ABD-Kanada Sınırı Hiç Mantıklı Değil (Bilerek Öyle): İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
908 kelime 213 kel/dk

Video özeti: Eski ölçümler ve hatalı haritalar Kanada–ABD sınırında kıvrımlar ve tuhaf anklavlar bıraktı. Başlıca İngilizce noktaları: 1. good luck with that. — Konuşma edimbilimi ve tutum: görevi neredeyse imkânsız gösteren kuru alayı tanıyın; bu samimi bir dilek değildir. 2. the wester it goes, the sparser it gets. — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: bağlantılı değişim için “the + comparative…, the + comparative…” yapısını bulun; wester standart değil, mizahi bir türetmedir. 3. In a pleasing symmetry, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: geçişin doğudaki örneği batıdakinin aynası olarak çerçeveleyip eşleşen karşıtlığı hazırladığını görün.

Bu derste

Canada and the United States share the longest, straightest, possibly boringest border in the world. Kelime

0:00

Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri dünyadaki en uzun, en düz ve muhtemelen en sıkıcı sınırı paylaşıyor.

Kelime

longest, straightest, possibly boringest: esprili bir üstünlük sıralaması

Üç üstünlük biçimi, giderek güçlenen bir sıralama oluşturur. longest ve straightest ölçülebilir betimlemeler gibi duyulurken son öğe öznel bir değerlendirmeye geçer. boringest, kolayca anlaşılan ama özellikle şaka amacıyla oluşturulmuş bir boring biçimidir. Tarafsız standart İngilizcede genellikle most boring kullanılır. possibly, önceki iddiaları geçersiz kılmak yerine esas olarak bu esprili görüşe pay bırakır.

Alıştırma

Resmî cümleyi boring sözcüğünün standart üstünlük biçimiyle tamamlayın: Of the three routes, this one is possibly ____.

Cevabı göster

the most boring

But look closer and there's plenty of bizarreness to be found.

0:05

Ancak daha yakından bakarsanız bulunacak pek çok tuhaflık var.

While these sister nations get along fairly well, Notlar

0:08

Bu kardeş ülkeler birbirleriyle oldukça iyi geçinseler de,

Deyimler

sister nations: yakın ve eşit ülkeler için bir metafor

Burada sister nations bir ilişki metaforudur. Kanada ile Amerika Birleşik Devletleri'ni gerçek anlamda akraba olarak değil, yakın ve genel olarak eşit bir bağa sahip iki ayrı ülke olarak sunar. sister, sister cities örneğinde olduğu gibi bir yerin veya kuruluşun önüne geldiğinde, çoğu zaman özel bir ortaklık ya da yakın ilişkiyle eşleştirilmiş olmayı ifade eder. Bu ifade sıcak bir ton yaratır; tek başına resmî bir siyasi unvan değildir.

Alıştırma

Bir haber dosyasında iki bağımsız ülke sister nations olarak tanımlanıyor. Bu ifade en güçlü biçimde neyi düşündürür?

  1. Genel olarak eşit konumdaki ülkeler arasında sıcak bir ilişki
  2. İki ülkeyi birleştiren resmî bir askerî antlaşma
  3. Her iki ülke adının da dil bilgisel olarak dişil olması
Cevabı göster

Genel olarak eşit konumdaki ülkeler arasında sıcak bir ilişki

Öbek fiiller

get along: iyi geçinmek

Bu cümlede get along, dostça ve huzurlu bir ilişkiye sahip olmak anlamına gelir. Özne iki ülkeyi de içerdiği için ifade, ülkelerin birbiriyle ilişkisini anlatır; bir güzergâh boyunca ilerlemek anlamına gelmez. fairly well ifadesi yargıyı yumuşatır: ilişkileri genel olarak iyidir, ancak kusursuz değildir. Daha genel olarak get along, insanların veya grupların fazla çatışmadan ilişki kurmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, iyi bir ilişkiye sahip olmak anlamındaki iki sözcüklü ders ifadesiyle tamamlayın: Even though the two neighbours are very different, they ____ well.

Cevabı göster

get along

they both want to make it really clear whose side of the continent is whose.

0:10

her ikisi de kıtanın hangi tarafının kime ait olduğunu gerçekten açıkça belirtmek istiyor.

And they've done this by carving a 20 ft wide space along the border,

0:13

Ve bunu sınır boyunca 20 fit genişliğinde bir alan açarak yaptılar,

all 5 and 1/2 thousand mi of it.

0:17

tam 5 buçuk bin mil boyunca.

With the exception of the rare New England town that predates national borders Kalıp ifadeler

0:21

Ulusal sınırlardan önce kurulan nadir New England kasabaları

or the odd airport that needed expanding,

0:24

veya genişletilmesi gereken tuhaf havalimanları haricinde,

this space is the no touching zone between the countries.

0:26

bu alan ülkeler arasındaki temas yok bölgesidir.

Kalıp ifadeler

With the exception of: genel kuraldan önce istisnaları belirtmek

With the exception of, ardından gelen bir veya birden fazla durumu hariç tutmak anlamına gelir. Cümlenin başına yerleştirildiğinde önce istisnaları ayırır, ardından geri kalan her şey hakkında genel bir ifade sunar. Burada of, or ile bağlanan tek bir sıralı istisna listesini başlatır: nadir görülen kasaba türü ve tek tük havaalanları. Bu nedenle ifade yalnızca ilk öğeyi değil, ikisini de kapsar. Yeniden kullanılabilen kalıp With the exception of + isim öbeği, ardından genel ifade biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi istisna belirten dört sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: ____ one missing page, the report is complete.

Cevabı göster

With the exception of

And they're super serious about keeping it clear.

0:29

Ve burayı temiz tutma konusunda son derece ciddiler.

It matters not if the no touching zone runs through hundreds of miles of virtually uninhabited Alaskan Yukon wilderness, Dilbilgisi

0:31

Temas yok bölgesinin neredeyse hiç yaşanmayan yüzlerce millik Alaska Yukon vahşi doğasından geçip geçmediği önemli değil,

those border trees will not stand.

