Çamura Saplandık | Toprak - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
200 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Judo çamurda oynamaya davet edilir, ancak uzun tüylerini temizlemenin çok zaman alacağından endişelenir. Annesi kirlenmeme kuralını esnetir, kararı Judo’ya bırakır ve ardından kendi tüylerini de kısaltmaya karar verir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. found a way you can play — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: found a way you can... yapısının, bir eylemi mümkün kılan uygulanabilir bir çözümü nasıl sunduğunu anlayın. Bu kalıpla, yalnızca birinin bir şeyi yapabildiğini söylemek yerine, bir sorunu çözerek o şeyi nasıl mümkün hâle getirdiğinizi açıklayabilirsiniz. 2. it's up to Judo. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: it's up to someone ifadesinin fiziksel bir konumu değil, karar verme yetkisinin o kişide olduğunu anlattığını fark edin. Kontrolü karşı tarafa vermek, onun tercihini gözetmek veya son seçimi kimin yapacağını netleştirmek için kullanabilirsiniz. 3. I'm going short. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Burada go + sıfat yapısının daha kısa bir tarza ya da uzunluğa geçme kararını ifade ettiğini anlayın. Böylece bağlamdan görünüşle ilgili bir kararı çıkarabilir ve yeni bir görünüme veya duruma yönelik bilinçli değişimleri günlük konuşmada anlatabilirsiniz.

Bu derste

Judo, we found a way you can play di-di di-dirt. Dilbilgisi

0:01

Judo, ça-ça-çamurda oynaman için bir yol bulduk.

Dilbilgisi

found a way you can play: oynamayı mümkün kılan bir çözüm bulmak

found a way ifadesindeki way, bir yol veya güzergâh değil, “yöntem” ya da “çözüm” anlamındadır. Geçmiş zaman biçimi found, artık bir çözüm bulunduğunu gösterir. you can play bölümü, çözümün neyi mümkün kıldığını açıklar. find a way + özne + can + fiil kalıbı, yalnızca birinin bir şey yapabildiğini söylemek yerine bir sorunun çözüldüğünü vurgular.

Alıştırma

Cümleyi found a way + özne + can hedef kalıbıyla tamamlayın: We ____ join the meeting from home.

Cevabı göster

found a way you can

Really?

0:04

Gerçekten mi?

Judo Judo

0:05

Judo Judo

Judo Judo Judo

0:07

Judo Judo Judo

Uh, you're meant to go a little faster. Dilbilgisi

0:15

Eh, biraz daha hızlı gitmen gerekiyordu.

Dilbilgisi

you're meant to go: beklenen eylemi anlatmak

be meant to + fiil, bir kurala, düzenlemeye veya ortak beklentiye göre ne olması gerektiğini anlatır. Burada you're meant to go a little faster, oyunun nasıl oynanmasının beklendiğini düzeltiyor; kişinin kendi niyetini anlatmıyor. Konuşan kişi beklenen yapılış biçimine gönderme yaptığı için bu hatırlatma Go a little faster emrinden daha dolaylıdır, ancak yine de düzeltme gibi hissedilebilir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve tam olarak duyduğunuzu seçin. You're meant to, You meant to ve You mean to ifadelerine odaklanın.

  1. You meant to wait outside.
  2. You mean to wait outside.
  3. You're meant to wait outside.
Cevabı göster

You're meant to wait outside.

It's a bit hard to run in all this stuff. Notlar

0:18

Bu kadar eşyayla koşmak biraz zor.

Dilbilgisi

a bit hard to run: zorluk ifadesini yumuşatmak

Hard to + fiil, bir eylemi yapmanın zor olduğunu belirtir. Bu cümlede to run, zor olan eylemi gösterir. hard kelimesinden önce a bit kullanmak olumsuz ifadeyi yumuşatır. Bir şikâyetin veya sorunun daha az sert duyulmasını sağlar; zorluğun gerçekten çok küçük olduğu anlamına gelmeyebilir.

Alıştırma

Zorluğu daha az sert ifade etmek için burada öğretilen dört kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: With these thick gloves, it's ____ tie my shoes.

