Navy SEALs'in Usame bin Ladin'in Sığınağında Bulduğu Tuhaf Şeyler: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Video, kara mizahla Usame bin Ladin'in Abbottabad yerleşkesindeki operasyon kayıtları, oyunlar, filmler, kitaplar, internet şakaları ve yayımlanmamış provaları inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Kalıplaşmış ifade ve eşdizim “contrary to popular belief,”, yaygın inanca ters kanıtı sunup düzeltmeyi akıcı biçimde belirtir. 2. Deyim ve mecazi anlatım “blow off some steam.”, gerçek buharı değil, etkinlikle stresi azaltmayı anlatır; iş, ders, egzersiz veya boş zaman sohbetlerine uygundur. 3. Konuşma edimbilimi ve tutum ifadesi “Good riddance,”, istenmeyen kişi ya da sorun gidince duyulan düşmanca rahatlamayı belirtir ve nazik bir veda için fazla serttir.
Bu derste
From video games to Disney movies to livestock to anime,
0:00Video oyunlarından Disney filmlerine, çiftlik hayvanlarından animeye kadar,
we're about to take you on a crash course to some of the craziest things Kalıp ifadeler
0:04birazdan en çılgın şeylerden bazılarına hızlandırılmış bir bakış atacağız;
“a crash course”: hızlı ve yoğun bir giriş
Bu cümlede a crash course, bir konunun temel noktalarını kısa sürede öğreten kısa ve yoğun bir giriş anlamına gelir. Crash burada mecazidir; zamanın kısıtlı ve öğrenmenin hızlı olduğunu belirtir, bir kaza veya düşük kaliteli bir kurs anlamına gelmez. Konuşmacı take you on a crash course ifadesiyle videoyu gerçek bir ders olarak değil, hızlı ve rehberli bir genel bakış olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen temel anlam, birinin yakında bir şeyi anlaması veya yapması gerektiğinde verilen hızlandırılmış bir giriştir.
Alıştırma
Kısa ve yoğun bir giriş anlamındaki kalıp ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: I took ____ in basic accounting before starting the new job.
Cevabı göster
a crash course
the Navy SEALs found inside Bin Laden's compound
0:06Navy SEAL timlerinin Bin Ladin'in yerleşkesinde bulduğu şeylere,
before we work on our way up to the truly weird.
0:12sonra gerçekten tuhaf olanlara doğru ilerleyelim.
Emails and extensive diaries were found on Bin Laden's computer
0:14Bin Ladin'in bilgisayarında e-postalar ve ayrıntılı günlükler bulundu.
Bin Laden still had a lot more influence and control over Al-Qaeda than anyone believed.
0:20Bin Ladin'in El Kaide üzerinde sanılandan çok daha fazla nüfuz ve kontrol sahibi olmaya devam ettiğini gösteriyordu.
“contrary to popular belief”: yaygın bir varsayımı düzeltmek
Contrary to popular belief, ardından gelen ifadenin birçok kişinin genel olarak varsaydığı şeyle çeliştiğini belirtir. Burada dinleyiciyi, Bin Ladin'in düşünüldüğünden daha fazla etki ve kontrol sahibi olduğunu gösteren kanıtlara hazırlar. Dil bilgisi bakımından contrary to ifadesinden sonra popular belief, expectations veya reports gibi bir isim öbeği gelir. Cümle başındaki bir yorum ifadesi olarak argümanı düzenler: önce yaygın bir görüşü belirtir, ardından onun yerine karşıt bir iddia koyar.
Alıştırma
Yarasalarla ilgili gerçeğin yaygın bir varsayımı doğrudan düzelttiğini en iyi hangi başlangıç gösterir?
- According to popular belief, bats are blind.
- Contrary to popular belief, bats are not blind.
- Despite the popular belief that bats are blind, some people enjoy watching them.
Cevabı göster
Contrary to popular belief, bats are not blind.
He communicated with the group extensively through thousands of written correspondences,
0:24Binlerce yazılı mesaj aracılığıyla örgütle yoğun biçimde iletişim kuruyor,
issuing everything from strategic commands to religious fatwas. Dilbilgisi
0:28stratejik emirlerden dinî fetvalara kadar her türlü talimatı veriyordu.
Geniş Bir Aralığı Göstermek İçin From A to B
everything from A to B yapısında from aralığın bir ucunu, to ise diğer ucunu gösterir. Burada strategic commands ile religious fatwas, yani İslam hukukuna ilişkin görüş veya hükümler, kasıtlı olarak birbirinden çok farklı iki uç olarak kullanılır ve yayımlanan şeylerin son derece geniş bir çeşitliliğe sahip olduğunu gösterir. Bu yapı yalnızca A ile B’nin dâhil olduğu anlamına gelmez. Çeşitli bir grubu temsilî iki uçla özetler; everything ise kapsamın bütünlüğü duygusunu güçlendirir.
Alıştırma
Aralık yapısını eksik iki sözcükle tamamlayın: The festival features everything ____ local folk music ____ experimental jazz.
Cevabı göster
from · to
Bin Laden didn't have an internet connection at the compound,
0:31Bin Ladin'in yerleşkede internet bağlantısı yoktu,
so couriers would instead take his written emails on a flash drive
0:34bu yüzden kuryeler onun hazırladığı e-postaları bir USB belleğe kaydedip
And that's sure to get a laugh out of anyone who knows anything about cybersecurity. Kalıp ifadeler
0:39Siber güvenlikten az çok anlayan herkesi güldürecek bir yöntem olduğu kesin.
Get a Laugh Out of Someone: Birini Güldürmeyi Başarmak
Get a laugh out of someone, birini güldürmeyi başarmak anlamına gelir. Out of fiziksel bir hareketi anlatmaz; bir eylemin bir kişiden tepki almasını ifade eden yapının parçasıdır. Bu cümlede, siber güvenlikten anlayan kişilerin güvenli olmayan yöntemi saçma derecede komik bulması beklenir. Sure to güçlü bir beklenti belirtirken get a laugh out of, durumun ortaya çıkaracağı mizahi tepkiye odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi “bir izleyici kitlesini güldürmeyi başarmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The speaker's opening story managed to ____ the sleepy crowd.
Cevabı göster
get a laugh out of
We can only hope he was at least using a VPN. Ton ve niyet
0:43En azından VPN kullandığını umabiliriz.
We can only hope: samimi umut mu, ironik mesafe mi
“We can only hope”, geriye kalan tek tepkinin umut etmek olduğunu belirtir: konuşan kişi sonucu kontrol edemez ve kesinlik iddiasında bulunamaz. Bağlama göre samimi bir kabullenişi ifade edebilir ya da ironik bir mesafe yaratabilir. Buradaki sözde umut, kişinin VPN kullanıp kullanmadığıyla ilgilidir; kötü çevrim içi güvenlik hakkındaki bir şakada bu, son derece önemsiz ve absürt bir tesellidir. Anlatıcı içten bir kaygı göstermiyor; VPN kullanımının dilenebilecek en iyi şey olduğunu kuru bir mizahla varsayıyormuş gibi yapıyor.
Alıştırma
Bu bağlamda “We can only hope” nasıl bir tutum aktarıyor?
- Kişinin kesinlikle VPN kullandığına dair kendinden emin bir iddia
- VPN kullanımının güven verici bir teselli olacağını varsayıyormuş gibi yapan kuru bir şaka
- Kişinin çevrim içi güvenliğine yönelik samimi bir kaygı ifadesi
Cevabı göster
VPN kullanımının güven verici bir teselli olacağını varsayıyormuş gibi yapan kuru bir şaka
Other deeply personal things soon became CIA property after the raid,
0:45Baskının ardından son derece kişisel başka eşyalar da kısa sürede CIA'in malı oldu;
the wedding video actually had great strategic importance to US intelligence.
0:53düğün videosu aslında ABD istihbaratı için stratejik açıdan çok önemliydi.
Incidentally: bağlantılı bir yan bilgiyi sunmak
Incidentally, sıradaki bilginin ana çizgide beklenen bir sonraki adım değil, konuyla bağlantılı bir ara bilgi olduğunu belirten bir cümle zarfıdır. Yeni gerçeği ilgisizmiş gibi göstermeden dinleyicinin dikkatini kısa süreliğine başka bir noktaya yönlendirir. Burada cümlenin başında ve ardından virgül gelecek şekilde kullanılarak odağı düğün videosunun kendisinden videonun beklenmedik istihbarat değerine taşır. Bu ara bilgi açıklama açısından önemli bir bağlantı sağladığı için bir gerçeğin ek bilgi olarak sunulması onun önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir konferans programını konuşuyor ve ulaşımla ilgili bağlantılı bir yan bilgi eklemek istiyorsunuz. En uygun geçiş hangisidir?
- Fortunately, the hotel runs a free shuttle to the conference center.
- Incidentally, the hotel runs a free shuttle to the conference center.
- Accidentally, I took the hotel shuttle to the wrong terminal.
