Duygusal Olarak Ne Kadar Sağlıklısınız?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
799 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Duygusal sağlık; öz sevgi, açık sözlülük, iletişim ve güven üzerinden çatışma ve belirsizlik karşısında inceleniyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. remain on our own side. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: fiziksel bir tarafta durmak değil, kendini desteklemek olarak anlayın; özsaygı veya iç eleştiriyi anlatırken kullanın. 2. act it out — Phrasal verbler: bir sahneyi canlandırmaktan farklı olarak, söze dökülmeyen acıyı davranışla gösterme şeklindeki psikolojik anlamı tanıyın ve dolaylı duyguyu anlayın. 3. feel the world to be — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: feel + nesne + to be + tümleç yapısıyla kişinin insanı, durumu veya çevreyi nasıl değerlendirdiğini anlatın.

Bu derste

One way of assessing how emotionally damaged we might be Dilbilgisi

0:00

Duygusal olarak ne kadar hasarlı olabileceğimizi değerlendirmenin bir yolu,

is to identify a range of markers of emotional health

0:04

duygusal sağlığın bir dizi göstergesini belirlemek

and imagine how we fare in relation to them. Kelime

0:07

ve onlara kıyasla ne durumda olduğumuzu hayal etmektir.

Dilbilgisi

One way of assessing ... is to identify kalıbı

One way of doing X is to do Y kalıbı önce ele alınacak görevi veya soruyu sunar, ardından bunun için bir yöntem belirtir. Burada assessing how emotionally damaged we might be değerlendirme görevidir; identifying markers of emotional health ise yöntemdir. of sonrasındaki assessing, ele alınan etkinliği adlandıran bir gerund yapısıdır. is sonrasındaki to identify ise bu yöntemin ne olduğunu açıklayan bir mastar öbeğidir. Bu kalıp bir yöntemi açıkça anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

One way of doing X is to do Y kalıbını kullanarak organize ve create fiillerini doğru biçimlere getirin: One way ____ a busy week ____ a simple schedule.

Cevabı göster

of organizing · is to create

Kelime

fare in relation to them: bir ölçüte göre performans

fare in relation to them ifadesindeki fare, yolculuk ücreti anlamındaki isim değil; bir işi nasıl yapmak, başa çıkmak veya performans göstermek anlamındaki fiildir. Bu yan cümle, o unsurlarla karşılaştırıldığımızda ne kadar iyi durumda olduğumuzu sorar. in relation to, değerlendirmede kullanılan referans noktasını belirtir. Buradaki them, duygusal sağlık göstergelerine gönderme yapar; dolayısıyla ifade, durumumuzu bu göstergelere göre değerlendirmek anlamına gelir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: After the trial week, we reviewed how the new schedule fared in relation to our goals. fared in relation to ne anlama gelir?

  1. hedeflerle karşılaştırıldığında belirli bir performans gösterdi
  2. hedeflerin adil olup olmadığını değerlendirdi
  3. hedeflerle bağlantılı bir ulaşım ücreti ödedi
  4. fiziksel olarak hedeflere yaklaştı
Cevabı göster

hedeflerle karşılaştırıldığında belirli bir performans gösterdi

At least four central themes suggest themselves. Kalıp ifadeler

0:11

En az dört ana tema öne çıkmaktadır.

Kalıp ifadeler

themes suggest themselves: fikirler doğal biçimde ortaya çıkar

Suggest themselves ifadesinde özne, bilinçli olarak önerilmeden belirginleşen fikirleri veya seçenekleri belirtir. Dönüşlülük zamiri temaların düşünebildiği ya da öneri sunduğu anlamına gelmez; ifadenin bütünü “muhtemel seçenekler olarak doğal biçimde ortaya çıkmak” demektir. Burada bu ifade, konuşmacının bir dizi temayı rastgele hazırlanmış bir liste olarak değil, önceki analizin belirgin sonucu olarak sunmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “uygun adaylar olarak doğal biçimde belirginleşmek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After reviewing the evidence, two explanations ____.

Cevabı göster

suggest themselves

Firstly, self-love.

0:15

Birincisi, öz sevgi.

Self-love is the quality that determines how much we can be friends with ourselves

0:17

Öz sevgi, kendimizle ne kadar dost olabileceğimizi

and day to day remain on our own side. Deyimler

0:22

ve günden güne ne kadar kendi tarafımızda kalabileceğimizi belirleyen niteliktir.

Deyimler

remain on our own side: kendimizi desteklemeye devam etmek

On our own side ifadesinde side, destek veya bağlılık konumunu anlatan bir mecazdır. Remain on our own side, özellikle hata yaptığımızda ya da güçlüklerle karşılaştığımızda kendimize desteklenmeye değer biri gibi davranmaya devam etmek demektir. Zamirler kişiye göre değişir: stay on my own side, stay on your own side. Anlam, fiziksel bir konum değil, kişinin kendisini desteklemesidir.

Alıştırma

Hata yaptıktan sonra da kendisini desteklemeye devam eden birini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. After the error, I stayed on my own side and calmly decided how to improve.
  2. After the error, I finished the task on my own without any help.
  3. After the error, my coach stayed by my side during the meeting.
Cevabı göster

After the error, I stayed on my own side and calmly decided how to improve.

When we meet a stranger who has things we don't, Dilbilgisi

0:25

Bizde olmayan şeylere sahip bir yabancıyla karşılaştığımızda,

how quickly do we feel ourselves pitiful

0:28

ne kadar çabuk kendimize acırız

and how long can we remain assured

0:30

ve sahip olduğumuz ve olduğumuz şeyin değerine güvenerek

by the decency of what we have and are?

