'Neden?' Oyunu 🤔 | 2. Sezon Öne Çıkanlar - Yapışkan Kertenkele | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bir annenin çocukları parktaki oyun buluşmasına götürmek için evden çıkarma çabası; dakiklik, iyilik, büyümek ve koşulsuz sevgi hakkında peş peşe gelen “neden” sorularına dönüşür ve annenin mizahi bir biçimde pes etmesiyle sona erer. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. That's it. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu sözü, birebir anlamıyla değil, sabrın tükendiğini ve kesin bir karar verildiğini bildiren kararlı bir işaret olarak tanıyın. Bir sınır koymak ya da oyalanmayı ve tartışmayı sona erdirmek için kullanabilirsiniz. 2. Judo's been asking for a playdate for ages. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Present perfect continuous yapısının geçmişte tekrarlanan istekleri mevcut durumla nasıl ilişkilendirdiğini anlayın. Bu kalıp, birinin uzun süredir bir şeyi istediğini ya da talep ettiğini ve bunu hâlâ sürdürdüğünü açıklamanızı sağlar. 3. You win. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu ifadeyi gerçek bir yarışmanın sonucu olarak değil, ısrarlı sorulardan sonra mizahi veya bezgin bir kabulleniş olarak yorumlayın. Karşınızdakinin direncinizi kırdığını ya da tartışmayı sürdürmenin artık anlamsız olduğunu kabul etmek için kullanabilirsiniz.
Bu derste
Have you seen my hat?: kayıp bir nesne hakkında ipucu istemek
Bu soruda Have you seen my hat? yalnızca annenin şapkayı görüp görmediğini sormaz. Şapka şu anda kayıp olduğu için dolaylı olarak “Nerede olduğunu biliyor musun?” veya “Onu en son nerede gördüğünü hatırlıyor musun?” diye de sorar. have you seen yapısındaki present perfect, daha önce görmüş olma durumunu şu anki aramayla ilişkilendirir. Bir kişiyi veya nesneyi hâlâ ararken Have you seen + kişi veya nesne? kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hâlâ kayıp olan bir şarj cihazıyla ilgili aile üyenizden ipucu istemek için Have you seen...? kullanın: ____ my charger?
Cevabı göster
Have you seen
That's it.: oyalanmayı nihai bir kararla bitirmek
Burada That's it. “Yeter; burada bitiyor.” anlamına gelir. Bir sınır koyar ve daha fazla oyalanmayı ya da tartışmayı sona erdirir. Sonraki cümle sonucu ve nihai kararı açıklar: parka gidilmeyecek. Bu ifade başka bağlamlarda farklı anlamlara gelebilir; ancak burada ardından gelen cümle, sözcüğü sözcüğüne “aradığımız şey bu” anlamını dışlar. Ardından bir karar veya sonuç geldiğinde, konuşanın konuyu kapanmış saydığını gösteren bir işaret olarak anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Bir ebeveyn “That's it. We're going home now.” diyor. Burada That's it. ne anlama gelir?
- Tartışma bitmiştir ve karar kesindir.
- O nesne, ebeveynin aradığı nesnedir.
- Ebeveyn birinin son cümleyi tekrarlamasını istiyordur.
Cevabı göster
Tartışma bitmiştir ve karar kesindir.
Olumsuz soruda not going anywhere?
Bu cümlede not going anywhere, hiçbir yere gitmemek demektir. not ifadeyi olumsuz yapar; anywhere ise olası bütün yerleri kapsar. Soru biçimi bu sonucun doğru olup olmadığını sorar: gerçekten hiçbir yere gitmiyor muyuz?
Alıştırma
Hangi cümle bu gece hiçbir varış noktası ve dışarı çıkma planı olmadığını ifade eder?
- We are going somewhere tonight.
- We aren't going everywhere tonight.
- We aren't going anywhere tonight.
Cevabı göster
We aren't going anywhere tonight.
