Her şeyi tüm teknik ayrıntılarıyla açıklayacağız.
Cevabı göster
Önemli karmaşıklıkları dışarıda bırakacağız, bu yüzden bir miktar doğruluk kaybolabilir.
provide you with further reading: sana ek okuma kaynakları sağlamak
provide someone with something yapısında alıcı doğrudan provide fiilinden sonra, sağlanan şey ise with sözcüğünden sonra gelir. Bu cümlede you alıcıdır; further reading ise sağlanan materyaldir. Further reading, bir konuyu daha ayrıntılı incelemeye yardımcı olan ek kitaplar, makaleler, bağlantılar veya başka kaynaklar anlamına gelir. Konuşmacıların sesli okumaya devam edeceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Alıcının önce geldiği provide yapısının gerektirdiği edatla cümleyi tamamlayın: The course will provide you ____ further reading on climate science.
Cevabı göster
with
A neutron star is what remains after a very massive star explodes in a supernova. Dilbilgisi
0:55Nötron yıldızı, çok büyük kütleli bir yıldızın süpernova olarak patlamasından geriye kalan şeydir.
what remains after ...: ... sonrasında geriye kalan şey
What remains after ... kaynaşmış bir ilgi yapısıdır. What zaten 'the thing that', yani «... olan şey» anlamını içerir. Bu nedenle what remains after bir süreç, o süreç bittikten sonra geriye kalan şeyi belirtir. what remains after a very massive star explodes in a supernova bölümünün tamamı, is fiilinden sonra gelen bir isim öbeğidir. Nötron yıldızını tanımlamak için kullanılan sonucu belirtir; buradaki what soru sormaz.
Alıştırma
Tanımı what, remains ve after sözcüklerini kullanarak tamamlayın: Ash is ____ dry wood burns.
Cevabı göster
what remains after
the star's core collapses under its own gravity
1:02yıldızın çekirdeği kendi yerçekimi altında çöker
with such a strong inward force that it squeezes nuclei and particles together violently. Dilbilgisi
1:05ve öyle güçlü bir içe doğru kuvvet uygular ki çekirdekleri ve parçacıkları şiddetle birbirine sıkıştırır.
such a strong inward force that: derece ve sonuç
such + a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim + that kalıbı, bir sonuç doğuracak kadar yüksek bir dereceyi bu sonuca bağlar. Burada such a strong inward force, içe doğru kuvvetin olağanüstü güçlü olduğunu belirtir; that ile başlayan yan cümle de bunun sonucunda ne olduğunu açıklar. it squeezes nuclei and particles together bölümündeki it, the inward force ifadesine gönderme yapar. İsmin kendisi derece ifadesinin içinde yer aldığında bu kalıbı kullanın.
Alıştırma
powerful wind ifadesini such ... that kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: The storm created ____ the old bridge shook.
Cevabı göster
such a powerful wind that
is suddenly completely filled with particles that really don't want to be close to each other,
1:17bir anda aslında birbirine hiç de yakın olmak istemeyen parçacıklarla tamamen dolar,
but have no choice. They desperately push back against gravity, Öbek fiiller
1:22ama başka çareleri yoktur. Yerçekimine,
push back against: bir kuvvete veya fikre direnmek
Push back against, bir kuvvete, baskıya, plana veya iddiaya direnmek ya da karşı çıkmak anlamına gelir. against sonrasındaki nesne, neye direnildiğini belirtir. Burada parçacıklar kütle çekimi ve çökmeyle savaşıyormuş gibi anlatılır: basınçları ters yönde etki eder. Bu ifade yalnızca bir şeyi önceki yerine geri itmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede push back against, bir öneriye karşı çıkmak anlamında kullanılmıştır?
- The committee pushed back against the sudden fee increase.
- The committee pushed the chairs back against the wall.
- The committee pushed the meeting back until Friday.
Cevabı göster
The committee pushed back against the sudden fee increase.
This makes neutron stars like giant atomic nuclei
1:34Bu, nötron yıldızlarını dev bir atom çekirdeği gibi yapar;
bir şehir büyüklüğünde... Güneş’imizin kütlesini barındıran
İki ifade büyüklük ile kütleyi yan yana getirir: Bir nötron yıldızı yalnızca yaklaşık bir şehir büyüklüğündedir, ancak kütlesi yaklaşık olarak Güneş’inki kadardır. Bu çarpıcı uyumsuzluk, iki soyut ölçeği gözde canlandırması kolay bir resme dönüştürür. Burada holding, bir şeyi elde taşımak değil, «barındırmak» veya «sahip olmak» anlamındadır. Küçük boyut ile devasa kütlenin birleşmesi aşırı yoğunluğu vurgular.
Alıştırma
Vurgulanan iki ifade arasındaki karşıtlığı hangi yorum doğru açıklar?
- Nesne Güneş kadar büyüktür ama yalnızca bir şehrin kütlesini barındırır.
- Nesne bir şehir büyüklüğündedir ama yaklaşık olarak Güneş’in kütlesini barındırır.
- Nesne Güneş’i bir şehrin içinden taşıyor.
Cevabı göster
Nesne bir şehir büyüklüğündedir ama yaklaşık olarak Güneş’in kütlesini barındırır.
things get weird: işler tuhaflaşmaya başlıyor
things get weird ifadesinde things, gerçekleşmekte olan durumu genel olarak anlatır; get ise «hâle gelmek» anlamındadır. İfade, davranışın veya açıklamanın alışılmadık, şaşırtıcı ya da anlaşılması daha zor bir hâl almak üzere olduğunu bildirir. Buradaki here mutlaka fiziksel bir yeri değil, anlatımın bu aşamasını gösterir. Kısa cümle, samimi bir geçiş görevi görür: temel girişi kapatır ve sıradaki bölüm için merak uyandırır.
Alıştırma
«Durum alışılmadık bir hâl almaya başlıyor» anlamındaki ders ifadesiyle samimi geçişi tamamlayın: The first steps are easy to follow. After this point, ____.
Cevabı göster
things get weird
is so extreme that the rules of nuclear physics change.
1:46o kadar aşırıdır ki nükleer fizik kuralları değişir.
And this could lead to a strange and extremely dangerous substance.