0:32

ne kadar uzun süre kendimizden emin kalabiliriz?

Dilbilgisi

has things we don't: yardımcı fiille eksiltme

has things we don't ifadesinde don't, don't have anlamına gelir. İngilizce, olumsuz yardımcı fiil do'yu korur ve daha önce geçen have fiilini düşürür; tam yorum a stranger who has things we don't have şeklindedir. Buna fiil öbeği eksiltmesi denir. Atılan bölüm yakındaki ifadelerden kolayca anlaşılabilmelidir; kısa biçim, yabancının sahip olduklarıyla bizim sahip olmadıklarımızı özlü biçimde karşılaştırır.

Alıştırma

have sözcüğünü örtük bırakarak cümleyi tek sözcüklük olumsuz yardımcı fiil kısaltmasıyla tamamlayın: Nora has a camera that I ____.

Cevabı göster

don't

When another person frustrates or humiliates us,

0:36

Başka bir kişi bizi hüsrana uğrattığında veya aşağıladığında,

can we let the insult go, Öbek fiiller

0:39

hakareti görmezden gelebilir miyiz,

able to perceive the senseless malice beneath the attack,

0:41

saldırının altındaki anlamsız kötülüğü algılayabilir miyiz,

or are we left to brooding and devastated,

0:44

yoksa düşmanlarımızın hakkımızdaki hükmüyle örtük olarak özdeşleşip

implicitly identifying with the verdict of our enemies?

0:47

kara kara düşüncelere dalarak yıkılmış halde mi kalırız?

Öbek fiiller

let the insult go: let + nesne + go

let the insult go ifadesinde the insult, let ile go arasına yerleştirilen nesnedir. İfade, incinmişliğe tutunmayı veya onu tekrar tekrar düşünmeyi bırakmak anlamına gelir; hakaretin fiziksel olarak hareket ettiğini anlatmaz. Başka durumlara uygulanabilen kalıp let + nesne + go şeklindedir. Nesne insult, argument, grudge veya mistake olduğunda çoğu zaman meseleyi kovalamamayı ve duyguları yönetmesine izin vermemeyi seçmek anlamına gelir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı kaba bir söz söyler ve Nina bunu zihninde tekrar tekrar canlandırmamaya karar verir. Hangi cümle onun seçimini en iyi anlatır?

  1. Nina lets go the remark.
  2. Nina lets the remark leave.
  3. Nina lets the remark go.
Cevabı göster

Nina lets the remark go.

How much can the disapproval or neglect of public opinion

0:50

Kamuoyunun onaylamaması veya görmezden gelmesi,

be offset by the memory of the steady attention Kelime

0:54

geçmişteki birkaç önemli kişinin

of a few significant people in the past?

0:57

istikrarlı ilgi gösterdiğine dair anılarla ne kadar telafi edilebilir?

Kelime

be offset by: bir etkiyi başka bir etkiyle dengelemek

Edilgen be offset by kalıbında olumsuz bir etki veya dezavantaj, ters yönde işleyen başka bir etken tarafından azaltılır ya da dengelenir. Burada toplumun onaylamamasının veya ilgisizliğinin verdiği zarar, birkaç önemli kişinin gösterdiği ilginin anısıyla karşılaştırılıyor. Offset, ilk etkinin mutlaka tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. How much...? dengelemenin derecesini sorar; dolayısıyla olumlu anı bu etkiyi yalnızca kısmen telafi edebilir.

Alıştırma

Etkisi dengelenmek anlamındaki resmî edilgen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The higher rent was ____ the much shorter commute.

Cevabı göster

offset by

In relationships,

1:00

İlişkilerde,

do we have enough self-love to leave an abusive union,

1:01

istismarcı bir birlikteliği terk edecek kadar öz sevgimiz var mı,

or are we so down on ourselves Deyimler

1:05

yoksa kendimize o kadar güvensiziz ki

that we carry an implicit belief

1:07

hak ettiğimiz tek şeyin zarar görmek olduğuna dair

that harm is all we deserve?

1:09

örtük bir inanç mı taşıyoruz?

Deyimler

be down on ourselves: kendimiz hakkında olumsuz yargıda bulunmak

Be down on someone, o kişi hakkında son derece olumsuz veya eleştirel bir görüşe sahip olmak demektir. Dönüşlülük zamiri ourselves kullanıldığında konuşanlar bu yargıyı kendilerine yöneltir: kendi değerlerini küçümser ve zarar görmeyi hak edebileceklerini düşünürler. Bu deyim fiziksel bir konumu değil, bir tutumu veya kişinin kendisiyle ilgili değerlendirmesini anlatır. Üzüntüye yol açabilir; ancak temel anlam yalnızca mutsuz hissetmek değil, kendini acımasızca yargılamaktır.

Alıştırma

Hangi cümle Lena'nın ruh hâlini ya da kendini eleştiren bir yorum yapma eylemini değil, kendisi hakkındaki olumsuz görüşünü doğrudan anlatır?

  1. Lena is down on herself.
  2. Lena feels down today.
  3. Lena puts herself down during the interview.
Cevabı göster

Lena is down on herself.

In a different vein, Anlatım akışı

1:12

Farklı bir açıdan,

how good are we at apologizing to a lover

1:13

bizim suçumuz olabilecek şeyler için

for things that may be our fault?

1:15

sevdiğimiz kişiden özür dilemekte ne kadar iyiyiz?

