Sovyetler Birliği Nasıl ve Neden Çöktü?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
966 kelime 181 kel/dk

Video tanıtımı: Bölüm, Sovyetlerin çöküşünü siyasi açılma, eşitsizlik, ekonomik ve askerî baskı, milliyetçilik ve Gorbaçov'un sistemi güçle korumayı reddetmesiyle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. `as powerful as` — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: as + sıfat + as yapısıyla aynı ülkeyi iki dönemde karşılaştırın. 2. `toe the line` — Deyimler ve mecazi ifadeler: ayak hareketi değil otoriteye uyma anlamını öğrenin ve gençlerin direncini nasıl anlattığını görün. 3. `Soviet satellite nations` — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: gerçek uyduları değil Sovyet etkisindeki devletleri tanıyın ve Soğuk Savaş Doğu Avrupa'sını doğru yorumlayın.

Bu derste

Today's episode is sponsored by Audible.

0:00

Bugünkü bölüm Audible tarafından desteklenmektedir.

Get a free audiobook with a 30-day trial today

0:02

Bugün 30 günlük ücretsiz deneme ile ücretsiz bir sesli kitap alın

by signing up at audible.com/infographics.

0:05

audible.com/infographics adresinden kaydolarak.

Go to audible.com/infographics

0:08

audible.com/infographics adresine gidin

or text infographics to 500-500 to get started.

0:10

veya başlamak için 500-500'e infographics yazıp mesaj atın.

Christmas Day 1991,

0:14

1991 Noel Günü'nde,

Soviet President Mikhail Gorbachev announced "We are living in a new world."

0:16

Sovyet Başkanı Mihail Gorbaçov, "Yeni bir dünyada yaşıyoruz." diye duyurdu.

And with these seven words,

0:21

Ve bu sözlerle,

the Soviet Union was dissolved and Gorbachev stepped down from his post. Öbek fiiller

0:22

Sovyetler Birliği dağıldı ve Gorbaçov görevinden ayrıldı.

Öbek fiiller

stepped down from his post: görevinden ayrıldı

Burada stepped down, önemli bir resmî görevden ayrıldı anlamına gelir. From his post, ayrıldığı görevi belirtir; bu bağlamda post, resmî iş veya görev demektir. Kalıp step down from + görev şeklindedir. Bir basamaktan fiziksel olarak aşağı inmeyi değil, görevden ayrılmayı anlatır ve haberlerde ya da resmî tarih anlatılarında sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi step down from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the investigation, the mayor ____ her post.

Cevabı göster

stepped down from

After 40 years of the Cold War and the threat of a nuclear holocaust,

0:26

40 yıllık Soğuk Savaş ve nükleer soykırım tehdidinin ardından,

the world's largest communist state broke up into 15 independent republics, Öbek fiiller

0:30

dünyanın en büyük komünist devleti 15 bağımsız cumhuriyete bölündü,

Öbek fiiller

broke up into 15 independent republics: 15 bağımsız cumhuriyete bölündü

Burada broke up into, büyük bir siyasi bütünün ayrılarak daha küçük 15 bağımsız birime dönüşmesi anlamına gelir. Into, bunun sonucunda ortaya çıkan parçaları belirtir. Yeniden kullanılabilir kalıp bütün + break up into + parçalar şeklindedir: bütün öznedir ve parçalar into sözcüğünden sonra gelir. Ülkeleri, kuruluşları, kalabalıkları veya farklı birimlere ayrılan başka bütünleri anlatabilir. Bu yapıda break up, romantik bir ilişkiyi bitirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi break up into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the workshop, the large group ____ four smaller teams.

Cevabı göster

broke up into

meaning the USA was now handed the accolade of new world superpower.

0:35

bu da ABD'ye artık yeni dünya süper gücü unvanının verildiği anlamına geliyordu.

At its strongest,

0:40

En güçlü olduğu dönemde,

the Soviet Union had over 5 million soldiers stationed around the world

0:41

Sovyetler Birliği'nin dünya çapında konuşlanmış 5 milyondan fazla askeri vardı

and they all stepped down without a shot being fired under the new regime. Dilbilgisi

0:45

ve hepsi yeni rejim altında tek bir kurşun bile atılmadan görevden ayrıldı.

Dilbilgisi

without a shot being fired: without + isim + being + geçmiş zaman ortacı

Bu cümlede without a shot being fired, askerler geri çekilirken hiç silah ateşlenmediği anlamına gelir. A shot, fire eyleminden etkilenen şeydir; being fired burada askerlerin görevden alınması anlamına gelmez. without + isim öbeği + being + geçmiş zaman ortacı kalıbı, edilgen bir eylemin gerçekleşmediği durumu anlatır. Eylemi yapabilecek kişiden çok sonuç veya eylemden etkilenen şey önemli olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi without + any files + lose fiilinin edilgen -ing biçimini kullanarak tamamlayın: The data was moved to the new server ____.

Cevabı göster

without any files being lost

Today,

0:49

Bugün,

we will explore exactly what came to pass in this episode of The Infographics Show. Deyimler

0:50

The Infographics Show'un bu bölümünde tam olarak nelerin yaşandığını inceleyeceğiz.

Deyimler

came to pass: gerçekleşti demenin resmî bir yolu

Burada came to pass, bir şeyin gerçekleştiği veya gerçeğe dönüştüğü anlamına gelir. Anlatıcı, tam olarak ne olduğunu açıklamaya giriş yapıyor. Come to pass, bir olayı genellikle beklendikten, tahmin edildikten, planlandıktan veya merak edildikten sonra zamanla gerçekleşen bir şey olarak sunar. Anlatıcı geçmişe baktığı için geçmiş zaman biçimi came kullanılmıştır.

Alıştırma

Gerçeğe dönüşmek anlamıyla bu resmî ve anlatısal cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? After years of planning, the long-awaited project finally ____.

  1. came across
  2. came to pass
  3. passed by
Cevabı göster

came to pass

How and why did the Soviet Union collapse?

0:54

Sovyetler Birliği nasıl ve neden çöktü?

In the late 1980s,

0:58

1980'lerin sonlarında,

the Soviet Union appeared to be somewhat of a powerhouse, Kalıp ifadeler

0:59

Sovyetler Birliği bir tür güç merkezi gibi görünüyordu,

exhibiting a rigid recovery from the invasion of Afghanistan

1:02

Afganistan işgalinden sonra katı bir toparlanma sergiliyor

and with an economy that appeared to be performing well.