1:50Ve bu da tuhaf ve son derece tehlikeli bir maddenin ortaya çıkmasına yol açabilir.
let's not get ahead of ourselves: acele etmeyelim
Let's not get ahead of ourselves, “gerekli adımlar veya gerçekler netleşmeden çok hızlı ilerlemeyelim ya da bir sonuca varmayalım” demektir. Burada konuşan kişi tartışmayı yavaşlatıp önce temel kurallara dönüyor. Bu mecazi bir ifadedir; kimse fiziksel olarak kendisinin önüne geçmez. Konuşanı ve dinleyenleri nazik bir düzeltmeye birlikte katar. Bu yüzden birine doğrudan yavaşlamasını söylemekten genellikle daha uzlaşmacı duyulur.
Alıştırma
“Yeterince bilgi edinmeden çok hızlı ilerlemek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: We have only heard one side of the story, so ____.
Cevabı göster
let's not get ahead of ourselves
are made up of smaller particles called quarks.
2:05kuark adı verilen daha küçük parçacıklardan oluşur.
making up ... are made up of: oluşturmak ve parçalardan oluşmak
Making up, parçacıkları açıklayan bir -ing yan cümlesidir: bu parçacıklar atom çekirdeklerini oluşturur. Are made up of ise edilgen bir bileşim yapısıdır: bu parçacıklar kuark adı verilen daha küçük parçacıklardan oluşur. İki biçim, aynı tür ilişkiyi zıt başlangıç noktalarından düzenler. Etken yapı parçalardan başlar; edilgen yapı bütünden başlar ve parçaları of ile tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki bileşim ifadesiyle tamamlayın: The cells ____ the outer layer are ____ even smaller units.
Cevabı göster
making up · made up of
what we call confined: teknik bir adlandırmayı tanıtma
Bu cümlede what we call, az önce açıklanan duruma confined adını veya tanımını getirir. Buradaki call, “telefon etmek” değil, “ad vermek ya da etiketlemek” anlamındadır. be + what we call + etiket kalıbı, basit bir açıklamadan bu açıklama için kullanılan terime geçmenizi sağlar. Etiket, what we call a cold snap örneğindeki gibi bir isim veya what we call confined örneğindeki gibi betimleyici bir sözcük olabilir.
Alıştırma
Etiket tanıtan üç sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Animals that are active at night are ____ nocturnal.
Cevabı göster
what we call
the harder they try to pull themselves back together. Öbek fiiller
2:17kendilerini o kadar sert bir şekilde bir araya çekmeye çalışırlar.
the harder ..., the harder ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişim
the + comparative ..., the + comparative ... kalıbı, iki değişimin birbiriyle bağlantılı olduğunu gösterir. Bu cümlede daha büyük kuvvetle çekmek, kuarkların yeniden bir araya gelmek için daha güçlü çaba göstermesine yol açar. İki the de sıradan belirli tanımlıklar değil, kalıbın sabit parçalarıdır. İlk yan cümle değişen koşulu verir, ikinci yan cümle ise buna karşılık gelen sonucu veya tepkiyi gösterir. Karşılaştırma biçimlerinin aynı olması gerekmez; her birini kendi değişiminin yönünü gösterecek şekilde seçin.
Alıştırma
Verilen more ve easier karşılaştırma biçimleriyle bağlantılı değişim kalıbını tamamlayın: ____ you practice, ____ the skill becomes.
Cevabı göster
The more · the easier
pull themselves back together: kendilerini yeniden bir araya çekmek
Bu cümlede pull themselves back together, birbirinden ayrılmış kuarkların birbirlerini çekerek yeniden birleşik duruma gelmesi demektir. Dönüşlülük zamiri themselves, they öznesine döner; yani kuarklar hem hareketi oluşturur hem de bu hareketten etkilenir. Kalıp pull + nesne + back together şeklindedir. Burada back “arkaya doğru” değil, “önceki duruma geri” anlamındadır; together ise yeniden oluşan birleşik durumu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi pulled, them, back ve together kullanarak tamamlayın: The magnets were separated, but their attraction ____.
Cevabı göster
pulled them back together
they just use this energy to create new quarks.
2:21bu enerjiyi sadece yeni kuarklar yaratmak için kullanırlar.
Quarks only exist together as the building blocks of other particles
2:24Kuarklar yalnızca diğer parçacıkların yapı taşları olarak bir arada bulunurlar
and have never been observed by themselves.
2:28ve hiçbir zaman tek başlarına gözlemlenmemişlerdir.
but only two appear to make stable matter.
2:32ancak sadece ikisi kararlı madde oluşturuyor gibi görünmektedir.
come in many types: birçok türde bulunmak
Bu cümlede come in many types, “birçok farklı türde bulunmak” veya “birkaç çeşidi olmak” anlamına gelir. Burada come hareket bildirmez. Kalıp özne + come in + sayı ya da aralık + kategori şeklindedir; örneğin come in three sizes veya come in several colors. Özneyi, farklı mevcut veya tanınmış biçimleri olan genel bir tür olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi come in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This model ____ three sizes, so choose the one that fits.
Cevabı göster
comes in
All other quarks seem to decay away quickly. Öbek fiiller
2:39Diğer tüm kuarklar hızla bozunup yok oluyor gibi görünmektedir.
decay away: bozunma yoluyla yok olmak
Burada decay, kararsız bir parçacığın değişerek başka parçacıklara dönüşmesi anlamındaki fiziksel süreci anlatır. decay away içindeki away, sonucu vurgular: asıl kuark yalnızca değişmeye başlamaz, sonunda artık var olmaz. Bu ifade, bir şeyin yavaş yavaş zayıflayıp yok olması için de kullanılabilir. Bu cümlede quickly, sürecin bu sonuca kısa sürede ulaştığını belirtir; kuarkların yiyecek gibi çürümesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Kararsız bir parçacığın doğal bir bozunma süreciyle yavaş yavaş yok olmasını en iyi hangi ifade anlatır?
- fade away
- be taken away
- break apart
- decay away
Cevabı göster
decay away
But this may be different inside neutron stars.
2:42Ancak nötron yıldızlarının içinde durum farklı olabilir.
The forces operating in their cores are so extreme
2:46Çekirdeklerinde işleyen kuvvetler o kadar aşırıdır ki
that they are actually similar to the universe shortly after the Big Bang.
