Acılığın bilimi - Rose Eveleth: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
628 kelime 183 kel/dk

Video özeti: Video; acılığın bir tat olmadığı hâlde neden sıcaklık hissi yarattığını, biber ile wasabinin neden farklı bölgeleri etkilediğini, acının Scoville ölçeğiyle nasıl ölçüldüğünü ve tolerans ağrıyı azaltmadığı hâlde bazı insanların bu hissi neden sevdiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Even though we often say that something tastes spicy, it's not actually a taste — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: even though ile önce yaygın bir düşüncenin kabul edilip ardından bilimsel bir düzeltme sunulmasını öğrenin. Bu ödünleme yapısını, insanların genellikle söyledikleri veya varsaydıklarıyla kanıtların gösterdiklerini karşılaştırmak için kullanabilirsiniz. 2. its rating on the Scoville scale, — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Scoville ölçeğinin, kapsaisinin acılığı insanlarca algılanamaz hâle gelene kadar ne ölçüde seyreltilebildiğine dayanan standart olduğunu anlayın. Böylece Scoville ısı birimlerini ve biberler, soslar ile biber gazı arasındaki sayısal karşılaştırmaları yorumlayabilirsiniz. 3. you're going to get burned. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Sondaki kelime oyununu fark edin: get burned hem acılı yiyeceğin yarattığı gerçek yanma hissini hem de bir seçimin öngörülebilir olumsuz sonuçlarına katlanmayı anlatır. Temanın merkezindeki bir sözcüğün yeniden kullanılarak kısa ve esprili bir sonuç oluşturabileceğini öğrenin.

Bu derste

Why does your mouth feel like it's on fire Deyimler

0:06

Ağzınız neden yanıyormuş gibi hisseder

when you eat a spicy pepper?

0:09

acı bir biber yediğinizde?

Deyimler

feel like it's on fire: güçlü bir yanma hissi

Bu soruda feel like it's on fire, ağızda son derece güçlü bir yanma hissi olması demektir. Gerçek alevler yoktur; on fire, biberin oluşturduğu sıcaklık ve acıyı canlı biçimde anlatan bir abartıdır. Vücut bölümü + feels like + yan cümle kalıbı, fiziksel bir hissi çarpıcı bir görüntüyle karşılaştırır. Feel like, konuşanın mutlaka gerçek bir olayı değil, bir şeyin nasıl göründüğünü veya hissedildiğini anlattığını gösterir.

Alıştırma

Bu soruda feel like it's on fire ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Ağız son derece sıcak ve ağrılı hissedilmektedir.
  2. Ağızdan gerçek alevler çıkmaktadır.
  3. Ağız hoş bir biçimde ılık olmuştur.
Cevabı göster

Ağız son derece sıcak ve ağrılı hissedilmektedir.

And how do you soothe the burn? Kalıp ifadeler

0:10

Peki bu yanmayı nasıl dindirirsiniz?

Kalıp ifadeler

soothe the burn: yanma rahatsızlığını hafifletmek

Soothe the burn, “yanma acısını veya tahrişi daha az şiddetli hâle getirmek” demektir. Burada burn, acılı yiyeceğin oluşturduğu sıcak ve acı verici hissi anlatan bir isimdir; burn fiili değildir. Soothe, rahatsızlığı tamamen ortadan kaldırmaktan çok onu yatıştırmayı anlatır. Doğal olarak the burn, pain, a sore throat veya irritated skin gibi nesneler alabilir.

Alıştırma

Cümleyi soothe the burn kullanarak tamamlayın: After a mild sunburn, aloe gel may help ____.

Cevabı göster

soothe the burn

Why does wasabi make your eyes water? Dilbilgisi

0:12

Neden wasabi gözlerinizi yaşartır?

Dilbilgisi

make your eyes water: make + nesne + fiilin yalın hâli

make your eyes water ifadesinde make, ettirgen bir işlev taşır. Kalıp make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: your eyes nesnedir ve water fiilin yalın hâlidir. Water öncesine to getirilmez. Burada water, tahriş nedeniyle gözlerin yaşarması anlamına gelen bir fiildir; isim olan “su” değildir. Aynı kalıp make me laugh veya make my hands shake örneklerinde olduğu gibi başka tepkilerin ortaya çıkarılmasını da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “gözlerin yaşarması” anlamındaki fiille tamamlayın. make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbını kullanın: The smoke made my eyes ____.

Cevabı göster

water

And how spicy is the spiciest spice?

0:14

Ve en acı baharat ne kadar acıdır?

Let's back up a bit. Anlatım akışı

0:18

Biraz geriye gidelim.

Anlatım akışı

Let's back up a bit: önceki bilgilere döndüren geçiş ifadesi

Let's back up a bit, açıklamayı daha önceki veya daha temel bilgilere döndüren sözlü bir geçiş ifadesidir. Konuşmacı mevcut düşünce akışını durdurur ve devam etmeden önce dinleyiciye gerekli bir tanım ya da başlangıç noktası verir. Burada back up mecazidir; bir aracı geri sürmek veya verilerin kopyasını oluşturmak anlamına gelmez. A bit, bu dönüşü baştan tamamen başlamak yerine küçük ve yumuşak bir geri adım gibi gösterir.

Alıştırma

Bir sunum sırasında, dinleyicilerin sonraki noktadan önce temel bir kuralı bilmesi gerektiğini fark ediyorsunuz. Söylenebilecek en doğal ifade hangisidir?

  1. Let's back up the file before the presentation.
  2. Let's speed up and skip the basic rule.
  3. Let's back up a bit and explain the basic rule first.
Cevabı göster

Let's back up a bit and explain the basic rule first.

First,

0:19

Öncelikle,

what is spiciness?

0:19

acılık nedir?

Even though we often say that something tastes spicy, Dilbilgisi

0:21

Sıklıkla bir şeyin acı bir tadı olduğunu söylesek de,

it's not actually a taste

0:24

bu aslında bir tat değildir

like sweet or salty or sour.

0:26

tatlı, tuzlu veya ekşi gibi.

Dilbilgisi

Even though ... it's not actually ...: önce kabul edip sonra düzeltmek

Even though, yazarın karşıt bir bilgi vermeden önce kabul ettiği bir gerçeği veya yaygın söyleyişi tanıtır. Burada tastes spicy şeklindeki alışılmış ifade kabul edilir ve ardından ana cümle bunun bilimsel sınıflandırmasını düzeltir: acılık, tatlılık, tuzluluk veya ekşilik gibi bir tat değildir. Yapı Even though + yan cümle, ana cümle şeklindedir. İlk fikir doğrudur veya yaygın biçimde kabul edilir, ancak ikinci fikir beklenebilecek şeyden farklıdır. Bu yapı neden değil, karşıtlık bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle yaygın bir adlandırmayı kabul edip ardından onunla çelişen bilimsel sınıflandırmayı doğru biçimde verir?

  1. Because many people call tomatoes vegetables, botanically they are fruits.
  2. Even though many people call tomatoes vegetables, botanically they are fruits.
  3. Even though many people call tomatoes vegetables, but botanically they are fruits.
Cevabı göster

Even though many people call tomatoes vegetables, botanically they are fruits.

Instead,

0:28

Bunun yerine,

what's really happening is that certain compounds in spicy foods Anlatım akışı

0:29

gerçekte olan şey, acı yiyeceklerdeki bazı bileşiklerin

activate the type of sensory neurons Kalıp ifadeler

0:32

bir tür duyusal nöronu aktive etmesidir

called polymodal nociceptors.

