Bu Video Seni Kızdıracak: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
1.189 kelime 197 kel/dk

Video özeti: Deneme fikirleri mikroplara benzetiyor; öfkenin yayılmayı neden hızlandırdığını ve karşıt kampların birbirlerini nasıl canlı tuttuğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. as though they're alive, Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Hayali bir karşılaştırmayı gerçek diye sunmadan kurun; görünüşleri ve benzetmeleri anlatın. 2. press emotional buttons, Deyimler ve mecazlı ifadeler: Güçlü tepkileri bilinçli olarak tetikleme anlamını kavrayın; duygusal hassasiyetleri kullanan medya veya tartışmaları açıklayın. 3. isn't to say, Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bir sınırlama eklemeden önce aşırı geniş çıkarımı durdurun; ana savdan vazgeçmeden belirli bir sonucu reddedin.

Bu derste

Hello Internet.

0:00

Merhaba İnternet.

Thoughts compete for space in your brain. Kalıp ifadeler

0:00

Düşünceler beyninizdeki alan için rekabet eder.

Kalıp ifadeler

compete for space: sınırlı kapasite için yarışmak

compete for space ifadesinde compete, birkaç şeyin aynı sınırlı alanı veya kapasiteyi kullanmaya çalışması anlamına gelir. Space fiziksel olabilir; ancak burada beynin sınırlı dikkatini ve zihinsel kapasitesini anlatır. Bu ifade fiziksel olmayan sınırlar için de kullanılabilir: Fikirler, uygulamalar, görevler veya görseller aynı anda sığamadığında ya da ilgi göremediğinde compete for space edebilir.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: On a crowded noticeboard, event posters ____.

Cevabı göster

compete for space

Cat photos, news stories, belief structures,

0:02

Kedi fotoğrafları, haberler, inanç yapıları,

funny GIFs, educational videos,

0:04

komik GIF'ler, eğitici videolar,

not so educational videos,

0:06

pek de eğitici olmayan videolar,

and your thinking inventory is limited.

0:07

ve düşünme envanteriniz sınırlıdır.

A thought without a brain, to think it dies.

0:10

Düşünecek bir beyin olmazsa, düşünce ölür.

Now, we can treat thoughts as though they're alive, Dilbilgisi

0:12

Şimdi, düşüncelere sanki canlılarmış gibi davranabiliriz,

Dilbilgisi

as though they're alive: hayalî bir karşılaştırma

As though, hayal edilen bir duruma dayanan karşılaştırma getirir. Treat thoughts as though they're alive, düşünceleri canlı varlıklar gibi düşünmek veya betimlemek demektir; onların gerçekten canlı olduğunu söylemez. Yapı treat + nesne + as though + yan cümle biçimindedir. They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır ve burada they, thoughts sözcüğüne gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi bir gerçeği değil, hayalî bir karşılaştırmayı gösterecek şekilde hangi seçenek tamamlar? Maya talks to the plant ___ it can understand every word.

  1. even though
  2. because
  3. as though
Cevabı göster

as though

specifically alive like germs.

0:15

özellikle mikroplar gibi canlı olduklarını.

That might sound weird, but stick with me. Öbek fiiller

0:17

Kulağa tuhaf gelebilir, ama beni dinlemeye devam edin.

Öbek fiiller

stick with me: açıklamamı takip etmeye devam edin

Bu cümlede stick with me, “dinlemeye devam edin ve düşünce akışımı takip edin” anlamına gelir. Konuşmacı, fikrin başta garip gelebileceğini bildiği için dinleyicilerden fikri hemen reddetmemelerini ister. Bu, karşıdaki kişiden dikkatini sürdürmesini veya biraz sabırlı olmasını isteyen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada stick gerçekten yapışmakla ilgili değildir; with me de yalnızca aynı yerde bulunmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşmacının isteğini bu dersteki ifadeyle tamamlayın: “The next part may sound strange, but ____.”

Cevabı göster

stick with me

Take jokes.

0:19

Şakaları ele alalım.

Jokes are thought germs that live in your brain,

0:20

Şakalar beyninizde yaşayan düşünce mikroplarıdır,

and when you tell the joke to another brain,

0:21

ve o şakayı başka bir beyne anlattığınızda,

you help it to reproduce,

0:24

onun üremesine yardım edersiniz,

just like when you have the flu and sneeze to help it reproduce.

0:25

tıpkı grip olduğunuzda hapşırarak onun üremesine yardım etmeniz gibi.

This germ gets into its host by snot through the mouth,

0:29

Bu mikrop konağına ağız yoluyla sümükten girer,

and this one by words through the ear,

0:31

bu ise kulak yoluyla kelimelerden,

but it's reproduction either way. Kalıp ifadeler

0:33

ama her iki şekilde de bu bir üremedir.

Kalıp ifadeler

either way: her iki durumda da aynı sonuç

Either way, daha önce belirtilen iki olasılığa gönderme yapar ve aynı sonucun ikisi için de geçerli olduğunu söyler. Burada iki yayılma biçimi farklıdır, ancak ikisi de üreme sayılır. Birine seçeneklerden birini seçmesini söylemez. İki olasılığı tek bir sonuç altında birleştirerek karşılaştırmayı bitirir: “ikisinden hangisi olursa olsun” veya “her iki durumda da”.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “The bus may be early or late, but either way, I’ll be at the stop.” either way neyi gösteriyor?

  1. Konuşmacı iki farklı otobüs durağı arasında seçim yapmaktadır.
  2. Otobüs erken de gelse geç de gelse konuşmacı durakta olacaktır.
  3. Konuşmacı yalnızca otobüs erken gelirse durağa gidecektir.
Cevabı göster

Otobüs erken de gelse geç de gelse konuşmacı durakta olacaktır.

Logging on to your social media then is exposing yourself to everyone's mental sneezes, Kalıp ifadeler

0:35

Sosyal medyanıza girmek demek, kendinizi herkesin zihinsel hapşırıklarına maruz bırakmanız demektir,

Kalıp ifadeler

exposing yourself to: kendini bir etkiyle temasa açmak

Bu cümlede exposing yourself to, kendini bir etkiyle temas edecek duruma sokmak anlamına gelir: sosyal medyayı açarak başkalarının düşüncelerinin sana ulaşmasına izin verirsin. to sonrasındaki nesne, neyle karşılaştığını belirtir. expose yourself to + isim kalıbı, seçiminin olası bir etki veya risk oluşturduğunu sık sık ima eder. Burada vücudu açığa çıkarmak anlamında değildir; mental sneezes, düşüncelerin mikroplar gibi yayılmasını anlatan bir benzetmedir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyi geniş zamanda kullanarak tamamlayın: When you watch frightening clips before bed, you ____ unnecessary stress.

Cevabı göster

expose yourself to

each post a glob of snot with a thought germ trying to get into your brain.

0:40

her gönderi beyninize girmeye çalışan bir düşünce mikrobu içeren bir sümük damlasıdır.

If not for permanent residence, Dilbilgisi

0:44

Kalıcı olarak yerleşmese bile,

then at least long enough to get you to press the share button and sneeze it with everyone you know. Dilbilgisi

0:45

en azından size paylaş düğmesine bastırıp onu tanıdığınız herkese hapşırtacak kadar uzun süre kalır.

Dilbilgisi

If not X, then at least Y: asgari sonuca geri çekilmek

if not X, then at least Y kalıbı, daha güçlü veya uzun süren X sonucundan daha küçük bir asgari sonuç olan Y'ye iner. Konuşan kişi düşüncenin kalıcı olacağını iddia etmeyebilir, ancak paylaşılacak kadar uzun süre kalacağını iddia eder. Buradaki for, süre belirten for permanent residence grubuna aittir. Bu nedenle if not for, without veya were it not for anlamına gelmez; then at least, kademeli olarak daha düşük sonuca geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedefi aşağı çeken yapının iki parçasıyla tamamlayın: Let's meet, ____ for lunch, ____ for a quick coffee.