2:49aslında Büyük Patlama'dan kısa süre sonraki evrene benzerler.
which can let us peer back in time to the beginning of everything.
2:56zamanda geriye, her şeyin başlangıcına bakmamızı sağlayabilirler.
are like fossils ... peer back in time: geçmişe dair kanıtları incelemek
Are like fossils bir özdeşlik değil, bir karşılaştırmadır. Nötron yıldızlarının çekirdekleri, fosillerin geçmişteki yaşam hakkında ipuçlarını koruması gibi, daha erken bir durumla ilgili ipuçlarını koruyan veya ortaya çıkaran şeyler olarak anlatılır; bunlar kelimenin tam anlamıyla fosil değildir. Peer back in time, bugün elde bulunan kanıtları inceleyerek geçmişi öğrenmek anlamına gelir. Peer, dikkatle bakma veya araştırma fikrini de taşır; bu nedenle burada bilimsel çıkarımı anlatan mecazi bir görüntüdür, gerçek bir zaman yolculuğu değildir.
Alıştırma
Old tree rings are like fossils, which can let us peer back in time cümlesinde peer back in time ne anlama gelir?
- Predict the future without using evidence.
- Study present clues to understand the past.
- Look only at objects behind you.
- Travel physically to an earlier time.
Cevabı göster
Study present clues to understand the past.
So learning how quarks behave inside a neutron star
3:00Bu nedenle, bir nötron yıldızı içinde kuarkların nasıl davrandığını öğrenmek,
is a way of understanding the very nature of the universe itself.
3:03evrenin bizzat doğasını anlamanın bir yoludur.
One hypothesis is that inside a neutron star core, Anlatım akışı
3:08Bir hipoteze göre nötron yıldızı çekirdeğinin içinde,
One hypothesis is that ...: doğrulanmamış bir fikri belirtmek
One hypothesis is that, önerilen bir açıklamayı tanıtır ve bunun henüz doğrulanmadığını gösterir. that sonrasındaki yan cümle, değerlendirilen fikri belirtir. one sözcüğü başka hipotezlerin de bulunabileceğine yer bırakır. Bu kalıp, geçici bir açıklamayı yerleşmiş bir sonuçtan ayırarak bilimsel bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle açıklamayı mümkün ama henüz doğrulanmamış olarak sunar?
- The signals definitely come from underground water.
- One hypothesis is that the signals come from underground water.
- It is a proven fact that the signals come from underground water.
Cevabı göster
One hypothesis is that the signals come from underground water.
crammed shoulder-to-shoulder: son derece sıkışık
Crammed, fazla küçük bir alana zorla sıkıştırılmış anlamına gelir; shoulder-to-shoulder ise omuzları neredeyse birbirine değecek kadar yakın duran insanları gözde canlandırır. crammed shoulder-to-shoulder birlikte, son derece sıkışık biçimde paketlenmiş demektir. Parçacıkların omuzları yoktur, dolayısıyla ifade burada mecazidir. Aşırı yoğunluğu gözde canlandırması kolay bir sahneye dönüştürür; aynı görüntü kalabalık insanları veya birbirine çok yakın dizilmiş nesneleri de anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “son derece sıkışık” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: At rush hour, passengers were ____ in the train.
Cevabı göster
crammed shoulder-to-shoulder
dissolve and melt into a sort of bath of quarks. Deyimler
3:16çözülür ve bir nevi kuark çorbasına eriyip karışır.
a sort of bath of quarks: yaklaşık bir benzetme
bath of quarks ifadesi bilimsel bir benzetmedir. Çok sayıda kuarkın sıvıya benzer ortak bir durumda karıştığını hayal ettirir; kuarkların gerçek bir küvette olduğu anlamına gelmez. a sort of karşılaştırmayı yumuşatır. Konuşmacı, bu durumun kabaca bir banyoya benzediğini söyler; bath sözcüğünün kesin bilimsel kategori olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi, sort içeren ve yaklaşık bir görüntü belirten ders ifadesiyle tamamlayın: The colored lights formed ____ glowing curtain across the stage.
Cevabı göster
a sort of
it may not look any different than a regular neutron star. Dilbilgisi
3:32normal bir nötron yıldızından farklı görünmeyebilir.
may not look any different than: temkinli bir karşılaştırma
May not kesinliği değil, olasılığı ifade eder: Kuark yıldızı dışarıdan sıradan bir nötron yıldızıyla aynı görünebilir. look any different than yapısında any, olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir. may not look any different than X kalıbının tamamı, “X ile arasında gözle görülür hiçbir fark bulunmayabilir” anlamına gelir; iki şeyin her bakımdan aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, gizli farklılıklara izin verirken iki telefonun aynı görünebileceğini temkinli biçimde söyler?
- The prototype may look very different from the final phone.
- The prototype is definitely identical to the final phone.
- The prototype may not look any different than the final phone.
Cevabı göster
The prototype may not look any different than the final phone.
Now we can finally talk about the most dangerous substance. Anlatım akışı
3:36Şimdi nihayet en tehlikeli madde hakkında konuşabiliriz.
Now we can finally talk about: ana konuya geçiş
Bu cümlede Now yeni bir aşamayı işaret eder, finally ise önceki açıklamanın hazırladığı noktaya ulaşıldığını gösterir. We can talk about daha önce duyurulan konuyu, yani en tehlikeli maddeyi tanıtır. Bu kalıbın tamamı dinleyiciyi arka plan bilgisinden ana konuya yönlendirir. Burada finally açıklamayı düzenler; tek başına konuşanın sabırsız olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sunum yapan kişi gerekli arka planı açıklamayı bitirdi. Now we can finally talk about the main issue. cümlesi neyi gösterir?
- Konuşmacı hazırlık bölümünden ana konuya geçiyor.
- Konuşmacı ana konuyu tartışmayı reddediyor.
- Konuşmacı hiçbir arka plan vermeden açılışı tekrarlıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı hazırlık bölümünden ana konuya geçiyor.
