Batıl inançlar nereden gelir? - Stuart Vyse: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
679 kelime 152 kel/dk

Video özeti: Video, batıl inançların kökenlerini dinî geleneklerde, dilsel çağrışımlarda ve geçerliliğini yitirmiş güvenlik kurallarında arıyor; kültürel alışkanlıklar ile psikolojik yanlılıkların bunları nasıl yaşattığını açıklıyor. Sonuçta, bazı inançların verdiği güvenin performansı gerçekten artırabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. how did it happen that — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Açıklamayı bilinen örneklerden bunların nedenlerini araştırmaya taşıyan temel bir soru kurmayı öğrenin. Bu yapı, bir uygulamanın nasıl ortaya çıktığı veya yaygınlaştığı çevresinde sunum ya da bilgilendirici metin düzenlemek istediğinizde özellikle kullanışlıdır. 2. would whistle to signal — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: would sözcüğünün yalnızca koşul bildirmediğini, geçmişte tekrarlanan alışkanlıkları da gösterebildiğini ayırt edin. Eski bir rutini anlatmak için would ile fiilin yalın hâlini, amacını belirtmek için de to signal gibi bir mastarı kullanabilirsiniz; sahne arkasındaki eski iletişim yöntemi bunun tarihsel bir örneğidir. 3. might not be so crazy after all. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Daha önceki bir yargıyı yeniden değerlendirerek savı sonuçlandırmayı öğrenin. Might iddiayı temkinli tutarken after all sunulan kanıtların daha incelikli bir sonuca götürdüğünü belirtir: Mantıksız olsalar bile bazı batıl inançlar yararlı psikolojik etkiler yaratabilir.

Bu derste

Are you afraid of black cats?

0:06

Kara kedilerden korkar mısınız?

Would you open an umbrella indoors?

0:08

Kapalı bir mekanda şemsiye açar mıydınız?

And how do you feel about the number 13? Ton ve niyet

0:11

Peki 13 sayısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ton ve niyet

How do you feel about ...? ile tutum sormak

How do you feel about + isim, zamir veya -ing biçimi, bir kişinin bir konu hakkındaki genel tutumunu ya da görüşünü sorar. Bu cümlede dinleyicinin 13 sayısı hakkında ne düşündüğü soruluyor; fiziksel olarak nasıl hissettiği sorulmuyor. Soru, kişinin bir konuyu nasıl gördüğünü sorduğu için yalnızca evet ya da hayır cevabı yerine nedenleri ve karmaşık duyguları açıklamaya imkân verir.

Alıştırma

Soruyu, bu dersteki açık uçlu tutum sorma kalıbıyla aynen tamamlayın: ____ the new class schedule?

Cevabı göster

How do you feel about

Whether or not you believe in them, Dilbilgisi

0:15

İnanın ya da inanmayın,

you're probably familiar with a few of these superstitions. Kalıp ifadeler

0:17

bu batıl inançların bazılarına muhtemelen aşinasınızdır.

Dilbilgisi

Whether or not ...: sonuç değişmez

Whether or not + yan cümle, iki olasılıktan hangisi doğru olursa olsun anlamına gelir. İki olasılığı arka plan olarak sunar ve ana cümle her iki durumda da geçerli olan sonucu verir. Buradaki them, daha önce sözü edilen batıl inançları anlatır. Başlangıç bölümü dinleyiciden seçim yapmasını isteyen bir soru değildir; inanmak ya da inanmamak sonraki iddiayı değiştirmez.

Alıştırma

Cümleyi “olup olmadığına bakılmaksızın” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: ____ Maya joins us, we will leave at noon.

Cevabı göster

Whether or not

Kalıp ifadeler

be familiar with: bir şeyi bilmek veya tanımak

Be familiar with + bir şey ya da konu, onu daha önce gördüğünüz, duyduğunuz veya kullandığınız için bilmek ya da tanımak demektir. Burada you, bu batıl inançlardan birkaçını bilen kişidir. Bu kalıp bilgiyi kişi + be familiar with + nesne şeklinde düzenler. with'ten sonra kişinin bildiği ya da tanıdığı nesne gelir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın yeni yazılım hakkında biraz bilgi sahibi olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. Maya is familiar to the new software.
  2. The new software is familiar with Maya.
  3. Maya is familiar with the new software.
Cevabı göster

Maya is familiar with the new software.

So,

0:20

Peki,

how did it happen that people all over the world Anlatım akışı

0:20

dünyanın dört bir yanındaki insanların

knock on wood or avoid stepping on sidewalk cracks? Kültür

0:23

tahtaya vurması veya kaldırım çatlaklarına basmaktan kaçınması nasıl oldu da ortaya çıktı?

Anlatım akışı

how did it happen that ...?: bir durumun nasıl geliştiğine ilişkin soru açmak

How did it happen that + yan cümle? mevcut bir durumun nasıl ortaya çıktığını sorar. it biçimsel öznedir; that ile başlayan yan cümle, açıklanması gereken durumun tamamını belirtir. Bir açıklamada ya da konuşmada bu soru, bir olguyu fark etmekten onun gelişimini veya nedenlerini sorgulamaya geçiş sağlar. Sonraki bölümün durumun nasıl ortaya çıktığını açıklayacağını gösterir.

Alıştırma

Bir açıklamada "How did it happen that everyone knew the secret?" ne işe yarar?

  1. Sırrı saklamak için talimat verir.
  2. İnsanların sırrı öğrendiği kesin zamanı sorar.
  3. Durumun nasıl ortaya çıktığını sorar ve bir açıklama başlatır.
Cevabı göster

Durumun nasıl ortaya çıktığını sorar ve bir açıklama başlatır.

Kültür

knock on wood: iyi şansın sürmesini dilemek

Burada knock on wood batıl bir geleneği ifade eder: insanlar iyi şanslarından söz ettikten ya da umutlu bir şey söyledikten sonra, bunun kötü şansı önleyeceğini veya söyledikleri şeyin uğurunu bozmayacağını düşünür gibi tahtaya dokunur ya da vururlar. Gerçekten tahtaya vurmadan da yalnızca bu söz söylenebilir. Bu cümlede kapıyı çalmak veya ahşabı kontrol etmek gibi sıradan bir eylem değil, kültürel bir batıl inanç örneğidir.

Alıştırma

“I've never lost my keys, knock on wood,” cümlesinde knock on wood ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi, söylediği için bozulmadan iyi şansının devam etmesini umuyor.
  2. Konuşan kişi birinin ahşap kapıyı açmasını istiyor.
  3. Konuşan kişi anahtarların ahşaptan yapılıp yapılmadığını kontrol ediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, söylediği için bozulmadan iyi şansının devam etmesini umuyor.

Kültür

avoid stepping on sidewalk cracks: kötü şansla ilgili bir çocukluk batıl inancı

Burada avoid stepping on sidewalk cracks, kaldırımdaki çatlaklara veya kaplama taşları arasındaki çizgilere değmemek için ayaklarını bilinçli biçimde yerleştirmek anlamına gelir. Bilinen bir çocukluk batıl inancına göre bunlara basmak kötü şans getirir. Cümle bu davranışı knock on wood ile birlikte verdiği için neden batıl inançtır; yalnızca takılma korkusu veya bozuk kaldırıma dikkat etme değildir.

Alıştırma

Batıl inançların konuşulduğu bir durumda biri neden kaldırım çatlaklarına basmaktan kaçınabilir?

  1. Çünkü egzersiz için çatlakların üzerinden geçmek her zaman zorunludur.
  2. Çünkü üzerlerine basmanın kötü şans getirebileceğine inanırlar.
  3. Çünkü her çatlak yasal olarak yayalara kapalıdır.
Cevabı göster

Çünkü üzerlerine basmanın kötü şans getirebileceğine inanırlar.

Well,

0:28

Şöyle ki,

Although they have no basis in science, Notlar

0:29

bilimsel hiçbir dayanakları olmamasına rağmen,

many of these weirdly specific beliefs and practices

0:31

bu tuhaf derecede spesifik inançların ve uygulamaların birçoğu

do have equally weird and specific origins. Dilbilgisi

0:35

aslında eşit derecede tuhaf ve spesifik kökenlere sahiptir.

Dilbilgisi

Although they have no basis in science, ...: ödünleme bildirmek

Although, ödünleme bildiren bir yan cümleyi başlatır: normalde farklı bir sonuç bekletebilecek bir gerçeği önce sunar. Burada önce bilimsel dayanağın olmadığı kabul edilir; ardından ana cümle, konuşanın vurgulamak istediği noktayı verir: bu inanış ve uygulamaların birçoğunun yine de belirli kökenleri vardır. Although ile başlayan yan cümle normalde tek başına tam bir cümle olamaz. Düşünceyi tamamlayan bir ana cümleye ihtiyaç duyar.

Alıştırma

Hangi cümlede although doğru kullanılmıştır?

  1. Although the map old, it was still useful.
  2. Although the map was old, but it was still useful.
  3. Although the map was old, it was still useful.
Cevabı göster

Although the map was old, it was still useful.

Kalıp ifadeler

no basis in science: bilimsel dayanaktan yoksun olmak

Have no basis in science, bir iddianın, inanışın veya uygulamanın bilimsel kanıt ya da bilimsel akıl yürütmeyle desteklenmediği anlamına gelir. Buradaki basis soyuttur; fiziksel bir tabanı değil, dayanak veya gerekçeyi ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, iddianın bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The claim is no basis of science.
  2. The claim has no basis in science.
  3. The claim has no science.
Cevabı göster

The claim has no basis in science.

Dilbilgisi

do have: Olumlu cümlede vurgulu do

Olumlu bir cümlede do + fiilin yalın hâli, ifadeye vurgu katar. Buradaki do have, “gerçekten sahip olmak” veya “hakikaten var olmak” anlamına gelir: Bu inanç ve uygulamaların bilimsel temeli olmasa bile belirli kökenleri olduğunu güçlü biçimde doğrular. Bu do, “yapmak” anlamındaki asıl fiil değil, yardımcı fiildir. I/you/we/they ile do, üçüncü tekil şahıs özneyle does, geçmiş zamanda did kullanılır; ardından gelen fiil yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Onun sorunu gerçekten anladığını vurgulamak için vurgulu do biçimini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. She does understands the problem.
  2. She does understand the problem.
  3. She do understand the problem.
Cevabı göster

She does understand the problem.