0:37

o sınır ağaçları ayakta kalmayacak.

Dilbilgisi

It matters not if: koşulun önemsiz olduğunu söyleyen resmî yapı

“It matters not if ...”, “It does not matter whether ...” veya “regardless of whether ...” anlamına gelir. if yan cümlesi, sonucu değiştiremeyecek bir olasılık belirtir; soru sormaz ve sıradan bir neden-sonuç koşulu kurmaz. not sözcüğünün matters fiilinden sonra gelmesi ifadeye ciddi ve biraz eski moda bir ritim verir. Örnekte bölgenin ne kadar ıssız olduğu önemsiz sayılır: belirtilen sonuç yine gerçekleşecektir.

Alıştırma

Cümleyi “it does not matter whether” anlamındaki tam resmî ifadeyle tamamlayın: “____ the room is small; everyone is welcome.”

Cevabı göster

It matters not if

Which might make you think this must be the longest, straightest, deforested place in the world.

0:40

Bu da size buranın dünyanın en uzun, en düz ve ağaçsız bölgesi olması gerektiğini düşündürebilir.

But it isn't.

0:44

Ama öyle değil.

Deforested, yes, Anlatım akışı

0:45

Ağaçsız, evet,

but straight, not at all.

0:46

ama düz, kesinlikle değil.

Anlatım akışı

Deforested, yes, but straight, not at all: kısaltılmış bir düzeltme

Cümle, “it is” gibi tekrarlanan sözcükleri atar ve iki yargıyı paralel biçimde düzenler: “Deforested? Yes. Straight? Not at all.” İlk parça bir tanımı doğrular; but ile ikinci tanıma geçilir ve bu tanım tamamen reddedilir. not at all yalnızca straight sözcüğünü olumsuzlar. Bu kısa ve dengeli biçim, önceki iddianın bir bölümünün korunduğunu, diğer bölümünün ise düzeltildiğini dinleyiciye açıkça gösterir.

Alıştırma

Kısaltılmış karşıtlığı tamamlayın: The task is difficult, but it is definitely possible. “Difficult, ____, but impossible, ____.”

Cevabı göster

yes · not at all

Sure, it looks straight on a map

0:48

Elbette haritada düz görünüyor

and the treaties establishing the line say it's straight.

0:49

ve çizgiyi oluşturan anlaşmalar onun düz olduğunu söylüyor.

But in the real world,

0:52

Ancak gerçek dünyada,

the official border is 900 lines that zigzag from the horizontal by as much as several hundred feet. Kalıp ifadeler

0:53

resmi sınır, yataydan yüzlerce fit kadar zikzak çizen 900 çizgiden oluşuyor.

Kalıp ifadeler

En büyük farkı belirten by as much as

Bu cümlede by as much as, sapmanın ulaşabileceği en büyük miktarı belirtir: sınır, yatay doğrultudan birkaç yüz fit uzaklaşabilir. By bir yeri ya da son noktayı değil, fark miktarını gösterir. As much as, bu üst sınırın şaşırtıcı derecede büyük olduğunu vurgular. by as much as + miktar kalıbı; mesafe, fiyat, yüzde, süre ve başka ölçülebilir değerlerdeki en büyük olası değişimi veya farkı anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, mümkün olan en büyük gecikme miktarını vurgulayan dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The delivery may be delayed ____ two hours.

Cevabı göster

by as much as

How did this happen?

0:59

Bu nasıl oldu?

Well, imagine you're back in North America in the 1800s. Anlatım akışı

1:00

Eh, 1800'lerde Kuzey Amerika'ya geri döndüğünüzü hayal edin.

Anlatım akışı

Sahne kurmak için Imagine you're back in ...

Imagine you're back in ... dinleyiciden zihninde bir sahne kurmasını ister. Imagine varsayımsal bir bakış açısı getirir; bu yüzden dinleyicinin gerçekten 1800’lerde Kuzey Amerika’da yaşadığı anlamına gelmez. you're back in yan cümlesi, açıklama devam etmeden önce dinleyiciyi geçmişteki bir ortamın içine yerleştirir. Back bakış açısını şimdiki zamandan o eski dünyaya taşır, in ise yeri tanıtır; sonraki in the 1800s ifadesi zamanı verir. Bu çerçeve, önce bakış açısını belirleyerek devamındaki bilgileri düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle, dinleyicilerin o olayı gerçekten yaşadığını iddia etmeden onları varsayımsal bir geçmiş sahneye davet eder?

  1. You were in London before cars filled the streets.
  2. Imagine you're back in London before cars filled the streets.
  3. Remember when you were in London before cars filled the streets.
Cevabı göster

Imagine you're back in London before cars filled the streets.

The 49th parallel, one of those horizontal lines you see on a globe, Kültür

1:03

Küre üzerinde gördüğünüz o yatay çizgilerden biri olan 49. paralel,

has just been set as the national boundary.

1:06

henüz ulusal sınır olarak belirlendi.

Kültür

49. paralel

Burada parallel, coğrafyada enlem çizgisi, yani paralel anlamında kullanılan bir isimdir. Bu çizgi Dünya'yı doğu–batı yönünde çevreler ve Ekvator'un kuzeyinde ya da güneyinde sabit bir uzaklıkta kalır. Bu bağlamda The 49th parallel, 49 derece kuzey enlemindeki çizgidir. Cümlede bu enlem çizgisi bir ulusal sınır için coğrafi referans olarak seçilmiştir. Kanada–ABD sınırının büyük bir bölümünü oluşturur; sınırın tamamı veya birbirine paralel iki sınır çizgisi değildir.

Alıştırma

Bu örnekte The 49th parallel neyi ifade ediyor?

