Ya Ay'a Nükleer Bomba Atarsak?: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Ay'daki 100 megatonluk bir termonükleer patlama, atmosfer yokluğunun ısıyı, radyasyonu, Ay depremini, enkazı ve kirlenmeyi nasıl değiştirdiğini; yörüngenin ise neredeyse aynı kaldığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “What would happen if we were to” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: gerçeklikten uzak bir varsayım kurup olası sonuçlara geçmek. 2. “the atmosphere fights back against” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: atmosfer direncini kişileştiren anlatımı gerçek bir çatışmadan ayırmak. 3. “The larger” / “the cooler” / “the less energy” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: paralel karşılaştırmalarla ilişkili niceliklerdeki orantılı değişimi anlatmak.
Bu derste
What would happen if we were to detonate a very, very powerful nuclear weapon on the moon? Dilbilgisi
0:00Ay'da çok, çok güçlü bir nükleer silah patlatsaydık ne olurdu?
Uzak bir varsayım için What would happen if ... were to ...?
What would happen if + özne + were to + fiilin yalın hâli? yapısı, hayal edilen bir eylemin sonucunu sorar. Buradaki were to detonate, silahı patlatma eylemini bir plan veya tahmin olarak değil, gerçeklikten uzak bir düşünce deneyi olarak sunar. Eylemin gerçekleşme olasılığından çok olası sonucu önemli olduğunda bu yapıyı kullanın. Were to varsayıma mesafe katar; geçmiş zamanı göstermez.
Alıştırma
Uzak bir düşünce deneyini açıkça ifade edecek şekilde soruyu tamamlayın: What would happen if the power grid ____ fail for several days?
Cevabı göster
were to
Would the explosion knock its orbit towards Earth,
0:06Patlama, onun yörüngesini Dünya'ya doğru iterek
showering the Earth in a rain of meteoric death? Deyimler
0:13Dünya'yı meteorik bir ölüm yağmuruna tutabilir mi?
showering the Earth in a rain of meteoric death ifadesindeki felaket görüntüsü
showering the Earth in a rain of meteoric death ifadesinde showering, büyük miktarda düşen malzemenin Dünya’nın üzerine gönderilmesi anlamına gelir. A rain of, parçaları ölümcül bir fırtına görüntüsüne dönüştürür; bu yüzden ifade hava durumunu anlatmaz, mecazidir. -ing yan cümlesi Ay’ın yok olmasının olası bir sonucunu ekler: enkaz Dünya’ya doğru düşerdi. Abartılı görüntü, hayal edilen tehlikenin geniş çaplı ve ezici görünmesini sağlar.
Alıştırma
Bu cümledeki görüntü ne anlama geliyor? The burst firework showered the park in a rain of sparks.
- Yağmur suyu havai fişeği söndürdü.
- Parkın her yanına çok sayıda kıvılcım düştü.
- Birisi parkı kıvılcımlarla yıkadı.
Cevabı göster
Parkın her yanına çok sayıda kıvılcım düştü.
During the Cold War: tarihsel bağlam
“The Cold War”, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra esas olarak Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği’nin öncülük ettiği uzun süreli jeopolitik rekabetin adıdır. Cold sıcaklığı anlatmaz; war da iki gücün sürekli olarak doğrudan savaştığı anlamına gelmez. Uzay yarışı bu rekabetin bir parçasıydı. Bu arka plan, cümlede Ay araştırmalarıyla olası askerî üslerin neden birlikte anıldığını açıklar: uzay teknolojisi, ulusal prestij ve askerî strateji birbiriyle bağlantılıydı.
Alıştırma
Bu cümlede “During the Cold War” bize neyi anlatıyor?
- ABD ve Sovyet askerlerinin Ay’da sürekli olarak doğrudan savaştığını söyler.
- Bir savaş sırasında Ay yüzeyinin olağanüstü soğuk olduğunu söyler.
- Ay araştırmalarını ve askerî fikirleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ABD-Sovyet jeopolitik rekabeti dönemine yerleştirir.
Cevabı göster
Ay araştırmalarını ve askerî fikirleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ABD-Sovyet jeopolitik rekabeti dönemine yerleştirir.
the US Air Force commissioned a serious study into the effects of a nuclear detonation on the surface of the Moon. Kalıp ifadeler
0:32ABD Hava Kuvvetleri, Ay yüzeyinde bir nükleer patlamanın etkileri üzerine ciddi bir araştırma yaptırdı.
commissioned a serious study into: resmî olarak araştırma yaptırmak
Burada commissioned, profesyonel bir çalışmanın resmî olarak talep edilip yetkilendirildiğini ve çoğu zaman finanse edildiğini anlatır. ABD Hava Kuvvetleri araştırmanın yapılmasını sağlamıştır; bu ifade onu çalışmayı bizzat yapan araştırmacılardan çok sponsor kurum olarak gösterir. Yeniden kullanılabilir yapı commission + a study + into + konu şeklindedir. Into bir yere doğru hareketi değil, araştırmanın incelediği konuyu belirtir. Serious ise bunun sıradan bir fikir değil, gerçek ve kapsamlı bir araştırma olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “kapsamlı bir araştırmayı resmî olarak yaptırdı” anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The health agency ____ the rise in childhood asthma.
Cevabı göster
commissioned a serious study into
so let's conduct a very important scientific experiment with an imaginary 100 megaton thermonuclear warhead, Kalıp ifadeler
0:41o yüzden hayali 100 megatonluk bir termonükleer savaş başlığı ile çok önemli bir bilimsel deney yapalım,
conduct a very important scientific experiment: çok önemli bir bilimsel deney gerçekleştirmek
conduct a very important scientific experiment ifadesinde conduct, “gerçekleştirmek” veya “yürütmek” anlamına gelir. Conduct an experiment, planlanmış bir bilimsel testi yapmak için kullanılan doğal ve oldukça resmî bir fiil–isim birlikteliğidir. Very important ve scientific, a + niteleyiciler + tekil isim yapısında ana isim olan experiment sözcüğünü niteler. Konuşmacı burada hayalî bir düşünce deneyini esprili biçimde önemli olarak sunar; gerçek bir savaş başlığı test edilmez.
Alıştırma
Yeni bir test için conduct kullanarak cümleyi hedef resmî birliktelikle tamamlayın: The research team will ____ to test the new filter.
Cevabı göster
conduct an experiment
about twice as powerful as the most powerful bomb ever detonated. Dilbilgisi
0:48bu, şimdiye kadar patlatılmış en güçlü bombanın yaklaşık iki katı gücünde.
about twice as powerful as: yaklaşık iki katı gücünde
About twice as powerful as, “yaklaşık olarak iki katı gücünde” anlamına gelir. Karşılaştırılan unsur ikinci as sözcüğünden sonra gelir; burada bu unsur, şimdiye kadar patlatılmış en güçlü bombadır. Yeniden kullanılabilen yapı about + twice as + sıfat + as + karşılaştırılan unsur şeklindedir. Twice, ikiye bir oranını verir; about ise sayının tam bir eşitlik değil, tahmin olduğunu gösterir.
Alıştırma
Standart model 1 kilogram, bu pil ise yaklaşık 2 kilogramdır. Cümleyi hedef karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: This battery is ____ the standard model.
Cevabı göster
about twice as heavy as
We'll also place a number of curious astronauts around the Moon as observers.
0:52Ayrıca gözlemci olarak Ay'ın etrafına meraklı birkaç astronot da yerleştireceğiz.
high explosives send a shock wave to a radioactive metal core,
1:07yüksek patlayıcılar radyoaktif metal bir çekirdeğe şok dalgası göndererek,
and starts a nuclear fission chain reaction.
