Ya Gerçek Aşkı Hiç Bulamazsak...: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.032 kelime 163 kel/dk

Video özeti: Deneme, uzun süredir beklenen aşkın hiç gelmeyebileceği olasılığıyla yüzleşiyor. Umutsuzluktan uyuma geçişi ve sanatın, dostluğun, aşksız bir hayatı dürüstçe kabul etmenin sunduğu teselliyi anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “bound up with” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: iki duygu, kimlik veya sorunu sıradan bir ilişkiden öte, derinden bağlı olarak anlatın. 2. “smash through the crash barriers of ordinary hope.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: yol bariyerini umutsuzluğun sıradan umudun koruyucu sınırını aşması olarak okuyun. 3. “all the more redemptive” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir neden niteliği güçlendirdiğinde “all the more + sıfat” kullanın.

Bu derste

Since the start of adulthood,

0:04

Yetişkinliğin başından beri,

we have been waiting. Dilbilgisi

0:06

bekliyoruz.

Dilbilgisi

have been waiting: geçmişten şimdiye süren bekleyiş

Have been waiting, have + been + fiil-ing yapısındaki present perfect continuous biçimidir. Beklemenin geçmişte başladığını ve şimdiye kadar sürdüğünü anlatır. Bu biçim, tamamlanmış bir geçmiş eylemden çok bekleme süresine ve eylemin devam etmesine odaklanır. Eylem henüz sona ermiş ama şimdiki sonucu açıkça görülüyorsa da kullanılabilir; bu cümlede ise bekleme hâlâ sürmektedir.

Alıştırma

Cümleyi wait fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: We ____ for the bus since 8:00.

Cevabı göster

have been waiting

We understood love intuitively

0:08

Aşkı sezgisel olarak anladık

long before it was ever a practical possibility.

0:11

pratik bir olasılık olmasından çok önce.

We knew that it was bound up with a sense of being profoundly understood Kalıp ifadeler

0:14

Bunun, derinden anlaşılma hissiyle,

Kalıp ifadeler

bound up with: derin ve ayrılmaz bir bağlantı

Bound up with, bir şeyle derinden bağlantılı ve ondan ayrılması zor olmak anlamındaki bir deyimdir. Burada bound, iple bağlanmış olmakla ilgili değildir ve ifade “kesinlikle olacak” anlamına da gelmez. Yapı be + bound up with + isim veya isim öbeğidir. Genellikle iç içe geçmiş soyut düşünceler ya da deneyimler için kullanılır; burada sevgi, derinden anlaşılma hissinden ayrı düşünülemeyen bir şey olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “derinden ve ayrılmaz biçimde bağlantılı” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Her sense of identity is ____ the language she grew up speaking.

Cevabı göster

bound up with

and finally able to say everything

0:18

ve nihayet her şeyi söyleyebilmekle,

without fear of judgment or censure. Kalıp ifadeler

0:21

yargılanma veya kınanma korkusu olmadan söyleyebilmekle bağlantılı olduğunu biliyorduk.

Kalıp ifadeler

without fear of judgment or censure ifadesi

Without fear of X, kişi X'in gerçekleşmesini beklemediği için rahatça konuşabilecek veya hareket edebilecek kadar güvende hissediyor demektir. Burada konuşan kişi, olumsuz bir tepkiden endişe etmeden her şeyi paylaşabilir. Judgment değerlendirilmek veya eleştirilmek anlamına gelirken censure güçlü, çoğu zaman resmî ya da kamuya açık bir kınama anlamına gelir. İkisinin birlikte kullanılması, sıradan olumsuz değerlendirmeden daha ciddi bir kınamaya doğru ilerler.

Alıştırma

Burada "without fear of judgment or censure" ne anlama geliyor?

  1. Herkesin onu onaylayacağından emin.
  2. Sözlerinin bir yayından çıkarılmasından endişe etmiyor.
  3. Sıradan eleştiriden veya daha güçlü ve muhtemelen resmî bir kınamadan endişe etmiyor.
Cevabı göster

Sıradan eleştiriden veya daha güçlü ve muhtemelen resmî bir kınamadan endişe etmiyor.

Love was a two-person conspiracy Deyimler

0:24

Aşk, iki kişilik bir komploydu,

against everyone else

0:26

diğer herkese karşı,

Deyimler

a two-person conspiracy against ifadesindeki metafor

A two-person conspiracy against everyone else ifadesi bir metafordur. Çifti, bağları ve ortak anlayışları sayesinde dış dünyadan ayrılan iki kişilik gizli bir ekip olarak hayal eder. Conspiracy genellikle yanlış bir şey yapmak için kurulan gizli bir planı anlatır; ancak burada bu olumsuz kelime bilerek abartılmıştır. Gerçek bir suç veya komplo değil, yakınlık, mahremiyet ve iki kişinin birlikte dünyaya karşı durduğu hissini aktarır.