1:05

ve iyi performans gösteriyor gibi görünen bir ekonomiye sahipti.

Kalıp ifadeler

somewhat of a powerhouse: temkinli bir sınıflandırma

“somewhat of a powerhouse” ifadesinde somewhat of a + tekil isim kalıbı temkinli bir sınıflandırma yapar: Sovyetler Birliği en azından bir ölçüde powerhouse sayılabilecek gibi görünür, ancak bu nitelendirme hiçbir çekince olmadan sunulmaz. Burada powerhouse mecazidir; elektrik üreten bir binayı değil, büyük güce veya etkiye sahip bir ülkeyi anlatır. Genel olarak bu kalıp, değerlendirme içeren bir isim etiketini yumuşatmaya veya ihtiyatlı biçimde sunmaya yarar.

Alıştırma

Hedef kalıbı ve powerhouse ismini kullanarak cümleyi tamamlayın: Despite its small size, the lab has become ____ in battery research.

Cevabı göster

somewhat of a powerhouse

The Union appeared from the surface as powerful as it was back in the 1950s. Dilbilgisi

1:08

Birlik yüzeyden bakıldığında 1950'lerdeki kadar güçlü görünüyordu.

Dilbilgisi

as powerful as: eşit dereceleri karşılaştırma

as + adjective + as kalıbı derece eşitliğini ifade eder. as powerful as içinde ilk as, powerful çevresindeki derece çerçevesini açar; ikinci as ise karşılaştırma ölçütünü tanıtır: Birliğin o sırada görünen gücü, 1950'lerde görünen gücüyle aynı düzeydeydi. appeared from the surface ifadesi bunu doğrulanmış bir gerçek olarak değil, dışarıdan edinilen bir izlenim olarak sunar. Bu ihtiyatlılık cümlenin çevresindeki ifadelerden gelir; as ... as yapısının kendisi yalnızca derece eşitliğini belirtir.

Alıştırma

İki sunucunun eşit derecede güvenilir olduğunu söylemek için cümleyi tamamlayın: The backup server is ____ reliable ____ the main one.

Cevabı göster

as · as

But looks can be deceiving. Deyimler

1:12

Ancak görünüş aldatıcı olabilir.

Deyimler

Bir uyarı olarak Looks Can Be Deceiving

Bu uyarıda looks, “dış görünüş” anlamına gelen çoğul bir isimdir; deceiving ise yanlış bir izlenim yaratabilen anlamındadır. Cümle, ilk gördüğünüz şeyin sizi yanlış bir sonuca götürebileceğini söyler. Bu ifade genellikle bir şeyin nasıl göründüğünden gerçekte nasıl olduğuna geçiş yapar. Birinin mutlaka bilerek yalan söylediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kalıplaşmış uyarıyla tamamlayın: The product looks expensive in the ad, but ____.

Cevabı göster

looks can be deceiving

Beneath the facade, Deyimler

1:14

Görünüşün altında,

the Soviet Union was splitting apart

1:15

Sovyetler Birliği parçalanıyordu

and it had been happening for decades.

1:17

ve bu on yıllardır oluyordu.

Deyimler

Mecaz olarak Beneath the Facade

Burada facade, daha istikrarsız bir gerçeği gizleyen özenle oluşturulmuş kamuoyu imajının mecazıdır. Beneath the facade, “dışarıya gösterilen imajın altında, gerçekte yaşananlar düzeyinde” anlamına gelir; bir binanın ön cephesinin altındaki fiziksel konumu anlatmaz. İfadenin cümlenin başında yer alması, devamındaki bilgiyi gizli gerçek olarak çerçeveler ve önceki izlenimle karşıtlık kurar. Bu yapıyı kamuoyu imajından gizlenen gerçeklere geçmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Mecazlı başlangıcı dersteki ifadeyle tamamlayın: ____, the organization was deeply divided behind the scenes.

Cevabı göster

Beneath the facade

Although there were many factors at play, Kalıp ifadeler

1:19

Devrede birçok faktör olmasına rağmen,

some reasons were as follows.

1:21

bazı nedenler şunlardı.

Kalıp ifadeler

factors at play: bir durumda etkin olan etkiler

Bu cümlede factors at play, durumu etkin biçimde şekillendiren koşullar ya da etkiler anlamına gelir. Buradaki at play, etkenlerin oyun oynadığı anlamına gelmez. Bu ifade, bir sonucun birbiriyle etkileşen birden fazla nedeni olduğunda kullanışlıdır. Sıralanan nedenlerin daha geniş ve karmaşık bir etki grubunun parçası olduğunu gösterir.

Alıştırma

Şu İngilizce cümlede factors at play ne anlama gelir: "Several financial and social factors were at play."

  1. Sonucu etkin biçimde etkileyen koşullar
  2. Tek neden olduğu zaten kanıtlanmış gerçekler
  3. Bir oyundan keyif alan insanlar
Cevabı göster

Sonucu etkin biçimde etkileyen koşullar

Mikhail Gorbachev rose to power in 1985 Kalıp ifadeler

1:23

Mihail Gorbaçov 1985'te,

Kalıp ifadeler

rose to power: siyasi yetki kazanmak

Rose to power, rise to power ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir kişinin hükümdar veya en üst düzey lider olacak kadar siyasi yetki kazandığı anlamına gelir. Buradaki power, fiziksel güç veya elektrik değil, yönetimde kontrol anlamındadır. Bu ifade, zaman içinde meydana gelen bir statü değişimini anlatır. Tek başına kişinin seçildiğini, atandığını, yetkiyi miras aldığını veya güç kullandığını belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi rise to power ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After building support across the country, the reformer ____ in 1998.

Cevabı göster

rose to power

with plans to reform the nation with a hybrid communist capitalist system

1:26

modern Çin'e benzer hibrit bir komünist kapitalist sistemle

similar to modern-day China.

1:30

ulusu reform etme planlarıyla iktidara geldi.

He also planned to ease restrictions on freedom of speech and religion. Kalıp ifadeler

1:32

Ayrıca ifade ve din özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları hafifletmeyi de planladı.

Kalıp ifadeler

ease restrictions on ...: … üzerindeki kısıtlamaları hafifletmek

“ease restrictions on freedom of speech and religion” ifadesinde ease, mevcut sınırlamaları daha az katı veya daha hafif hâle getirmek demektir. Kısıtlamaları tamamen kaldırmak anlamına gelmez. Kalıp ease restrictions on + etkilenen faaliyet, alan veya grup şeklindedir. Yetkililerin daha fazla özgürlük tanıdığı, ancak bazı denetimlerin sürebildiği politika ve haber dilinde yaygındır.