0:34

polimodal nosiseptörler denilen.

Anlatım akışı

what's really happening is that: gerçek mekanizmayı açıklamak

What's really happening is that açıklamayı iki bölüm halinde düzenler. What's really happening konuyu, yani gerçek süreci belirtir; that ise bu süreci açıklayan tam cümleyi başlatır: bazı bileşikler duyu nöronlarını etkinleştirir. Burada really yalnızca vurgu eklemez. Instead ile birlikte önceki gündelik düşüncenin yerine daha kesin bir mekanizma koyar. Bu kalıp, bir görünüşten, varsayımdan veya basit adlandırmadan gerçekte olan şeye geçerken kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle görünüşten gerçek sürece geçmek için bu kalıbı en iyi biçimde kullanır?

  1. The screen looks frozen, and the app is still loading data.
  2. The screen looks frozen, but what's really happening is that the app is still loading data.
  3. The screen looks frozen because the app is still loading data.
Cevabı göster

The screen looks frozen, but what's really happening is that the app is still loading data.

Kalıp ifadeler

activate the type of sensory neurons: bir duyu nöronu türünün tepki vermesini sağlamak

Burada activate the type of sensory neurons, “duyuları algılayan bu sinir hücresi grubunun tepki vermeye başlamasını sağlamak” demektir. Bileşikler biyolojik bir sinyali tetikler; nöronları, insanların enerjik olması anlamındaki gündelik “aktif” hâle getirmez. Bilimsel İngilizcede activate; neurons, receptors, cells ve pathways gibi biyolojik hedeflerle doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede activate, duyu nöronlarının tepki vermeye başlamasını sağlamak şeklindeki bilimsel anlamıyla kullanılmıştır?

  1. A mild electric pulse can protect sensory neurons in the hand.
  2. A mild electric pulse can activate sensory neurons in the hand.
  3. A mild electric pulse can locate sensory neurons in the hand.
Cevabı göster

A mild electric pulse can activate sensory neurons in the hand.

You have these all over your body, Kalıp ifadeler

0:37

Bunlar tüm vücudunuzda bulunur,

including your mouth and nose.

0:38

ağzınız ve burnunuz dahil.

Kalıp ifadeler

all over your body: vücudun birçok yerinde

All over your body, “vücudun birçok yerinde” veya “vücudun her tarafında” demektir. Bu cümlede duyu nöronlarının nerede bulunduğunu anlatır; ağız ve burun örnek olarak verilir. all over + yer veya nesne yapısı geniş bir alana dağılmayı anlatır: all over the city, all over the wall veya all over the floor. Burada “tamamen bitmiş” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, defterin birçok yerine yıldız çizildiği anlamına gelir?

  1. Stars are drawn under the notebook.
  2. Stars are drawn all over the notebook.
  3. Stars are drawn beside the notebook.
Cevabı göster

Stars are drawn all over the notebook.

And they're the same receptors

0:40

Ve bunlar aynı reseptörlerdir

that are activated by extreme heat.

0:41

aşırı ısıyla aktive olan.

So when you eat a chili pepper,

0:44

Yani bir acı biber yediğinizde,

your mouth feels like it's burning

0:45

ağzınız yanıyormuş gibi hisseder

because your brain actually thinks it's burning.

0:47

çünkü beyniniz gerçekten yandığını düşünür.

The opposite happens Anlatım akışı

0:50

Bunun tam tersi gerçekleşir

when you eat something with menthol in it.

0:51

içinde mentol olan bir şey yediğinizde.

Anlatım akışı

Karşıtlığa geçiş ifadesi olarak The opposite happens

The opposite happens, az önce açıklanan süreç veya sonuca gönderme yapan ve sıradaki durumun ters yönde işlediğini haber veren kısa bir geçiş ifadesidir. Burada açıklamayı ısı benzeri bir histen serinlik hissine geçirir. The opposite yalnızca karşılaştırılan özelliği belirtir. İki durumun her ayrıntısının tersine döndüğünü iddia etmez.

Alıştırma

Öğrendiğiniz karşıtlık geçişini kullanarak açıklamayı tamamlayın: On this display, pressing the up arrow makes the number increase. ____ when you press the down arrow.

Cevabı göster

The opposite happens

The cool minty compound

0:53

O serin, naneli bileşik

is activating your cold receptors.

0:54

soğuk reseptörlerinizi aktive eder.

When these heat-sensitive receptors are activated,

0:56

Isıya duyarlı bu reseptörler aktive olduğunda,

your body thinks it's in contact with a dangerous heat source Kalıp ifadeler

0:59

vücudunuz tehlikeli bir ısı kaynağıyla temas halinde olduğunu düşünür

Kalıp ifadeler

in contact with: var olan bir temas durumu

In contact with, bir şeye fiziksel olarak dokunmak veya bir şeye maruz kalmak anlamına gelir. Bu cümlede vücut, gerçekte bir ısı kaynağı bulunmamasına rağmen reseptör sinyalini tehlikeli bir ısı kaynağına dokunuyormuş gibi yorumlar. be in contact with + isim yapısında contact bir isimdir. be biçimi durumu anlatır, with ise ilgili nesneyi veya maddeyi belirtir.

Alıştırma

Bir güvenlik raporu, bir sıvının zaten bir çalışanın cildine değmekte olduğunu anlatıyor. Bu mevcut durumu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Contact the worker about the liquid.
  2. The liquid is in contact with the worker's skin.
  3. The liquid came into contact with the worker's skin.
Cevabı göster

The liquid is in contact with the worker's skin.

and reacts accordingly.

1:01

ve buna göre tepki verir.

This is why you start to sweat Anlatım akışı

1:03

İşte bu yüzden terlemeye başlarsınız

and your heart starts beating faster.

1:04

ve kalbiniz daha hızlı atmaya başlar.

Anlatım akışı

This is why + sonuç

This is why + yan cümle, daha önce verilen bir nedeni veya mekanizmayı ardından gelen sonuca bağlar. Bu cümlede this, vücudun tehlikeli bir sıcaklık algılamasına gönderme yaparken terleme ve kalbin daha hızlı atması sonuçlardır. Why burada soru oluşturmaz. İfadenin tamamı, önceki nedenin sonraki sonucu açıkladığını bildiren bir cümledir.

Alıştırma

Hangi cümle çifti önce bir neden belirtip ardından sonucu tanıtmak için This is why kullanıyor?

  1. The battery was empty. This is why the phone shut down.
  2. The battery was empty. This is because the phone shut down.
  3. The phone shut down. This is because the battery was empty.
Cevabı göster

The battery was empty. This is why the phone shut down.

The peppers have elicited the same fight or flight response Kalıp ifadeler

1:06

Biberler aynı 'savaş ya da kaç' tepkisini tetiklemiştir

Kalıp ifadeler

elicit a fight or flight response: savaş ya da kaç tepkisi ortaya çıkarmak

Elicit a response, bir tepkiye neden olmak veya onu ortaya çıkarmak demektir. Burada biberler, vücudun bir tehdit algıladığında verdiği savaş ya da kaç tepkisinin aynısını oluşturmuştur. Bu bağlamda response, sözlü bir yanıt değil, vücudun otomatik tepkisidir. Fight or flight, vücudun tehlikeyle yüzleşmeye veya ondan kaçmaya hazırlanmasını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi elicit fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The interviewer's question ____ a detailed response from the witness.