Alıştırma

Bu cümlede "a two-person conspiracy against everyone else" ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Birbiriyle konuşmayı reddeden iki kişinin betimlemesi.
  2. Kendilerini dışarıdakilerden ayrı, özel bir ekip gibi hisseden iki kişiyi anlatan bir metafor.
  3. İki kişinin suç planladığına ilişkin gerçek anlamlı bir suçlama.
Cevabı göster

Kendilerini dışarıdakilerden ayrı, özel bir ekip gibi hisseden iki kişiyi anlatan bir metafor.

too dumb or leaden

0:27

bunu anlayamayacak kadar aptal

to get it. Kelime

0:29

veya duygusuz olanlara karşı.

Kelime

to get it: anlatılmak isteneni anlamak

Burada to get it, “ima edilen düşünceyi veya gerçeği anlamak” demektir. it, yeniden açıkça söylenmeyen ortak anlamı temsil eder; birinin elde ettiği nesneyi anlatmaz. too dumb or leaden ifadesinden sonra gelen to get it mastarı, kişinin yapamayacağı varsayılan eylemi belirtir. Daha genel olarak get it, konuşma dilinde understand the point anlamında kullanılan yaygın bir ifadedir.

Alıştırma

“Ana fikri anlamak” anlamını verecek şekilde cümleyi get it ifadesinin mastar biçimiyle tamamlayın: After a second explanation, Leo finally began ____.

Cevabı göster

to get it

The true nature of being alive.

0:31

Hayatta olmanın gerçek doğasıydı.

It had to do with fancying someone totally Notlar

0:33

Birinden tamamen hoşlanmakla ilgiliydi

Kalıp ifadeler

had to do with: bağlantılı olmak

Had to do with, have to do with ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. “Bağlantılıydı” veya “ilgiliydi” anlamına gelir. Burada ifade, önceki düşünceyi ardından gelen konuyla ilişkilendirir. had to do with ifadesini tek bir kalıp olarak ele alın. Buradaki had to do, zorunluluk anlatmaz; ilişki anlamının oluşması için with gereklidir.

Alıştırma

Cümleyi have to do with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The cancellation ____ the storm.

Cevabı göster

had to do with

and the amazingness that they might fancy you back

0:36

ve onların da senden hoşlanabileceği gerçeğinin muhteşemliğiyle,

Kelime

fancying someone ... fancy you back: birinden hoşlanmak ve karşılık görmek

Burada fancying someone, o kişiye karşı romantik veya cinsel çekim hissetmek demektir. Totally bu duyguyu güçlendirir; bu cümlede fancy, “gösterişli” veya “pahalı” anlamındaki sıfat değildir. fancy you back ifadesinde back, “karşılık olarak” anlamına gelir. Umulan duygu karşılıklıdır: sen o kişiden etkilenirsin, o kişi de senden etkilenir. Bu, çekimi anlatır; mutlaka ciddi bir aşk ilanı değildir.

Alıştırma

Cümleyi “bana karşı aynı romantik çekimi hissediyor” anlamındaki Britanya İngilizcesi ifadeyle tamamla: I fancy Alex, but I do not know whether Alex ____.

Cevabı göster

fancies me back

to the extent that you could do anything with them Dilbilgisi

0:39

onlarla her şeyi yapabileceğin noktaya kadar,

Dilbilgisi

to the extent that: …olacak ölçüde

To the extent that, bir şeyin ne ölçüde doğru olduğunu veya gerçekleştiğini belirtir. That sonrasındaki yan cümle, bu dereceye ulaşıldığında neyin mümkün hâle geldiğini veya hangi sonucun ortaya çıktığını gösterir. Burada çekim ve güven, o kişiyle her şeyi yapmanın mümkün görüneceği kadar güçlü olarak anlatılır. Extent burada fiziksel mesafe değil, “derece” veya “sınır” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi, bir sonucu kullanarak derece gösteren dersteki dört sözcüklü bağlayıcıyla tamamla: The power cut affected the city ____ several hospitals switched to backup generators.

Cevabı göster

to the extent that

like rest a finger inside their mouth

0:41

mesela parmağını ağızlarının içine koyup

and ask them to bite it hard.

0:43

onu sertçe ısırmalarını istemek gibi.

We imagined from the first

0:46

Başından beri hayal etmiştik

that love might be the best part of life

0:47

aşkın hayatın en iyi kısmı olabileceğini

and we weren't wrong.

0:50

ve yanılmamıştık.

In the name of love, Deyimler

0:52

Aşk adına,

we put ourselves in extraordinary situations.

0:53

kendimizi olağanüstü durumlara soktuk.

Deyimler

In the name of love: aşk adına

In the name of + isim, bir kişinin o ismi bir eylemin arkasındaki gerekçe, ilke veya otorite olarak sunduğunu belirtir. Burada love, kendimizi alışılmadık durumlara sokmamızın açıklanan nedenidir; bir kişinin adı değildir. İfade tarafsız olabilir, ancak çoğu zaman öne sürülen nedenin eylemi gerçekten haklı çıkarıp çıkarmadığını sorgulamaya yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle in the name of ifadesini bir ideali eylemin açıklanan gerekçesi olarak sunmak için kullanıyor?