1:14ve bir nükleer fisyon zincirleme reaksiyonu başlatır.
so much that: sonuç doğuran eylem derecesi
“compressing it so much that ...” ifadesinde so much, compressing eyleminin çok ileri bir dereceye ulaştığını anlatır. Büyük miktarda maddeden söz etmez. That ile başlayan yan cümle, bu dereceye ulaşmanın sonucunu verir: çekirdek kritikliğe ulaşır ve zincirleme reaksiyon başlar. Yeniden kullanılabilecek kalıp fiil + so much that + sonuç cümlesidir.
Alıştırma
Cümleyi so much that ile tamamlayın: The river rose ____ the bridge had to close.
Cevabı göster
so much that
reaches criticality: nükleer eşiğe ulaşmak
Burada reaches criticality, malzemenin fisyon zincirleme reaksiyonunu sürdürebildiği nükleer fizik durumuna girmesi demektir. Reach, criticality kavramını malzemenin ulaştığı bir eşik veya durum olarak sunar. Bu teknik kullanımda criticality yalnızca tehlike, önem veya ciddiyet anlamına gelmez. Sıralama sıkıştırma, kritik duruma ulaşma ve ardından zincirleme reaksiyondur.
Alıştırma
Nükleer fiziğe göre “the material reached criticality” ne anlama gelir?
- Acil tehlike içinde olduğuna karar verildi.
- Fiziksel olarak daha küçük bir boyuta sıkıştırıldı.
- Araştırma ekibi için son derece önemli hâle geldi.
- Fisyon zincirleme reaksiyonunu sürdürebilen bir duruma girdi.
Cevabı göster
Fisyon zincirleme reaksiyonunu sürdürebilen bir duruma girdi.
The 100 million degree plasma created in this first stage
1:17Bu ilk aşamada yaratılan 100 milyon derecelik plazma
sets off: sonraki aşamanın başlamasını sağlamak
Burada sets off, “ikinci aşamanın başlamasına neden olur” anlamındadır. İlk aşamadaki plazma neden, ikinci aşamanın başlaması ise sonuçtur. Bu “tetiklemek” anlamında set off, nesne olarak bir olay, tepki veya cihaz alır. Birinin yolculuğa çıkmasını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “başlamasına veya etkinleşmesine neden olmak” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: A sudden pressure change can ____ the emergency shutdown.
Cevabı göster
set off
with atomic nuclei fusing like they do in the core of a star.
1:23ve atom çekirdekleri tıpkı bir yıldızın çekirdeğindeki gibi kaynaşmaya başlar.
our weapon contains one of the hottest places in the universe.
1:28silahımız evrendeki en sıcak yerlerden birini barındırır.
does the rest of the universe find out that anything has happened,
1:35evrenin geri kalanı bir şeyler olduğunu anlar,
Only now ... does ... find out: only sonrasında devriklik
Only now, cümlenin başına alınmış sınırlayıcı bir zaman zarfıdır. Başta kullanılması, evrenin geri kalanının daha önce değil, ancak bu noktada haberdar olduğunu vurgular. Only içeren bir zarf ifadesi başa alındığında kısmi devriklik oluşur: yardımcı fiil does özneden önce gelir ve ana fiil find yalın hâlde kalır. Normal sıra the rest of the universe finds out olurdu; cümle vurgu için Only now does the rest of the universe find out yapısını kullanır.
Alıştırma
Cümleyi approve fiilinin geçmiş zamandaki devrik biçimiyle tamamlayın: Only after the final test ____ the engineers ____ the system.
Cevabı göster
did · approve
as suddenly the bomb dissolves and a flaming star of nuclear death is born. Deyimler
1:38çünkü bomba aniden dağılır ve alev alev yanan nükleer bir ölüm yıldızı doğar.
a flaming star of nuclear death is born: mecazlı doğum
Buradaki is born, canlı bir varlığın dünyaya gelmesini anlatmaz. Alevli ateş topunun birden ortaya çıkması veya biçim alması anlamına gelir. Ona a flaming star of nuclear death denmesi, fiziksel bir patlamayı dramatik bir doğum sahnesine dönüştürür. Bu kişileştirme görüntüyü canlı ve dehşet verici kılar; star görsel bir benzetmedir, gerçek bir astronomik yıldız değildir.
Alıştırma
Bir fikrin ortaya çıkışını kişileştirmek için cümleyi be born ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the workshop, a bold new plan ____.
Cevabı göster
was born
So far, so good: şu ana kadar her şey yolunda
So far, şu ana kadarki noktaya kadar demektir; sabit ifadenin tamamı ise işlerin şimdiye kadar iyi gittiğini söyler. Bu, sonuca dair bir garanti değil, ara değerlendirmedir. Olası bir sorundan veya but ile başlayan bir dönüşten önce sıkça kullanıldığı için temkinli ya da hafif alaycı bir ton taşıyabilir.
Alıştırma
Her şeyin şu ana kadar iyi gittiğini belirten iki parçalı sabit ifadeyi tamamlayın: The first two safety checks passed. ____, ____.
Cevabı göster
So far · so good
But everything that happens now is very different from what we're used to on Earth Dilbilgisi
1:46Fakat bundan sonra olacak her şey, Dünya'da alışkın olduğumuzdan çok farklıdır
We're used to: mevcut bir alışkınlık durumu
what we're used to on Earth bölümünde we're used to, bir şeye aşina veya alışkın olduğumuzu anlatır. What, to edatının nesnesi görevindedir: what we're used to, “alışkın olduğumuz şeyler veya koşullar” demektir. Kalıp be used to + isim, zamir ya da -ing biçimidir. Burada mevcut bir alışkınlık durumunu anlatır; “geçmişte düzenli olarak yapardı” anlamına gelmez ve edilgen bir eylem değildir.
Alıştırma
Hangi cümle Lina'nın erken kalkma düzenine zaten alışkın olduğunu belirtir?
- Lina is getting used to waking up early.
- Lina is used to waking up early.
- Lina used to wake up early.
Cevabı göster
Lina is used to waking up early.
this heat would char and burn everything within a 50-km radius at least.
2:03bu ısı en az 50 km'lik bir yarıçap içindeki her şeyi yakıp kavururdu.
without an atmosphere and oxygen-rich air, Dilbilgisi
2:09atmosfer ve oksijen açısından zengin bir hava olmadığı için,
Without ..., there's no ... at all: eksik koşulu sonuca bağlamak
without + isim öbeği, there's no + sonuç kalıbı bir şeyi gerekli koşul olarak sunar: ilk unsur yoksa sonuç gerçekleşemez. At all, no ifadesini güçlendirir ve “hiçbir miktarda veya hiçbir şekilde” anlamını verir. Burada atmosferin ve oksijen açısından zengin havanın bulunmaması, Ay'da neden devam eden bir yanma olmadığını açıklar. Cümle yanmayla ilgilidir; bir patlamanın hiç ısı açığa çıkarmadığını iddia etmez.
Alıştırma
Her ifadeyi bir kez kullanın: without; there's no. ____ a key card, ____ entry to the lab at all.
Cevabı göster
Without · there's no
by eons of meteorite impacts mixed with tiny traces of water.
2:21milyonlarca yıllık meteorit çarpmalarıyla toz haline gelmesi ve eser miktarda su ile karışmasından oluşur.
is made from: dönüşmüş kaynak malzemelerden yapılma
Burada is made from, Ay'ın üst toprağına dönüşen kaynak malzemeleri tanıtır. Kaya ve metaller toz hâline gelene kadar parçalanmıştır; bu yüzden ilk biçimleri korunmamış, değişmiştir. Bir malzeme işlenip veya dönüşüp yeni bir şeye dönüştüğünde ve kaynağın özgün biçimi artık açıkça tanınmadığında be made from kullanılır.