Cevabı göster

a bit hard to

Kelime

all this stuff: bir grup eşya için günlük bir ifade

Stuff, belirli adları önemli olmadığında nesneleri, malzemeleri veya kişisel eşyaları topluca anlatan, günlük dilde kullanılan sayılamayan bir isimdir. Burada all this stuff, giyilmiş olan bütün giysi ve ekipmanı ifade eder. Stuff bu anlamda sayılamadığı için İngilizcede normal olarak this stuff veya all this stuff kullanılır; these stuffs kullanılmaz. Ayrı nesneleri saymak için things veya items denir.

Alıştırma

Hangi cümlede stuff, birkaç nesneyi günlük dilde topluca anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Please put all this stuff in the cupboard.
  2. Please put all these stuffs in the cupboard.
  3. Please put every stuff in the cupboard.
Cevabı göster

Please put all this stuff in the cupboard.

Well, at least you didn't get dirty. Ton ve niyet

0:20

Şey, en azından kirlenmedin.

Ton ve niyet

at least: geriye kalan iyi bir sonucu belirtmek

Burada at least, dikkati ters giden şeyden hâlâ iyi sayılabilecek bir sonuca çevirir: kişi kirlenmemiştir. Bu cümlede en düşük miktarı belirtmez. Konuşmada at least, sınırlı da olsa olumlu bir nokta ekleyerek hayal kırıklığını hafifletebilir veya teselli sunabilir: “Durum ideal değildi ama bu kısmı iyiydi.”

Alıştırma

Hangi cümlede at least kötü bir durumdaki olumlu sonucu göstermek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. At most everyone got home safely after the trip was cancelled.
  2. The trip was cancelled, because at least everyone got home safely.
  3. The trip was cancelled, but at least everyone got home safely.
Cevabı göster

The trip was cancelled, but at least everyone got home safely.

Yeah, the suit really works! Kelime

0:23

Evet, bu kıyafet gerçekten işe yarıyor!

Kelime

really works: bir şeyin etkili olduğunu söylemek

Burada works, “etkilidir” veya “yapması gereken şeyi yapar” anlamına gelir. Kıyafet, onu giyen kişiyi temiz tutmayı başarır; works burada “bir işi var” demek değildir. Really ifadeyi güçlendirir: sonuç, kıyafetin gerçekten etkili olduğunu göstermiştir. X works kalıbı; bir aracın, yöntemin, tedavinin veya planın amacına ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Şarj cihazının gerçekten etkili olduğunu söylemek için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: This new charger ____!

Cevabı göster

really works

Who wants mud? Ton ve niyet

0:25

Kim çamur ister?

Ton ve niyet

Who wants ...? ile bir şey sunma ve davet etme

Who wants ...?, bir gruptan bir şeyi kimin istediğini belirtmesini ister. Bu eğlenceli replikte çamur hakkında ciddi bir araştırma değil, canlı bir teklif ya da davet işlevi görür. Bir şey sunmak için Who wants + noun? kullanılır. İnsanları bir eyleme davet etmek için Who wants to + base verb? kullanılır.

Alıştırma

Daveti Who wants + noun? kalıbıyla tamamlayın: ____ a sandwich?

Cevabı göster

Who wants

Yeah, mud!

0:26

Evet, çamur!

Come in the mud Judo.

0:30

Çamura gel Judo.

Uh I'm not sure this will keep mud out. Notlar

0:31

Eh, bunun çamuru dışarıda tutacağından emin değilim.

Ton ve niyet

Şüpheyi nazikçe ifade eden I'm not sure

I'm not sure gerçek bir belirsizlik ifade edebilir; ancak burada bir kaygıyı da yumuşatır: Konuşan kişi korumanın çamuru dışarıda tutacağından şüphe eder. I'm not sure this will work örneğindeki gibi bir cümlecikten önce geldiğinde, daha güçlü ve doğrudan olan This won't work iddiasından kaçınır. Konuşan kişi tamamen kesin veya sert görünmeden şüphesini iletir.

Alıştırma

Bir planın başarısız olabileceğini düşünüyorsunuz ama kaygınızı nazikçe ifade etmek istiyorsunuz. Ne söylemelisiniz?

  1. I'm not sure this plan will work.
  2. This plan is ready to begin.
  3. This plan will definitely fail.
Cevabı göster

I'm not sure this plan will work.