Duygusal abartı olarak stay here forever
Stay here forever ifadesinin kelimesi kelimesine anlamı sonsuza kadar burada kalmaktır. Bu cümlede forever bilinçli bir abartıdır; konuşan kişi burada ömür boyu kalacağını düşünmez. Abartılı süre, dışarı çıkamamaktan duyulan hayal kırıklığını veya çaresizliği ifade eder. Günlük konuşmada, kelimesi kelimesine anlam gerçekçi değilse forever çok uzunmuş gibi hissedilen bir süreyi anlatabilir.
Alıştırma
Günlük bir yakınmada "We'll stay here forever." cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Konuşan kişi, orada kalmak sinir bozucu derecede uzun geldiği için abartıyor.
- Konuşan kişi asla ayrılmayacağına söz veriyor.
- Konuşan kişi ömür boyu sürecek kesin bir plan yapıyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi, orada kalmak sinir bozucu derecede uzun geldiği için abartıyor.
Birini harekete geçmeye teşvik eden Come on.
Burada Come on., diğer kişiyi harekete geçmeye veya iş birliği yapmaya teşvik eder. Bu durumda Hurry up ya da Let's go gibi işlev görür; diğer kişinin gerçekten konuşana doğru gelmesini isteyen bir ifade değildir. İfadenin gücü büyük ölçüde ses tonuna ve bağlama bağlıdır. Sıcak bir ton cesaret verebilirken kısa ve güçlü bir söyleyiş sabırsızlık gösterebilir.
Alıştırma
Arkadaşınız hâlâ eşyalarını topluyor ve taksi bekliyor. Hangi cümle arkadaşınızı hemen harekete geçmeye en doğal şekilde teşvik eder?
- Take your time; there is no hurry.
- Come on, the taxi is waiting.
- Come here and look at this photo.
Cevabı göster
Come on, the taxi is waiting.
Geriye kalan küçük bir iş için just have to
I just have to find my hat. cümlesinde have to, konuşanın ayrılmadan önce yapması gereken bir şeyi belirtir. Just bu gerekliliği sınırlar: şapkayı bulmak, geriye kalan tek ve küçük adım olarak sunulur. Burada just, «kısa süre önce» değil, «yalnızca» anlamındadır. Bu ifade, bekleyen kişiye gecikmenin kısa süreceğini düşündürerek onu rahatlatabilir.
Alıştırma
Just, have ve to kelimelerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: I ____ charge my phone, then we can go.
Cevabı göster
just have to
All we need to do is ...: gereken tek adım
All we need to do is ... “yapmamız gereken tek şey ...” demektir. Buradaki all, gerekli olan tek bir eylemi gösterir; bir grup şeyin tamamı anlamına gelmez. Kalıp All + özne + need to do + is + fiilin yalın hâli şeklindedir. Örnekte walk yalın hâldedir. Bu kalıp bir planı basit ve yeterli tek bir adım olarak sunar.
Alıştırma
Konuşan kişiyi de içeren bir grup için All + özne + need to do + is kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The map is clear. ____ follow the red line.
Cevabı göster
All we need to do is
walk out of it: içeriden dışarıya hareket
walk out of it, bir alanın içinden dışına doğru yürüyerek gerçekleşen gerçek hareketi anlatır. walk hareket biçimini, out of izlenen yolu gösterir; it ise konuşmada zaten bilinen bir yerin yerine kullanılır. Çıkılan alanı açıkça söylediğinizde önünde out of kalır: walk out of the room, walk out of the tent. out of sonrasındaki nesne, hareketin başladığı alandır.
Alıştırma
Hangi cümlede walk out of bir alanın içinden dışına hareketi gösterir?
- The workers walked out over unsafe conditions.
- We opened the tent and walked out of it.
- She walked out on her partner without warning.