Anlatım akışı

Bağlantılı farklı bir açıya geçmek için In a different vein

In a different vein, tartışmayı farklı türde bir bakış açısına veya düşünce çizgisine taşıyan bir geçiş ifadesidir. Burada odak, incindikten sonra kendini korumaktan kişinin kendi hatasını kabul edip edemeyeceğine geçer. Vein burada mecaz anlamdadır; kan damarı değil, üslup, tarz veya düşüncenin yönü demektir. İfade, genel tartışmanın sürdüğünü ancak sıradaki sorunun konuya farklı bir açıdan yaklaşacağını dinleyiciye bildirir.

Alıştırma

Bir konuşmacı insanların incindiklerinde kendilerini nasıl koruduklarını ele aldı. Şimdi kendi hatasını kabul etme konusunda bağlantılı ama farklı bir soruya geçmek istiyor. Bu geçişi en iyi hangi ifade gösterir?

  1. For example,
  2. In the same vein,
  3. In a different vein,
Cevabı göster

In a different vein,

How rigidly self-righteous do we need to be?

1:17

Ne kadar katı bir şekilde haklı olmaya ihtiyacımız var?

Can we dare to admit mistakes, Dilbilgisi

1:20

Hataları kabul etmeye cesaret edebilir miyiz,

Dilbilgisi

dare to admit mistakes: dare to + fiil

Dare to + fiil, riskli, korkutucu veya sosyal açıdan zor gelen bir şeyi yapacak kadar cesur olmak demektir. Bu nedenle dare to admit mistakes, hataları kabul etmek kişinin gururunu veya benlik algısını tehdit etse bile kendi yanlışlarını kabullenmeye istekli olmak anlamına gelir. Burada dare, ardından to-mastar gelen normal bir fiildir: dare to admit. Özne, harekete geçmek için cesarete ihtiyaç duyan kişidir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dare to ve admit fiiliyle tamamlayın: Honest leaders ____ their mistakes, even when the truth is uncomfortable.

Cevabı göster

dare to admit

or does an admission of guilt or error

1:22

yoksa suçluluğu veya hatayı kabul etmek

bring us too close to our background sense of nullity?

1:24

bizi içimizdeki hiçlik hissine çok mu yaklaştırır?

In the bedroom,

1:28

Yatak odasında,

how clean and natural or, alternatively,

1:29

arzularımız ne kadar temiz ve doğal, veya tam tersine,

disgusting and sinful do our desires feel?

1:32

ne kadar iğrenç ve günahkar hissettiriyor?

Might they be a little odd,

1:35

Biraz tuhaf olabilirler,

but not for that matter bad or dark, Anlatım akışı

1:37

ama bu yüzden kötü veya karanlık olmak zorunda değillerdir,

since they emanate from within us

1:40

sonuçta bizim içimizden kaynaklanırlar

and we are not wretches?

1:42

ve biz zavallı kimseler değiliz, değil mi?

Anlatım akışı

not ... bad or dark içinde çıkarım bağlantısı kuran for that matter

Burada for that matter, önceki a little odd betimlemesini daha güçlü bad or dark betimlemelerine bağlar. İfade but not for that matter bad or dark olumsuz yapısının içinde olduğu için cümle, biraz tuhaf olsalar bile bu gerçeğin onları kötü ya da karanlık yapmadığını söyler. Bu ifade, tartışmayı bağlantılı bir yargıya genişletir ve iki betimleme arasındaki çıkarımı düzenler. Bu yapıda not for that matter X yaklaşık olarak “sırf bu nedenle X değil” anlamına gelir; bir konuya ya da amaca sözcüğü sözcüğüne gönderme yapmaz.

Alıştırma

“The plan is unusual, but not for that matter unsafe,” cümlesinde ikinci bölüm ne anlama gelir?

  1. Plan ne sıra dışıdır ne de güvensizdir.
  2. Plan başka bir nedenle güvensizdir.
  3. Plan sırf sıra dışı olduğu için güvensiz değildir.
Cevabı göster

Plan sırf sıra dışı olduğu için güvensiz değildir.

At work,

1:45

İş yerinde,

do we have a reasonable,

1:46

makul ve

well-grounded sense of our worth,

1:47

sağlam bir öz değer duygumuz var mı,

and so feel able to ask for

1:49

ve böylece hakkımız olan ödülleri istemek

and properly expect to get the rewards we're due? Kelime

1:51

ve haklı olarak elde etmeyi beklemek konusunda kendimizi yeterli hissediyor muyuz?

Kelime

the rewards we're due: “bize borçlu olunan” anlamında due

the rewards we're due ifadesinde due, “bize borçlu olunan” ya da “haklı olarak almayı bekleyebileceğimiz” anlamına gelir. Ödülleri yalnızca istenen şeyler olarak değil, bir katkı, kural veya anlaşma nedeniyle hak edilmiş şeyler olarak sunar. We're due, rewards sözcüğünü niteleyen ve that sözcüğünün atıldığı bir ilgi yan cümlesidir: the rewards that we're due. Anlam bakımından the rewards that are due to us ile aynıdır. Burada due, ödüllerin son ödeme tarihinin geldiği anlamına gelmez ve neden bildiren due to ifadesi değildir.

Alıştırma

Cümleyi örnekteki “bize borçlu olunan” anlamına gelen iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Under the agreement, these are the benefits ____.

Cevabı göster

we're due

Can we resist the need to please others indiscriminately?

1:55

Ayırt etmeksizin başkalarını memnun etme ihtiyacımıza direnebilir miyiz?

Are we sufficiently aware of our genuine contribution

1:58

Gerçek katkımızın yeterince farkında mıyız ki,

to say, sometimes, no?

2:01

bazen hayır diyebilelim?

Candor. Kelime

2:04

Açık sözlülük.