Cevabı göster
Incidentally, the hotel runs a free shuttle to the conference center.
at the seat of the Al-Qaeda table,
1:01El Kaide masasının başına geçeceğine yaygın biçimde inanılıyordu,
was being groomed to: gelecekteki bir role hazırlanma
Burada was being groomed to, “bilinçli ve planlı biçimde hazırlanıyor veya yetiştiriliyordu” anlamındadır. Edilgen geçmiş zaman devam yapısı was being groomed, hazırlığı başkalarının yürüttüğü ve o sırada devam eden bir süreç olarak sunar; to take ise onun için amaçlanan gelecekteki eylemi getirir. Siyaset, kurumlar ve kariyer bağlamında groom, çoğunlukla liderliğe veya halefliğe uzanan planlı bir yetiştirme sürecini ima eder. Burada kişisel bakım anlamına gelmez; ayrıca birini sömürmek amacıyla yönlendirme şeklindeki zararlı anlamdan da farklıdır.
Alıştırma
“For years, Maya was being groomed to become the firm’s next CEO,” cümlesinde was being groomed to ne anlama gelir?
- Ona yalnızca görünüşünü nasıl iyileştireceği öğretiliyordu.
- Gelecekteki rol için bilinçli biçimde hazırlanıyordu.
- İnsanlar, onu hazırlamadan, yalnızca rolü alabileceğini tahmin ediyordu.
Cevabı göster
Gelecekteki rol için bilinçli biçimde hazırlanıyordu.
take his old man's place: babasının yerine geçmek
Take someone’s place, bir kişiyi makamında, rolünde, etkinliğinde veya fiziksel konumunda değiştirmek anlamına gelir. Bu cümlede take his old man’s place, babasının sandalyesine oturmak değil, liderlik rolünde babasının yerine geçmek demektir. Old man, kimi anlattığı bağlama göre değişen gayriresmî bir ifadedir. Burada his old man onun babası anlamındadır; başka bağlamlarda my old man, koca veya erkek partner anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Nora’nın babası emekli oluyor. “Nora will take her old man’s place in the family restaurant” cümlesinin en doğal anlamı nedir?
- Nora yaşlı bir yabancı için yer ayırtacak.
- Nora aile restoranında babasının rolünü devralacak.
- Nora babasının sandalyesini başka bir masaya taşıyacak.
Cevabı göster
Nora aile restoranında babasının rolünü devralacak.
but they hadn't received any photos of him since he was a child,
1:03ancak çocukluğundan beri onun hiçbir fotoğrafını ele geçirememişlerdi;
This was presumably pretty useful intelligence
1:06Bunun oldukça yararlı bir istihbarat olduğu tahmin edilebilir,
as Hamza Bin Laden was killed by US forces in Afghanistan
1:09çünkü Hamza bin Ladin Afganistan'da ABD güçleri tarafından öldürüldü;
Okay, so that's all the serious stuff out of the way. Kalıp ifadeler
1:14Tamam, böylece ciddi konuları geride bıraktık.
that's ... out of the way: ön hazırlık işini bitirmek
Bu cümlede that's all the serious stuff out of the way, ciddi içeriğin artık ele alındığını ve konuşmacının bir sonraki bölüme geçebileceğini belirtir. Burada out of the way fiziksel bir konumu değil, tamamlanmış olmayı anlatır. that's + isim öbeği + out of the way kalıbı, işi tamamlanmış bir sonuç olarak sunar. Bununla ilişkili etken biçimler get something out of the way ve have something out of the way'dir.
Alıştırma
Cümleyi, bir ön hazırlık işinin bittiğini belirten ders ifadesiyle tamamlayın: We've signed every form, so that's the paperwork ____. Now we can begin the project.
Cevabı göster
out of the way
Did you know Bin Laden was very possibly a gamer?
1:18Bin Ladin'in büyük olasılıkla bir oyuncu olduğunu biliyor muydunuz?
While we can't ever know who was playing or watching what on the Al-Qaeda leader's computer,
1:21El Kaide liderinin bilgisayarında kimin ne oynadığını ya da ne izlediğini asla bilemeyiz,
he was cooped up for a half a decade Öbek fiiller
1:25ama kendisi yarım on yıl boyunca eve kapanmıştı
was cooped up: uzun süre kısıtlı bir yerde kapalı kalmak
Was cooped up, birinin uzun süre küçük, kapalı ya da başka şekilde kısıtlı bir yerde tutulduğu anlamına gelir. Genellikle kişinin dışarı çıkma özgürlüğünün az olduğunu ve sıkılmış, huzursuz ya da bunalmış hissettiğini düşündürür. Yaygın kalıp be + cooped up'tır; ardından bazen in + yer veya for + süre gelir. Yalnızca içeride kalmaya kıyasla istenmeyen bir kısıtlamayı daha güçlü biçimde anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, sınırlı bir alanda istenmeden kapalı kalmayı anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: After three days of heavy rain, the children were restless because they had been ____ in the apartment.
Cevabı göster
cooped up
It's more than likely he used some of his favorite video games to blow off some steam. Notlar
1:30Biraz stres atmak için en sevdiği video oyunlarından bazılarını kullanmış olması kuvvetle muhtemel.
More than likely: güçlü fakat doğrulanmamış bir çıkarım
“More than likely”, “büyük olasılıkla” anlamına gelir. Ardından gelen cümleciği doğrulanmış bir gerçek olarak değil, güçlü bir çıkarım olarak sunar. Kanıtların belirli bir sonucu güçlü biçimde desteklediğini, ancak hâlâ belirsizlik bulunduğunu göstermek için kullanılır. Burada oyunları “he used” iddiasını niteler; oyunları kimin oynadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, henüz doğrulanmadığını kabul ederken güçlü bir çıkarımda bulunur?
- The package was definitely delivered to the wrong address.
- The package may or may not have been delivered to the wrong address.
- The package was more than likely delivered to the wrong address.
Cevabı göster
The package was more than likely delivered to the wrong address.
Blow off some steam: birikmiş stresi atmak
“Blow off some steam”, bir etkinlik yoluyla birikmiş stresi, hayal kırıklığını veya huzursuz enerjiyi atmak anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek anlamda buhar söz konusu değildir. Yalnızca dinlenmeye değil, duygusal baskıyı azaltmaya odaklanır. Bu cümlede video oyunu oynamak, onun gerginlikle başa çıkmasının olası bir yolu olarak sunuluyor.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “birikmiş stresi atmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: After a tense meeting, Maya went for a run to ____.
Cevabı göster
blow off some steam
So, what kind of games did this architect of terror like to indulge in? Notlar
1:33Peki bu terör mimarı ne tür oyunlarla vakit geçirmekten hoşlanıyordu?
this architect of terror: planlayıcı anlamında architect
Burada architect mecaz anlamda kullanılmıştır. An architect of something, bir şeyi planlamada veya şekillendirmede başrol oynayan kişidir; bu kişinin bina tasarlayan bir mimar olması gerekmez. Ortaya çıkarılan şey terror olduğu için this architect of terror, terör şiddetini planlayan birine yönelik son derece olumsuz bir tanımlamadır. architect of + soyut sonuç kalıbı, sonuca göre övgü veya kınama içerebilir: an architect of peace ile an architect of terror farklı değerlendirmeler taşır.
Alıştırma
Cümledeki this architect of terror ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Korkutucu görünümlü binalarda uzmanlaşmış bir mimar
- Şiddet içeren oyunlardan korkan kişi
- Terör şiddetini planlayan ve şekillendiren kişi
Cevabı göster
Terör şiddetini planlayan ve şekillendiren kişi
indulge in: bir etkinliğin tadını keyif olarak çıkarmak
Indulge in, bir etkinliğin veya hazzın tadını çıkarmaya kendine izin vermek anlamına gelir; bazen makul ya da gerekli olandan daha fazla keyif alma düşüncesi de taşır. Bu sorudaki like to indulge in, oyunları kişinin kendi keyfi için seçtiği bir şey olarak sunar ve hafif eleştirel ya da alaycı bir ton verir. Yapı indulge in + isim veya -ing biçimidir: indulge in a hobby; indulge in complaining. Burada in ifadenin bir parçasıdır ve etkinliği tanıtır.
Alıştırma
Kendine bir şeyin keyfini çıkarma izni vermek anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a stressful week, Maya decided to ____ a long hot bath.
Cevabı göster
indulge in
the iconic multiplayer game where two teams play as either terrorist or counter-terrorist groups
1:39iki takımın teröristler ya da terörle mücadele birimleri olarak yer aldığı
birbiriyle çatışma hâlinde
“In conflict with”, ciddi anlaşmazlık, karşıtlık veya birbiriyle bağdaşmayan amaçların bulunduğu bir durumu anlatır. Burada iki takımın birbirine rakip olduğunu belirtir; gerçek bir savaş ya da fiziksel şiddet anlamına gelmek zorunda değildir. “One another” ilişkiyi karşılıklı hâle getirir: Her takım diğeriyle çatışma içindedir. Bu ifade, birbirine karşı çıkan veya birbiriyle çelişen kişiler, kuruluşlar, planlar ya da ilkeler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Her iki tarafın birbirine karşı çıktığını belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The two departments keep blocking each other's plans, so they are ____.
