Ulaşılmaz İnsanların Çekiciliği: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
669 kelime 162 kel/dk

Video özeti: ulaşılamayan kişiler, engeller gerçek yakınlığın risklerini kaldırdığı için romantik görünür. Cesaret, yanımızda olan ve sevgimize karşılık verebilen birini sevmektir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “within a matter of months.” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: kesin sayı vermeden bir şeyin birkaç ay içinde olacağını anlatın. 2. “keep well at bay” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: duyguları, korkuyu, hastalığı veya başka bir tehdidi uzakta tutmak demektir; gerçek bir koy değildir. 3. “not because” / “but because” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: çekici görünen nedeni reddedip gerçekten savunduğunuz açıklamayı verin.

Bu derste

It's an odd feature of love that some of our most romantic moments Dilbilgisi

0:03

En romantik anlarımızdan bazılarının şu senaryoları içerebilmesi,

can include the following scenarios:

0:08

aşkın tuhaf bir özelliğidir:

Dilbilgisi

It's an odd feature of love that ...: hazırlayıcı it yapısı

It's an odd feature of love that ... yapısında it, hazırlayıcı ya da biçimsel öznedir. An odd feature of love önce konuşanın değerlendirmesini verir; ardından that yan cümlesi bu özelliğin ne olduğunu açıklar. Burada içerik, iki noktadan sonra sıralanan durumlarla devam eder. Bu kalıp, uzun bir içerikten önce değerlendirme sunar: It is + değerlendirme bildiren isim öbeği + that + yan cümle. That burada bir içerik yan cümlesi başlatır; ilgi zamiri değildir ve it daha önce geçen bir isme gönderme yapmaz.

Alıştırma

Hangi cümle önce değerlendirme vermek, ardından that yan cümlesiyle içeriği sunmak için hazırlayıcı it kullanır?

  1. It's unfortunate that the match was canceled.
  2. The match was unfortunate that it was canceled.
  3. It was the storm that canceled the match.
Cevabı göster

It's unfortunate that the match was canceled.

being with a lover who lives a whole continent away from us Kalıp ifadeler

0:11

bizden koca bir kıta uzakta yaşayan

and can never move to be closer.

0:15

ve asla daha yakına taşınamayacak bir sevgiliyle birlikte olmak.

Kalıp ifadeler

a whole continent away from us: mesafe + away from yapısı

a whole continent away from us ifadesinde, mesafe öbeği a whole continent, away from’dan önce gelir. From us mesafenin ölçüldüğü referans noktasını belirtir; böylece ifade, o kişiyle aramızda son derece büyük bir uzaklık olduğunu anlatır. Whole bu aralığın büyüklüğünü vurgular. Burada a continent canlı ama yaklaşık bir ölçektir; kesin bir ölçüm ya da bir kıtayı eksiksiz bir nesne olarak anlatan ifade değildir.

Alıştırma

Sabit mesafe kalıbı distance + away from yapısını tamamlayın: The campsite is ten miles away ____ the nearest town.

Cevabı göster

from

An infatuation with a lover who is married to somebody else Kelime

0:18

Başkasıyla evli olan

and has no will ever to leave them.

0:22

ve onu bırakmaya hiç niyeti olmayan bir sevgiliye tutulmak.

Kelime

infatuation with someone: birine yoğun biçimde tutulma

An infatuation with someone, gerçekçi veya kalıcı bir ilişkiye dayanmayan güçlü ve çoğu zaman idealleştirilmiş bir çekimi anlatır. Bu cümlede ilgi duyulan kişi evlidir ve ilişkisinden ayrılmayacaktır; bu yüzden bu çekim özellikle gerçek dışı ve uygulanamaz görünür. Infatuation isminden sonra, kişiyi çeken insanı veya şeyi belirtmek için normalde with gelir: an infatuation with someone. Sözcük çoğu zaman bu duygunun love kadar istikrarlı veya akılcı olmadığı yönünde bir değerlendirme taşır.

Alıştırma

Cümleyi infatuation ve onun standart edatıyla tamamlayın: His feelings were an ____ the famous athlete rather than a real relationship.

Cevabı göster

infatuation with

A romance with someone dying of a disease Kalıp ifadeler

0:25

Aylar içinde onu öldürecek

that will kill them within a matter of months. Kalıp ifadeler

0:28

bir hastalıktan ölmekte olan biriyle yaşanan bir aşk.

Kalıp ifadeler

dying of a disease: bir hastalıktan ölmek üzere olmak

Dying of a disease, kişinin o hastalık yüzünden ölüme yaklaşma sürecinde olduğunu anlatır. Dying, die fiilinin -ing biçimidir; dolayısıyla kişi o anda hâlâ hayattadır ve ifade dead anlamına gelmez. Of edatı ölümcül nedeni gösterir ve özellikle belirli hastalıklar ile vücudun içindeki rahatsızlıklarda yaygındır. Bazı bağlamlarda die from da mümkündür, ancak from çoğu zaman yaralanma veya komplikasyon gibi kaynağı ya da sonucu vurgular. Buradaki that will kill them within a matter of months ilgi cümleciği, hastalığın ölümcül olmasının beklendiğini doğrular.

Alıştırma

Cümleyi die fiilinin -ing biçimi ve belirli bir hastalıktan önce kullanılan olağan edatla tamamlayın: The clinic supports patients who are ____ tuberculosis.

Cevabı göster

dying of

Kalıp ifadeler

within a matter of months: kısa ve yaklaşık bir süre sınırı

Within a matter of months, “en geç yalnızca birkaç ay içinde” anlamına gelir. Within en geç zamanı belirleyen bir sınır koyarken a matter of months bu sürenin kesin bir ay sayısı değil, kısa ve yaklaşık bir dönem olduğunu vurgular. Bu cümlede ifade, kişinin yakında ölmesinin beklenmesi nedeniyle aciliyet duygusu yaratır. Daha genel olarak, bir şeyin şaşırtıcı derecede kısa veya kısalığı önemli olan bir sürede gerçekleşeceğini anlatırken within a matter of + zaman aralığı kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “birkaç aydan fazla zaman geçmeden” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The new clinic could open ____.