If the pressure inside a quark star is great enough,
3:40Bir kuark yıldızının içindeki basınç yeterince büyükse,
get stranger, literally. ifadesindeki kelime oyunu
Get + karşılaştırma derecesindeki bir sıfat, o niteliğin daha fazla kazanılması anlamına gelir. Bu nedenle get stranger ilk başta daha tuhaf hâle gelmek gibi anlaşılır. Ardından literally, strange sözcüğünü strange quarks teknik teriminin bir parçası olarak da etkinleştirir; sonraki açıklama bunu netleştirir. Cümle hem bir kelime oyunu hem de geçiştir: aynı sözcük, günlük dildeki tuhaf anlamını bilimsel konuya bağlar. Burada literally yalnızca çok veya gerçekten anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu bağlamda It may get stranger, literally cümlesindeki literally sözcüğünün temel etkisi nedir?
- Stranger sözcüğünün yalnızca çok tuhaf anlamına gelmesini sağlar.
- Stranger sözcüğünün günlük anlamını strange quarks teknik terimine bağlar.
- Basıncın gerçek olmadığını gösterir.
Cevabı göster
Stranger sözcüğünün günlük anlamını strange quarks teknik terimine bağlar.
some of the quarks may be converted into strange quarks.
3:48bazı kuarklar tuhaf kuarklara dönüşebilir.
Strange quarks have bizarre nuclear properties
3:52Tuhaf kuarkların tuhaf nükleer özellikleri vardır
and for the lack of a better word, Ton ve niyet
3:56ve, daha iyi bir kelime olmadığı için söylüyorum,
for the lack of a better word ile yaklaşık bir sözcük seçimini belirtmek
Ara söz olan for the lack of a better word, stronger sözcüğünün kesin bir teknik terim değil, eldeki en yakın ve kullanışlı tanım olduğunu belirtir. Konuşan kişi anlaşılması kolay bir sözcük kullanırken bu sözcüğün doğruluk sınırını da açıkça kabul eder. Genel fikri veren ancak onu gereğinden fazla basitleştirebilen bir sözcüğün çevresinde bu kalıbı kullanabilirsiniz. İfade, konuşanın sözcük seçimi hakkında yorum yapar; kelime dağarcığının zayıf olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşan kişi stronger öncesinde for the lack of a better word diyerek neyi belirtir?
- Stronger kullanışlı, ancak tamamen kesin olmayan bir tanımdır.
- stronger sözcüğü resmî bir bilimsel ölçümdür.
- Konuşan kişi stronger sözcüğünün anlamını unutmuştur.
Cevabı göster
Stronger kullanışlı, ancak tamamen kesin olmayan bir tanımdır.
“ortaya çıkmak veya bulunmak” anlamındaki turn up
If they turn up cümlesinde turn up, “ortaya çıkmak” veya “bulunmak” anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. They öznedir ve fiilden sonra doğrudan nesne yoktur. Bu ifade çoğu zaman bir kişinin veya şeyin bazen beklenmedik biçimde mevcut, görünür ya da bilinir hâle gelmesini anlatır. Burada parçacıkların ortaya çıkma veya tespit edilme olasılığını belirtir; güç ya da düzey artışını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki “kaybolduktan sonra bulundu” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: My library card finally ____ in my backpack.
Cevabı göster
turned up
Üç parçalı perfectly dense, perfectly stable, indestructible listesi
Vurgulanan sözler üç özelliği üç parçalı paralel bir liste hâlinde düzenler. Perfectly dense ve perfectly stable aynı zarf + sıfat yapısını tekrar eder; indestructible ise listeyi güçlü bir sıfatla bitirir. Üç parça da aynı işi yapar: önerilen madde hâlini açıklar. Uyumlu biçimler ve perfectly sözcüğünün tekrarı ritim ve giderek artan vurgu oluşturur. Listenin tamamı hâlâ might be ifadesinin belirttiği olasılığın içindedir. Güçlü söyleyiş betimlemeyi canlı kılar, ancak bu özellikleri kanıtlanmış gerçekler olarak sunmaz. Başka bağlamlarda paralel ögeler, karmaşık bir açıklamanın izlenmesini ve hatırlanmasını kolaylaştırabilir.
Alıştırma
Hangi cümle vurgu oluşturmak için net bir üç parçalı paralel liste kullanıyor?
- The robot moves fast, with precision, and it is reliable.
- The robot is fast, precise, and reliable.
- The robot is fast because it works reliably.
Cevabı göster
The robot is fast, precise, and reliable.
More stable than any other matter in the universe.
4:10Evrendeki diğer tüm maddelerden daha kararlı.
So stable that it can exist outside neutron stars. Dilbilgisi
4:13Nötron yıldızlarının dışında bile var olabilecek kadar kararlı.
Sonuç parçası olarak So + sıfat + that
So + sıfat + that, bir özelliğin yüksek derecesinin yol açtığı veya mümkün kıldığı sonucu belirtir. Burada so stable that, nötron yıldızlarının dışında var olmayı mümkün kılacak kadar kararlı anlamına gelir. Bu, bilinçli olarak kullanılan bir cümle parçasıdır. Önceki cümle sayesinde dinleyici eksik özne ve fiili tamamlayabilir: Strange matter is so stable that it can exist outside neutron stars. Anlatımda güç ve ritim yaratmak için bu kısaltılmış biçim sıkça kullanılır; tek başına duran resmî bir cümle ise normalde özne ve fiili içerir. Önceki might, bu açıklamayı hâlâ bir varsayım olarak çerçeveler. Sonucu güçlü biçimde vurgulayan yapı, bilimsel iddiayı kesin hâle getirmez.
Alıştırma
The engine kept overheating. Hangi devam ifadesi özgün örnektekiyle aynı etkileyici sonuç parçasını oluşturur?
- Hot weather can be uncomfortable.
- So hot that we had to stop every ten minutes.
- Although it was hot, we stopped every ten minutes.
Cevabı göster
So hot that we had to stop every ten minutes.
If this is the case: önceki bir iddiadan sonuç çıkarma
Burada this, az önce söz edilen duruma veya iddiaya gönderme yapar; case ise hukuki bir dava ya da kap değil, “durum” anlamına gelir. İfadenin tamamı “az önce söylenen doğruysa” demektir. Bu ifade bir koşul kurar ve sonraki cümlenin bu koşulun sonucu olduğunu gösterir. Bir rapor, varsayım, sonuç veya olasılıktan hareketle akıl yürütürken kullanılabilir.