Cevabı göster
in conflict with one another
We can only wonder which team he preferred to play as,
1:45Hangi tarafta oynamayı tercih ettiğini ancak merak edebiliriz:
whether he continued to do what he did best online,
1:47internette de en iyi bildiği işi sürdürdü mü,
or if he decided to play as the counter-terrorists instead for a little escapism. Kelime
1:50yoksa biraz gerçeklerden kaçmak için bu kez terörle mücadele ekibini mi seçti?
biraz gerçeklerden kaçmak için
Escapism, hoş olmayan veya stresli bir gerçeklikten geçici olarak zihinsel rahatlama sağlamak için eğlence, hayal gücü ya da fanteziden yararlanmaktır. Soyut ve genellikle sayılamayan bir isimdir; fiziksel olarak bir yerden kaçmak anlamına gelmez. for a little escapism ifadesinde for seçimin amacını veya yararını belirtirken a little bu rahatlamayı küçük ve zararsız gösterir. Bu bağlamda ifade, zıt rolü denemeyi gerçeklikten kısa bir psikolojik mola olarak mizahi biçimde sunar.
Alıştırma
Fantezi yoluyla geçici zihinsel rahatlamayı anlatan sayılamayan ismi kullanın: After reading bad news all evening, Leo played an adventure game for a little ____.
Cevabı göster
escapism
He also had a pirated copy of Half-Life on his computer,
1:54Bilgisayarında Half-Life'ın korsan bir kopyası da vardı
and there's a kind of satisfaction in knowing that he died
1:56ve onun öldüğünü bilmek insana tuhaf bir tatmin veriyor,
before he ever got a chance to play Half-Life Alyx. Dilbilgisi
1:59çünkü Half-Life: Alyx'i oynama fırsatını hiç bulamadı.
before he ever got a chance to: kalıcı olarak kaybedilmiş bir fırsat
before he ever got a chance to play... ifadesindeki before yan cümlesi, ölümünün önce gerçekleştiğini ve daha sonraki oynama fırsatını kalıcı olarak ortadan kaldırdığını anlatır. Got a chance to, “bir şeyi yapma fırsatı buldu” demektir; burada chance olasılık anlamında değildir. Ever, “herhangi bir zamanda, bir kez bile” anlamını güçlendirir. Geçmişe dönük bu kalıp çoğu zaman kaybedilmiş bir fırsatı çerçeveler ve pişmanlık, rahatlama ya da buradaki gibi karanlık bir tatmin ifade edebilir.
Alıştırma
Kaybedilmiş fırsatı vurgulayan kalıpla cümleyi tamamlayın: The neighborhood bookstore closed permanently before I ____ visit it.
Cevabı göster
ever got a chance to
because we guess even Bin Laden doesn't approve of Nazis.
2:08çünkü anlaşılan Nazileri Bin Ladin bile onaylamıyordu.
Bin Laden also apparently loved a good emulated Nintendo DS game,
2:13Görünüşe göre Bin Ladin, Nintendo DS oyunlarını emülatörde oynamaya da bayılıyordu,
a whole bunch of: çok miktarı belirten gündelik bir ifade
a whole bunch of them ifadesindeki a whole bunch of, “çok sayıda” ya da “bir sürü” anlamına gelen gündelik bir miktar belirleyicisidir. Them, sayılan şeylerin yerini tutar; dolayısıyla ifade, onun bu eşyalardan çok sayıda bulunduğunu anlatır. Bunch sözcüğü gerçek anlamıyla bir çiçek demeti veya üzüm salkımı gibi bir grubu adlandırabilir; ancak bu gündelik miktar ifadesi, eşyaların bağlı veya fiziksel olarak kümelenmiş olduğu anlamına gelmez. Whole yalnızca miktarın büyüklüğünü güçlendirir.
Alıştırma
“Çok sayıda” anlamına gelen gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We took ____ photos at the festival.
Cevabı göster
a whole bunch of
These included classics like Super Mario Bros. and Animal Crossing: Wild World.
2:18Bunlar arasında Super Mario Bros. ve Animal Crossing: Wild World gibi klasikler vardı.
Incidentally, he didn't pay for official releases of any of these games.
2:22Bu arada, bu oyunların hiçbirinin resmî sürümüne para ödememişti.
The man truly was a monster: ciddi yüzlü ironik kınama
Bu bağlamda monster son derece ağır bir ahlaki yargıdır ve kişinin bilinen vahşetleri nedeniyle ona uygundur. Anlatıcının ironik hamlesi, korsan oyunlara sahip olmayı bu yargının belirleyici kanıtıymış gibi göstermek ve gerçek vahşetlerden hiç söz etmemektir. Küçük bir suç ile kişinin asıl kınanma nedeni arasındaki devasa ciddiyet farkı, ciddi bir yüz ifadesiyle sunulan kara mizah yaratır. Anlatıcı önemsiz bir ayrıntının ardından çok ağır bir hüküm veriyorsa hangi kısmın samimi, hangi sözde gerekçenin ironik olduğunu anlamak için çevredeki bağlamı kullanın.
Alıştırma
The man truly was a monster. cümlesindeki anlatıcı niyetini en iyi hangi yorum açıklar?
- Anlatıcı adamın ağır suçlar işlediği iddiasını geri çekiyor.
- Anlatıcı korsanlığın terör şiddetiyle karşılaştırılabilir olduğunu ciddi biçimde savunuyor.
- Anlatıcı korsanlığı ciddi bir yüzle kötülüğün kanıtı gibi sunuyor ve ciddiyet uyumsuzluğuyla mizah yaratıyor.
Cevabı göster
Anlatıcı korsanlığı ciddi bir yüzle kötülüğün kanıtı gibi sunuyor ve ciddiyet uyumsuzluğuyla mizah yaratıyor.
But wait, it gets weirder: şaşkınlığı artıran anlatı kancası
But wait mevcut anlatıyı keser ve dinleyiciden hemen sonuca varmamasını ister. Daha şaşırtıcı bir açıklamanın gelmek üzere olduğunu bildirir; bu nedenle cümle hem geçiş hem de dikkati koruyan bir anlatı kancası işlevi görür. it gets weirder ifadesinde get, become anlamına gelir; karşılaştırma biçimi olan weirder ise önceki durumun zaten tuhaf olduğunu ima eder. Konuşan kişi bir şey elde etmiyordur; durum daha yüksek bir tuhaflık derecesine geçiyordur.
Alıştırma
Bu yaygın anlatı kancasını dersteki ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The first clue was strange. But wait, ____.
Cevabı göster
it gets weirder
Without going into too much detail: bilgiye nazikçe sınır koymak
Without going into too much detail, konuşmacının yalnızca genel bir açıklama yapacağını dinleyicilere önceden bildiren bir giriş ifadesidir. Hassas, özel, rahatsız edici veya karmaşık bilgilerin atlanmasını yumuşatır ve başka ayrıntıların da bulunduğunu düşündürür. Burada without + -ing, konuşmacının nasıl devam edeceğini anlatır: konu yine ele alınacaktır ancak derinlemesine incelenmeyecektir. Bu, konuşmacının konuyu tamamen tartışmayı reddettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, yalnızca genel bir açıklama geleceğini belirten dersteki nazik ifadeyle tamamlayın: ____, the negotiation ended because neither side would change its position.
Cevabı göster
Without going into too much detail
Bin Laden's computer had a vast number of graphic screencaps
2:31Bin Ladin'in bilgisayarında çok sayıda müstehcen ekran görüntüsü vardı;
from 8-bit Japanese adult games from the late 1990s.
2:34bunlar 1990'ların sonlarından kalma 8 bit Japon yetişkin oyunlarına aitti.
His computer also contained such classy file names as, Dilbilgisi
2:37Bilgisayarında şu son derece seçkin dosya adları da bulunuyordu:
such classy file names as: örnekleri ironiyle tanıtmak
such classy file names as X and Y yapısında such tüm ad öbeğini başlatır, classy file names ifadesini niteler ve as bu kategorinin belirli örneklerini tanıtır. Yeniden kullanılabilir kalıp such + sıfat + çoğul ad + as + örnekler şeklindedir. Classy normalde şık veya zevkli anlamına gelir; ancak kaba ve gülünç örnekler bu övgüyü tersine çevirir. Sıfat alaycıdır: konuşmacı aslında adların zarif değil, zevksiz olduğunu düşünmektedir.
Alıştırma
Verilen İngilizce sözcükleri dersteki such ... as kalıbına göre sıralayarak cümleyi tamamlayın: The article cited ____ an anonymous post and an unsourced rumor. Şu sözcükleri kullanın: such, reliable, sources, as.
Cevabı göster
such reliable sources as
Gerçekliği vurgulayan “No, we're not kidding”
Buradaki No, önceki bilgiyi reddetmek yerine dinleyicinin muhtemel “Bu uydurma gibi geliyor” tepkisini reddeder. Ardından gelen We're not kidding, konuşanların ciddi olduğunu ve şaşırtıcı iddianın doğru olduğunu açıkça belirtir. Bu ifade, konuşmada kuşkuyu yönetmenin bir yoludur: Bir şeyin şaka gibi göründüğü kabul edilir ve ardından gerçek olduğu yeniden vurgulanır.
Alıştırma
Tüm ekip adına konuşarak kuşkulu bir dinleyiciye güven vermek için cümleyi tamamlayın: “No, ____.”