Öbek fiiller

keep mud out: bir şeyin içeri girmesini engellemek

keep mud out ifadesinde keep ... out, “... şeyinin içeri girmesini engellemek” anlamına gelir. Mud, girişi engellenen şeydir. Yeniden kullanılabilen kalıp keep + nesne + out şeklindedir: keep water out, keep bugs out. Korunan yeri de belirtmek için keep mud out of the house örneğindeki gibi out of kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için keep fiilinin doğru biçimini ve rain ile out sözcüklerini kullanın: This cover ____.

Cevabı göster

keeps rain out

Oh yeah, probably not.

0:34

Ah evet, muhtemelen tutmaz.

I might just go home. Ton ve niyet

0:36

Ben en iyisi eve gideyim.

Ton ve niyet

might just go home: kesinleşmemiş bir plan değişikliği

might just go home ifadesinde might, eve gitmenin hâlâ yalnızca bir olasılık olduğunu gösterir. Konuşan kişi bunu düşünüyor, kesin bir karar açıklamıyor. Burada just, eve gitmeyi basit bir yedek seçenek olarak sunar ve çoğu zaman biraz tereddüt ya da kabullenmişlik hissi verir. “Az önce” anlamına gelmez.

Alıştırma

I might just go home ifadesinin en olası anlamı nedir?

  1. Konuşan kişi az önce eve gitti.
  2. Konuşan kişi eve gitmeyi düşünüyor ancak henüz kesin karar vermedi.
  3. Konuşan kişi eve gideceğine kesin olarak söz verdi.
Cevabı göster

Konuşan kişi eve gitmeyi düşünüyor ancak henüz kesin karar vermedi.

Oh my goodness.

0:39

Aman Tanrım.

Morning Wendy.

0:40

Günaydın Wendy.

Got some dirt.

0:41

Biraz toprak aldık.

Yes, I can see.

0:43

Evet, görebiliyorum.

Wendy, can Judo play in the dirt with us? Ton ve niyet

0:44

Wendy, Judo bizimle toprakta oynayabilir mi?

Ton ve niyet

Can Judo play ... with us?: karar verebilen kişiden izin istemek

Burada can, Judo'nun oyuna katılması için Wendy'den izin istemeye yarar; Judo'nun oynama becerisi olup olmadığını sormaz. with us sözleri de soruyu gruba katılma daveti hâline getirir. Yetkili birine başka bir kişinin bir şey yapmasına izin verilip verilmediğini sorarken Can + kişi + fiilin yalın hâli ...? yapısını kullanın. can sonrasında fiilin yalın hâli gelir: plays değil, play.

Alıştırma

Mia'nın babasıyla konuşuyor ve Mia'nın oyununuza katılması için izin istiyorsunuz. Hangi soru uygundur?

  1. Can you play with Mia?
  2. Can Mia play with us?
  3. Can Mia plays with us?
Cevabı göster

Can Mia play with us?

Oh, well I'm not sure.

0:47

Ah, pek emin değilim.

Please!

0:50

Lütfen!

Kids, don't pester. Kelime

0:51

Çocuklar, rahatsız etmeyin.

Kelime

Don't pester: tekrarlanan ve rahatsız edici istekleri durdurmak

Pester, rahatsız edici hâle gelene kadar birinden sürekli bir şey istemek, talepte bulunmak veya onu rahatsız etmek demektir. Don't pester çocuklara birine baskı yapmayı bırakmalarını söyler; yalnızca Don't ask demekten daha güçlü ve olumsuzdur. Rahatsız edilen kişi bağlamdan belliyse nesne söylenmeyebilir. Ayrıca pester someone veya pester someone for something denebilir.

Alıştırma

Hangi durum pester sözcüğüne en uygun örnektir?

  1. Bir çocuk, kendisine hayır denmesine rağmen aynı oyuncağı istemeye devam eder.
  2. Bir çocuk tek başına sessizce kitap okur.
  3. Bir çocuk kibarca bir soru sorar.
Cevabı göster

Bir çocuk, kendisine hayır denmesine rağmen aynı oyuncağı istemeye devam eder.

No, it's it's fine.