Alıştırma
Bir rapor, bir köprünün güvenli olmayabileceğini söylüyor. Hangi cümle bu iddiadan bir sonuç çıkarmak için if this is the case ifadesini kullanır?
- If this is the case, the bridge should be closed for inspection.
- Take a flashlight in case the inspection lasts until dark.
- The bridge is safe, except in this case.
Cevabı göster
If this is the case, the bridge should be closed for inspection.
that it would immediately turn it into strange matter too.
4:26onu da anında tuhaf maddeye dönüştürebilir.
so impressed by its stability that ifadesindeki kişileştirme
Burada madde kişileştirilir: garip maddenin kararlılığından etkilenebiliyormuş gibi anlatılır. Bu sözler, maddenin gerçekten hayranlık duyduğu veya üzerine fiziksel bir iz basıldığı anlamına gelmez. Hayal edilen dönüşümü canlı ve esprili hâle getirir. so impressed by X that Y kalıbı, abartılı bir tepkiyi onun sonucuna bağlar. Cümlenin asıl fikri, son derece kararlı bir şeyle temasın başka maddeleri de aynı tür maddeye dönüştürebileceğidir.
Alıştırma
Şunu okuyun: “The old printer was so impressed by the new cable that it started working.” Bu cümle ne anlama geliyor?
- Yeni kablo yazıcının çalışmasını sağladı; yazıcı esprili biçimde bir insan gibi ele alınıyor.
- Yazıcı kablonun görünüşüne gerçekten hayran kaldı.
- Kablo yazıcının üzerine fiziksel olarak bir iz bastı.
Cevabı göster
Yeni kablo yazıcının çalışmasını sağladı; yazıcı esprili biçimde bir insan gibi ele alınıyor.
Protons and neutrons would dissolve and become part of the quark bath,
4:30Protonlar ve nötronlar çözülerek kuark çorbasının bir parçası haline gelir,
which frees energy and creates more strange matter.
4:34bu da enerji açığa çıkarır ve daha fazla tuhaf madde yaratır.
get rid of + nesne
get rid of + isim veya zamir, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, atmak ya da ondan kurtulmak anlamına gelir. Bu ifadede, istenmeyen şeyi ortadan kaldırma anlamındadır. of edatı bu kalıp ifadenin bir parçasıdır ve nesne ondan sonra gelir: get rid of it, get rid of old files. Nesneyi belirttiğinizde ifade get rid ile bitemez.
Alıştırma
“İstenmeyen bir şeyi kaldırmak” anlamındaki üç sözcüklü kalıbı tamamlayın: I need to ____ these duplicate files before I send the folder.
Cevabı göster
get rid of
The only way to ... would be to ... kalıbı
The only way to + fiil, mümkün olan yalnızca bir yöntem bulunduğunu söyler. Bu cümlede get rid of it ulaşılmak istenen amacı belirtir. would be to + fiil, bu yöntemi varsayımsal bir durumda sunar. Buradaki would geçmiş zamanı göstermez. Fikri kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, varsayım olarak tutar.
Alıştırma
Hayalî bir durumda tek yöntemi anlatan iki parçalı kalıbı tam olarak tamamlayın: ____ recover the data from this damaged phone ____ take it to a specialist.
Cevabı göster
The only way to · would be to
Except when neutron stars collide with other neutron stars or black holes,
4:47Nötron yıldızları başka nötron yıldızlarıyla veya kara deliklerle çarpıştığında,
But then again, ... Except when: iki aşamalı bir dönüş
'But then again', az önce söylenen şeyin yeniden değerlendirildiğini gösterir. Burada anlatım, kaygı verici bir gerçekten geçici bir rahatlamaya yönelir: retorik 'who cares?' sorusu, madde içeride tutulduğu için sorunun önemsiz görünebileceğini anlatır; konuşan kişi gerçekten bir yanıt istemez. 'Except when', bu rahatlatıcı iddianın geçerli olmadığı bir koşul ekleyerek onu hemen sınırlar. Bu sıralama önce dinleyiciyi rahatlatır, sonra tehlikeyi geri getirir; iki aşamalı bu dönüş bilgiyi düzenler ve merak yaratır.
Alıştırma
Şu diziyi okuyun: 'But then again, who cares? The material is contained, except when the container breaks.' Bu iki işaretleyici ne yapıyor?
- Önce kaygıyı küçümser, ardından kaygıyı geri getiren bir koşulu açıklar.
- Gerçekten yanıt bekleyen bir soru sorar ve ardından bir zaman çizelgesi verir.
- Birbiriyle ilgisiz iki gerçeği sıralar ve konuşanın tutumunu değiştirmez.
Cevabı göster
Önce kaygıyı küçümser, ardından kaygıyı geri getiren bir koşulu açıklar.
they spew out tremendous amounts of their insides, Öbek fiiller
4:52içlerindekileri muazzam miktarlarda dışarı püskürtmeleri haricinde,
spew out: güçlü ve kontrolsüz biçimde püskürtmek
Bu cümlede 'spew out', çok büyük miktarda maddeyi güçlü biçimde dışarı püskürtmek anlamına gelir. Çarpışan nötron yıldızları içlerindeki maddeyi dışarı savurur; ifade, yavaş ya da hafif bir akıştan çok şiddetli ve kontrolsüz bir görüntü oluşturur. Bu öbek fiil yanardağları, boruları, makineleri veya nefret dolu sözler gibi mecazi çıktıları da anlatabilir. Nesne, 'spew out ash' örneğinde olduğu gibi ifadenin ardından gelebilir. Nesne bir zamirse 'spew it out' örneğindeki gibi fiil ile parçacığın arasına da girebilir.
Alıştırma
'Spew out' öbek fiilini doğru biçimde kullanın: The broken pipe began to ____ muddy water across the floor.
Cevabı göster
spew out
some of which could include little droplets of strange matter called strangelets.
4:55bunların bazıları tuhafcık (strangelet) adı verilen küçük tuhaf madde damlacıklarını içerebilir.
Strangelets are as dense as the core of a neutron star. Dilbilgisi
5:00Strangelet'ler bir nötron yıldızının çekirdeği kadar yoğundur.
as dense as: eşitlik karşılaştırması
as dense as ifadesinde as + sıfat + as kalıbı, iki şeyin belirli bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu belirtir. Burada dense, karşılaştırılan özelliğin yoğunluk olduğunu gösterir. Karşılaştırma yalnızca yoğunlukla ilgilidir. Strangelet'lerin ve nötron yıldızının çekirdeğinin her açıdan aynı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Eşitlik karşılaştırması oluşturacak iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The blue rope is ____ strong ____ the red rope.