Alıştırma
Ham maddenin dönüştüğünü gösteren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Paper ____ wood pulp.
Cevabı göster
is made from
chewed to dust: canlı bir sonuç ifadesi
Chewed to dust canlı bir benzetmedir. Gök taşı çarpmaları gerçekten çiğnemez; tekrarlanan darbeler kaya ve metalleri sonuçta toz kalana kadar ezer ve öğütür. Fiil + to + sonuç durumu kalıbı, nesnenin eylemden sonra neye dönüştüğünü gösterir. Burada to dust son durumu adlandırırken chewed yavaş ve tekrarlanan yıkımı gözde canlandırır.
Alıştırma
“Years of wind and sand chewed the stone to dust,” cümlesinde to dust neyi ifade eder?
- Taşa zarar vermek için kullanılan araç
- Eylemin ortaya çıkardığı son durum
- Taşa zarar verilmesinin amacı
Cevabı göster
Eylemin ortaya çıkardığı son durum
X-rays from the fireball vaporize a thin cloud of rock from the lunar surface,
2:27ateş topundan yayılan X-ışınları, ay yüzeyinden ince bir kaya bulutunu buharlaştırır,
while the unlucky dust that's inside the fireball melts into glass. Kalıp ifadeler
2:31ateş topunun içinde kalan şanssız tozlar ise eriyerek cama dönüşür.
When heated...: kısaltılmış edilgen zaman yan cümlesi
When heated by the explosion, kısaltılmış edilgen bir zaman yan cümlesidir. Açık hâli when the material is heated by the explosion şeklindedir. heated geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla malzeme ısıyı üreten değil, ısıya maruz kalan taraftır. Bu cümlede örtük olarak belirtilen malzeme, daha sonra sözü edilen Ay kayası veya tozudur. Ana cümle X-rays ile başladığı için ifade çok sıkıştırılmıştır. Daha açık bir tam biçimde malzeme doğrudan belirtilir: When the lunar material is heated by the explosion, ....
Alıştırma
Kısaltılmış bir edilgen zaman yan cümlesiyle yeniden yazın: When the metal is heated, the metal expands. → ____, the metal expands.
Cevabı göster
When heated
melt into glass: erimenin sonucunu belirtmek
Melt into + isim, hem erime sürecini hem de bu sürecin sonucunu belirtir. Burada melts into glass, tozun yoğun ısı nedeniyle cama dönüştüğü anlamına gelir; into ortaya çıkan malzemeyi veya biçimi tanıtır. Bu ifade bir cam parçasının içine doğru hareketi anlatmaz. Yeniden kullanılabilir kalıpta özne eriyerek yeni bir malzemeye, biçime veya kütleye dönüşür.
Alıştırma
melt into ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: By noon, the ice sculpture ____ a pool of water.
Cevabı göster
melted into
Any astronauts watching the show within about 50 km can expect to be fried. Kelime
2:35Yaklaşık 50 km çapında bu gösteriyi izleyen astronotlar, kızarmayı bekleyebilirler.
can expect to be fried: ağır zararı gayriresmî biçimde öngörme
Bu cümlede can expect to, sonucun büyük ölçüde öngörülebilir olduğunu belirtir; astronotların hoş bir şeyi umut ettiğini veya bu sonucu istediğini anlatmaz. Be fried, yoğun ısı ya da radyasyonun onları ağır biçimde yakacağını veya öldüreceğini anlatan gayriresmî ve abartılı bir ifadedir. Yemek pişirme imgesi, tehlike ciddi olsa da uyarıya kara mizah tonu katar.
Alıştırma
Burada can expect to be fried ne anlama geliyor?
- Gösteriden sonra yemek pişirmeyi sabırsızlıkla bekliyorlar.
- Gösteri uzun olduğu için yorulabilirler.
- Isı nedeniyle ağır biçimde yanmaları veya ölmeleri çok muhtemeldir.
Cevabı göster
Isı nedeniyle ağır biçimde yanmaları veya ölmeleri çok muhtemeldir.
we begin to see one of the biggest differences between explosions in space and on Earth.
2:41uzaydaki patlamalarla Dünya'dakiler arasındaki en büyük farklardan birini görmeye başlıyoruz.
Yönlendirme ifadesi olarak And now, we begin to see ... differences between ...
And now bir geçişe işaret eder: Konuşmacı önceki etkiden yeni bir karşılaştırmaya geçmektedir. We begin to see, dinleyiciyi bir düşünceyi fark etmeye ve anlamaya yönlendirir; mutlaka gözle görmek anlamına gelmez. One of the biggest differences between A and B önemli bir karşıtlığı önceden bildirir ve sonraki bilgilerin nasıl düzenleneceğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle bir geçişi en iyi şekilde belirtip önemli bir karşılaştırmayı önceden bildirir?
- City life and country life are both interesting topics.
- And now, we begin to see one of the biggest differences between city life and country life.
- I can see the city from my window.
Cevabı göster
And now, we begin to see one of the biggest differences between city life and country life.
the atmosphere fights back against the plasma bubble. Deyimler
2:47atmosfer plazma baloncuğuna karşı savaşır.
Bilimsel açıklamada fight back against
fight back against ifadesindeki fight back, bir kuvvete direnmek veya onun tam etkisini göstermesini engellemek demektir. Burada ifade, atmosferi karşı koyan bir kuvvet olarak sunar: çevredeki hava basıncı, plazma balonunun genişlemeye devam etmesine direnir. Bu bir kişileştirmedir; atmosferin düşünebildiği veya seçim yapabildiği anlamına gelmez. fight back against + isim kalıbı, neye karşı direnildiğini gösterir; burada bu nesne plazma balonudur.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Atmosfer bilinçli olarak plazma balonuna saldırmaya karar verir.
- Plazma balonunun çevresindeki hava basıncı, balonun genişlemesine direnir.
- Plazma balonu atmosferi basınçtan korur.
Cevabı göster
Plazma balonunun çevresindeki hava basıncı, balonun genişlemesine direnir.
Its expansion is violently stopped within moments by the pressure of the atmosphere.
2:50Genişlemesi atmosferin basıncıyla saniyeler içinde şiddetli bir şekilde durdurulur.
it produces the most destructive part of a nuclear explosion on Earth,
2:59Dünya'daki bir nükleer patlamanın en yıkıcı parçasını üretir,
Compressed air around the explosion rushes out faster than the speed of sound,
3:05Patlamanın etrafındaki sıkışmış hava ses hızından daha hızlı dışarı fırlar,
shattering buildings and roaring so loud it ruptures organs. Dilbilgisi
3:09binaları paramparça eder ve iç organları yırtacak kadar gürültülü kükrer.
so loud (that) it ruptures organs ifadesinde derece ve sonuç
so loud aşırı bir dereceyi belirtir, it ruptures organs ise bunun sonucunu ifade eder. Tam kalıp so + sıfat veya zarf + that + sonuç cümleciğidir: so loud that it ruptures organs. Canlı konuşma ve anlatımlarda that, burada olduğu gibi sık sık atılır. that olmasa bile ikinci cümlecik ayrı bir olay değil, önceki derecenin sonucudur. Bağlamda it, binaları değil, zarar veren kükreme sesini veya basınç dalgasının etkisini ifade eder.
Alıştırma
Derece-sonuç kalıbını tamamlayın: The alarm was ____ loud it woke everyone in the building.