Cevabı göster
we're not kidding
Geçmişe ilişkin güçlü çıkarımda “Must have been”
Must have been, must + have + be fiilinin geçmiş zaman ortacı been yapısından oluşur. Doğrudan bilinen bir gerçeği aktarmak yerine, kanıt veya akıl yürütmeye dayanarak geçmişteki bir durum hakkında yüksek güven taşıyan bir sonuç sunar. Burada konuşan kişi, beş yıllık dönemin nasıl geçtiğini çıkarır. Bu yapı geçmişteki bir zorunluluğu ifade etmez: must konuşanın şu anki güvenini, have been ise çıkarım yapılan durumun geçmişte olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi geçmişe ilişkin güçlü bir çıkarım bildiren kiplik tamamlanmış yapıyla tamamlayın: “The streets are soaked, so it ____ raining for hours last night.”
Cevabı göster
must have been
the Japanese expression for someone who's incredibly enthusiastic about niche topics,
2:51Bu, niş konulara inanılmaz derecede meraklı biri için kullanılan Japonca bir ifade;
otaku: Japonca ve İngilizce bağlamlardaki anlamı
Otaku, belirli bir ilgi alanına yoğun biçimde kendini kaptırmış kişiyi anlatan Japonca kültürel bir etikettir. Japoncada birçok özel ilgi alanı için kullanılabilir; bu cümlede ardından gelen açıklama da bu daha geniş anlamı kullanır. İngilizcede otaku genellikle anime, manga, oyunlar veya bunlarla ilişkili Japon medyasına son derece bağlı hayranları çağrıştırır. Bu yüzden nötr fan kelimesinden daha yoğun ve kültürel açıdan daha yüklü bir anlam taşır.
Alıştırma
Genel bir İngilizce konuşmada, başka bağlam yoksa "She's an otaku" cümlesinin en güvenli yorumu hangisidir?
- Anime, manga, oyunlar veya bunlarla ilişkili Japon medyası hayranlığına derinden bağlıdır.
- Tek bir televizyon programını ara sıra izler.
- Japonya'da profesyonel olarak çalışır.
Cevabı göster
Anime, manga, oyunlar veya bunlarla ilişkili Japon medyası hayranlığına derinden bağlıdır.
someone heavily into invested in Japanese culture and media.
2:58Japon kültürü ve medyasına fazlasıyla düşkün kişileri tanımlamak için kullanılır.
Bin Laden had a vast collection of anime on his computer,
3:00Bin Ladin'in bilgisayarında devasa bir anime koleksiyonu vardı;
and a little-known anime adaptation of the Devil May Cry game series.
3:06ve Devil May Cry oyun serisinin az bilinen anime uyarlaması bunlar arasındaydı.
on the FBI's most wanted list for years on end. Kalıp ifadeler
3:17FBI'ın en çok arananlar listesinin zirvesinde.
FBI'ın en çok arananlar listesinin başı
FBI'ın en çok arananlar listeleri, önemli davalarda aranan kişileri kamuoyuna duyurur. Bu cümlede top spot, en göze çarpan veya en kötü şöhretli konumu sıralama diliyle anlatan gayriresmî bir ifadedir; resmî olarak numaralandırılmış bir sıra gibi anlaşılmamalıdır. Buradaki most wanted, en sevilen veya en çok ihtiyaç duyulan değil, tutuklanmak üzere en yoğun biçimde aranan kişi demektir. Sıralama dili, kişinin tehlikeli kötü şöhreti ile sıradan bir hobiye sahip olma fikri arasında karanlık bir karşıtlık yaratır.
Alıştırma
Bu cümlede "the top spot on the FBI's most wanted list" ne anlama geliyor?
- Halkın en çok hayranlık duyduğu kişinin konumu
- Tutuklanmak üzere aranan kişiler arasındaki en göze çarpan konum
- FBI çalışanları arasındaki en yüksek puanlı konum
Cevabı göster
Tutuklanmak üzere aranan kişiler arasındaki en göze çarpan konum
for years on end: Uzun ve Kesintisiz Bir Süreyi Vurgulama
Bu cümlede for years on end, uzun yıllar boyunca kesintisiz olarak anlamına gelir. Kişinin olağanüstü uzun bir süre boyunca FBI listesindeki yerini koruduğunu vurgular. On end süreyi güçlendirir ve bu sürenin şaşırtıcı, aşırı ya da bıktıracak kadar uzun olduğunu ima edebilir. Aktarılabilir kalıp for + zaman dilimi + on end biçimindedir ve özellikle çoğul zaman birimleriyle kullanılır: for days/weeks/months/years on end. Buradaki on end, “dik durumda” veya “sonunda” anlamına gelmez.
Alıştırma
Kesintisiz ve alışılmadık derecede uzun bir süreyi vurgulayan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The dispute dragged on ____, exhausting everyone involved.
Cevabı göster
for years on end
But enough about ...: Bir Konuyu Kapatıp Diğerine Geçmek
But enough about, bilinçli bir konu değişikliğini başlatır. Konuşmacı mevcut konuya yeterince yer verildiğini belirtir ve sıradaki bölümde başka bir şeyden söz edileceğinin işaretini verir. Aktarılabilir kalıp enough about + konu biçimindedir ve başına sık sık but gelir. Gerçek bir rahatsızlık ima etmek zorunda olmadan sunumu veya konuşmayı düzenlemek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, konu değiştirmek için kullanılan iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: We've spent ten minutes on the old design. But ____ the old design - let's look at the new one.
Cevabı göster
enough about
For a guy who despised the West as much as Bin Laden,
3:22Batı'dan Bin Ladin kadar nefret eden bir adamın
surely we couldn't expect him to indulge in anything as corrupt and sinful Ton ve niyet
3:24bu denli yozlaşmış ve günahkâr şeylerle ilgilenmesini bekleyemezdik herhâlde;
İronik bir ters köşe hazırlayan surely we couldn't expect him to ... right?
Surely, sonucu sanki apaçıkmış gibi sunar. couldn't expect him to ve sondaki right? ile birleşince dinleyiciyi, Batı'yı kınayan birinin Batı eğlence ürünlerini tüketmeyeceği düşüncesine geçici olarak katılmaya çağırır. Indulge in ayrıca bu eğlenceyi suçluluk duyulan veya ahlaken onaylanmayan bir haz gibi çerçeveler. Bu soru tarafsız bir onay isteme sorusu değil, retorik ve ironik bir hazırlıktır. Anlatıcı, bir sonraki gerçeğin tersine çevirebilmesi için ilk bakışta makul görünen bir varsayım kurar.
Alıştırma
Bu bağlamda "surely we couldn't expect him to ..., right?" ifadesinin temel etkisi nedir?
- Konuşanın gerçekleri doğru hatırlayıp hatırlamadığını tarafsız biçimde sorar.
- Dinleyiciye Batı eğlence ürünlerinden uzak durmasını doğrudan emreder.
- İronik bir ters köşeden önce, görünüşte apaçık bir varsayıma geçici olarak katılmaya çağırır.
Cevabı göster
İronik bir ters köşeden önce, görünüşte apaçık bir varsayıma geçici olarak katılmaya çağırır.
Bir varsayımı düzelten Not quite, as it turns out
Not quite önceki iddiaya dönerek onu eksik veya yanlış olarak işaretler, ancak bunu No kadar sert yapmaz. Burada önceki tahmin büyük ölçüde tersine çevrildiği için yumuşak ifade kasıtlı bir küçümseme etkisi yaratır. As it turns out, daha sonraki kanıtlardan öğrenilen bilgiye doğru ilerler. İki ifade birlikte bir köprü kurar: önce dinleyicinin mevcut varsayımını düzeltir, ardından gerçeği ortaya çıkaran bilgiyi sunar.
Alıştırma
Hangi cümle önce yumuşak bir düzeltme yapıp ardından sonradan keşfedilen bir bilgiyi en iyi şekilde sunar?
- Actually, no; I knew from the beginning that the email was in the archive.
- Not yet; the missing email may arrive tomorrow.
- Not quite, as it turns out; the missing email was in the archive.
Cevabı göster
Not quite, as it turns out; the missing email was in the archive.
Bin Laden actually had a vast number of Western movies and TV shows,
3:31Bin Ladin'in aslında çok sayıda Batı yapımı filmi ve dizisi vardı;
These included Cars, Ice Age: Dawn of the Dinosaurs,
3:36Arabalar, Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı,
There's a real irony in a man as anti-Semitic as Osama Bin Laden Dilbilgisi
3:41Usame bin Ladin kadar Yahudi karşıtı bir adamın
owning a Woody Allen movie about talking cartoon ants,
3:44konuşan çizgi film karıncalarını anlatan bir Woody Allen filmine sahip olması gerçekten ironik,
a man as anti-Semitic as Osama Bin Laden: isim öbeği içinde as + sıfat + as
a man as anti-Semitic as Osama Bin Laden ifadesinde as + adjective + as kalıbı, adamın Yahudi karşıtlığının derecesini ölçüt olarak alınan Usame bin Ladin'inkiyle karşılaştırır. İlk as derece ifadesini başlatır, ikinci as ise karşılaştırma ölçütünü tanıtır. Tüm ifadenin merkezinde a man bulunduğundan, bu yapı ayrı bir karşılaştırma cümlesi kurmak yerine adamı bir isim öbeği içinde tanımlar ve değerlendirir. Anlatıcı vurgu yaratmak için bu uç ölçütü kullanır; bu da adamın Yahudi sinemacı Woody Allen'ın bir filmine sahip olmasındaki ironiyi güçlendirir.