Cevabı göster

elicited

with which your body reacts to most threats. Dilbilgisi

1:08

vücudunuzun çoğu tehdide karşı verdiği tepkiyle aynı olan.

Dilbilgisi

with which: resmî bir ilgi cümleciğinde öne alınmış edat

with which, daha önce geçen bir şeyi niteleyen ilgi cümleciğini başlatır. Burada which, fight-or-flight response ifadesine gönderme yapar; with ise bedenin tehditlere tepki verirken bu tepkiyi bir yöntem olarak kullandığını gösterir. Daha resmî olan isim + with which + cümlecik yapısında edat, which sözcüğünden önce gelir. Daha az resmî bir anlatımda edat sonda bırakılabilir: the response which your body reacts to most threats with. Bu bir ilgi cümleciği bağlantısıdır, soru değildir.

Alıştırma

İlk cümlenin anlamını koruyarak ikinci cümleyi resmî bir ilgi cümleciği şeklinde tamamlayın: The artist painted the sign with this brush. This is the brush ____ the artist painted the sign.

Cevabı göster

with which

But you may have noticed that not all spicy foods Dilbilgisi

1:11

Ancak fark etmiş olabilirsiniz ki tüm acı yiyecekler

are spicy in the same way.

1:13

aynı şekilde acı değildir.

Dilbilgisi

not all ... in the same way: kısmi olumsuzluk

not all spicy foods are spicy in the same way, kısmi olumsuzluk bildirir. Bütün acılı yiyeceklerin aynı tür acı hissini oluşturduğu yönündeki genel iddiayı reddeder. En az bir fark vardır, ancak bazı yiyecekler yine de benzer şekillerde acı olabilir. not all + çoğul isim + fiil kalıbı, aşırı genellemeyi düzeltmek için kullanışlıdır. Burada in the same way, acılığın oluşma biçiminin veya türünün karşılaştırıldığını gösterir; cümle bazı yiyeceklerin acısız olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlenin en uygun anlamını seçin: Not all routes are equally safe.

  1. Bütün güzergâhlar tam olarak aynı güvenlik düzeyine sahiptir.
  2. Bazı güzergâhlar diğerlerinden daha az güvenli olabilir.
  3. Hiçbir güzergâh güvenli değildir.
Cevabı göster

Bazı güzergâhlar diğerlerinden daha az güvenli olabilir.

And the difference lies in the types of compounds involved. Kalıp ifadeler

1:15

Ve aralarındaki fark, söz konusu olan bileşiklerin türlerinden kaynaklanır.

Kalıp ifadeler

the difference lies in ...: temel fark ... noktasındadır

the difference lies in + isim öbeği veya yan cümle kalıbı, “temel fark ... noktasındadır” anlamına gelir. Bir karşıtlığı açıklayan etkeni doğrudan gösterir. Burada lies, bir şeyin fiziksel olarak bir yerde yatması anlamına gelmez. Bu cümlede söz konusu etken the types of compounds involved, yani sürece katılan bileşik türleridir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “temel fark ... noktasındadır” anlamına gelen dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: Both phones take clear photos; ____ how well they work in low light.

Cevabı göster

the difference lies in

The capsaicin and piperine

1:18

Kapsaisin ve piperin

found in black pepper and chili peppers Dilbilgisi

1:20

karabiberde ve acı biberlerde bulunan

are made up of larger, Öbek fiiller

1:21

daha büyük, daha ağır moleküllerden oluşur

heavier molecules called alkylamides,

1:23

alkilamidler denen

Dilbilgisi

indirgenmiş ilgi cümleciği olarak found in ...

Found in black pepper and chili peppers, capsaicin and piperine ifadesinden sonra gelir ve bu maddeleri niteler. Kısaltılmış, yani indirgenmiş bir ilgi cümleciğidir ve capsaicin and piperine that are found in black pepper and chili peppers biçiminde açılabilir. Burada found bir geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla öbek, bileşiklerin nerede bulunduğunu belirtir. Birinin onları bulma eylemini yaptığını anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede found in, bir şeyin bir yerde veya maddede bulunduğunu belirten indirgenmiş bir ilgi cümleciği olarak kullanılmıştır?

  1. The town was founded in 1890.
  2. The minerals found in this rock are valuable.
  3. The researchers found this rock near the river.
Cevabı göster

The minerals found in this rock are valuable.

Öbek fiiller

are made up of: bir bütünü oluşturan parçaları belirtme

Bu cümlede are made up of, oluşmak anlamındadır. Özne olan capsaicin and piperine bütün olarak sunulur; of sonrasındaki larger, heavier molecules ise bu bütünü oluşturan parçalardır. Bir şeyi oluşturan üyeleri veya parçaları belirtmek için be made up of kullanılır. Burada özne çoğul olduğu için are vardır; tekil özneyle is made up of kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi be made up of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The review team ____ four specialists.

Cevabı göster

is made up of

and those mostly stay in your mouth.

1:25

ve bunlar çoğunlukla ağzınızda kalır.

Mustard, horseradish, and wasabi

1:27

Hardal, yaban turpu ve wasabi

are made up of smaller molecules

1:29

daha küçük moleküllerden oluşur

called isothiocyanates

1:31

izotiyosiyanatlar denen

that easily float up into your sinuses. Kalıp ifadeler

1:33

bunlar sinüslerinize kolayca süzülür.

Kalıp ifadeler

easily float up into your sinuses: yukarı doğru süzülerek sinüslere girmek

Burada easily float up into your sinuses hem hareketi hem de izlenen yolu anlatır. Float, küçük moleküllerin havada hafifçe hareket ettiğini; up, yukarı yönü; into ise sinüslerin içine girdiklerini gösterir. Bu ifade go to ifadesinden daha ayrıntılıdır: up into, yukarı yönü kapalı bir alanın içine geçişle birleştirir. Sinuses, burun boşluğunun çevresindeki hava dolu alanlardır; burnun dış kısmı için kullanılan başka bir sözcük değildir.

Alıştırma

Hangi cümle dumanın yukarı hareket edip tavan arasına girdiğini açıkça belirtir?

  1. The smoke was floating in the attic.
  2. The smoke floated up into the attic.
  3. The smoke floated up to the attic door.
Cevabı göster

The smoke floated up into the attic.

This is why chili peppers burn your mouth

1:36

İşte bu yüzden acı biberler ağzınızı yakar

and wasabi burns your nose.

1:38

ve wasabi burnunuzu yakar.

The standard measure of a food's spiciness Kalıp ifadeler

1:41

Bir yiyeceğin acılığının standart ölçüsü

Kalıp ifadeler

The standard measure of a food's spiciness: bir yiyeceğin acılığının standart ölçüsü

the standard measure of + isim öbeği kalıbı, söz konusu niteliği değerlendirmek için genel kabul gören ölçüt ya da yöntem anlamına gelir. Burada measure bir isimdir; a food's spiciness ise değerlendirilen niteliği belirtir. Bu isim öbeğinin tamamı önce konuyu ortaya koyar. Cümlenin sonraki kısmı daha sonra kullanılan belirli ölçeği, puanı veya yöntemi tanımlayabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: In this study, response time is ____ performance.