Cevabı göster

within a matter of months

A crush on someone at the library who we never talk to Notlar

0:31

Kütüphanede hiç konuşmadığımız

yet think of obsessively,

0:34

ama takıntı derecesinde düşündüğümüz birinden hoşlanmak,

Kalıp ifadeler

a crush on someone: yeni başlayan romantik ilgi

Burada a crush on someone, güçlü ancak çoğunlukla yeni başlamış, belirsiz veya tek taraflı bir romantik ilgiyi ifade eder. Fiziksel olarak bir şeyi ezmek anlamına gelmez ve iki kişinin ilişki yaşadığını göstermez. Crush isim olarak çoğunlukla have a crush on + kişi kalıbında kullanılır. Edat on olur: She has a crush on Alex.

Alıştırma

Cümleyi crush ve doğru edatı kullanarak tamamlayın: Nina keeps thinking about Sam, even though they have never spoken. Nina has ____ Sam.

Cevabı göster

a crush on

Dilbilgisi

who we never talk to: edatı sonda olan ilgi cümleciği

who we never talk to ifadesinde who, someone sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. Anlam bakımından to edatından sonra gelen nesnedir: we never talk to that person. to sözcüğünün sonda bırakılmasına edatın sonda kalması denir. Bu diziliş günlük İngilizcede doğaldır. İfadenin tamamında aynı who, think of yapısının nesnesi olarak da anlaşılır: o kişiyle hiç konuşmayız, ama onu saplantılı biçimde düşünürüz.

Alıştırma

Hangi cümle doğal konuşma İngilizcesidir ve ilgi zamirini to edatının nesnesi olarak doğru kullanır?

  1. She is the neighbor to who I often talk.
  2. She is the neighbor who I often talk to.
  3. She is the neighbor who I often talk.
Cevabı göster

She is the neighbor who I often talk to.

even when it turns out they have a partner. Öbek fiiller

0:36

bir partneri olduğu ortaya çıksa bile.

Öbek fiiller

turns out: sonradan ortaya çıkan bir gerçeği sunmak

Turns out, bir bilginin daha sonra öğrenildiğini veya doğru olduğunun anlaşıldığını, çoğu zaman da insanların farklı bir şey beklediğini belirtir. Burada, o kişinin bir partneri olduğunun sonradan öğrenilmesini ifade eder. Yaygın yapı it turns out (that) + cümleciktir; örnekte olduğu gibi that çoğu zaman kullanılmaz. It burada biçimsel öznedir. Bir başka yararlı yapı da kişi veya şey + turns out to be + betimleme biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi “daha sonra ortaya çıkmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I thought the store was closed, but it ____ it is open until nine.

Cevabı göster

turns out

Or the last days of a holiday romance Kelime

0:39

Ya da meşakkatli 12 saatlik bir uçuşla eve dönmeden önceki

before we have to take a grueling 12-hour flight back home. Kalıp ifadeler

0:42

tatil aşkının son günleri.

Kelime

“holiday romance”: tatil aşkı

Holiday romance, kişilerden biri veya her ikisi tatildeyken başlayan romantik bir ilişkidir. Yolculuk sona ereceği için çoğu zaman doğal bir zaman sınırı taşır; ancak ifade tek başına ilişkinin geçici mi yoksa ciddi mi olduğunu belirtmez. Bu cümlede “son günler” ve eve dönüş uçuşu bu zaman sınırını önemli hâle getirir: konuşan kişiler yakında ayrılacaktır. Bu birleşik ifadede holiday, belirli bir resmî tatili değil, tatilde geçirilen dönemi anlatır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi “holiday romance” ifadesiyle anlatılır?

  1. İki kişi tatilde tanışıp romantik bir ilişkiye başlar.
  2. İki iş arkadaşı resmî tatil gününde izin yapar.
  3. Zaten birlikte olan bir çift romantik bir yolculuk planlar.
Cevabı göster

İki kişi tatilde tanışıp romantik bir ilişkiye başlar.

Kalıp ifadeler

“take a grueling 12-hour flight back home”: 12 saatlik yorucu bir uçuşla eve dönmek

Take a flight, tarifeli bir yolculukta uçakla seyahat etmek anlamına gelir. Grueling yolculuğun son derece yorucu olduğunu, 12-hour ise süresini belirtir; birlikte dönüş yolculuğunu uzun ve tüketici olarak sunarlar. Back geri dönüşü belirtir, home ise yön zarfı olarak görev yapar. Bu nedenle doğal ifade, to olmadan back home biçimindedir. Normal bir yer adıyla back to kullanılır: take a flight back to London. Flight sözcüğünden önceki 12-hour birleşik sıfattır; bu yüzden hour tekil kalır ve sözcükler kısa çizgiyle bağlanır.

Alıştırma

Hangi cümle 12 saat süren yorucu bir uçuşla eve dönüşü doğal biçimde anlatır?

  1. After the final match, we have to take a grueling 12-hour flight back home.
  2. After the final match, we have to catch our flight home before the gate closes.
  3. After the final match, we have to take a comfortable 12-hour flight back home.
Cevabı göster

After the final match, we have to take a grueling 12-hour flight back home.

What unites all these situations is an external obstacle to love, Dilbilgisi

0:47

Tüm bu durumları birleştiren şey, aşka karşı olan ve çelişkili bir şekilde

Dilbilgisi

What unites all these situations is...: ortak bir özelliği belirtmek

Burada what bir soru başlatmaz. What unites all these situations, “tüm bu durumları birleştiren şey” anlamına gelir ve what yan cümlesinin tamamı bağlayıcı fiil is'in öznesidir. What unites A is B kalıbı, birden fazla örneği A'da toplar ve ardından bunların ortak özelliğini B olarak belirtir. Bir konuşmada veya yazıda, çoğu zaman örneklerden ana sonuca geçişi gösterir; bu yüzden temel özet is'ten sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi What unites A is B kalıbıyla tamamlayın: ____ the three proposals ____ their focus on lower costs.

Cevabı göster

What unites · is

which paradoxically serves to make our desire more intense. Dilbilgisi

0:52

arzumuzu daha da yoğunlaştırmaya yarayan dışsal bir engeldir.

Dilbilgisi

make our desire more intense: make + nesne + karşılaştırma sıfatı

Make our desire more intense ifadesinde make ettirgen anlamdadır ve “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” demektir. Yapı make + nesne + sıfat öbeği şeklindedir: our desire nesnedir, more intense ise ortaya çıkan durumu anlatır. More intense, make fiilini nitelemez. Desire'ın nasıl değiştiğini, yani arzunun daha güçlü hâle geldiğini belirtir. Aynı yapı, bir şeyin başka bir şeyin niteliğinde oluşturduğu pek çok değişimi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi make, the room nesnesi ve quieter kullanarak tamamlayın: Turning down the music will ____.