Cevabı göster
We opened the tent and walked out of it.
do we have to go: have to sorularında do desteği
Why do we have to go right now? cümlesinde have to gereklilik veya zorunluluk bildirir. Must gibi bir kip yardımcı fiili değil, bir fiil öbeğidir. Bu nedenle simple present sorularında do desteği kullanılır: soru sözcüğü + do/does + özne + have to + fiilin yalın hâli. Do kullanıldıktan sonra have yalın hâlde kalır. Soru, eylemin neden gerekli olduğunu sorar; modern günlük İngilizcede bu yapı genellikle have doğrudan öznenin önüne getirilerek kurulmaz.
Alıştırma
Parantezdeki sözcükleri doğru sıraya ve biçime getirerek have to sorusunu tamamlayın: (Leo / have to / bring) Why ____ a library card?
Cevabı göster
does Leo have to bring
wanna: want to ifadesinin gayriresmî biçimi
Wanna, want to ifadesinin gündelik konuşmadaki kısalmış söylenişini gösteren gayriresmî bir yazımdır. I don't wanna be late ile I don't want to be late aynı anlama gelir. Dil bilgisi açısından want to + fiilin yalın hâli olarak anlaşılır; burada be yalın hâldeki fiildir. Bu biçim temel anlamı değil, üslubu değiştirir. Altyazıda wanna kullanılması rahat ve doğal konuşma tarzını yansıtır.
Alıştırma
Wanna yerine standart yazılı biçimi getirin: I don't ____ be late.
Cevabı göster
want to
be late: beklenen zamandan sonra varmak
Be late, kararlaştırılan veya beklenen zamandan sonra varmak ya da hazır olmak demektir. Bu cümlede konuşan kişi planlanan saati kaçırmak istemiyor. Buradaki late bir durumu anlatır; daha sonra anlamına gelmez. Be, özneye ve zamana göre değişir: I am late, She was late ve We will be late. Sıfat olan late değişmez.
Alıştırma
Toplantı saat 10.00'da başlıyor. “Beklenen zamandan sonra varmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: If we arrive at 10:15, we'll ____.
Cevabı göster
be late
it's not nice to...: nazikçe onaylamadığını belirtmek
It's not nice to + fiil yapısı, bir davranışın kaba, düşüncesiz veya görgü kurallarına aykırı olduğunu nazikçe söylemek için kullanılır. Burada insanları bekletmenin düşüncesizce olduğu anlatılıyor. Nice burada görünüşü değil, davranışı değerlendirir. Bu ifade It's rude to... ifadesinden daha yumuşaktır, ancak yine de konuşanın davranışı onaylamadığını gösterir.
Alıştırma
Bir öğretmen günlük görgü kurallarıyla ilgili nazik bir hatırlatma yapmak istiyor. Hangi cümle bu tona en uygundur?
- It's not nice to interrupt people.
- Anyone who interrupts is a terrible person.
- The room isn't nice when people talk.
Cevabı göster
It's not nice to interrupt people.
keep people waiting: keep + nesne + -ing
keep people waiting ifadesinde people, keep fiilinin nesnesidir; waiting ise bu insanların sürdürdüğü eylemi anlatır. keep + nesne + -ing kalıbı, birinin ya da bir şeyin devam eden bir durumda kalmasına neden olmak demektir. Bu nedenle ifade, “kendin beklemeye devam etmek” değil, “insanları bekletmeye devam etmek” anlamına gelir. Gecikmeleri açıklarken veya insanları beklettiğin için özür dilerken sık kullanılır.
Alıştırma
Özür cümlesini keep + kişi + -ing ile tamamlayın: I'm sorry to ____.
Cevabı göster
keep you waiting
She can get a little funny if you're not on time. Notlar
0:56Zamanında orada olmazsan biraz tuhaf davranabilir.
get a little funny: biraz zor veya rahatsız biri hâline gelmek
Burada get + sıfat, “o sıfatın belirttiği hâle gelmek” anlamındadır. Funny, “komik” demek değildir. Geç kalma bağlamında get a little funny, onun biraz rahatsız olabileceğini, titiz veya tuhaf davranabileceğini ya da geçinmesi zor biri hâline gelebileceğini anlatır. A little eleştiriyi yumuşatır; can kullanımı ise bunun kesinlik değil, bir olasılık olduğunu gösterir. Konuşan kişi, onun öfkeleneceğini doğrudan söylemek yerine bilerek belirsiz konuşur.
