Miyav! | Mağazacılık | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey ve arkadaşları yavru kedilere yönelik hayalî bir dükkân oyunu başlatmaya çalışır; ancak satılacak ürünleri seçmek, para icat etmek ve doğum günü pastasıyla ilgili senaryoyu kararlaştırmak için sürekli dururlar. Sonunda yavru kedi müşterilerin konuşmak yerine miyavlaması gerektiğine karar verirler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the round ones / the bumpy ones — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ones sözcüğünün daha önce söylenen çoğul bir adın yerini nasıl aldığını, sıfatların ise farklı grupları nasıl belirlediğini öğrenin. Böylece yuvarlak ve pürüzlü nesneler gibi aynı türden şeyleri, adlarını tekrar tekrar söylemeden doğal biçimde karşılaştırabilir ve her gruba ayrı bir rol verebilirsiniz. 2. I want it to be that — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu ifadeyi, bir çocuğun hayalî oyunda istediği olay örgüsünü veya kuralları görüşme yolu olarak tanıyın. Konuşanın bir nesnenin gerçekten dönüşmesini istemediğini; ortaklaşa kurulan hayalî durumda bundan sonra ne olacağını yeniden belirlemeye çalıştığını anlayabilirsiniz. 3. go like this — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bu gündelik kalıbı bir hareketi, yüz ifadesini veya sesi göstermeden önce kullanın. Sahnede yavru kedi müşterinin çıkarması beklenen miyavlama sesini tanıtır; başka bağlamlarda da bir insanın, hayvanın ya da nesnenin nasıl davrandığını veya nasıl ses çıkardığını uygulamalı olarak göstermeye yarar.
Bu derste
Let's start: herkesi başlamaya davet etmek
“Let's start.” ortak bir öneridir: konuşan kişi, dinleyiciyi ya da grubu o anda etkinliğe başlamaya davet eder. Konuşan kişiyi de kapsadığı için anlamı “birlikte başlayalım”dır; başka birine başlamasını emretmez. Aktarılabilir kalıp let's + fiilin yalın hâlidir. let's, let us ifadesinden gelse de günlük İngilizcede birlikte bir şey yapmayı önermenin doğal bir yolu olarak kullanılır.
Alıştırma
Grubunuzu başlamaya davet edin. Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: ____.
Cevabı göster
Let's start
I'd like to buy: satın alma isteğini kibarca belirtmek
“I'd like to buy...” bir şey satın almak istediğinizi kibarca söylemenin bir yoludur. Burada I'd, I would ifadesinin kısaltmasıdır ve would like to o andaki bir isteği ya da talebi ifade eder; genel olarak yapmaktan hoşlandığınız bir şeyi anlatmaz. Kalıp I'd like to buy + ürün veya miktar şeklindedir. Örnekteki sözler yalnızca bir başlangıçtır: buy kelimesinden sonra genellikle ne almak istediğinizi söylersiniz; örneğin I'd like to buy two tickets.
Alıştırma
Bir mağazadasınız. Cümleyi dersteki kibar başlangıç ifadesinin aynısıyla tamamlayın: ____ this red hat.
Cevabı göster
I'd like to buy
What kind of store: kategoriyi sormak
What kind of + isim, bir şeyin türünü veya kategorisini sormak için kullanılır. Bu cümlede konuşan kişi mağazanın adını değil, hangi kategoriye ait olduğunu öğrenmek istiyor. Burada kind, “tür” veya “kategori” anlamında bir isimdir. “Nazik” ya da “iyi kalpli” anlamındaki kind sıfatı değildir.
Alıştırma
Bilinen film adları arasından seçim yaptırmak yerine birinin hangi tür filmi izlemek istediğini açık uçlu biçimde sormak istiyorsunuz. Hangi cümle uygundur?
- Which movie do you want to watch?
- What kind of movie do you want to watch?
- Do you want to watch a movie?
Cevabı göster
What kind of movie do you want to watch?
How about: öneride bulunmak
Burada How about bir öneri başlatır: konuşan kişi a kitten store fikrini karşı tarafın değerlendirmesi için ortaya atar. Mağazanın nasıl olduğunu betimlemesini istemez. Bir seçenek önermek için How about + isim öbeği kullanın. Bir eylem önermek için How about + fiil-ing yapısını kullanın.