Cevabı göster

make the room quieter

We might suppose that our love would be strong in spite of the challenges, Dilbilgisi

0:57

Aşkımızın zorluklara rağmen güçlü kalacağını varsayabiliriz,

but the situation is weirder than this.

1:02

ama durum bundan daha tuhaftır.

Dilbilgisi

in spite of the challenges: isim öbeği önünde taviz

in spite of + isim öbeği bir karşıtlık ve taviz ilişkisi kurar: zorluklar gerçektir, ama aşkın güçlü olmasını engellemez. Zorlukları, ilişkiyi normalde zayıflatması beklenen bir engel olarak sunar. Bu cümlede ifade önce aşkın zorluklara rağmen güçlü kalacağı yönündeki alışılmış düşünceyi çağrıştırır; cümlenin devamı ise bu ilk yorumu düzeltir.

Alıştırma

İsim öbeğinin önünde taviz anlamı vermek için in spite of kullanan cümleyi seçin.

  1. Because of the heavy rain, the match continued.
  2. In spite of the heavy rain, the match continued.
  3. Despite the heavy rain, the match continued.
  4. Although it rained heavily, the match continued.
Cevabı göster

In spite of the heavy rain, the match continued.

Our love is strong precisely because a proper relationship Anlatım akışı

1:04

Aşkımız tam olarak gerçek dünyada

is not possible in the real world,

1:08

düzgün bir ilişki mümkün olmadığı için,

because love is fated to be in some way unrequited or incomplete. Notlar

1:10

aşk bir şekilde karşılıksız kalmaya veya eksik olmaya mahkûm olduğu için güçlüdür.

Anlatım akışı

precisely because: kesin nedeni vurgulama

precisely because konuşanın belirttiği kesin nedeni ortaya koyar ve bu nedeni öne çıkarır. Burada our love is strong ile a proper relationship is not possible ifadelerini birbirine bağlar; aşkın gücünü daha önce anılan zorluklara bağlamaz. Precisely, beklenen açıklamayı düzeltme işareti verir. İlişkinin imkânsız olması sıradan bir neden değil, konuşanın dinleyicinin fark etmesini istediği şaşırtıcı nedendir. Birden fazla olası neden arasından belirli bir nedeni vurgulamak için bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Eski köprünün ayakta kalmasının kesin ve muhtemelen şaşırtıcı nedenini vurgulamak için precisely because kullanan cümle hangisidir?

  1. The old bridge survived because engineers had reinforced its weakest supports.
  2. The old bridge survived despite the engineers' reinforcement.
  3. The old bridge survived precisely because engineers had reinforced its weakest supports.
  4. The old bridge survived because of the engineers' reinforcement.
Cevabı göster

The old bridge survived precisely because engineers had reinforced its weakest supports.

Kalıp ifadeler

“is fated to be”: belirli bir durumda olması kaderinde olmak

“Is fated to be”, “belirli bir durumda olması kaderinde varmış gibi görünmek” demektir. Burada konuşmacı, aşkın karşılıksız ya da eksik kalma sonucundan kaçamayacağını öne sürer; bu, sonuca dair bir bakıştır, gerçek anlamda doğaüstü bir kehanet değildir. Yapı be + fated + to-infinitive şeklindedir. To’dan sonra be geldiğinde ifade, değişmez gibi görünen bir duruma işaret eder. “Is likely to be” gibi tarafsız bir tahminden çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bu durumda olması kaderinde var” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: In the tragedy, the hero ____ alone.

Cevabı göster

is fated to be

Kelime

“unrequited or incomplete”: karşılıksız aşk ve gerçekleşemeyen ilişki

Bu cümlede unrequited, bir kişinin sevgisinin diğer kişi tarafından karşılık bulmaması demektir. Incomplete daha geniştir: iki tarafta da duygular olsa bile aşk veya ilişki tam olarak gerçekleşemeyebilir. Or sözcüğü eş anlamlıları değil, alternatifleri gösterir. Aşk tek taraflı olduğu için unrequited olabilir; bir ilişki ise mesafe, sorumluluklar, hastalık veya başka bir engel yüzünden tamamlanamadığında incomplete olabilir.

Alıştırma

Maya Leo’yu seviyor, fakat Leo onun duygularını paylaşmıyorsa hangi cümle en doğrudur?

  1. Their relationship is incomplete.
  2. Their feelings are mutual.
  3. Her love is unrequited.
Cevabı göster

Her love is unrequited.

People stuck in these unrequited situations can garner a lot of sympathy Kalıp ifadeler

1:16

Bu karşılıksız durumlara saplanıp kalan insanlar büyük bir sempati toplayabilir

and seem like the natural friends of true love.

1:21

ve gerçek aşkın doğal dostları gibi görünebilirler.

Kalıp ifadeler

garner a lot of sympathy: çok fazla sempati toplamak

Burada garner a lot of sympathy, “zamanla çok fazla sempati toplamak veya görmek” anlamına gelir. Başkaları durumlarını acı verici bulduğu için insanlar bu tepkiyi görebilir; garner, onların bunu bilinçli olarak elde etmeye çalıştıkları anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen yapı garner + soyut bir tepki biçimindedir; garner support, praise, attention veya sympathy buna örnektir. A lot of, sempati miktarının fazla olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “çok fazla sempati toplamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The family's story began to ____ after it appeared in the newspaper.

Cevabı göster

garner a lot of sympathy

But they tend to be no such things. Dilbilgisi

1:24

Ancak genellikle hiç de öyle değildirler.

Dilbilgisi

no such things: önceki bir tanımı reddetmek

Bu cümlede no such things, “az önce tarif edilen türden insanlar olmamak” anlamına gelir. Such, daha önce kullanılan natural friends of true love tanımına gönderme yaparken things bu tanımın tekrar edilmesini önlemek için onun yerini tutar. Cümle bu insanların var olmadığını söylemez. Önceki sınıflandırmayı güçlü biçimde reddeder: natural friends of true love gibi görünebilirler, ancak konuşmacı genellikle öyle olmadıklarını söyler.

Alıştırma

Bu cümlede no such things ne anlama gelir? "They looked like reliable guides, but they were no such things."

  1. Onlar güvenilir rehberler değildi.
  2. O tür nesnelere sahip değillerdi.
  3. Onlar var değildi.
Cevabı göster

Onlar güvenilir rehberler değildi.