Alıştırma
“She can get a little funny about deadlines,” cümlesinde get a little funny büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Fıkra anlatmaya başlayabilir.
- Biraz zor veya titiz davranabilir.
- Kesinlikle çok öfkelenecektir.
Cevabı göster
Biraz zor veya titiz davranabilir.
not on time: belirlenen zamana uymamak
On time, planlanan veya kararlaştırılan zamanda demektir. Bu cümlede you're not on time, sizden beklenen zamanda gelmediğiniz anlamına gelir. Bu ifade bir olayı programla veya randevu saatiyle karşılaştırır. Gecikme bağlamında you're late ifadesine yakındır, ancak kararlaştırılan saate uyulup uyulmadığına odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi “kararlaştırılan zamanda değil” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: You promised to arrive at 7:00, but you arrived at 7:20. You were ____.
Cevabı göster
not on time
I guess: temkinli bir yargı belirtmek
I guess, sonrasında söylenenleri doğrulanmış bir gerçek değil, bir inanç veya çıkarım olarak sunar. Burada konuşan kişi, başka birinin bu davranışı neden kaba bulduğu hakkında temkinli bir tahminde bulunur. Ayrıca bir miktar çekince göstererek görüşü yumuşatabilir. I know veya I'm sure ile karşılaştırıldığında konuşanı daha az emin ve daha az kesin gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede I guess neyi gösteriyor? “I guess Leo took the earlier bus.”
- Konuşan kişi temkinli bir çıkarım yapıyor.
- Konuşan kişi gerçeği doğrulamış.
- Konuşan kişi Leo'ya emir veriyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi temkinli bir çıkarım yapıyor.
But it just takes ages getting out of the house. Kalıp ifadeler
1:03Ama evden çıkmak yüzyıllar sürüyor.
takes ages: bir şeyin çok uzun sürdüğünü söylemenin gündelik yolu
Bu cümlede takes ages, “çok uzun sürer” anlamına gelir. Ages burada tarihî dönemleri ifade etmez; geçen zamanın uzunluğunu abartılı biçimde vurgular. -ing grubu getting out of the house, hangi işin bu kadar uzun sürdüğünü belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen yaygın kalıplar It takes ages to do something ve Doing something takes ages şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi take fiilinin doğru biçimi ve ages ile tamamlayın: The bus is very slow; it ____ to cross town.
Cevabı göster
takes ages
Because you kids don't care about being on time. Kalıp ifadeler
1:07Çünkü siz çocuklar zamanında orada olmayı umursamıyorsunuz.
care about being on time: care about sonrasında -ing biçimi
Care about, “bir şeyi önemli görmek” anlamına gelir. About bir edat olduğu için, ondan sonra gelen bir eylem -ing biçimiyle ifade edilir. Bu nedenle being on time, zamanında olmayı önem verilen şey olarak sunar; şimdiki zamanın devamlı hâli değildir. Cümlenin tamamında don't, care fiilini olumsuz yapar: konuşan kişi, çocukların dakikliği önemli görmediğini söylüyor.
Alıştırma
Care fiilinin doğru biçimini, about sözcüğünü ve arrive fiilinin -ing biçimini kullanın: Leo ____ on time, so he always leaves early.