Cevabı göster

if not · then at least

Dilbilgisi

get you to press: get + kişi + to + fiil kalıbı

Burada get you to press, paylaş düğmesine basmanızı sağlamak veya sizi buna ikna etmek anlamına gelir. Get, almak anlamında değildir; bir şeyin bir kişiyi başarıyla etkileyip harekete geçirdiğini gösterir. Kalıp get + kişi + to + fiilin yalın hâlidir. get you to press ifadesinde you etkilenen kişi, press ise eylemdir. Fiilden önceki to korunmalıdır.

Alıştırma

get + kişi + to + fiil kalıbını tap fiiliyle tamamlayın: The reminder got Mia ____ the link.

Cevabı göster

to tap

In this analogy then,

0:50

O zaman bu benzetmede,

a funny cat photo with a perfect caption is a super flu.

0:51

mükemmel bir alt yazıya sahip komik bir kedi fotoğrafı süper bir griptir.

Now, just as germs exploit weak points in your immune system,

0:54

Şimdi, tıpkı mikropların bağışıklık sisteminizdeki zayıf noktaları sömürmesi gibi,

so do thought germs exploit weak points in your brain,

0:58

düşünce mikropları da beyninizdeki zayıf noktaları sömürür,

aka emotions.

1:01

yani duyguları.

Once inside, thought germs that press emotional buttons get their hosts to spread them more, Deyimler

1:02

İçeri girdikten sonra, duygu düğmelerine basan düşünce mikropları, konaklarının onları daha fazla yaymasını sağlar,

Deyimler

press emotional buttons: duyguları mecaz yoluyla tetiklemek

Burada buttons, zihindeki hayalî tetikleyicilerdir. Press emotional buttons, öfke gibi duyguları insanların davranışlarını etkileyecek kadar güçlü biçimde harekete geçirmek demektir. Düşünce mikropları, insanların onları yaymasını sağlamak için bu tepkileri kullanıyormuş gibi anlatılır. Bu ifade, tahmin edilebilir duyguları tetikleyen mesajları, görüntüleri veya olayları anlatabilir. Genellikle gerçek bir düğmeye dokunmayı değil, duygusal tepkinin stratejik olarak kullanılmasını ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede press emotional buttons ne anlama geliyor?

  1. Duyguları ölçen fiziksel kontrollere basmak
  2. Kimsenin tepki vermemesi için duyguları gizlemek
  3. Bir tepkiyi etkilemek için güçlü duyguları tetiklemek
Cevabı göster

Bir tepkiyi etkilemek için güçlü duyguları tetiklemek

measurably more.

1:06

ölçülebilir oranda daha fazla.

Well, except sadness.

1:08

Şey, üzüntü hariç.

Sad thoughts don't get very far. Deyimler

1:09

Üzgün düşünceler pek uzağa gidemez.

Deyimler

don't get very far: sınırlı ilerleme veya yayılma

Burada don't get very far fiziksel bir mesafeyi anlatmaz. “Geniş bir alana yayılmamak” veya “fazla ilerleme kaydetmemek” anlamına gelir. Bu bağlamda hüzünlü düşüncelerin genellikle çok kişi tarafından paylaşılmadığını belirtir. get (very) far kalıbı bir kişinin, fikrin, planın veya mesajın ne kadar ilerleme, etki ya da erişim sağladığını değerlendirebilir. won't get far gibi olumsuz bir biçim, başarının sınırlı kalacağını öngörür.

Alıştırma

Cümleyi “çok ilerleme kaydetmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Without support from the team, the proposal won't ____.

Cevabı göster

get very far

Awe is pretty good,

1:11

Hayranlık oldukça işe yarar,

which is why websites that construct thought germs like biological weapons

1:12

bu yüzden düşünce mikroplarını biyolojik silahlar gibi inşa eden web siteleri

arm them with titles like seven whatevers that will blow your mind Deyimler

1:15

onları "aklınızı başınızdan alacak yedi bilmem ne"

Deyimler

blow your mind: güçlü şaşkınlık belirten gündelik ifade

Blow your mind, “sizi son derece şaşırtmak veya sarsmak” anlamına gelen bir deyimdir. Beyne kelimenin gerçek anlamıyla bir şey olmaz. Bu tıklama tuzağı tarzındaki başlıkta ifade, insanları tıklayacak kadar meraklandırmak için aşırı bir tepki vaat eder. İddia kasıtlı olarak abartılıdır ve belirsiz whatevers sözcüğü de bu kalıbın sıradanlığıyla alay edilmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede blow your mind doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. I blew my mind and chose a different answer.
  2. The ending of this movie will blow your mind!
  3. Please blow your mind before the medical scan.
Cevabı göster

The ending of this movie will blow your mind!

or the shocking secret behind this thing.

1:19

veya "bu olayın arkasındaki şok edici sır" gibi başlıklarla silahlandırır.

But anger is the ultimate edge for a thought germ. Kelime

1:21

Ancak öfke, bir düşünce mikrobu için nihai avantajdır.

Kelime

ultimate edge: en güçlü avantaj

Burada edge, bir tarafın başarılı olma ihtimalini artıran bir avantaj anlamına gelir. Ultimate ise bu avantajı en güçlü veya en belirleyici avantaj olarak gösterir. Bu ifade, öfkenin bir düşünce tohumunun yayılmasına en büyük desteği verdiğini anlatır. Yarışma, iş dünyası veya tartışma gibi ortamlarda bir tarafın kazanmasına yardım eden bir unsur varsa edge sözcüğünü bu anlamda anlayabilirsiniz.

Alıştırma

“Fast delivery gives this shop the ultimate edge over its rivals,” cümlesinde “the ultimate edge” ne anlama gelir?

  1. mağazanın dış kenarı
  2. çok keskin bir alet
  3. en güçlü rekabet avantajı
Cevabı göster

en güçlü rekabet avantajı

Anger bypasses your mental immune system

1:23

Öfke zihinsel bağışıklık sisteminizi atlatır

and compels you to share it like nothing else.

1:26

ve onu başka hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde paylaşmanızı zorunlu kılar.

Being aware of your brain's weak spots is necessary for good mental hygiene

1:28

Beyninizin zayıf noktalarının farkında olmak, iyi bir zihinsel hijyen için gereklidir,

like knowing how to wash your hands.

1:32

tıpkı ellerinizi nasıl yıkayacağınızı bilmek gibi.

Because even without intentional construction,

1:34

Çünkü kasıtlı olarak inşa edilmese bile,

any thought germ on the internet can, on its own, Kalıp ifadeler

1:36

internetteki herhangi bir düşünce mikrobu, kendi kendine,

Kalıp ifadeler

on its own: dışarıdan yardım almadan

Burada on its own, değişimin herhangi biri tarafından bilinçli olarak başlatılmadığı anlamına gelir. Bir düşünce tohumunun kendi kendine değişebildiğini gösterir. İyelik biçimi kişi veya nesneye uyar: a thought germ can change on its own denirken çoğul için thought germs can change on their own denir. Başka bağlamlarda bu ifade fiziksel olarak yalnız olmayı anlatabilir, ancak burada bağımsız gerçekleşen bir eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi on + iyelik biçimi + own kalıbıyla tamamlayın: After the update, the app fixed the problem ____.

Cevabı göster

on its own

grow more infectious as it spreads.

1:39

yayıldıkça daha da bulaşıcı hale gelebilir.

To talk about why,

1:41

Nedenini konuşmak için,

let's forget anger for a moment and go back to that cat photo.

1:42

bir anlığına öfkeyi unutup şu kedi fotoğrafına geri dönelim.

Every photo ever taken is a thought germ,

1:45

Bugüne kadar çekilmiş her fotoğraf bir düşünce mikrobudur,

and most die a quick death

1:47

ve çoğu hızla ölür,

like the bazillion cat photos or baby photos posted on the internet that are never shared.

1:48

tıpkı internette paylaşılan ama asla başkalarına gönderilmeyen trilyonlarca kedi veya bebek fotoğrafı gibi.

But a mildly funny cat photo can grow into so much more

1:53

Ancak biraz komik bir kedi fotoğrafı çok daha fazlasına dönüşebilir,

because just as transatlantic flights were the best thing to happen to germ germs, Dilbilgisi

1:57

çünkü tıpkı transatlantik uçuşların gerçek mikropların başına gelen en iyi şey olması gibi,

so the internet is the best thing to happen to thought germs.