Cevabı göster
so
No atmosphere means nothing to impede the expanding explosion in space. Dilbilgisi
3:15Atmosferin olmaması, uzayda genişleyen patlamayı engelleyecek hiçbir şeyin olmaması demektir.
No atmosphere means nothing to impede... yapısında kapsamları ayrı iki olumsuzluk
Burada No atmosphere eksik olan koşulu belirtir. means bu eksikliğin sonucunu bağlar: atmosfer olmadığı için genişleyen patlamayı engelleyebilecek hiçbir şey yoktur. İki olumsuz ifadenin kapsamları ayrıdır. No, atmosphere sözcüğünü niteler; nothing ise hiçbir madde ya da engel bulunmadığını belirtir. Bu iki olumsuzluk birbirini götürmez ve nothing patlamanın varlığını inkâr etmez. Yeniden kullanılabilen No X means nothing to Y kalıbı, X yoksa Y'yi yapabilecek bir özne, madde ya da engel bulunmadığını anlatır.
Alıştırma
“No atmosphere means nothing to impede the expanding explosion in space.” cümlesi ne anlama gelir?
- Atmosfer olmadığında uzayda hiçbir patlama gerçekleşemez.
- Atmosfer, patlamanın daha hızlı genişlemesini sağlar.
- Atmosfer olmadığında patlamanın genişlemesini yavaşlatacak veya durduracak madde yoktur.
Cevabı göster
Atmosfer olmadığında patlamanın genişlemesini yavaşlatacak veya durduracak madde yoktur.
the fireball just grows in eerie silence
3:20ateş topu onu durduracak ya da ona ses verecek bir atmosfer olmadığı için
as there's no atmosphere to stop it or to give it a voice. Deyimler
3:23ürkütücü bir sessizlik içinde büyür.
give it a voice: sessiz bir olayı duyulabilir gibi göstermek
Bu cümlede it, ateş topuna ya da patlamaya gönderme yapar. give it a voice bu olayı kişileştirir: atmosfer, sesini taşıyıp duyulur hâle getirirdi; böylece ateş topunun bir sesi varmış gibi olurdu. Ay'da atmosfer olmadığı için ateş topu sessizce genişler. Daha genel olarak give + something + a voice, bir şeyi duyulur kılmak veya ona bir karakteri, duyguyu ya da mesajı ifade etme yolu vermek anlamına gelebilir. Gerçek anlamda konuşma yetisi vermek zorunda değildir. Anlam, voice verilen şeye ve bağlama göre değişir.
Alıştırma
Özgün cümlede give it a voice ne anlama gelir?
- Ateş topunun sesinin yayılıp duyulabilmesini sağlamak.
- Ateş topuna bir insan gibi konuşmayı öğretmek.
- Bir astronotun konuşmasına izin vermek.
Cevabı göster
Ateş topunun sesinin yayılıp duyulabilmesini sağlamak.
This would be an amazing thing to watch from a safe distance.
3:27Bunu güvenli bir mesafeden izlemek inanılmaz bir şey olurdu.
there's hardly any safe viewing distance for a nuclear explosion on the Moon. Dilbilgisi
3:31Ay'daki bir nükleer patlama için güvenli bir izleme mesafesi neredeyse yoktur.
there's hardly any: neredeyse sıfır miktar
There's hardly any + isim, var olan miktarın veya sayının son derece az, yani pratikte neredeyse sıfır olduğunu belirtir. Burada güvenli izleme mesafesinin bulunmasının zor olduğu değil, böyle bir mesafenin neredeyse hiç olmadığı anlatılır. Hardly ifadeye zaten olumsuza yakın bir anlam verir. Bu yapıda “büyük çabayla” anlamına gelmez; hardly any bir miktar ifadesi olarak kullanılır.
Alıştırma
“Neredeyse hiç” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the long trip, there was ____ fuel left.
Cevabı göster
hardly any
Without an atmosphere weakening the deadly ionizing radiation that can scramble DNA,
3:35DNA'yı bozabilecek ölümcül iyonlaştırıcı radyasyonu zayıflatan bir atmosfer olmadan,
anyone close enough to get a good look will be exposed to fatal amounts of radiation. Dilbilgisi
3:40iyi bir bakış açısı elde edecek kadar yakında olan herkes ölümcül miktarda radyasyona maruz kalır.
close enough to get a good look: derece ve sonuç
Close enough to get a good look, yakınlık derecesini mümkün hâle gelen bir sonuca bağlar. Sıfat + enough + to + fiilin yalın hâli yapısı, “eylemin gerçekleşebilmesi için gereken derecede” anlamına gelir. Burada kişi, olayı açıkça görebilecek kadar yakındır. Get a good look ifadesindeki good, görüşün niteliğini, yani açık ve eksiksiz bir bakışı anlatır. Bir kişinin davranışını veya ahlaki iyiliğini anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle Mia'nın tabloyu açıkça görebilecek kadar yakın olduğunu doğru biçimde anlatır?
- Mia was enough close to get a good look at the painting.
- Mia was close enough getting a good look at the painting.
- Mia was close enough to get a good look at the painting.
- Mia got close enough a good look at the painting.
Cevabı göster
Mia was close enough to get a good look at the painting.
But, of course, that's not all: giderek güçlenen bir geçiş
But, konuşmacının az önce belirtilen noktanın ötesine geçtiğini gösterir. Buradaki of course, sıradaki bilginin gerçekten apaçık olduğunu iddia etmek yerine, konuşmacı ile dinleyicilerin daha fazlasını zaten beklediği yönünde kurgulanmış bir his yaratır. That's not all, genellikle başka veya daha güçlü bir nokta olmak üzere, daha fazla bilginin geleceğini bildirir. Cümle böylece giderek güçlenen bir geçiş işlevi görür: bir aşamayı kapatırken sonraki aşama için merak yaratır.
Alıştırma
Bu cümlenin bu bağlamdaki temel işlevi nedir?
- Dinleyicilere bütün sonuçları zaten bilip bilmediklerini sorar.
- Önceki noktanın yanlış olduğunu ve göz ardı edilmesi gerektiğini söyler.
- Başka ve muhtemelen daha güçlü bir noktanın gelmek üzere olduğunu bildirir.
Cevabı göster
Başka ve muhtemelen daha güçlü bir noktanın gelmek üzere olduğunu bildirir.
transferring about a tenth of the explosion energy into seismic waves,
3:51patlama enerjisinin yaklaşık onda birini sismik dalgalara aktararak
and our astronauts will feel an inescapable violent shaking no matter where they're standing. Dilbilgisi
3:59ve astronotlarımız nerede durduklarına bakılmaksızın kaçınılmaz ve şiddetli bir sarsıntı hissedeceklerdir.
no matter where + yan cümle
No matter where they're standing, yer bildiren bir ödünleme yan cümlesidir. Mümkün olan her yerin aynı sonuca yol açtığını belirtir: astronotlar sarsıntıyı hissedecektir. no matter where + özne + fiil kalıbı bir yer sormaz. Yerin ana sonucu etkileyen bir koşul olmadığını gösterir. Yan cümle buradaki gibi ana cümleden sonra veya önce gelebilir: No matter where they stand, they will feel it.
Alıştırma
Cümleyi no matter where + you are kullanarak tamamlayın: ____, the emergency team can contact you.