Cevabı göster

the standard measure of

is its rating on the Scoville scale, Kültür

1:43

Scoville ölçeğindeki derecesidir,

Kültür

its rating on the Scoville scale: Scoville ölçeğindeki derecesi

Scoville ölçeği, acı biberlerin oluşturduğu yakıcılığı ifade eden standart bir ölçektir. Bir yiyeceğin bu ölçekteki derecesi acılığını gösterir; daha yüksek bir derece genellikle daha fazla acılık anlamına gelir. rating on a scale ifadesinde on, puanı ölçüm sistemine bağlar. Burada scale, dereceli bir ölçüm sistemi demektir; fiziksel boyut veya tartı değildir.

Alıştırma

its rating on the Scoville scale size neyi söyler?

  1. Yiyeceğin ne kadar büyük olduğu.
  2. Yiyeceğin kabul görmüş bir acılık ölçeğine göre ne kadar acı olduğu.
  3. Yiyeceğin mutfak tartısında kaç kilo geldiği.
Cevabı göster

Yiyeceğin kabul görmüş bir acılık ölçeğine göre ne kadar acı olduğu.

which measures how much its capsaicin content

1:44

bu, kapsaisin içeriğinin ne kadar

can be diluted Dilbilgisi

1:46

seyreltilebileceğini ölçer

before the heat is no longer detectable to humans.

1:47

insanlar tarafından acılık artık hissedilmez olana dek.

Dilbilgisi

can be diluted before ... is no longer detectable: algılama eşiği

Can be diluted, kiplik fiili içeren edilgen bir yapıdır: madde seyreltme işlemine uğrar ve bu işlemi kimin yaptığı önemli değildir. How much, seyreltmenin derecesini sorar. Before yan cümlesi bir algılama eşiğini gösterir. Seyreltme, insanların heat olarak ifade edilen acılık hissini artık algılayamadığı noktaya kadar sürebilir. Burada before yalnızca iki olayın zaman sırasını değil, bir sınırı belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, seyreltmenin görünürlük sınırına kadar devam edebileceğini anlatır?

  1. The dye can be diluted many times before its color is no longer visible.
  2. Diluting the dye makes its color easier to see forever.
  3. The dye must become invisible before anyone can dilute it.
Cevabı göster

The dye can be diluted many times before its color is no longer visible.

A sweet bell pepper gets zero Scoville heat units, Kelime

1:50

Tatlı bir dolmalık biberin Scoville acılık birimi sıfırdır,

Kelime

gets zero Scoville heat units: ölçüm sonucu bildiren get

Burada gets, bir şeyin puan alması veya ona ölçülmüş bir değer verilmesi anlamına gelir. Biber fiziksel olarak bir nesne edinmez; ölçek ona sıfır sonucunu verir. Get fiilinin bu kullanımı puanlar, değerlendirmeler, notlar ve test sonuçlarıyla yaygındır. Örneğin bir tasarım get five stars, bir cevap da get zero points olabilir. Scoville heat units acılık düzeyini ölçer; yiyeceğin gerçek sıcaklığını ölçmez.

Alıştırma

Hangi cümlede get, bir puan veya ölçüm sonucu almak anlamındadır?

  1. The design gets zero points for durability.
  2. The train gets to the station at noon.
  3. The technician gets a clean cup from the shelf.
Cevabı göster

The design gets zero points for durability.

while Tabasco sauce clocks in Kelime

1:53

oysa Tabasco sosu

between 1,200 and 2,400 units.

1:54

1.200 ile 2.400 birim arasında ölçülür.

Kelime

clocks in between ... units: ölçülen bir aralığı bildirmek

Burada clocks in, “ölçülen değeri belirli bir sayı olmak” anlamındadır; between 1,200 and 2,400 units alt ve üst sınırı verir. clocks in between A and B yapısı, bir ölçümün belirli bir aralıkta olduğunu bildirir. Sayılar ve birimler, clock in ifadesinin burada ölçüm anlamında kullanıldığını gösterir; iş yerindeki “işe başlama saatini kaydetmek” anlamında değildir. Tek bir değer için genellikle clocks in at + sayı kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede clock in ölçülen bir değeri bildirmek için kullanılmıştır?

  1. The package clocks in at 2.3 kilograms.
  2. The clock in the lobby stopped at two.
  3. Employees clock in before their shift.
Cevabı göster

The package clocks in at 2.3 kilograms.

The race to create the hottest pepper Kelime

1:57

En acı biberi yaratma yarışı

Kelime

The race to create ...: bir hedefe ulaşma rekabeti

Burada race mecaz anlamdadır: aynı hedefe ulaşmaya çalışan kişiler veya gruplar arasındaki rekabeti ifade eder, gerçek bir koşu yarışı değildir. to create the hottest pepper mastar öbeği yarışın hedefini belirtir. the race to + fiilin yalın hâli yapısı genellikle aciliyet ile ilk olma veya en iyi sonucu elde etme isteğini ima eder. Bilim, iş dünyası, teknoloji veya ürün geliştirme konularında yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede race bir hedefe ulaşma rekabetini anlatan mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The lab closed early after the meeting.
  2. Several runners are racing around the track.
  3. Several labs are in a race to develop a faster test.
Cevabı göster

Several labs are in a race to develop a faster test.

is a constant battle, Deyimler

1:59

sürekli bir savaştır,

Deyimler

a constant battle: süren zorlu bir mücadele

A constant battle, devam eden zorlu bir rekabeti, sorunu veya çabayı savaş olarak anlatan bir mecazdır. Constant, bunun her saniye gerçekleştiği anlamına gelmek zorunda değildir; o kadar sık tekrarlanan bir şeyi de anlatabilir ki sürekli ilgilenmek gerekiyormuş gibi gelir. Burada biber çeşitleri geliştiren kişiler arasındaki süregelen rekabeti anlatır. Battle gerçek bir savaşı ifade etmez.

Alıştırma

Süren zorlu bir mücadele anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Keeping weeds out of the garden ____.

Cevabı göster

is a constant battle

but two peppers generally come out on top. Deyimler

2:00

ama genelde iki biber zirveye çıkar.

Deyimler

come out on top: kazanan olarak çıkmak

Come out on top, bir rekabetin, karşılaştırmanın veya zorluğun ardından kazanan ya da önde olan taraf olmak anlamına gelir. Come out sonucun belirginleşmesine, on top ise avantajlı konuma odaklanır. Bu cümlede iki biber genellikle diğerlerinden daha üst sırada yer alır. Burada bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyin üst kısmından çıkması söz konusu değildir.

Alıştırma

Lina'nın son kazanan olduğunu anlatmak için ders ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After three close rounds, Lina ____.

Cevabı göster

came out on top

The Trinidad Moruga Scorpion

2:03

Trinidad Moruga Akrebi

and the Carolina Reaper.

2:04

ve Carolina Azraili.

These peppers measure

2:06

Bu biberlerin acılığı

between 1.5 and 2 million Scoville heat units,

2:07

1.5 ile 2 milyon Scoville acılık birimi arasındadır,

which is about half the units Dilbilgisi

2:11

ki bu da yaklaşık olarak

found in pepper spray.

2:12

biber gazında bulunan birimlerin yarısıdır.

Dilbilgisi

about half the units found in ...: karşılaştırma ölçütü eklemek

About half the units, bu biberlerin Scoville değerinin biber gazının değerinin yaklaşık %50'si olduğunu belirtir. Units, Scoville ısı birimlerini ifade eder; yani burada sıvı miktarları değil, acılık değerleri karşılaştırılır. Found in pepper spray, units sözcüğünü niteler. units that are found in pepper spray anlamına gelen kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve karşılaştırma ölçütünü belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle about half + ölçüm + karşılaştırma ölçütünü belirten geçmiş zaman ortaç öbeği yapısını kullanır?