Alıştırma

“Denetimleri daha az katı hâle getirmek” anlamındaki hedef ifadeyle haber cümlesini tamamlayın: The government plans to ____ international travel next month.

Cevabı göster

ease restrictions on

Before this,

1:35

Bundan önce,

millions of Soviets were arrested for speaking out against the state. Öbek fiiller

1:36

milyonlarca Sovyet vatandaşı devlete karşı konuştukları için tutuklanmıştı.

Öbek fiiller

speaking out against: …e açıkça karşı çıkmak

“speaking out against the state” ifadesinde speaking out, çoğu zaman risk veya baskıya rağmen bir görüşü açık ve kamuya yönelik biçimde dile getirmek anlamına gelir. Against, karşı çıkılan hedefi belirtir; dolayısıyla kalıbın tamamı devlete açıkça karşı çıkmak demektir. Aktarılabilir kalıp speak out against + kişi, politika, kurum veya uygulama şeklindedir. Net bir kamusal tutum gösterdiği için yalnızca bir şey hakkında konuşmaktan daha güçlüdür.

Alıştırma

“Bir şeye açıkça karşı olduğunu ifade etmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The doctors were praised for ____ unsafe working conditions.

Cevabı göster

speaking out against

However,

1:40

Ancak,

his plan backfired Kelime

1:40

planı ters tepti

Kelime

backfired: ters sonuç doğuran bir girişim

Backfire, bir planın veya eylemin istenmeyen kötü bir sonuç doğurması ve bu sonucun çoğu zaman asıl amacın tersine işlemesi demektir. Burada plan yalnızca başarısız olmamış; etkileri ters yönde bir sonucun ortaya çıkmasına yardım etmiştir. Özne plan olduğu için burada mecaz anlam kullanılır. Bir motor veya silahla ilişkili gerçek patlama sesini ya da arızayı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede backfired, bir eylemin istenmeden ters sonuç doğurduğunu gösterir?

  1. The attempt to close the comments failed because the settings were not saved.
  2. Closing the comments backfired because complaints spread to other websites.
  3. The team closed the comments after the meeting.
Cevabı göster

Closing the comments backfired because complaints spread to other websites.

as he discovered that the loosening of control over the people

1:42

çünkü halk üzerindeki kontrolün gevşetilmesinin

and reforming political restrictions

1:45

ve siyasi kısıtlamaların reforme edilmesinin,

meant the people used their newfound powers

1:47

halkın yeni buldukları güçleri kullanarak

to critique the government until they eventually succeeded

1:49

reformu zorlamada nihayet başarılı olana kadar

in pushing for reform.

1:52

hükümeti eleştirmeleri anlamına geldiğini keşfetti.

This brand of communism had operated historically

1:53

Komünizmin bu türü tarihsel olarak

on tight central control.

1:56

sıkı bir merkezi kontrol altında işlemişti.

The loosening of control led to the abandonment of the entire construct. Kalıp ifadeler

1:58

Kontrolün gevşetilmesi tüm yapının terk edilmesine yol açtı.

Kalıp ifadeler

led to the abandonment: sonucu belirten lead to + isim yapısı

led to the abandonment ifadesinde led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve to bir edattır. lead to + isim yapısı sonucu belirtir: kontrolün gevşetilmesi bütün yapının terk edilmesine neden olmuştur. Abandonment, abandon fiilinin isim biçimidir. lead to sonrasında led to delays veya led to people leaving örneklerindeki gibi bir isim öbeği ya da -ing biçimi kullanın; bu yapıda to sözcüğünden hemen sonra yalın fiil kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi lead to yapısının geçmiş zaman biçimi ve cancellation ismiyle tamamlayın: The storm ____ of the outdoor concert.

Cevabı göster

led to the cancellation

Back in the days of Vladimir Lenin,

2:02

Vladimir Lenin,

Leon Trotsky and Joseph Stalin,

2:04

Lev Troçki ve Joseph Stalin günlerinde,

the Soviets were led with strong ideological beliefs tied to Marxism.

2:06

Sovyetler, Marksizme bağlı güçlü ideolojik inançlarla yönetiliyordu.

By the 1960s,

2:10

1960'lara gelindiğinde,

the radical policies of the past leaders

2:11

geçmiş liderlerin radikal politikaları

were abandoned in favor of a more conservative approach. Kalıp ifadeler

2:14

daha muhafazakar bir yaklaşım lehine terk edildi.

Kalıp ifadeler

abandon A in favor of B: A'dan vazgeçip B'yi seçmek

Bu cümlede in favor of, yerine seçilen seçeneği, yani a more conservative approach ifadesini tanıtır. Vazgeçilen şey önceki radikal politikalardır. abandon A in favor of B kalıbı, A'yı kullanmayı veya sürdürmeyi bırakıp onun yerine B'yi seçmek anlamına gelir. Burada favor, bir seçimdeki tercihi belirtir; oylama veya resmî bir destek açıklaması değildir.

Alıştırma

İkinci seçeneğin tercih edildiğini belirten tam üç sözcüklü ifadeyle politika değişikliği kalıbını tamamlayın: The city abandoned diesel buses ____ electric buses.

Cevabı göster

in favor of

By the 1970s,

2:17

1970'lerde,

the Soviet people noticed the rise of the political elite

2:18

Sovyet halkı siyasi elitlerin yükselişini fark etti;

who lived in posh homes,

2:22

onlar lüks evlerde yaşıyor,

ate in fancy restaurants,

2:23

şık restoranlarda yemek yiyor

and spent their vacations at luxury ski resorts

2:24

ve tatillerini lüks kayak merkezlerinde geçiriyordu,

while millions of average Joes died from starvation. Kelime

2:27

bu sırada milyonlarca sıradan insan açlıktan ölüyordu.

Kelime

average Joes: sıradan insanlar için gayriresmî bir ifade

Average Joes, average Joe ifadesinin çoğuludur ve özel statüsü, serveti, uzmanlığı ya da gücü olmayan sıradan insanlar için kullanılan gayriresmî bir etikettir. Bu cümlede Joe belirli bir kişinin adı değildir. Burada ifade, genel halkı tek bir grupta toplar ve onların çektiği acıyı ayrıcalıklı seçkinlerin konumuyla karşılaştırır. Kesin bir toplumsal kategori belirtmekten ziyade halkçı ve sıradan insanlara yakın bir ton taşıyabilir.