Alıştırma
Öneriyi How about ile tamamlayın: ____ the new cafe?
Cevabı göster
How about
store that sells: isimden sonra gelen ilgi cümleciği
That sells kittens, store sözcüğünün hemen ardından gelir ve ne tür bir dükkân olduğunu belirtir. Bu bir ilgi cümleciğidir: that, store sözcüğüne gönderme yapar ve cümlecikte sells fiilinin öznesidir. Yeniden kullanılabilen kalıp tekil isim + that + üçüncü tekil şahıs fiilidir. Bir yerin veya nesnenin ne yaptığını anlatmak için kullanılır. Store tekil olduğu için sell fiili -s alarak sells olur.
Alıştırma
Cümleyi that ve sell fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: We found a shop ____ handmade soap.
Cevabı göster
that sells
I've already got: bir şeye zaten sahip olduğunu söylemek
I've, I have ifadesinin kısaltılmış biçimidir. I've already got a kitten cümlesinde have got, “sahip olmak” anlamına gelir; dolayısıyla got burada “vardı” veya “ulaştı” anlamında değildir. Already, bu sahipliğin mevcut öneri ya da beklentiden önce başladığını ve şimdi de geçerli olduğunu gösterir. Burada ayrıca neden başka bir yavru kediye ihtiyaç olmadığını açıklar.
Alıştırma
Bir arkadaşınız size şemsiye almayı teklif ediyor, ancak zaten bir şemsiyeniz var. Hangi yanıt have got kullanarak şimdiki sahipliği ifade eder?
- No, thanks. I'll buy an umbrella tomorrow.
- No, thanks. I had an umbrella last year.
- No, thanks. I've already got an umbrella.
Cevabı göster
No, thanks. I've already got an umbrella.
help me find things so we can sell for kittens. Notlar
0:26yavru kediler karşılığında satabileceğimiz şeyler bulmama yardım et.
help me find: bir şeyi bulmak için yardım istemek
“Help me find ...”, dinleyenden bir şeyi bulmaya yardım etmesini doğrudan ister. Emir kipindeki bir fiille başladığı için ortak bir etkinlikte hem rica hem de görev verme işlevi görebilir. Buradaki yapı help + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: help me find. find, me'den sonra yalın hâlde gelir. Help me to find da dil bilgisi açısından doğrudur, ancak günlük konuşmada to kullanılmayan biçim çok yaygındır.
Alıştırma
Hedef help me find kalıbıyla ricayı tamamlayın: I can't see my keys. Could you ____ them?
Cevabı göster
help me find
so we can: bir eylemin amacını belirtmek
“So we can + fiilin yalın hâli”, kendisinden önceki eylemin amacını belirtir: bir şeyler bulmak, daha sonra satış yapmayı mümkün kılmak içindir. Buradaki so, yalnızca “bu yüzden” değil, “so that” veya “in order that” anlamındadır. Şimdiki bir eylemi, bu eylemin mümkün kılmayı amaçladığı durumla bağlamak için eylem + so + özne + can + fiilin yalın hâli yapısını kullanın.
Alıştırma
Hangi cümlede so we can, ilk eylemin amacını belirtir?
- The hotel was nearby, so we walked there.
- Let's take a map so we can find the hotel.
- We can find the hotel, but the map is old.
Cevabı göster
Let's take a map so we can find the hotel.
won't be long: bekleyişin kısa süreceğini söylemek
Won't be long, bir yokluğun, etkinliğin ya da bekleyişin yalnızca kısa süreceği anlamına gelir. Bu cümlede We won't be long, konuşanların işini yakında bitireceğini ya da döneceğini söyleyerek dinleyeni rahatlatır. Burada long fiziksel uzunluğu değil, süreyi anlatır. Özne değişebilir: I won't be long bir kişinin kısa süreli yokluğunu, The meeting won't be long ise kısa sürecek bir toplantıyı anlatır.
Alıştırma
Bir anlığına ayrılıyor ve bekleyen arkadaşınızı rahatlatmak istiyorsunuz. En doğal cümle hangisidir?
- I wasn't long.
- I won't be long.
- I won't be far.
Cevabı göster
I won't be long.