  1. The new lamp uses about half the electricity consumed by the old model.
  2. The old model consumed electricity for about half an hour.
  3. The new lamp is about half as tall as the old model.
Cevabı göster

The new lamp uses about half the electricity consumed by the old model.

So why would anyone want to eat something Anlatım akışı

2:14

Peki ama bir insan neden

that causes such high levels of pain?

2:16

bu kadar yüksek seviyede acıya sebep olan bir şeyi yemek istesin ki?

Anlatım akışı

why would anyone want to ...?: retorik bir soruyla geçiş yapmak

Why would anyone want to ...?, anlaşılması zor görünen bir seçim karşısındaki şaşkınlığı ifade eder. Buradaki would, kişinin olası isteğini veya motivasyonunu sorgular; gelecek zamanı belirtmez. Bu soru açıklamayı da düzenler. So, soruyu çok acı biberlerin ağrıya neden olduğuna dair önceki bilgiye bağlar; retorik soru da bu bilgiyi konuşmacının daha sonra yanıtlayabileceği bir soruna dönüştürür.

Alıştırma

Why would anyone want to eat ...? bu açıklamada ne işe yarar?

  1. Dinleyicilere ağrı veren yiyecekleri yemeleri gerektiğini söyler.
  2. Konuşmacının daha sonra yanıtlayabileceği şaşırtıcı bir soru ortaya koyar.
  3. Gelecekte herkesin ağrı veren yiyecekler yiyeceğini öngörür.
Cevabı göster

Konuşmacının daha sonra yanıtlayabileceği şaşırtıcı bir soru ortaya koyar.

Nobody really knows when or why Dilbilgisi

2:19

İnsanların acı biber yemeye ne zaman veya neden başladığını

humans started eating hot peppers.

2:21

kimse gerçekten bilmiyor.

Dilbilgisi

Nobody really knows when or why ...: dolaylı soru dizilişi

Nobody really knows when or why humans started... cümlesinde when ve why dolaylı soruları başlatır. Dinleyiciye doğrudan soru sormak yerine, knows fiilinden sonra bilinmeyen bilgileri belirtirler. Or, zaman ve neden olmak üzere iki bilinmeyeni bağlar. Dolaylı soruda humans started gibi düz cümle dizilişi kullanılır; did humans start kullanılmaz. I wonder, Can you explain ve I'm not sure gibi ifadelerden sonra da aynı diziliş kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede dolaylı soru için doğru sözcük dizilişi kullanılmıştır?

  1. Nobody knows why did the machine stop.
  2. Nobody knows why stopped the machine.
  3. Nobody knows why the machine stopped.
Cevabı göster

Nobody knows why the machine stopped.

Archaeologists have found spices like mustard

2:23

Arkeologlar hardal gibi baharatlar buldular

along with human artifacts

2:25

insan yapımı eserlerle birlikte

dating as far back as 23,000 years ago, Kalıp ifadeler

2:26

23.000 yıl öncesine kadar uzanan,

Kalıp ifadeler

dating as far back as 23,000 years ago: 23.000 yıl öncesine kadar uzanmak

dating as far back as 23,000 years ago sıfat-fiil grubu human artifacts ifadesini niteler. Burada date, “belirli bir döneme ait olmak veya kökeni o döneme dayanmak” anlamındadır; “romantik bir buluşmaya çıkmak” anlamında değildir. İfade, human artifacts that date as far back as 23,000 years ago biçiminde genişletilebilir. As far back as, zamanın ne kadar uzak olduğunu vurgular. Çoğu zaman bir aralıktaki bilinen veya mümkün olan en eski noktayı verir; bu nedenle her eserin tam olarak 23.000 yıllık olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “en erken şu döneme kadar uzanan” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The library owns maps ____ the 1500s.

Cevabı göster

dating as far back as

but they don't know whether the spices were used for food Dilbilgisi

2:29

ama bu baharatların yiyecek için mi kullanıldığını

or medication or just decoration.

2:31

yoksa ilaç veya sadece dekorasyon amaçlı mı olduğunu bilmiyorlar.

Dilbilgisi

whether ... or ... or ... ile birden fazla belirsiz olasılığı belirtme

whether the spices were used for food or medication or just decoration bölümünde whether, henüz bilinmeyen bilgiyi başlatır. or ile bağlanan üç ifade, olası farklı kullanım amaçlarını gösterir; whether yalnızca iki olasılıkla sınırlı değildir. Bu yan cümle don't know ifadesinden sonra cümle içine yerleştirildiği için soru dizilişi olan were the spices used yerine düz cümle dizilişi olan the spices were used kullanılır. Just, son olasılığı ‘yalnızca süsleme’ anlamıyla sınırlar.

Alıştırma

Hangi cümle, don't know ifadesinden sonra whether kullanarak üç olası varış noktasını doğru biçimde sıralar?

  1. We don't know whether does the trail lead to the lake, the village, or the old bridge.
  2. We know whether the trail leads to the lake, the village, or the old bridge.
  3. We don't know whether the trail leads to the lake, the village, or the old bridge.
Cevabı göster

We don't know whether the trail leads to the lake, the village, or the old bridge.

More recently,

2:34

Daha yakın zamanlarda,

a 6,000-year-old crockpot lined with charred fish and meat Notlar

2:34

kömürleşmiş balık ve etle kaplı 6.000 yıllık bir güveç kabı

also contained mustard.

2:37

aynı zamanda hardal içeriyordu.

Dilbilgisi

a 6,000-year-old crockpot: adlardan önce sayı-birim birleşik sıfatları

6,000-year-old, crockpot sözcüğünden önce tek bir birleşik sıfat olarak görev yapar ve kabın 6.000 yıllık olduğunu belirtir. Kısa çizgiler, bu sözcüklerin adı birlikte nitelediğini gösterir. Adın önündeki bu yapıda birim tekil kalır: years değil, year kullanılır. Yaş be fiilinden sonra söylendiğinde kısa çizgisiz normal yapı kullanılır: The crockpot is 6,000 years old.

Alıştırma

'300 years old' anlamındaki birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: The museum displayed a ____ map.

Cevabı göster

300-year-old

Kalıp ifadeler

lined with charred fish and meat: yanmış kalıntılarla kaplı iç yüzey

lined with ... ifadesinde line, “bir şeyin iç yüzeyini bir katman ya da malzemeyle kaplamak” demektir. Burada ifade, pişirme kabının iç yüzeyinde kömürleşmiş balık ve et kalıntıları bulunduğunu anlatır. “Sıraya girmek” anlamında değildir. Charred, “yanıp koyulaşmış ya da kararmış” demektir. İfadenin tamamı crockpot sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortaçlı bir öbektir; a crockpot that was lined with charred fish and meat şeklinde açılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede lined with, bir şeyin içini kaplayan bir malzemeyi anlatır?

  1. The lunch box was lined with a layer of foil.
  2. The runners lined up with their teammates.
  3. Tall trees lined the road beside the farm.
Cevabı göster

The lunch box was lined with a layer of foil.

One theory says that humans started adding spices to food Kalıp ifadeler

2:39

Bir teori, insanların yiyeceklere baharat eklemeye

to kill off bacteria, Öbek fiiller

2:42

bakterileri öldürmek için başladığını söyler,

Kalıp ifadeler

started adding spices to food: start + -ing ve add A to B

Add A to B, “A’yı B’ye eklemek” demektir. A yeni eklenen şeydir; B ise onu alan şeydir. adding spices to food ifadesinde spices A, food ise B’dir. Started adding, etkinliğin başladığını göstermek için start + -ing yapısını kullanır. start sözcüğünden sonra çoğu zaman mastar da kullanılabilir, ancak bu cümlede başlayan etkinliği adlandırmak için adding kullanılmıştır.