Alıştırma

Cümlede average Joes ne anlama gelir ve hangi kullanım düzeyine aittir?

  1. Siyasi yetkililer; resmî ve saygılı
  2. Sıradan insanlar; gayriresmî ve özellikle Amerikan İngilizcesiyle ilişkili
  3. Joe adlı erkekler; her bağlamda nötr
Cevabı göster

Sıradan insanlar; gayriresmî ve özellikle Amerikan İngilizcesiyle ilişkili

Younger generations were less keen to toe the line Notlar

2:30

Genç nesiller ebeveynleri gibi kurallara uymaya

as their parents had and were willing to step forward

2:33

daha az hevesliydi ve öne çıkıp

and protest for change.

2:36

değişim için protesto etmeye istekliydiler.

Dilbilgisi

less keen to ... were willing to: heves ve hazır olma

Less keen to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya daha az hevesli veya daha az ilgili olmak demektir; olumsuz anlamı yumuşatır ve mutlaka kesin bir ret ifade etmez. Were willing to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya hazır veya istekli olmak demektir. Cümle iki yapıyı and ile bağlayarak eski kurallara uyma konusundaki düşük hevesi, değişim için harekete geçme isteğiyle karşılaştırır. Her iki yapı da tutum veya hazır olma durumunu anlatır; eylemin gerçekten gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

İki hedef ifadeyle karşıtlığı tamamlayın: Nina was ____ lead the meeting, but she ____ stay late to prepare the slides.

Cevabı göster

less keen to · was willing to

Deyimler

toe the line: kurallara veya otoriteye uymak

Toe the line, kurallara uymak, bir otoritenin beklentilerini izlemek veya kabul edilmiş bir tutuma ayak uydurmak anlamına gelen bir deyimdir. Cümlede, ebeveynlerin yaptığı gibi yerleşik düzene uymayı anlatır. Toe burada fiildir. Görüntü, ayak parmaklarını bir sınır çizgisine getirip ötesine geçmemektir; bu somut görüntü uyum gösterme fikrine bağlanır.

Alıştırma

Bir otoritenin kurallarına uymak anlamındaki deyimi tamamlayın: During the audit, every department was expected to ____.

Cevabı göster

toe the line

These newer generations were more in tune with world events Deyimler

2:37

Bu yeni nesiller dünya olaylarıyla daha fazla uyum içindeydi

and slowly but surely began to pull at the strands of the political regime. Deyimler

2:41

ve yavaş ama emin adımlarla siyasi rejimin iplerini çekmeye başladılar.

Deyimler

in tune with world events: dünyadaki gelişmeleri anlayıp bunlarla uyumlu olmak

“In tune with”, müzikten gelen bir benzetmedir. Bu cümlede “in tune with world events”, dünyadaki gelişmeler hakkında iyi bilgi sahibi olmak ve bunların önemine karşı duyarlı olmak anlamına gelir; olaylarla müzikal olarak aynı tonda olmak anlamına gelmez. Kalıp be in tune with + isim şeklindedir. Bir kişiyi, durumu anlayan ve ona uygun şekilde karşılık veren biri olarak gösterir. Önündeki “more”, yeni kuşakları önceki kuşaklarla karşılaştırır.

Alıştırma

“The new library plan is in tune with local needs,” cümlesinde “in tune with” ne anlama gelir?

  1. Yerel ihtiyaçları daha sonraya kadar görmezden gelir.
  2. Yerel ihtiyaçları müziğe dönüştürür.
  3. Yerel ihtiyaçları anlar ve bunlara uygun şekilde karşılık verir.
Cevabı göster

Yerel ihtiyaçları anlar ve bunlara uygun şekilde karşılık verir.

Deyimler

slowly but surely: yavaş ama emin adımlarla

“Slowly but surely”, ilerlemenin yavaş ama istikrarlı olduğunu ve gerçek bir sonuca ulaşma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. “But”, yavaş hız ile ilerlemenin kesinliğini karşılaştırır; yönün tersine döndüğünü göstermez. Burada siyasi rejim üzerindeki baskıyı ani değil, aşamalı olarak gösterirken değişimin gerçekten ilerlediği konusunda dinleyiciye güven verir.

Alıştırma

“Slowly but surely, the garden is recovering,” cümlesindeki ifade bize ne anlatır?

  1. İyileşme hemen ve tamamen gerçekleşti.
  2. İyileşme yavaş, bu yüzden başarı ihtimali düşük.
  3. İyileşme aşamalı, ancak güvenilir ve istikrarlı biçimde ilerliyor.
Cevabı göster

İyileşme aşamalı, ancak güvenilir ve istikrarlı biçimde ilerliyor.

Deyimler

“pull at the strands of the political regime” ifadesindeki kumaş benzetmesi

Burada pull at the strands, siyasi rejimi bir kumaşa benzetir. Her iplik, sistemi bir arada tutmaya yardımcı olan bir parçayı veya bağlantıyı temsil eder. Bu iplikleri çekmek, yapıyı sınamak, gevşetmek ve zamanla zayıflatmak anlamına gelir. Gerçek ipliklerden söz edilmez ve rejimin bir anda devrildiği de anlatılmaz.

Alıştırma

Bu cümlede pull at the strands of the political regime neyi anlatıyor?

  1. Yapısının bazı parçalarını gevşeterek sistemi zamanla zayıflattılar.
  2. Tek bir ani hareketle bütün rejimi devirdiler.
  3. Rejimin aldığı her kararı perde arkasından gizlice kontrol ettiler.
Cevabı göster

Yapısının bazı parçalarını gevşeterek sistemi zamanla zayıflattılar.

Cold War tensions with the United States rose in the '70s and '80s

2:45

ABD ile Soğuk Savaş gerilimleri 70'ler ve 80'lerde arttı

and with Ronald Reagan's leadership

2:49

ve Ronald Reagan'ın liderliği

and the resulting increase in military spending,

2:50

ve bunun sonucunda askeri harcamalardaki artışla,

it seemed that the US had won the nuclear standoff. Kelime

2:53

ABD'nin nükleer çıkmazı kazandığı görülüyordu.