They are timid visitors to the land of love Deyimler

1:29

Onlar, daha kalıcı bir ikametgaha yerleşmelerini engelleyecek durumları

Deyimler

“timid visitors to the land of love” metaforu

Bu genişletilmiş metaforda aşk bir ülke ya da bölge olarak hayal edilir. Bu kişiler gerçekten seyahat etmez; romantik ilişkilere yalnızca birer “ziyaretçi” olarak girerler. Onlara timid denmesi, gerçek yakınlığın getirdiği savunmasızlıktan ve bağlılıktan korktuklarını anlatır. Bir ziyaretçi kolayca ayrılabilir; dolayısıyla bu imge, kalıcı bir duygusal yuva kurmak yerine kısa ve dikkatle sınırlandırılmış bir ilişkiyi düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan imge neyi düşündürüyor?

  1. Kalıcı bir ev kurmaya çalışan yeni sakinlerdir.
  2. Romantik bir yeri gezen gergin turistlerdir.
  3. İlişkilere temkinli girer ve uzun süreli bağlılıktan kaçınırlar.
Cevabı göster

İlişkilere temkinli girer ve uzun süreli bağlılıktan kaçınırlar.

who have carefully chosen situations

1:31

özenle seçmiş olan,

which will prevent them from ever taking up more permanent residence. Öbek fiiller

1:34

aşk diyarının ürkek ziyaretçileridir.

Öbek fiiller

“take up residence” kalıplaşmış ifadesi

Take up residence, “bir yerde yaşamaya başlamak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Take up bir durumun başlangıcı fikrini katar, residence ise bir yerde yaşamayı ifade eder; ifadenin tamamı move in ifadesinden daha resmîdir. Burada residence metaforiktir. Aşkın bir toprak olarak sunulduğu imgeyi sürdürerek, more permanent residence geçici bir ziyaretçi olarak kalmak yerine uzun süreli ve bağlılık içeren bir ilişkiye girmek anlamına gelir.

Alıştırma

take, up ve residence sözcüklerini içeren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After years of traveling, the photographer decided to ____ in Lisbon.

Cevabı göster

take up residence

They are self-saboteurs who would rather be in control of a sad situation Notlar

1:38

Mutlu bir durumun kontrolünü yarı yarıya kaybetmektense,

Kelime

self-saboteurs: kendi kendini sabote eden kişiler

Self-saboteur, tekrarlanan kendi seçimleri veya alışkanlıkları yüzünden başarı, güvenlik ya da mutluluk şansını azaltan kişidir. self- ön eki, davranış bütünüyle bilinçli olmasa bile zararın sonunda kişinin kendisine döndüğünü gösterir. Bu cümlede bu adlandırma, birinin daha mutlu ama belirsiz bir durum yerine üzücü fakat kontrol edilebilir bir durumu neden seçebileceğini açıklar. Daha iyi bir olasılığı baltalayarak kendini riskten koruma davranışını adlandırır.

Alıştırma

Hangi açıklama bir self-saboteur ile en iyi eşleşir?

  1. Başka bir grubun ekipmanına gizlice zarar vermek için tutulan biri
  2. Kendi başarı şansını tekrar tekrar engelleyen biri
  3. Olası sorunlara karşı dikkatle plan yapan biri
Cevabı göster

Kendi başarı şansını tekrar tekrar engelleyen biri

than half out of control of a happy one.

1:44

üzücü bir durumun kontrolünü ellerinde tutmayı tercih eden, kendi kendini sabote eden kişilerdir.

Dilbilgisi

would rather A than B: B yerine A'yı tercih etmek

would rather A than B kalıbı, A'yı tercih edilen seçim, B'yi ise vazgeçilen seçenek olarak sunar. A ve B birer eylem veya durum olduğunda, rather ve than sonrasında paralel biçimler kullanılır. Bu cümlede be in control of a sad situation A, (be) half out of control of a happy one ise B'dir. Ortak be fiili than sonrasında anlaşılır ve tekrar edilmez. Half, out of control ifadesini niteler ve “kısmen kontrol dışı” anlamına gelir; bir grubun yarısından söz etmez.

Alıştırma

Cümleyi would rather ... than ile tamamlayın: I ____ take the train ____ drive in heavy traffic.

Cevabı göster

would rather · than

They have carefully made sure that there is no chance

1:48

Ne hayal kırıklığına uğratma

either to disappoint or to be disappointed. Dilbilgisi

1:51

ne de hayal kırıklığına uğrama ihtimali olmamasını özenle garanti altına almışlardır.

Dilbilgisi

either to disappoint or to be disappointed: etken ve edilgen mastarlar

Either ... or, alternatif sunan iki mastar öbeğini birbirine bağlar. Burada iki seçenek de to ile başlar: to disappoint ve to be disappointed. Böylece iki risk dengeli bir yapı içinde sunulur. İlk mastar etkendir: özne başka birinin hayal kırıklığına uğramasına neden olur. İkincisi edilgendir: hayal kırıklığını özne yaşar. Be korunmalıdır; çünkü öznenin rolünü hayal kırıklığına neden olan taraftan bunu yaşayan tarafa çevirir.

Alıştırma

Cümleyi disappoint fiilinin edilgen mastarıyla tamamlayın: The arrangement removes any chance either to disappoint someone or ____.

Cevabı göster

to be disappointed

It is the external obstacle that gives them the security Dilbilgisi

1:56

Eğer engel mucizevi bir şekilde ortadan kalksaydı uzak duracakları duygulara

Dilbilgisi

It is the external obstacle that ...: it ile yarılmış cümle

It is X that ... yapısı, X ögesini odağa alan it ile yarılmış bir cümledir. The external obstacle gives them the security aynı temel önermeyi ifade eder; ancak yarılmış yapı the external obstacle ögesini temel neden olarak işaretler. Burada it herhangi bir nesneye gönderme yapmaz; yapıyı başlatır. That yan cümlesi de odaktaki obstacle ögesinin ne yaptığını belirtir. Yapı düzeltici bir etki taşır: güveni oluşturan, daha rahatlatıcı görünmesi beklenen başka bir şey değil, engelin kendisidir.

Alıştırma

“It was the broken lock that caused the delay,” cümlesinde it ile yarılmış yapı neyi vurgular?