What do kittens like?: tercihleri sormak
What do kittens like? yavru kedilerin hangi şeyleri ya da etkinlikleri sevdiğini sorar. Burada like, “sevmek” anlamındaki ana fiildir; “benzemek” anlamına gelmez. Çoğul özneli geniş zaman sorusunda What do + özne + like? yapısı kullanılır. Soru yapısını yardımcı fiil do kurduğu için like yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Bir evcil hayvan mağazası çalışanı birkaç tavşanın tercihlerini soruyor. Soruyu tamamlayın: What ____ these rabbits like?
Cevabı göster
do
lilly pillies: Avustralya'ya özgü bir bitki ve meyvesi
Lilly pillies, lilly pilly ifadesinin çoğuludur. Lilly pilly, Avustralya'da çeşitli çalılar veya ağaçlar ile bunların genellikle küçük ve meyvemsi tanelerini adlandırmak için kullanılan yaygın bir addır. Bu cümlede, çocukların yavru kediler için yiyecek olarak hayal ettiği küçük meyveleri anlatır. Bu ad, sahneyi anlamak için gereken bölgesel Avustralya bilgisini verir. Lily adlı çiçek değildir ve şekerleme ya da evcil hayvan maması için kullanılan genel bir sözcük de değildir.
Alıştırma
Açıklamaya göre lilly pillies burada ne anlama geliyor?
- Lilies sözcüğünün başka bir yazımı
- Küçük meyvelerini de anlatabilen Avustralyalı bir bitki adı
- İngilizcede kedi maması için kullanılan genel bir sözcük
Cevabı göster
Küçük meyvelerini de anlatabilen Avustralyalı bir bitki adı
kitten treats: başka bir ismi niteleyen isim
Kitten treats ifadesinde treats ana isimdir ve küçük, özel atıştırmalıkları ya da yiyecek olarak verilen ödülleri anlatır. Kitten ismi ondan önce gelir ve bu yiyeceklerin kimin için olduğunu belirtir. İngilizcede amaç, kullanıcı veya tür belirtmek için dog food ve baby clothes örneklerinde olduğu gibi bir isim sık sık başka bir ismin önüne getirilir. İlk isim genellikle tekil kalır; bu nedenle burada doğal yapı kitten treats olur. Bu cümlede treats bir isimdir; birine belli bir şekilde davranmak veya tıbbi bakım sağlamak anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Hangi isim öbeği doğal biçimde “köpekler için atıştırmalıklar” anlamına gelir?
- treat dogs
- dog treats
- dogs treat
Cevabı göster
dog treats
a bit too + sıfat: uygun ölçüyü biraz aşmak
a bit too round ifadesinde too, yuvarlaklık derecesinin bu durumda uygun olan sınırı aştığını gösterir. Konuşan kişi yalnızca nesnelerin çok yuvarlak olduğunu söylemez; bu yuvarlaklığın onları amaçlanan kullanım için daha az uygun yaptığını belirtir. a bit too + sıfat kalıbı değerlendirmeyi yumuşatır. a bit, aşırılığın küçük ve eleştirinin daha az doğrudan duyulmasını sağlar; ancak too yine de istenen ya da uygun olan miktardan fazla anlamını korur.
Alıştırma
Kolların uygun uzunluğu biraz aştığını belirtmek için cümleyi a bit too + sıfat ile tamamlayın: The jacket fits, but the sleeves are ____.
Cevabı göster
a bit too long
not all: kısmi olumsuzluk
Not all kısmi olumsuzluk oluşturur. They're not all round cümlesinde not, all ifadesini sınırlar; dolayısıyla cümle en azından bazılarının yuvarlak olmadığını söyler. Diğerleri yine de yuvarlak olabilir. Cümle kaç tanesinin yuvarlak olduğunu belirtmez; yalnızca hepsinin yuvarlak olduğu düşüncesini reddeder.
Alıştırma
Bu cümlenin anlamına en uygun seçeneği seçin: They're not all round.
- En azından bazıları yuvarlak değildir.
- Hepsi yuvarlaktır.
- Hiçbiri yuvarlak değildir.
Cevabı göster
En azından bazıları yuvarlak değildir.
Hurry up: daha hızlı hareket etmeyi isteyen doğrudan bir emir
Hurry up, “daha hızlı hareket et veya davran” anlamına gelen yaygın bir öbek fiildir. Bu emir cümlesinde konuşan kişi, karşısındakine doğrudan hızlanmasını söyler. Buradaki up yön bildirmez; öbek fiilin bir parçasıdır. İfade, altyazıdaki gibi tek başına kullanılabilir veya ardından bir neden gelebilir: Hurry up, or we'll miss the bus.