  1. They canceled the concert in the name of public safety.
  2. She wrote her name on the safety form.
  3. They fell in love at the concert.
Cevabı göster

They canceled the concert in the name of public safety.

We went out far more than we would have wanted. Dilbilgisi

0:56

İstediğimizden çok daha fazla dışarı çıktık.

Dilbilgisi

far more than we would have wanted: isteyeceğimizden çok daha fazla

Far more than bir karşılaştırmayı güçlendirir: far burada fiziksel mesafeyi değil, “büyük bir miktarda” anlamını veren bir pekiştiricidir. Cümle, gerçekte dışarı çıkma miktarının tercih edilen miktardan çok daha fazla olduğunu anlatır. Would have wanted geçmişteki gerçek dışı veya hayal edilen bir seçeneğe işaret eder: özgürce seçebilselerdi daha az dışarı çıkmayı tercih ederlerdi. Yapı, gerçekte olanlarla geçmişteki tercihi karşılaştırır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki karşılaştırma kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: The repairs cost ____.

Cevabı göster

far more than we would have wanted

We bought fancy clothes.

0:59

Şık kıyafetler aldık.

We thought about our hair

1:00

Saçlarımızı düşündük

and worried about our spots.

1:02

ve sivilcelerimiz için endişelendik.

We drank intensely colored cocktails.

1:04

Rengi yoğun kokteyller içtik.

We ended up at small hours Notlar

1:06

Gecenin geç saatlerinde,

Öbek fiiller

ended up: beklenmedik bir nihai sonuç

ended up, bir dizi olaydan sonraki nihai sonucu belirtir; bu sonuç çoğu zaman planlanmamış veya beklenmediktir. Bu cümlede son duruma gecenin çok geç bir saatinde ulaşılmıştır. up yukarı doğru hareket anlamına gelmez ve end up yalnızca fiziksel bir bitiş noktasını anlatmaz. End up sonrasında bir yer veya edat öbeği, bir sıfat ya da -ing biçimi kullanılabilir: We ended up at home, We ended up tired ve We ended up talking. Cümle geçmiş zamanda olduğu için end, ended biçimine dönüşür.

Alıştırma

end sözcüğünü doğru öbek fiilin geçmiş zaman biçiminde kullanın: After taking the wrong bus, we ____ on the other side of town.

Cevabı göster

ended up

Kelime

at small hours ve yaygın in the small hours biçimi

Bu cümlede at small hours, gece yarısından sonraki ve sabahtan önceki çok geç saatleri ifade etme amacıyla kullanılmıştır. small, gece yarısından sonraki bir veya iki gibi küçük sayılı saatleri anlatır; kısa bir süre anlamına gelmez. Bu kullanım alışılmadıktır. Yerleşik Britanya İngilizcesi ifadesi in the small hours biçimindedir. Bu nedenle burada at small hours bağlamdan anlaşılabilir, ancak ifadeyi kendiniz kullanırken normalde in the small hours biçimini seçmelisiniz.

Alıştırma

İşin gece yarısından sonra çok geç bir saate kadar devam ettiğini en doğal biçimde hangi cümle anlatır?

  1. We were still working for small hours.
  2. We were still working at small hours.
  3. We were still working in the small hours.
Cevabı göster

We were still working in the small hours.

in alien parts of town Kelime

1:07

şehrin yabancı bölgelerinde,

Kelime

alien parts of town: alien, ‘yabancı ve alışılmadık’ demektir

Burada alien, uzaylı veya dünya dışı anlamında değil; konuşmacıya yabancı, alışılmadık ya da onun olağan deneyiminin dışında anlamındadır. Alien, parts of town ifadesini niteler; dolayısıyla ifade, konuşmacının iyi bilmediği mahalleleri veya bölgeleri anlatır. Bu kullanım, çevreyi konuşmacının deneyimine yabancı bir yer gibi gösterir. Birinin milliyetini ya da yasal statüsünü değil, o yeri bilmeme veya oraya ait hissetmeme duygusunu anlatır.

Alıştırma

“The new office felt alien to me,” cümlesinde alien ne anlama gelir?

  1. Yabancı bir hükümete ait olan
  2. Girilmesi yasa dışı olan
  3. Başka bir gezegende bulunan
  4. Yabancı ve alışılmadık
Cevabı göster

Yabancı ve alışılmadık

in the bedrooms of people

1:09

tam olarak uygun olmadıklarını bildiğimiz

we knew weren't quite right

1:10

insanların yatak odalarında bulduk kendimizi,

but that seemed at least

1:12

ama en azından bunun bir şekilde

in some way to be an advance Deyimler

1:13

amacımıza hizmet eden

on the cause.

1:15

bir ilerleme gibi göründüğünü düşündük.