Cevabı göster
No matter where you are
Comparable to an earthquake of seven on the Richter scale,
4:05Richter ölçeğinde yedilik bir depreme eşdeğer olan bu sarsıntı,
this shaking could seriously damage or even level infrastructure we might have built anywhere on the Moon. Kelime
4:08Ay'ın neresinde inşa etmiş olursak olalım, altyapıya ciddi hasar verebilir, hatta yerle bir edebilir.
level infrastructure: tamamen yok etmek anlamındaki level fiili
Burada level, binaları veya insan yapımı diğer yapıları ayakta neredeyse hiçbir şey kalmayacak ölçüde yok etmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. Nesnesi infrastructure sözcüğüdür. damage or even level ifadesi bir şiddet sıralaması oluşturur: damage kısmi hasarı anlatabilirken level neredeyse tamamen yok oluşu ifade eder. Burada bir seviye atamak veya altyapıyı düz hâle getirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlede level infrastructure ne anlama geliyor?
- Altyapıyı düz olacak şekilde onarmak
- Altyapıyı neredeyse tamamen yok etmek
- Altyapıyı derecesine göre sınıflandırmak
Cevabı göster
Altyapıyı neredeyse tamamen yok etmek
Those who hid on the far side of the Moon would have no idea it was an explosion.
4:14Ay'ın uzak tarafında saklananlar bunun bir patlama olduğundan habersiz olacaktır.
The quaking would feel like an asteroid the size of the Great Pyramid had struck. Deyimler
4:18Sarsıntı onlara Büyük Piramit büyüklüğünde bir asteroit çarpmış gibi hissettirirdi.
varsayımsal karşılaştırma için would feel like + yan cümle
Feel like ifadesinden sonra tam bir yan cümle gelerek bir his hayalî bir durumla karşılaştırılabilir. Buradaki yan cümle an asteroid the size of the Great Pyramid had struck ifadesidir; böylece sarsıntı, devasa bir asteroit çarpmasının etkisine benzetilir. Had struck, hayalî çarpmayı bunun sonucunda oluşan histen önceye yerleştirir. Cümle gerçek bir asteroit çarpmasını bildirmez; bilinmeyen bir şiddeti canlı bir neden-sonuç görüntüsüne dönüştürür.
Alıştırma
Cümle ne anlatıyor?
- Sarsıntı, devasa bir asteroit çarpmasının oluşturduğu hisse benzeyecekti.
- Sarsıntının kendisi Büyük Piramit ile aynı büyüklükte olacaktı.
- Büyük Piramit büyüklüğünde bir asteroit gerçekten çarptı.
Cevabı göster
Sarsıntı, devasa bir asteroit çarpmasının oluşturduğu hisse benzeyecekti.
the ground splatters like water when a rock strikes a pond. Deyimler
4:26suya bir taş çarptığında olduğu gibi zemin etrafa saçılır.
zemin, bir taş gölete çarptığında su gibi etrafa saçılır
The ground splatters like water bir benzetmedir: like, patlamayla savrulan zeminin alışılmadık hareketini suyun sıçradığı tanıdık görüntüyle karşılaştırır. Yüzey gerçekten suya dönüşmez; zemin malzemesi su sıçramasına benzer bir biçimde dışarı fırlatılır. When a rock strikes a pond yan cümlesi bu benzetmenin içindedir. Suyu sıçratan tanıdık olayı anlatır; bombanın ne zaman patladığını söylemez. Fiil + like + tanıdık sahne kalıbı, zor bir süreci açık bir görüntüyle anlatabilir.
Alıştırma
Cümledeki benzetme ne anlama geliyor?
- Taşın gölete çarpmasıyla patlama aynı anda gerçekleşir.
- Ay yüzeyi patlamadan önce gerçekten suya dönüşür.
- Patlama, zemin malzemesini su sıçramasına benzeyecek biçimde dışarı fırlatır.
Cevabı göster
Patlama, zemin malzemesini su sıçramasına benzeyecek biçimde dışarı fırlatır.
it may excavate as much as 100 million cubic meters of dust and rock, Dilbilgisi
4:32100 milyon metreküpe kadar toz ve kayayı kazıyabilir,
100 milyon metreküpe kadar malzeme çıkarabilir
May excavate, olasılık bildiren may ile kazma veya patlatma yoluyla malzeme çıkarmak anlamındaki excavate fiilini birleştirir. Sonucu kesin bir gerçek olarak değil, tahmin olarak sunar. As much as 100 million cubic meters, olası miktarın yüksek ucunu gösterir ve sayının çok büyük olduğunu vurgular. Burada as much as, “aynı miktarda” değil, “... kadar” anlamındadır. May + fiil + as much as + miktar yapısı, kesinlikle gerçekleşeceğini söylemeden bir eylemin o miktara ulaşabileceğini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “şaşırtıcı derecede büyük bu miktara kadar” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The reservoir may release ____ 50 million liters of water in one day.
Cevabı göster
as much as
bir kilometre çapında krater
a crater a kilometer across ifadesi kraterin boyutunu anlatır: bir kenardan karşı kenara olan mesafe yaklaşık bir kilometredir. Buradaki across, kraterin kendi genişliğini veya çapını ölçer; krater ile başka bir yer arasındaki mesafeyi anlatmaz. Bu, kısa bir yapıdır: isim + ölçü + across. With a diameter of one kilometer gibi daha uzun bir ifade kullanmadan genişliği ismin arkasına eklemeyi sağlar.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: “The reservoir is almost two kilometers across.” cümlesinde across, rezervuarın bir kenarından diğer kenarına olan genişliğini belirtir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
moloza kadar parçalanmak
pulverized to rubble, başlangıçtaki sert malzemenin tamamen ezilip çok sayıda kırık parçaya dönüşmesi demektir. while bedrock is pulverized to rubble cümlesinde edilgen yapı, ana kayanın başına gelen değişime odaklanır; buna neden olan kuvvet veya etken belirtilmez. pulverize something to a result yapısı, bir şeyin nihai bir duruma dönüşmesini anlatır. Buradaki to sonucu gösterir; hareket yönünü veya amacı göstermez.
Alıştırma
Tamamen ezilip kırık parçalara dönüşen bir duvarı en iyi hangi seçenek anlatır?
- damaged — hasar görmüş, ancak mutlaka yok olmamış
- pulverized to rubble — tamamen ezilip kırık parçalara dönüşmüş
- reduced to rubble — ezilme sürecine odaklanmadan harabeye dönmüş
Cevabı göster
pulverized to rubble — tamamen ezilip kırık parçalara dönüşmüş
there's no drag to slow any of it down. Kelime
4:47bunların hiçbirini yavaşlatacak bir sürtünme yoktur.
Akışkan direnci anlamında drag
Burada drag, bir akışkanın içinde hareket eden cisme uyguladığı ve cismin hareketine karşı koyan kuvvettir. Atmosfer aerodinamik sürükleme oluşturabilir; bu kuvvet kinetik enerjiyi azaltır ve hareket eden parçaları yavaşlatır. Ay'ın neredeyse hiç atmosferi olmadığı için parçalar esasen hava direnciyle karşılaşmaz. Bu cümlede drag, bir şeyi çekip sürükleme eylemi değil, fizik terimi olan bir isimdir.
Alıştırma
“A cyclist crouches low to reduce drag,” cümlesindeki drag ne anlama gelir?
- Hava gibi bir akışkanın oluşturduğu direnç
- Temas eden iki katı yüzey arasındaki kuvvet
- Bir şeyi yerde çekerek sürükleme eylemi
Cevabı göster
Hava gibi bir akışkanın oluşturduğu direnç
Much of the debris scattered never returns to the Moon,
4:50Saçılan enkazın büyük kısmı Ay'a bir daha dönmez,
flying off faster than escape velocity. Kelime
4:53kaçış hızından daha hızlı bir şekilde uçup giderler.
escape velocity: kütle çekiminden kurtulma eşiği
Escape velocity, bir cismin belirli bir konumdan başlayarak ek itki olmadan bir gök cisminin kütle çekiminden kurtulması için gereken en düşük hızdır. Bu, fizikteki bir eşik değeridir; kasıtlı bir “kaçışın” hızı değildir. Burada bazı parçalar Ay'ın kaçış hızından daha hızlı hareket eder, bu nedenle kütle çekimi onları Ay yüzeyine geri çekemez.