0:52

Hayır, sorun değil.

Yes, Judo can play.

0:54

Evet, Judo oynayabilir.

What?

0:55

Ne?

Really?

0:56

Gerçekten mi?

But you said I can't get dirty. Notlar

0:57

Ama kirlenemeyeceğimi söylemiştin.

Dilbilgisi

"you said I can't ...": önceki bir kuralı hatırlatma

You said + yan cümle, karşınızdaki kişinin daha önce söylediği şeyi aktarır. Bu cümlede I can't get dirty aktarılan içeriktir. Konuşma İngilizcesinde yan cümleden önceki that sıkça atılır: You said (that) I can't get dirty. Cümleye But ile başlamak, önceki kuralın şu anda olanlarla uyuşmadığını gösterir. Bu nedenle But you said + yan cümle, daha önceki bir kuralı, sözü veya iddiayı hatırlatıp açıklama istemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Karşınızdaki kişinin önceki sözünü hatırlatmak için say fiilini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. But you said the shop was open today.
  2. But you said me the shop was open today.
  3. But you said did the shop open today.
Cevabı göster

But you said the shop was open today.

Kalıp ifadeler

"get dirty": durum değişimi için get + sıfat

Get dirty, kirlenmek yani kirli bir duruma gelmek demektir. Burada get bağlayıcı fiil olarak çalışır ve dirty yeni durumu anlatan bir sıfattır; get almak anlamına gelmez. I can't get dirty ifadesinde konuşan kişi, temiz durumdan kirli duruma geçmesine izin verilmediğini söylüyor. get + sıfat kalıbı get wet, get cold ve get tired örneklerinde olduğu gibi genellikle bir durum değişikliğini belirtir.

Alıştırma

Kirlenmek anlamındaki get + sıfat ifadesini kullanın: Wear old clothes when you paint, because they may ____.

Cevabı göster

get dirty

Yes, I did.

0:59

Evet, söyledim.

But I want you to have fun, sweetie. Dilbilgisi

1:00

Ama eğlenmeni istiyorum, tatlım.

Dilbilgisi

want you to have fun: want + kişi + to + fiil

Want + kişi + to + fiilin yalın hâli, öznenin başka birinin bir şey yapmasını istediğini anlatır. want ile to arasındaki kişi, sonraki eylemi yapacak kişidir. want you to have fun ifadesinde eğlenmesi beklenen kişi you'dur. Konuşan kişi, kendisinin ne yapmak istediğini değil, diğer kişiyle ilgili isteğini dile getirir.

Alıştırma

Parantezdeki sözcüklerle want + kişi + to do yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: I ____ the window before you leave. (want / you / close)

Cevabı göster

want you to close

So Judo can play in the mud? Ton ve niyet

1:03

Yani Judo çamurda oynayabilir mi?

Ton ve niyet

So Judo can...?: So ile çıkarımı doğrulatma

Buradaki So, az önce söylenenlerden çıkarılan bir sonucu sunar. Konuşan kişi bu sonucu yeniden dile getirip diğer kişiden doğrulamasını ister; yaklaşık olarak "So, does that mean Judo can play in the mud?" anlamına gelir. So sonrasında soru dizilişi Can Judo...? yerine düz cümle dizilişi Judo can... korunur. Soru işareti ve konuşma tonlaması, düz cümle biçimindeki yan tümceyi konuşmada kullanılan bir doğrulama sorusuna dönüştürür.

Alıştırma

Bir rehber ziyaretçilerin her pazartesi gelebileceğini söyledi. Hangi yanıt So kullanarak bu bilgiyi bir doğrulama sorusuna dönüştürür?

  1. Is the museum open on Mondays?
  2. The museum is open on Mondays.
  3. So the museum is open on Mondays?
Cevabı göster

So the museum is open on Mondays?

Well, it's up to Judo. Deyimler

1:04

Şey, Judo'ya kalmış.

Deyimler

It's up to Judo: kararı Judo'ya bırakmak

Bu cümlede it's up to Judo, seçim hakkının Judo'da olduğu ve kararı onun verebileceği anlamına gelir. Buradaki up to fiziksel bir konumu anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp It's up to + kişi şeklindedir. to sonrasında zamirlerin nesne biçimleri kullanılır: It's up to me, him, her, us veya them.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: You can choose either game; ____.