2:01

internet de düşünce mikroplarının başına gelen en iyi şeydir.

Dilbilgisi

just as X, so Y paralel benzetmesi

just as X, so Y kalıbı, X ve Y’yi birbirine karşılık gelen durumlar olarak sunar. Bu cümlede Atlantik ötesi uçuşlar fiziksel mikropların yayılmasına yardımcı olurken internet de benzer biçimde ‘düşünce mikroplarının’ yayılmasına yardımcı olur. Buradaki so paralel yapıyı tamamlar; ‘bu nedenle’ anlamına gelmez. like ile yapılan kısa bir karşılaştırmadan farklı olarak bu kalıp, iki tam düşünceyi yan yana getirebilir.

Alıştırma

Resmî benzetmeyi tamamlayın: ____ a map helps you plan a journey, ____ a schedule helps you plan your time.

Cevabı göster

Just as · so

For once on board,

2:04

Çünkü bir kez dahil olduğunda,

that cat photo can leap into other brains,

2:06

o kedi fotoğrafı diğer beyinlere sıçrayabilir,

and those brains might share it,

2:08

ve o beyinler onu paylaşabilir,

and here's the key point, Anlatım akışı

2:09

ve işte kilit nokta,

Anlatım akışı

Söylem işareti olarak Here's the key point

Here's the key point bir söylem işaretidir. Dinleyicilere açıklamanın en önemli bölümünün sırada olduğunu bildirir; buradaki here fiziksel bir yeri göstermez. Bu ifade, dikkati destekleyici ayrıntılardan konuşmacının ana iddiasına veya temel sonucuna yöneltir.

Alıştırma

Bir konuşmada ‘Here's the key point’ dinleyiciye ne anlatır?

  1. En önemli fikir sırada.
  2. Konuşmacı bir sonuca varmadan konuşmayı bitiriyor.
  3. Konuşmacı yakındaki bir yeri gösteriyor.
Cevabı göster

En önemli fikir sırada.

occasionally change it.

2:11

bazen onu değiştirebilirler.

A photoshopped here, a tweaked caption there.

2:12

Şurada bir Photoshop, burada hafifçe değiştirilmiş bir alt yazı.

Most changes are terrible,

2:15

Çoğu değişiklik berbattır,

but some make the thought germ even funnier,

2:16

ama bazıları düşünce mikrobunu daha da komik hale getirir,

getting more brains to share it,

2:18

daha fazla beynin onu paylaşmasını sağlar,

which results in more changes and a shot at superstardom. Kalıp ifadeler

2:19

bu da daha fazla değişikliğe ve süper yıldız olma şansına yol açar.

Kalıp ifadeler

results in: neden ve sonuç göstermek

which results in... ifadesinde which, hemen önce belirtilen neden veya duruma gönderme yapar. Results in, “neden olur” veya “yol açar” anlamındadır; more changes and a shot at superstardom ise sonuçları belirtir. Aktarılabilir kalıp neden + result in + sonuç şeklindedir. Burada which önceki tek bir duruma gönderme yaptığı için fiil results biçimindedir; in sonrasında bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Heavy rain caused the match to be cancelled. Aynı ilişkiyi result in kullanarak ifade eden cümle hangisidir?

  1. The match being cancelled resulted from heavy rain.
  2. The match being cancelled resulted in disappointed fans.
  3. Heavy rain resulted in the match being cancelled.
Cevabı göster

Heavy rain resulted in the match being cancelled.

Kalıp ifadeler

a shot at superstardom: başarı şansı

a shot at superstardom ifadesindeki shot, silah ateşi veya bir kadeh içki değil, bir deneme ya da fırsat anlamındadır. İfadenin tamamı, son derece ünlü ve başarılı olma şansı demektir. Aktarılabilir kalıp a shot at + isim veya -ing biçimidir: a shot at the title ya da a shot at winning gibi. Burada superstardom, fikri eğlenceli ve abartılı hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bir şeyi başarmak için gündelik dilde kullanılan bir fırsat” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Winning the regional final gives the team ____ the national title.

Cevabı göster

a shot at

Thus, a lowly cat photo can achieve global brain domination,

2:23

Böylece, sıradan bir kedi fotoğrafı küresel beyin hakimiyetini elde edebilir,

at least for a few hours.

2:26

en azından birkaç saatliğine.

The internet with its unparalleled ability to share

2:28

İnternet, eşsiz paylaşma

and randomly change thought germs

2:30

ve düşünce mikroplarını rastgele değiştirme yeteneğiyle,

can't help but make them stronger. Dilbilgisi

2:32

onları daha da güçlendirmekten kendini alamaz.

Dilbilgisi

Kaçınılmaz bir eylem veya sonuç için can't help but + yalın fiil

Bu cümlede can't help but make, “yapmaktan kaçınamamak” anlamına gelir. Özne insan olmadığı için ifade bir duyguyu veya bilinçli seçimi değil, neredeyse kaçınılmaz bir sonucu anlatır. Kalıp can't help but + fiilin yalın hâlidir. Burada but sözcüğünden sonra making değil, make gelir. Bir kişinin kontrol etmesi çok zor olan doğal tepkileri anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Kaçınamamak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Whenever Maya hears that tune, she ____ hum along.

Cevabı göster

can't help but

With jokes, that's awesome,

2:34

Şakalar söz konusu olduğunda, bu harika,

but with angry germs, not always so awesome,

2:35

ama öfkeli mikroplarla o kadar da harika değil,

no.

2:38

hayır.

Angry germs, the more they're shared,

2:38

Öfkeli mikroplar, paylaşıldıkça,

undergo the same process,

2:40

aynı süreçten geçer,

changing and distorting to be more aggravating.

2:41

daha sinir bozucu olacak şekilde değişir ve çarpıtılırlar.

These have a better chance of spreading than their possibly more accurate, Dilbilgisi

2:44

Bunlar, muhtemelen daha doğru,

but probably also more boring rivals.

2:47

ama aynı zamanda daha sıkıcı rakiplerinden çok daha iyi yayılma şansına sahiptir.

Dilbilgisi

Olasılık karşılaştırmak için a better chance of + -ing than

Bu cümlede a better chance of spreading than, iki şeyi gerçekleşme ihtimallerine göre karşılaştırır. İlk grubun rakiplerinden daha fazla yayılma ihtimali olduğunu söyler, ancak kesinlikle yayılacağını garanti etmez. Kalıp X has/have a better chance of + -ing than Y biçimindedir. Of sözcüğünden sonra bir isim veya -ing biçimi, than sözcüğünden sonra ise karşılaştırılan unsur gelir.

Alıştırma

Olasılık karşılaştırmak için a better chance of ... than yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. A direct flight has a better chance of arriving on time than a route with two tight connections.
  2. A direct flight has a better chance to arriving on time than a route with two tight connections.
  3. A direct flight has a better chance of arrive on time than a route with two tight connections.
Cevabı göster

A direct flight has a better chance of arriving on time than a route with two tight connections.

But like plagues, thought germs can burn through a population too quickly. Öbek fiiller

2:50

Ancak vebalar gibi, düşünce mikropları da bir nüfusun içinde çok hızlı yanıp tükenebilir.

Öbek fiiller

burn through a population: bir nüfusa hızla yayılmak

Bu cümlede burn through a population, kısa sürede çok sayıda insana ulaşarak bir nüfus içinde son derece hızlı yayılmak demektir. Ateş imgesi hız ve güç hissi verir; kimse gerçekten yanmıyor. Daha genel olarak burn through, bir grup veya miktarın içinden çok hızlı ilerlemek ya da bir kaynağı hızla tüketmek anlamına gelir. through’dan sonraki öğe, hızla etkilenen veya tüketilen şeyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “çok hızlı tüketmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A large event can ____ its budget in just a few days.

Cevabı göster

burn through

Just watch your favorite meme-generating machine for a week,

2:53

En sevdiğiniz meme üretme makinesini bir hafta izleyin,

and you'll see the life cycle fly by. Öbek fiiller

2:56

yaşam döngüsünün uçup gittiğini göreceksiniz.