Alıştırma
İsim öbeğini as + adjective + as ile tamamlayın: A writer ____ her editor checked every citation twice. meticulous sıfatını kullanın.
Cevabı göster
as meticulous as
because he probably needed a laugh during his 5 years of de facto house arrest. Kelime
3:47çünkü fiilen ev hapsinde geçirdiği beş yıl boyunca muhtemelen biraz gülmeye ihtiyacı vardı.
de facto house arrest: uygulamada var olan gayriresmî bir durum
De facto, özellikle gerçek durum resmî hukuki statüden farklı olduğunda fiilen veya uygulamada anlamına gelir. Burada house arrest ifadesini niteler: Mutlaka ev hapsine mahkûm edilmiş değildi, ancak saklanması gerektiği için edilmiş gibi içeride kalmak zorundaydı. Bu ifade, pratik sonucu resmî sınıflandırmadan ayırmayı gerektirir. Çok katı ev hapsi anlamına gelmez ve kendi başına bir mahkemenin emir verdiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Uygulamada var olan gayriresmî evde tutulma durumunu anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although no court had issued an order, the journalist remained under ____ for months and could not leave the apartment.
Cevabı göster
de facto house arrest
He also kept several episodes of the cartoon Tom and Jerry on his computer,
3:51Bilgisayarında Tom ve Jerry çizgi dizisinin birkaç bölümünü de saklıyordu,
He also had the movie adaptation of Resident Evil,
3:57Resident Evil'ın sinema uyarlaması da vardı;
a team of Navy SEALs would storm in and shoot them.
4:01bir Navy SEAL timi içeri dalıp kendilerini vursa keşke dedirtti.
has made ... wish ... would: birine değişiklik dilemeyi hissettirmek
has made a number of viewers wish ifadesinde has made, izleyicilerin tepkisinin nedeni olarak filmi gösterir. make + someone + wish + clause kalıbı, bir şeyin bir kişide gerçekliğin farklı olmasına yönelik güçlü bir istek oluşturduğunu anlatır; neden olan şeyin kişiyi bir şey yapmaya zorladığı anlamına gelmez. Dilek yan cümlesindeki would storm, hayal edilen bir değişikliği sunar ve mevcut durumdan hoşnutsuzluk çağrıştırabilir. Buradaki would, Navy SEALs'ın gelecekte ne yapacağına ilişkin tarafsız bir tahmin değildir. Cümle, abartılı ve şiddet içeren bir dileği kara mizah amacıyla kullanır; them zamirinin kimi gösterdiği de bilerek belirsiz bırakılır.
Alıştırma
Cümleyi make someone wish ... would yapısını kullanacak şekilde eksik iki kelimeyle tamamlayın: The constant flight cancellations have ____ passengers ____ the airline would improve its service.
Cevabı göster
made · wish
wasn't all about the fiction: ilgi alanı yalnızca kurgu değildi
he wasn't all about the fiction ifadesinde not ... all about, kurgunun onun tek ilgi alanı veya odağı olmadığını belirtir. Kurgunun onun için önemli olduğunu inkâr etmez. not be all about X kalıbı çoğunlukla aşırı basit bir izlenimi düzeltir ve ardından dinleyiciyi konunun başka bir yönüne hazırlar. Buradaki the, daha önce sözü edilen kurgu eserlerine gönderme yapar.
Alıştırma
Cümleyi not be all about kalıbıyla tamamlayın: Maya is famous for comedy, but her work ____ comedy; she also makes documentaries.
Cevabı göster
isn't all about
Like many of you fine intellectually curious Infographics fans,
4:05Entelektüel merakı yüksek siz değerli Infographics hayranlarının çoğu gibi,
These included Mysteries of Egypt, Sex Crimes and the Vatican,
4:10Bunlar arasında Mysteries of Egypt, Sex Crimes and the Vatican,
BBC Battlefields, and Welcome to the 11th Dimension,
4:14BBC Battlefields ve Welcome to the 11th Dimension vardı;
the final part of Nova's Elegant Universe series.
4:17sonuncusu Nova'nın Elegant Universe serisinin final bölümüydü.
A surprising pick for a hardline religious fundamentalist. Kelime
4:20Katı bir dinî köktendinci için şaşırtıcı bir seçim.
hardline religious fundamentalist: katı çizgideki dinî köktendinci
Bu cümlede hardline, religious fundamentalist ifadesini niteler. Religious fundamentalist, bir dinin temel veya özgün öğretileri olarak gördüğü şeylere sıkı sıkıya bağlı kalan birini tanımlar; hardline ise buna uzlaşmazlık ve ılımlılaşmaya direnme anlamı ekler. Bu nedenle ifadenin bütünü, kişiyi yalnızca dindar olmanın ötesinde betimler. Burada katı bir dinî ideoloji görüntüsü oluşturarak belgesel seçiminin beklenmedik görünmesini sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede hardline religious fundamentalist ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Bir dinin temel öğretilerine ilişkin katı bir görüşe dayanan uzlaşmaz inançlara sahip kişi
- Düzenli olarak herhangi bir dini uygulayan herkes
- Dinlerin tarihsel kökenlerini araştıran bir akademisyen
- Din konusunda net bir tutum almaktan kaçınan kişi
Cevabı göster
Bir dinin temel öğretilerine ilişkin katı bir görüşe dayanan uzlaşmaz inançlara sahip kişi
Bin Laden's favorite documentary topic was himself. Anlatım akışı
4:23Bin Ladin'in en sevdiği belgesel konusu kendisiydi.
without a doubt: hiç şüphesiz
Bu cümlede without a doubt, anlatıcının iddiasını tamamen kesin olarak sunan, cümle düzeyinde bir zarf ifadesidir. Konuşanın güvenini gösterir; ancak kendi başına kanıt sağlamaz. But sözcüğünden sonra gelip virgülle ayrılarak iddiayı vurgulu biçimde çerçeveler. İfade cümlenin başında, ortasında ara söz olarak veya bir yan cümlenin sonunda da kullanılabilir. Burada kesinlik, anlatıcının alaycı abartısını güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki güçlü kesinlik ifadesiyle tamamlayın: After reviewing the signed contract, Maya said that this was, ____, the final version.
Cevabı göster
without a doubt
himself ... That's right: geciktirilmiş açıklama ve onay
Cümle, özneyi tamamlayan himself unsurunu en sona saklıyor: Bin Laden's favorite documentary topic was ... himself. Beklenmedik bilginin sona yerleştirilmesi, kişinin kendisine odaklanmasıyla oluşan karşıtlığı asıl açıklama anına dönüştürüyor. That's right ayrı ve kısa bir onay vurgusudur. Burada bir soruyu yanıtlamaz; şaşırtıcı iddianın kasıtlı olarak söylendiğini ve gerçek olduğunu dinleyiciye bildirir. Aradaki duraklama da esprinin etkisini göstermesine zaman tanır.
Alıştırma
Özgün cümlede himself. That's right. sonunun temel işlevi nedir?
- Önceki ifadenin doğru olup olmadığını dinleyiciye sorar.
- Şaşırtıcı açıklamayı sona erteler, ardından iddianın kasıtlı ve doğru olduğunu onaylar.
- Bir hatadan sonra belgesel konusunun adını düzeltir.
Cevabı göster
Şaşırtıcı açıklamayı sona erteler, ardından iddianın kasıtlı ve doğru olduğunu onaylar.
Bin Laden had a large number of documentaries about himself and his crimes,
4:27Bin Ladin'in kendisi ve suçları hakkında çok sayıda belgeseli vardı;
and Where in the World Is Osama Bin Laden.
4:33ve Where in the World Is Osama Bin Laden bunlar arasındaydı.
These presumably gave him a little bit of self-esteem boost
4:35Bunlar muhtemelen öz güvenini biraz yükseltiyordu,
whenever the isolation was getting too much for him. Kalıp ifadeler
4:38yalnızlık ne zaman ona ağır gelmeye başlasa.
was getting too much for him: başa çıkılması zorlaşmak
was getting too much for him ifadesinde durum, kişinin duygusal veya pratik olarak başa çıkabileceği sınırı aşmaya başlamaktadır. Özne zorlayıcı deneyimdir; for him ise başa çıkma kapasitesi aşılan kişiyi belirtir. was getting biçimindeki sürerlik, zaman içindeki değişimi gösterir: yalnızlık yalnızca miktar bakımından fazla değildir, katlanılmaz bir noktaya doğru ilerlemektedir.
Alıştırma
Cümleyi “Maya'nın başa çıkamayacağı kadar zor hâle geliyordu” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After three sleepless nights, the workload was ____ Maya.