  1. Bozuk kilit, gecikmenin belirli nedeniydi.
  2. It daha önce söz edilen bir nesneye gönderme yapıyor.
  3. Konuşan kişi gecikmeye neyin yol açtığını bilmiyor.
  4. Gecikme kilidin bozulmasına neden oldu.
Cevabı göster

Bozuk kilit, gecikmenin belirli nedeniydi.

to surrender themselves totally to feelings that they would keep well at bay Notlar

2:00

kendilerini tamamen teslim etme güvenini

if miraculously the obstacle were to be removed. Dilbilgisi

2:04

onlara veren şey işte bu dışsal engeldir.

Kalıp ifadeler

surrender themselves totally to feelings: duygular üzerindeki denetimi bırakmak

Burada surrender themselves to feelings mecaz anlamdadır. Duygularına direnmeyi ya da onları denetlemeyi bırakıp duyguların kendilerini yönetmesine izin verirler. Dönüşlülük zamiri themselves, denetimi bırakan kişilere geri gönderimde bulunur; to ise teslim olunan şeyi belirtir. Totally anlamı güçlendirir: burada yalnızca bir şeyi yoğun hissetmek değil, duygulara bütünüyle teslim olmak söz konusudur. surrender oneself to + isim kalıbı, kişinin bir duygu, deneyim veya gücün kendisini yönlendirmesine isteyerek ya da karşı koyamadığı için izin verdiğini sık sık anlatır.

Alıştırma

Cümleyi ‘direnmeyi tamamen bırakıp bir şeye teslim olmak’ anlamındaki resmî dönüşlü ifadeyle tamamlayın: For one evening, Maya chose to ____ the music.

Cevabı göster

surrender herself totally to

Deyimler

keep well at bay: bir şeyi sıkı biçimde denetim altında tutmak

Keep something at bay, bir tehdidin, sorunun veya duygunun yaklaşmasını ya da güçlü bir etki yaratmasını önlemek anlamındaki bir deyimdir. Özgün yapıda ilgi zamiri that, feelings sözcüğünün yerini tutar ve keep fiilinin nesnesi olarak görev yapar; ancak they would keep well at bay bölümünden önce gelir. Burada well, ‘sıkı biçimde’ veya ‘etkili biçimde’ anlamındadır. Duyguların denetim altında tutulduğu fikrini güçlendirir. Bay, kalıplaşmış deyimin bir parçasıdır ve bu kullanımda bir su kütlesini ifade etmez.

Alıştırma

Her boşluk için bir cevap kullanarak cümleyi keep ... well at bay yapısıyla tamamlayın: Regular breaks can help ____ fatigue ____ during a long workday.

Cevabı göster

keep · well at bay

Dilbilgisi

if ... were to be removed: uzak varsayımlı edilgen koşul

if miraculously the obstacle were to be removed ifadesinde were to, engelin kaldırılmasını geçmişte olmuş bir olay olarak değil, hayal edilen ve gerçekleşme ihtimali düşük bir olasılık olarak sunar. Miraculously, bu koşulun daha da düşük ihtimalli görünmesini sağlar. Kalıp if + özne + were to + be + geçmiş zaman ortacıdır. Burada the obstacle eyleme maruz kaldığı için be removed edilgendir; engeli kaldıran kişi veya güç belirtilmez.

Alıştırma

Resmî ve düşük ihtimalli edilgen koşulu remove kullanarak tamamlayın: If the barrier ____, the two teams could work together.

Cevabı göster

were to be removed

To feel a lot for someone who is available Dilbilgisi

2:09

Ulaşılabilir birine karşı derin şeyler hissetmek,

is an emotionally highly flammable requirement. Deyimler

2:12

duygusal olarak fazlasıyla alev almaya müsait bir gerekliliktir.

Dilbilgisi

To feel ... is: özne olarak mastar öbeği

To feel a lot for someone who is available ifadesinin tamamı cümlenin öznesidir. Baştaki to, bütün bir durumu tek bir soyut fikir olarak adlandıran bir mastar öbeği başlatır; burada “-mek için” anlamına gelmez. Available, yalnızca belirli bir anda boş olmayı değil, gerçekçi biçimde bir ilişkiye açık olmayı anlatır. Bütün bu durum tek bir özne olarak ele alındığı için fiil tekildir: is. Cümlenin geri kalanı bu durumu duygusal açıdan değişken veya riskli olarak değerlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle mastar öbeğini tek bir tekil özne olarak doğru kullanıyor?

  1. To build trust with a new team it takes time.
  2. To build trust with a new team take time.
  3. To build trust with a new team takes time.
Cevabı göster

To build trust with a new team takes time.

Deyimler

duygusal açıdan son derece yanıcı bir koşul

Burada flammable mecaz anlamda kullanılır. Hızla “alev alabilecek” duygusal bir durumu anlatır: gerçek bir ilişkiye açık olan birini derinden önemsemek yoğun bir kırılganlık yaratır; bu nedenle yakınlık sevginin yanı sıra ciddi acı da getirebilir. Emotionally highly flammable requirement ifadesinde emotionally tehlikenin türünü belirtir, highly flammable sözcüğünün derecesini artırır ve requirement resmî bir kuralı değil, gerçek ve karşılıklı sevginin gerekli bir koşulunu ifade eder. Aktarılabilir fikir şudur: ateşle ilgili sözcükler duygusal riski ani ve istikrarsız gösterebilir.

Alıştırma

Bu cümlede emotionally highly flammable ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Gerçek bir yangını önlemeye yönelik resmî bir kuralı anlatır.
  2. Hızla yoğun bir duygusal risk yaratabilecek bir koşulu anlatır.
  3. Kişinin neredeyse hiç duygu hissetmediğini söyler.
Cevabı göster

Hızla yoğun bir duygusal risk yaratabilecek bir koşulu anlatır.

The possibilities for getting hurt are enormous.

2:15

İncitilme olasılığı devasadır.

We might learn to trust a lover over many years

2:19

Yıllar içinde bir sevgiliye güvenmeyi öğrenebiliriz

and then promptly find that they decided to leave us or died in the night.

2:21

ve sonra aniden bizi terk etmeye karar verdiğini veya gece öldüğünü öğrenebiliriz.

We couldn't survive.

2:25

Hayatta kalamayız.

Our defenses mask too gelatinous and insecure and interior.

2:26

Savunmalarımız, fazlasıyla pelte gibi, güvensiz ve kırılgan bir iç dünyayı maskeler.