Kelime

Çözülememiş stratejik karşılaşma olarak “nuclear standoff”

Standoff, karşıt tarafların yüz yüze geldiği ancak hiçbirinin net bir çözümü zorlayamadığı veya güvenli biçimde geri adım atamadığı bir karşı karşıya kalma durumudur. Nuclear, nükleer silahların ve bunları kullanma tehdidinin çatışmanın merkezinde olduğunu gösterir. Bu Soğuk Savaş bağlamında nuclear standoff, gerçek bir nükleer savaşı değil, uzun süreli stratejik rekabeti anlatır. Bir tarafın restleşmeyi “kazandığını” söylemek, rekabette öne geçmiş gibi göründüğü anlamına gelir; standoff tek başına zafer anlamına gelmez.

Alıştırma

Nükleer silahlarla desteklenen, çözülememiş bir karşı karşıya kalma durumu için dersteki iki kelimelik terimi kullanın: “For years, the rival powers remained locked in a ____.”

Cevabı göster

nuclear standoff

The Strategic Defense Initiative, or SDI,

2:56

Stratejik Savunma Girişimi veya SDI,

claimed to be able to blast Russian missiles as they fell,

2:59

Rus füzelerini düştükleri anda patlatabileceğini iddia ediyordu,

meaning in theory,

3:02

bu da teorik olarak,

the US could win the long-running battle of wits. Deyimler

3:04

ABD'nin uzun süredir devam eden zeka savaşını kazanabileceği anlamına geliyordu.

Deyimler

battle of wits: stratejik bir zekâ mücadelesi

Bu cümlede battle of wits, Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki uzun süreli stratejik mücadeleyi anlatır. İfade mecazidir: Bu savaş doğrudan fiziksel çatışmayla değil; muhakeme, planlama, aldatma ve öngörüyle yürütülür. Daha genel anlamıyla a battle of wits, tarafların birbirini zekâ ve stratejiyle alt etmeye çalıştığı bir mücadeledir. İfade yalnızca kimin daha zeki olduğunu kanıtlamayı değil, rakip stratejileri vurgular.

Alıştırma

Stratejik bir zekâ mücadelesi anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The detective and the hacker were locked in a ____ as each tried to predict the other's next move.

Cevabı göster

battle of wits

Reagan also managed to isolate the Soviets Kalıp ifadeler

3:07

Reagan ayrıca Sovyetleri

from the rest of the world economy

3:09

dünya ekonomisinin geri kalanından izole etmeyi başardı

and without export sales in oil,

3:11

ve petrol ihracat satışları olmadan,

the Soviet economy was severely weakened and limited.

3:13

Sovyet ekonomisi ciddi şekilde zayıfladı ve sınırlandı.

Kalıp ifadeler

isolate A from B: bağlantıları kesmek

Burada isolate the Soviets from the rest of the world economy, Sovyetler Birliği’nin daha geniş küresel ekonomik sisteme erişimini ve bu sistemle etkileşimini kısıtlamak anlamına gelir. Bu ayrım ekonomik ve uluslararasıdır; fiziksel olmak zorunda değildir. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp isolate A from B şeklindedir. A ayrılan kişi, grup, nesne veya etkendir; B ise A’nın ayrıldığı şeydir.

Alıştırma

Cümleyi isolate fiilinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After detecting malware, the technician ____ the laptop from the company network.

Cevabı göster

isolated

The Soviets were unable to turn a corner Deyimler

3:17

Sovyetler durumu tersine çeviremedi

and in the 1980s,

3:19

ve 1980'lerde,

breadlines were commonplace as poverty soared. Dilbilgisi

3:20

yoksulluk artarken ekmek kuyrukları olağan hale geldi.

Deyimler

turn a corner: en kötü aşamayı geçip düzelmeye başlamak

Buradaki turn a corner, zor bir durumun en kötü aşamasını geçip düzelmeye başlamak anlamına gelen bir deyimdir. Cümle, Sovyet ekonomisinin bu noktaya ulaşamadığını söylüyor. İfade tam bir iyileşmeye değil, toparlanmanın başlangıcına odaklanır. Bir ekonomi, işletme, proje, kriz veya kişinin sağlık durumu için kullanılabilir.

Alıştırma

En kötü aşamayı geçip düzelmeye başlamak anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: After months of losses, the small business finally began to ____ when online sales increased.

Cevabı göster

turn a corner

Dilbilgisi

as poverty soared: zaman ve nedenin örtüşmesi

Burada as, poverty soared yan cümlesini başlatır. Ekmek kuyruklarının yaygınlaşmasıyla yoksulluğun çok hızlı artmasının aynı dönemde gerçekleştiğini ve yoksulluktaki artışın kuyrukların nedenini de açıklamaya yardımcı olduğunu belirtir. Bu kullanım zaman ile nedeni birleştirir; bu nedenle as aynı anda hem while hem de because anlamına yaklaşır. Soared, hızlı ve büyük bir artışı canlı biçimde anlatan bir fiildir; buradaki as aynı şekilde anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: Emergency rooms grew busier as flu cases soared. as en doğal biçimde hangi ilişkiyi ifade ediyor?

  1. Grip vakaları ancak acil servisler daha az yoğun hale geldikten sonra arttı.
  2. Grip vakaları aynı dönemde hızla arttı ve bu durum acil servislerin neden daha yoğun olduğunu açıklamaya yardımcı oldu.
  3. Acil servisler grip vakaları kadar yoğundu.
Cevabı göster

Grip vakaları aynı dönemde hızla arttı ve bu durum acil servislerin neden daha yoğun olduğunu açıklamaya yardımcı oldu.

Many people didn't have basic clothing or shoes

3:22

Birçok insanın temel kıyafetleri veya ayakkabıları yoktu

and under these conditions,

3:25

ve bu koşullar altında,

it is only a matter of time Dilbilgisi

3:26

halkın rejim değişikliği çağrısında bulunması

before the people call out for regime change.

3:28

sadece an meselesiydi.

Dilbilgisi

it is only a matter of time before: zamanı belirsiz, kaçınılmaz bir sonuç

it is only a matter of time before + yan cümle kalıbı, before ile başlayan yan cümledeki olayın kaçınılmaz biçimde gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Konuşan kişi kesin tarihi bildiğini iddia etmez; açıkta kalan soru olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil, ne zaman gerçekleşeceğidir. Burada only, belirsizliği zamanla sınırlar. Tahmin edilen olayın küçük veya önemsiz olduğunu göstermez.

Alıştırma

Sonucun kaçınılmaz, yalnızca zamanının belirsiz olduğunu anlatan sabit ifadeyle tahmini tamamlayın: Given the repeated security failures, ____ another breach occurs.

Cevabı göster

it is only a matter of time before

And then there is the nation structure itself.