Öbek fiiller

the life cycle fly by: yaşam döngüsünün hızla geçmesi

Burada fly by, çok hızlı geçmek anlamına gelir. Yaşam döngüsü gerçekten uçmaz; bu ifade başlangıçtan sona kadar bütün sürecin şaşırtıcı derecede hızlı olduğu hissini verir. see the life cycle fly by ifadesinde life cycle izlenen şeydir; fly by ise onun ne yaptığını anlatır. Aynı ifade çok hızlı geçtiği düşünülen zaman dilimleri, fırsatlar veya aşamalar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “çok hızlı geçmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The school year seemed to ____.

Cevabı göster

fly by

However, some thought germs have found a way around burnout. Kalıp ifadeler

2:59

Ancak, bazı düşünce mikropları tükenmekten kaçınmanın bir yolunu buldu.

Kalıp ifadeler

find a way around something: bir şeyi aşmanın yolunu bulmak

Bu cümlede found a way around burnout, burnout engelini aşıp ilerlemeyi sağlayan bir yöntem buldukları anlamına gelir. Around mecazidir; düşünce mikropları fiziksel bir nesnenin çevresinde hareket etmiyor. Burada burnout, normalde bir düşüncenin yayılmasını durduracak dikkat veya tartışma enerjisi kaybıdır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı find a way around + engel, kısıtlama veya sorun şeklindedir. Genellikle asıl engel hâlâ varlığını sürdürürken alternatif bir yolla ilerlemeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, bir şeyi aşmanın yolunu bulmak anlamındaki derste öğrendiğiniz dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The booking site blocks this card, so we need to ____ the restriction.

Cevabı göster

find a way around

Now, I must warn you,

3:01

Şimdi, sizi uyarmalıyım,

depending on which thought germs live in your head

3:02

kafanızda hangi düşünce mikroplarının yaşadığına

and which you fight for,

3:04

ve hangileri için savaştığınıza bağlı olarak,

the next section might sound horrifying.

3:06

bir sonraki bölüm kulağa dehşet verici gelebilir.

So, please keep in mind we're talking about Kalıp ifadeler

3:08

Lütfen şunu aklınızda bulundurun; burada konuştuğumuz şey,

what makes some thought germs successful,

3:10

bazı düşünce mikroplarını,

particularly angry ones,

3:12

özellikle de öfkeli olanları neyin başarılı kıldığıdır,

and not how good or how bad the thoughts themselves are.

3:14

yoksa düşüncelerin kendisinin ne kadar iyi veya ne kadar kötü olduğu değil.

Kalıp ifadeler

keep in mind: akılda tutmak ve dikkate almak

Keep in mind, sonraki kısmı yorumlarken bir şeyi hatırlamaya ve dikkate almaya devam etmek anlamına gelir. Burada önemli bir sınır getirir: tartışma, özellikle öfke içeren belirli düşünce mikroplarının neden başarılı olduğu hakkındadır; düşüncelerin kendilerinin iyi veya kötü olması hakkında değildir. Yapı, keep in mind + isim öbeği veya keep in mind + that yan tümcesi şeklindedir. Dinleyicinin dikkatini yönlendirir ve yanlış bir sonuca varılmasını önlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi, keep ile başlayan ve hatırlayıp dikkate almak anlamına gelen dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: When you choose a route, ____ that the bridge closes at sunset.

Cevabı göster

keep in mind

Deep breath, calm.

3:17

Derin bir nefes, sakin ol.

Thought germs can burn out because once everyone agrees, Notlar

3:19

Düşünce mikropları yanıp tükenebilir çünkü herkes aynı fikirde olduğunda,

Öbek fiiller

burn out: ivme kaybedip sona ermek

Bu cümlede burn out, “devam etmek için gereken enerjiyi veya ivmeyi kaybetmek” anlamına gelir. “Düşünce mikropları”, mikroplar gibi yayılan fikirlerdir; dolayısıyla ifade, bu yayılma gücünün tükenebileceğini anlatır. Burn out, tam anlamı öznesine göre değişen bir öbek fiildir. Ateş yakıtı bitince sönebilir, ampul çalışmayı durdurabilir, insan tükenebilir, fikir veya akım ise ivmesini kaybedebilir. Burada özne soyut olduğu için doğru anlam sonuncusudur.

Alıştırma

“The craze burned out after a few days,” cümlesinde “burned out” ne anlama gelir?

  1. Herkes onunla aynı fikirde olmaya başladı.
  2. Fiziksel olarak daha sıcak hâle geldi.
  3. Enerjisini kaybetti ve yayılmayı bıraktı.
Cevabı göster

Enerjisini kaybetti ve yayılmayı bıraktı.

Dilbilgisi

once everyone agrees: anlaşmanın tetikleyici olması

Burada once, everyone agrees yan cümlesini başlatır. “Bir defa” değil, “olur olmaz” veya “olduğu andan itibaren” anlamına gelir. Bu yan cümle, sonucun ardından gerçekleşeceği tetikleyici olayı belirtir. Once sözcüğünün bu kullanımı zamanı, koşula benzeyen güçlü bir bağlantıyla birleştirir. Konuşan kişi anlaşmayı, daha sonra olacakları değiştirecek nokta olarak görür. Sonuç hemen gerçekleşebilir veya yalnızca o noktadan sonra geçerli hâle gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “beklenen bu adım tamamlanır tamamlanmaz” anlamına gelen bağlaçla tamamlayın: ____ everyone agrees, we can publish the plan.

Cevabı göster

Once

it's hard to keep talking and thus thinking about them.

3:22

konuşmaya ve dolayısıyla onlar hakkında düşünmeye devam etmek zordur.

But if there's an opposing thought germ,

3:25

Ancak eğer zıt bir düşünce mikrobu varsa,

an argument,

3:27

yani bir tartışma,

then the thinking never has to stop.

3:28

o zaman düşüncenin asla durması gerekmez.

The disagreement doesn't have to be angry, Dilbilgisi

3:30

Anlaşmazlığın öfkeli olması gerekmez,

Dilbilgisi

doesn't have to be: gerekli değil, yasak da değil

Doesn't have to be, kızgın olmanın gerekli olmadığı anlamına gelir. Bu cümle, anlaşmazlığın öfke olmadan da yaşanabileceğini söyler; öfkenin yasak ya da imkânsız olduğunu söylemez. Bir zorunluluğu kaldırmak için doesn't have to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. Burada have to gereklilik bildirir, doesn't ise bu gerekliliği olumsuz yapar.

Alıştırma

Cümleyi, “gerekli değil” anlamına gelen have to yapısının kısaltılmış olumsuz biçimiyle tamamlayın: The poster ____ be perfect to be useful.

Cevabı göster

doesn't have to

but again, angry helps.

3:31

ama yine de öfke işe yarar.

The more visible an argument gets, Dilbilgisi

3:33

Bir tartışma ne kadar görünür olursa,

the more bystanders it draws in, Öbek fiiller

3:34

o kadar çok seyirci çeker,

Dilbilgisi

The more ..., the more ...: birbirine bağlı iki değişim

The more visible an argument gets, the more bystanders it draws in birbiriyle bağlantılı iki değişimi anlatır: tartışma daha görünür hâle geldikçe seyirci sayısı da artar. Bu kalıp, iki yan cümlenin başında da the + comparative yapısını tekrarlar. İlk yan cümle değişen bir etkeni, ikinci yan cümle ise bununla bağlantılı sonucu gösterir. Buradaki iki the, eşleştirilmiş karşılaştırmanın işaretidir; sıradan belirli tanımlık değildir.

Alıştırma

İki bölümü de tekrarlanan karşılaştırma işaretiyle tamamlayın: ____ books you read, ____ new ideas you discover.

Cevabı göster

The more · the more

Öbek fiiller

draws in: insanları çekmek

Burada draws in, “insanları kendine çekip duruma dâhil eder” anlamındadır. Bu, “resim çizmek” anlamındaki draw fiili değil, draw in öbek fiilidir. Nesne bystanders sözcüğüdür. Bu yan cümlede the more... yapısı kullanıldığı için the more bystanders nesne öbeğinin tamamı özne ve fiilden önce gelir; sonda it draws in kalır. Normal söz diziminde isim nesne draw in more bystanders veya draw more bystanders in biçiminde kullanılabilir; zamir ise genellikle ortaya gelir: draw them in.