  1. Herhangi bir küre üzerinde çizilmiş kırk dokuzuncu çizgi
  2. Birbirine paralel uzanan iki ulusal sınır
  3. 49 derece kuzey enlemindeki çizgi
Cevabı göster

49 derece kuzey enlemindeki çizgi

And it's your job to make it real.

1:09

Ve bunu gerçeğe dönüştürmek sizin işiniz.

You are handed a compass and a ball of string

1:11

Elinize bir pusula ve bir yumak ip veriliyor

and told to carefully mark off the next two thirds of a continent. Öbek fiiller

1:13

ve bir kıtanın sonraki üçte ikisini dikkatlice işaretlemeniz söyleniyor.

Öbek fiiller

mark off: bir alanın sınırlarını belirginleştirmek

Burada mark off, bir alanın nerede başlayıp bittiğini görünür şekilde göstermek ve onu çevresinden ayırmak demektir. Bu, ayrılabilen bir phrasal verb'dür: mark off the area ve mark the area off kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse mark it off denir; mark off it denmez.

Alıştırma

Hangi cümlede mark off, bir alanın sınırlarını görünür hâle getirmek anlamındadır?

  1. We used cones to mark off a safe area around the hole.
  2. I marked off each completed task on my list.
  3. The teacher marked five points off my score.
Cevabı göster

We used cones to mark off a safe area around the hole.

Don't mind that uncharted wilderness in your way,

1:16

Yolunuzdaki o keşfedilmemiş vahşi doğayı umursamayın,

just keep the line straight.

1:19

sadece çizgiyi düz tutun.

Yeah, good luck with that. Ton ve niyet

1:20

Evet, bu konuda iyi şanslar.

Ton ve niyet

Kuru alay olarak good luck with that

Burada good luck with that sıcak bir iyi dilek değildir. Son derece zor bir plana kuru bir alayla karşılık verir: konuşan kişi görevin yapılabileceğinden şüphe eder. Bu sözler samimi olarak da kullanılabilir. Buradaki tutum, çok büyük zorluk ile gelişigüzel cevap arasındaki uyumsuzluktan ve söyleyiş biçiminden doğar.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bir aylık işi bir saatte bitireceğini söylüyor. Siz “Good luck with that.” diye cevap veriyorsunuz. En olası tutum hangisidir?

  1. Planı açıklamasını isteyen bir talep
  2. Başaracağına dair kuru ve alaycı bir şüphe
  3. Başarı için sıcak ve tamamen samimi bir iyi dilek
Cevabı göster

Başaracağına dair kuru ve alaycı bir şüphe

The men who surveyed the land did the best they could Kalıp ifadeler

1:22

Araziyi inceleyen adamlar ellerinden gelenin en iyisini yaptılar

and built over 900 monuments.

1:24

ve 900'den fazla anıt inşa ettiler.

Kalıp ifadeler

did the best they could: sınırlar içinde en büyük çaba

did the best they could, that sözcüğünün sıkça atıldığı do the best + özne + can/could kalıbını izler: They did the best (that) they could. Bu, içinde bulundukları koşullarda yapabilecekleri kadar çaba gösterdikleri anlamına gelir. Could, did, surveyed ve built fiillerinin geçmiş zamanıyla uyumludur. Bu ifade sonucu değil, çabayı değerlendirir. İnsanlar araçlarının, bilgilerinin veya durumlarının izin verdiği ölçüde uğraşmış olsalar bile sonuç kusurlu olabilir.

Alıştırma

Cümleyi do the best one can kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “The storm delayed every train, but the station workers ____ to help stranded passengers.”

Cevabı göster

did the best they could

They're in about as straight a line as you could expect a pre-GPS civilization to make, Dilbilgisi

1:26

GPS öncesi bir medeniyetin yapabileceğini umabileceğiniz kadar düz bir çizgideler,

Dilbilgisi

about as straight a line as you could expect: makul ölçüde beklenebilecek kadar düz

Kalıp about as + sıfat + a/an + tekil sayılabilen isim + as + karşılaştırma ölçütü şeklindedir: about as straight a line as .... Bu kalıpta sıfat a/an'den önce gelir; bu yüzden doğru sıra as straight a line olur. As you could expect karşılaştırmanın ölçütünü verir. Çizgi, GPS'i olmayan bir uygarlıktan makul biçimde beklenebileceği kadar düzdür. About, değerlendirmenin kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir.

Alıştırma

Doğal sözcük sırasını seçin: With only hand tools, the builder made ___ anyone could expect.

  1. about as a smooth surface as
  2. about as smooth a surface as
  3. as about smooth a surface as
Cevabı göster

about as smooth a surface as

but it's not the kind of spherical planar intersection that would bring a mathematician joy.

1:30

ama bu bir matematikçiye keyif verecek türden küresel düzlemsel bir kesişim değil.

Nonetheless, these monuments define the border

1:34

Yine de, bu anıtlar sınırı tanımlıyor

and the no touching zone plays connect the dots with them. Deyimler

1:37

ve temas yok bölgesi onlarla noktaları birleştirmece oynuyor.

Deyimler

plays connect the dots with them: anıtları noktalar gibi birleştirmek

Connect the dots, ayrı duran numaralı noktaların bir resim ortaya çıkarmak için birleştirildiği bulmacanın adıdır. Ayrıca ayrı ipuçlarını ilişkilendirip daha büyük bir örüntüyü görme anlamında da sıkça kullanılır. Burada ifade eğlenceli bir görsel benzetmedir. Temas edilmeyen bölge, bir anıttan diğerine çizgi çeken bir oyuncu gibi gösterilir; them sözcüğü anıtları ifade eder. Gerçekte kimse oyun oynamıyor.

Alıştırma

"The fence line connects the dots between the old stone markers," cümlesinde connects the dots ne anlama gelir?

  1. İşaretleri sınırdan kaldırır.
  2. Ayrı işaretleri görünür tek bir sınır oluşturacak şekilde birleştirir.
  3. İnsanlardan numaralı bir nokta birleştirme bulmacasını çözmelerini ister.
Cevabı göster

Ayrı işaretleri görünür tek bir sınır oluşturacak şekilde birleştirir.