Alıştırma
Bilimsel terimi tamamlayın: A probe coasting fast enough to escape a planet's gravitational pull without further propulsion has reached ____.
Cevabı göster
escape velocity
A flurry of micrometeorites have been cast off to explore the solar system,
4:56Bir dizi mikrometeorit güneş sistemini keşfetmek için savrulur,
many of which will rain down on the Earth, Öbek fiiller
5:00birçoğu Dünya'ya yağmur gibi düşecektir,
rain down on: bir hedefin üzerine çok sayıda düşmek
Bu cümlede rain down on, “yukarıdan bir yere çok sayıda ya da peş peşe düşmek” demektir. Mikrometeoritler kaya parçaları olarak kalır; rain, suya dönüştüklerini değil, yoğun biçimde aşağı yönlü hareketi anlatır. Kalıp something + rain down on + target şeklindedir. Özne düşen veya tekrar tekrar gelen şeyi, on sonrasındaki isim ise bunu alan kişiyi ya da varış noktasını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “yukarıdan bir yere çok sayıda düşmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the explosion, small pieces of glass began to ____ the empty street.
Cevabı göster
rain down on
Any satellite, astronaut, or space station in the way, Kalıp ifadeler
5:05Ancak yol üzerinde olan herhangi bir uydu, astronot veya uzay istasyonu,
in the way: yolu engellemek
Burada in the way, “bir şeyin yolunda bulunmak ve onu engelleme ya da onun çarpmasına maruz kalma ihtimali olmak” demektir. Uydu, astronot veya uzay istasyonu bilerek sorun çıkarmıyordur; bulunduğu konum onu mikrometeoritlerin yoluna sokar. Bu ifade çoğunlukla be fiilinden sonra gelir: be in the way. Fiziksel bir engeli ya da daha genel anlamda ilerlemeyi önleyen bir şeyi anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede in the way, “bir yolu veya eylemi engellemek” anlamında kullanılmıştır?
- The bicycle is in the way of the garage door.
- In a way, the bicycle is easier to repair.
- The bicycle is on the way to the garage.
Cevabı göster
The bicycle is in the way of the garage door.
Micrometeorites are launched at many speeds and angles,
5:11Mikrometeoritler birçok hız ve açıda fırlatılır,
allowing them to spread all over the surface of the Moon.
5:14bu da onların Ay'ın yüzeyinin her tarafına yayılmasını sağlar.
they'll punch through our curious astronauts, Öbek fiiller
5:19meraklı astronotlarımızı nerede dururlarsa dursunlar
punch through: güçlü bir şekilde delip geçmek
Burada punch through, bir şeyi güçlü bir darbeyle delmek ve içinden geçip devam etmek anlamına gelir. Like bullets, hızlı hareket eden mikrometeoritleri astronotların bedenine nüfuz edebilecek mermilere benzetir. Punch fiili çarpma ve direnç fikrini ekler; through ise bir engelin bir tarafından diğer tarafına hareketi gösterir. Bu ifade başka bağlamlarda bir engeli zor kullanarak aşmayı mecaz olarak da anlatabilir.
Alıştırma
Mermilerin güçlü bir kuvvetle bir malzemenin içine girip içinden geçmesini en iyi hangi ifade anlatır?
- punch through
- move through
- go through
Cevabı göster
punch through
rounding the top into a mushroom cloud.
5:34ve tepesini yuvarlaklaştırarak bir mantar bulutu haline getirir.
is drawn in: havanın içeri çekilmesi
Burada is drawn in, draw in fiilinin edilgen hâlidir: daha soğuk hava yükselen sıcak havaya doğru çekilir ve onun çevresindeki boşluğa girer. Edilgen yapı cooler air ifadesini özne yapar; hareketi kimin ya da neyin oluşturduğundan çok havaya ne olduğuna odaklanır. Draw in; hava, duman, sıvı veya başka bir akışın hareket hâlindeki bir sisteme ya da boşluğa çekilmesini anlatabilir. Bu süreçte içeri giren hava yükselen bulutun biçimlenmesine yardım eder; burada resim çizmekten söz edilmez.
Alıştırma
Havanın bir sürecin içine çekildiğini anlatmak için is drawn in kullanılan cümle hangisidir?
- The artist draws in a tree with a pencil.
- Fresh air is drawn in through the vent as the fire grows.
- The driver pulls in beside the curb.
Cevabı göster
Fresh air is drawn in through the vent as the fire grows.
“well, you know by now,”: ortak bilgiye işaret eden ifade
Bu cümlede well, anlatıcının sonuca geçmeden önce kısa bir duraklama yapmasını sağlar. Geçişi yumuşatır ve ifadeyi sert değil, konuşma diline yakın hale getirir. you know by now, dinleyicinin önceki bilgileri duyduğu için cevabı artık kendisinin çıkarabileceğini anlatır. Dinleyicinin hatırlayıp hatırlamadığını gerçekten soran bir soru değildir; paylaşılan bilgiyi samimi biçimde hatırlatır.
Alıştırma
Bu cümlede well, you know by now hangi işlevi görür?
- Konuşanın cevaptan emin olmadığını gösterir
- Dinleyicinin cevabı bilip bilmediğini kontrol eder
- Tamamen yeni bir konu başlatır
- Ortak bilgiye işaret eder ve daha önce açıklanmış bir şeyi tekrarlamaktan kaçınır
Cevabı göster
Ortak bilgiye işaret eder ve daha önce açıklanmış bir şeyi tekrarlamaktan kaçınır
“no atmosphere, no mushroom.”: sıkıştırılmış neden-sonuç yapısı
“No atmosphere, no mushroom” sıkıştırılmış bir neden ve sonuç yapısıdır. İlk isim öbeği eksik olan koşulu, ikinci bölüm ise bu yüzden gerçekleşemeyecek sonucu belirtir. no sözcüğünün tekrarı ilişkiyi doğrudan ve ritmik hale getirir. Buradaki mushroom, mushroom cloud ifadesinin kısaltılmış halidir; çünkü çevredeki açıklama bu anlamı zaten açıkça vermiştir. Bu, etkili bir sözlü sonuç cümlesidir; tam ve resmî bir cümle değildir.
Alıştırma
Hangi cümle açık bir koşul-sonuç özeti vermek için aynı no X, no Y kalıbını kullanır?
- Because practice is useful, progress is possible.
- Practice is not the same as progress.
- No practicing, progress not.
- No practice, no progress.
Cevabı göster
No practice, no progress.
the cooler it becomes and the less energy it has to make interesting or terrifying things happen.
5:43soğur ve ilginç veya korkutucu şeylerin gerçekleşmesi için daha az enerjisi kalır.
The larger ..., the cooler ... ve the less energy ... bağlantılı karşılaştırma yapısı
the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... kalıbı iki değişimi birbirine bağlar: İlk miktar değiştiğinde ikinci miktar da onunla birlikte değişir. Burada plazma büyüdükçe daha soğuk hâle gelir. and ile ikinci bir sonuç eklenebilir: the less energy it has. Buradaki üç the, bağlantılı karşılaştırmaları işaretler; sıradan belirli tanımlıklar değildir. Bu kalıp eğilimler arasındaki ilişkiyi gösterir, ancak tek başına bir değişimin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
high → cold ile belirtilen tam karşılaştırma ifadelerini kullanarak bağlantılı değişim kalıbını tamamlayın: ____ we climb, ____ the air becomes.