Alıştırma

Cümleyi draw in öbek fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The free concert ____ a huge crowd on Saturday.

Cevabı göster

drew in

which makes it more visible,

3:36

bu da onu daha da görünür kılar,

which is why every group from the most innocuous internet forum Dilbilgisi

3:37

işte bu yüzden en zararsız internet forumundan

to the national conversation

3:40

ulusal bir sohbete kadar her grup

Dilbilgisi

from X to Y: aralığın tamamını belirtmek

From X to Y, bir aralığın iki uç noktasını X ve Y ile gösterir. Burada X, the most innocuous internet forum; Y ise the national conversation ifadesidir. Böylece aralık küçük ve zararsız bir çevrim içi ortamdan toplum çapındaki kamusal tartışmaya kadar uzanır. Uç noktalar özellikle birbirinden çok farklı seçilmiştir. Bu, aradaki her türün veya düzeyin de kapsandığını anlatır. Buradaki to, aralığın sonunu gösterir; hareket yönü belirtmez ve mastar işareti değildir.

Alıştırma

Cümleyi from X to Y aralık yapısıyla tamamlayın: The workshop welcomes everyone ____ complete beginners ____ experienced designers.

Cevabı göster

from · to

can turn into a double rage storm across the sky in no time. Notlar

3:42

kısa sürede gökyüzünü kaplayan çifte bir öfke fırtınasına dönüşebilir.

Öbek fiiller

turn into: bir durumdan başka bir duruma dönüşmek

Bu cümlede turn into, 'değişip başka bir şey olmak' anlamına gelir. Özne bir durumda başlar ve into'dan sonraki isim grubunun belirttiği sonuca dönüşür: Something can turn into a storm. Kimlik, biçim, durum veya koşul değişikliğini anlatmak için X turns into Y kalıbını kullanın. Nesneli yapıda turn X into Y kullanılır: Heat turns water into steam.

Alıştırma

En uygun ifadeyi seçin: After a few years, her hobby ___ a small business.

  1. turned into
  2. turned on
  3. turned to
Cevabı göster

turned into

Kalıp ifadeler

in no time: çok hızlı

In no time, 'çok yakında' veya 'çok kısa bir bekleyişten sonra' anlamına gelir. Burada değişimin son derece hızlı gerçekleşebileceğini vurgular. İfadenin tamamı, bir şeyin ne kadar hızlı olduğunu anlatan bir zarf görevi görür; sözcük sözcük yorumlanmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki 'çok hızlı' anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This app can sort the photos ____.

Cevabı göster

in no time

Wait, these thought germs aren't competing, Anlatım akışı

3:46

Bekleyin, bu düşünce mikropları rekabet etmiyor,

they're cooperating.

3:49

işbirliği yapıyorlar.

Anlatım akışı

aren't competing, they're cooperating: bir yorumu başka bir yorumla düzeltmek

“Aren't competing, they're cooperating” ilk yorumu reddeder ve hemen ikinci yorumla değiştirir. “They aren't competing; rather, they're cooperating.” cümlesinin konuşmadaki kısa biçimidir. Tekrarlanan they + be + -ing yapısı bu tersine dönüşü kolayca izlemeyi sağlar. Burada cooperating sonucu anlatır: iki fikir birbirinin yayılmaya devam etmesine yardım eder. Bu, bilinçli olarak birlikte çalışmaya karar verdikleri anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

İki uygulama rakip gibi görünüyor, ancak her biri kullanıcıları diğerine yönlendiriyor. Hangi cümle rekabet fikrini açıkça iş birliği fikriyle değiştirir?

  1. They cooperate only when they compete.
  2. They aren't competing; they're cooperating.
  3. They aren't only competing; they're also cooperating.
Cevabı göster

They aren't competing; they're cooperating.

Working together,

3:50

Birlikte çalışarak,

they reach more brains and hold their thoughts longer than they could alone. Dilbilgisi

3:51

tek başlarına yapabileceklerinden daha fazla beyne ulaşıyor ve düşüncelerini daha uzun süre tutuyorlar.

Dilbilgisi

longer than they could alone: could sonrasındaki eksilti

“longer than they could alone” ifadesinde could önceki eylemlerin anlamını taşır; böylece konuşan kişi“reach brains and hold thoughts” ifadesini tekrarlamaz. Buna karşılaştırma eksiltisi denir: than sonrasında bir kiplik fiili, bağlamdan anlaşılan fiil öbeğinin yerine geçebilir. Alone, ‘diğer fikrin yardımı olmadan’ demektir. Her düşünce mikrobunun ayrı hareket etmesini anlatır; bir insanın kendini yalnız hissettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi could ve alone kullanan dört sözcüklük hedef karşılaştırma cümleciğiyle tamamlayın: Together, the volunteers can sort donations faster ____.

Cevabı göster

than they could alone

Thought germs on opposite sides of an argument can be symbiotic. Kalıp ifadeler

3:55

Bir tartışmanın karşıt taraflarındaki düşünce mikropları simbiyotik olabilir.

Kalıp ifadeler

on opposite sides of an argument: bir tartışmada karşıt taraflarda olmak

Bu ifade, kişilerin, grupların veya fikirlerin aynı anlaşmazlıkta karşıt görüşleri desteklediğini belirtir. Buradaki sides fiziksel tarafları değil, görüş kamplarını anlatır. Opposite, anlaşmazlığın güçlü olduğunu gösterir: görüşler aynı mesele üzerinde birbirinin karşısındadır. Buradaki argument yalnızca öfkeli bir tartışma değil, mantıklı bir münazara veya üzerinde anlaşmazlık bulunan bir konu da olabilir.

Alıştırma

Ava ile Ben’in karşıt görüşlere sahip olduğunu anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Ava and Ben are ____ about the new class rule.

Cevabı göster

on opposite sides of the argument

One tool symbiotic anger germs in particular can employ is

3:58

Özellikle simbiyotik öfke mikroplarının kullanabileceği araçlardan biri

your-with-us-or-against-us. Deyimler

4:01

ya-bizdensin-ya-da-bize-karşısın aracıdır.

Deyimler

your-with-us-or-against-us: “bizden ya da bize karşı” şeklindeki ikili çerçeve

Tirelerle birleştirilen bu ifade, bilinen You're either with us or against us iddiasını retorik bir aracın adına dönüştürür. İki seçenekli bir tercih dayatır: “bizi” tamamen desteklemek ya da karşı kampa ait olmak. Tarafsızlığa, kısmi desteğe veya başka bir seçeneğe yer bırakmaz. Standart yazımda cümle, you are anlamındaki you're ile yazılır: You're either with us or against us. Your iyelik bildirir; bu nedenle bu sıra dışı etiketteki ilk your kelimesini normal yazım olarak örnek almayın.

Alıştırma

'You're either with us or against us' ifadesi ne yapar?

  1. İnsanların fiziksel olarak nerede durduğunu açıklar.
  2. Durumu iki karşıt kampa indirger ve orta konumları dışlar.
  3. İki taraftan birkaç olası uzlaşma seçeneği sıralamalarını ister.
Cevabı göster

Durumu iki karşıt kampa indirger ve orta konumları dışlar.

Whatever thought germ just leaped to the front of your brain, Deyimler

4:03

Beyninizin ön safhalarına az önce hangi düşünce mikrobu sıçramış olursa olsun,

push it back.

4:05

onu geriye itin.

Deyimler

leaped to the front of your brain ... push it back: dikkati ön ve arka konumlarla anlatan benzetme

Burada bir düşünce, zihinsel bir alanda hareket eden nesne gibi canlandırılır. leaped to the front of your brain, düşüncenin birden en çok dikkat çeken düşünce hâline geldiğini anlatır; beynin içinde fiziksel olarak hareket eden bir şey yoktur. push it back, bu ilk tepkiyi bilinçli olarak bir kenara bırakıp sonraki düşünce veya sözlerinizi yönetmesine izin vermemek demektir. İngilizce, dikkatin daha çok ya da daha az verildiği şeyleri anlatmak için sık sık ön ve arka konumlarını kullanır.