Candor determines the extent to which difficult ideas Dilbilgisi

2:05

Açık sözlülük, zor fikirlerin

and troubling facts can be consciously admitted into the mind,

2:08

ve rahatsız edici gerçeklerin ne ölçüde bilinçli bir şekilde zihne kabul edilebileceğini,

soberly explored,

2:12

ayık bir şekilde araştırılabileceğini,

and accepted without denial.

2:13

ve inkar edilmeden kabullenilebileceğini belirler.

Kelime

Candor: zor gerçeklere açıkça yaklaşmak

Burada candor, rahatsız edici fikir ve gerçeklerle dürüstçe yüzleşme isteği anlamına gelir. Yalnızca başkalarına doğruyu söylemek değil, zor gerçekleri kişinin kendisine de itiraf etmesi ve onları sakin biçimde incelemesi demektir. Cümle, candor kavramını derecesi değişebilen bir nitelik olarak ele alır: candor arttıkça daha fazla rahatsız edici içerik inkâr edilmeden bilinçli düşünceye girebilir.

Alıştırma

“The counselor valued Leo’s candor about the fear he had been avoiding,” cümlesinde candor neyi vurgular?

  1. Korkunun önemsiz olduğundan emin olması
  2. Rahatsız edici bir gerçekle yüzleşip onu konuşma isteği
  3. Korkusunu diğer insanlardan gizleme becerisi
Cevabı göster

Rahatsız edici bir gerçekle yüzleşip onu konuşma isteği

Dilbilgisi

the extent to which: derece bildiren yan cümleyi getirmek

The extent to which tam bir yan cümle getirir ve bir şeyin ne ölçüde doğru olduğunu ya da gerçekleştiğini belirtir. Bu cümlede which sonrasındaki bölüm difficult ideas and troubling facts can be consciously admitted into the mind, soberly explored, and accepted without denial şeklindedir; candor bu olasılığın derecesini belirler. Kalıp the extent to which + özne + fiil şeklindedir. Which, yan cümleyi extent kavramındaki derece fikrine bağlar; ayrı bir nesneye gönderme yapmaz.

Alıştırma

Bu dersteki hedef ifadeyi kullanarak resmî cümleyi tamamlayın: The report examines ____ air pollution affects children's health.

Cevabı göster

the extent to which

How much can we admit to ourselves about who we are,

2:16

Kim olduğumuz hakkında kendimize ne kadar itirafta bulunabiliriz,

even if, Anlatım akışı

2:19

hatta,

or especially when,

2:19

veya özellikle,

the matter is not especially pleasant?

2:21

durum pek de hoş olmadığında?

Anlatım akışı

“even if ... or especially when”: öz düzeltmeyle iddiayı güçlendirme

İfade, rahatsız edici olma durumunu dürüst bir öz incelemeyi durdurmaması gereken olası bir engel olarak sunan even if ile başlar. Konuşmacı daha sonra bu zayıf ödünü or especially when ile kesip iddiayı güçlendirir: Rahatsız edici durumlar yalnızca kapsanmaz; dürüstlüğün en çok önem taşıdığı durumlar tam da bunlardır. Buradaki or, birbirini dışlayan iki seçenek sunmaz. Daha zayıf bir ifadeden daha güçlü bir ifadeye geçilen bir öz düzeltmeyi gösterir; konuşurken veya yazarken savı güçlendirmek için kullanılabilecek bir kalıptır.

Alıştırma

“even if, or especially when,” bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Önce rahatsız edici durumları kapsar, sonra en önemli olanların bu durumlar olduğunu vurgular.
  2. Birbirini dışlayan iki koşul sunar ve dinleyiciden birini seçmesini ister.
  3. Konu rahatsız edici olduğunda öz inceleme ihtiyacını ortadan kaldırır.
Cevabı göster

Önce rahatsız edici durumları kapsar, sonra en önemli olanların bu durumlar olduğunu vurgular.

How much do we need to insist on our own normality

2:24

Kendi normalliğimiz

and wholehearted sanity?

2:27

ve tam anlamıyla akıl sağlığımız konusunda ne kadar ısrarcı olmamız gerekiyor?

Can we explore our own minds

2:29

Kendi zihnimizi keşfedebilir

and look into their darker and more troubled corners Öbek fiiller

2:31

ve onun daha karanlık ve daha sorunlu köşelerine

without flinching overly?

2:34

aşırı irkilmeden bakabilir miyiz?

Öbek fiiller

“look into”: araştırmak veya yakından incelemek

Burada look into, “araştırmak veya yakından incelemek” anlamına gelir. Nesnesi kendi zihnimizin daha karanlık ve sıkıntılı köşeleridir; dolayısıyla ifade, bir kabın içine bakmayı anlatmak yerine içsel bir mekânı keşfetme benzetmesini sürdürür. Bir sorun, soru, şikâyet veya olasılıkla ilgili gerçekleri, nedenleri ya da gizli ayrıntıları bulmak amaçlandığında look into kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi look + bir parçacıktan oluşan ve “araştırmak” anlamına gelen hedef öbek fiille tamamlayın: The support team will ____ the repeated payment failures.

Cevabı göster

look into

Can we admit to folly,

2:35

Akılsızlığı,

envy,

2:37

kıskançlığı,

sadness and confusion?

2:37

hüznü ve kafa karışıklığını kabul edebilir miyiz?

Around others,

2:40

Başkalarının etrafındayken,

how ready are we to learn?

2:41

öğrenmeye ne kadar hazırız?

Do we need always take a criticism of one part of us Dilbilgisi

2:42

Bir yönümüze yapılan eleştiriyi her zaman

as an attack on everything about us?

2:45

bütünümüze yapılmış bir saldırı olarak mı almalıyız?