Oh, and while there are about 900 markers along this section of the border,

1:39

Oh, bu arada sınırın bu bölümü boyunca yaklaşık 900 işaret varken,

there are about 8,000 in total that define the shape of the nations.

1:43

ulusların şeklini tanımlayan toplamda yaklaşık 8.000 işaret var.

Despite this massive project,

1:47

Bu devasa projeye rağmen,

Canada and the United States still have disputed territory.

1:49

Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nin hala ihtilaflı bölgeleri var.

There's a series of islands in the Atlantic

1:52

Atlantik'te bir dizi ada var

that the United States claims are part of Maine

1:54

ABD bunların Maine'in bir parçası olduğunu iddia ediyor

and Canada claims are part of New Brunswick.

1:56

ve Kanada da New Brunswick'in bir parçası olduğunu iddia ediyor.

Canada, assuming the islands are hers, Dilbilgisi

1:58

Kanada, adaların kendisinin olduğunu varsayarak,

built a lighthouse on one of them.

2:00

içlerinden birine bir deniz feneri inşa etti.

Dilbilgisi

assuming the islands are hers: bir öncül belirtmek

Assuming the islands are hers, Kanada'nın deniz fenerini inşa etme kararının dayandığı öncülü belirten, ek bilgi veren bir -ing yan cümleciğidir. Kanada, adaların Kanada'ya ait olduğu varsayımına göre hareket etmiştir; ancak bu ifade söz konusu iddianın doğru olduğunu söylemez. Hers, Canada's yerine kullanılan bir iyelik zamiridir. Burada ülke kişileştirildiği için hers, “Canada's islands” anlamına gelir; Kanada'nın gerçek anlamda kadın olduğunu belirtmez.

Alıştırma

“Lena, assuming the shop was open, walked there,” cümlesindeki assuming yan cümleciği bize ne anlatır?

  1. Lena, dükkânın açık olduğu varsayımına göre hareket etti.
  2. Konuşan kişi dükkânın açık olduğunu kanıtlıyor.
  3. Dükkân Lena'ya aitti.
Cevabı göster

Lena, dükkânın açık olduğu varsayımına göre hareket etti.

And the United States, assuming the islands are hers,

2:01

Ve Amerika Birleşik Devletleri, adaların kendisinin olduğunu varsayarak,

pretends the lighthouse doesn't exist.

2:04

deniz feneri yokmuş gibi davranıyor.

It's not a huge problem

2:06

Bu çok büyük bir sorun değil

as the argument is mostly over tourists who want to see puffins Kelime

2:07

çünkü tartışma çoğunlukla martıları görmek isteyen turistler

and fishermen who want to catch lobsters,

2:10

ve ıstakoz yakalamak isteyen balıkçılar üzerinden dönüyor,

but let's hope the disagreement gets resolved before someone finds oil under that lighthouse. Anlatım akışı

2:12

ancak birisi o deniz fenerinin altında petrol bulmadan önce anlaşmazlığın çözülmesini umalım.

Kelime

the argument is mostly over tourists: “hakkında” anlamındaki over

the argument is mostly over tourists ifadesinde over, “hakkında” veya “konusunda” anlamına gelen bir edattır. Ardından gelen tourists isim öbeği onun tümlecidir. Buradaki anlaşmazlık yalnızca turist denen kişilerle değil, adalarla bağlantılı turizm çıkarlarıyla ilgilidir. Aynı yapı a dispute over land, a debate over a rule ve a fight over a toy ifadelerinde de görülür. Bu kullanım, over kelimesinin “bitmiş” anlamından farklıdır.

Alıştırma

“Their dispute is over access to the river,” cümlesinde over ne anlama gelir?

  1. fiziksel olarak üstünde
  2. bitmiş
  3. hakkında veya konusunda
Cevabı göster

hakkında veya konusunda

Anlatım akışı

let's hope ... before ...: mizahi bir uyarı olarak hayali bir sonuç

Let's hope ortak bir dileği ifade eder: konuşmacı anlaşmazlığın çözülmesini ister. Edilgen get resolved yapısı, sorunu kimin çözdüğüne değil, sorunun çözüme ulaşmasına odaklanır. before yan cümlesi hayali bir son tarih belirler ve meselenin önemini artırır: petrol bulunması anlaşmazlığı çok daha ciddi hâle getirirdi. Bu, mizahi ve varsayımsal bir sondur; orada petrol bulunduğuna dair bir iddia ya da tahmin değildir.

Alıştırma

Deniz fenerinin altındaki petrolle ilgili son cümleye en uygun yorum hangisidir?

  1. Petrolün zaten bulunduğunu ve anlaşmazlığa bunun yol açtığını doğrular.
  2. Anlaşmazlık bitmeden birinin kesinlikle petrol bulacağını öngörür.
  3. Riski artıracak bir keşfi hayal eder ve daha erken bir çözüm umudunu mizahla ifade eder.
Cevabı göster

Riski artıracak bir keşfi hayal eder ve daha erken bir çözüm umudunu mizahla ifade eder.

Even the non-disputed territory has a few notably weird spots,

2:16

İhtilaflı olmayan bölgenin bile bazı dikkat çekici derecede tuhaf noktaları var,

such as this tick of the border upward into Canada.

2:20

sınırın Kanada'ya doğru yukarı doğru olan bu çıkıntısı gibi.

Zoom in and it gets stranger as the border isn't over solid land,

2:22

Yakınlaştırdığınızda daha da tuhaflaşıyor çünkü sınır sağlam bir kara üzerinde değil,

but runs through a lake to cut off a bit of Canada before diving back down to the US. Öbek fiiller

2:25

ABD'ye geri dalmadan önce Kanada'nın bir parçasını kesmek için bir gölden geçiyor.