Because they involve supernatural causes,

0:39

Doğaüstü nedenleri içerdiği için

it's no surprise that many superstitions Kalıp ifadeler

0:41

birçok batıl inancın

are based in religion. Kalıp ifadeler

0:44

dine dayanması şaşırtıcı değildir.

Kalıp ifadeler

it's no surprise that...: Beklenen bir sonucu belirtmek

It's no surprise that + yan cümle, önceden bilinenler göz önüne alındığında that yan cümlesindeki gerçeğin beklenen bir sonuç olduğunu belirtir. Bu cümlede önceki because yan cümlesi nedeni verir; kalıp da birçok batıl inancın dinî temelini öngörülebilir bir sonuç olarak sunar. It, değerlendirmeyi başlatan göstermelik öznedir; değerlendirilen gerçek that yan cümlesinde yer alır. Buradaki surprise, özellikle hoş bir hediye veya olay değil, beklenmedik bir şey anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki hedef kalıbın aynısıyla tamamlayın: Given the long hike, ____ the children were tired.

Cevabı göster

it's no surprise that

Kalıp ifadeler

are based in religion: geniş bir gelenekte kök salmak

Bu cümlede are based in religion, “kökleri dinde bulunur” anlamına gelir. Edilgen be based in + geniş bir alan yapısı, dini birçok batıl inancın geliştiği gelenek veya kaynak ortam olarak sunar. Buradaki in, belirli bir kanıttan ya da tek bir dinî metinden çok geniş bir arka plana odaklanır. Cümle, her batıl inancın belirli bir öğretiyle desteklendiğini de iddia etmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir âdetin kök saldığı geniş geleneği based in ile anlatır?

  1. The report is based on three interviews.
  2. The company is based in Chicago.
  3. The custom is based in a centuries-old religious tradition.
Cevabı göster

The custom is based in a centuries-old religious tradition.

For example,

0:45

Örneğin,

the number 13 was associated with the biblical Last Supper, Notlar

0:46

13 sayısı, İncil'deki Son Akşam Yemeği ile ilişkilendirilmiştir;

where Jesus Christ dined with his 12 disciples

0:50

orada İsa Mesih, tutuklanıp çarmıha gerilmeden hemen önce

just before being arrested and crucified. Dilbilgisi

0:53

12 havarisiyle yemek yemiştir.

Kalıp ifadeler

was associated with: bağlantı var, ancak mutlaka neden-sonuç yok

Edilgen be associated with kalıbı, iki şeyin tarih, kültür, toplumsal inanç veya gözlemlenen veriler içinde bağlantılı olduğunu belirtir. Burada insanlar 13 sayısını İncil’deki Son Akşam Yemeği ile ilişkilendirmiştir. Bu ifade tek başına bir şeyin diğerine neden olduğunu göstermez. Was associated geçmişteki bir bağlantıyı anlatır; daha güçlü bir neden-sonuç ifadesi kullanmak için bağlantının gerçekten nedensel olduğuna dair kanıt gerekir.

Alıştırma

Bir araştırma iki alışkanlığın sık sık birlikte görüldüğünü buluyor ancak nedenselliği kanıtlamıyor. Hangi cümle bulguyu doğru aktarır?

  1. Late-night screen use is associated with shorter sleep.
  2. Late-night screen use guarantees shorter sleep.
  3. Late-night screen use is caused by shorter sleep.
Cevabı göster

Late-night screen use is associated with shorter sleep.

Kültür

biblical Last Supper: İsa ile on iki havarisinin yemeği

İncil'deki Son Akşam Yemeği, İsa'nın tutuklanıp çarmıha gerilmesinden kısa süre önce on iki havarisiyle yediği, Hristiyan Kutsal Kitabı'nda anlatılan belirli yemektir. İsa ile on iki havari, masada toplam on üç kişiydi. Bu cümlede söz konusu arka plan, 13 sayısının neden uğursuzlukla ilişkilendirildiğini açıklar. Büyük harfle yazılan Last Supper, herhangi birinin son akşam yemeğini değil, bu belirli olayı adlandırır.

Alıştırma

Örnekteki the biblical Last Supper neyi ifade ediyor?

  1. İsa'nın on iki havarisiyle paylaştığı belirli bir İncil yemeği.
  2. Herhangi birinin uyumadan önce yediği son yemek.
  3. On üç konuğa akşam yemeği sunmaya ilişkin modern bir gelenek.
Cevabı göster

İsa'nın on iki havarisiyle paylaştığı belirli bir İncil yemeği.

Dilbilgisi

just before being arrested and crucified: edilgen zaman yan cümlesi

Just before, bir olayın diğerinden çok kısa süre önce gerçekleştiğini gösterir. Burada before'dan sonra -ing yan cümlesi being arrested and crucified gelir. Being + past participle yapısı yan cümleye edilgen anlam verir: Tutuklanma ve çarmıha gerilme olaylarını yaşayan kişi İsa'dır. And, arrested ile crucified sözcüklerini bağlar; bu nedenle iki geçmiş zaman ortacı da being sözcüğünü paylaşır.

Alıştırma

Cümleyi being + interview fiilinin past participle biçimiyle tamamlayın: Nora drank some water just before ____.

Cevabı göster

being interviewed

The resulting idea that having 13 people at a table Anlatım akışı

0:57

Bir masada 13 kişinin bulunmasının

was bad luck Kalıp ifadeler

1:01

kötü şans getireceği fikri,

eventually expanded into 13 being an unlucky number in general. Kalıp ifadeler

1:02

sonuç olarak 13'ün genel anlamda uğursuz bir sayı olduğu inancına dönüşmüştür.

Anlatım akışı

The resulting idea: bir düşünceyi nedenine bağlamak

The resulting idea, “az önce anlatılanlardan doğan düşünce” anlamına gelir. Resulting önceki bilgilere işaret eder; böylece okur bu düşüncenin ilgisiz yeni bir konu değil, önce anlatılanların sonucu olduğunu anlar. Arkasındaki that yan cümlesi düşüncenin içeriğini verir: bir masada 13 kişinin bulunmasının uğursuzluk getirdiği. Bu kısa yapı, açıklayıcı bir metnin nedenden o nedenin doğurduğu inanca veya sonuca geçmesini sağlar.

Alıştırma

The resulting idea ifadesinde resulting okura ne anlatır?

  1. Düşünce başka bir kişiden alıntılandı.
  2. Düşünce yalnızca sıralamada sonra geldi.
  3. Düşünceye önceki bilgiler neden oldu.
Cevabı göster

Düşünceye önceki bilgiler neden oldu.

Kalıp ifadeler

was bad luck: bir şeyin uğursuz sayıldığını söylemek

Be bad luck, bir eylemin, nesnenin veya durumun kötü şans getirdiğine ya da uğursuz bir işaret olduğuna inanıldığını belirtir. Burada bir masada 13 kişinin bulunması uğursuz sayılmıştır; daha önce gerçekleşmiş belirli bir kötü olay anlatılmamaktadır. Luck bu kullanımda sayılamayan bir isimdir; bu yüzden bad luck denir, a bad luck denmez. Özgün cümlede was kullanılmasının nedeni geçmişteki bir inancı anlatmasıdır.

Alıştırma

Cümleyi “uğursuz sayılan” anlamındaki iki sözcüklü isim öbeğiyle tamamlayın: Some people believe breaking a mirror is ____.

Cevabı göster

bad luck

Kalıp ifadeler

eventually expanded into: zamanla daha geniş bir biçime dönüşmek

Bu cümlede eventually expanded into, dar kapsamlı bir inancın zaman içinde yavaş yavaş daha geniş bir inanca dönüştüğünü anlatır. Düşünce, “bir masada 13 kişinin bulunması uğursuzdur” ifadesinden “13 sayısı genel olarak uğursuzdur” ifadesine dönüşmüştür. Burada expand, fiziksel boyutun değil kapsamın büyümesini anlatır. X expanded into Y yapısında X başlangıç biçimi, Y ise daha geniş veya daha gelişmiş sonuçtur.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bir süre sonra daha geniş bir biçime dönüştü” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The neighborhood food drive ____ a citywide program.

Cevabı göster

eventually expanded into

Now,

1:07

Günümüzde,

this fear of the number 13,

1:08

triskaidekafobi adı verilen

called triskaidekaphobia, Kelime

1:10

bu 13 sayısı korkusu

Kelime

called triskaidekaphobia: on üç korkusunu adlandırmak

Triskaidekaphobia, 13 sayısından korkmanın özel adıdır. Sözcüğün parçaları, on üç anlamına gelen Yunanca sayı ögeleri ile belirli korkulara ad vermek için kullanılan -phobia ekinden gelir. called triskaidekaphobia ifadesindeki called, this fear ifadesini tanımlayan kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. “Triskaidekaphobia olarak adlandırılan bu korku” anlamına gelir. İfade korkuya bir ad verir; korkunun birini aradığı veya çağırdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Triskaidekaphobia ne anlama gelir?

  1. kapalı alanlardan korkma
  2. on üç sayısından korkma
  3. örümceklerden korkma
Cevabı göster

on üç sayısından korkma

is so common that many buildings around the world Dilbilgisi

1:12

o kadar yaygındır ki dünya çapında birçok binada

Dilbilgisi

is so common that: dereceyi bir sonuca bağlamak

so + sıfat + that + yan cümle kalıbı, bir özelliğin bir sonuca yol açacak dereceye ulaştığını gösterir. is so common that ifadesinde so, common sözcüğünün derecesini güçlendirir; that ise sonucu başlatır. Buradaki that, nesne görevindeki bir yan cümleyi başlatmaz. many buildings around the world sonuç cümleciğini başlatır; binaların yaptığı eylem sonraki sözcüklerde gelir.