Cevabı göster
cares about arriving
too busy having fun: too busy + -ing yapısı
Busy + -ing biçimi, birinin zamanını ya da dikkatini alan etkinliği belirtir. too busy having fun ifadesinde having fun, busy sözcüğünün anlamını tamamlar; ayrı bir temel yüklem değildir. Too, aşırılık anlamı katar: eğlenmek o kadar fazla dikkat alır ki başka bir şey gözden kaçar ya da yapılmaz. Sonuç bağlamdan anlaşılabilir veya too busy doing something to do something else yapısıyla açıkça belirtilebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, oyun oynamanın Leo'nun dikkatini telefona cevap veremeyecek kadar aldığını doğal biçimde anlatır?
- Leo was busy to play games and did not answer the phone.
- Leo was too busy playing games to answer the phone.
- Leo was too busy play games to answer the phone.
Cevabı göster
Leo was too busy playing games to answer the phone.
In fact, that's why we're going to the park. Anlatım akışı
1:13Aslında, işte bu yüzden parka gidiyoruz.
In fact, that's why ...: sonuçtan önce nedeni vurgulamak
In fact, konuşmacının az önce söylenenlerle bağlantıyı güçlendireceğini ya da yeniden çerçeveleyeceğini gösterir. Burada yalnızca başka bir gerçek eklemez; önceki noktayı açıklamanın merkezine yerleştirir. That's why, daha önce belirtilmiş bir nedene geri gönderme yapar ve onun sonucunu sunar. Bilgi sırası önce neden, ardından In fact, that's why ve sonra sonuç şeklindedir; böylece tüm ifade önceki gerçeği, ardından gelen şeyin asıl nedeni olarak vurgular.
Alıştırma
İlk gerçeği sonucun nedeni olarak vurgulayan ifadeyi seçin: The team checked every detail twice. ____ the launch went smoothly.
- That's because
- In fact, that's why
Cevabı göster
In fact, that's why
Judo's been asking ... for ages: geçmişten bugüne süren bir eylem
Bu cümlede Judo's, Judo has kısaltmasıdır; iyelik bildirmez. Has been asking, present perfect continuous yapısıdır: has/have been + fiil-ing. İsteme eyleminin geçmişte başladığını ve şimdiye kadar sürdüğünü ya da tekrarlandığını gösterir. For ages, “çok uzun zamandır” demektir. Sürenin uzunluğunu vurgular ancak kesin bir süre vermez.
Alıştırma
Cümleyi ask fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Leo ____ to join the music club for weeks.
Cevabı göster
has been asking
a playdate: çocukların birlikte oynaması için ayarlanan zaman
A playdate, çocukların birlikte oynaması için önceden planlanmış bir zamandır ve genellikle bir ebeveyn ya da bakım veren tarafından ayarlanır veya onaylanır. Buradaki date, yetişkinler arasındaki romantik bir buluşma anlamına gelmez. Sözcüğün tamamı çocuklara yönelik sosyal bir etkinliği adlandırır.
Alıştırma
Hangi durum bir playdate örneğidir?
- Bir çocuk resmî bir okul sınavına girer.
- İki yetişkin romantik bir akşam yemeği için buluşur.
- Bir ebeveyn, iki küçük çocuğun cumartesi günü birlikte oynamasını ayarlar.
Cevabı göster
Bir ebeveyn, iki küçük çocuğun cumartesi günü birlikte oynamasını ayarlar.
a lovely little kid: sıcak ve sevgi dolu bir övgü
Burada a lovely little kid, bir çocuğu sıcak ve sevgi dolu biçimde tanımlar. Lovely yalnızca fiziksel olarak güzel değil; tatlı, hoş ve sevilesi anlamına gelir. Little, kişinin küçük bir çocuk olduğunu belirtir ve bu aile bağlamında söze şefkat de katabilir. İfade bir bütün olarak, birinin neden bu çocukla birlikte olmaktan hoşlandığını açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede a lovely little kid nasıl bir tutum ifade ediyor?
- Konuşan kişi yalnızca çocuğun kısa boylu olduğunu söylüyor.
- Konuşan kişi çocuğun davranışlarından hoşlanmıyor.
- Konuşan kişi çocuğu sevgiyle tatlı ve sevilesi buluyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi çocuğu sevgiyle tatlı ve sevilesi buluyor.