Öbek fiiller

‘ayırmak veya yalıtmak’ anlamında cut off

cut off a bit of Canada ifadesinde cut off, bir parçayı çevresindeki daha büyük alandan ayırmak veya yalıtmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Sınır, küçük alanın Kanada'nın ana bölümünden kopuk görünmesine neden olur. Burada ifade mekânsal yalıtılmışlığı anlatır; arazinin artık Kanada'ya ait olmadığı anlamına gelmez. Başka bağlamlarda aynı temel fikir ulaşımın, tedarikin, iletişimin veya erişimin kesilmesi için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi ‘ayrılmış veya yalıtılmış’ anlamındaki öbek fiille tamamlayın: After the only bridge closed, the island was ____ from the mainland.

Cevabı göster

cut off

This spot is home to about 100 Americans

2:29

Bu nokta yaklaşık 100 Amerikalıya ev sahipliği yapıyor

and is a perfect example of how border irregularities are born. Anlatım akışı

2:31

ve sınır düzensizliklerinin nasıl doğduğunun mükemmel bir örneği.

Anlatım akışı

a perfect example of how ... are born: tek bir örnekten sürece geçmek

a perfect example of how ifadesi, bu belirli yeri daha genel bir sürecin kanıtına dönüştürür. Burada perfect, “ideal” veya “sorunsuz” değil, “özellikle açık ya da tipik” anlamına gelir. how yan cümlesi, örneğin gösterdiği süreci adlandırır: sınır düzensizlikleri ortaya çıkar. Are born, gerçek anlamda doğumu değil, “yaratılmak” veya “gelişmek” anlamını taşıyan edilgen bir benzetmedir.

Alıştırma

Hangi yorum vurgulanan ifadeye en uygun anlamı verir?

  1. Burası tam olarak yüz Amerikalının bütün ulusal sınırları oluşturduğu yerdir.
  2. Burası, alışılmadık sınırların nasıl ortaya çıktığını gösteren özellikle açık bir örnektir.
  3. Sınır düzenlemesi kusursuzdur çünkü hiçbir sorunu yoktur.
Cevabı göster

Burası, alışılmadık sınırların nasıl ortaya çıktığını gösteren özellikle açık bir örnektir.

Back in 1783,

2:34

1783'e dönecek olursak,

when the victorious Americans were negotiating with the British who controlled what would one day be Canada, Dilbilgisi

2:35

muzaffer Amerikalılar, bir gün Kanada olacak yeri kontrol eden İngilizlerle müzakere ederken,

they needed a map.

2:39

bir haritaya ihtiyaçları vardı.

Dilbilgisi

what would one day be Canada: geçmişten bakılan sonraki bir sonuç

What burada kaynaşmış bir ilgi cümleciği başlatır ve “the area that”, yani “o bölge” anlamına gelir. What, şey veya yer fikrini zaten içerdiği için önünde bir isme ihtiyaç duymaz. Would one day be, geçmişteki bir noktadan geleceğe bakar: görüşmeler sırasında Kanada henüz daha sonra ortaya çıkacak tarihsel bir sonuçtu. Burada would, istek veya gerçek dışı bir koşulu değil, geçmişteki geleceği gösterir. One day ise gerçek anlamda tek bir gün değil, “daha sonraki bir zamanda” demektir.

Alıştırma

Cümleyi “daha sonra Kanada olan yer” anlamındaki altı sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The expedition crossed into ____.

Cevabı göster

what would one day be Canada

And this map was the best available at the time.

2:40

Ve bu harita o zamanlar mevcut olan en iyisiydi.

While the east coast looks pretty good,

2:43

Doğu kıyısı oldukça iyi görünse de,

the wester it goes, Dilbilgisi

2:45

batıya gittikçe,

the sparser it gets.

2:46

daha da seyrekleşiyor.

Dilbilgisi

the wester it goes, the sparser it gets: bağlantılı değişim

the + karşılaştırmalı yan cümle, the + karşılaştırmalı yan cümle kalıbı, değişen iki şeyi birbirine bağlar. İlk yan cümle değişimin ölçeğini veya koşulunu belirler; ikincisi buna paralel sonucu gösterir. Burada harita üzerinde batıya doğru ilerledikçe gösterilen bilgiler seyrekleşir. Wester, west sözcüğünden esprili biçimde türetilmiş geçici bir karşılaştırma biçimidir. Burada farther west anlamına gelir; ancak başka durumlarda kullanılabilecek standart kalıp The farther west it goes, the sparser it gets. şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle aynı fikri standart ve tarafsız İngilizceyle ifade eder?

  1. The farther west it goes, it gets sparser the.
  2. The farther west it goes, the sparser it gets.
  3. The farthest west it goes, the sparsest it gets.
Cevabı göster

The farther west it goes, the sparser it gets.

Under negotiation was the edge of what would one day be Minnesota and Manitoba. Dilbilgisi

2:47

Müzakere edilen şey, bir gün Minnesota ve Manitoba olacak yerin sınırıydı.

Dilbilgisi

Under negotiation was ...: öne alınmış tümleçle devrik yapı

Under negotiation, 'bir anlaşmaya varmak amacıyla görüşülmekte olan' anlamında, öne alınmış bir tümleçtir. Özne değildir. Gerçek özne, the edge of what would one day be Minnesota and Manitoba biçimindeki uzun ad öbeğidir. Bu tümleç başa alındığında bağ fiili özneden önce gelir: Under negotiation + was + özne. Tarafsız sıra Özne + was + under negotiation şeklindedir. Devrik sıra, müzakere durumunu konu yapar ve uzun, yeni bilgiyi sona yerleştirir.

Alıştırma

Resmî devrik cümleyi doğru be biçimiyle tamamlayın: Under review ____ three proposals for the new park.

Cevabı göster

were

But unfortunately,

2:51

Ama ne yazık ki,

that area was hidden underneath an inset on the map.

2:52

o alan haritadaki bir eklentinin altında gizliydi.