Deyimler

an advance on the cause: hedefe doğru bir adım

Burada the cause, bir olayın nedeni değil, konuşmacının daha büyük kişisel amacı veya davasıdır. Bu amaca cause demek, onu örgütlü bir kampanya gibi gösterir ve anlatıma kendinin farkında olan, hafif mizahi bir ton katar. An advance, ileriye doğru bir adım veya ilerleme demektir. Bu nedenle an advance on the cause, sonuç sınırlı ya da ideal olmasa bile görevi ilerletmiş gibi görünen bir şeyi ifade eder.

Alıştırma

Bu tür düşünceli bir anlatımda “It was an advance on the cause” ne anlama gelir?

  1. Kamusal bir kampanyaya yönelik saldırıydı.
  2. Sorunun neden meydana geldiğini açıklıyordu.
  3. İş başlamadan önce ödenen paraydı.
  4. En azından daha büyük hedefe doğru küçük bir adımdı.
Cevabı göster

En azından daha büyük hedefe doğru küçük bir adımdı.

We accepted dates with people

1:16

Sorunlu olduklarını bildiğimiz

we knew were problematic

1:17

insanlarla randevuları kabul ettik,

because we wanted not to ossify Deyimler

1:19

çünkü katılaşmak

Deyimler

not to ossify: katılaşıp değişemez hâle gelmek

Ossify sözcüğü gerçek anlamıyla kemiğe veya kemiğe benzer bir dokuya dönüşmek demektir. not to ossify ifadesinde mecazidir: Konuşan kişi sabit, katı ve değişemez hâle gelmekten kaçınmak istiyor. not to + fiil yapısı, birinin önlemek istediği sonucu belirtir. Aynı mecaz, zamanla değişime dirençli hâle gelen alışkanlıkları, fikirleri, kuruluşları veya yaşam biçimlerini de anlatabilir.

Alıştırma

"Without new voices, the organization may ossify," İngilizce cümlesinde ossify ne anlama gelir?

  1. Katılaşıp değişime dirençli hâle gelmek
  2. Büyüyüp daha başarılı olmak
  3. Karar vermeden önce kısa süre durmak
Cevabı göster

Katılaşıp değişime dirençli hâle gelmek

or grow alone and peculiar.

1:20

ya da yalnız ve tuhaf bir şekilde yaşlanmak istemiyorduk.

It wasn't always right.

1:23

Bu her zaman doğru değildi.

In fact, it was mostly always wrong,

1:24

Aslında, neredeyse her zaman yanlıştı,

but we kept our spirits up Deyimler

1:26

ama moralimizi yüksek tuttuk

Deyimler

kept our spirits up: zorluk sırasında umudu korumak

Keep one's spirits up, zorluklarla karşılaşırken umutlu, neşeli veya cesur kalmak demektir. Buradaki kept our spirits up, tekrarlanan kötü deneyimlerin grubun iyimserliğini yok etmediğini anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: keep my/your/his/her/our/their spirits up. Bu deyimde spirits, ruh hâli veya moral anlamındadır; alkollü içecekler ya da doğaüstü varlıklar anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi "keep one's spirits up" ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Even after two rejections, Maya ____ and applied again.

Cevabı göster

kept her spirits up

and told ourselves it would eventually be okay

1:27

ve sonunda her şeyin yoluna gireceğini söyledik kendimize,

as they kindly assured us it would be.

1:30

insanların bize kibarca öyle olacağını garanti ettiği gibi.

But time passed,

1:33

Ama zaman geçti,

decades went by,

1:35

on yıllar akıp gitti,

we got enmeshed in some very troubling situations Deyimler

1:36

kendimizi çok sıkıntılı durumların içinde bulduk,

that looked like love from the outside Anlatım akışı

1:39

dışarıdan aşk gibi görünen

but were anything but.

1:41

ama alakası bile olmayan.

Deyimler

enmeshed in: karmaşık bir durumun içine dolanmak

Bu cümlede got enmeshed in, içinden çıkılması zor, sıkıntılı durumlara iyice kapılmak anlamına gelir. Bir ağa dolanma imgesi taşır; bu yüzden yalnızca bir şeye katılmaktan daha güçlü ve olumsuzdur. Kalıp get/be enmeshed in + ilişki, çatışma, sistem veya durum şeklindedir. Get bu karmaşık hâle girme sürecine, be ise zaten bu hâlde olmaya odaklanır.

Alıştırma

Bu tür bir bağlamda enmeshed in ne anlatır?

  1. Kaçması zor, karmaşık bir duruma derinden karışmak
  2. Zor bir durumu güvenli bir mesafeden izlemek
  3. Basit bir etkinliğe gelişigüzel katılmak
Cevabı göster

Kaçması zor, karmaşık bir duruma derinden karışmak

Anlatım akışı

from the outside ... anything but: görünüş ile gerçeklik

Bu cümlede from the outside önce dışarıdan bir bakış açısı kurar: durumlar başka insanlara sevgi gibi görünüyordu. Ardından anything but bu tanımı güçlü biçimde reddeder. Önceki cümlecikten anlaşılabildiği için anything but sonrasındaki love sözcüğü atılmıştır; tam anlam they were anything but love şeklindedir. İki ifade birlikte mesajı görünüş ile gerçeklik arasında bir karşıtlık olarak düzenler: önce dışarıdan görülen izlenim, ardından güçlü bir düzeltme gelir. Dışarıdan verilen bir hüküm gerçekte olanı gizlediğinde bu düzen kullanılabilir.