Alıştırma

Bu bağlamda leaped to the front of your brain, push it back ne anlama gelir?

  1. Zihindeki bütün düşünceleri kalıcı olarak silmek.
  2. Bir düşünceyi fiziksel olarak beynin başka bir bölümüne taşımak.
  3. İlk düşünceye hemen tepki vermek yerine onu bir kenara bırakmak.
Cevabı göster

İlk düşünceye hemen tepki vermek yerine onu bir kenara bırakmak.

This video isn't about that.

4:06

Bu video onun hakkında değil.

We're just talking about this tool,

4:08

Sadece, nötr beyinlerin direnmesini çok zorlaştıran,

which makes it very hard for neutral brains to resist,

4:10

ve bölücülüğü ile aynı zamanda simbiyotik partnerini de büyüten,

and its divisiveness also grows its symbiotic partner.

4:14

bu araç hakkında konuşuyoruz.

This explains why in some arguments

4:18

Bu durum bazı tartışmalarda

gaining more allies also gains more enemies,

4:20

neden daha fazla müttefik kazanmanın daha fazla düşman da kazandırdığını açıklar,

because though the participants think they're involved in a fiery battle to the death Deyimler

4:23

çünkü katılımcılar ölümüne ateşli bir savaşın içinde olduklarını düşünseler de

Deyimler

a fiery battle to the death: dramatik abartı

Fiery, güçlü bir öfke, enerji veya tutku duygusu katar. A battle to the death sözü gerçek anlamıyla yalnızca taraflardan biri öldüğünde biten bir savaşı anlatır; bu yüzden tüm ifade son derece uç bir çatışma görüntüsü oluşturur. Buradaki görüntü abartılıdır. Katılımcılar iki tarafın da geri adım atamayacağını hisseder, ancak gerçek bir ölüm kalım savaşı vermiyorlardır. Konuşmacı bu ifadeyle çatışmanın onlara ne kadar şiddetli ve uzlaşmasız göründüğünü gösterir.

Alıştırma

Gerçek anlamıyla yalnızca taraflardan biri öldüğünde biten bir savaşı anlatan ifadeyi tamamlayın: The two rivals treated the final as a battle ____.

Cevabı göster

to the death

from the anger germ's Kalıp ifadeler

4:27

öfke mikrobunun

perspective,

4:28

perspektifinden,

Kalıp ifadeler

From the anger germ's perspective: bakış açısını değiştirmek

From the anger germ's perspective, duruma öfke mikrobunun konumundan bakıldığında anlamına gelir. Açıklamanın çerçevesini o karaktere veya fikre kaydırır. Burada öfke mikrobu kişileştirilmiştir. İfade analitik bir bakış açısı sunar; gerçek bir mikrobun düşünebildiğini iddia etmez. Yeniden kullanılabilen from X's perspective kalıbı, sonraki açıklamayı kimin konumunun, bilgisinin veya çıkarlarının yönlendirdiğini gösterir.

Alıştırma

Bir teslimat şirketinin neden daha az adres değişikliği tercih ettiğini açıklıyorsunuz. Şirketin kişisel bir görüş bildirdiğini iddia etmeden onun bakış açısına açıkça geçen başlangıç hangisidir?

  1. The delivery company says that fewer address changes make planning easier.
  2. According to the delivery company, fewer address changes make planning easier.
  3. From the delivery company's perspective, fewer address changes make planning easier.
Cevabı göster

From the delivery company's perspective, fewer address changes make planning easier.

one side is a field of flowers Dilbilgisi

4:29

bir taraf çiçek tarlası

and the other a flock of butterflies.

4:31

diğer taraf kelebek sürüsüdür.

Dilbilgisi

One side is ... and the other ...: tekrarlanan is fiilini çıkarma

Bu paralel yapıda the other, the other side anlamına gelir ve tekrarlanan is fiili söylenmez. İkinci kısmın tam biçimi the other side is a flock of butterflies olur. Bu tür eksiltmeye ellipsis denir. İlk kısım eksik fiili sağladığı için iki betimleme dengeli ve öz kalır. a flock of butterflies ifadesini a field of flowers ifadesinin bir parçası olarak değil, anlamca tamamlanan is fiilinden sonraki betimleme olarak okuyun.

Alıştırma

“One shelf is for games and the other for books” şeklindeki kısaltılmış cümlenin tam anlamı nedir?

  1. One shelf is for games, and the other shelf is for books.
  2. One shelf is for games, and books are beside the other shelf.
  3. One shelf is for both games and books.
Cevabı göster

One shelf is for games, and the other shelf is for books.

Of course, planting more flowers will get you more butterflies,

4:33

Elbette daha fazla çiçek dikmek size daha fazla kelebek getirecek,

and getting more butterflies will pollinate more flowers.

4:36

ve daha fazla kelebeğe sahip olmak daha fazla çiçeği tozlaştıracaktır.

If there is some argument that splits the population

4:40

Eğer nüfusu bölen

and lasts forever

4:42

ve sonsuza kadar süren

and that even the most neutral people find difficult to avoid,

4:43

ve en tarafsız insanların bile kaçınmakta zorlandığı bir tartışma varsa,

you just might be looking at a super successful pair of symbiotic anger germs Dilbilgisi

4:47

ekolojik istikrara ulaşmış

that have reached ecological stability. Kelime

4:51

süper başarılı bir çift simbiyotik öfke mikrobuna bakıyor olabilirsiniz.

Dilbilgisi

just might be looking at: temkinli bir çıkarım yapmak

Burada just might, iddiayı kesinleştirmeden gerçek bir olasılığa işaret eder. Just, might sözcüğünü vurgular: konuşan kişi “açıklama gerçekten bu olabilir” demektedir; bunu kanıtladığını söylemez. Bu kalıpta be looking at, yalnızca “gözlerini bir şeye çevirmek” değil, “bir durumla karşı karşıya olmak veya ona dair kanıtlara sahip olmak” demektir. Bütün ifade, gözleme dayalı bir varsayımı kesin konuşmadan sunar.

Alıştırma

“We just might be looking at a new pattern.” cümlesinde konuşan kişi ne demek istiyor?

  1. Konuşan kişi örüntünün yeni olduğunu kanıtlamıştır.
  2. Konuşan kişi görünür bir örüntüye kesinlikle bakmaktadır.
  3. Bunun yeni bir örüntü olma ihtimali gerçektir, ancak kesin değildir.
Cevabı göster

Bunun yeni bir örüntü olma ihtimali gerçektir, ancak kesin değildir.

Kelime

ecological stability: kalıcı bir örüntüyü anlatan mecaz

Ecological stability, ekolojide kullanılan teknik bir kavramdır: sistemin parçaları etkileşime veya değişmeye devam etse bile sistem zaman içinde görece tutarlı kalır. Bu cümlede ifade, kalıcı bir örüntüye yerleşen iki karşıt “öfke mikrobu” için mecaz olarak kullanılmıştır. Stability, iyi olmayı değil sürekliliği anlatır. Aynı genel düzeni üretmeye devam ettiği sürece ilişki düşmanca veya zararlı olsa bile stable olabilir.

Alıştırma

Birbirine rakip iki fikrin tartışılmasında “They have reached ecological stability” en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Fikirler çevre dostu hâle gelmiştir.
  2. Anlaşmazlık sona ermiş ve herkes aynı fikirde olmuştur.
  3. Rakip fikirler artık görece istikrarlı bir ilişki içinde varlığını sürdürmektedir.
Cevabı göster

Rakip fikirler artık görece istikrarlı bir ilişki içinde varlığını sürdürmektedir.

Now, one final depressing thought,

4:53

Şimdi son bir iç karartıcı düşünce,

uh, I mean one more awe-inspiring point Ton ve niyet

4:55

ee, yani huşu uyandıran bir nokta daha

that will reveal the secrets of a,

4:58

sırlarını ortaya çıkaracak olan bir...

actually no, it's just depressing.

4:59

aslında hayır, bu sadece iç karartıcı.