Dilbilgisi

take A as B: eleştiriyi saldırı olarak yorumlamak

Burada take A as B, “A'yı B olarak yorumlamak” veya “A'ya B anlamını vermek” demektir. A, “kendimizin bir yönüne yönelik eleştiri”; B ise “hakkımızdaki her şeye yönelik saldırı”dır. Buradaki take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Kalıp take + nesne + as + yorum veya kategori şeklindedir. Bu soruda, sınırlı bir eleştirinin bütünüyle kişisel bir saldırı olarak anlaşılmasıyla oluşan aşırı genellemeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi take A as B kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Nina ____ a small suggestion ____ a harsh judgment of her work.

Cevabı göster

took · as

How ready are we to listen

2:48

Değerli dersler acı verici kılıklarda geldiğinde

when valuable lessons come in painful guises? Deyimler

2:50

dinlemeye ne kadar hazırız?

Deyimler

valuable lessons come in painful guises: değerli derslerin acı verici kılıklarda gelmesi

Cümlede kıyafet veya kılık değiştirme benzetmesine dayanan bir metafor kullanılıyor. Valuable lessons, eleştirinin içindeki yararlı fikirlerdir; painful guises ise bu fikirlerin ortaya çıktığı rahatsız edici dış biçimlerdir. Come in + isim öbeği, “belirli bir biçimde gelmek veya ortaya çıkmak” demektir. Ana fikir, yararlı içeriğin dış biçimi rahatsız edici olduğu için fark edilmesinin zor olabileceğidir.

Alıştırma

Bu bağlamda “valuable lessons come in painful guises” ne anlama geliyor?

  1. Acı verici deneyimler her zaman aynı dersi öğretir.
  2. En değerli dersler fiziksel acıya neden olmak için tasarlanır.
  3. Yararlı fikirler, rahatsız edici gelen eleştiriler yoluyla karşımıza çıkabilir.
Cevabı göster

Yararlı fikirler, rahatsız edici gelen eleştiriler yoluyla karşımıza çıkabilir.

Communication.

2:54

İletişim.

Can we patiently and reasonably put our disappointments Kalıp ifadeler

2:56

Hayal kırıklıklarımızı sabırla ve mantıklı bir şekilde

into words

2:59

başkalarının aşağı yukarı bizim bakış açımızı görmesini sağlayacak

that more or less enable others to see our point? Deyimler

3:00

kelimelere dökebilir miyiz?

Kalıp ifadeler

put our disappointments into words: hayal kırıklıklarımızı kelimelere dökmek

put something into words kalıbında put, “ifade etmek” anlamına gelir; into words ise sonucu gösterir: bir duygu veya düşünce, başka birinin anlayabileceği dile dönüşür. Burada ifade edilen şey our disappointments, yani “hayal kırıklıklarımız”dır. Tekrar kullanılabilen yapı put + duygu veya düşünce + into words şeklindedir. Genellikle anlatılması zor veya duygusal bir şeyi ifade eder; bir şeyi fiziksel olarak kelimelerin içine koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi put something into words yapısıyla tamamlayın: I could not ____ my disappointment ____.

Cevabı göster

put · into words

Deyimler

see our point: birinin gerekçesini anlamak

See someone’s point, bir kişinin anlatmaya çalıştığı fikri, nedeni veya bakış açısını anlamak demektir. Bu soruda see our point, başkalarının konuşan kişilerin gerekçelerini ve bakış açısını anlayıp anlayamayacağını sorar. Burada see gerçek anlamda “görmek” değildir; point da yer, puan veya sivri uç değil, ana sav ya da mesaj anlamındadır. Tekrar kullanılabilen yapı see + iyelik belirteci veya iyelik biçimindeki ad + point şeklindedir; örneğin I see your point.

Alıştırma

“I see your point, but I still disagree” ne anlama gelir?

  1. Gerekçeni anlıyorum, ancak vardığın sonucu kabul etmiyorum.
  2. Ne demek istediğini anlayamıyorum.
  3. Vardığın sonuca tamamen katılıyorum.
Cevabı göster

Gerekçeni anlıyorum, ancak vardığın sonucu kabul etmiyorum.

Or do we internalize pain,

3:04

Yoksa acıyı içselleştirip,

act it out symbolically, Öbek fiiller

3:06

sembolik olarak dışa mı vururuz,

or discharge it with counterproductive rage?

3:07

ya da amaca zarar veren bir öfkeyle mi boşaltırız?

Öbek fiiller

Söylenmeyen acıyı davranışla ifade eden “act it out”

Bu cümlede it, pain sözcüğüne, yani acıya gönderme yapar. To act it out, acıyı sözcüklerle açıklamak yerine davranışlarla dolaylı biçimde göstermek demektir. Symbolically, davranışın duyguyu temsil ettiğini belirtir. Bu psikolojik kullanım, yazılı bir sahneyi canlandırmak anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilecek yapı act + bir duygu veya deneyim + out şeklindedir; gönderme zaten açıksa act it out da denebilir.

Alıştırma

“Maya never said she felt ignored; instead, she acted it out by refusing to join the group,” cümlesinde acted it out ne anlama gelir?

  1. Görmezden gelinmekle ilgili bir sahneyi canlandırdı.
  2. Duygularını sakin ve doğrudan açıkladı.
  3. Söylemediği incinmişliği davranışlarıyla gösterdi.
Cevabı göster

Söylemediği incinmişliği davranışlarıyla gösterdi.

When other people upset us,

3:11

Başkaları bizi üzdüğünde,

do we feel we have the right to communicate,

3:12

iletişim kurma hakkımız olduğunu mu hissederiz,

or must we slam doors and retreat into sulks?

3:15

yoksa kapıları çarpıp somurtarak geri mi çekilmeliyiz?