Alıştırma

Karşıtlığı dersteki iki ifadeyle tamamlayın: "____, the apartment looked quiet, but inside it was ____ peaceful."

Cevabı göster

From the outside · anything but

We spent far too long extricating ourselves Kelime

1:42

Kendimizi o durumlardan kurtarmak

Kelime

extricating ourselves: kendimizi zorlukla kurtarmak

Burada extricating ourselves, zor ve karmaşık bir ilişkiden kendi çabamızla kurtulmak anlamına gelir. Extricate, çıkışın emek gerektirdiğini ve yalnızca ayrılmaya karar vermekten ibaret olmadığını vurgular. Extricate geçişli bir fiildir. Kurtaranlarla kurtulanlar aynı kişiler olduğunda dönüşlü zamir kullanılır: we extricated ourselves from the situation. Kalıp extricate oneself from something şeklindedir.

Alıştırma

Extricate fiilinin -ing biçimini ve doğru dönüşlü zamiri kullanın: After months of negotiations, we finally succeeded in ____ from the contract.

Cevabı göster

extricating ourselves

and finding our voice. Deyimler

1:45

ve kendi sesimizi bulmak için çok uzun zaman harcadık.

Deyimler

finding our voice: kendini güvenle ifade etmeyi geliştirmek

Finding our voice burada mecazdır. Kendi ihtiyaçlarımızı, görüşlerimizi veya kimliğimizi ifade edecek yeteneği ve özgüveni zamanla kazanmak anlamına gelir; bir sesin kaynağını bulmak ya da fiziksel olarak sesi geri kazanmak demek değildir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: find my, your, her, his, our veya their voice. Bu ifade, kendini anlatma becerisini çoğu zaman zaman içinde gelişen bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Find one's voice ifadesini geçmiş zamanda ve doğru iyelik sözcüğüyle kullanın: After months in the debate club, Lena finally ____ and spoke with confidence.

Cevabı göster

found her voice

And at a certain point,

1:47

Ve belirli bir noktada,

we started to apprehend something Kelime

1:48

bir şeyi kavramaya başladık,

Kelime

started to apprehend: anlamaya başlamak

Bu cümlede started to apprehend, “bir şeyi anlamaya veya fark etmeye başladık” demektir. Something soyut bir olasılığa ya da gerçeğe gönderme yaptığı için apprehend, gelişmekte olan bir kavrayışı anlatır; “tutuklamak” anlamında değildir. Apprehend bu anlamıyla resmî ve biraz edebîdir. start to + fiil yapısı zihinsel bir sürecin başladığını gösterir; yani konuşanlar bu fikri daha yeni kavramaya başlamıştır.

Alıştırma

“we started to apprehend something” ifadesinde apprehend burada ne anlama gelir?

  1. Bir şeyi anlamaya veya fark etmeye başladılar.
  2. Birini tutuklamaya başladılar.
  3. Hiçbir şey anlamadan korkmaya başladılar.
Cevabı göster

Bir şeyi anlamaya veya fark etmeye başladılar.

whose terror we're still grappling with Deyimler

1:50

dehşetiyle hâlâ boğuştuğumuz bir şeyi,

Deyimler

still grappling with: süren zorlu bir mücadele

To grapple with something, zor bir sorun, fikir, karar veya duyguyla zihinsel, duygusal ya da pratik olarak mücadele etmek demektir. İmge, yakın mesafeli fiziksel güreşten gelir; ancak burada mecaz olarak kullanılmıştır. Still, mücadelenin daha önce başladığını ve şu anda da çözüme kavuşmadığını gösterir. still grappling with bir bütün olarak konuyu çözülmüş bir sorun değil, zor ve devam eden bir mesele olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki grapple with biçimiyle tamamlayın ve mücadelenin sürdüğünü gösteren sözcüğü de ekleyin: Months later, Maya is ____ whether to change schools.

Cevabı göster

still grappling with

probably late at night

1:52

muhtemelen gecenin bir yarısı,

because such things aren't easy to look at in daylight. Deyimler

1:53

çünkü bu tür şeylere gün ışığında bakmak kolay değildir.

Deyimler

easy to look at in daylight: bir şeyle açıkça yüzleşmek

Bu cümlede look at, yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, rahatsız edici bir olasılıkla yüzleşip onu incelemek anlamına gelir. in daylight mecazidir: gündüz, gecenin korkularından sonra duruma açık, ayık ve saklamadan bakmayı temsil eder. Bu nedenle aren't easy to look at in daylight, gerçekliğe sakin ve net bir şekilde bakıldığında bu düşüncelerle yüzleşmenin zor olduğu anlamına gelir. Onları görmeyi zorlaştıran şey ışığın kendisi değildir.

Alıştırma

Burada such things aren't easy to look at in daylight ne anlama geliyor?