3:30

Ve sonra ulus yapısının kendisi var.

When you have 15 radically different republics under one flag

3:32

Tek bir bayrak altında farklı etnik kökenlere,

with different ethnicities,

3:36

kültürlere

cultures,

3:37

ve dillere sahip,

and languages,

3:38

birbirinden tamamen farklı 15 cumhuriyete sahip olduğunuzda,

there are bound to be inherent tensions. Dilbilgisi

3:39

kaçınılmaz olarak doğal gerilimler olacaktır.

Dilbilgisi

there are bound to be: varlığın neredeyse kesin olduğunu öngörmek

there + be fiilinin uygun biçimi + bound to be + isim öbeği kalıbı, varlık bildiren there yapısını “neredeyse kesin olmak” anlamındaki bound to ile birleştirir. there are bound to be inherent tensions cümlesinde konuşan kişi, gerilimlerin varlığını doğal ve neredeyse kaçınılmaz bir sonuç olarak görür. Önceki when yan cümlesi, tahmini destekleyen koşulları verir. Bound burada gerçek anlamında kullanılmaz: hiçbir şey bağlı değildir ve sözcük bir varış noktası da göstermez.

Alıştırma

Sorunların var olmasının neredeyse kesin olduğunu anlatan kalıpla analizi tamamlayın: With so many incompatible requirements, ____ conflicts.

Cevabı göster

there are bound to be

1989 nationalist movements brought about regime change Öbek fiiller

3:41

1989'daki milliyetçi hareketler

Öbek fiiller

brought about: bir sonuca yol açmak

Bring about, bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak veya bir sonuç ortaya çıkarmak anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. Bu cümlede nationalist movements neden, regime change ise sonuçtur. Yapı bring about + isim öbeği biçimindedir. Geçmiş zaman biçimi brought about olur. Burada iki sözcüğü tek bir birim olarak anlayın; about yaklaşık veya hakkında anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bring about ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The community campaign ____ a change in the law.

Cevabı göster

brought about

in Poland and Czechoslovakia

3:45

Polonya ve Çekoslovakya'da rejim değişikliği getirdi,

as the Soviet satellite nations began to split away. Kültür

3:46

çünkü Sovyet uydu ulusları ayrılmaya başladı.

Kültür

Soviet satellite nations: Sovyet egemenliği altındaki devletler

Soğuk Savaş dilinde Soviet satellite nations, resmen bağımsız olmakla birlikte Sovyetler Birliği tarafından güçlü biçimde kontrol veya etki altında tutulan ülkelerdi. Satellite burada mecazdır: ülke, daha güçlü bir devletin yörüngesinde hareket ediyormuş gibi düşünülür. Burada ifade başlıca Polonya ve Çekoslovakya dâhil, Sovyet egemenliğindeki Doğu Avrupa devletlerini anlatır. Sovyetler Birliği'nin kendi kurucu cumhuriyetlerini ifade etmez ve yalnızca SSCB ile dost olan ülkelerden daha dar bir grubu belirtir.

Alıştırma

Bir tarih makalesinde Soviet satellite nation en doğru biçimde ne anlama gelir?

  1. Sovyetler Birliği ile ticaret yapan herhangi bir ülke
  2. Yasal olarak Sovyetler Birliği'nin içinde bulunan kurucu bir cumhuriyet
  3. Güçlü Sovyet kontrolü veya etkisi altındaki resmen bağımsız bir ülke
Cevabı göster

Güçlü Sovyet kontrolü veya etkisi altındaki resmen bağımsız bir ülke

As these nations began to pull away,

3:49

Bu uluslar uzaklaşmaya başladıkça,

the central apparatus was weakened until it finally collapsed. Kelime

3:51

merkezi aygıt nihayet çökene kadar zayıfladı.

Kelime

Merkezi iktidar sistemi anlamında central apparatus

Bu siyasi bağlamda central apparatus, merkezi Sovyet makamlarının iktidarı kullandığı ve sürdürdüğü, birbiriyle bağlantılı kurumlar, örgütler ve idari yapılardan oluşan bütünü ifade eder. Apparatus burada topluluk bildiren bir anlamdadır; bir makineyi ya da tek bir daireyi adlandırmaz. Bu ifade, söz konusu yönetim sistemini üye uluslar ayrıldıkça zayıflayabilecek ve sonunda işleyemez hâle gelebilecek bir bütün olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede central apparatus ne anlama geliyor?

  1. Ordunun kullandığı mekanik ekipmanlar topluluğu
  2. Tek bir devlet dairesi
  3. Devletin merkezi iktidarının işlemesini sağlayan merkezi kurum ve kuruluşlar ağı
Cevabı göster

Devletin merkezi iktidarının işlemesini sağlayan merkezi kurum ve kuruluşlar ağı

Due to all these factors, Anlatım akışı

3:55

Tüm bu faktörler nedeniyle,

by 1991,

3:56

1991'e gelindiğinde,

the Soviet Union was unable to maintain

3:57

Sovyetler Birliği normal işleyen bir ekonomiyi

a normal functioning economy

3:59

sürdüremeyecek durumda kaldı

and run a huge military simultaneously.

4:01

ve devasa bir orduyu aynı anda yönetemedi.

Anlatım akışı

Nedenleri özetleyen bir ifade olarak Due to all these factors

Due to all these factors, önceki nedenlere dönük bir neden özetidir. these factors, önceki açıklamada zaten ortaya konmuş birkaç nedeni bir araya getirirken due to bunları ana cümlede belirtilen sonucun ortak nedeni olarak işaretler. İfade cümlenin başına getirildiğinde nedenler bölümünü kapatır ve yazarın genel sonuca geçtiğini gösterir. Yeni bir etken ortaya koymaz.

Alıştırma

Bir sonuç cümlesine başlamak için Due to all these factors en uygun olarak ne zaman kullanılır?

  1. Birkaç neden zaten açıklandıktan ve bunların ortak sonucu belirtilmek üzereyken
  2. Yalnızca yeni ortaya atılan tek bir ayrıntı tanımlanırken
  3. Henüz hiçbir nedenden söz edilmemişken ilk nedeni tanıtmak için
Cevabı göster

Birkaç neden zaten açıklandıktan ve bunların ortak sonucu belirtilmek üzereyken

Gorbachev,

4:04

Gorbaçov,

unwilling to go to war like his predecessors

4:05

kendinden önceki Lenin ve Stalin'in yapmış olabileceği gibi

Lenin and Stalin might have done,

4:07

savaşa girmeye isteksizdi,

instead pulled the plug on the military Deyimler

4:09

bunun yerine ordunun fişini çekti

and the 15 republics went their separate ways. Deyimler

4:11

ve 15 cumhuriyet kendi yollarına gitti.