Ton ve niyet

uh, I mean ... actually no ile anında kendini düzeltme

“Uh, I mean”, “one final depressing thought” ifadesini yarıda kesip yerine daha görkemli ve çekici bir anlatım getirir. Konuşmada I mean, anında kendini düzeltme işareti olabilir: ardından gelen sözler, konuşanın az önce söylediklerini değiştirir. Ardından “Actually no” bu süslü anlatımı da iptal eder ve konunun aslında yalnızca iç karartıcı olduğunu kabul eder. İki düzeltme de bilinçlidir: konuşan kısa süreliğine mesajı daha iyi gösteriyormuş gibi yapar, sonra bu görüntüden vazgeçer. Böylece kafa karışıklığı değil, ironik bir mizah oluşur.

Alıştırma

Bu cümlede “uh, I mean” ve “actually no” ne işe yarıyor?

  1. Konuşan, ironik mizah yaratmak için ifadesini iki kez değiştiriyor.
  2. Konuşan, birbiriyle ilgisiz iki konuya geçiyor.
  3. Konuşan, bilgiyi başka birinin düzeltmesini istiyor.
Cevabı göster

Konuşan, ironik mizah yaratmak için ifadesini iki kez değiştiriyor.

When opposing groups get big,

5:01

Karşıt gruplar büyüdüğünde,

they don't really argue with each other, Dilbilgisi

5:02

birbirleriyle gerçekten tartışmazlar,

they mostly argue with themselves

5:04

daha çok kendi içlerinde

Dilbilgisi

with each other ile with themselves arasındaki fark

With each other karşılıklılık bildirir: eylem, “they” ile belirtilen kişiler ya da gruplar arasında gerçekleşir. Burada bu ifade, karşıt tarafların ayrımın ötesinden birbirleriyle tartışması anlamına gelirdi. With themselves dönüşlüdür: nesne özneye geri döner. Bu bağlamda “they”, farklı grupları topluca belirtir; dolayısıyla ifade, her grubun esas olarak kendi cephesi içinde tartıştığı anlamına gelir. Her kişinin yalnız başına kendi kendine konuştuğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi each other ve themselves ifadelerini birer kez kullanarak tamamlayın: The partners often consult ____, but they each remind ____ to stay calm.

Cevabı göster

each other · themselves

about how angry the other group makes them.

5:06

diğer grubun onları ne kadar sinirlendirdiği hakkında tartışırlar.

We can actually graph fights on the internet to see this in action. Kalıp ifadeler

5:09

Bunu iş başında görmek için aslında internetteki kavgaların grafiğini çıkarabiliriz.

Kalıp ifadeler

see this in action: bir şeyin gerçekten nasıl çalıştığını gözlemlemek

See something in action, bir kişiyi ya da şeyi yalnızca soyut bir açıklamayla öğrenmek yerine gerçekten çalışırken, görev yaparken veya kullanılırken gözlemlemek demektir. Bu cümlede internet tartışmalarını grafiğe dökmek, örüntüyü gerçek bir örnek üzerinde görünür kılar. Yapı see + nesne + in action şeklindedir. Nesne bir kişi, araç, sistem veya fikir olabilir. Buradaki action, gerçek çalışma durumunu ifade eder; aksiyon filmi veya hukuki dava anlamına gelmez.

Alıştırma

“Gerçekten çalışırken” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: At the technology fair, we got to see the new robot ____.

Cevabı göster

in action

Each becomes its own quasi-isolated

5:12

Her biri diğeri hakkında düşüncelerini paylaşan

internet sharing thoughts about the other.

5:14

kendi yarı izole internetine dönüşür.

You see where this is going, right? Ton ve niyet

5:16

Bunun nereye varacağını görüyorsunuz, değil mi?

Ton ve niyet

Çıkarımı kontrol etmek için “You see where this is going, right?”

Bu soru, “Anlattıklarımdan sonucu veya bir sonraki gelişmeyi tahmin edebiliyor musun?” anlamına gelir. Where this is going, fiziksel bir varış noktasını değil; bir düşüncenin, hikâyenin veya durumun gittiği yönü ifade eder. Baştaki You see ... çıkarımı dinleyicinin fark edebileceği bir şey olarak sunar; right? ise onay ister. Birlikte, dinleyicinin anlatılanları takip edip etmediğini kontrol ederken onu aynı fikirde olmaya da yönlendirirler. See sonrasındaki where this is going dolaylı bir sorudur. Bu yüzden soru sırası olan is this yerine düz cümle sırası olan this is kullanılır.

Alıştırma

Bir tartışmada konuşmacı “You see where this is going, right?” diye sorarak ne yapıyor?

  1. Konuşan kişi, dinleyicinin sonucu tahmin edip edemediğini kontrol ediyor.
  2. Konuşan kişi bir yere giden yolu soruyor.
  3. Konuşan kişi tartışmanın bittiğini duyuruyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, dinleyicinin sonucu tahmin edip edemediğini kontrol ediyor.

Each group breeds thought germs about the other,

5:18

Her grup diğeri hakkında düşünce mikropları üretir,

and as before,

5:21

ve daha önce olduğu gibi,

the most enraging,

5:22

en çok öfkelendiren,

but not necessarily the most accurate, Kalıp ifadeler

5:23

ancak mutlaka en doğru olmayanlar,

spread the fastest.

5:25

en hızlı yayılır.

Kalıp ifadeler

not necessarily: doğruluğu değil, kesinliği reddetmek

Not necessarily, ardından gelen sonucun kesinliğini azaltır. Burada not necessarily accurate, doğruluğun garanti edilmediği anlamına gelir: hızla yayılan iddia doğru da olabilir, yanlış da. Olumsuzluk doğrudan doğruluğa değil, zorunluluğa yöneliktir. Bir olgu beklenen sonucu her zaman gerektirmediğinde not necessarily kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi ‘doğru olabilir ama garanti değildir’ anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The most popular answer is ____ the correct one.

Cevabı göster

not necessarily

The group almost can't help but construct a totem

5:26

Grup elinde olmadan diğerinin öyle

of the other so

5:29

öfkelendirici bir totemini inşa eder ki

enraging they'll talk about it all the time,

5:29

sürekli onun hakkında konuşurlar,

which now that you know how thought germs grow, Dilbilgisi

5:32

ki artık düşünce mikroplarının nasıl büyüdüğünü bildiğinize göre,

is exactly what makes the totem always perfectly maddening.

5:34

totemi her zaman kusursuz bir şekilde çıldırtıcı yapan şey tam olarak budur.

Dilbilgisi

now that you know: gerçekleşmiş bir nedeni sunmak

Now that, zaten gerçek hâle gelmiş bir durumu tanıtır ve onu ardından gelen şeyin nedeni olarak sunar. Now that you know ifadesinde dinleyicinin yeni edindiği bilgi, araya giren yan cümleden sonraki sonucun dayanağıdır. Bu yapı yalnızca şimdiki zamanı göstermez. Yeniden kullanılabilen kalıp now that + özne + fiildir; ardından bir sonuç veya sonraki eylem gelir.

Alıştırma

Cümleyi ‘bu yeni durum zaten gerçek olduğu için’ anlamındaki iki sözcüklü İngilizce bağlayıcıyla tamamlayın: ____ we know where the leak is, we can fix it.

Cevabı göster

Now that

Now, all this isn't to say there's no point in arguing. Notlar

5:38

Elbette tüm bunlar, tartışmanın bir anlamı olmadığı anlamına gelmez.

Anlatım akışı

Bir sonucu sınırlamak için isn't to say

X isn't to say Y yapısı, “X, Y'nin kanıtı olarak alınmamalıdır” anlamına gelir. Burada all this önceki eleştiriye gönderme yapar; Y ise “tartışmanın hiçbir değeri yoktur” şeklindeki aşırı geniş sonuçtur. Bu, sonucu sınırlandıran bir anlatım biçimidir: konuşan önceki eleştiriyi korur, ancak dinleyicinin ondan çıkarabileceği sonucu sınırlar. Önceki görüşünü geri çekmez.

Alıştırma

Örnekte isn't to say ne işe yarıyor?

  1. Önceki eleştiriden çıkarılabilecek sonucu sınırlar.
  2. Tartışmanın her zaman yararsız olduğunu söyler.
  3. Önceki eleştiriyi tamamen iptal eder.
Cevabı göster

Önceki eleştiriden çıkarılabilecek sonucu sınırlar.