  1. Gün ışığı konuşanın gözlerini acıtır.
  2. Bu korkularla sakin ve gerçekçi bir değerlendirme altında yüzleşmek zordur.
  3. Bu nesneler yalnızca geceleri net biçimde görülebilir.
Cevabı göster

Bu korkularla sakin ve gerçekçi bir değerlendirme altında yüzleşmek zordur.

The probability

1:56

O olasılık,

that love isn't

1:57

aşkın sonuçta,

after all,

1:59

onca şeye,

despite our efforts and insights,

2:00

tüm çabalarımıza ve içgörülerimize rağmen,

ever gonna come right for us. Kelime

2:02

bizim için asla yolunda gitmeyeceği ihtimali.

Kelime

come right for us: bizim için iyi sonuçlanmak

Burada come right, tatmin edici hâle gelmek veya sonunda yoluna girmek anlamına gelir. for us, sonuçtan yararlanacak kişileri belirtir; dolayısıyla love ... come right for us, aşkın onların hayatında hiçbir zaman iyi sonuçlanmayabileceği korkusunu anlatır. right, iyi veya çözüme kavuşmuş bir sonucu niteler. Sağ yönünü belirtmez ve for us da konuşanlara doğru bir hareketin parçası değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede came right, “iyi sonuçlandı” anlamında kullanılmıştır?

  1. After a difficult year, things finally came right for Maya.
  2. The angry dog came right for Maya.
  3. That quiet apartment was right for Maya.
Cevabı göster

After a difficult year, things finally came right for Maya.

We are going to die

2:05

Öleceğiz,

without ever having known the love Dilbilgisi

2:07

çok uzun zamandır özlemini çektiğimiz

Dilbilgisi

without ever having known: bir son noktadan önce hiç yaşanmamış deneyim

without ever having known ifadesinde without sözcüğünden sonra perfect gerund yapısı gelir: having + past participle. Having known, present perfect zamanında çekimli bir ana fiil değildir; -ing grubunun tamamı without’un tümlecidir. Bu yapı, die ile belirtilen son noktadan geriye bakar ve o sevgiyi tanıma ya da yaşama deneyiminin daha önce hiçbir zaman gerçekleşmediğini söyler. Ever, herhangi bir zamanda anlamını güçlendirir; böylece bu eksiklik son noktaya kadar sürer.

Alıştırma

Cümleyi ever ve know fiilinin perfect gerund biçimiyle tamamlayın: She retired without ____ how much her work had helped us.

Cevabı göster

ever having known

we so long for. Kalıp ifadeler

2:10

o aşkı hiç tanımadan.

Kalıp ifadeler

so long for: yoğun ve kalıcı bir özlem

we so long for ifadesinde long, güçlü ve çoğu zaman acı verecek ölçüde istemek anlamına gelen bir fiildir; for ise istenen şeyi belirtir. So, long fiilinin derecesini güçlendirir: çok güçlü bir ölçüde demektir, uzun süre boyunca anlamına gelmez. Tam yapı the love (that) we so long for biçimindedir. İlgi zamiri that düşürülmüştür; bu nedenle nesne ilgi cümlesinden önce yer alır ve for cümlenin sonunda kalır.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın henüz sahip olmadığı bir şeye yönelik derin ve kalıcı isteği en açık biçimde ifade eder?

  1. We want another chair for the meeting.
  2. We long for a home of our own.
  3. We look forward to moving on Saturday.
Cevabı göster

We long for a home of our own.

The reasons are multiple

2:12

Bunun nedenleri çok çeşitli

and in their ways entirely banal.

2:14

ve kendi içlerinde tamamen sıradan.

Because our past is too complicated,

2:16

Çünkü geçmişimiz çok karmaşık,

our lack of trust too deep,

2:18

güven eksikliğimiz çok derin,

we're too ugly,

2:20

çok çirkiniz,

we're too unconfident,

2:21

çok özgüvensiziz,

we don't meet the right people,

2:23

doğru insanlarla karşılaşmıyoruz,

our luck is too slim,

2:24

şansımız çok az,

hope feels too risky.

2:26

umut etmek çok riskli geliyor.

Though we try harder than we try at anything else, Dilbilgisi

2:28

Başka herhangi bir şey için çabaladığımızdan daha fazla çabalasak da,

we can't do this thing.

2:31

bu işi başaramıyoruz.

Dilbilgisi

Though ...: güçlü çabaya karşı başarısız bir sonuç

Though bir ödünleme ilişkisi kurar: başlattığı yan cümledeki bilgi gerçek olarak sunulur, ancak ana cümle bu gerçeğe dayanarak normalde beklenenin tersine bir sonuç verir. Burada harder than we try at anything else, çabanın olağanüstü derecede güçlü olduğunu vurgular. Cümle bu çabayı we can't do this thing ile karşılaştırır; though ile başlayan yan cümle neden başarılı olamadıklarını açıklamaz.

Alıştırma

İlk gerçeği ödünleme olarak sunan kelime hangisidir? ___ he trained every day, he did not win the race.