So the Americans and the British were bordering blind. Deyimler

2:55

Bu yüzden Amerikalılar ve İngilizler körü körüne sınır çiziyorlardı.

Seriously.

2:59

Cidden.

Deyimler

bordering blind: flying blind üzerinden yaratıcı bir söz oyunu

Bordering blind, bu bağlam için bir kez üretilmiş bir söz oyunudur; İngilizcede kalıplaşmış bir ifade değildir. Burada bordering sınır çizmek, blind ise gereken bilgiyi göremeden bir işi yapmak anlamına gelir. İnsanların gerçekten kör olduğu söylenmiyor. Bu söyleyiş, flying blind veya operating blind şeklindeki bilinen mecazı yeniden biçimlendirir. Alışılmış fiilin yerine bordering getirilmesi, ifadeyi bu duruma uyarlar ve karmaşık bir hatayı kısa, canlı bir özete dönüştürür. Böyle yeni bir ifadeyi yorumlarken bilinen mecazdan ve yakın bağlamdan yararlanın.

Alıştırma

“With the survey maps missing, the planners were zoning blind,” cümlesinde zoning blind ne anlama gelir?

  1. İhtiyaç duydukları bilgiler olmadan bölgeleme kararları veriyorlardı.
  2. Her bölgeye pencere panjurları takıyorlardı.
  3. Uluslararası bir sınırın yanında çalışıyorlardı.
  4. Gerçekten kör oldukları için göremiyorlardı.
Cevabı göster

İhtiyaç duydukları bilgiler olmadan bölgeleme kararları veriyorlardı.

They guessed the border should start from the northwestern part of this lake

3:00

Sınırın bu gölün kuzeybatı kısmından başlaması

and go in a horizontal line until it crossed the Mississippi somewhere.

3:03

ve bir yerde Mississippi'yi geçene kadar yatay bir çizgide gitmesi gerektiğini tahmin ettiler.

But somewhere turned out to be nowhere Anlatım akışı

3:07

Ama o bir yer hiçbir yer çıktı

as the mighty Mississippi stops short of that line, Kalıp ifadeler

3:09

çünkü yüce Mississippi o çizgiye ulaşamadan duruyor,

Anlatım akışı

somewhere turned out to be nowhere: beklentiyi tersine çevirme

Cümle önce somewhere sözcüğünü, çizgi ile Mississippi Nehri’nin buluşmasının beklendiği yer olarak sunar. Ardından turned out to be önceki varsayımdan keşfedilen gerçeğe geçiş yapar; nowhere ise beklenen kesişme noktasının var olmadığını söyler. Uzak veya önemsiz bir yer anlamına gelmez. Somewhere ve nowhere sözcüklerini turned out to be ifadesinin iki yanına koymak kısa ve etkili bir tersine dönüş oluşturur: önce beklenti, sonra düzeltme. Bu yapı, anlatıcının bir planın, adlandırmanın veya vaat edilen sonucun gerçekleşmediğini açıklamasına yardımcı olur.

Alıştırma

“The meeting point was supposed to be somewhere on this street, but that somewhere turned out to be nowhere,” cümlesindeki tersine dönüş neyi gösterir?

  1. Grup başka bir yerde buluşmaya karar verdi.
  2. Uzaktaki bir buluşma yeri sonunda bulundu.
  3. Beklenen buluşma yerinin var olmadığı ortaya çıktı.
  4. İki farklı buluşma yeri vardı.
Cevabı göster

Beklenen buluşma yerinin var olmadığı ortaya çıktı.

Kalıp ifadeler

stops short of: bir son noktaya ulaşmadan durmak

Burada stops short of, “ulaşmadan önce sona ermek veya durmak” anlamına gelir. Mississippi önerilen sınıra doğru uzanır, ancak oraya kadar gitmez. Short, hedefe kalan mesafeyi anlatır; nehrin kendisinin kısa olduğu anlamına gelmez. stop short of + isim veya -ing biçimi, ulaşılmayan bir son noktayı belirtir. Bu nokta fiziksel bir yer, son bir eylem veya bir derece olabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “ulaşmadan önce” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The hikers stopped ____ the unstable bridge.

Cevabı göster

short of

which left the border vague until 35 years later

3:11

bu da 35 yıl sonrasına kadar sınırı belirsiz bıraktı

when a second round of negotiations established the aforementioned 49th parallel.

3:14

ta ki ikinci tur müzakereler yukarıda bahsedilen 49. paraleli kurana kadar.

But there was still a problem

3:18

Ancak hala bir sorun vardı

as the lake mentioned earlier was both higher and less circular than first thought, Dilbilgisi

3:19

çünkü daha önce bahsedilen göl ilk düşünülenden hem daha yukarıda hem de daha az daireseldi,

putting its northwesterly point here.

3:23

ve kuzeybatı noktasını buraya yerleştiriyordu.

Dilbilgisi

both higher and less circular than first thought: ortak ölçütlü iki karşılaştırma

Both ... and, göl hakkındaki iki düzeltmeyi birbirine bağlar: göl haritada daha yukarıda, yani daha kuzeydeydi ve daha az daireseldi. Both, iki karşılaştırmalı betimlemenin de ifadeye eşit biçimde dâhil olduğunu gösterir. Tek bir than first thought ifadesi hem higher hem de less circular için geçerlidir. Bu, “than people first thought it was” anlamına gelen kısaltılmış bir karşılaştırmadır; “ilk fikirden” anlamına gelmez. Bu yapı, koordineli iki karşılaştırmalı ifadenin ardından tek bir ortak karşılaştırma noktası kullanılmasını sağlar.

Alıştırma

İki karşılaştırmalı ifade eşleşecek ve “insanların başlangıçta düşündüğünden” anlamındaki kısaltılmış karşılaştırmayı paylaşacak şekilde cümleyi tamamlayın: The new route was ____ longer and steeper ____ first thought.