Cevabı göster

it's up to you

Judo?

1:07

Judo?

I'll be right back. Kalıp ifadeler

1:14

Hemen döneceğim.

Kalıp ifadeler

I'll be right back: çok yakında dönmek

I'll be right back, kısa süreliğine ayrılmadan önce söylenen kalıplaşmış bir cümledir. Dinleyiciye çok yakında dönmeyi beklediğinizi bildirir. Buradaki right, back sözcüğünü güçlendirerek “çok yakında” veya “hemen” anlamı verir; sağ yönünü anlatmaz. Cümlenin tamamını bir konuşma kalıbı olarak öğrenin.

Alıştırma

Cümleyi kısa süreli ayrılık için kullanılan kalıpla tamamlayın: I need to answer the door. ____.

Cevabı göster

I'll be right back

Why don't you want to play in the dirt with the girls?

1:22

Neden kızlarla toprakta oynamak istemiyorsun?

I just don't want to. Ton ve niyet

1:25

Sadece istemiyorum.

Ton ve niyet

I just don't want to: bilinen bir eylemi söylemeden bırakmak

I just don't want to cümlesinde to sonda kalır, ancak daha önce söylenen eylem tekrarlanmaz; burada play in the dirt ifadesi eksiltilmiştir. Buna eksilti denir. Dinleyen kişi eksik eylemi sorudan veya bağlamdan çıkarabildiği için cümle tamamlanmış sayılır. Buradaki just yaklaşık olarak “sadece” veya “öylece” anlamındadır. İstememeyi tek gerekçe olarak sunar ve kişisel bir sınırı doğrudan belirtir; konuşanın bu eylemi yapamayacağını anlatmaz.

Alıştırma

Tekrarlanan eylemi söylemeden yanıtı üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A: Are you going to enter the race? B: No, I just ____.

Cevabı göster

don't want to

Oh, go on. Ton ve niyet

1:26

Hadi ama, git.

Ton ve niyet

go on: birini harekete geçmeye teşvik etmek

Burada go on, “hadi” veya “bir dene” anlamına gelen kısa bir konuşma ifadesidir. Yapılacak eylemin play in the dirt olduğu zaten anlaşılır; bu yüzden arkasından bir nesne veya fiil gelmesine gerek yoktur. İşlevi konuşmanın akışından ve ses tonundan gelir: konuşan kişi kararsız birini harekete geçmesi için nazikçe teşvik eder; ona fiziksel olarak ileri gitme yönü vermez. Başka bağlamlarda go on “devam etmek” anlamına da gelebilir, bu nedenle amaçlanan anlamı çevredeki eyleme göre seçin.

Alıştırma

Bir arkadaş yeni bir oyunu denemeden önce kararsız kalıyor. Go on! burada ne yapıyor?

  1. Oyunun bittiğini duyurur.
  2. Arkadaşına dümdüz ileri yürümesini söyler.
  3. Arkadaşını oyunu denemesi için nazikçe teşvik eder.
Cevabı göster

Arkadaşını oyunu denemesi için nazikçe teşvik eder.

It's important to play and have fun. Dilbilgisi

1:27

Oynamak ve eğlenmek önemlidir.

Dilbilgisi

It's important to + fiilin yalın hâli

Buradaki it belirli bir kişiyi ya da şeyi göstermez; biçimsel öznedir. Asıl önemli olarak değerlendirilen eylem to play and have fun bölümüdür. Bir eylemin önemli olduğunu söylemek için It's important to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanın. Bu kalıp önce değerlendirmeyi, ardından eylemi verir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak It's important to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: It's ____ listen carefully in class.

Cevabı göster

important to

But what about my long lovely coat? Ton ve niyet

1:29

Peki ya uzun, güzel tüylerim ne olacak?

Ton ve niyet

what about...? ile bir kaygıyı gündeme getirmek

What about + isim? yapısında konuşmacı my long lovely coat unsurunu tartışmaya ekler. Burada bu ifade, tüyler hakkında bilgi istemek yerine “Bu sorun nasıl çözülecek?” anlamına gelir. Bu ifade, henüz dikkate alınmamış bir kişiyi, şeyi veya sonucu göstererek bir öneriye ya da sonuca karşılık verebilir. But, kaygıyı veya itirazı daha belirgin hâle getirir.