  1. Because
  2. Though
  3. So
Cevabı göster

Though

It won't work out for us. Öbek fiiller

2:32

Bizim için işe yaramayacak.

Öbek fiiller

work out for us: etkilenen kişiler için iyi sonuçlanmak

work out for someone yapısında work out, başarılı biçimde sonuçlanmak veya olumlu bir sonuç vermek anlamına gelir; for someone ise bu sonuçtan etkilenen kişiyi gösterir. It won't work out for us, durumun veya ilişkinin iki kişi için iyi sonuçlanmayacağını öngörür.

Alıştırma

It won't work out for us cümlesindeki work out for someone anlamına hangi durum uyar?

  1. Maya spor salonunda egzersiz yaptı.
  2. Maya cevabı hesapladı.
  3. Maya'nın planı onun için başarılı biçimde sonuçlandı.
Cevabı göster

Maya'nın planı onun için başarılı biçimde sonuçlandı.

The ambassador for this somber grand truth Deyimler

2:36

Bu kasvetli ve büyük gerçeğin elçisi,

might be an objectively rather innocuous disappointment,

2:39

objektif olarak bakıldığında oldukça zararsız bir hayal kırıklığı olabilir,

Deyimler

Bu kasvetli büyük gerçeğin elçisi metaforu

Bu ifade sıradan bir hayal kırıklığını bir ambassador, yani elçi hâline getirir. Burada sözü edilen kişi bir diplomat değil, bir mesajı taşıyan ya da bir şeyi temsil eden habercidir. Küçük olay, sevginin belki de hiç gelmeyeceği korkusu gibi çok daha büyük ve karanlık bir sonuç taşıyormuş gibi görünür. Bu sonuca somber grand truth denmesi, kanıtlanmış bir gerçeği değil, konuşanın felaketleştirici bakış açısını gösterir. Daha genel olarak bu metafor, küçük bir olayın daha büyük bir korkuyu temsil etmesini veya aktarmasını sağlar.

Alıştırma

The ambassador for this somber grand truth burada neyi düşündürüyor?

  1. Hayal kırıklığının zararsız olduğu ve daha geniş hiçbir anlam taşımadığı anlamına gelir.
  2. Küçük bir hayal kırıklığının çok daha büyük ve karanlık bir mesaj taşıyabileceği anlamına gelir.
  3. Resmî bir diplomatın ciddi bir gerçeği halka açıkladığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Küçük bir hayal kırıklığının çok daha büyük ve karanlık bir mesaj taşıyabileceği anlamına gelir.

perhaps one more date

2:42

belki bir randevu daha,

that didn't in the end,

2:44

sonunda,

despite a very hopeful stage around dessert,

2:45

tatlı kısmında çok umut verici bir aşamaya gelinmesine rağmen,

go as it should,

2:48

gerektiği gibi gitmeyen,

or one more person

2:49

ya da geri aramayan

who didn't call back.

2:50

bir kişi daha.

They, the angel of romantic death, Deyimler

2:52

Onlar, romantik ölümün meleği,

couldn't have known what they were doing to us Dilbilgisi

2:54

bize ne yaptıklarını bilemezlerdi

Deyimler

Aşkın ölüm meleği şeklindeki dramatik metafor

the angel of romantic death şeklindeki açıklayıcı ara ifade, They öznesini dramatik bir metaforla yeniden adlandırır. Kişiyi, gelişi romantik umudun öldüğünü ilan eden doğaüstü bir haberci olarak hayal eder. Bu imge, reddedilmenin konuşana ne kadar yıkıcı geldiğini ifade eder. Diğer kişinin gerçekten bir melek olduğu, zarar vermeyi amaçladığı ya da davranışlarının etkisini anladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede açıklayıcı ara ifade the angel of romantic death ne anlatıyor?

  1. Kişi, bütün romantik ilişkileri kasten sona erdiren dinî bir figürdür.
  2. Kişi, konuşanın aşkı bulmasına yardım ettiği için övülmektedir.
  3. Reddedilme, konuşanın romantik umutlarının öldüğünü dramatik biçimde ilan ediyormuş gibi gelir.
Cevabı göster

Reddedilme, konuşanın romantik umutlarının öldüğünü dramatik biçimde ilan ediyormuş gibi gelir.

and certainly didn't mean to.

2:56

ve kesinlikle bunu bilerek yapmadılar.

Dilbilgisi

couldn't have known what they were doing to us: bize ne yaptığını bilmiş olamazdı

Couldn't have known, couldn't + have + geçmiş zaman ortacı biçimindeki modal perfect yapısıdır. Geçmişteki bilgi hakkında güçlü bir olumsuz çıkarım yapar: konuşanın şimdi anladıklarına göre, diğer kişinin o sırada bunu bilmesi mümkün veya makul değildi. What they were doing to us yan cümlesi, kişinin bilemeyeceği şeyi, yani davranışlarının konuşanlar üzerindeki etkisini belirtir. Bu, şimdiki bir yetenek eksikliği değil, geçmişte farkında olmama durumudur.