Alıştırma
Arkadaşın çok yavaş hareket ediyor ve otobüs kalkmak üzere. İki sözcüklü öbek fiille emri tamamla: ____, or we'll miss the bus!
Cevabı göster
Hurry up
in such a hurry: çok acele içinde olmak
In such a hurry, “çok aceleci bir durumda” anlamına gelir. in a hurry bir edat öbeği olduğu için be fiilinden sonra gelir. Yapısı in + such + a + hurry ismidir. Such, “bu kadar aceleci” anlamında dereceyi güçlendirir. you're always in such a hurry cümlesinde always, tek bir acele anını tekrarlanan bir alışkanlık hakkındaki yoruma dönüştürür. Söyleyiş tonuna göre hafif bir eleştiri gibi duyulabilir. Burada hurry bir isimdir; daha hızlı hareket etme emri değildir.
Alıştırma
Cümleyi in such a hurry ile tamamla: Maya was ____ that she forgot her phone.
Cevabı göster
in such a hurry
play shop: dükkâncılık oyunu oynamak
Burada play shop, bir dükkân açıkmış gibi davranıp müşteri ya da dükkân görevlisi rollerine girmek demektir. Gerçek bir işletmeyi değil, hayalî bir oyunu adlandırır. Bu çocuk oyunu kalıbında play fiilinden sonra hayal edilen etkinliğin adı veya teması gelir. Shop oyunun adı gibi kullanıldığı için önüne a ya da the gelmez: play shop.
Alıştırma
Hangi cümle çocukların dükkân işletiyormuş gibi oyun oynadığını söylüyor?
- The children are running a real shop with their parents.
- The children are going shopping for new toys.
- The children are playing shop with toy money.
Cevabı göster
The children are playing shop with toy money.
Can we please start?: başlamayı kibarca istemek
Can we please start?, grubun başlamasını isteyen bir rica cümlesidir. Buradaki Can we...? anlaşma veya izin ister; insanların fiziksel olarak başlayıp başlayamayacağını sormaz. Kalıp Can we please + fiilin yalın hâli? şeklindedir. Please ricayı yumuşatır, ancak bağlama göre konuşanın bir süredir beklediğini ve artık harekete geçilmesini istediğini de gösterebilir.
Alıştırma
Can we please ve start fiilinin yalın hâlini kullanarak kibar ricayı tamamlayın: ____ the game?
Cevabı göster
Can we please start
feeling sick yet?: bir durumun başlayıp başlamadığını sormak
feeling sick yet? ifadesinde yet, “şu ana kadar” ya da “artık” anlamındadır. Soru, kişinin kendini kötü hissetmeye başlayıp başlamadığını sorar. Bu zaman anlamıyla yet genellikle sorunun sonuna yakın gelir. Konuşan kişi değişimin gerçekleşebileceğini düşünür ve şimdiye kadar gerçekleşip gerçekleşmediğini öğrenmek ister. Buradaki yet zaman zarfıdır; “ama” anlamındaki bağlaç değildir.
Alıştırma
Beklenen olayın şu ana kadar gerçekleşip gerçekleşmediğini soran kelimeyle soruyu tamamlayın: Has the download finished ____?
Cevabı göster
yet
I'm fine: bir sorun olmadığını söylemek
Bu yanıtta I'm fine, “iyiyim” veya “bir sorun yok” anlamına gelir. Hastalıkla ilgili soru soran kişiyi rahatlatır. Burada fine konuşanın durumunu anlatır; “ayrıntılı” ya da “narin” anlamına gelmez. Aynı kısa yanıt sağlık, duygular veya genel iyi olma hâliyle ilgili sorulara da cevap olabilir. Fine kelimesinin neyi anlattığını önceki soru belirler; burada özellikle konuşanın kendini kötü hissetmediği anlamına gelir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Are you okay?” diye soruyor. Hangi yanıt doğal bir şekilde sorun olmadığını söyler?
- I'm finished, thanks.
- I'm detailed, thanks.
- I'm fine, thanks.
Cevabı göster
I'm fine, thanks.