Because I put a lot of work into making sure Kalıp ifadeler
1:22Çünkü emin olmak için çok çabalıyorum,
put a lot of work into making: bir etkinliğe çok emek vermek
Put a lot of work into something, bir şeye çok fazla emek, zaman veya özen vermek demektir. Buradaki work, bir iş ya da meslek değil, sayılamayan bir isim olarak “emek” anlamındadır. Kalıp put work into + isim veya fiilin -ing biçimidir, çünkü into bir edattır. Bu nedenle cümlede put a lot of work into making sure... yapısında making kullanılır. Making sure, bir şeyin doğru olmasını sağlamak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi bu açıklamada geçen ve “çok emek verdiler” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: They ____ planning the neighbourhood festival, and the event ran smoothly.
Cevabı göster
put a lot of work into
Because lovely little kids turn into lovely grownups, Öbek fiiller
1:27Çünkü tatlı küçük çocuklar tatlı yetişkinlere dönüşür,
turn into lovely grownups: yeni bir şeye veya duruma dönüşmeyi anlatmak
Burada turn into “dönüşmek, hâline gelmek” demektir; fiziksel olarak dönüp bir yere girmek anlamına gelmez. Çocuklar büyür ve sonunda sevimli yetişkinler olur. Kalıp, değişimin sonucunu gösteren turn into + isim öbeği biçimindedir: turn into lovely grownups. Yaş, kimlik, biçim veya kullanım amacı değişikliklerini anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi turn into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the renovation, the empty shop ____ a small library.
Cevabı göster
turned into
really is lovely, actually: bir değerlendirmeyi güçlendirmek ve düzeltmek
Really, is lovely değerlendirmesini güçlendirir: Konuşan kişi onun gerçekten hoş biri olduğunu içtenlikle doğrular. Sondaki actually, bir düzeltme veya değerlendirmeyi dengeleyen bir ek bilgiye işaret eder. Hafif olumsuz bir izlenim oluşturabilecek bir ayrıntının ardından konuşan kişi bu övgüyü ekler; böylece dinleyen kişi onu yalnızca o ayrıntıya göre değerlendirmez.
Alıştırma
Bu bağlamda “She really is lovely, actually” ne yapıyor?
- Övgüyü güçlendirir ve oluşabilecek olumsuz bir izlenimi düzeltir.
- Dinleyenden onun hoş biri olup olmadığına karar vermesini ister.
- Onun yalnızca kısa süre önce hoş biri hâline geldiğini söyler.
Cevabı göster
Övgüyü güçlendirir ve oluşabilecek olumsuz bir izlenimi düzeltir.
made us five lasagnas: yeni anne babalara somut destek
Bu cümle, bebek doğduktan sonra onun aile için beş lazanya yaptığını anlatır. Bu dönemde hazır yemek, yeni anne babaların yeni doğan bebekle ilgilenirken zamandan ve emekten tasarruf etmesini sağlar. Bu yüzden yemek ve miktar, esas olarak onun ne kadar çaba gösterdiğini ortaya koyar: Bu, konuşanın minnettarlığını açıklayan cömert ve somut bir destekti.
Alıştırma
Bu bağlamda beş lazanya yapmak esas olarak neyi gösteriyor?
- Onlarla birlikte bir restoran açmayı planlıyordu.
- Birkaç öğün yemek hazırlayarak yeni anne babalara somut destek verdi.
- Ailenin onun yemek yapma becerisini değerlendirmesini istedi.
Cevabı göster
Birkaç öğün yemek hazırlayarak yeni anne babalara somut destek verdi.
meant so much to me: güçlü duygusal önem
mean so much to someone kalıbında mean, duygusal önemi veya değeri anlatır. It meant so much to me, daha önceki davranışın konuşan kişi için çok değerli olduğunu ve ona minnettarlık ya da duygulanma hissettirdiğini belirtir. Burada meant, mean fiilinin geçmiş zaman biçimidir; çünkü konuşan kişi geçmişteki davranışı hatırlamaktadır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp something means/meant so much to someone şeklindedir; sözcüklerin gerçek anlamını açıklamaz.