Cevabı göster
getting too much for
Bilgiyi dengeleme çerçevesi olarak “In the interest of balance”
In the interest of balance, resmî bir çerçeveleme ifadesidir: Bir taraf zaten sunulduktan sonra başka bir bakış açısı eklemesi amaçlanan materyali tanıtır. Burada Loose Change 2'yi önceki belgesellere karşı sözde bir denge unsuru olarak sunarak bilgiyi düzenler. İfade bir sonucu değil, amacı bildirir: Eklenen materyalin aynı ölçüde güvenilir, nesnel veya orantılı olması gerekmez. Denge unsuru bir komplo teorisi filmi olduğu için bu ciddi ifade ironik bir nitelik kazanır ve mizah yaratır.
Alıştırma
In ile başlayan beş kelimelik hedef resmî kalıbı tamamlayın: ____, the panel invited a speaker with the opposing view.
Cevabı göster
In the interest of balance
suggesting the attack was an inside job. Kelime
4:46ve saldırının içeriden düzenlendiğini öne sürüyordu.
Konum bildiren “9/11 truther documentary” etiketi
Burada 9/11 truther, documentary sözcüğünü niteleyen siyasi ve kültürel bir etikettir. 11 Eylül saldırılarının resmî veya yaygın kabul gören açıklamasını reddeden ya da ciddi biçimde sorgulayan ve saldırının içeriden düzenlendiği iddiası gibi çoğu zaman komplo teorisi niteliğindeki alternatif açıklamaları savunan kişilerle bağlantılı bir filmi tanımlar. Truther yalnızca “gerçeği arayan kişi” anlamına gelen tarafsız bir sözcük değildir. ABD medyasındaki tartışmalarda 9/11 truther genellikle tartışmalı bir konuma işaret eder ve etiketlenen kişi ya da içeriğe karşı kuşkucu veya küçümseyici bir mesafe taşıyabilir.
Alıştırma
Bu cümlede “9/11 truther documentary” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- 11 Eylül'ü araştıran profesyonel doğrulama uzmanları hakkında tarafsız bir belgesel
- Yalnızca ABD hükûmetinin bulgularını sunan resmî bir belgesel
- 11 Eylül hakkındaki yaygın açıklamaya karşı çıkan iddiaları, çoğu zaman komplo teorileri yoluyla savunan bir belgesel
Cevabı göster
11 Eylül hakkındaki yaygın açıklamaya karşı çıkan iddiaları, çoğu zaman komplo teorileri yoluyla savunan bir belgesel
inside job: içeriden desteklenen yasa dışı eylem
An inside job; bir suçun, saldırının, hırsızlığın veya başka bir yasa dışı eylemin ilgili kuruluşun, kurumun ya da korunan grubun içinden biri tarafından planlanması veya desteklenmesi demektir. Inside burada kapalı bir mekânda olmayı değil, üyeliği ya da ayrıcalıklı erişimi ifade eder. Bu cümlede ifade suggesting sözcüğünden sonra geldiği için içeriden katılımı kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmaz; bir iddia veya yorumu aktarır.
Alıştırma
“Investigators suspect the robbery was an inside job,” cümlesinde inside job ne anlama gelir?
- Araştırmacılar bütün çalışanların katıldığını kanıtladı.
- Soygun tamamen bir binanın içinde gerçekleşti.
- Araştırmacılar kapalı mekânda yapılan sıradan bir işi anlatıyor.
- Soygun, içeriden erişimi olan biri tarafından planlanmış veya kolaylaştırılmış olabilir.
Cevabı göster
Soygun, içeriden erişimi olan biri tarafından planlanmış veya kolaylaştırılmış olabilir.
We can only assume Bin Laden thought of this one as a dark comedy. Kalıp ifadeler
4:49Bin Ladin'in bunu kara komedi olarak gördüğünü varsayabiliriz.
think of A as B: bunu kara komedi olarak görmek
Think of A as B, A’yı B açısından görmek, yorumlamak veya sınıflandırmak demektir. A düşünülen kişi, nesne ya da durumdur; B ise konuşanın zihninde ona verdiği etiket veya roldür. thought of this one as a dark comedy ifadesinde this one filmi, dark comedy ise filme verilen ironik etiketi anlatır. Bu kalıp nesnel bir kategoriyi değil, öznel bir bakış açısını bildirir.
Alıştırma
Cümleyi think of A as B kalıbıyla tamamlayın: I ____ the internship ____ a chance to build practical skills.
Cevabı göster
think of · as
mess with your eyes: “olumsuz etkilemek” anlamında gündelik bir ifade
Burada mess with, bir şeyi istenmeyen biçimde etkilemek veya işleyişine müdahale etmek anlamına gelir. Ekranların gözlerin rahatlığını ya da durumunu etkilediği anlatılır; ifade gözlerle şakalaşmak anlamına gelmez. Gündelik İngilizcede mess with + nesne yapısının anlamı büyük ölçüde nesneye bağlıdır. Nesne sleep, concentration, a schedule veya bir vücut sistemi olduğunda çoğunlukla aksatmak ya da olumsuz etkilemek demektir. İfade genel kaldığı için belirli bir tıbbi sorunu tanımlamaz.
Alıştırma
Notta geçen ve “olumsuz etkilemek” anlamına gelen iki kelimelik gündelik fiille cümleyi tamamlayın: Skipping sleep can ____ your concentration.
Cevabı göster
mess with
just wants to kick back and read a book for a little while? Öbek fiiller
4:58biraz arkasına yaslanıp kitap okumak isterse?
kick back: “rahatlamak” anlamındaki gündelik fiil
Burada kick back, rahatlamak ve keyifli biçimde vakit geçirmek anlamına gelir. wants to kick back and read yapısında kick back ve read eş görevli iki eylemdir: Adam yerleşip rahatlamak ve bir süre kitap okumak istiyor. Bu anlamı dinlenme bağlamı belirler. Aynı iki kelimelik fiilin başka bağlamlarda farklı anlamları olabilir; ancak kick back sonrasında rahat bir etkinliğin gelmesi, rahatlamak anlamını güçlü biçimde gösterir.
Alıştırma
Notta geçen ve “rahatlamak” anlamına gelen gündelik öbek fiilin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After the final exam, we ____ at the park for an hour.
Cevabı göster
kicked back
Bin Laden had a pretty vast and varied library,
5:01Bin Ladin'in oldukça geniş ve çeşitli bir kütüphanesi vardı;
including books on American diplomatic and foreign policy,
5:04Amerikan diplomasisi ve dış politikası üzerine kitaplar da buna dâhildi.
including Noam Chomsky's Necessary Illusions,
5:07Noam Chomsky'nin Zorunlu Yanılsamalar adlı kitabı,
and Bob Woodward's Obama's Wars.
5:12ve Bob Woodward'ın Obama'nın Savaşları kitabı bunlar arasındaydı.
He was also a big fan of books on conspiracy theories,
5:14Komplo teorileri hakkındaki kitapların da büyük hayranıydı;
such as the Illuminati and, of course, 9/11 conspiracy theories.
5:17İlluminati ve tabii ki 11 Eylül komplo teorileri gibi.
has-been one-hit-wonder: miadı dolmuş tek başarı harikası
Burada has-been ile one-hit wonder, aşağılayıcı iki etiket olarak üst üste kullanılıyor. Has-been, bir zamanlar başarılı veya ünlü olup artık önemini yitirmiş kişidir; one-hit wonder ise yalnızca tek bir büyük başarısıyla tanınan sanatçı veya gruptur. Bu birleşim bir eğlence sanatçısı yerine kötü şöhretli bir suçluya uygulandığında, kötü şöhret kısa ömürlü bir kariyermiş gibi alaycı biçimde sunulur. Bu bağlamda one hit, 11 Eylül saldırılarına kara mizahla gönderme yapar; dolayısıyla ifade onu tek bir belirleyici eylemle kötü şöhret kazanmış ve sonrasında geçmişte kalmış biri olarak gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade bu cümlede ne ima ediyor?
- Defalarca büyük başarılar elde etti ve hâlâ son derece etkili.
- Tek bir belirleyici eylemle kötü şöhret kazandı ve artık miadı dolmuş biri olarak gösteriliyor.
- Suçlu olmadan önce profesyonel bir müzisyendi.
- Onu kimse duymadığı için kimliğini belirlemek zor.
Cevabı göster
Tek bir belirleyici eylemle kötü şöhret kazandı ve artık miadı dolmuş biri olarak gösteriliyor.
so odd, they defy other categories: that olmadan sonuç yapısı
Vurgulanan bölüm, gayriresmî bir sonuç yapısı kullanır: so + sıfat ve ardından sonucu belirten bir yan cümle gelir. Bu şeyler o kadar tuhaftır ki sonuç olarak başka hiçbir kategoriye uymaz; they, daha önceki some of the things ifadesine gönderme yapar. Daha eksiksiz standart biçim so odd that they defy other categories şeklindedir. Günlük konuşmada veya konuşma üslubundaki anlatımda that atılabilir ve bağlantı bir duraklamayla belirtilebilir; ancak düzenlenmiş resmî yazıda genellikle that korunur ya da cümlecikler daha açık biçimde ayrılır.
Alıştırma
Standart yazılı sonuç yapısını tamamlayın: The files were ____ strange ____ no one knew where to put them.