Alıştırma

Eksik iki sözcükle add A to B yapısını tamamlayın: When the soup tasted bland, the chef started ____ herbs ____ the soup.

Cevabı göster

adding · to

Öbek fiiller

to kill off bacteria: menekankan tersingkirnya suatu kelompok

Burada kill off, bir canlı grubunun tamamını veya büyük bir bölümünü yok etmek anlamına gelir. Off parçacığı yön bildirmez; grubun ortadan kaldırıldığı veya sonuçta yok olduğu fikrini güçlü biçimde vurgular. to kill off bacteria mastar öbeği, baharat eklemenin amacını belirtir: teoriye göre insanlar bakterileri azaltmak veya yok etmek için baharat eklemiştir.

Alıştırma

Hangi cümlede kill off, bir grubun birçok üyesinin öldüğünü vurgulamak için kullanılmıştır?

  1. The vet killed a tick on the dog's ear.
  2. A sudden disease killed off nearly all the fish in the pond.
  3. The hikers walked off the trail.
Cevabı göster

A sudden disease killed off nearly all the fish in the pond.

and some studies show that spice developed mostly in warmer climates Anlatım akışı

2:43

ve bazı araştırmalar baharatın çoğunlukla daha sıcak iklimlerde geliştiğini gösteriyor,

Anlatım akışı

some studies show that: menyajikan bukti dari sebagian penelitian

Some studies show that ... kanıt sunmaya yarayan bir çerçevedir. Önce bilgilerin kaynağı olarak araştırmaları belirtir, ardından that yan cümlesi bu araştırmaların desteklediği bulguyu açıklar. Some, iddiayı araştırmaların bir bölümüyle sınırlar; dolayısıyla cümle tüm araştırmaların aynı fikirde olduğunu söylemez. Show that aktarılan bulguyu oldukça güvenli biçimde sunar, ancak bunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Değerlendirin: 'Some studies show that X' ile 'All studies prove that X.' aynı güçte bir iddiadır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

where microbes also happen to be more prevalent. Kalıp ifadeler

2:47

orası aynı zamanda mikropların da daha yaygın olduğu yerlerdir.

Kalıp ifadeler

happen to be more prevalent: tesadüfi bir gerçeği ek bilgi olarak sunmak

happen to + fiilin yalın hâli yapısında happen to be, genellikle beklenmedik, tesadüfi veya ek bilgi niteliğindeki bir durum için “öyle olduğu ortaya çıkmak” ya da “tesadüfen öyle olmak” anlamına gelir. Burada mikropların daha yaygın olması, sıcak iklimlerle örtüşen ek bir gerçek olarak sunulur; mikropların önce “gerçekleşip” sonra yaygınlaştığı anlamına gelmez. Prevalent, bir şeyin belirli bir yerde veya grupta yaygın olduğunu belirten resmî bir sıfattır. More prevalent karşılaştırma biçimidir: mikroplar sıcak iklimlerde kıyaslanan yerlere göre daha yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle, rahatsızlığın tesadüfen kıyı bölgelerinde daha yaygın olduğunu söyler?

  1. The condition has to be more prevalent in coastal areas.
  2. The condition happens to become more prevalent in coastal areas.
  3. The condition happens to be more prevalent in coastal areas.
Cevabı göster

The condition happens to be more prevalent in coastal areas.

But why we continue to subject ourselves Kalıp ifadeler

2:50

Fakat bugün neden hala

to spicy food today

2:52

kendimizi acı yiyeceklere maruz bırakmaya devam ettiğimiz

Kalıp ifadeler

continue to subject ourselves to ...: bir şeye gönüllü olarak katlanmayı sürdürmek

Subject someone to something, birine genellikle hoş olmayan, zorlayıcı veya zarar verme ihtimali bulunan bir şeyi yaşatmak anlamına gelir. Ourselves, we öznesine geri döndüğü için eylemi seçen ve etkisini yaşayan kişiler aynıdır. Continue to eylemin sürmekte olduğunu gösterir. Continue to eat spicy food ifadesine kıyasla continue to subject ourselves to spicy food, acılığı insanların gönüllü olarak katlandığı bir sınav veya yoğun bir uyarıcı gibi sunar; bu da biraz dramatik ya da mizahi bir ton yaratır.

Alıştırma

Hangi cümlede subject oneself to, bilerek kabul edilen hoş olmayan bir deneyim için doğru kullanılmıştır?

  1. We chose to enjoy another round of difficult interviews.
  2. We chose to subject ourselves to another round of difficult interviews.
  3. We chose to protect ourselves from another round of difficult interviews.
Cevabı göster

We chose to subject ourselves to another round of difficult interviews.

is still a bit of a mystery. Kalıp ifadeler

2:53

biraz gizemini koruyor.

Kalıp ifadeler

is still a bit of a mystery: belirsizliği yumuşatarak anlatmak

Be a mystery, nedenin ya da yanıtın henüz açık olmadığı anlamına gelir. Still, net bir açıklamanın bulunmaması durumunun bugüne kadar sürdüğünü gösterir. A bit of ifadeyi yumuşatır: konu bir ölçüde gizemlidir, ancak mutlaka tamamen açıklanamaz değildir. Bu yapıda a bit of belirsizliğin derecesini anlatır; fiziksel olarak küçük bir parça anlamına gelmez.

Alıştırma

Nedenin hâlâ bir ölçüde belirsiz olduğunu anlatmak için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The cause of the strange signal ____.

Cevabı göster

is still a bit of a mystery

For some people,

2:55

Bazı insanlar için,

eating spicy food is like riding rollercoasters. Deyimler

2:56

acı yiyecekler yemek hız trenine binmek gibidir.

Deyimler

eating ... is like riding ...: benzetme kurmak

X is like Y bir benzetme kurar: X ile Y'nin önemli bir özelliği paylaştığını söyler, ancak ikisinin kelimesi kelimesine aynı olduğunu söylemez. Burada eating spicy food ve riding rollercoasters, nispeten güvenli bir ortamda rahatsız edici veya korkutucu ama aynı zamanda heyecan verici olabilen deneyimler olarak karşılaştırılır. İki tarafta da etkinlikleri adlandıran isim-fiil öbekleri vardır: eating spicy food ve riding rollercoasters. Aynı biçimlerin kullanılması iki etkinliği karşılaştırmayı kolaylaştırır; kalıp Activity A + be + like + Activity B şeklinde başka durumlara da uygulanabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, iki etkinliğin kelimesi kelimesine aynı olduğunu söylemeden onları be like ile karşılaştırır?

  1. Learning a language likes training for a long race.
  2. Learning a language is a long race in every literal sense.
  3. Learning a language is like training for a long race.
Cevabı göster

Learning a language is like training for a long race.

They enjoy the ensuing thrill Kelime

2:58

O anlık his nahoş olsa bile

Kelime

ensuing thrill: bir olayın ardından gelen heyecan

Ensuing, “ardından gerçekleşen ve çoğu zaman az önce olan şeyin sonucu olarak ortaya çıkan” anlamına gelir. Thrill sözcüğünü niteler; bu nedenle ensuing thrill, önceki deneyimden sonra ortaya çıkan heyecanı veya güçlü duyguyu anlatır. Bu sözcük bir sıranın iki bölümünü birbirine bağlar: önce bir olay gerçekleşir, ardından heyecan ortaya çıkar. Sonraki duygu, ilk olayın sonucu olarak da anlaşılabilir.