Alıştırma

Cümleyi is so common that ile tamamlayın: This question ____ our support team answers it every day.

Cevabı göster

is so common that

skip the 13th floor, Kültür

1:16

13. kat atlanır

Kültür

skip the 13th floor: bir kat numarasını atlamak

Bu bağlamda skip, bir sayı dizisindeki bir numarayı atlamak anlamına gelir. Bir bina, 12'den sonraki katı 14 olarak adlandırabilir; skip the 13th floor ifadesi bu durumu anlatır. Bu uygulama, 13 sayısının uğursuz olduğu inancıyla bağlantılıdır. Genellikle kat tabelalarını ve asansör düğmelerini etkiler; fiziksel bir katın yok olduğu anlamına gelmez ve her bina bu uygulamayı izlemez.

Alıştırma

The hotel skips the 13th floor cümlesindeki skip büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Asansör kat göstergeleri doğrudan 12'den 14'e geçer.
  2. Konuklar binanın o kısmında zıplamak zorundadır.
  3. 12 ile 14 arasında fiziksel bir kat yoktur.
Cevabı göster

Asansör kat göstergeleri doğrudan 12'den 14'e geçer.

with the numbers going straight from 12 to 14. Dilbilgisi

1:18

ve sayılar doğrudan 12'den 14'e geçer.

Dilbilgisi

with the numbers going straight from 12 to 14: with + isim + -ing

Buradaki with, “birlikte” anlamına gelmez; ek bir durumu tanıtır. with + isim + -ing yapısında the numbers açıklanan isim öbeğidir ve going straight from 12 to 14 sayıların nasıl sıralandığını gösterir: sıra doğrudan 12'den 14'e geçer ve 13'ü atlar. Bu yapı ana cümleye arka plandaki bir eylemi, değişen bir durumu veya görülebilir bir sonucu ekler. with'ten sonraki isim, -ing eylemini kimin ya da neyin yaptığını veya yaşadığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi with + isim + -ing yapısıyla tamamlayın. Parantez içindeki sözcükleri kullanın ve rise sözcüğünü -ing biçimine dönüştürün: The store became less popular, ____. (the prices / rise quickly)

Cevabı göster

with the prices rising quickly

Of course,

1:22

Elbette,

many people consider the story of the Last Supper to be true, Dilbilgisi

1:22

birçok insan Son Akşam Yemeği hikayesinin doğru olduğunu düşünür,

but other superstitions come from religious traditions

1:26

ancak diğer batıl inançlar, çok az insanın inandığı

that few people believe in or even remember. Dilbilgisi

1:29

veya hatta hatırladığı dini geleneklerden gelmektedir.

Dilbilgisi

consider ... to be true: consider + nesne + to be + tümleç

Consider + nesne + to be + tümleç, “birinin ya da bir şeyin belirli bir niteliğe sahip olduğuna hükmetmek veya inanmak” anlamına gelir. Cümlede the story of the Last Supper nesnedir; to be true ise onun hakkındaki yargıyı verir. Bu son bölüme nesne tümleci denir. Bu yapı, think kullanılan basit bir yan cümleye göre daha ölçülü ve resmî duyulur. Tümleç bir niteliği açıklayabilir ya da birinin veya bir şeyin ne olduğunu belirtebilir.

Alıştırma

Hangi cümle resmî bir yargı belirtmek için consider + nesne + to be + tümleç yapısını kullanır?

  1. The committee considers the report to be accurate.
  2. The committee considers making the report accurate.
  3. The committee considers whether the report is accurate.
Cevabı göster

The committee considers the report to be accurate.

Dilbilgisi

few people believe in or even remember: few ile “neredeyse hiç kimse” anlamı

Few + çoğul sayılabilen bir isim, olumsuz bir bakışla “çok az sayıda” anlamına gelir: sayı beklenenden azdır veya yeterli değildir. Few people, nobody demek değildir ama “neredeyse hiç kimse” anlamına yakındır. Bu cümlede few people hem believe in hem de remember fiilinin öznesidir. Or even remember düşünceyi güçlendirir: Bu geleneklere yaygın biçimde inanılmadığı gibi onları hatırlayan kişi de neredeyse yoktur.

Alıştırma

Hiç kimsenin fark etmediğini söylemeden, uyarıyı neredeyse hiç kimsenin fark etmediğini anlatan cümle hangisidir?

  1. A few people noticed the warning.
  2. Few people noticed the warning.
  3. No one noticed the warning.
Cevabı göster

Few people noticed the warning.

Knocking on wood is thought to come Dilbilgisi

1:32

Tahtaya vurmanın,

from the folklore of the ancient Indo-Europeans,

1:34

eski Hint-Avrupalıların

or possibly people who predated them, Kelime

1:38

veya muhtemelen onlardan önceki insanların folklorundan geldiği düşünülmektedir;

Kelime

people who predated them: onlardan önce var olan insanlar

people who predated them ifadesinde predated, “daha önce var olmuştu” anlamına gelir. İfade, them sözcüğünün temsil ettiği gruptan önce var olan insanları anlatır. Predate geçişli bir fiildir: daha önce var olan kişi, şey veya olay özne, daha sonra ortaya çıkan ise doğrudan nesne olur. Tarihsel açıklamalarda yaygındır ve “daha erken buluşmaya çıkmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle kütüphanenin demir yolundan önce var olduğunu söylüyor?

  1. The library predates the railway.
  2. The library was built after the railway.
  3. The library and the railway opened in the same year.
Cevabı göster

The library predates the railway.

who believed that trees were home to various spirits. Kalıp ifadeler

1:40

onlar, ağaçların çeşitli ruhlara ev sahipliği yaptığına inanırdı.

Dilbilgisi

is thought to come from: olası bir kökeni aktarma

Burada is thought to come from, “genellikle ... kökenli olduğuna inanılır” anlamına gelir. Bu bir edilgen aktarım yapısıdır: Knocking on wood, hakkında bilgi verilen öznedir; bu görüşü taşıyan kişiler ise belirtilmez. Yapı, kökeni tamamen kanıtlanmış bir gerçek yerine aktarılan bir görüş olarak sunar. Kalıp A is thought to + fiilin yalın hâli şeklindedir; come from ile kullanıldığında olası bir kaynağı veya kökeni bildirir.

Alıştırma

Cümleyi “genellikle ... kökenli olduğuna inanılır” anlamındaki edilgen aktarım ifadesiyle tamamlayın: The symbol ____ an ancient seafaring tradition.

Cevabı göster

is thought to come from

Kalıp ifadeler

trees were home to various spirits: be home to ile “yuvası olmak”

trees were home to various spirits ifadesinde were home to, “ruhların yaşadığı veya var olduğuna inanılan yerdi” anlamına gelir. Cümle ağaçları aile evleri olarak değil, ruhların barındığı yer olarak sunar. Kalıp, özne + be + home to + isim öbeği şeklindedir. Be fiilinin biçimi özneye ve zamana göre değişir: trees were home to..., ancak the island is home to....

Alıştırma

Cümleyi “yaşam alanıdır” anlamındaki be home to kalıbıyla tamamlayın: The island ____ several rare lizards.

Cevabı göster

is home to

Touching a tree would invoke the protection or blessing of the spirit within. Kelime

1:44

Bir ağaca dokunmak, içindeki ruhun korunmasını veya kutsamasını çağırmak anlamına geliyordu.

Kelime

invoke the protection or blessing: bir gücü resmî biçimde istemek

Bu cümlede invoke, koruması ya da kutsaması etkili olsun diye doğaüstü bir güce resmî biçimde başvurmak demektir. Ağaca dokunmak, içindeki ruhtan yardım isteme eylemi olarak görülür; invoke, yalnızca call demekten daha güçlü ve törenseldir. Kalıp invoke + bir güç, fayda, kural veya yetki şeklindedir. Söz konusu şeyi bilinçli olarak yardıma çağırmayı ya da yürürlüğe sokmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi doğaüstü koruma istemek anlamındaki resmî fiille tamamlayın: The ceremony was meant to ____ the protection of the sea god.

Cevabı göster

invoke

And somehow,

1:49

Ve bir şekilde,

this tradition survived long after belief Kalıp ifadeler

1:50

bu ruhlara olan inanç kaybolduktan uzun süre sonra bile

in these spirits had faded away. Öbek fiiller

1:53

bu gelenek yaşamaya devam etti.

Kalıp ifadeler

this tradition survived long after...: bir şey bittikten sonra da sürmek

Burada survived, özne bir gelenek olduğu için tehlikeden sağ çıkmak değil, var olmaya devam etmek anlamındadır. Long after, ruhlara olan inanç kaybolduktan sonra geleneğin uzun bir süre daha devam ettiğini gösterir. Kullanılabilir X survived long after Y kalıbı, Y çoktan sona ermiş veya ortadan kalkmış olsa bile X'in devam ettiği anlamına gelir. İlk nedeninden ya da ortamından daha uzun süren gelenekler, kurallar, kurumlar, fikirler ve etkiler için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir geleneğin varlık nedeni ortadan kalktıktan sonra uzun süre devam ettiğini söylüyor?

  1. The custom began long after its original purpose disappeared.
  2. The custom disappeared long before its original purpose did.
  3. The custom survived long after its original purpose disappeared.
Cevabı göster

The custom survived long after its original purpose disappeared.

Öbek fiiller

had faded away: geçmişteki bir noktadan önce giderek kaybolma

Fade away, bir şeyin neredeyse ya da tamamen yok olana kadar giderek zayıflaması veya daha az fark edilir hâle gelmesi demektir. Ses, ışık, anı, duygu, inanç veya etki için sıkça kullanılır. Buradaki away, uzak bir yere gitmeyi değil, giderek dağılıp kaybolmayı anlatır. Had faded away past perfect yapıdadır. Bu kademeli kayboluşun başka bir geçmiş zaman veya olaydan önce gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi fade away ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the meeting began, the chatter ____.