Cevabı göster
so · that
We're talking ancient memes, too. Anlatım akışı
5:34Hem de antika sayılacak kadar eski meme'lerden söz ediyoruz.
We're talking ancient memes, too. — Eklenen bir kategoriyi öne çıkarma
Bu cümlede “We're talking + isim öbeği” bir odaklama kalıbıdır. Yalnızca devam eden bir konuşmayı anlatmaz; söz konusu kategoriye bunun da dahil olduğunu belirtir. “Too”, ancient memes ifadesini daha önce anılan şeylere ekler. “Ancient” burada internet memelerinin yaşına ilişkin esprili bir abartıdır. Tarihsel anlamda antik demek değil, memeler açısından özellikle 2000'lerin başından kalma olacak kadar çok eski demektir. Bu kalıp, konuşanın bu ek ve çok eski kategoriyi öne çıkarmasını sağlar.
Alıştırma
“We're talking ancient memes, too.” cümlesindeki odaklama kalıbı ne anlama gelir?
- Çok eski memeler tarihsel anlamda antiktir.
- Çok eski memeler de konuşulan kategoriye dahildir.
- İnsanlar çok eski memelerle konuşuyor.
Cevabı göster
Çok eski memeler de konuşulan kategoriye dahildir.
He had saved a copy of Charlie bit my finger,
5:36Charlie bit my finger adlı videonun bir kopyasını kaydetmişti;
a respectable collection of funny and cute cat videos,
5:41Ayrıca komik ve sevimli kedi videolarından oluşan hatırı sayılır bir koleksiyonu
and even an adorable picture of a stuffed monkey.
5:44ve hatta çok tatlı bir oyuncak maymun fotoğrafı vardı.
He also had a weirdly high number of crochet guide videos, Kelime
5:46Tuhaf denecek kadar çok tığ işi öğretici videosu da vardı;
weirdly high number — Beklenmedik derecede büyük bir miktar
“a weirdly high number of crochet guide videos” ifadesinde weirdly, videos kelimesini değil high kelimesini niteler. Miktarın beklenenden fazla olduğunu ve bu fazlalığın tuhaf ya da açıklanması zor göründüğünü anlatır. Kalıp a weirdly + sıfat + number of + çoğul isim şeklindedir. Burada konuşan kişi kendi tepkisini de ekler: miktar alışılmadık derecede büyüktür ve bu durum onu şaşırtır ya da düşündürür.
Alıştırma
“a weirdly high number of” ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Dikkatle sayılmış sıradan bir miktar.
- Tuhaf nesnelerden oluşan küçük bir miktar.
- Beklenmedik derecede büyük olan ve konuşana tuhaf gelen bir miktar.
Cevabı göster
Beklenmedik derecede büyük olan ve konuşana tuhaf gelen bir miktar.
including a guide to crocheting an iPod sock.
5:50bunların arasında tığla iPod çorabı örme rehberi bile bulunuyordu.
that Bin Laden had these goofy videos on the same hard drive
5:54Bin Ladin bu saçma videoları aynı sabit diskte tutuyordu,
It's almost surreal to think that...: bir gerçeği söylemeden önce değerlendirmek
It's + değerlendirme sıfatı + to think that... kalıbı, ardından gelen gerçeğin tamamını değerlendirilen konu hâline getirir. Burada almost surreal, karşıtlığın rüya gibi ya da gerçek dışı hissettirecek kadar tuhaf olduğunu belirtir. It biçimsel öznedir ve konuşanın önce değerlendirmeyi vermesini sağlar; asıl içerik to think sonrasındaki that yan cümlesinde gelir. Bu kalıp, bir gerçeği hatırlarken veya fark ederken ona verilen tepkiyi ifade etmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Gerçeği neredeyse rüya gibi değerlendiren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ we met online years before becoming coworkers.
Cevabı göster
It's almost surreal to think that
only a few months before his death back in 2011,
6:042011'deki ölümünden yalnızca birkaç ay önce başladığımız için,
there was nothing from the Infographics Show on that deeply cursed hard drive. Kelime
6:07o fazlasıyla lanetli sabit diskte Infographics Show'a ait hiçbir şey yoktu.
Cümle başında tutum bildiren Thankfully,
Thankfully, durumun tamamı hakkında yorum yapan bir cümle zarfıdır: anlatıcı, sabit diskte The Infographics Show'a ait içerik bulunmamasından dolayı rahatlamıştır. Videoların minnettar bir biçimde yapıldığı anlamına gelmez. Bu tür bir zarf cümle başında kullanıldığında, neden veya sonuç verilmeden önce konuşanın tutumunu dinleyiciye gösterir. Buradaki minnettarlık, istenmeyen bir bağlantıdan kaçınmakla ilgilidir; herhangi bir kişinin ölüm zamanıyla ilgili değildir.
Alıştırma
Örnekte Thankfully ne anlatıyor?
- Anlatıcı, programın videolarını minnettar bir biçimde yaptığını söylüyor.
- Anlatıcı, programın videolarının sabit diskte bulunmamasından dolayı rahatlamıştır.
- Anlatıcı, sabit diskte şiddet görüntüleri bulunduğu için minnettardır.
Cevabı göster
Anlatıcı, programın videolarının sabit diskte bulunmamasından dolayı rahatlamıştır.
Dramatik internet argosu olarak deeply cursed
deeply cursed ifadesinde deeply, cursed sözcüğünün derecesini güçlendirir. Burada cursed mecazidir: sabit disk, içerdiği şeyler yüzünden son derece ürkütücü, rahatsız edici veya tuhaf görünür; gerçekten büyüyle lanetlenmiş değildir. Bu ifade, internet yorumlarında yaygın olan öznel ve kasıtlı biçimde dramatik bir tepkidir. Nesneyi o kadar yanlış veya huzursuz edici gösterir ki ona “lanetli” demek mizahi biçimde uygun gelir.
Alıştırma
“The abandoned theme-park photos look deeply cursed” cümlesinde deeply cursed en doğal olarak ne anlatır?
- Doğaüstü bir lanet altında oldukları nesnel olarak doğrulanmıştır.
- Son derece ürkütücü veya rahatsız edici göründüklerini dramatik ve gayriresmî biçimde anlatır.
- Görüntü dosyaları bozulmuştur ve açılamamaktadır.
Cevabı göster
Son derece ürkütücü veya rahatsız edici göründüklerini dramatik ve gayriresmî biçimde anlatır.
one of the strangest things of all on Bin Laden's computer, Dilbilgisi
6:11Bin Ladin'in bilgisayarındaki en tuhaf şeylerden biri:
one of the strangest things of all: uç gruptan bir üye seçmek
one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilir isim kalıbı, uç noktaya yakın bir gruptan tek bir üye seçer. One of the strangest things, “en tuhaf şeyler arasındaki bir şey” demektir. one tek bir üyeyi belirlese de ifade bir gruba gönderme yaptığı için üstünlük sıfatından sonraki isim çoğuldur. Of all, karşılaştırma kümesini bağlamın izin verdiği ölçüde genişletir. Bu cümlede his press release bloopers, bilgisayarda bulunan her şey arasında bu şekilde sıralanan belirli öğeyi tanımlar.
Alıştırma
Cümleyi one of ve funny sözcüğünün üstünlük derecesini kullanarak tamamlayın: “The unscripted joke was ____ moments of the season.”
Cevabı göster
one of the funniest
press release bloopers: kamuya yönelik açıklamadaki komik hatalar
Burada bloopers, kaydedilmiş veya yayınlanmış materyaldeki göze çarpan ve eğlenceli hatalar anlamına gelir. Bu ifade, hataları ciddi bir hata listesi olarak değil, komik başarısız çekimler olarak sunar. Press release normalde kamuya yapılan resmî bir duyuruyu ifade eder; ancak burada halka sunulan kaydedilmiş bir konuşma anlamında daha geniş kullanılmıştır. Bu nedenle press release bloopers, bu konuşmanın başarısız ve komik kısımlarını anlatır ve bilerek alaycı bir ton taşır.
Alıştırma
Kaydedilmiş bir kamu açıklamasındaki komik hataları anlatıyorsunuz. Hangi ifade en uygundur?
- press release outtakes
- press release mistakes
- press release bloopers
Cevabı göster
press release bloopers
You might remember the sinister videos of Bin Laden sharing his
6:16Bin Ladin'in VHS kasetlerinde kendi
ideologies and threats against the West on VHS tapes,
6:19ideolojilerini ve Batı'ya yönelik tehditlerini paylaştığı uğursuz videoları hatırlayabilirsiniz;
flanked by: iki yanında ... bulunan
Flanked by, konumu anlatan edilgen bir ortaç yapısıdır: by'dan sonra gelen insanlar veya nesneler, bir kişinin ya da nesnenin iki yanına yerleştirilmiştir. Bu cümlede El Kaide militanları onun iki yanında bulunur ve belirgin bir görsel düzen oluşturur. Bu ifade, onu tamamen çevreledikleri veya sadece arkasından geldikleri anlamına gelmez. Görsel betimlemelerde ve haber üslubundaki anlatımlarda yaygındır; özellikle iki yandaki konum ilişkisi önemli olduğunda kullanılır.