Deyimler

Pulled the plug on the military: desteği kesin biçimde sona erdirmek

Buradaki pulled the plug on the military mecazidir. Gorbaçov'un birliği bir arada tutmanın yolu olarak askerî güce dayanmayı bırakmayı seçtiğini anlatır; gerçekten bir cihazın fişini çektiği ya da orduyu bir anda ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. pull the plug on + isim öbeği yapısı, bir kişi veya kurumun bir şeyi işler durumda tutan desteği, kaynakları ya da devamlılığı kesin biçimde sona erdirmesini anlatır. Neyin geri çekildiği bağlama göre değişir: finansman, yetki, siyasi destek veya bu cümlede olduğu gibi askerî seçenek.

Alıştırma

Bir şeyi desteklemeyi veya sürdürmeyi bırakmak anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: When the costs doubled, the board decided to ____ the expansion.

Cevabı göster

pull the plug on

Deyimler

Went their separate ways: ayrılıktan sonra bağımsız devam etmek

Burada the 15 republics went their separate ways, 15 cumhuriyetin tek bir siyasi birlik içinde birlikte kalmayı bırakıp her birinin kendi bağımsız yolunu izlemesi anlamına gelir. İfade, fiziksel olarak farklı yönlere gitmeyi değil, ayrılmayı anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp go + iyelik sıfatı + separate ways biçimindedir: go our separate ways veya go their separate ways gibi. Birbirine bağlı kişiler, gruplar ya da kuruluşlar birlikte hareket etmeyi bırakıp bağımsız biçimde devam ettiğinde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi go + özneye uygun iyelik sıfatı + separate ways ile tamamlayın: After years of running the shop together, the two partners decided to ____.

Cevabı göster

go their separate ways

Although a devoted Marxist, Dilbilgisi

4:14

Kendini adamış bir Marksist olmasına rağmen,

Gorbachev was an independent thinker

4:16

Gorbaçov reform ihtiyacına saygı duyan

who respected the need for reform

4:18

bağımsız bir düşünürdü

and planned a restructuring of the economy.

4:20

ve ekonominin yeniden yapılandırılmasını planladı.

Dilbilgisi

Although a devoted Marxist: kısaltılmış bir ödünleme cümlesi

Burada although ödünleme ilişkisi kurar: Marksizme bağlılık, reform konusunda bağımsız düşünmeyle çelişiyor gibi görünebilir; ancak iki durum da doğru olarak sunulur. Although a devoted Marxist, Although he was a devoted Marxist yapısının kısaltılmış biçimidir. Anlaşılan özne ana cümlenin öznesiyle aynı kişi, yani Gorbachev olduğu için he was atılarak kısa ve resmî bir ifade oluşturulabilir.

Alıştırma

"she was a loyal party member" ipucunu kullanarak kısaltılmış ödünleme cümlesini tamamlayın: Although ____, Elena supported the reform.

Cevabı göster

a loyal party member

This,

4:22

Bu,

along with his vision to lessen the control

4:23

merkezi hükümetin elindeki kontrolü

held by central government

4:25

azaltma vizyonu

and a move towards uncensored media,

4:26

ve sansürsüz medyaya yönelik bir hamleyle birlikte,

laid the path for total reform.

4:29

topyekün reformun yolunu açtı.

The seeds were planted Deyimler

4:31

Tohumlar atılmıştı

and the Soviet Union was no more. Deyimler

4:32

ve Sovyetler Birliği artık yoktu.

Deyimler

The seeds were planted: başlangıç anlamındaki mecaz

The seeds were planted burada mecazi anlamdadır. Daha önceki eylemlerin, ileride çok daha büyük bir değişimin gelişebileceği fikirleri, koşulları veya ivmeyi yarattığı anlamına gelir. Edilgen imge, tamamlanmış bir sonuçtan veya belirli bir failden çok sürecin başlangıcına odaklanır. the Soviet Union was no more ile birlikte, daha önceki bir başlangıcı daha sonraki tarihsel sonuçla ilişkilendirir.

Alıştırma

İngilizce "The seeds were planted for a major change." cümlesini okuyun. Vurgulanan mecaz ne anlama geliyor?

  1. Daha sonraki bir değişimin koşulları oluşturuldu.
  2. Gerçek tohumlar toprağa kondu.
  3. Değişim zaten tamamen bitmişti.
Cevabı göster

Daha sonraki bir değişimin koşulları oluşturuldu.

Deyimler

was no more: artık var değildi

Bu cümlede was no more, “artık var değildi” anlamına gelir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bir ülke olarak varlığının sona erdiğini belirtir; buradaki no more miktarla ilgili değildir. be + no more yapısı bir kişinin, kurumun, dönemin veya durumun sonunu kısa, kesin ve bazen dramatik bir tonla anlatabilir. be fiilinin biçimi zamana ve özneye göre is no more veya was no more şeklinde değişir.

Alıştırma

Cümleyi “varlığı sona erdi” anlamındaki kısa ifadeyle tamamlayın: After the merger, the old brand ____.

Cevabı göster

was no more

So today we looked at the downfall of the Soviet Union.

4:34

Bugün Sovyetler Birliği'nin çöküşüne baktık.

But if you want to know more about specific stories

4:37

Ancak Soğuk Savaş sırasındaki

during the Cold War,

4:39

belirli hikayeler hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz,

we suggest listening to an audiobook on Audible

4:40

Audible'da Stalking the Red Bear adlı,

called Stalking the Red Bear,

4:42

bir ABD Soğuk Savaş denizaltısının

the true story of a US Cold War submarine's

4:44

Sovyetler Birliği'ne karşı yürüttüğü gizli operasyonların

covert operations against the Soviet Union.

4:46

gerçek hikayesini anlatan bir sesli kitabı dinlemenizi öneririz.

Audible is offering our listeners

4:49

Audible dinleyicilerimize

a free audiobook with a 30-day trial membership,

4:50

30 günlük deneme üyeliğiyle ücretsiz bir sesli kitap sunuyor,

so you can check out this book risk-free. Öbek fiiller

4:53

böylece bu kitaba risksiz bir şekilde göz atabilirsiniz.