Cevabı göster

both · than

So the existing border had to jump up to meet it Deyimler

3:25

Bu yüzden mevcut sınır onunla buluşmak için yukarı sıçramak

and then drop straight down to the 49th,

3:27

ve sonra doğruca 49. paralele inmek zorundaydı,

awkwardly cutting off a bit of Canada

3:29

Kanada'nın bir kısmını garip bir şekilde keserek

before heading west to the remainder of the continent.

3:31

kıtanın geri kalanına doğru batıya yönelmeden önce.

Deyimler

jump up ... drop straight down: haritada bir sınırı takip etmek

Burada jump up ve drop straight down, haritadaki sabit bir sınır çizgisinin şeklini anlatır. Sınır, hareket eden bir güzergâh gibi düşünülür: gölün uç noktasıyla buluşmak için aniden yukarı çıkar, ardından 49. paralele kadar dikey biçimde aşağı iner. Bu, harita ve şema anlatımlarında yaygın bir yöntemdir: hareket fiilleri, okuyucunun gözünü çizgi boyunca yönlendirir. Sınırın zaman içinde fiziksel olarak hareket ettiği anlamına gelmez. Kuzeyin yukarıda olduğu standart bir haritada up ve down yaklaşık olarak kuzey ve güneye karşılık gelir.

Alıştırma

Bu cümlede jump up ve drop straight down neyi anlatıyor?

  1. Sınırda iki kişinin zıplayıp düştüğünü anlatırlar.
  2. Haritadaki sınır çizgisinin yönündeki ani değişimleri takip ederler.
  3. Sınırın zaman içinde fiziksel olarak kuzeye ve güneye hareket ettiğini söylerler.
Cevabı göster

Haritadaki sınır çizgisinin yönündeki ani değişimleri takip ederler.

And it turns out you can't just draw a straight-ish line for hundreds of miles

3:33

Ve anlaşılan o ki yüzlerce mil boyunca düzümsü bir çizgi çizemezsiniz

without causing a few more problems,

3:37

birkaç soruna daha neden olmadan,

one of which was luckily spotted in advance.

3:39

bunlardan biri neyse ki önceden fark edildi.

Vancouver Island,

3:41

Vancouver Adası,

which the 49th would have sliced through, Dilbilgisi

3:42

49. paralelin içinden geçeceği yer,

but both sides agreed that would be dumb.

3:44

ancak her iki taraf da bunun aptalca olacağı konusunda hemfikirdi.

Dilbilgisi

the 49th would have sliced through: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonuç

The 49th, the 49th parallel ifadesinin, yani 49. paralelin kısa biçimidir. which the 49th would have sliced through ilgi cümleciğinde which, Vancouver Island ifadesine gönderme yapar ve sliced through fiilinin nesnesidir. Would have + geçmiş zaman ortacı, gerçekleşmemiş geçmiş bir sonucu belirtir. Örtük koşul If the border had followed the 49th parallel straight across. şeklindedir. Bu gerçekleşmediği için cümle gerçek bir geçişi değil, önlenmiş bir sonucu açıklar.

Alıştırma

Geçmişteki karşı-olgusal sonucu would've ifadesinin açık biçimiyle tamamlayın: If the line had continued straight, it ____ sliced through the island.

Cevabı göster

would have

So the border swoops around the island.

3:46

Bu yüzden sınır adanın etrafından dolanıyor.

However,

3:48

Ancak,

next door to Vancouver Island is Point Roberts, Deyimler

3:48

Vancouver Adası'nın hemen bitişiğinde,

which went unnoticed and thus today the border blithely cuts across. Notlar

3:51

fark edilmeyen ve bugün sınırın kaygısızca kestiği Point Roberts var.

Deyimler

Vancouver Island'ın next door to ifadesi: coğrafi yakınlık

Burada next door to, bir yerin hemen yanında ya da çok yakınında olmak anlamına gelir; kelimesi kelimesine ortak bir kapı paylaşmak anlamına gelmez. Evlerdeki “yan komşu” imgesini, yakındaki binaları, kasabaları veya bölgeleri samimi biçimde anlatan bir ifadeye dönüştürür. İfade cümlenin başında yer alır: Next door to Vancouver Island is Point Roberts. Ardından gelen is gerçek özne olan Point Roberts'ı tanıtır. Normal söz diziminde cümle Point Roberts is next door to Vancouver Island olur.

Alıştırma

Cümleyi sabit konum ifadesiyle tamamlayın: The new café is ____ the library.

Cevabı göster

next door to

Kalıp ifadeler

went unnoticed: geçmişte fark edilmemek

Went unnoticed, ilgili zamanda bir şeyin kimse tarafından fark edilmediği veya keşfedilmediği anlamına gelir. Burada, sınırın Point Roberts'ın içinden geçeceği ayrıntısının önceki kararlar sırasında insanların dikkatinden kaçtığı anlatılır; bu, yerin ortadan kaybolduğu anlamına gelmez. Go burada fiziksel olarak bir yerden başka bir yere gitmek değil, bir duruma girmek veya o durumda kalmak anlamındadır. Geçmiş zaman went, fark edilmeme durumunu geçmişe yerleştirir; unnoticed ise ortaya çıkan durumu anlatır.

Alıştırma

Raporda küçük bir yazım hatası vardı, ancak rapor yayımlanana kadar kimse onu görmedi. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The typo ___ until the report was published.

  1. was ignored
  2. was announced
  3. went unnoticed
Cevabı göster

went unnoticed

Kelime

blithely cuts across ifadesinde kişileştirme ve ironi

Burada blithely, “olası sorunları veya sonuçları umursamadan” demektir. Cansız bir çizgi olan sınıra insana özgü bir tutum verir: sınır, hiç düşünmeden arazinin içinden geçiyor gibi gösterilir. Bu kişileştirme hafifçe alaycıdır. cuts across burada coğrafi olarak “içinden geçer” anlamındadır; blithely ise anlatıcının sınırın gerçek coğrafi sonuçları umursamamasına yönelik eleştirisini gösterir.