When the desired response isn't forthcoming, Kelime

3:18

İstenen yanıt gelmediğinde,

do we ask others to guess

3:20

aşırı öfkeli bir panik haliyle açıkça söyleyemediğimiz şeyleri

what we've been too angrily panicked to spell out? Öbek fiiller

3:22

başkalarının tahmin etmesini mi isteriz?

Kelime

“the desired response isn't forthcoming” ifadesindeki forthcoming

Burada forthcoming, beklenen ancak ortaya çıkmayan veya verilmeyen bir yanıtı anlatır. “The desired response isn't forthcoming”, konuşan kişinin umduğu yanıtı alamadığı anlamına gelir. Bu yapıda forthcoming, be fiilinden sonra geldiğinde bir şeyin ortaya çıkıp kullanılabilir hâle gelip gelmediğine odaklanır. isn't forthcoming biçimi, beklenen şeyin hâlâ eksik olduğunu vurgular.

Alıştırma

“We asked for evidence, but none was forthcoming” cümlesinde forthcoming ne anlama gelir?

  1. Kanıt açık sözlü ve dürüsttü.
  2. Hiçbir kanıt verilmedi veya kullanıma sunulmadı.
  3. Kanıtın gelecekte yayımlanması planlanmıştı.
Cevabı göster

Hiçbir kanıt verilmedi veya kullanıma sunulmadı.

Öbek fiiller

spell out: bir şeyi açıkça ifade etmek

Burada spell out, “bir şeyi açık ve doğrudan ifade etmek ya da açıklamak” demektir; “bir kelimenin harflerini tek tek söylemek” anlamına gelmez. what we've been too angrily panicked to spell out ifadesindeki what, spell out fiilinin nesnesini gösterir ve açıkça ifade edilmemiş ihtiyaç ya da düşünceye gönderme yapar. Soru, başkalarının bunu tahmin etmesinin beklenemeyeceğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “açık ve ayrıntılı biçimde ifade etmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The rules are vague, so please ____ what each person must do.

Cevabı göster

spell out

Or can we have a plausible second go Kalıp ifadeler

3:25

Ya da mantıklı bir ikinci deneme yapıp

and take seriously the thought Kalıp ifadeler

3:28

başkalarının bizi yanlış anlarken

that others are not merely being nasty

3:29

sadece kötülük yapmadıkları düşüncesini

in misunderstanding us?

3:32

ciddiye alabilir miyiz?

Kalıp ifadeler

have a plausible second go: makul bir ikinci deneme yapmak

Have a second go, “yeniden denemek” veya “ikinci bir deneme yapmak” anlamına gelir. Burada go, “deneme” anlamındaki sayılabilir bir isimdir; ayrılmak veya hareket etmek anlamındaki fiil değildir. Plausible, second go ifadesini niteler. Yeni denemenin, aynı başarısız yaklaşımın tekrarı değil, makul ve işe yarama ihtimali olan bir girişim olduğunu anlatır.

Alıştırma

Örnekteki have a plausible second go ne anlama geliyor?

  1. İlk denemeyi başka birinden yapmasını istemek.
  2. Açıklama yapmadan ikinci kez ayrılmak.
  3. İşe yarama ihtimali makul olan başka bir deneme yapmak.
Cevabı göster

İşe yarama ihtimali makul olan başka bir deneme yapmak.

Kalıp ifadeler

take seriously the thought that: bir olasılığı gerçekten değerlendirmek

Burada take seriously, bir şeyi hemen reddetmek yerine ona gereken önemi vermek anlamındadır. Konuşan kişi, ardından sunulan olasılığı gerçekten değerlendirip değerlendiremeyeceklerini soruyor. Nesne the thought ifadesidir; that ile başlayan yan cümle ise bu düşüncenin içeriğini açıklar: başkaları bizi yalnızca kötü niyetli oldukları için yanlış anlamıyor olabilir. Bir düşünceyi ciddiye almak, onu doğru kabul etmek değil, incelemeye değer bir olasılık olarak görmektir.

Alıştırma

Hangi cümlede take seriously the thought that, 'bir olasılığı gerçekten değerlendirmek' anlamında kullanılmıştır?

  1. We should act as if our first estimate cannot be wrong.
  2. We should reject the thought that our first estimate was wrong without discussing it.
  3. We should take seriously the thought that our first estimate was wrong.
Cevabı göster

We should take seriously the thought that our first estimate was wrong.

Do we have the inner resources

3:33

Israr etmek yerine öğretmek için

to teach rather than insist? Ton ve niyet

3:35

içsel kaynaklarımız var mı?

Ton ve niyet

teach rather than insist: baskı yerine açıklamayı seçmek

Rather than, iki iletişim tarzını karşılaştırır ve ilkini daha uygun seçenek olarak sunar. Burada teach, resmî bir ders vermek değil, başka birinin anlayabilmesi için sabırla açıklamak anlamındadır. Insist ise bu çabayı göstermeden kabul etmesi için baskı yapmayı sürdürmek demektir. Soru, insanların baskı yerine açıklamayı seçmek için gereken sabır ve öz denetime sahip olup olmadığını sorar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp, fiil A rather than fiil B biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede rather than, sabırla açıklamayı tercih edilen seçenek olarak sunar?

  1. Let's demand agreement because explaining takes time.
  2. Let's explain the reason and then demand agreement.
  3. Let's explain the reason rather than demand agreement.
Cevabı göster

Let's explain the reason rather than demand agreement.

Trust.

3:38

Güven.

How risky is the world?

3:39

Dünya ne kadar riskli?