Cevabı göster
as · as
but even the largest strangelets wouldn't be any bigger than a rocket. Dilbilgisi
5:07ama en büyük strangelet bile bir roketten daha büyük olmaz.
wouldn't be any bigger than: boyut için üst sınır koyma
wouldn't be any bigger than ifadesinde would varsayımsal bir sonucu, n't ise olumsuzluğu belirtir. Bu yapı bir üst sınır koyar: düşünülen en büyük boyutta bile bir strangelet, roketin boyutunu aşmaz. Any, olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir ve biraz bile daha büyük değil anlamı verir. Karşılaştırma biçimi bigger ile bağlantılıdır; herhangi bir roket anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, çantanın en büyük durumunda bile küçük bir bavulun boyutunu aşmayacağını anlatır?
- Even when full, the bag wouldn't be any bigger than a small suitcase.
- Even when full, the bag would be bigger than a small suitcase.
- Even when full, the bag wouldn't be as big as a small suitcase.
Cevabı göster
Even when full, the bag wouldn't be any bigger than a small suitcase.
galaxy for millions or billions of years
5:12milyonlarca veya milyarlarca yıl boyunca galakside sürüklenerek
until they meet a star or planet by chance. Kalıp ifadeler
5:15tesadüfen bir yıldıza veya gezegene rastlayana kadar yollarına devam eder.
by chance: bir şeyin planlanmadan gerçekleşmesi
By chance, “tesadüfen” veya “planlanmadan” anlamına gelir. Bu cümlede bir yıldızla ya da gezegenle karşılaşma, seçilmiş bir hedef değil, rastgele gerçekleşen bir olay olarak sunulur. Bu ifade genellikle zarf görevi görür ve bir olayın nasıl gerçekleştiğini açıklar. İki kelimeyi tek bir ifade olarak anlayın; sözcükleri “bir şans yoluyla” şeklinde kelimesi kelimesine yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “tesadüfen, planlamadan” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: I found this old photo ____ while cleaning the attic.
Cevabı göster
by chance
it would immediately start converting it into strange matter.
5:20hemen onu tuhaf maddeye dönüştürmeye başlardı.
If ... were to ..., ... would ...: uzak bir gelecek varsayımı
If + özne + were to + fiilin yalın hâli, ... would + fiilin yalın hâli yapısı, gelecekte gerçekleşmesi mümkün bir olayı uzak, düşük olasılıklı veya tamamen varsayımsal olarak sunar. Burada konuşan kişi bir strangeletin Dünya’ya çarptığını söylemez; bu düşük olasılıklı olay gerçekleşseydi ne olacağını inceler. Were, varsayımsal yapının bir parçasıdır ve geçmiş zamanı göstermez. Özenli standart İngilizcede, one gibi tekil bir özneyle bile burada were kullanılır: If one were to strike ..., it would start ....
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki uzak gelecek koşul yapısıyla tamamlayın: If a tiny asteroid ____ hit the station, the alarm ____ sound immediately.
Cevabı göster
were to · would
The more ..., the more ... ile iki değişimi ilişkilendirmek
the more ..., the more ... kalıbı değişen iki miktarı ya da dereceyi birbirine bağlar: biri arttığında diğeri de artar. Burada dönüştürülen madde miktarının artması, büyümenin artmasıyla ilişkilendirilir. Bu kalıpta her karşılaştırma ifadesinden önce gelen the, orantılı değişimi gösterir; normal belirli artikel değildir. İlk more dönüştürülen miktarı temsil eder, ikinci more ise grow fiilini niteler. İlişkiyi göstermek için iki yan cümle de gereklidir.
Alıştırma
Hangi cümle iki değişimin bağlantılı olduğunu göstermek için eşleştirilmiş karşılaştırma yapısını doğru kullanır?
- The more sunlight the plant gets, the faster it grows.
- The plant gets the more sunlight, the faster it grows.
- The more sunlight the plant gets, it grows faster.
Cevabı göster
The more sunlight the plant gets, the faster it grows.
Kısaltılmış bir -ing niteleyicisi olarak making up Earth
all of the atoms making up Earth ifadesinde making up Earth, atoms sözcüğünü niteleyen bir -ing sıfat-fiil grubudur. atoms that make up Earth anlamına gelen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir. Burada make up, “oluşturmak” ya da “meydana getirmek” anlamındadır. Atomlar parçalardır; Earth ise onların oluşturduğu bütündür. İfade, Dünya'nın uydurulduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“Oluşturmak” anlamında make up fiilinin -ing biçimini kullanın: The steel beams ____ the bridge were inspected yesterday.
Cevabı göster
making up
eating through it like fire through a dry forest. Deyimler
5:40kuru bir ormandaki yangın gibi onu yiyip bitirirdi.
Yıkıcı bir benzetme olarak eating through it like fire through a dry forest
eat through burada mecazidir. Garip maddenin Güneş’in içinde yayılırken yolundaki her şeyi tükettiğini veya dönüştürdüğünü anlatır; gerçek anlamda yemeyi ifade etmez. like fire through a dry forest benzetmesi, hızla ilerleyen, geniş çapta zarar veren ve durdurulması zor bir sürecin tanıdık görüntüsünü ekler. Ortak özellik yayılmanın biçimi ve şiddetidir; Güneş’in gerçekten bir orman olması veya yanması değildir.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan görüntü neyi anlatıyor?
- Güneş gerçekten bir ormana dönüşüp yanmaya başlardı.
- Canlı bir yaratık Güneş’ten yavaşça ısırıklar alırdı.
- Garip madde Güneş’in içinde hızla ve yıkıcı biçimde yayılırdı.
Cevabı göster
Garip madde Güneş’in içinde hızla ve yıkıcı biçimde yayılırdı.
we'd have no way to see a strangelet coming. Dilbilgisi
5:51bir strangelet'in gelişini görmemizin hiçbir yolu olmazdı.