Cevabı göster
The higher · the colder
pulling the trigger ifadesinin gerçek ve mecazi anlamları
Burada pulling the trigger gerçek anlamdadır: Silahı harekete geçirmek için tetiğini kullanmak demektir. Anlamı silah bağlamı belirler. Mecazi anlamda pull the trigger, çoğu zaman on something ile kullanılır ve son kararı verip bir eylemi başlatmak ya da onaylamak anlamına gelir. Her iki anlam da sonuç doğuran kararlı bir hareket fikrini paylaşır.
Alıştırma
Özgün silah bağlamında pulling the trigger ne anlama gelir?
- Harekete geçmeden sıradan bir öneride bulunmak
- Tetiğini kullanarak silahı harekete geçirmek
- Silahın çalışmasını durdurmak
Cevabı göster
Tetiğini kullanarak silahı harekete geçirmek
flickering to life: titreşerek canlanmak
“Flickering to life” ifadesi, bir ışığın kararsız ve yanıp sönen bir biçimde parlamaya başlamasını anlatır. “Flickering” ışığın ortaya çıkış biçimini verir; “to life” ise değişimi bir şey uyanıyormuş gibi sunar. Burada hiçbir şey gerçekten canlanmaz. “Tarz bildiren fiil + to life” kalıbı; bir ışığın, ekranın, alevin veya makinenin çalışmaya başlamasını canlı bir şekilde gösterebilir.
Alıştırma
Kararsız biçimde ışık vererek çalışmaya başlayan bir ekranı anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: After I pressed the power button, the old display ____.
Cevabı göster
flickered to life
only to fade out right away: ancak hemen sönüp gitmek
“Only to + fiil” yapısı, ardından yaşanan şeyi beklenmedik, ironik veya hayal kırıklığı yaratan bir sonuç olarak sunar. Burada ışık yeni bir yıldız gibi belirir, fakat hemen ardından soluklaşıp kaybolur. Bu mastar amaç değil, sonuç bildirir: yıldıza benzeyen ışık sönmek amacıyla ortaya çıkmamıştır. “Fade out”, kaybolana kadar giderek daha az parlak veya fark edilir hâle gelmek demektir; “right away” ise sonucun hemen gerçekleştiğini gösterir.
Alıştırma
Beklenmedik bir sonucu gösteren iki kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: Lena hurried to the station, ____ discover that the train had already left.
Cevabı göster
only to
A spark, and then nothing: dramatik anlatı parçaları
"A spark" ve "then nothing" bilinçli olarak kullanılan yüklemsiz cümle parçalarıdır. Bağlam, eksik sözleri tamamlamamızı sağlar: bir kıvılcım vardı, ardından görülecek hiçbir şey kalmadı. İki kısa parça, olayı önce ortaya çıkış sonra kayboluş biçiminde düzenler. Kesik ritim değişimi ani hissettirir ve kıvılcımın ne kadar kısa süre görüldüğünü vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, hızlı bir ortaya çıkış ve kayboluş ritmi yaratmak için bilinçli cümle parçaları kullanır?
- One flash, and then darkness.
- The flash appeared after the room was dark.
- Flashes and darkness are common at night.
Cevabı göster
One flash, and then darkness.
As the cloud of tiny debris reaches far above the surface of the Moon,
6:02Küçük enkaz bulutu Ay'ın yüzeyinden çok yükseklere ulaştığında,
it's illuminated by the Sun for a few minutes,
6:05birkaç dakikalığına Güneş tarafından aydınlatılır,
giving it an eerie beauty for anyone left to observe the spectacle.
6:08ve bu manzarayı izlemek için geride kalanlara ürkütücü bir güzellik sunar.
What about the Moon's orbit?: çözümsüz bir konuya geri dönmek
"What about + isim öbeği?" o konuyu dikkat odağına getirir. Burada konuşmacı daha önce çözümsüz kalmış olan Ay'ın yörüngesi konusuna dönüyor ve hemen durumunu açıklıyor. Bu yapı çoğu zaman kısa bir geçiş işlevi görür: bir soru ele alındıktan sonra başka bir ilgili soruyu tanıtmak veya henüz işlenmemiş bir konuyu kontrol etmek için kullanılabilir. Tek başına karşı çıkma anlamı taşımaz.
Alıştırma
Bir proje güncellemesinde maliyet ve personel ele alınmış, ancak zamanlama konuşulmamıştır. Hangi cümle eksik konuyu doğal biçimde gündeme getirir?
- What about the schedule?
- The schedule is already final.
- What does the word schedule mean?
Cevabı göster
What about the schedule?
Trying to move the Moon with a nuke is like trying to move a truck by blowing on it. Deyimler
6:18Ay'ı bir nükleer silahla hareket ettirmeye çalışmak, bir kamyonu üfleyerek hareket ettirmeye çalışmak gibidir.
A is like B ile benzetme kurmak
A is like B kalıbı bir benzetme kurar: A’yı daha tanıdık bir B ile karşılaştırarak açıklar. Burada Ay’ı nükleer bir silahla hareket ettirmeye çalışmak, bir kamyonu üzerine üfleyerek hareket ettirmeye çalışmaya benzetilir. Karşılaştırılan nokta, kuvvet ile nesne arasındaki devasa orantısızlıktır; Ay ile kamyonun her bakımdan birbirine benzediği söylenmez. Bu görüntü, “bu girişimin neredeyse hiç etkisi olmaz” yargısını hızlı ve sezgisel biçimde anlatır.
Alıştırma
A is like B kalıbıyla benzetmeyi tamamlayın: Trying to cool the whole house with one ice cube ____ trying to empty a lake with a spoon.
Cevabı göster
is like
Ödünleyici may be ..., but ... yapısı
may be X, but Y kalıbı önce X’i kabul eder, ardından dikkati daha önemli nokta olan Y’ye yöneltir. Bu cümlede konuşan kişi, uzayın çok daha büyük ölçeğini vurgulamadan önce nükleer patlamaların büyük olduğunu kabul eder. Buradaki may be ödünleyici bir anlam taşır; yaklaşık olarak “büyük olduğu kabul edilse de” veya “büyük olduğu doğru olsa da” demektir. Konuşanın nükleer patlamaların büyük olup olmadığından gerçekten şüphe ettiğini göstermez. Ana sonuç but ile başlayan bölümde yer alır.
Alıştırma
Cümleyi ödünleyici may be ..., but ... kalıbıyla tamamlayın: The route ____ shorter, ____ it is much steeper.
Cevabı göster
may be · but
Our mighty explosion just leaves another crater,
6:27Muazzam patlamamız sadece bir krater daha bırakır,
anyone on the Moon will continue to not enjoy themselves. Ton ve niyet
6:33Ay'daki hiç kimse durumdan keyif almamaya devam edecektir.
“continue to not enjoy themselves” ifadesindeki hafife alma
Continue to not enjoy themselves ifadesi, kelime anlamıyla insanların hoş olmayan bir deneyim yaşamaya devam edeceğini söyler. Ancak yakın bağlamda ölümcül radyasyon, Ay depremleri ve çarpmalarla karşı karşıyadırlar. Bu nedenle yumuşak ifade, gerçek durumdan kasıtlı olarak çok daha hafiftir. Bu, karanlık ve soğukkanlı bir mizah yaratmak için kullanılan hafife almadır. Anlatıcı küçük bir hayal kırıklığından söz etmez; sakin ifade ile aşırı tehlike arasındaki fark ironiyi gösterir ve durumun gerçekte ne kadar kötü olduğunu çıkarmanızı sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede continue to not enjoy themselves ifadesinin temel etkisi nedir?