How readily might we survive a challenge

3:41

Bir zorluğu ne kadar kolay atlatabiliriz,

in the form of a speech of a romantic rejection,

3:43

romantik bir reddediliş konuşması,

about a financial trouble,

3:46

finansal bir sorun,

a journey to another country,

3:47

başka bir ülkeye yolculuk,

or a common cold?

3:49

veya sıradan bir soğuk algınlığı şeklinde olsa bile?

How close are we at any time

3:51

Herhangi bir anda bir felakete

to catastrophe?

3:52

ne kadar yakınız?

What material are we made of? Deyimler

3:54

Biz hangi ham maddeden yapıldık?

Deyimler

What material are we made of? ile psikolojik sağlamlık mecazı

Burada What material are we made of? retorik bir mecazdır. Baskıya dayanacak içsel güce sahip olup olmadığımızı ya da kolayca incinip ezilip ezilmeyeceğimizi sorar; insan bedeninin fiziksel maddesini sormaz. be made of yapısı normalde görülebilen bir malzemeyi belirtir, ancak karakter için de kullanılabilir. Bu bağlamda material; cesaret, dayanıklılık ve psikolojik sağlamlık gibi nitelikleri temsil eder.

Alıştırma

Bu bağlamda konuşmacı What material are we made of? ile gerçekte neyi soruyor?

  1. İnsan bedeni hangi fiziksel maddeden yapılmıştır?
  2. Bir şey inşa etmek için hangi malzemeleri kullanmalıyız?
  3. Zihinsel olarak ne kadar güçlü ve dayanıklıyız?
Cevabı göster

Zihinsel olarak ne kadar güçlü ve dayanıklıyız?

Will new acquaintances

3:56

Yeni tanıştığımız kişiler

like or wound us?

3:57

bizi sevecek mi yoksa yaralayacak mı?

If we're a touch assertive, Kelime

3:59

Eğer biraz iddialı olursak,

will they take it or collapse?

4:00

bunu kaldırabilirler mi yoksa yıkılırlar mı?

Kelime

a touch assertive: «biraz» anlamındaki a touch

a touch assertive ifadesinde a touch küçük bir dereceyi, yani slightly assertive anlamını taşır. assertive sıfatını yumuşatarak davranışın çok baskıcı değil, yalnızca biraz kararlı veya doğrudan olduğunu gösterir. Yapı a touch + sıfat veya zarf şeklindedir. Burada a touch, assertive sözcüğünü niteler; fiziksel dokunma eylemini ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi, sıfattan önce «biraz» anlamına gelen bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The soup is ____ salty, but it is still enjoyable.

Cevabı göster

a touch

Will unfamiliar situations

4:03

Tanıdık olmayan durumlar

end in a debacle?

4:04

bir fiyaskoyla mı sonuçlanacak?

Around love,

4:05

Aşk söz konusu olduğunda,

how tightly do we need to cling?

4:06

ne kadar sıkı tutunmamız gerekiyor?

If they're distant for a while,

4:08

Eğer bir süreliğine uzaklaşırlarsa,

will they return?

4:10

geri dönerler mi?

How controlling do we need to be?

4:11

Ne kadar kontrolcü olmamız gerekiyor?

Can we approach an interesting-looking stranger

4:14

İlginç görünen bir yabancıya yaklaşabilir miyiz

or move on from an unsatisfying person? Öbek fiiller

4:16

veya tatmin etmeyen birini geride bırakıp yolumuza devam edebilir miyiz?

Öbek fiiller

move on from: bir ilişkiyi veya deneyimi geride bırakmak

Bu cümlede move on from an unsatisfying person, hayal kırıklığı yaratan o ilişkiye artık enerji harcamayı bırakıp hayata devam etmek anlamına gelir. Birinin bulunduğu yerden fiziksel olarak uzaklaşmayı değil, duygusal veya yaşamsal bir değişimi anlatır. Yapı move on from + kişi, ilişki, iş, olay veya deneyim biçimindedir. Nesneyi geçmişte bırakılan bir şey olarak sunar ve böylece yeni bir aşamaya geçildiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “geçmişe takılı kalmayı bırakmak” anlamındaki üç sözcüklü öbeksi fiille tamamlayın: After months of dwelling on the breakup, Maya decided to ____ the relationship and rebuild her routine.

Cevabı göster

move on from

Do we overall feel the world to be wide, Dilbilgisi

4:19

Genel olarak dünyanın geniş,

safe,

4:22

güvenli,

and reasonable enough

4:22

ve yeterince makul olduğunu hissediyor muyuz,

for us to have a legitimate shot Deyimler

4:23

bize meşru bir fırsat tanıması

at a measure of contentment?

4:25

ve bir ölçüde memnuniyet sağlaması için?

Dilbilgisi

feel the world to be ...: nesne + to be + tümleç

feel the world to be wide, safe, and reasonable enough yapısında the world, feel fiilinin nesnesi ve aynı zamanda to be ifadesinin örtük öznesidir. Birbirine bağlanan üç sıfat, konuşanın dünyayı hangi durumda algıladığını veya değerlendirdiğini anlatır. Burada feel, “dokunmak” veya “bedensel bir his yaşamak” değil, “kabul etmek, algılamak veya değerlendirmek” anlamındadır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp feel + nesne + to be + tümleç biçimindedir ve nesne hakkında bir değerlendirme verir.

Alıştırma

Cümleyi resmî nesne + mastar yapısıyla tamamlayın: Many residents feel the neighborhood ____ safe after dark.