Kimlik değil, karşılaştırma bildiren like a tiny virus
Like a tiny virus bir benzetme başlatır. Strangeleti ortak özellikler üzerinden anlamanızı sağlar: son derece küçüktür, önceden tespit edilmesi zordur ve potansiyel olarak tehlikelidir. Bu karşılaştırma, strangeleti biyolojik bir virüs olarak sınıflandırmaz veya hücrelere bulaştığını iddia etmez. like + isim öbeği kullanıldığında konuşan kişi yalnızca anlatılan noktayla ilgili benzerlikleri seçer.
Alıştırma
Nesnenin gerçekten virüs olduğunu söylemeden açıkça karşılaştırma yapan cümleyi seçin.
- As a tiny virus, the particle could arrive unnoticed.
- The particle is a tiny virus that could arrive unnoticed.
- Like a tiny virus, the particle could arrive unnoticed.
Cevabı göster
Like a tiny virus, the particle could arrive unnoticed.
have no way to see ... coming: önceden fark etmenin bir yolu olmaması
Have no way to do something, bir şeyi yapmanın hiçbir yolu veya fırsatı bulunmaması demektir. Burada have no way to see, strangeleti önceden algılamanın bir yolu olmadığını belirtir. see something coming yapısında -ing biçimindeki coming, nesnenin ne yaptığını açıklar; ayrı bir ilerleyen zaman fiili değildir. See ... coming genellikle bir olay gelmeden veya gerçekleşmeden önce onu fark etmek ya da öngörmek anlamına gelir. Bu nedenle ifadenin tamamı önceden uyarı alınamayacağını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, bir tehlikeyi gelmeden önce algılamanın hiçbir yolu olmadığını en açık biçimde anlatır?
- We have no way to watch the storm arrive.
- We have a way to see where the storm is coming from.
- We have no way to see the storm coming.
Cevabı göster
We have no way to see the storm coming.
some theories suggest strangelets are more than common
5:55bazı teoriler strangelet'lerin tahmin edilenden çok daha yaygın olduğunu
outnumbering all stars in the galaxy.
5:59ve galaksideki tüm yıldızlardan daha fazla sayıda olduğunu öne sürüyor.
Worse still: daha kötü bir bilgi eklemek
Worse still, daha önce verilen olumsuz bilginin üzerine başka bir olumsuz gerçek ekleyen ve bunu öncekinden daha ciddi gösteren bir söylem bağlacıdır. Dinleyiciye yeni bilginin durumun kötüleştiğini gösterdiğini bildirir. Genellikle eklenen bilginin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Buradaki still, kötüden daha kötüye geçişi güçlendirir; devam etmek veya hareketsiz kalmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümleleri en iyi hangi bağlaç birbirine bağlar? The power is out. The emergency generator has stopped working.
- On the other hand,
- Worse still,
- For example,
Cevabı göster
Worse still,
These strangelets could have formed very early after the Big Bang, Dilbilgisi
6:02Bu strangelet'ler Büyük Patlama'dan çok kısa süre sonra,
when it was as hot and dense as a neutron star core everywhere.
6:05her yerin bir nötron yıldızının çekirdeği kadar sıcak ve yoğun olduğu bir dönemde oluşmuş olabilir.
could have formed: geçmişteki belirsiz bir olasılık
Burada could have formed geçmiş hakkında bir tahmin bildirir: strangeletlerin oluşmuş olması mümkündür, ancak konuşan kişi bundan emin değildir. Yapı could have + geçmiş zaman ortacıdır ve formed olası olayı geçmişe yerleştirir. Cümle, henüz doğrulanmamış bilimsel bir açıklama sunar. Strangeletlerin oluşma imkânı olduğu hâlde oluşmadıkları anlamına gelmez; gerçekten oluşup oluşmadıkları belirsizdir.
Alıştırma
“These crystals could have formed underground,” cümlesinde could have formed ne anlama gelir?
- Gelecekte yer altında oluşmaları zorunludur.
- Yer altında oluşmuş olmaları mümkündür, ancak bu kesin değildir.
- Yer altında oluşabiliyorlardı, fakat kesinlikle oluşmadılar.
Cevabı göster
Yer altında oluşmuş olmaları mümkündür, ancak bu kesin değildir.
as the universe expanded and evolved.
6:12galaksilerin çekim alanları etrafında kümeleniyor olabilirler.
Strangelets could even be so numerous and massive Dilbilgisi
6:15Strangelet'ler o kadar çok sayıda ve devasa olabilir ki
so numerous and massive that: iki sıfat için tek derece-sonuç yapısı
Burada so yüksek bir dereceyi, that ise bu dereceye bağlı sonucu veya çıkarımı tanıtır. Birbirine bağlanan numerous ve massive sıfatlarının ikisi de tek bir so’ya bağlıdır: strangeletlerin hem sayısı hem de kütlesi, karanlık madde düşüncesine yol açacak kadar büyük olabilir. Cümlede could ve might kullanıldığı için that yan cümlesi doğrulanmış bir gerçeği değil, varsayımsal bir sonucu anlatır. so ... that yapısı dereceyi sonuca bağlar; ancak sonucun doğru olduğunu tek başına garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi so, verilen sıradaki iki sıfat ve that ile tamamlayın. (narrow, icy) The road was ____ we had to drive slowly.
Cevabı göster
so narrow and icy that
holds galaxies together: galaksileri bir arada tutmak
holds galaxies together ifadesinde hold ... together, ayrı parçaları birleşik durumda tutmak anlamına gelen bir öbek fiildir. galaxies nesnesi hold ile together arasına gelir; holds sözcüğündeki -s ise öznenin üçüncü tekil kişi olduğunu gösterir. Burada anlatılan, bir elin galaksileri bir arada tutması değildir. Karanlık maddenin galaksilerin dağılmasını önleyen bir etkisi olabileceği söylenir. Aynı yapı fiziksel bir nesneyi, bir grubu veya bir ilişkiyi sürdürmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi hold ... together kullanarak tamamlayın: A few strong stitches can ____.