Alıştırma
Cümleyi mean so much to me kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Your message ____ during a difficult week.
Cevabı göster
meant so much to me
That's the sort of person I want you to be. Dilbilgisi
1:43Senin de öyle bir insan olmanı istiyorum.
the sort of person I want you to be: birinin olmasını umduğunuz insanı anlatmak
The sort of person, “o tür insan” veya “böyle bir insan” anlamına gelir ve That's the sort of person... cümlesinde is'ten sonra gelen isim öbeğidir. Ardından gelen I want you to be bölümü hangi tür insanın kastedildiğini belirtir: konuşan kişi, dinleyenin geliştirmesini umduğu özellikleri veya karakteri gösterir. Daha tam biçimi the sort of person that I want you to be şeklindedir; ilgi sözcüğü that çoğu zaman atılır. Ayrıca want + kişi + to be yapısı, birinin bir şey olmasını veya bir duruma gelmesini istemek anlamına gelir. Bu kalıp, örnek alınan bir kişiyi ulaşılması umulan kimlikle ilişkilendirir.
Alıştırma
Hangi cümle, Lena'nın küçük erkek kardeşinizin dönüşmesini umduğunuz insan türüne örnek olduğunu doğal biçimde anlatır?
- Lena wants my younger brother to be that sort of person.
- I sort of want Lena to be my younger brother.
- Lena is the sort of person I want my younger brother to be.
Cevabı göster
Lena is the sort of person I want my younger brother to be.
Just because.: Why...? sorusuna tek başına verilen eksiltili yanıt
Just because., bir why sorusuna verilen eksiltili bir konuşma yanıtıdır. Burada “vermek istediğim başka bir neden yok” veya “sadece içimden geldi” anlamına gelir. Konuşan kişi nedeni bilinçli olarak söylemeden bırakır. Because normalde neden belirten bir yan cümleyi başlatır; ancak konuşmada amaçlanan anlam açıksa geri kalanı atılabilir. Just, söylenmeyen bu nedenin konuşan kişi tarafından yeterli görüldüğünü vurgular.
Alıştırma
Bu diyalogda yanıt büyük olasılıkla ne anlama geliyor? “Why did you bring me flowers?” — “Just because.”
- Bunu özel bir neden olmadan yaptım ve daha ayrıntılı bir açıklama vermiyorum.
- Çiçekleri nereye koyduğumu hatırlayamıyorum.
- Çiçeklerin neden getirildiğini bana senin söylemen gerekiyor.
Cevabı göster
Bunu özel bir neden olmadan yaptım ve daha ayrıntılı bir açıklama vermiyorum.
Konuşmada geri adım anlamındaki You win.
You win. gerçek anlamıyla bir oyun ya da yarışmanın sonucunu bildirebilir; ancak burada bir tartışma, ısrarlı sorular ya da ikna çabasından sonra geri adım atmayı gösteren bir konuşma ifadesidir. “Peki, pes ediyorum” veya “Beni ikna ettin” anlamına gelir; ortada resmî bir yarışma olduğu anlamına gelmez. Konuşan kişi anlaşmazlığı sona erdirir ya da karşı tarafın istediğini kabul eder. Tonlamaya göre şakacı, boyun eğmiş veya biraz rahatsız olmuş duyulabilir ve her zaman tamamen aynı fikirde olunduğunu göstermez.
Alıştırma
Hangi cümlede You win. gerçek bir sonuç yerine gündelik bir geri adım anlamında kullanılmıştır?
- You win the match by scoring more goals.
- All right, you win. We can watch your film tonight.
- At the end of the game, the screen says, “You win.”
Cevabı göster
All right, you win. We can watch your film tonight.