Cevabı göster

had faded away

Many superstitions common today

1:55

Bugün Rusya'dan İrlanda'ya kadar

in countries from Russia to Ireland

1:58

birçok ülkede yaygın olan batıl inançların çoğu,

are thought to be remnants of the pagan religions Kelime

2:00

Hıristiyanlığın yerini aldığı

that Christianity replaced.

2:03

pagan dinlerinin kalıntıları olarak düşünülmektedir.

Kelime

remnants of the pagan religions: eski inançlardan kalan izler

Remnants of, bir şeyin büyük bölümü ortadan kaybolduktan sonra geride kalan parçalar, izler veya etkiler demektir. Buradaki remnants fiziksel parçalar değildir; cümle, günümüzdeki bazı batıl inançların çok daha eski dinî inanç veya uygulamaların bazı bölümlerini koruyor olabileceğini söyler. Pagan religions ifadesi burada, söz konusu yerlerde Hristiyanlığın yerini aldığı Hristiyanlık öncesi veya Hristiyan olmayan dinî gelenekler için kullanılan tarihsel bir sınıflandırmadır. Bu cümlede eski geleneklerin bir kategorisini belirtir; bir kişiye hakaret etmek için kullanılmamıştır.

Alıştırma

Örnek cümlede remnants of the pagan religions ne anlama geliyor?

  1. Bütün eski dinlerin tam ve değişmemiş kopyaları
  2. Daha eski dinî inanç veya uygulamalardan günümüze kalan izler
  3. Dini olmayan kişiler için kullanılan hakaret içeren bir ad
Cevabı göster

Daha eski dinî inanç veya uygulamalardan günümüze kalan izler

But not all superstitions are religious. Dilbilgisi

2:06

Ancak tüm batıl inançlar dini değildir.

Dilbilgisi

Not all...: «hepsi değil» anlamında kısmi olumsuzluk

Not all A are B yapısı kısmi olumsuzluk bildirir. “Bütün A’lar B’dir” önermesinin doğru olmadığını söyler. Burada en az bir batıl inanç dinî değildir; yine de bazıları dinî olabilir. not all ifadesini none olarak yorumlamayın. Not all, grubun tamamı hakkındaki iddiayı sınırlar; grubun her üyesini bütünüyle dışlamaz.

Alıştırma

“Not all the books are useful.” ne anlama gelir?

  1. Hiçbir kitap yararlı değildir.
  2. En az bir kitap yararlı değildir, ancak bazıları yararlı olabilir.
  3. Her kitap yararlıdır.
Cevabı göster

En az bir kitap yararlı değildir, ancak bazıları yararlı olabilir.

Some are just based on unfortunate coincidences and associations. Kalıp ifadeler

2:08

Bazıları sadece talihsiz tesadüflere ve çağrışımlara dayanır.

Kalıp ifadeler

be based on: kaynak veya dayanak belirtmek

Be based on, “bir şeyi kaynak, kanıt veya temel olarak kullanmak” anlamına gelir. Bu cümlede bazı batıl inançların talihsiz rastlantılardan ve insanların olaylar arasında kurduğu çağrışımlardan doğduğu anlatılır. Yaygın edilgen kalıp özne + be + based on + dayanak biçimindedir. Bu dayanak veri, gerçek, deneyim, fikir veya hikâye olabilir; on, bir şeyin altındaki fiziksel nesneyi değil bu soyut dayanağı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi be based on ifadesinin şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: The current estimate ____ data collected last year.

Cevabı göster

is based on

For example,

2:13

Örneğin,

many Italians fear the number 17

2:13

İtalyanların çoğu 17 sayısından korkar

because the Roman numeral XVII Kültür

2:16

çünkü Roma rakamı olan XVII,

can be rearranged to form the word "vixi",

2:19

"hayatım sona erdi" anlamına gelen

meaning "my life had ended". Kelime

2:22

"vixi" kelimesini oluşturacak şekilde yeniden düzenlenebilir.

Kültür

XVII, VIXI oluşturacak şekilde yeniden düzenlenebilir

XVII, 17’nin Roma rakamıyla yazılışıdır. Dört simgesi VIXI biçiminde yeniden sıralanabilir ve böylece Latince vixi sözcüğünün yazılışı ortaya çıkar. Bu, görsel bir harf düzenleme ilişkisidir; İngilizce seslere dayalı bir kelime oyunu değildir. Latince vixi sözcüğü kelimesi kelimesine “yaşadım” demektir. Bir mezar yazıtında ya da ölümle ilgili bir bağlamda, tamamlanmış bir yaşam fikri “hayatım sona erdi” veya “öldüm” anlamını ima edebilir. Cümle, 17’nin İtalyan kültürünün bazı kesimlerinde neden uğursuz sayılabildiğini bu ilişkiyle açıklar; sayının kendisinin “ölüm” diye çevrildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede anlatılan 17 sayısıyla ilgili uğursuzluk çağrışımını ne oluşturur?

  1. XVII’deki simgeler, hayatın sona erdiğini ima edebilen Latince VIXI sözcüğünü oluşturacak şekilde yeniden sıralanabilir.
  2. İngilizce seventeen ve vixi sözcüklerinin telaffuzları tamamen aynıdır.
  3. 17 sayısı Roma rakamlarında doğrudan ölüm olarak çevrilir.
Cevabı göster

XVII’deki simgeler, hayatın sona erdiğini ima edebilen Latince VIXI sözcüğünü oluşturacak şekilde yeniden sıralanabilir.

Kelime

Açıklayıcı bir -ing yan cümlesi olarak meaning “my life had ended”

Burada meaning, önceki vixi sözcüğünü açıklamaya yarar. Ek bilgi veren bir -ing yan cümlesindeki şimdiki zaman ortacıdır ve anlam bakımından which means “my life had ended” yapısına yakındır. Yeni bir cümlenin temel fiili değildir. Bu kalıp bir sözcük, ifade, işaret veya tam bir açıklamadan sonra kısa bir yorum eklemeyi sağlar: ..., meaning + açıklama. Okuyucu, meaning yan cümlesinin neyi açıkladığını net biçimde anlayabilmelidir.

Alıştırma

Kısa bir açıklama eklemek için cümleyi meaning ile tamamlayın: The sign says “Caution,” ____ you should move carefully.

Cevabı göster

meaning

Similarly,

2:25

Benzer şekilde,

the word for the number four sounds almost identical Kalıp ifadeler

2:26

Kantonca'da dört sayısı için kullanılan kelime,

to the word for death in Cantonese,

2:29

ölüm anlamına gelen kelimeyle neredeyse aynı telaffuza sahiptir;

Kalıp ifadeler

Sounds almost identical to: telaffuzda neredeyse aynılık

Bu cümlede sounds almost identical to, iki sözcüğün telaffuzlarının dinleyenin ayırt etmekte zorlanacağı kadar yakın olduğunu belirtir. Almost önemlidir: küçük bir farklılığa izin verir; identical tek başına ise tamamen aynı demektir. Kalıp A sounds almost identical to B şeklindedir. Sounds, yazımın ya da anlamın değil, duyulan sesin karşılaştırıldığını gösterir; karşılaştırılan unsurdan önce identical to kullanılır.

Alıştırma

İki sözcüğün telaffuzlarının son derece yakın olduğunu, ancak çok küçük bir fark bulunabileceğini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The two words sound similar to each other.
  2. The two words look almost identical to each other.
  3. The two words sound almost identical to each other.
Cevabı göster

The two words sound almost identical to each other.

as well as languages like Japanese and Korean Kalıp ifadeler

2:31

bu durum Çin rakamlarını ödünç alan

Kalıp ifadeler

As well as: tamamlayıcı bilgi ekleme

Bu parçada as well as, ve ayrıca anlamına gelir. Daha önce başka bir dil belirtildikten sonra Japonca ve Koreceyi ek örnekler olarak sunar. as well as sonrasındaki bilgi tamamlayıcıdır; bu nedenle önceki unsur genellikle daha belirgin kalır. Yapı A as well as B şeklindedir. B, A'ya eklenen bir bilgiyse bunu kullanın; A ile B'yi bir listenin tamamen eşit unsurları olarak sunmak istediğinizde and kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle assistants unsurunu tamamlayıcı bilgi olarak eklemek için as well as yapısını doğru kullanır?

  1. The manager, as good as the assistants, is attending the meeting.
  2. The manager, as well as the assistants, is attending the meeting.
  3. The manager, as well as the assistants, are attending the meeting.
Cevabı göster

The manager, as well as the assistants, is attending the meeting.

that have borrowed Chinese numerals. Kelime

2:34

Japonca ve Korece gibi dillerde de böyledir.

Kelime

have borrowed Chinese numerals: dilsel ödünçleme

Dilbilimde borrow, bir dilin başka bir dilden bir sözcüğü, sesi veya başka bir biçimi benimsemesi demektir. Burada have borrowed Chinese numerals, söz konusu dillerin Çince sayı sözcüklerini veya biçimlerini benimseyip kendi sistemlerinin bir parçası hâline getirdiğini anlatır. Bu, nesneleri geçici olarak ödünç almak değildir. Ödünç alınan bir dil biçimi alıcı dilde kalabilir; bu yüzden geri verilmesi gerekmez.

Alıştırma

“The language has borrowed several number words from its neighbor,” cümlesinde borrowed ne anlama gelir?

  1. Fiziksel nesneleri kısa bir süreliğine aldı ve geri vermek zorunda.
  2. Kendi sözcüklerini başka bir dile verdi.
  3. Başka bir dilden sözcükler veya biçimler benimsedi.
Cevabı göster

Başka bir dilden sözcükler veya biçimler benimsedi.

And since the number one also sounds like the word for must, Dilbilgisi

2:37

Ve bir sayısı da 'zorunluluk' kelimesine benzediğinden,

Dilbilgisi

since the number one also sounds...: neden bildiren since

Burada since bir neden belirtir ve because ya da given that anlamına gelir. Bir sayısının must anlamındaki sözcüğe benzemesiyle ilgili yan cümle, ardından gelen sonucun nedenini verir. Bu, since sözcüğünün zaman anlamı değildir. Bir başlangıç zamanı veya devam eden bir durum yoktur; yan cümle ‘ne zamandan beri’ değil, ‘neden’ sorusunu yanıtlar.