We would have given them the keys to our self-confidence and direction Deyimler

2:31

Onlara özgüvenimizin ve yönümüzün anahtarlarını vermiş oluruz

Deyimler

özgüvenin ve yönün anahtarlarını birine vermek

Give someone the keys to something ifadesi fiziksel anahtarları erişim ve kontrol mecazına dönüştürür. Burada uzun süreli güven, partnerlerin konuşan kişilerin özgüvenini ve yön duygusunu güçlü biçimde etkilemesine izin vermiş olacaktı. Yeniden kullanılabilen kalıp give someone the keys to + noun şeklindedir. İsim soyut bir alanı belirttiğinde ifade, gerçek anahtarlar vermek yerine etki, yetki veya erişim sağlamak anlamına gelir. Bu bağlamda derin bir duygusal bağımlılığı düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi dersteki anahtar mecazıyla tamamlayın: After asking Ben to make every major life decision, Nora had ____ her future.

Cevabı göster

given him the keys to

and would struggle after so long to know how to carry on. Öbek fiiller

2:35

ve onca zamandan sonra nasıl devam edeceğimizi bilemez halde debeleniriz.

Öbek fiiller

carry on: bir kayıp veya kesintiden sonra devam etmek

Burada carry on, büyük bir kayıptan sonra yaşamaya ve ilerlemeye devam etmek anlamına gelir. Konuşmacı, uzun süre başka birine dayandıktan sonra sırada ne yapılacağını bilmenin zor olacağını düşünüyor. Carry on bir öbek fiildir. Bu anlamda on, devamlılık fikrini ifade etmeye yardımcı olur; ifade fiziksel olarak bir nesne taşımak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, devam etmek anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After a short break, the team decided to ____ with the meeting.

Cevabı göster

carry on

Not all of us have the psychological histories Dilbilgisi

2:39

Hepimiz, karşılıklı güvenin

that make us robust enough to dare to enter situations Dilbilgisi

2:42

günden güne göğüs germeye cesaret edebileceğimiz bir risk olduğu durumlara

Dilbilgisi

Not all of us: kısmi olumsuzluk

Not all of us, bir ifadenin gruptaki herkes için doğru olmadığını belirtir. Bu cümlede en az bir kişi tarif edilen psikolojik geçmişe sahip değildir; ancak kaç kişinin bu geçmişe sahip olduğu açık bırakılır. not all + çoğul grup kalıbı kısmi olumsuzluk oluşturur. Anlamı herkes değil şeklindedir; hiç kimse anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? Not all of us felt ready to speak.

  1. Herkes konuşmaya hazır hissediyordu.
  2. Hiç kimse konuşmaya hazır hissetmiyordu.
  3. En az bir kişi konuşmaya hazır hissetmiyordu; cümle hiç kimsenin hazır olmadığını söylemez.
Cevabı göster

En az bir kişi konuşmaya hazır hissetmiyordu; cümle hiç kimsenin hazır olmadığını söylemez.

Dilbilgisi

robust enough to dare to enter situations: sıfat + enough + to-infinitive

adjective + enough + to-infinitive yapısında enough sıfattan sonra gelir ve bir niteliğin eylem için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Burada robust, duygusal açıdan dayanıklı olmak anlamındadır; dolayısıyla robust enough to dare... bu dayanıklılığın risk almaya cesaret edecek düzeye ulaştığını söyler. İlk to, enough sonrasındaki sonucu başlatır: enough to dare. İkinci to ise dare to enter yapısına aittir. Bu nedenle ifade, güven gerektiren durumlara girme riskini alabilecek kadar duygusal olarak dayanıklı olmak anlamına gelir; fiziksel olarak sağlam olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

confident ve enough sözcüklerini doğru sıraya koyun: After rehearsing, Lila felt ____ to give the presentation.

Cevabı göster

confident enough

where mutual trust is a risk

2:46

girmeye cüret edecek kadar bizi sağlamlaştıran

that we can dare to endure day to day.

2:48

psikolojik geçmişlere sahip değiliz.

We may have been let down too badly as children. Öbek fiiller

2:52

Çocukken çok fazla hayal kırıklığına uğratılmış olabiliriz.

Öbek fiiller

let down: size güvenen birini hayal kırıklığına uğratmak

Let someone down, size güvenen, size bel bağlayan veya sizden bir şey bekleyen birini hayal kırıklığına uğratmak ya da ona karşı sorumluluğunuzu yerine getirmemek demektir. Edilgen be let down biçiminde hayal kırıklığına uğrayan kişi özne olur; ifade birini fiziksel olarak aşağı indirmek anlamına gelmez. May have been let down, geçmişte yaşanmış olabilecek bir nedene bakar. May belirsizlik bildirir, have been olayı şimdiki zamandan önceye yerleştirir ve let down edilgen yapıdaki geçmiş zaman ortacı ifadesidir. Too badly, bu hayal kırıklığının sonraki davranışları etkileyecek kadar ağır olmuş olabileceğini ekler.

Alıştırma

her zamirini kullanarak cümleyi let ... down ile tamamlayın: I promised Ava I would come, and I do not want to ____.

Cevabı göster

let her down

Perhaps a parent left or humiliated us,

2:55

Belki bir ebeveynimiz bizi terk etti ya da aşağıladı

and we are at some level therefore profoundly determined

2:58

ve bu yüzden bir düzeyde, kendimizi gerçek anlamda

never again to surrender in the true sense to another person.

3:01

başka birine asla bir daha teslim etmemeye derinden kararlıyız.

We don't put it that way to ourselves, Kalıp ifadeler

3:06

Elbette kendimize bunu

of course.

3:07

bu şekilde söylemeyiz.

Kalıp ifadeler

put it that way to ourselves: bir düşünceyi belirli sözlerle anlatmak

Put it that way, “bir şeyi o ifadelerle anlatmak veya tanımlamak” demektir. Buradaki put bir nesneyi bir yere koymakla ilgili değildir; that way ise fiziksel bir yönü değil, bağlamdan anlaşılan psikolojik açıklamayı gösterir. To ourselves, insanların kendi içlerinde bile güdülerini bilinçli olarak bu sözlerle tanımlamadığını gösterir. Put it this/that way kalıbı, düşüncenin tamamını tekrarlamadan kullanılan ifade biçimi hakkında konuşmayı sağlar.

Alıştırma

Örnekteki put it that way to ourselves ne anlama geliyor?

  1. Bir şeyi kendimize yakın bir yere koymayız.
  2. Güdülerimizi kendi içimizde bu sözlerle tanımlamayız.
  3. Güdülerimizi başka insanlara açıklamayız.
Cevabı göster

Güdülerimizi kendi içimizde bu sözlerle tanımlamayız.