Alıştırma
Bir portrede bir konuşmacının iki yanında birer tercüman var. Cümleyi tamamlamak için hangi ifade en uygundur? The speaker was ___ two interpreters.
- flanked by
- surrounded by
- followed by
- accompanied by
Cevabı göster
flanked by
that never ended up getting released to the public, Öbek fiiller
6:29bunlar hiçbir zaman kamuoyuna yayımlanmadı
Sonunda halka yayımlanmak: ended up getting released to the public
End up + -ing, bir süreçten geçtikten sonra ulaşılan sonucu anlatır ve bu sonuç çoğu zaman planlanandan ya da beklenenden farklıdır. Burada never ended up getting released, materyalin sonunda halka yayımlanmadığı anlamına gelir. Getting released, daha konuşma diline yakın bir get edilgen yapısıdır: materyal yayımlama eylemini yapan değil, bu eylemden etkilenen taraftır. End up ifadesinden sonra to get değil, getting gibi -ing biçimi gelir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için end up + -ing ve get edilgen yapısını kullanın: After several delays, the report ____ online。
Cevabı göster
ended up getting published
serving almost as a kind of Al-Qaeda blooper reel Dilbilgisi
6:31ve adeta bir El Kaide kamera arkası hataları derlemesi işlevi gördü,
Yaklaşık bir rol üstlenmek: serving almost as a kind of
Serving, önceki materyalin işlevi hakkında ek bilgi veren bir present participle yapısıdır; yeni ve tam bir cümle başlatmaz. Burada serving ... ifadesi, materyalin bir gaflar derlemesine benzer bir işlev gördüğünü anlatır. Serve as, bir işlev görmek veya bir rol üstlenmek demektir. Almost ve a kind of karşılaştırmayı yumuşatır: konuşan kişi yaklaşık bir rol ya da etkiyi anlatır, materyalin kelimenin tam anlamıyla resmî bir El Kaide gafları derlemesi olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Bir yerin resmî olarak o şey olduğunu söylemeden yaklaşık bir rol üstlendiğini doğru biçimde ifade eden seçeneği seçin: The empty shop was not a real classroom, but it was ____ for weekend workshops。
- serving almost to be a kind of classroom
- serving almost as a kind of classroom
- serving almost a kind of classroom
- serving almost like a classroom of kind
Cevabı göster
serving almost as a kind of classroom
the master of terror himself: kişinin kendisini vurgulama
Burada himself, the master of terror isim öbeğinden sonra gelerek kimliği vurgular: söz konusu kişi, bu unvanı taşıyan herhangi biri değil, tam olarak o kişinin kendisidir. Bu, eylemin nesnesi olan bir dönüşlülük zamiri değil, vurgu amaçlı bir kullanımdır. Bu abartılı unvan teatral bir hava taşır. Bu cümlede, başarısız görünen bir performansla birlikte kullanıldığı için komik bir ironi yaratır: konuşan kişi onu dehşet ustası gibi sunarken görüntüler bu imajı zayıflatır. Başka bağlamlarda aynı yapı yalnızca kişiyi öne çıkarmak, hayranlık veya şaşkınlık belirtmek için kullanılabilir.
Alıştırma
himself ifadesinin kişinin kimliğini veya doğrudan katılımını vurguladığı cümleyi seçin.
- The actor performed by himself.
- The actor himself apologized to the audience.
- The actor hurt himself during rehearsal.
Cevabı göster
The actor himself apologized to the audience.
we can't imagine it'll be finding its way onto America's Funniest Home Videos anytime soon. Notlar
6:36bunun yakın zamanda America's Funniest Home Videos'a çıkacağını sanmıyoruz.
finding its way onto: bir platforma sonunda ulaşmak
Finding its way onto, bir içeriğin bir platforma, programa, web sitesine, listeye veya benzer bir hedefe zamanla ya da sonunda ulaşıp orada görünmesi anlamına gelir. Özne çoğu zaman bir kişiden çok içeriktir; ifade, kesin yolu veya bundan sorumlu kişiyi belirtmez. Burada videonun bir televizyon programında yer alması hayal ediliyor. Bu, kaydın gerçekten bir yol aradığını değil, seçilmesini veya yayınlanmasını mecazlı ve biraz esprili bir şekilde anlatır. can't imagine ve anytime soon ile birlikte kullanıldığında konuşan kişi bunun yakın zamanda olmasının çok düşük olduğunu söyler.
Alıştırma
İçeriğin sonunda bir platformda görünmesini anlatmak için find its way onto kullanan cümleyi seçin.
- The interview clip eventually found its way onto the station's website.
- The interview clip was uploaded to the station's website.
- The interview clip eventually found its way into the station's archive.
Cevabı göster
The interview clip eventually found its way onto the station's website.
anytime soon. Olumsuz bir öngörüde
Anytime soon, “yakın gelecekte herhangi bir zamanda” anlamına gelir. Ancak “can't imagine ... anytime soon” gibi olumsuz bir yapıda bütün ifade, olayın öngörülebilir yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini anlatır. Bu ifade, olayın yalnızca şu anda gerçekleşmediğini söylemekten daha güçlüdür; yakın geleceği olası bir zaman olmaktan çıkarır. Yine de bu bir zaman öngörüsüdür, kalıcı bir imkânsızlık iddiası değildir.
Alıştırma
Bir olayın yakın gelecekte gerçekleşmesinin beklenmediğini anlatmak için anytime soon ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The library will reopen soon.
- The library won't reopen anytime soon.
- The library can reopen at any time.
Cevabı göster
The library won't reopen anytime soon.
And that's all you need to know about the strangest things Anlatım akışı
6:40En tuhaf şeyler hakkında bilmeniz gereken her şey işte bu kadar:
the Navy SEALs found in the Abbottabad compound.
6:42Navy SEAL timlerinin Abbottabad yerleşkesinde buldukları.
that's all you need to know about. Bir toparlama kalıbı
That's all you need to know about + bir konu, açıklamayı toparlamak için kullanılan bir kalıptır. That's all, konuşmacının seçtiği sınırı belirler; you need to know, dinleyicinin bilmesi gereken temel bilgiyi gösterir; about ise kapatılan konuyu tanıtır. Bu cümlede kalıp, temel açıklamanın sona erdiğini bildirir ve konuya bir sınır çizer. Bu retorik bir ifadedir: daha fazla arka plan veya ayrıntı bulunabilir, ancak konuşmacı bunların burada gerekli olmadığını düşünür.
Alıştırma
Hangi cümle kalıbı bir açıklamayı başlatmak yerine kapatmak için kullanıyor?
- Here's what you need to know about the return policy.
- That's all I know about the return policy.
- That's all you need to know about the return policy.
Cevabı göster
That's all you need to know about the return policy.
Good riddance: düşmanca bir vedalaşma ifadesi
Good riddance, istenmeyen bir kişi, şey ya da sorun sonunda ortadan kalktığında kullanılan bir deyimdir. Güçlü bir rahatlama veya memnuniyet ifade eder ve çoğu zaman açık bir düşmanlık taşır; nötr bir goodbye ifadesinden çok daha serttir. Bu cümlede konuşan kişi, Bin Ladin’in ölümünü memnuniyet verici bir kurtuluş olarak görür. Bu nedenle ifade kibar bir veda değil, konuşanın onayını ve nefretini gösterir.
Alıştırma
Taşınan bir sınıf arkadaşınıza sıcak ve kibar görünmek için veda ediyorsunuz. Good riddance uygun bir seçim mi?
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
We're sure they have a copy of Chicken Little in Hell. Ton ve niyet
6:46Cehennemde Cesur Civciv'in bir kopyası olduğuna eminiz.
We're sure they have a copy of Chicken Little in Hell: kara mizah yoluyla alay
Yüzeyde We're sure, kendisinden sonra gelen cümleciği kesin bir gerçek olarak sunar: konuşan kişi cehennemde Chicken Little'ın bir kopyası olduğunu bildiğini iddia eder. Ancak bu cümlede, tanıdık bir filmin cehennemde bulunmasıyla ilgili aşırı ve doğrulanamaz görüntü gerçek bilgi vermek için kullanılmaz. Kendinden emin ifade kara mizah içeren bir alay görevi görür. Ölümden sonra küçük bir teselli sunuyormuş gibi yapar, fakat cehennem göndermesi aslında kişiyi mahkûm eder ve küçümsemeyi gösterir. We're sure normal bağlamlarda gerçek anlamda kullanılabilir; burada ise absürt kurgu onu ironik bir saldırıya dönüştürür.
Alıştırma
We're sure they have a copy of Chicken Little in Hell. cümlesinin temel etkisi nedir?
- Samimi bir teselli sunmak
- Doğrulanmış bir gerçeği sıradan biçimde bildirmek
- Birini mahkûm eden kara mizahlı bir alay
- Konuşmayı kibarca bitirmek
Cevabı göster
Birini mahkûm eden kara mizahlı bir alay
and Worst Days in the History of the World
6:52ve Dünya Tarihinin En Kötü Günleri videolarını izleyin;
for more videos involving this modern monster.
6:54bu modern canavarın yer aldığı daha fazla video için.