Alıştırma

Hangi cümlede since bir başlangıç zamanı yerine neden bildirir?

  1. We have lived here since 2020.
  2. Since the roads are icy, the buses will arrive late.
  3. She started piano at six and has practiced ever since.
Cevabı göster

Since the roads are icy, the buses will arrive late.

the number 14 sounds like the phrase "must die". Kültür

2:41

14 sayısı "kesinlikle ölmek" ifadesi gibi duyulur.

Kültür

14 "must die" gibi duyulur: ses benzerliğine dayalı sayı tabusu

Burada 14, "must die" ifadesiyle ilişkilendirilir; çünkü söz konusu dilde veya okuma biçiminde 1 ve 4'le bağlantılı sesler yan yana geldiğinde bu uğursuz ifadeye benzer. Bu tür sayı tabuları, sayının matematiksel anlamından değil ses çağrışımından doğar. Bu çağrışım belirli bir dile ve kültüre özgüdür. 14'ün doğası gereği uğursuz olduğu veya her dili konuşanların aynı tepkiyi verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte 14 neden uğursuz sayılabilir?

  1. Çünkü fourteen İngilizcede kelimenin tam anlamıyla "ölüm" demektir.
  2. Çünkü her kültür on dört sayısını uğursuz kabul eder.
  3. Çünkü belirli bir dildeki sesi uğursuz bir ifadeye benzer.
Cevabı göster

Çünkü belirli bir dildeki sesi uğursuz bir ifadeye benzer.

That's a lot of numbers for elevators Anlatım akışı

2:45

Bu, uluslararası otellerdeki asansörlerin

in international hotels to avoid.

2:47

kaçınması gereken oldukça fazla sayı demek.

Anlatım akışı

That's a lot of numbers for ... to avoid: büyük bir yükü özetlemek

That's a lot of numbers ifadesi, az önce sıralanan sayı tabularına dönüp onları tek bir genel değerlendirmede toplar: liste şaşırtıcı derecede uzun görünür. Yeni bir sayı veya kesin bir adet vermek yerine önceki bilgileri özetler. for elevators in international hotels to avoid bölümü, bu listenin yarattığı pratik yükü belirtir: uluslararası oteller, asansör panellerinde yer vermemeyi düşünecekleri birçok kat numarasıyla karşılaşabilir. Hafif abartı, özete az da olsa mizahi bir ton katar.

Alıştırma

Birkaç sayı tabusu sıralandıktan sonra bu cümle temel olarak ne yapar?

  1. Uluslararası otellerin bütün sayıları kaldırması gerektiğini söyler.
  2. Dünya genelinde asansörlerde yasaklanan sayıların kesin adedini verir.
  3. Listenin yarattığı pratik yükü mizahi bir şekilde özetler.
Cevabı göster

Listenin yarattığı pratik yükü mizahi bir şekilde özetler.

And believe it or not, Deyimler

2:50

Ve inanın ya da inanmayın,

Deyimler

And believe it or not: şaşırtıcı bir bilgiyi tanıtmak

Believe it or not, dinleyiciye sıradaki bilginin şaşırtıcı veya inanması güç olabileceğini söyleyen kalıplaşmış bir giriş ifadesidir. Buradaki And, bu girişi önceki düşünceye bağlar. Dinleyiciden, konuşana inanıp inanmamayı gerçekten seçmesini istemez. Dikkat çeker ve dinleyiciyi beklenmedik bir bilgiye hazırlar.

Alıştırma

Bağlantı sözcüğünü de kullanarak cümleyi dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: We expected our team to lose. ____, they won every game.

Cevabı göster

And believe it or not

some superstitions actually make sense, Kalıp ifadeler

2:51

bazı batıl inançlar aslında mantıklıdır,

Kalıp ifadeler

actually make sense: beklenmedik biçimde mantıklı olmak

Make sense, “mantıklı, makul veya anlaşılır olmak” demektir. Burada batıl inançları değerlendirir: bazılarının, insanların bekleyebileceğinden daha makul bir açıklaması vardır. Bu ifadede sense; görme, işitme veya başka bir fiziksel duyu anlamına gelmez. Actually bir karşıtlığı vurgular: insanlar genellikle batıl inançların mantıklı olmadığını düşünür, ancak konuşan kişi bazılarının mantıklı olduğunu söyler. some superstitions öznesi çoğul olduğu için make kullanılır; tekil bir özneyle makes kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle bir kuralın beklenmedik biçimde mantıklı göründüğünü doğal şekilde ifade eder?

  1. The strange rule actually makes a sense once you know the reason.
  2. I actually make sense the strange rule once I know the reason.
  3. The strange rule actually makes sense once you know the reason.
Cevabı göster

The strange rule actually makes sense once you know the reason.

or at least they did Anlatım akışı

2:54

veya en azından

until we forgot their original purpose.

2:55

biz orijinal amaçlarını unutana kadar mantıklıydılar.

Anlatım akışı

or at least they did: bir iddiayı geçmişle sınırlandırmak

Or at least, konuşanın önceki iddiasını hemen düzelttiğini gösterir. Konuşan önceki sözü tamamen geri almaz; yalnızca geçerli olduğu alanı daraltır. Bu cümlede iddia, insanların asıl amacı unutmasından önceki bir geçmiş dönemle sınırlandırılır. they did içindeki did, tekrarı önlemek için önceki made sense fiil grubunun yerine geçer. did geçmiş zamanda olduğu için, genel ya da şimdiki zamana ait görünen iddiayı geçmişe de taşır.

Alıştırma

İddiayı geçmişle sınırlandıran öz düzeltme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: This shortcut saves time, ____ before the software update.

Cevabı göster

or at least it did

For example,

2:58

Örneğin,

theater scenery used to consist of large painted backdrops Dilbilgisi

2:59

tiyatro dekorları eskiden, birbirine işaret vermek için ıslık çalan

Dilbilgisi

used to consist of: geçmişteki bir bileşimi anlatmak

Used to + fiilin yalın hâli, artık doğru olmayan veya artık olağan sayılmayan geçmişteki bir alışkanlığı ya da durumu anlatır. Burada consist fiilin yalın hâlidir; dolayısıyla cümle, tiyatro dekorlarının geçmişte genellikle nelerden oluştuğunu açıklar ve sonraki uygulamaların farklı olduğunu ima eder. Consist of, bir şeyin belirli parçalardan oluşması demektir. Yapı etken biçimdedir: consist of + parçalar. consist önüne be eklemeyin ve used to sonrasında consisted kullanmayın.

Alıştırma

Hangi cümle komitenin geçmişte beş üyeden oluştuğunu, ancak artık bunun doğru veya olağan olmadığını doğru biçimde anlatır?

  1. The committee is used to consisting of five members.
  2. The committee used to consist of five members.
  3. The committee was used to consist of five members.
Cevabı göster

The committee used to consist of five members.

raised and lowered by stagehands Dilbilgisi

3:02

sahne görevlileri tarafından indirilip kaldırılan

Dilbilgisi

Kısaltılmış edilgen niteleyici olarak raised and lowered by stagehands

raised and lowered by stagehands, daha önce geçen backdrops adını niteleyen bir geçmiş ortaç öbeğidir. backdrops her iki eyleme de maruz kalır; by stagehands ise eylemleri yapan kişileri belirtir. Bu öbek which were raised and lowered by stagehands biçiminde genişletilebilir. Kısaltılmış yapıda which were çıkarılmıştır; bu nedenle öbek, yeni bir ana yüklem oluşturmak yerine backdrops hakkında ek bilgi verir.

Alıştırma

“The curtains raised and lowered by the crew were very heavy,” cümlesinde “raised and lowered by the crew” ne işe yarar?

  1. Cümlenin ana yüklemi olarak görev yapar.
  2. Perdelerin ekibi çalıştırdığını söyler.
  3. “the curtains” ifadesini niteler ve perdelerin nasıl çalıştırıldığını açıklar.
Cevabı göster

“the curtains” ifadesini niteler ve perdelerin nasıl çalıştırıldığını açıklar.

who would whistle to signal each other. Dilbilgisi

3:05

büyük boyalı arka planlardan oluşurdu.

Dilbilgisi

would whistle to signal: tekrarlanan geçmiş eylem ve amacı

Bu cümlede would + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrar tekrar gerçekleşen bir eylemi anlatır. Would whistle, o geçmiş durumda ıslık çalmanın sahne görevlilerinin alışılmış davranışı olduğunu belirtir; would burada gelecek zaman veya koşul anlamı taşımaz. To signal mastarı, ıslık çalmanın amacını açıklar: birbirlerine işaret vermek için ıslık çalıyorlardı. Bu yapı geçmişteki bir alışkanlığı amacıyla birleştirebilir: would + fiil + to + fiil.

Alıştırma

“Every evening, the coach would whistle to signal the end of practice,” cümlesinde would neyi ifade eder?

  1. Geçmişteki bir rutinde tekrarlanan eylem
  2. Henüz gerçekleşmemiş gelecekteki bir eylem
  3. Yalnızca bir koşul gerçekleşirse mümkün olan eylem
Cevabı göster

Geçmişteki bir rutinde tekrarlanan eylem

Absent-minded whistles from other people Kelime

3:07

Başka kişilerin dalgınlıkla çaldığı ıslıklar

Kelime

Absent-minded whistles: tam dikkat vermeden çalınan ıslıklar

Absent-minded, yaptığı şeye tam olarak dikkat etmeme anlamına gelen, kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. Whistles sözcüğünü niteler; bu yüzden absent-minded whistles, birinin gelişigüzel veya farkında olmadan çaldığı ıslıkları anlatır. Bu ifade, kişinin fiziksel olarak orada bulunmadığı anlamına gelmez. Daha genel olarak absent-minded, kişinin dikkati başka yerdeyken farkında olmadan yaptığı küçük bir hareketi niteleyebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede absent-minded, tam dikkat verilmeden yapılan bir hareketi anlatır?