Öbek fiiller

check out this book: kitabı keşfetmek veya denemek

Bu davette check out this book, “kitaba göz atmak, kitabı keşfetmek veya denemek” anlamına gelir; burada risksiz deneme süresi boyunca kitabı dinlemekten söz edilir. Dinleyici, büyük bir taahhütte bulunmadan kitabı keşfetmeye teşvik edilir. Check out, nesnesi isim olduğunda ayrılabilir: hem check out this book hem de check this book out mümkündür. Nesne zamir olduğunda doğal sıralama check it out biçimindedir; check out it denmez.

Alıştırma

Bu cümlede check it out ne anlama gelir? “The free preview is available today, so check it out before you subscribe.”

  1. Ön izleme için kasada ödeme yapmak
  2. Ön izlemeyi bir kütüphaneden ödünç almak
  3. Ön izlemeyi keşfetmek veya denemek
Cevabı göster

Ön izlemeyi keşfetmek veya denemek

The great thing about Audible is

4:55

Audible'ın harika yanı,

that you can switch seamlessly between your devices, Kalıp ifadeler

4:56

cihazlarınız arasında sorunsuzca geçiş yapabilmeniz,

Kalıp ifadeler

Cihazlar arasında kesintisiz geçiş yapmak

Bu cümlede switch seamlessly between your devices, fark edilir bir kesinti veya zorluk olmadan bir cihazdan diğerine geçmek anlamına gelir. Seamlessly, geçişin ne kadar akıcı hissedildiğini anlatır; cihazlar arasında hiçbir teknik sınır olmadığı anlamına gelmez. switch seamlessly between A and B kalıbı uygulamalar, görevler veya iletişim kanalları arasındaki akıcı geçişleri de anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir cihazdan diğerine geçişin akıcı ve neredeyse kesintisiz olduğunu söylüyor?

  1. You can switch seamlessly between your tablet and laptop.
  2. You can connect your tablet to your laptop.
  3. You can replace your tablet with a laptop.
Cevabı göster

You can switch seamlessly between your tablet and laptop.

picking up exactly where you left off, Öbek fiiller

4:59

ister telefonunuzda,

Öbek fiiller

Tam olarak kaldığınız yerden devam etmek

Burada picking up exactly where you left off, daha önce durduğunuz noktadan tam olarak devam etmek anlamına gelir. Pick up mecazi anlamdadır ve exactly, aynı konumun veya aşamanın korunduğunu vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp pick up where someone left off şeklindedir. Bu cümlede -ing yan cümlesi, cihaz değiştirdikten sonra ne yapabileceğinizi açıklar.

Alıştırma

Cümleyi “tam olarak durduğumuz noktadan devam etmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The discussion is paused for today. Tomorrow, we'll ____.

Cevabı göster

pick up exactly where we left off

whether it's on your phone,

5:01

ister arabanızda,

through your car,

5:02

bir tabletten

from a tablet,

5:03

veya evde bir Amazon Echo'da olsun,

or at home on an Amazon Echo.

5:03

tam kaldığınız yerden devam edebilmenizdir.

You can get through tons of books Öbek fiiller

5:05

Neredeyse her şeyi yaparken

while doing almost anything.

5:06

tonlarca kitabı bitirebilirsiniz.

Öbek fiiller

get through tons of books: çok sayıda kitabı bitirmek

Bu cümlede get through tons of books, çok sayıda kitabı okumayı veya dinlemeyi bitirmek anlamına gelir. Get through, fiziksel olarak kitapların içinden geçmek değildir ve yalnızca kitaplara göz gezdirmek anlamına da gelmez. get through + malzeme ya da iş miktarı kalıbı, çoğu zaman bunların tamamını bitirmek veya halletmek demektir. Yapılan belirli işi nesne gösterir: books okunur, emails halledilir ve a list tamamlanır. Tons of, “çok fazla” anlamına gelen günlük bir ifadedir.

Alıştırma

“Tamamını halletmek” anlamındaki, derste öğrendiğiniz öbeksi fiille cümleyi tamamlayın: By noon, Lena had managed to ____ every report in the folder.

Cevabı göster

get through

Go to audible.com/infographics

5:08

audible.com/infographics adresine gidin

and browse the unmatched selection of audio programs.

5:10

ve sesli programların eşsiz seçkisini inceleyin.

Download a title free

5:12

Ücretsiz bir kitap indirin

and start listening.

5:14

ve dinlemeye başlayın.

It's that easy.

5:14

Bu kadar kolay.

Go to audible.com/infographics

5:16

audible.com/infographics adresine gidin

or text infographics to 500-500

5:18

veya bugün başlamak için 500-500'e

to get started today.

5:20

infographics yazıp mesaj atın.

So,

5:22

Peki,

what do you think?

5:22

siz ne düşünüyorsunuz?

Can communism work as a political model?

5:23

Komünizm siyasi bir model olarak işe yarayabilir mi?

For the countries that still operate under this system,

5:25

Hala bu sistem altında faaliyet gösteren ülkeler için

what does the future hold for them? Deyimler

5:28

gelecek onlara ne getiriyor?

Deyimler

What does the future hold for ...?: gelecekteki olasılıkları sormak

What does the future hold for them? sorusu, “Gelecekte onların başına muhtemelen ne gelecek?” anlamındadır. Burada hold mecazidir: gelecek, bir kişi için olaylar, fırsatlar veya zorluklar içeriyormuş gibi düşünülür. Sabit kalıp What does the future hold for + kişi ya da şey? biçimindedir. Kesin bir tahmin istemek yerine belirsiz ve uzun vadeli gelecek olasılıklarını düşündüren bir şekilde sorar.

Alıştırma

Bir şirketin belirsiz geleceğini sormak için sabit kalıbı kullanan doğal soruyu seçin.

  1. What does the company hold for the future?
  2. What does the future hold for the company?
  3. What is the future holding for the company?
  4. What does the future hold to the company?
Cevabı göster

What does the future hold for the company?

Let us know in the comments.

5:30

Yorumlarda bize bildirin.

Also,

5:31

Ayrıca,

be sure to watch our other video

5:32

Orta Çağ'da İnsanların En Yaygın Ölüm Şekilleri adlı

called Most Common Ways People Died in the Middle Ages.

5:33

diğer videomuzu da mutlaka izleyin.

Thanks for watching

5:36

İzlediğiniz için teşekkürler

and as always,

5:37

ve her zamanki gibi,

don't forget to like,

5:38

beğenmeyi,

share,

5:39

paylaşmayı,

and subscribe.

5:39

ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

5:40

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.