We're most likely not even aware of the pattern we're involved in.

3:08

Büyük ihtimalle içinde bulunduğumuz bu kalıbın farkında bile değilizdir.

We just feel very in love

3:12

Sadece, biri çok uzaklarda yaşadığında

whenever someone happens to reside very far away, Dilbilgisi

3:14

sırılsıklam aşık hissederken,

Dilbilgisi

happens to reside: fakta sampingan dengan ungkapan formal

Happen to + fiilin yalın hâli, bir gerçeği tesadüfi, ikincil veya asıl konu olmayan bir durum olarak sunar. Buradaki happens to reside, “tesadüfen ikamet eder” anlamındadır; dil bilgisi açısından to'dan sonra fiilin yalın hâli reside gelir. Reside belirli bir yerde yaşamak anlamına gelir, ancak live fiiline göre daha resmî ve mesafelidir. Happens to ile birlikte kullanılması cümleye bilinçli olarak soğukkanlı ve çözümleyici bir ton verir; buna karşılık bağlam, uzaklığın aslında rastlantısal olmadığını ima eder.

Alıştırma

Hangi cümle kişinin yaşadığı yeri ikincil bir gerçek olarak sunarken aynı zamanda resmî bir fiil kullanır?

  1. The witness happens to reside outside the city.
  2. The witness happens to live outside the city.
  3. The witness resides outside the city.
Cevabı göster

The witness happens to reside outside the city.

while we report that a person who has an apartment round the corner

3:18

köşedeki apartmanda oturan birinin

is truly very boring and not that sexy. Dilbilgisi

3:21

gerçekten çok sıkıcı ve o kadar da seksi olmadığını söyleriz.

Dilbilgisi

not that sexy: beklenenden daha düşük bir derece

not that sexy ifadesinde that bir derece zarfıdır. İfade, özellikle seksi değil ya da bağlamın bekletebileceği kadar seksi değil anlamına gelir; burada that bir kişiyi göstermez ve yan cümle başlatmaz. not that + sıfat kalıbı, örtük bir ölçüte göre değerlendirmenin derecesini düşürür. Genellikle sexy ile daha kesin bir olumsuzluk olan not sexy arasında bir miktar pay bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle, tamamen kesin bir yargıda bulunmadan beklenen dereceyi en doğal biçimde düşürür?

  1. The restaurant is expensive.
  2. The restaurant is not that expensive.
  3. The restaurant is not expensive.
Cevabı göster

The restaurant is not that expensive.

It sounds for a time Dilbilgisi

3:24

Bu, bir süreliğine,

before you can start to see the pattern,

3:26

siz bu kalıbı görmeye başlayana kadar,

quite plausible.

3:28

kulağa oldukça makul gelir.

Dilbilgisi

sounds ... quite plausible: sisipan di antara verba penghubung dan adjektiva

Burada sounds bir bağ fiilidir ve quite plausible onun sıfat tamamlayıcısıdır: It sounds ... quite plausible. Aralarındaki zaman ifadesi görünür kalıbı kesintiye uğratır, ancak sıfat yine de sounds fiilini tamamlar. Plausible, yakındaki pattern ismini değil, it ile gönderme yapılan açıklamayı değerlendirir. Uzun bir cümlede araya giren bölümü geçici olarak bir kenara bırakıp bağ fiilini daha sonraki sıfatla yeniden ilişkilendirin.

Alıştırma

Cümleyi doğal biçimde tamamlayan seçeneği seçin: The proposal sounds, at least before we examine the budget, ____.

  1. quite plausibility
  2. quite plausible
  3. quite plausibly
Cevabı göster

quite plausible

The true challenge of relationships is not to fall in love Anlatım akışı

3:30

İlişkilerin gerçek zorluğu, bizi bir daha asla görmek istemeyecek birine

with someone who may never want to see us again.

3:33

aşık olmak değildir.

It is to accept the far more interesting and truly heroic challenge

3:36

Çok daha ilginç ve gerçekten kahramanca olan şu zorluğu kabul etmektir:

of falling in love with someone who isn't dying,

3:41

Ölmekte olmayan,

isn't stationed in the Arctic,

3:44

Kuzey Kutbu'nda görev yapmayan

or married to someone else,

3:45

veya bir başkasıyla evli olmayan,

someone who'd have no objection to seeing us pretty much all the time. Kalıp ifadeler

3:47

bizi neredeyse her zaman görmeye hiç itiraz etmeyecek birine aşık olmaktır.

Anlatım akışı

Düzeltici kalıp “The true challenge ... is not to ... It is to ...”

İki yan cümle düzeltici bir tanım oluşturur. The true challenge ... is not to ... önce dinleyicinin bekleyebileceği cevabı reddeder; It is to accept ... ardından konuşmacının asıl cevabını verir. is + to-infinitive yapısının tekrarı, seçenekleri paralel tutar ve tersine çevirmeyi belirginleştirir. Buradaki not, genel olarak âşık olmayı reddetmez. Ulaşılamayan birini sevmenin kahramanca bir zorluk olduğu yönündeki romantik düşünceyi reddeder; truly heroic ise ulaşılabilir biriyle ilişkinin getirdiği sıradan kırılganlığı kabul etmeyi anlatır. X is not to do A. It is to do B kalıbı, yeni bir savda da aynı tür düzeltmeyi düzenlemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Yeni örneği aynı düzeltici kalıpla tamamlayın: The real test of leadership ____ make every decision yourself. ____ build a team that can decide well.

Cevabı göster

is not to · It is to

Kalıp ifadeler

“have no objection to seeing us”: no objection + to + -ing yapısı

Have no objection to doing something, bir eyleme karşı çıkmamak veya itiraz etmemek anlamına gelir. Bu cümlede bizi çok sık görmeye razı olacak biri, bilerek ölçülü bir ifadeyle anlatılır. objection to yapısındaki to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: objection to seeing doğrudur, objection to see değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp have no objection to + isim/-ing biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın cuma günü buluşmaya karşı çıkmadığını doğru ve doğal biçimde söyler?

  1. Maya has no objection to meeting on Friday.
  2. Maya has no objection to meet on Friday.
  3. Maya has no objection meeting on Friday.
Cevabı göster

Maya has no objection to meeting on Friday.

Impossible situations feel so romantic

3:52

İmkansız durumların bu kadar romantik hissettirmesi,

not because we have found a soulmate, Dilbilgisi

3:55

bir ruh eşi bulduğumuz için değil,

but because the absence of risk has loosened our hearts. Deyimler

3:58

riskin olmamasının kalplerimizi gevşetmesindendir.