  1. Maya whistled sharply to call her dog.
  2. Maya practiced the tune with complete concentration.
  3. Lost in thought, Maya let out an absent-minded whistle.
Cevabı göster

Lost in thought, Maya let out an absent-minded whistle.

could cause an accident. Kalıp ifadeler

3:10

bir kazaya neden olabilirdi.

Kalıp ifadeler

could cause an accident: olası tehlikeli bir sonuç hakkında uyarı

Cause an accident, bir kazanın gerçekleşmesine yol açmak anlamına gelen doğal bir fiil–nesne birleşimidir. Burada cause bir fiildir ve sonuç olan an accident ifadesini arada edat olmadan doğrudan alır. Could, kazayı kesin değil, olası bir sonuç olarak sunar. X could cause an accident kalıbı, bir hareketin veya durumun güvenlik riski oluşturduğunu belirtmek için kullanılır.

Alıştırma

Uyarıyı “bir kazanın gerçekleşmesine yol açmak” anlamındaki hedef eşdizimle tamamlayın: A loose cable on the stairs could ____.

Cevabı göster

cause an accident

But the taboo against whistling backstage Kelime

3:11

Ancak kuliste ıslık çalma yasağı,

still exists today,

3:14

sahne görevlilerinin telsiz kulaklık kullanmaya başlamasından

long after the stagehands started using radio headsets. Dilbilgisi

3:16

çok sonra bugün bile hala mevcuttur.

Kelime

the taboo against whistling backstage: sahne arkasında ıslık çalma tabusu

Burada the taboo against whistling backstage, sahne arkasında ıslık çalınmaması gerektiğini söyleyen güçlü bir tiyatro geleneğini ifade eder. a taboo against + isim veya -ing biçimi, bir grubun kesin biçimde kaçındığı davranışı adlandırır. Bir taboo genellikle yasa değil, kültürel veya toplumsal bir kuraldır. Geçmişte ıslıkların işaret olarak kullanılması bu tabunun kökenini açıklar; ancak ifade, bugün de süren ortak inanca odaklanır.

Alıştırma

Güçlü ve yazılı olmayan bir toplumsal yasağı belirten iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: The community has a ____ discussing money in public.

Cevabı göster

taboo against

Dilbilgisi

long after + yan cümle

Long after + yan cümle, yan cümledeki olaydan sonra çok zaman geçtiğini belirtir. Yalnızca hangi olayın önce gerçekleştiğini değil, aradaki büyük zaman farkını vurgular. Tam cümlede, sahne görevlilerinin telsiz kulaklık kullanmaya başlamasının üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen tabunun hâlâ sürdüğü anlatılır. Bu yapı genellikle bir geleneğin, etkinin veya anının, onu ilk başta anlamlı kılan durum ortadan kalktıktan sonra da devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

“...den çok uzun süre sonra” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town kept the tradition alive ____ the mine had closed.

Cevabı göster

long after

Along the same lines, Anlatım akışı

3:20

Aynı doğrultuda,

Anlatım akışı

Along the same lines: benzer doğrultudaki bir fikri sunmak

Along the same lines, sıradaki noktanın önceki içerikle benzer bir fikir, ilke veya düzen izlediğini gösteren bir geçiş ifadesidir. Buradaki lines, fiziksel çizgiler değil, düşünme veya akıl yürütme yolları anlamına gelir. Bu ifade, iki örneğin tamamen aynı olduğunu söylemeden başka bir örneğe akıcı biçimde geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Bir sunumda Along the same lines genellikle neyi gösterir?

  1. Konuşmacının karşıt bir görüş sunduğunu.
  2. Konuşmacının tartışmayı bitirdiğini.
  3. Sıradaki noktanın benzer bir fikir veya düzen izlediğini.
Cevabı göster

Sıradaki noktanın benzer bir fikir veya düzen izlediğini.

lighting three cigarettes from the same match Kültür

3:21

aynı kibritle üç sigara yakmak

Kültür

lighting three cigarettes from the same match: batıl inancın ardındaki savaş riski

Bu ifade, tek bir kibriti yanık tutarak onunla sırayla üç sigara yakma eylemini anlatır. Burada sunulan savaş dönemi açıklamasına göre, bu kadar uzun süre yanan bir alev askerlerin konumunu açığa çıkarabilir ve düşmana onları fark edip nişan alma zamanı verebilirdi. Bu nedenle sözde uğursuzluk, sigara içme görgüsünden çok gerçekten görünür olma riskini yansıtıyor olabilir.

Alıştırma

Savaş dönemi açıklamasına göre, tek bir kibritle üç sigara yakmak neden tehlikeli olabilirdi?

  1. Askerlerin yalnızca iki sigara taşımasına izin verilirdi.
  2. Üçüncü sigara asla yanmazdı.
  3. Alev, askerlerin konumunu açığa çıkaracak kadar uzun süre görünür kalabilirdi.
Cevabı göster

Alev, askerlerin konumunu açığa çıkaracak kadar uzun süre görünür kalabilirdi.

really could cause bad luck,

3:24

gerçekten de kötü şansa neden olabilirdi;

if you were a soldier in a foxhole, Dilbilgisi

3:26

eğer bir siperde asker olsaydınız,

Dilbilgisi

if you were a soldier: gerçek dışı bir koşul kurmak

if you were a soldier... ifadesinde geçmiş biçim olan were, dinleyiciden gerçek olarak sunulmayan bir rolü hayal etmesini ister. Anlamı “asker olduğunu varsay”dır; “geçmişte askerdin” değildir. if yan cümlesi, ardından gelen düşüncenin koşulunu veya bakış açısını belirler. İngilizcede şimdi ya da genel olarak gerçek dışı veya hayalî bir durum için sıkça if + geçmiş biçim kullanılır.

Alıştırma

Gerçek dışı koşulu be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: If you ____ the principal, what would you change?

Cevabı göster

were

where keeping a match lit too long Dilbilgisi

3:29

bir kibriti çok uzun süre yanık tutmak

Dilbilgisi

keeping a match lit too long: keep + nesne + durum içeren bir -ing öznesi

where sonrasında keeping a match lit too long, ardından gelen yan cümlenin öznesi olarak görev yapar. -ing biçimindeki keeping, tüm eylemi tek bir düşünceye dönüştürür: bir kibritin gereğinden uzun süre yanar halde kalmasını sağlamak. İfadenin içinde keep + nesne + durum kalıbı vardır: a match nesnedir, lit ise onun devam eden durumunu açıklar. Lit burada ikinci bir etken fiil değildir; too long bu durumun ne kadar uzun sürdüğünü belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede -ing ifadesi özne olarak kullanılır ve içinde keep + nesne + durum yapısı bulunur?

  1. Keeping the door locked at night makes us feel safer.
  2. We lock the door at night to feel safer.
  3. The door stays locked at night, so we feel safer.
Cevabı göster

Keeping the door locked at night makes us feel safer.

could draw attention from an enemy sniper. Kalıp ifadeler

3:31

düşman bir keskin nişancının dikkatini çekebilirdi.

Kalıp ifadeler

could draw attention from an enemy sniper: düşman bir keskin nişancının dikkatini çekebilir

draw attention ifadesindeki draw, resim çizmek değil, çekmek anlamına gelir. İfade, bir şeyin başka bir kişinin onu fark etmesine yol açabileceğini anlatır. from edatı, dikkati çekilen kişiyi tanıtır. Bu cümlede an enemy sniper olası gözlemcidir; could ise bunun kesin değil, olası bir sonuç olduğunu gösterir.

Alıştırma

Köpeğin dikkatini çektiği kişileri from ile belirten cümle hangisidir?

  1. The barking dog drew attention to the neighbors.
  2. The barking dog drew the neighbors' attention to the street.
  3. The barking dog drew attention from the neighbors.
Cevabı göster

The barking dog drew attention from the neighbors.

Most smokers no longer have to worry about snipers, Dilbilgisi

3:34

Artık çoğu sigara içen kişinin keskin nişancılar hakkında endişelenmesine gerek yok,

Dilbilgisi

no longer have to worry about: artık endişelenmek zorunda olmamak

No longer, daha önce geçerli olan bir durumun artık sona erdiğini gösterir. Have to gereklilik bildirir, worry about ise endişenin konusunu belirtir. Birlikte no longer have to worry about, endişelenme gereğinin sona erdiğini anlatır. Endişelenmenin yasak olduğu anlamına gelmez ve olası bütün risklerin tamamen ortadan kalktığını da kesin olarak söylemez.

Alıştırma

Geçmişteki endişelenme gereğinin sona erdiğini göstermek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: Now that every draft is saved automatically, you ____ losing your work.

Cevabı göster

no longer have to worry about

but the superstition lives on. Öbek fiiller

3:37

ancak batıl inanç yaşamaya devam ediyor.

Öbek fiiller

lives on: var olmaya devam etmek

Burada lives on, “var olmaya veya hatırlanmaya devam eder” anlamına gelir. Superstition, onu ortaya çıkaran inançlar zayıfladıktan sonra bile hayatta kalan bir şey gibi anlatılır. Bu deyimsel fiil genellikle kendi döneminden veya kaynağından sonra da devam eden bir gelenek, anı, ad, etki ya da düşünceyi anlatır. “Bir şeyin üstünde oturmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “var olmaya devam eder” anlamındaki dersin deyimsel fiiliyle tamamlayın: The inventor is gone, but her idea ____ in today's technology.

Cevabı göster

lives on

So,

3:39

Peki,

why do people cling to these bits of forgotten religions, Notlar

3:39

insanlar neden unutulmuş dinlerin,

Öbek fiiller

cling to: bir inancı bırakmayı reddetmek

Burada cling to, “sıkıca tutunmak ve bırakmayı reddetmek” anlamına gelir. Nesnesi elle tutulan bir şey değil, bir düşüncedir: unutulmuş dinlerin parçaları. İnançlar, alışkanlıklar veya geleneklerle kullanıldığında cling to, güçlü bir duygusal bağlılık ve değişime direnç ifade eder. Nötr keep fiilinden daha güçlüdür ve çoğu zaman daha eleştirel duyulur.