Cevabı göster

to be

Deyimler

have a legitimate shot at: gerçek ve makul bir şansa sahip olmak

Have a shot at, “bir şeyi başarma veya elde etme şansına sahip olmak” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede at sonrasındaki hedef a measure of contentment ifadesidir; shot burada silahla ateş etmeyi veya küçük bir içki kadehini anlatmaz. Legitimate, shot sözcüğünü güçlendirir: şans yalnızca hayalî değil, gerçek ve makuldür. Başka durumlara aktarılabilen yapı have + a(n) + sıfat + shot at + isim veya -ing biçimidir. Örneğin have a good shot at the prize ve have a real shot at winning denebilir.

Alıştırma

Cümleyi “başarılı olmak için gerçek ve makul bir şansa sahip olmak” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: With careful preparation, we ____ winning the regional debate.

Cevabı göster

have a legitimate shot at

Or must we settle resentfully Öbek fiiller

4:27

Yoksa kırgın bir şekilde

for inauthenticity and misunderstanding?

4:29

sahteliğe ve yanlış anlaşılmaya boyun mu eğmeliyiz?

Öbek fiiller

settle resentfully for: daha kötü bir şeye içerleyerek razı olmak

Settle for, daha iyi bir seçeneğin bulunmadığına inanıldığı için istenenden daha kötü veya daha az bir şeyi kabul etmek demektir. Bu cümlede for sonrasındaki nesne inauthenticity and misunderstanding ifadesidir; settle burada bir yere taşınmak veya hesap ödemek anlamına gelmez. Resentfully, kabul etme biçimini anlatır: kişi duruma uyar ama içinde acı veya haksızlığa uğramışlık hisseder. Aktarılabilir yapı settle + zarf + for + isim biçimindedir; ancak settle for + isim sıralaması ve tutumun cümlenin başka bir yerinde belirtilmesi daha yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi “daha kötü bir şeyi, buna içerleyerek kabul etmek” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: When every better option was withdrawn, Leo decided to ____ the unfair deal.

Cevabı göster

settle resentfully for

It isn't our fault,

4:33

Bizim suçumuz değil,

or in a sense anyone else's,

4:34

veya bir bakıma başka birinin de değil,

that many of these questions

4:35

bu soruların çoğuna

are so hard to answer in a positive direction.

4:37

olumlu yönde cevap vermenin bu kadar zor olması.

But by entertaining them, Anlatım akışı

4:41

Fakat onları düşünerek,

we are at least starting to know

4:42

en azından anlamaya başlıyoruz

Anlatım akışı

But by entertaining them: değerlendirmeyi bir yöntem olarak sunmak

But, önceki güçlükten sınırlı bir olumlu sonuca geçişi belirtir. At least iddiayı ölçülü hâle getirir: Soruları değerlendirmek her şeyi çözmez, ancak kişinin kendini tanıma sürecini başlatır. By + -ing yapısı, sonucu mümkün kılan eylemi bir araç olarak sunar. Burada entertaining them, insanları eğlendirmek değil, önceki soruları ciddi biçimde değerlendirmek veya akılda tutmak demektir. Başka durumlarda da kullanılabilen by doing X, ... kalıbı, bir sonucun nasıl elde edildiğini açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle but ile bir güçlükten sınırlı bir yarara geçiyor ve by + -ing ile bu yararın nasıl başladığını gösteriyor?

  1. The possibility is unsettling, but we entertain it after we understand the risk.
  2. The possibility is unsettling, but by entertaining it, we begin to understand the risk.
  3. The possibility is unsettling, but by entertaining the guests, we begin to understand the risk.
Cevabı göster

The possibility is unsettling, but by entertaining it, we begin to understand the risk.

what kind of shape our psychological wounds have, Deyimler

4:44

psikolojik yaralarımızın ne tür bir şekli olduğunu,

and so what kind of bandages

4:47

ve dolayısıyla ne tür bandajların

might be most necessary.

4:49

en çok gerekli olabileceğini.

Deyimler

Psychological wounds ... bandages: yardımı acıya uygun hâle getirmek

Psychological wounds ifadesi, görünmeyen duygusal zararı bedensel bir yaralanma imgesine dönüştürür. Yaraların şeklinin ne olduğunu sormak, fiziksel bir yarayı ölçmek değil, acının kendine özgü biçimini ve örüntüsünü belirlemek anlamına gelir. Bandages aynı tıbbi metaforu sürdürür. Gerçek bandajları veya belirli tek bir tedaviyi değil, söz konusu acılara uygun destek veya onarım biçimlerini geniş anlamda temsil eder. Birbiriyle bağlantılı iki imge, kişinin kendini daha açık tanımasının daha uygun bir yardım seçmesine katkı sağlayabileceğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede psychological wounds ve bandages ne anlama geliyor?

  1. Farklı duygusal acı biçimleri farklı destek türleri gerektirebilir.
  2. Konuşan kişilerin fiziksel yaraları vardır ve birkaç gerçek bandaja ihtiyaçları vardır.
  3. Belirli tek bir tedavi bütün psikolojik sorunları iyileştirebilir.
Cevabı göster

Farklı duygusal acı biçimleri farklı destek türleri gerektirebilir.

If you liked this film,

4:52

Bu videoyu beğendiyseniz,

please subscribe to our channel

4:53

lütfen kanalımıza abone olun

and click the bell icon

4:55

ve bildirimleri açmak için

to turn on notifications.

4:56

zil simgesine tıklayın.

If you want to learn more about self-knowledge,

4:58

Öz bilgi hakkında daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız,

follow the link on your screen now

5:01

şimdi ekranınızdaki bağlantıyı takip ederek

to see our range of books,

5:03

kitaplarımızı,

games, and gifts

5:05

oyunlarımızı ve hediyelerimizi görün,

all about self-knowledge.

5:07

hepsi öz bilgiyle ilgili.