Alıştırma

Arkadaşlarınız pencereleri açık tutmak istiyor, ancak dışarıdaki sokak çok gürültülü. Gözden kaçan kaygıyı hangi cümle doğal biçimde gündeme getirir?

  1. But where is the noise coming from?
  2. But what about the noise outside?
  3. Please tell me about the noise outside.
Cevabı göster

But what about the noise outside?

It takes so long to clean. Dilbilgisi

1:31

Temizlemesi çok uzun sürüyor.

Dilbilgisi

It takes so long to clean: bir işin gerektirdiği süreyi belirtmek

It takes + zaman miktarı veya süresi + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir eylemin ya da işin ne kadar zaman gerektirdiğini belirtir. Bu cümlede so long süre bölümünü doldurur, to clean ise zaman gerektiren eylemi belirtir. It burada biçimsel öznedir; zamanı alıp götüren bir nesneyi göstermez. Odak noktanız iş ve o işin gerektirdiği süre olduğunda It takes ... to ... kalıbını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi takes, an hour ve to kullanarak tamamlayın: It ____ prepare the room.

Cevabı göster

takes an hour to

Oh yes, I said that, didn't I? Dilbilgisi

1:33

Ah evet, bunu ben söyledim, değil mi?

Dilbilgisi

didn't I?: olumlu geçmiş zaman cümlesinden sonra

didn't I?, I said that ifadesine eklenen bir soru takısıdır. said olumlu basit geçmiş zamanda olduğu için soru takısında geçmiş zamanın olumsuz yardımcı fiili didn't kullanılır ve özne I tekrarlanır. Buradaki Oh yes, konuşanın söylediği şeyi hatırlayıp kabul ettiğini gösterir. Soru takısı tamamen yeni bir bilgi istemek yerine önceki söze dönerek hafif bir onay ister.

Alıştırma

Soru takısını tamamlayın: I promised to call, ____?

Cevabı göster

didn't I

Oh fiddlesticks. Kelime

1:40

Ah, hay aksi.

Kelime

fiddlesticks: hafif ve eski moda bir ünlem

Bu cümlede fiddlesticks, “tüh” veya “hay aksi” gibi hafif bir can sıkıntısı ya da hayal kırıklığı bildiren bir ünlemdir. Kemanlara veya çubuklara yapılan gerçek anlamlı bir gönderme değildir. Konuşanın küfür etmeden olumsuz tepki vermesini sağlar. Duygu öfkeli veya aşağılayıcı değil, hafif ve kontrollüdür.

Alıştırma

"Oh fiddlesticks." cümlesinde fiddlesticks ne ifade eder?

  1. Kemanla kullanılan bir aletin adını verir.
  2. Resmî biçimde onay bildirir.
  3. Başka birine ağır hakaret eder.
  4. Can sıkıntısını hafif ve şakacı biçimde gösterir.
Cevabı göster

Can sıkıntısını hafif ve şakacı biçimde gösterir.

I'll be right back, sweetheart.

1:42

Hemen döneceğim, tatlım.

Mum,

1:53

Anne,

what are you doing?

1:54

ne yapıyorsun?

I'm going short. Kelime

1:55

Kısa kestiriyorum.

Kelime

I'm going short: go + sıfat ile yeni bir durum seçmek

Burada I'm going short, “kısa bir uzunluk veya stil seçiyorum” anlamına gelir. Short, konuşanın benimsemeyi planladığı yeni durumu anlatır; go yürümeyi veya mesafeyi ifade etmez. Günlük İngilizcede go + sıfat, bir duruma veya görünüme geçmeyi ya da onu bilinçli olarak seçmeyi anlatabilir. I'm going ... kullanıldığında konuşan, değişikliği mevcut bir plan veya karar olarak sunar. Neyin kısa olacağı bağlamdan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

“Kısa bir saç stili seçmek” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: At the salon, Maya points to a cropped style and says, "I'm ____ this time."

Cevabı göster

going short