It doesn't matter: bir şeyin sonucu etkilemediğini söylemek
It doesn't matter, az önce sözü edilen durumun önemli olmadığını veya bundan sonra olacakları değiştirmediğini belirtir. Burada matter, “önemli olmak” ya da “sonucu etkilemek” anlamında bir fiildir; “konu veya mesele” anlamındaki isim değildir. Birini rahatlatmak veya küçük bir sorunun önemini azaltmak için tek başına cevap olarak kullanılabilir: Bu durum durmak ya da endişelenmek için bir neden değildir.
Alıştırma
Dersteki kalıp ifadeyle rahatlatıcı cevabı tamamlayın: “I brought blue paper instead of red.” “____. Either color is fine.”
Cevabı göster
It doesn't matter
if you don't have money: bir koşul belirtmek
if you don't have money bölümünde if, You can't buy anything sonucunun hangi koşulda geçerli olduğunu belirtir. Kalıp sonuç + if + koşul şeklindedir. Bir cümle bir kuralı veya gelecekte gerçekleşmesi mümkün bir koşulu anlatırken, sonuç gelecekle ilgili olsa bile İngilizcede if yan cümlesinde genellikle geniş zaman kullanılır. Bu yüzden burada won't have değil, don't have doğaldır. if yan cümlesi başa da gelebilir: If you don't have money, you can't buy anything.
Alıştırma
Kuralı, derste kullanılan have fiilinin geniş zaman olumsuz biçimiyle tamamlayın: You can't enter if you ____ a ticket.
Cevabı göster
don't have
the round ones ... the bumpy ones: çoğul bir ismin yerine ones kullanmak
the round ones ve the bumpy ones ifadelerinde ones, bağlamdan zaten anlaşılan sayılabilen çoğul bir ismin yerini tutar. Round ve bumpy, bilinen bu nesne türü içindeki iki grubu belirtir; böylece ismi tekrarlamak gerekmez. the + sıfat + ones kalıbı “o özelliğe sahip nesneler” anlamına gelir. Buradaki ones bir ismin yerine geçer; one sayısı değildir.
Alıştırma
Cümleyi one veya ones ile tamamlayın. Birden fazla sandalyeden söz ediliyor: The wooden chairs are heavy, but the plastic ____ are light.
Cevabı göster
ones
Okey dokey: neşeli ve şakacı bir onay
Okey dokey, okay sözcüğünün bilinçli olarak kafiyeli ve şakacı biçimde söylenmesidir. Bu cümlede konuşanın öneriyi kabul ettiğini ve öneriye uymaya hazır olduğunu gösterir. Genellikle “tamam”, “olur” veya “anladım” anlamına gelir, ancak söze hafif ve neşeli bir ton katar. Yanlışlıkla yapılmış bir yazım hatası değildir.
Alıştırma
Bu yanıt uygun mu? Resmî bir iş görüşmesinde aday, bir talimata “Okey dokey!” diye yanıt veriyor.
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
dollar bucks: hayalî para için eğlenceli bir ad
Buck zaten dollar anlamına gelen gündelik bir sözcüktür. Dollar ile bucks birlikte kullanıldığında aynı fikir tekrarlanır; bu nedenle dollar bucks standart bir para terimi değildir. Burada çocuklar bu ifadeyi oyundaki hayalî para için eğlenceli bir ad olarak kullanıyor. İfadeyi gerçek bir finans terimi değil, çocukların yarattığı oyunlu bir söyleyiş olarak anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede dollar bucks ne anlama geliyor?
- Çocukların hayalî para için kullandığı eğlenceli bir ad.
- Bir dolar değerindeki madeni paraların teknik adı.
- ABD para birimi için kullanılan resmî bir bankacılık terimi.
Cevabı göster
Çocukların hayalî para için kullandığı eğlenceli bir ad.
let's get going: bir etkinliğe başlamak veya yola çıkmak
Let's, let us ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve konuşan kişiyi de içeren bir grubu birlikte hareket etmeye çağırır. Get going, hareket etmeye ya da bir şey yapmaya başlamak anlamına gelebilir. Bu cümlede let's get going etkinliği ilerletir ve “başlayalım” anlamına gelir. Başka bir bağlamda aynı ifade “artık yola çıkalım” anlamına gelebilir; bu nedenle going her zaman yürümek demek değildir.