Alıştırma

Gecikme fırtınadan sonra gerçekleşmiş ve onun sonuçlarından biri olmuşsa cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? The storm and the ____ delay disrupted travel.

  1. pleasant
  2. upcoming
  3. ensuing
Cevabı göster

ensuing

even if the immediate sensation is unpleasant. Dilbilgisi

3:00

ardından gelen heyecandan keyif alırlar.

Dilbilgisi

even if ... is unpleasant: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Even if, olası veya varsayılan bir koşulu belirtir ve buna rağmen ana düşüncenin geçerli kaldığını anlatır. Burada o anki hissin hoş olmaması, insanların daha sonra gelen heyecandan keyif aldığı düşüncesini geçersiz kılmaz. Tam yapı “ana ifade + even if + koşul” şeklindedir. Even if ödünleme anlamı taşır: “Bu doğru olabilir ama sonuç yine de değişmez” demektir.

Alıştırma

Soğuk hava olasılığının planı değiştirmeyeceğini gösteren iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: We will go to the park ____ the weather is cold.

Cevabı göster

even if

Some studies have even shown that those who like to eat hot stuff Kelime

3:03

Bazı araştırmalar acı şeyler yemeyi sevenlerin

Kelime

Bağlam içinde acılı yiyecek anlamındaki hot stuff

Bu yemek bağlamında hot stuff, acılı yiyecekler demektir. Eat fiili, stuff sözcüğünün yiyeceğe gönderme yaptığını gösterir; hot ise yemeğin sıcaklığını değil, biberin ya da keskin baharatların yakıcı acılığını anlatır. Stuff, şeyleri genel olarak anlatan gündelik ve sayılamayan bir sözcüktür. Burada belirli bir yemeğin adı verilmediği için hot stuff genel olarak yenebilen acılı şeyleri ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede hot stuff ne anlama geliyor: They like to eat hot stuff.?

  1. sıcak yiyecekler
  2. acılı yiyecekler
  3. popüler ürünler veya içerikler
Cevabı göster

acılı yiyecekler

are more likely to enjoy other adrenaline-rich activities Dilbilgisi

3:06

adrenalin dolu diğer aktivitelerden de keyif alma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermiştir,

Dilbilgisi

more likely to enjoy: daha güçlü hoşlanma değil, daha yüksek olasılık

Be more likely to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyi yapma olasılığının daha yüksek olduğunu belirtir. More likely to enjoy ifadesinde enjoy eylemdir; likely ise bu eylemin gerçekleşme olasılığını açıklar. More bir karşılaştırma oluşturur; karşılaştırılan grup aynı yan cümlede belirtilmese de bu anlam korunur. Kalıp şöyledir: özne + be + more likely + to + fiilin yalın hâli: They are more likely to try it.

Alıştırma

‘Bir şeyi yapma olasılığı daha yüksek olmak’ anlamındaki yapıyla cümleyi tamamlayın: People who plan ahead are ____ finish on time.

Cevabı göster

more likely to

like gambling.

3:09

kumar oynamak gibi.

The taste for spicy food may even be genetic. Kelime

3:10

Acı yiyeceklere duyulan tat zevki genetik bile olabilir.

Kelime

The taste for spicy food: taste for ile tercih anlatmak

Bu ifadede taste, hoşlanma veya tercih anlamındadır; for ise kişinin neyi sevdiğini gösterir. Bu yüzden The taste for spicy food, acılı yiyeceklerin kendi tadını değil, acılı yiyeceklerden hoşlanma eğilimini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı taste for + isim şeklindedir; örneğin a taste for jazz veya a taste for adventure. Hangi belirleyicinin kullanılacağı bağlama bağlıdır; buradaki The, daha önce sözü edilen belirli tercihi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede taste bir tercihi ifade ediyor?

  1. Ravi has developed a taste for jazz.
  2. Ravi disliked the taste of the medicine.
  3. The lemon changed the taste of the soup.
Cevabı göster

Ravi has developed a taste for jazz.

And if you're thinking about training a bit

3:13

Ve eğer acıya olan toleransınızı artırmak için

to up your tolerance for spice, Kelime

3:15

biraz eğitim yapmayı düşünüyorsanız,

Kelime

up your tolerance for spice: fiil olarak up

Burada up, artırmak veya yükseltmek anlamında geçişli bir fiildir. Nesnesi your tolerance, for spice ise neye dayanıldığını gösterir. İfade, acılı yiyeceklerin verdiği yakıcı hissi veya rahatsızlığı kaldırabilme yeteneğini artırmak demektir. Burada söz konusu olan tercih değil, dayanma gücüdür: Bir kişi acılı yiyecekleri özellikle sevmeden de acıya karşı yüksek toleransa sahip olabilir.

Alıştırma

Up sözcüğünü fiil olarak ve tolerance for spice ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Trying small amounts of spicy food regularly can ____.

Cevabı göster

up your tolerance for spice

know this.

3:17

şunu bilmelisiniz.

According to some studies, Anlatım akışı

3:18

Bazı araştırmalara göre,

Anlatım akışı

According to some studies: dış kaynağı belirtmek

According to some studies, ardından gelen iddianın kaynağını tanıtır. Bilginin yalnızca konuşanın kişisel görüşünden değil, dışarıdaki araştırmalardan geldiğini gösterir. Some, iddianın kapsamını sınırlar: bazı araştırmaların bunu desteklediğini, bütün araştırmaların aynı fikirde olduğunu değil, anlatır. Bu kaynak çerçevesi bir sonucu daha temkinli sunmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi başlangıç bir raporu iddianın dış kaynağı olarak doğru biçimde gösterir?

  1. In my opinion the report, air quality improved last year.
  2. According to me, air quality improved last year.
  3. According to the report, air quality improved last year.
Cevabı göster

According to the report, air quality improved last year.

the pain doesn't get any better. Kalıp ifadeler

3:19

acı hissi hiç azalmıyor.

Kalıp ifadeler

pain doesn't get any better: hiç iyileşme olmaması

Pain doesn't get any better ifadesinde get better, iyileşmek veya şiddeti azalmak anlamına gelir. Pain özne olduğunda bu ifade ağrının hafiflemediğini söyler; better burada daha yetenekli veya daha kaliteli demek değildir. Any, olumsuzluğu güçlendirir: doesn't get any better hiçbir iyileşme olmadığını, en küçük bir düzelme bile görülmediğini belirtir. Aynı yapı iyileşmeyen bir sorun, belirti veya durum için de kullanılabilir.

Alıştırma

Maya bir saat dinlendikten sonra "The pain doesn't get any better." diyor. Ne demek istiyor?

  1. Kişi daha becerikli hâle geldi.
  2. Ağrı hiç iyileşmedi.
  3. Ağrı tamamen kayboldu.
Cevabı göster

Ağrı hiç iyileşmedi.

You just get tougher. Dilbilgisi

3:21

Sadece siz daha da dayanıklı hale geliyorsunuz.