Cevabı göster
hold the patch together
But then again, maybe not... This is speculation: yeniden düşünüp belirsizliği belirtmek
But then again, “bu noktayı yeniden düşündüğümüzde” veya “başka bir olasılık daha var” anlamında kullanılan bir söylem belirtecidir. Burada maybe not, kulağa çekici gelen bir iddiadan geri adım atar. Then again zaman sırasını ya da bir şeyin ikinci kez gerçekleşmesini anlatmaz. This is speculation, düşüncenin kanıtlanmadığını doğrudan belirtir. Bu iki ifade birlikte, ilginç bir hipotez sunup ardından olasılık ile kesinleşmiş kanıt arasındaki sınırı yeniden belirler.
Alıştırma
Bir yorumcu şaşırtıcı bir iddiayı yeniden değerlendirmek ve onun kanıtlanmadığını belirtmek istiyor. Hangi seçenek iki işi de yapar?
- After that, the test began. This is speculation.
- But then again, maybe not. This is speculation.
- But then, the test began. This is a confirmed result.
Cevabı göster
But then again, maybe not. This is speculation.
and the Earth and Sun and planets haven't been consumed in a wildfire of strangelets in the past few billion years,
6:27ve Dünya, Güneş ile gezegenler geçtiğimiz birkaç milyar yıl içinde bir strangelet yangınında yok olmadılar,
so the odds seem good that it won't happen anytime soon. Kalıp ifadeler
6:33bu yüzden yakın zamanda gerçekleşmeme ihtimali oldukça yüksek görünüyor.
“the odds seem good that ... anytime soon” ile temkinli tahmin
“The odds seem good that ...”, olasılık hakkında temkinli bir değerlendirme yapar: mevcut kanıtlar ardından gelen ifadenin olası görünmesini sağlar, ancak konuşan kişi bunun kanıtlanmış veya kesin olduğunu iddia etmez. Burada olası görülen ifade, olayın “anytime soon” gerçekleşmeyecek olmasıdır. “Anytime soon”, öngörülebilir yakın gelecek anlamına gelir; dolayısıyla olayın çok daha sonra gerçekleşmesi ihtimalini açık bırakır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sorunun öngörülebilir yakın gelecekte gerçekleşmesinin kanıtlara göre düşük ihtimalli olduğunu, fakat hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini iddia etmeden anlatır?
- The odds seem good that the backup system won't fail anytime soon.
- The backup system is certain to fail very soon.
- The backup system will never fail.
Cevabı göster
The odds seem good that the backup system won't fail anytime soon.
and why it grew to look the way it does now.
6:43ve neden şu anki haline dönüştüğünü anlamanın anahtarı olabilir.
“the key to understanding”: key to + -ing biçimi
“The key to understanding X”, X'i anlamak için en önemli etken, yöntem veya ipucu demektir. Bu cümlede tuhaf nesneleri incelemek, evrenin başlangıcını ve bugünkü biçimini açıklamaya giden temel yolu sağlayabilir. “the key to + isim/ulaç” yapısında “to” bir edattır. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir; bu yüzden “the key to understanding” doğrudur, “the key to understand” değildir.
Alıştırma
Cümleyi “anlamanın en önemli etkeni” anlamına gelen tam hedef ifadeyle tamamlayın: Careful observation is ____ how the machine works.
Cevabı göster
the key to understanding
When scientists first started playing with magnets and wires
6:46Bilim insanları ilk kez mıknatıslar ve tellerle oynamaya
they had no idea how technology would evolve in the next 100 years. Kalıp ifadeler
6:51teknolojinin önümüzdeki 100 yıl içinde nasıl evrileceği hakkında hiçbir fikirleri yoktu.
had no idea how: bir sürecin nasıl gerçekleştiğini hiç bilmemek
Had no idea how ifadesindeki idea, bir öneri veya plan anlamına gelmez. Had no idea, hiç bilmemek anlamındadır; dolayısıyla bilim insanları teknolojinin nasıl gelişeceğini hayal veya tahmin edemiyordu. Burada how, daha uzun bir bildirme cümlesinin içindeki soruyu, yani dolaylı soruyu başlatır. Bilinmeyen şey bir olayın gerçekleşme biçimi veya derecesiyse have ya da had no idea how + yan cümle yapısını kullanın.
Alıştırma
Cihazın nasıl çalıştığı konusunda tam bir belirsizlik anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: At first, the engineers ____ the device produced the signal.
Cevabı göster
had no idea how
may be setting up humans for a future beyond our wildest imaginations. Notlar
7:00insanlığı en çılgın hayallerimizin ötesinde bir geleceğe hazırlıyor olabilirler.
setting up humans for: gelecekteki bir sonuç için koşul yaratmak
Setting up humans for a future ifadesinde set someone up for something, daha sonraki bir sonucu daha olası hâle getiren koşullar yaratmak demektir. Günümüz araştırmaları, insanlığı henüz hayal edilemeyen olasılıklara hazırlıyor olabilir. Bu eylem sonucu garanti etmez ve bilinçli bir planın parçası olmak zorunda değildir. Yapı set + kişi veya grup + up for + gelecekteki olay, durum, başarı ya da sorun şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi set someone up for something yapısının doğru biçimiyle tamamlayın. Kişi you'dur: A good sleep routine can ____ a calmer morning.
Cevabı göster
set you up for
Beyond Our Wildest Imaginations: En Çılgın Hayal Gücümüzün Ötesinde
Bu cümlede beyond our wildest imaginations, şu anda hayal edebildiğimiz en cesur olasılıkların bile çok ötesinde demektir. Geleceğin ne kadar şaşırtıcı veya olağanüstü olabileceğini vurgular. Bu ifade gerçeklere dayalı bir vaat değil, söz sanatı olarak kullanılan bir abartıdır. Günümüzdeki araştırmaların uzun vadeli etkilerinin bütünüyle öngörülemeyeceğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen dört sözcüklü ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The invention could create possibilities ____.
Cevabı göster
beyond our wildest imaginations
Time Will Tell: Bunu Zaman Gösterecek
Time will tell, cevabın şu anda bilinmediğini ancak olaylar geliştikçe açıklığa kavuşacağını ifade eder. Zaman, cevabı açıklayabilen bir varlıkmış gibi kişileştirilir. Burada ifade, evet ya da hayır demeden belirsiz bir tahmini sonlandırır. Konuşmacı soruyu açık bırakır ve gelecekte ortaya çıkacak kanıtları bekler.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen üç sözcüklü ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: We cannot know yet whether the small business will succeed. ____.
Cevabı göster
Time will tell