Alıştırma

Hangi cümle, eskimiş bir inancı bırakmayı reddetmeye yönelik eleştirel bir tutumu göstermek için cling to ifadesini en uygun biçimde kullanır?

  1. She sticks to the safety checklist before every flight.
  2. She clings to the belief that handwritten records are always safer, despite evidence to the contrary.
  3. She keeps the old notebook in a drawer.
Cevabı göster

She clings to the belief that handwritten records are always safer, despite evidence to the contrary.

coincidences, and outdated advice?

3:42

tesadüflerin ve modası geçmiş tavsiyelerin bu parçalarına tutunuyorlar?

Anlatım akışı

bits of forgotten religions, coincidences, and outdated advice ifadesiyle üç parçalı özetleme

Vurgulanan bölüm üç ad öbeğini paralel olarak bağlar: bits of forgotten religions, coincidences ve outdated advice. Buradaki bits of, fiziksel parçaları değil, küçük kalıntıları veya geriye kalan unsurları ifade eder. Konuşmacı önceki fikirleri paralel bir listede toplayarak kategoriler hâlinde özetler ve ardından üçünü de why do people cling to these ...? genel sorusunun kapsamına alır. Böylece konuşma, ayrı ayrı örneklerden tek bir genel meseleye geçer.

Alıştırma

Bu üç parçalı liste konuşmadaki bilgiyi temel olarak nasıl düzenliyor?

  1. Önceki içeriği üç paralel kategori hâlinde özetledikten sonra genel bir soru sorar.
  2. Üç adımı zaman sırasına göre verir.
  3. Birbiriyle ilgisiz üç konuyu ilk kez tanıtır.
Cevabı göster

Önceki içeriği üç paralel kategori hâlinde özetledikten sonra genel bir soru sorar.

Aren't they being totally irrational? Ton ve niyet

3:45

Tamamen mantıksız davranmıyorlar mı?

Ton ve niyet

Aren't they being totally irrational? ile yönlendirici bir retorik soru

Aren't they ...? güçlü biçimde evet yanıtına yönelen olumsuz bir sorudur. Tarafsız biçimde bilgi istemek yerine, bu kişilerin mantıksız göründüğüne dair kuşkucu bir yargı dile getirir ve dinleyiciyi aynı fikirde olmaya çağırır. Bir konuşmada bu itiraz önce ortaya atılıp daha sonra yanıtlanabilir veya sınırlandırılabilir. Are being irrational, be fiilinin devam eden zaman biçimini kullanarak kişilerin bu durumda nasıl davrandığına odaklanır; bunun kalıcı bir özellik olduğunu söylemek zorunda değildir. Totally eleştiriyi çok daha güçlü hâle getirir.

Alıştırma

Bu soru konuşmada temel olarak ne yapıyor?

  1. irrational sözcüğünün tarafsız bir tanımını ister.
  2. Mantıksızlığın bu kişilerin kalıcı özelliği olduğunu kanıtlar.
  3. Kişilerin mevcut davranışına güçlü bir itiraz yöneltir ve dinleyiciyi aynı fikirde olmaya çağırır.
Cevabı göster

Kişilerin mevcut davranışına güçlü bir itiraz yöneltir ve dinleyiciyi aynı fikirde olmaya çağırır.

Well, Anlatım akışı

3:47

Şey,

yes.

3:48

evet.

But for many people,

3:49

Ancak birçok insan için

superstitions are based more on cultural habit Dilbilgisi

3:50

batıl inançlar bilinçli bir inançtan ziyade

than conscious belief.

3:53

kültürel alışkanlıklara dayanmaktadır.

Anlatım akışı

Well, yes. But: bir sınırlama getirmeden önce kısmen katılma

“Well, yes”, önceki görüşün kısmen geçerli olduğunu kabul eder. Yanıt burada bitmez. Ardından “But” bir sınırlama ya da farklı bir vurgu getirir; bu nedenle konuşanın asıl görüşü ondan sonra gelir. Önce kısmen katılmak, düzeltmenin doğrudan karşı çıkmaktan daha dengeli duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi yanıt önce önerinin bir kısmını kabul edip sonra bir sınırlama getirir?

  1. No. I refuse to discuss the schedule.
  2. Well, yes. But the schedule is still too tight.
  3. Yes, and the schedule is perfect.
Cevabı göster

Well, yes. But the schedule is still too tight.

Dilbilgisi

be based more on A than B: iki etkiyi karşılaştırma

“Be based on”, bir şeyi temel, neden veya kaynak olarak almak anlamına gelir. Burada “more on A than B”, iki olası temeli karşılaştırır: kültürel alışkanlık ve bilinçli inanç. “be based more on A than B” kalıbı, A’nın etkisinin B’den daha büyük olduğunu belirtir. Genellikle B’nin hiç etkisi olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be based more on A than B kalıbıyla tamamlayın: The choice was based ____ safety ____ speed.

Cevabı göster

more on · than

After all, Anlatım akışı

3:54

Ne de olsa,

Anlatım akışı

After all, ile önceki ifadeyi destekleyen bir neden sunmak

Bir gerekçenin başında kullanılan After all, “bu önemli gerçeği hatırla” veya “bu doğru olduğuna göre” anlamına gelir. Önceki ifadeye dönerek onu destekleyen ya da açıklayan bir gerçeği sunar. Buradaki after all bir söylem belirtecidir, zaman ifadesi değildir. Virgül, bu ifadeyi ardından gelen gerekçeden ayırır.

Alıştırma

Hangi cümlede After all, önceki ifadeyi destekleyen bir gerekçe sunmak için kullanılmıştır?

  1. After all, everyone deserves a second chance.
  2. Lena spoke after all the other guests.
  3. After the game, everyone went home.
Cevabı göster

After all, everyone deserves a second chance.

no one is born knowing to avoid Dilbilgisi

3:55

hiç kimse merdivenlerin altından geçmekten kaçınmayı veya

walking under ladders or whistling indoors.

3:57

kapalı alanlarda ıslık çalmamayı bilerek doğmaz.

Dilbilgisi

no one is born knowing to avoid: sonradan öğrenilen bilgi

No one is born knowing... hiç kimsenin doğduğu anda bu bilgiye sahip olmadığı anlamına gelir. -ing yan cümlesi knowing to avoid..., kişinin doğduğunda sahip olduğu bilgi durumunu anlatır; doğmanın amacını ifade etmez. Know to avoid something, bir şeyin yapılmaması gerektiğini bilmek demektir. Bütün yapı, doğuştan gelen bilgiyi sonradan öğrenilen kurallar veya becerilerle karşılaştırır.

Alıştırma

Bu bilginin doğumda bulunmadığını anlatan yapıyla cümleyi tamamlayın: No one is ____ how to manage money; people learn it over time.

Cevabı göster

born knowing

But if you grow up being told by your family Dilbilgisi

4:00

Ancak aileniz tarafından

to avoid these things,

4:03

bu şeylerden kaçınmanız söylenerek büyüdüyseniz,

Dilbilgisi

If you grow up being told...: çocuklukta tekrarlanan mesajlar

if you grow up being told... yapısında if bir koşul sunar; grow up ise çocukluk dönemini geçirip yetişkin olmak anlamına gelir. Being told edilgen yapıdadır: mesajı size başka insanlar verir. -ing yapısı, tek seferlik bir uyarıyı değil, gelişim döneminde tekrar tekrar ya da alışılmış biçimde yaşanan bir durumu anlatır. Bu kalıbı çocukluk ortamı ile daha sonraki bir inanç, alışkanlık veya tepki arasında bağlantı kurmak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“Büyürken aynı mesajı tekrar tekrar almak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: If you ____ that asking for help is weak, you may try to handle every problem alone.

Cevabı göster

grow up being told

chances are they'll make you uncomfortable, Kalıp ifadeler

4:04

kötü bir şey olmayacağını

Kalıp ifadeler

Chances are they'll make you uncomfortable: bir şeyin çok olası olduğunu söylemek

Chances are + kendi öznesi ve fiili bulunan tam bir cümlecik, bir şeyin gerçekleşme olasılığının çok yüksek olduğunu söylemenin yaygın ve konuşma diline uygun bir yoludur. Burada they'll make you uncomfortable tam cümleciktir ve they'll, they will anlamına gelir. Bu kalıpta chances belirli fırsatların sayısını belirtmez. İfadenin tamamı kesinlik değil, konuşanın olasılık değerlendirmesini sunar.

Alıştırma

“Gerçekleşme olasılığı çok yüksek” anlamındaki iki sözcüklü konuşma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The team has practiced every day. ____ they'll play well tonight.

Cevabı göster

Chances are

even after you logically understand Dilbilgisi

4:06

mantıken anlasanız bile

that nothing bad will happen.

4:08

bunların sizi rahatsız etme olasılığı yüksektir.

Dilbilgisi

even after you logically understand that: beklenen değişim yine de gerçekleşmez

Even after + yan cümle, bir şeyin zaten gerçekleştiğini ve bunun durumu değiştirmesinin beklendiğini gösterir; ardından beklenen değişimin yine de olmadığını belirtir. Burada kişi gerçeği mantıken anlamıştır, ancak söz konusu duygu veya davranış devam eder. Logically, understand fiilini niteler: kişi gerçeği akıl yürüterek bilir. Bu ifade, açık bir bilgi ile devam eden duygusal tepki ya da alışkanlık birbirine uymadığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, daha önce bir olayın gerçekleştiğini ancak beklenmedik sonucun devam ettiğini even after ile gösterir?

  1. After reading the instructions, Mia began the task.
  2. Even after reading the instructions, Mia still made the same mistake.
  3. Before reading the instructions, Mia opened the box.
Cevabı göster

Even after reading the instructions, Mia still made the same mistake.