Dilbilgisi

no point in arguing ve no point in + -ing yapısı

there is no point in + -ing yapısı, bir eylemin yardımcı olmayacağı veya yararlı bir sonuç üretmeyeceği için gereksiz olduğunu anlatır. no point in arguing ifadesinde arguing, in edatından sonra gelen bir ulaçtır. Bu cümlede there is no point in arguing düşüncesinin tamamı isn't to say ifadesinin kapsamındadır. Bu nedenle konuşan, tartışmanın anlamsız olduğunu iddia etmiyor; bu sonucu reddediyor.

Alıştırma

Cümleyi point ile kurulan ve eylemin değeri olmadığını belirten üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: There's ____ waiting for a bus after the last service has left.

Cevabı göster

no point in

That's a different video.

5:40

Bu başka bir videonun konusu.

Or that the internet isn't amazing,

5:42

Ya da internetin muhteşem olmadığı,

or that there aren't things worth trying Dilbilgisi

5:43

ya da insanların fikirlerini değiştirmeye

to change people's minds about. Deyimler

5:45

değecek şeylerin olmadığı anlamına gelmez.

Dilbilgisi

worth trying to change: worth + -ing, ardından try + to-mastar

Bu cümlede worth trying to change, konuşulan şeyleri veya konuları niteler. Worth sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir; bu yüzden try, trying olur. Trying sözcüğünden sonra ise to change gelir. Try to do, bir şeyi yapmak için çaba göstermek demektir. Yapı worth + [trying + to change] şeklindedir; yani to, worth sözcüğüne değil try fiiline bağlıdır.

Alıştırma

Try ve change fiillerini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The schedule is causing problems, so it is worth ____.

Cevabı göster

trying to change

Deyimler

change people's minds: görüşlerin veya kararların değişmesini sağlamak

Change someone's mind, bir kişinin görüşünü, inancını veya kararını değiştirmesini sağlamak demektir. Burada change people's minds, insanları about sözcüğünün gönderme yaptığı konular hakkında farklı düşünmeye ikna etmek anlamına gelir. İyelik biçimi kişiye göre değişir: change my mind, change her mind, change people's minds. People gibi çoğul bir sahip söz konusuysa mind da çoğul olarak minds olur.

Alıştırma

Change her mind ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: New evidence finally ____ about the plan.

Cevabı göster

changed her mind

Thought germs of all kinds come and go, Öbek fiiller

5:46

Her türden düşünce mikrobu gelir ve geçer,

Öbek fiiller

come and go: geçici varlık ve değişim

Bu cümlede come and go, farklı “düşünce mikroplarının” ortaya çıkması, bir süre yayılması ve sonra etkisini kaybetmesi anlamına gelir. İfade değişimi ve geçiciliği vurgular; burada gerçek anlamda bir yolculuktan söz edilmez. Çoğul öznede come and go, tekil öznede comes and goes kullanılır. Bu yapı yalnızca belirli zamanlarda var olan duygular, eğilimler, fırsatlar ve insanlar için kullanılabilir.

Alıştırma

Modaların geçici olduğunu göstermek için cümleyi come and go ile tamamlayın: Fashions ____, but good design can last for years.

Cevabı göster

come and go

but it's useful to be aware of how thought Kalıp ifadeler

5:49

ancak düşüncenin yayılmak için

can use our emotions to spread,

5:50

duygularımızı nasıl kullanabildiğinin farkında olmak,

Kalıp ifadeler

be aware of: fark etmek ve akılda tutmak

Be aware of, bir şeyi fark etmek ve akılda tutmak anlamına gelir. Burada bir uyarı sunar: Bir düşüncenin yayılmak için duyguları nasıl kullanabildiğine dikkat edin; yalnızca bunun olabileceğini bilmekle yetinmeyin. Yapı be aware of + isim veya isim öbeği şeklindedir; örneğin be aware of the risk. Buradaki be aware of how thought can use our emotions to spread örneğinde olduğu gibi, ardından soru sözcüğüyle başlayan bir yan cümle de gelebilir.

Alıştırma

Be aware of ifadesindeki eksik sözcüklerle cümleyi tamamlayın: Before you share a photo, be ____ the privacy settings.

Cevabı göster

aware of

and how the more rapidly a thought is able to spread,

5:52

ve bir düşünce ne kadar hızlı yayılabilirse,

the more chances it has to become even better at spreading

5:55

kendisine yapılan rastgele değişiklikler sayesinde

through random changes that are made to it.

5:58

yayılmada daha da iyi hale gelme şansının o kadar arttığının farkında olmak faydalıdır.

Sometimes that's great,

6:00

Bazen bu harikadır,

sometimes it's terrible.

6:02

bazen berbattır.

But if you want to maintain a healthy brain,

6:03

Ancak sağlıklı bir beyne sahip olmak istiyorsanız,

it pays to be cautious of thoughts that have passed through a lot of other brains Dilbilgisi

6:05

diğer pek çok beyinden geçmiş

Dilbilgisi

it pays to be cautious of: ……e karşı temkinli olmakta fayda var

Burada it pays to do something, bir şeyi yapmanın değerli olduğunu veya büyük olasılıkla yarar sağlayacağını belirtir. Pays mecazidir; gerçek bir para ödemesi yoktur. Be cautious of something, bir şeyi olası bir risk olarak görüp dikkatle incelemek demektir. Birlikte kullanıldığında it pays to be cautious of, doğrudan emir vermek yerine sakin ve gerekçeli bir tavsiye sunar; söz konusu şeyi tamamen reddetmek gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Dikkatli olmayı bir emir değil, yararlı bir seçim olarak sunan ifadeyle tavsiyeyi tamamlayın: When a website asks for private information, ____ unfamiliar links.

Cevabı göster

it pays to be cautious of

and that poke you where you're weakest. Deyimler

6:09

ve sizi en zayıf noktanızdan dürten düşüncelere karşı dikkatli olmakta fayda var.

Deyimler

poke you where you're weakest: en savunmasız noktanı hedef almak

Poke normalde bir kişiyi veya nesneyi parmakla ya da sivri bir cisimle dürtmek anlamına gelir. Bu cümlede mecazidir: düşünceler, hassas bir duygusal noktayı bilerek dürtüyormuş gibi etki eder. Where you're weakest fiziksel bir yeri belirtmez. Duygularınızın, korkularınızın veya inançlarınızın en savunmasız olduğu kısmı anlatır. İfadenin tamamı, güçlü tepki vermeniz için bu zayıflığı hedef almak demektir.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: The rumor poked Leo where he was weakest. Bu ifade ne anlama gelir?

  1. Leo'ya hafifçe dokundu.
  2. Leo'nun en hassas duygusal zayıflığını hedef aldı.
  3. Leo'ya bir binanın en zayıf yerini gösterdi.
Cevabı göster

Leo'nun en hassas duygusal zayıflığını hedef aldı.

It's your brain.

6:11

Bu sizin beyniniz.

Be hygienic with it. Deyimler

6:12

Bu konuda hijyenik olun.

Deyimler

“Be hygienic with it.” şeklindeki mecazlı emir

Buradaki it, your brain ifadesine gönderme yapar. Be hygienic with it. mecazlı bir emirdir: Konuşan kişi beyninizi gerçekten yıkamanızı söylemez. Bedensel hijyen fikrini düşünme alanına taşır. Bu emir, özellikle hızla yayılan veya güçlü duyguları körükleyen fikirler söz konusu olduğunda, zihninize hangi fikirleri aldığınıza ve hangilerini aktardığınıza dikkat etmeniz gerektiğini anlatır. Kısa emir cümlesi, daha önceki mikrop benzetmesini net bir sonuçla bağlar.

Alıştırma

Bu mecazda “Be hygienic with it.” dinleyiciden ne yapmasını istiyor?

  1. Güçlü bir duygu hissettiğinizde düşünmekten kaçınmak.
  2. Gerçek mikropları gidermek için beyninizi yıkamak.
  3. Kabul ettiğiniz ve yaydığınız fikirler konusunda dikkatli olmak.
Cevabı göster

Kabul ettiğiniz ve yaydığınız fikirler konusunda dikkatli olmak.