Alıştırma

Hangi açıklama blithely cuts across ifadesindeki anlatıcı anlamını en iyi korur?

  1. Sınır, sonuçları umursamıyormuş gibi bölgenin içinden geçer.
  2. Sınır, bölgeye ulaşmadan önce kazara durur.
  3. Sınır, bölgenin ulaşım sorununu neşeyle çözer.
Cevabı göster

Sınır, sonuçları umursamıyormuş gibi bölgenin içinden geçer.

It's a nice little town,

3:54

Burası güzel, küçük bir kasaba,

home to over a thousand Americans,

3:55

binden fazla Amerikalıya ev sahipliği yapıyor,

but has only a primary school.

3:57

ancak sadece bir ilkokulu var.

So its older kids have to cross international borders four times a day

3:58

Bu yüzden daha büyük çocukları günde dört kez uluslararası sınırları geçmek zorunda kalıyor

to go to school in their own state.

4:02

kendi eyaletlerindeki okula gitmek için.

In a pleasing symmetry, Anlatım akışı

4:04

Hoş bir simetriyle,

the east coast has the exact opposite situation

4:05

doğu kıyısı tam tersi bir duruma sahip

with a Canadian island whose only land route is a bridge from the United States.

4:07

tek kara yolu Amerika Birleşik Devletleri'nden gelen bir köprü olan bir Kanada adasıyla.

Anlatım akışı

Ayna biçimli geçiş işareti olarak In a pleasing symmetry

In a pleasing symmetry, sonraki örneğin önceki örnekle nasıl ilişkili olduğunu gösteren, cümle başında kullanılan bir edat öbeğidir. Bir ayna düzenine işaret eder: doğu kıyısındaki olay, aynı temel kara ulaşımı sorununu korurken ülkelerin rollerini tersine çevirir. Pleasing gerçek sıkıntıyı değil, karşılaştırmanın düzenli ve zarif oluşunu değerlendirir. Bu çerçeve, ayrıntılar gelmeden önce zıt ama karşılık gelen bir örnek beklemeyi sağlar.

Alıştırma

Düzenli bir ayna yapısına işaret eden bu dersteki dört sözcüklü başlangıç öbeğiyle cümleyi tamamlayın: ____, the first library is closed on Mondays but open on Tuesdays, while the second is open on Mondays but closed on Tuesdays.

Cevabı göster

In a pleasing symmetry

And these two aren't the only places where each country contains a bit of the other.

4:11

Ve bu ikisi, her ülkenin diğerinden bir parça içerdiği tek yerler değil.

There are several more easily spotted in satellite photos by the no touching zone.

4:14

Temas yok bölgesi tarafından uydu fotoğraflarında kolayca fark edilebilen birkaç tane daha var.

Regardless of if the land in question is just an uninhabited strip in the middle of a lake Kalıp ifadeler

4:19

Söz konusu arazinin sadece bir gölün ortasında ıssız bir şerit olup olmadığına bakılmaksızın

in the middle of nowhere, Deyimler

4:23

hiçliğin ortasında,

the border between these sister nations must remain clearly marked. Anlatım akışı

4:24

bu kardeş ülkeler arasındaki sınır açıkça işaretlenmiş olarak kalmalıdır.

Kalıp ifadeler

land in question: söz konusu toprak

Land in question, “şu anda hakkında konuşulan belirli toprak” anlamına gelir. in question ifadesi land sözcüğünden sonra gelir ve mevcut konuya geri gönderme yapar; böylece toprağın tam adını veya açıklamasını tekrarlamak gerekmez. Buradaki in question, toprağın şüpheli olduğu veya toprağa gerçekten soru sorulduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Şu anda konuşulan rapor” anlamındaki resmî ifadeyi oluşturmak için cümleyi in question ile tamamlayın: The report ____ will be published tomorrow.

Cevabı göster

in question

Deyimler

in the middle of nowhere: çok uzak ve ıssız bir yerde

In the middle of nowhere, “çok uzak ve ıssız bir yerde”, yani kasabalardan ve çok sayıda insanın yaşadığı yerlerden uzakta anlamına gelir. İfadenin tamamını bir deyim olarak düşünün; nowhere gerçek bir yerin adı değildir. Bu cümlede ifade, gölü ve dolayısıyla dar toprak şeridini özellikle yalıtılmış gösterir.

Alıştırma

“The cabin is in the middle of nowhere.” cümlesinde in the middle of nowhere ne anlama gelir?

  1. Kulübe hareketli bir kasabanın tam merkezindedir.
  2. Kulübe mevcut değildir.
  3. Kulübe çok uzak ve ıssız bir yerdedir.
Cevabı göster

Kulübe çok uzak ve ıssız bir yerdedir.

Anlatım akışı

the border ... must remain clearly marked: ana noktaya güçlü bir dönüş

Bu cümle, açıklamanın ana fikirlerine geri dönerek anlatımı bitirir: iki ülke “kardeş ülkeler” olarak yakın ilişkilidir, ancak aralarındaki sınır yine de kolayca ayırt edilebilmelidir. Önceki örneklerden sonra yapılan bu dönüş, tüm bu ayrıntıların hangi fikri desteklediğini gösterir. must remain clearly marked ifadesi sona güçlü bir sonuç havası verir. Buradaki must, süregelen pratik ve kurumsal bir gerekliliği anlatır; anlatıcı iki ülkeye doğrudan emir vermemektedir.

Alıştırma

Bu cümle açıklamanın sonunda ne yapar?

  1. Sınırı işaretlemenin yalnızca şüpheli bir olasılık olduğunu öne sürer.
  2. Ana sınır temasına geri döner ve güçlü bir gereklilik belirtir.
  3. Birbiriyle ilgisiz ülkeler arasındaki ilişkiler hakkında yeni bir konu açar.
  4. İki ülkeye doğrudan sözlü bir emir verir.
Cevabı göster

Ana sınır temasına geri döner ve güçlü bir gereklilik belirtir.