And since doing something like knocking on wood Dilbilgisi

4:11

Ve tahtaya vurmak gibi bir şey yapmak

doesn't require much effort,

4:13

çok fazla çaba gerektirmediğinden,

Dilbilgisi

since doing ... doesn't require ...: -ing öbeğinin özne olduğu bir neden cümlesi

Burada since, because ya da given that gibi «çünkü» veya «-dığı için» anlamındadır. Ardından gelen sonucun nedenini sunar; «geçmişteki bir zamandan bugüne kadar» anlamına gelmez. Doing something like knocking on wood, since yan cümlesinin öznesidir. İsim görevi gören bu -ing öbeğinin tamamı tek bir etkinlik sayıldığı için tekil doesn't require kullanılır. something like knocking on wood yapısında like, knocking on wood eylemini bu tür davranışlara örnek olarak verir.

Alıştırma

Hangi cümlede since bir neden belirtir ve -ing öbeği doğru biçimde tekil özne olarak kullanılır?

  1. Since last summer, I have taken a reusable bottle to work.
  2. Since carrying a reusable bottle requires little effort, I take one to work.
  3. Since carrying a reusable bottle require little effort, I take one to work.
Cevabı göster

Since carrying a reusable bottle requires little effort, I take one to work.

following the superstition is often easier Dilbilgisi

4:14

batıl inanca uymak genellikle ona

than consciously resisting it.

4:17

bilinçli olarak direnmekten daha kolaydır.

Dilbilgisi

following the superstition ... consciously resisting it: -ing öbekleriyle paralel karşılaştırma

“Following the superstition” ve “consciously resisting it”, iki eylemi adlandıran ulaç görevli -ing öbekleridir. İlki özne görevindedir, ikincisi ise “than” sözcüğünden sonra gelir. Her iki tarafta da -ing biçiminin kullanılması karşılaştırmayı paralel yapar: bir şeyi yapmak, başka bir şeyi yapmaktan daha kolaydır. Buradaki “follow”, fiziksel olarak bir şeyin arkasından gitmek değil, bir batıl inanca uymak veya ona göre davranmak demektir. “Consciously”, direnmenin bilinçli düşünce ve çaba gerektirdiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle iki eylemi paralel -ing öbekleriyle karşılaştırır?

  1. Following the routine is easier than consciously changing it.
  2. Following the routine is easier than to consciously change it.
  3. Follow the routine is easier than consciously changing it.
Cevabı göster

Following the routine is easier than consciously changing it.

Besides,

4:19

Ayrıca,

superstitions often do seem to work.

4:20

batıl inançlar çoğu zaman gerçekten işe yarıyor gibi görünür.

Maybe you remember hitting a home run Kültür

4:23

Belki de şanslı çoraplarınızı giyerken

Kültür

hitting a home run: beyzboldaki anlamı

Beyzbolda “hit a home run”, vurucunun topa bütün kaleleri dolaşıp sayı kazanmasını sağlayacak şekilde vurması demektir. Home run belirli bir vuruş türüdür; herhangi bir şekilde sayı kazanmakla aynı değildir. Bu cümlede “hitting”, geçmişteki bir beyzbol başarısını adlandırmak için “remember” sözcüğünden sonra kullanılan -ing biçimidir. “Home run”, sıradan anlamıyla birinin evine koşmak demek değildir.

Alıştırma

Hangi cümle vurucunun bir home run yaptığını söyler?

  1. The batter hit a home run in the final inning.
  2. The batter ran home after practice.
  3. The batter scored a run on a teammate's single.
Cevabı göster

The batter hit a home run in the final inning.

while wearing your lucky socks.

4:25

bir sayılık vuruş (home run) yaptığınızı hatırlıyorsunuzdur.

This is just our psychological

4:27

Bu sadece psikolojik

bias. at work. Kelime

4:28

ön yargımızın devrede olmasıdır.

Kelime

at work: işleyen bir güç veya mekanizma

Burada at work, “işlemek” veya “etki göstermek” anlamına gelir. Psikolojik yanlılığı, söz konusu sonucu ortaya çıkaran görünmeyen mekanizma olarak sunar. Bu anlam genellikle bir güç, süreç ya da etkenden sonra gelir: X at work, X’in durumu aktif biçimde şekillendirdiğini belirtir. Burada iş yeri anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: A hidden fear is at work in his decision. at work ne anlama geliyor?

  1. Korku onun iş yerinde bulunuyor.
  2. Korku artık onu etkilemiyor.
  3. Korku kararı etkiliyor.
Cevabı göster

Korku kararı etkiliyor.

You're far less likely to remember Dilbilgisi

4:29

Aynı çorapları giyerken

Dilbilgisi

far less likely to remember: çok daha düşük bir olasılık

Be likely to + fiilin yalın hâli olasılık bildirir. Less likely bu olasılığı başka bir durum veya grupla karşılaştırır; far ise karşılaştırmayı güçlendirir. Bu nedenle far less likely, “çok daha düşük olasılıklı” anlamına gelir. Burada far, fiziksel uzaklık bildiren bir sözcük değil, derece zarfıdır. Hatırlama olasılığının önemli ölçüde daha düşük olduğunu anlatır; karşılaştırılan durum daha sonra belirtilebilir veya bağlamdan anlaşılabilir.

Alıştırma

Olasılığın çok daha düşük olduğunu göstermek için far kullanın. İngilizce cümleyi tamamlayın: Compared with a well-rested reader, a very tired reader is ____ to notice a small typo.

Cevabı göster

far less likely

all the times you struck out Öbek fiiller

4:31

oyundan atıldığınız tüm o zamanları

while wearing the same socks.

4:33

hatırlama ihtimaliniz çok daha düşüktür.

Öbek fiiller

struck out: beyzboldaki anlamı

Struck out, strike out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Beyzbolda vurucunun üçüncü strike'ı alması ve vuruş sırasının strikeout ile bitmesi demektir. Burada başarısız bir sonucu belirtir. Vurucunun topu başarıyla saha dışına gönderdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Beyzbol cümlesini strike out fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo swung and missed the third strike, so he ____.

Cevabı göster

struck out

But believing that they work

4:35

Ancak işe yaradıklarına inanmak,

could actually make you play better Dilbilgisi

4:37

size olaylar üzerinde daha fazla kontrole sahip olduğunuz

Dilbilgisi

make you play better: make + nesne + fiilin yalın hâli

Make + nesne + fiilin yalın hâli, bir şeyin bir kişinin bir eylemi yapmasına veya belirli bir şekilde davranmasına neden olduğunu anlatır. make you play better ifadesinde you nesnedir, play fiilin yalın hâlidir ve better performansın geliştiğini belirtir. Bu etken yapıda make'ten sonra to kullanılmadan fiilin yalın hâli gelir: make you play denir, make you to play denmez. Buradaki make emir değil, bir etki anlatır.

Alıştırma

Cümleyi work fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Clear instructions can make you ____ faster.

Cevabı göster

work

by giving you the illusion Kalıp ifadeler

4:38

yanılsamasını vererek

of having greater control over events.

4:40

aslında daha iyi oynamanızı sağlayabilir.

Kalıp ifadeler

by giving you the illusion of having greater control over events: yöntem ve görünürdeki kontrol

By + -ing, bir sonucun hangi yöntem veya mekanizmayla ortaya çıktığını gösterir. Burada by giving..., etkinin size daha fazla kontrole sahip olduğunuzu hissettirerek oluştuğunu anlatır. The illusion of having greater control, kontrolün daha fazla gibi hissedildiğini ama gerçekte daha fazla olmayabileceğini belirtir. Control over events, olup bitenleri etkileme veya yönlendirme gücüdür.

Alıştırma

Hangi cümle yöntemi açıklamak için by + -ing yapısını ve kontrolün yalnızca görünürde olduğunu göstermek için illusion of having ifadesini doğru kullanır?

  1. The fake button calmed passengers by give them the illusion of having control on the doors.
  2. The fake button calmed passengers for giving them the illusion to have control over the doors.
  3. The fake button calmed passengers by giving them the illusion of having control over the doors.
Cevabı göster

The fake button calmed passengers by giving them the illusion of having control over the doors.

So,

4:43

Bu yüzden,

in situations where that confidence can make a difference, Kalıp ifadeler

4:44

o güvenin bir fark yaratabileceği,

Kalıp ifadeler

can make a difference: anlamlı bir etkisi olmak

Make a difference, “anlamlı bir etkisi olmak” veya “sonucu değiştirmek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada difference, iki şey arasındaki belirli bir farkı anlatmaz. Can make a difference ifadesinde can olasılık belirtir: bu özgüven söz konusu durumlarda olup bitenleri etkileyebilir, ancak her zaman etkili olacağını garanti etmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dersteki “anlamlı bir etkisi olmak” ifadesiyle tamamlayın: Even a small donation can ____ to the relief effort.

Cevabı göster

make a difference

like sports,

4:47

örneğin spor gibi durumlarda,

those crazy superstitions might not be so crazy after all. Anlatım akışı

4:48

bu çılgın batıl inançlar sonuçta o kadar da çılgın olmayabilir.

Anlatım akışı

might not be so crazy after all: cümle sonunda önceki bir yargıyı yeniden değerlendirmek

“might not be so crazy”, önceki yargıyı tamamen reddetmeden yeniden değerlendirir. “might” ifadeyi temkinli hâle getirir; “not so + adjective” ise bir şeyin söz konusu niteliğe daha önce düşünüldüğünden daha az sahip olduğunu belirtir. Bu cümlenin sonunda kullanılan “after all”, düşüncenin kanıtlar yeniden değerlendirildikten sonra ulaşılan bir sonuç olduğunu gösterir. Sözü hafif bir tersine dönüşle tamamlar: Batıl inançlar ilk göründükleri kadar mantıksız olmayabilir. Burada bir gerekçe sunmaz.

Alıştırma

might not be so ... after all kalıbını ve impractical sıfatını kullanarak cümleyi tamamlayın: After the successful test, the design ____.

Cevabı göster

might not be so impractical after all