Alıştırma
Bu notta “hareket etmeye başlayalım” anlamına gelen ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: The bus leaves in two minutes. ____, or we'll miss it.
Cevabı göster
Let's get going
we've run out: bir ürünün artık bulunmadığını söylemek
Burada we've run out, ürünün tamamen bittiğini ve şu anda sağlanamayacağını belirtir. Bir mağaza veya kafede ürünün tamamının satıldığı anlamına gelebilir. Buradaki run out, bir yere koşmak anlamına gelmez. We've, we have ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Present perfect, şu anki sonuca odaklanır. Eksilen ürün söylenmez çünkü dinleyen kişi hangi üründen bahsedildiğini zaten bilir; ürünün adı söylenecekse run out of + isim kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi doğru run out yapısıyla tamamlayın: Sorry, we've ____ oat milk.
Cevabı göster
run out of
have to be sad: gösterilmesi gereken bir tepki belirlemek
Have to + fiilin yalın hâli bir zorunluluğu veya gerekliliği ifade eder. have to be sad yapısında be fiilin yalın hâlidir; sad ise diğer kişinin göstermesi gereken durumu veya tepkiyi anlatır. Burada konuşan kişi rol yapma oyunu için bir kural koyuyor: haberi duyduktan sonra diğer kişi üzgünmüş gibi davranmalıdır. Bu, üzüntünün kesin veya doğal olarak hissedildiği anlamına gelmez; have de sahiplik ifade etmez.
Alıştırma
Rol yapma talimatını have to ile tamamlayın: In this scene, you ____ be surprised when the door opens.
Cevabı göster
have to
I want it to be that ... ile hayalî bir hikâyenin kuralını seçmek
Bu hayalî oyunda I want it to be that ... ifadesi, “Kullanacağımız hikâye veya kural bu olsun istiyorum” anlamına gelir. it zamiri pastayı ya da başka bir nesneyi değil, hayal edilen durumun tamamını belirtir. that sonrasındaki yan cümle, konuşanın herkesin kabul etmesini istediği yeni sürümü açıklar. Bu ifade, gerçek hayatta doğru olmasa bile ortak bir hikâyede neyin doğru sayılacağını birlikte belirlemeye yarar.
Alıştırma
Hayalî bir oyunda konuşan kişi I want it to be that ... ifadesiyle ne yapıyor?
- Hayalî hikâye için yeni bir kural seçmek.
- Gerçek bir mağazada bir ürünün stokta olup olmadığını sormak.
- Gerçek bir nesneyi başka bir nesneye dönüştürmeye çalışmak.
Cevabı göster
Hayalî hikâye için yeni bir kural seçmek.
do have: olumlu cümlede vurgulayıcı do
we do have ... ifadesinde do, olumlu cümleyi vurgular. “Gerçekten var” veya “kesinlikle var” anlamına gelir ve çoğunlukla hiç olmadığı düşüncesini düzeltir. Yapı do/does/did + ana fiilin yalın hâlidir. Burada vurguyu do taşır ve have yalın hâlde kalır; do ayrı bir eylem değildir.
Alıştırma
Arkadaşınız hiç bilet kalmadığını düşünüyor. Cevabı vurgulu do ile tamamlayın: We ____ two tickets left.
Cevabı göster
do have
the one you want: one ve kısıtlayıcı ilgi cümleciği
Burada the one you want, “istediğin belirli nesne” anlamına gelir. One, daha önce sözü edilen veya bağlamdan anlaşılan tekil sayılabilir bir ismin yerine geçen zamirdir; bu nedenle 1 sayısı anlamında değildir. You want, hangi nesne olduğunu belirlemek için one'dan sonra gelen kısıtlayıcı bir ilgi cümleciğidir. Nesne görevindeki ilgi zamiri atılmıştır: the one you want, the one that you want ile aynı anlama gelir.
Alıştırma
Askıda birkaç palto var. coat sözcüğünü tekrarlamak yerine one kullan ve that sözcüğünü at: This is ____.