Dilbilgisi

You just get tougher: değişimi anlatan get + sıfat yapısı

Get + sıfat bir durum değişimini anlatır. Get tougher, “daha dayanıklı hâle gelmek”, yani acıya, baskıya veya zorluğa daha iyi dayanabilmek demektir. Bu cümlede tougher, mutlaka fiziksel olarak güçlenmeyi değil, dayanma kapasitesinin artmasını anlatır. Just, açıklamayı sınırlandırıp düzeltir: acı hissi azalmamıştır; değişen sensindir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “zorluklarla daha iyi başa çıkabilir hâle gelmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After each demanding practice, you ____.

Cevabı göster

get tougher

In fact,

3:23

Aslında,

researchers have found

3:23

araştırmacılar keşfettiler ki

that people who like to eat spicy foods

3:24

acı yiyecekler yemeyi seven insanlar

don't rate the burn any less painful Dilbilgisi

3:26

yanma hissini, acı sevmeyenlere göre

Dilbilgisi

don't rate the burn any less painful: daha düşük olmayan acı değerlendirmesi

Burada rate, “değerlendirmek veya puanlamak” anlamındadır; hız gibi bir ölçüyü ifade eden rate değildir. rate + nesne + sıfat yapısı bir değerlendirme bildirir: the burn değerlendirilen şeydir, painful ise değerlendirme sonucunu açıklar. don't ... any less painful yapısında any, olumsuz karşılaştırmayı güçlendirir: acı değerlendirmeleri karşılaştırma grubunun değerlendirmesinden hiç de düşük değildir. Yanma hissini yine acı verici bulurlar; cümle, hiç acı hissetmedikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: In a survey, experienced hikers don't rate the steep trail any less difficult than beginners do. Bu ne anlama gelir?

  1. Onların zorluk değerlendirmesi yeni başlayanların değerlendirmesinden düşük değildir.
  2. Yol için hiçbir değerlendirme yapmazlar.
  3. Yolu yeni başlayanlardan daha düşük bir zorluk düzeyinde değerlendirirler.
Cevabı göster

Onların zorluk değerlendirmesi yeni başlayanların değerlendirmesinden düşük değildir.

than those who don't. Dilbilgisi

3:29

daha az acı verici olarak değerlendirmiyor.

Dilbilgisi

than those who don't: bir gruba gönderim ve fiil öbeği eksiltisi

Bir karşılaştırmada those who, “... yapan kişiler” anlamına gelir. Buradaki those who don't, acı yiyecekler yemeyi sevmeyen kişileri belirtir. Don't yardımcı fiili, daha önce geçen like to eat spicy foods fiil öbeğinin yerini alır. Anlam açıksa İngilizcede yardımcı fiilden sonra bu öbek tekrarlanmayabilir. Bu nedenle cümle bağlam içinde tamamlanmıştır; yarıda kesilmiş değildir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı those who ve check their mirrors regularly ifadesinin yerini alan bir yardımcı fiille tamamlayın: Drivers who check their mirrors regularly make fewer mistakes than ____.

Cevabı göster

those who don't

They just seem to like the pain more. Dilbilgisi

3:30

Sadece acıyı daha çok seviyor gibi görünüyorlar.

Dilbilgisi

seem to like the pain: temkinli bir çıkarım

Seem to + fiilin yalın hâli, tamamen kesin bir gerçek yerine bir izlenim veya çıkarım bildirir. Seem to like the pain ifadesinde kanıtlar, acı hissinden hoşlandıklarını düşündürür; ancak konuşan kişi şüphe payı bırakır. Bu ifade onların acıya karşı görünen tutumunu anlatır; acıyı daha az hissettikleri anlamına gelmez. Gözlemler bir sonucu desteklediği hâlde kanıtlamadığında bu temkinli yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Kanıtlar hâlâ sınırlı. Hangi cümle en temkinli iddiayı bildiriyor?

  1. The new treatment has no possible effect on headaches.
  2. The new treatment definitely eliminates headaches.
  3. The new treatment seems to reduce headaches.
Cevabı göster

The new treatment seems to reduce headaches.

So torment your heat receptors all you want, Ton ve niyet

3:33

Bu yüzden ısı reseptörlerinize istediğiniz kadar eziyet edin,

Ton ve niyet

torment your heat receptors all you want ile şakacı bir kabulleniş

Bu cümlede torment bilerek abartılı kullanılır: acılı yiyecekler yemek, ısı reseptörlerine acı çektirmekmiş gibi şakayla anlatılır. Bu, vücuda zarar vermeye yönelik gerçek bir talimat değildir. Fiil öbeği + all you want kalıbı, bir şeyi istediğiniz kadar yapabileceğiniz anlamına gelir. Ardından karşıt bir sonuç geldiğinde ödün veren bir anlam taşır: istersen yap, ama birazdan söylenecek sonuç yine de geçerli olacaktır. Bu yüzden sıcak bir izin değil, şakacı veya meydan okuyan bir ifade gibi duyulabilir.

Alıştırma

"torment your heat receptors all you want," ifadesindeki all you want büyük olasılıkla ne anlatır?

  1. Şakacı bir kabulleniş: istersen yap, ama sonraki sonuç yine de geçerli
  2. Eylemin sonsuza kadar sürmesini gerektiren bir kural
  3. Hiçbir çekince içermeyen sıcak bir teşvik
Cevabı göster

Şakacı bir kabulleniş: istersen yap, ama sonraki sonuç yine de geçerli

but remember,

3:35

ama unutmayın,

when it comes to spicy food, Anlatım akışı

3:36

söz konusu acı yiyecekler olduğunda,

Anlatım akışı

when it comes to spicy food ile konuyu sınırlandırma

When it comes to spicy food, acılı yiyecekler hakkında veya acılı yiyecekler alanında demektir. Ardından gelen ifadenin sınırını belirler; böylece dinleyici, sonucun genel olarak her şeye değil bu konuya uygulandığını anlar. Yeniden kullanılabilen kalıp when it comes to + isim, zamir veya -ing biçimidir. Burada konu belirten bir ifadedir; bir şeyin gerçekten gelmesi veya bir yere ulaşması anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi burada öğrendiğiniz konu belirleme ifadesiyle tamamlayın: ____ online privacy, strong passwords are only the first step.

Cevabı göster

When it comes to

you're going to get burned. Deyimler

3:37

mutlaka yanacaksınız.

Deyimler

you're going to get burned: acının yakıcılığı ve mecazi zarar

Get burned genellikle iki anlama gelir: fiziksel olarak ateşten veya sıcaktan zarar görmek ve mecazi olarak bir risk, hata ya da yanlış kişiye güvenme yüzünden zarar görmek. Bu acılı yiyecek bağlamında burn, gerçek bir yanık olması gerekmeksizin acının sıcak ve yakıcı hissini çağrıştırırken ifadenin tamamı aynı zamanda sonuçlarına katlanmayı anlatır. You're going to, bu sonucu gerçekleşmesi kuvvetle beklenen bir şey olarak sunar. Cümlenin burned ile bitmesi, videoda tekrarlanan acının yakıcılığı fikrine geri döner ve konuyu eğlenceli bir çift anlamla kapatır.

Alıştırma

Özgün cümlede burned neden çift anlam oluşturuyor?

  1. Hem acılı yiyeceğin verdiği yakıcı acıyı hem de sonuçlarına katlanma fikrini çağrıştırır.
  2. Yalnızca yiyeceğin soğuduğunu söyler.
  3. Yalnızca bir şeyin gerçekten alev aldığını söyler.
Cevabı göster

Hem acılı yiyeceğin verdiği yakıcı acıyı hem de sonuçlarına katlanma fikrini çağrıştırır.