Dilbilgisi

not because A, but because B: A olduğu için değil, B olduğu için

Not because A, but because B, A açıklamasını reddeder ve B’yi gerçek neden olarak sunar. Bu cümlede romantik hissetme durumu reddedilmez; yalnızca ruh eşimizi bulduğumuz açıklaması reddedilir. İki because yan cümlesi paralel bir düzeltme oluşturur: not because we have found a soulmate ile but because the absence of risk has loosened our hearts karşıtlık kurar. Olası görünen bir nedeni kesin biçimde düzeltmek istediğinizde bu yapıyı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Düzeltmeyi not because A, but because B yapısıyla tamamlayın: Leo apologized ____ he wanted praise, ____ he knew he had been unfair.

Cevabı göster

not because · but because

Deyimler

absence of risk has loosened our hearts: riskin yokluğu duygusal savunmamızı gevşetti

Burada heart duygusal benliği ifade eder; loosened ise içsel kısıtlamaların gevşemesini anlatan bir mecazdır. Riskin olmaması, insanların duygularını daha özgürce yaşamalarına yetecek kadar güvende hissetmelerini sağlar. Bu nedenle ifade, kalpte fiziksel bir değişimi değil, duygusal savunmaların azalmasını anlatır. Daha genel olarak yazarlar, birinin daha az temkinli hâle geldiğini göstermek için beden veya kısıtlama dilini duygularla birleştirebilir.

Alıştırma

"The safety of anonymity loosened her heart, and she wrote honestly," cümlesinde "loosened her heart" büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Duygusal olarak daha az savunmacı olmasını sağladı.
  2. Kalbinin şeklini fiziksel olarak değiştirdi.
  3. Sevgi hissedemez hâle gelmesine neden oldu.
Cevabı göster

Duygusal olarak daha az savunmacı olmasını sağladı.

We should, with time, more fairly

4:02

Zamanla, daha adil bir şekilde,

learn to dare to turn our amorous attentions Kalıp ifadeler

4:05

aşk dolu ilgimizi,

to that deeply dangerous, threatening, but ultimately rewarding character,

4:08

o derinden tehlikeli, tehditkâr ama eninde sonunda ödüllendirici olan karaktere,

Kalıp ifadeler

Romantik ilgimizi birine yöneltmek

Burada turn our amorous attentions to, romantik ilgimizi ya da kur yapma çabamızı belirli bir kişiye yöneltmek anlamına gelir. Turn, bedeni fiziksel olarak çevirmekten söz etmez; ilginin hedefindeki değişikliği gösterir. Çoğul attentions, ilgi, hayranlık veya kur yapma davranışlarını anlatabilir. Amorous eklendiğinde romantik anlam açık hâle gelir ve ifade become interested in someone gibi gündelik bir söyleyişten daha resmî duyulur.

Alıştırma

Cümleyi turn one's amorous attentions to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the ball, Leo ____ the young violinist.

Cevabı göster

turned his amorous attentions to

the person we know, the person who likes us a lot, Anlatım akışı

4:14

tanıdığımız o kişiye, bizden çok hoşlanan o kişiye

and the person who's available all the time.

4:18

ve her zaman ulaşılabilir olan o kişiye yöneltmeye cüret etmeyi öğrenmeliyiz.

Anlatım akışı

the person ..., the person ... ve the person ... tekrarı

Bu cümledeki üç isim öbeği üç farklı kişiyi tanıtmaz. The person ifadesinin tekrarı, tek bir göndergeye bağlantılı üç tanım ekler: tanıdığımız, bizi seven ve sürekli ulaşılabilir olan biri. Her bölümün başındaki bu tekrar anaforadır; buna uyan üç ilgi cümleciği de paralel bir liste oluşturur. Tekrar, bilgiyi açık adımlara böler, ritim oluşturur ve her özelliği eşit ölçüde vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle tek bir şeyi üç özellikle anlatmak için aynı tekrarlanan etiket yapısını kullanır?

  1. We need a plan that is simple, a plan that is fair, and a plan that can start today.
  2. We need three different plans for three different teams.
  3. We need a plan, a budget, and a start date.
Cevabı göster

We need a plan that is simple, a plan that is fair, and a plan that can start today.

Now, that would be truly romantic. Anlatım akışı

4:22

İşte, asıl gerçekten romantik olan budur.

Anlatım akışı

Now, that would be truly romantic: önceki fikre gönderme yapıp romantizmi yeniden tanımlamak

Now burada şimdiki ana gönderme yapan bir sözcük değil, bir söylem belirleyicisidir. Konuşmacının sonuç niteliğindeki yargıya geçtiğini gösterir. That, daha önce önerilen alternatife, yani gerçekten ilişki kurulabilecek birini sevme zorluğunu kabul etmeye gönderme yapar. Bu kişi sizi tanıyan, sizden hoşlanan ve sizi düzenli olarak görmek isteyen biridir. Böylece önceki önerinin tamamını tek bir özne altında toplar ve kapanışın bütün fikri değerlendirmesini sağlar. Would be, truly romantic değerlendirmesini önerilen seçim yapıldığında ortaya çıkacak sonuç olarak sunar; geçmişteki bir alışkanlığı anlatmaz. Truly, romantizmin imkânsızlığa bağlı olduğu yönündeki önceki fikri düzeltir ve dinleyicilerden gerçek romantizmi mümkün bir ilişki üzerinden yeniden tanımlamalarını ister.

Alıştırma

“Now, that would be truly romantic.” cümlesinin sonucu nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Now sonuca geçişi gösterir, that önceki öneriye gönderme yapar ve would be truly romantic konuşmacının yeniden biçimlendirdiği yargıyı verir.
  2. Now kesin zamanı belirtir, that bilinmeyen bir nesneyi tanıtır ve would geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatır.
  3. Cümle yeni bir konu başlatır ve önceki öneriyi değerlendirmez.
Cevabı göster

Now sonuca geçişi gösterir, that önceki öneriye gönderme yapar ve would be truly romantic konuşmacının yeniden biçimlendirdiği yargıyı verir.

To learn more about love,

4:30

Aşk hakkında daha fazlasını öğrenmek için,

try our book on how to find love,

4:32

neden böyle tiplerden hoşlandığımızı açıklayan,

which explains why we have the types we do.

4:34

aşkı nasıl bulabileceğimizle ilgili kitabımızı deneyin.