- Anlatıcı koşulların yakında düzeleceğine söz veriyor.
- Anlatıcı çok tehlikeli bir durumu kasıtlı olarak hafife alıyor.
- Anlatıcı insanların yalnızca biraz sıkıldığını söylüyor.
Cevabı göster
Anlatıcı çok tehlikeli bir durumu kasıtlı olarak hafife alıyor.
The material that ends up raining back to the Moon is radioactive, Dilbilgisi
6:36Ay'a geri yağan malzemeler radyoaktiftir,
“ends up raining back” ifadesinde end up + -ing
End up + -ing, özellikle sonuç ilk baştaki plan değilse veya başlangıçta açık değilse, bir sürecin nihai sonucunu anlatır. Burada ends up raining back, uzayda hareket eden maddenin bir kısmının sonunda çok sayıda parça hâlinde Ay’a geri düşmesi anlamına gelir. -ing biçimi, sonuç olarak gerçekleşen eylemi belirtir: end up raining. Back, Ay’a geri dönme fikrini ekler; end up yapısının bir parçası değildir. End up, “yukarı doğru hareket etmeyi bitirmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
end up yapısının geçmiş zaman biçimi ve wait fiiliyle tamamlayın: The bus never came, so we ____ for an hour.
Cevabı göster
ended up waiting
and without any natural processes to wash it away or bury it, Öbek fiiller
6:39ve onu yıkayıp götürecek ya da gömecek herhangi bir doğal süreç olmadığından,
wash it away: bir şeyi akan suyla sürükleyip götürmek
wash it away ifadesinde wash away, akan suyla bir şeyi taşıyıp götürmek veya ortadan kaldırmak anlamına gelen ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it zamiri olduğunda wash ile away arasına gelmelidir: wash it away denir, wash away it denmez. Burada ifade, Ay'da bulunmayan doğal bir temizlenme sürecini anlatır. Away sonucu vurgular: radyoaktif madde yalnızca yıkanıp aynı yerde kalmaz, yüzeyden uzaklaştırılır.
Alıştırma
Cümleyi wash away ile tamamlayın ve zamiri doğal konumuna yerleştirin: The hose loosened the dirt, so use more water to ____.
Cevabı göster
wash it away
the worst of the radiation will have decayed to a level comparable to natural levels Dilbilgisi
6:47radyasyonun en kötü kısmı, kozmik ışınlardan gelen
from cosmic rays in about a year.
6:51doğal seviyelerle karşılaştırılabilir bir seviyeye yaklaşık bir yıl içinde inecektir.
will have decayed: gelecekteki bir zamana kadar ulaşılan sonuç
Will have decayed, gelecek tamamlanmış zaman biçimidir ve yapısı will have + geçmiş zaman ortacıdır. Gelecekteki bir referans noktasına, burada yaklaşık bir yıl sonrasına bakar ve belirtilen düzeye düşüşü o zamana kadar gerçekleşmiş bir sonuç olarak sunar. Decay, kademeli bir radyoaktif bozunma sürecini anlatır. Cümle, en yoğun radyasyonun o zamana kadar doğal kozmik ışın radyasyonuyla karşılaştırılabilir bir düzeye ulaşacağını öngörür; tüm radyasyonun veya kirlenmenin yok olacağını söylemez.
Alıştırma
Cümleyi decay fiilinin gelecek tamamlanmış biçimiyle tamamlayın: By next summer, the radioactive material ____ substantially.
Cevabı göster
will have decayed
we can say with confidence that while the Moon itself does not care about being nuked Kalıp ifadeler
6:55Ay'ın nükleer bir saldırıya uğramayı umursamayacağını
using the Moon as a nuclear test ground kind of ruins it for everyone Ton ve niyet
7:01ancak Ay'ı bir nükleer test alanı olarak kullanmak, orada biraz zaman geçirmek veya yararlı bir şeyler inşa etmek isteyen
trying to spend some time there or to build something useful.
7:05herkes için burayı bir nevi mahveder.
can say with confidence that: sağlam temelli bir sonucu güvenle ifade etmek
can say with confidence that, konuşanın sağlam kanıtlara dayandığını düşündüğü bir sonucu sunar. Bu cümlede Ay'ın tepkisiyle ilgili iddiayı bir tahmin olarak değil, önceki analizlerin sonucu olarak çerçeveler. with confidence yüksek bir kesinlik derecesi gösterir; ancak iddianın matematiksel ya da hukuki anlamda mutlak olarak kanıtlandığı anlamına gelmez. Kanıtlara dayanarak güvenli konuşmak, fakat yeni verilerle düzeltme payı bırakmak istediğinizde kullanılır.
Alıştırma
Kanıtlar güçlü olduğunda, ancak sonuç mutlak bir kesinlik olarak sunulmadığında aşağıdaki cümleyi hangi ifade en iyi tamamlar? Based on the repeated measurements, we ___ the bridge is safe to use.
- can say with confidence that
- can guarantee that
- think that
- know that
Cevabı göster
can say with confidence that
kind of ruins it: bir eleştiriyi gündelik dille yumuşatmak
Burada kind of, ruins fiilinden önce gelir ve derecenin gücünü azaltan gündelik bir ifade olarak kullanılır. İddiayı daha az mutlak hâle getirir: Ay'ı nükleer test alanı olarak kullanmak, Ay'ı orayı ziyaret etmek veya orada bir şey inşa etmek isteyenler için bir bakıma ya da bir ölçüde mahveder. Bu yumuşatma, zararın küçük olduğu anlamına gelmez. Çevredeki sonuçlar ciddi olduğu için kind of ruins it şeklindeki hafif söyleyiş, aslında güçlü bir eleştiriyi kuru ve ironik biçimde aktarır.
Alıştırma
"I kind of agree with the proposal" cümlesinde kind of ne işe yarar?
- Konuşanın tamamen ve hiç şüphesiz aynı fikirde olduğunu söyler.
- Bir teklif kategorisi belirtir.
- İfadeyi yumuşatır ve çekinceye biraz yer bırakır.
- Cümleyi resmîleştirir ve hukuki bir sözleşmeye uygun hâle getirir.
Cevabı göster
İfadeyi yumuşatır ve çekinceye biraz yer bırakır.
Maybe we should just not do that: yumuşatılmış ama kesin bir ret
“Maybe we should just not do that” biçim olarak bir öneridir, ancak burada net bir sonuç iletir: önerilen eylemden, yani Ay’da nükleer deneme yapmaktan kaçınılmalıdır. Maybe tavrı yumuşatır, should bunu ortak bir tavsiye gibi sunar, just ise yapmamayı basit ve bariz seçenek gibi gösterir. Bu sözcükler birlikte kibar, kuru ya da mizahi bir hafifletme etkisi yaratabilir. Bağlam önemlidir: maybe her zaman gerçek bir tereddüt göstermez; kesin bir reddi daha az sert gösterebilir.
Alıştırma
Bu bağlamda konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Bundan kaçınmalıyız; yumuşatıcı sözcükler sonucu daha hafif gösteriyor.
- Gerçekten bunu yapmanın iyi bir fikir olup olmadığına karar veremiyorum.
- Bunu yapmalıyız, ama yalnızca bir kez.
Cevabı göster
Bundan kaçınmalıyız; yumuşatıcı sözcükler sonucu daha hafif gösteriyor.