Cevabı göster
the one you want
I don't know what you're talking about: kafa karışıklığı veya reddetme
I don't know what you're talking about, kelime anlamıyla konuşanın konuyu belirleyemediğini veya anlayamadığını ifade edebilir. What you're talking about, know fiilinin nesnesi olarak kullanılan iç içe geçmiş bir dolaylı soru yan cümleciğidir ve “konuştuğun şey veya konu” anlamına gelir. Tek başına tam bir yanıt olarak kullanıldığında, konuşanın açıklamayı kafa karıştırıcı ya da mantıksız bulduğunu veya diğer kişinin iddiasını reddettiğini de gösterebilir. Bu ek mesajın ne kadar güçlü olduğu duruma ve ses tonuna bağlıdır.
Alıştırma
Resmî bir toplantıda bir iş arkadaşından kibarca tekrar açıklamasını istiyorsun. Soğuk bir tonla “I don't know what you're talking about” diyor ve ardından başka bir şey eklemiyorsun. Bu uygun mu?
- Uygun
- Pek uygun değil
Cevabı göster
Pek uygun değil
I don't think ... should be able to ... ile olumsuz bir yargı ifade etme
I don't think + yan cümle, olumsuz bir görüş belirtmenin yaygın bir yoludur. not, think'e bağlı olsa da amaçlanan anlam genellikle sonraki cümledeki düşüncenin doğru olmaması gerektiğidir. should be able to talk yapısında should, kuralların veya durumun neye izin vermesi gerektiğini değerlendirir; be able to ise yeteneği belirtir. Burada konuşan kişi, yalnızca gerçek yavru kedilerin konuşamadığını söylemiyor; oyunda konuşmanın yavru kedilerin yeteneklerinden biri olmaması gerektiğini söylüyor.
Alıştırma
Paylaşımlı bir internet sitesinde misafir hesaplarının neler yapabileceğine karar veriyorsunuz. Hangi cümle, bu hesapların dosya silme iznine sahip olmaması gerektiği görüşünü ifade eder?
- Guest accounts can't delete files.
- I don't think guest accounts should be able to delete files.
- I don't know whether guest accounts can delete files.
Cevabı göster
I don't think guest accounts should be able to delete files.
definitely can't talk: olumsuz bir yargı hakkında güçlü kesinlik
definitely can't talk ifadesinde definitely, can't talk şeklindeki olumsuz yargının tamamını güçlendirir: konuşan kişi konuşmanın imkânsız olduğundan emindir. Bu yapıda definitely, can't kelimesinden önce gelir ve bir şeyin gerçekleşemeyeceğinin kesin olduğu anlamını açıkça verir. Konuşma biçimini tarif etmez.
Alıştırma
Eski bir dizüstü bilgisayarı birkaç kez test ettiniz ve yeni bir programı çalıştıramayacağından tamamen eminsiniz. Hangi cümle bu kesinlik düzeyine en uygun olanıdır?
- The old laptop definitely can't run the new program.
- The old laptop probably can't run the new program.
- The old laptop might not be able to run the new program.
Cevabı göster
The old laptop definitely can't run the new program.
go like this: bir gösterimi tanıtmak
Bu cümlede go like this, “böyle yap” veya “böyle bir ses çıkar” anlamına gelir. Burada go, bir yere gitmek anlamına gelmez. Konuşan kişi, çıkarılması gereken sesi göstermek üzeredir. Bir hareketi, yüz ifadesini veya sesi göstermeden önce ya da gösterirken go like this kullanabilirsiniz. This, dinleyenin görebildiği veya duyabildiği gösterimi belirtir.
Alıştırma
Konuşan kişinin gösterdiği bir hareketi doğal biçimde tanıtan cümle hangisidir?
- Watch me—you are like this with your hands.
- Watch me—you go to this with your hands.
- Watch me—you go like this with your hands.
Cevabı göster
Watch me—you go like this with your hands.
when you want something: beklenen bir durum için when
when you want something, when ile başlayan bir yan cümleciktir. Ana eylemin hangi durumda gerçekleşmesi gerektiğini, yani bir şeyi her istediğiniz zamanı belirtir. Burada when belirli bir saati sormaz. Kural ve rutinlerde “bu durum her gerçekleştiğinde” anlamına gelebilir. Şimdiki veya gelecekteki durumlardan söz ederken when cümleciğinde genellikle will want değil, geniş zaman biçimi want kullanılır.
Alıştırma
Arkadaşınızın geleceğini biliyorsunuz. Vardığında sizi aramasını isteyen cümle hangisidir?
- Call me because you arrive.
- Call me if you arrive.
- Call me when you arrive.
Cevabı göster
Call me when you arrive.