Alıştırma

Hangi cümle Lena'nın toplantıdan önce bildikleri hakkında gerekçeli bir olumsuz çıkarım yapıyor?

  1. Lena couldn't have known the meeting was canceled.
  2. Lena can't know the meeting was canceled.
  3. Lena didn't know the meeting was canceled.
Cevabı göster

Lena couldn't have known the meeting was canceled.

We can't hate them for a moment,

2:58

Onlardan bir an bile nefret edemeyiz,

unfortunately.

3:00

ne yazık ki.

But through their lack of desire,

3:01

Ama arzularının eksikliği aracılığıyla,

they initiated us into an idea Kalıp ifadeler

3:03

bizi bir düşünceyle tanıştırdılar,

Kalıp ifadeler

initiated us into an idea: bizi bir fikrin dünyasına soktular

Initiated us into, initiate + kişi + into + isim kalıbını kullanır. Birini bir şeyle ilgili ilk ciddi deneyimine veya anlayışına sokmak anlamına gelir ve çoğu zaman bir eşiği aşma hissi taşır. Burada an idea soyuttur, ancak ifade bir gruba veya gizli uygulamaya kabul edilme töreninin havasını ödünç alır. Bu kişiler yalnızca bir fikri başlatmamıştır; arzudan yoksun olmaları, konuşanların zor bir fikirle ilk kez karşılaşmasına yol açmıştır.

Alıştırma

Cümleyi initiate fiilinin geçmiş zaman biçimi ve initiate someone into kalıbının gerektirdiği edatla tamamlayın: The mentor ____ the new researchers ____ the lab's unwritten routines.

Cevabı göster

initiated · into

which now threatens to blow our sanity. Deyimler

3:05

şimdi akıl sağlığımızı havaya uçurmakla tehdit eden bir düşünceyle.

Deyimler

yaratılmış bir mecaz olarak blow our sanity

Buradaki blow our sanity, bilinçli olarak oluşturulmuş bir mecazdır. Akıl sağlığını, muazzam bir baskının patlatıp parçalayabileceği bir yapı gibi gösterir. Söz konusu düşünce, yani sevgiye hiç sahip olamama olasılığı, konuşanları öylesine bunaltmakla tehdit eder ki mantıklı düşünme yetileri çökmenin eşiğine gelir. Bu, yerleşik bir kalıp değildir ve gerçek bir patlamayı anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilecek teknik, zihinsel veya duygusal zarara fiziksel bir darbenin gücünü vermek için güçlü bir hareket fiili kullanmaktır.

Alıştırma

Örnekteki blow our sanity ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Düşünce bizi heyecan verici biçimde şaşırtıp etkiliyor.
  2. Düşünce bize akıl sağlığımızı nasıl koruyacağımızı öğretiyor.
  3. Düşünce bizi öylesine bunaltmakla tehdit ediyor ki mantıklı düşüncemiz neredeyse çöküyor.
Cevabı göster

Düşünce bizi öylesine bunaltmakla tehdit ediyor ki mantıklı düşüncemiz neredeyse çöküyor.

Behind closed doors,

3:08

Kapalı kapılar ardında,

the scenes aren't pretty.

3:10

manzaralar pek iç açıcı değil.

Thank goodness for privacy to shield a moralistic world

3:11

Ahlakçı bir dünyayı koruyan mahremiyete şükürler olsun,

from wails that need to be forgotten.

3:14

unutulması gereken feryatlardan.

There will be hours of the most unedifying desperation, Kelime

3:17

En öğretici olmayan çaresizlik saatleri olacak,

Kelime

the most unedifying desperation ifadesindeki unedifying

Unedifying, ahlaki veya zihinsel açıdan hiçbir yükseltici değer sunmayan ve izlenmesi utandırıcı ya da küçük düşürücü olabilen şeyleri anlatan resmî ve eleştirel bir sıfattır. Yalnızca sınıf bağlamında “eğitici olmayan” anlamına gelmez. the most unedifying desperation ifadesinde çaresizlik durumu ve bunun doğurabileceği davranışlar, izlenmesi özellikle onur kırıcı şeyler olarak değerlendirilir. the most bu yargıyı güçlendirir; ifade, son derece unedifying nitelikte bir çaresizlik anlamına gelir.

Alıştırma

Bir eleştirmen, kamusal bir tartışmayı izlemesi utandırıcı ve hiçbir değer sunmayan bir olay olarak tanımlamak istiyor. En uygun sıfat hangisidir?

  1. unpleasant
  2. unedifying
  3. uninformative
Cevabı göster

unedifying

tears, bitter denunciations of everyone and everything,

3:21

gözyaşları, herkese ve her şeye yönelik acı suçlamalar,

self-pitying and vengeful rants.

3:24

kendine acıyan ve intikamcı nutuklar.

This is too much.

3:27

Bu kadarı çok fazla.

I can't take it anymore.

3:28

Buna daha fazla dayanamayacağım.

This is unfair beyond measure. Deyimler

3:30

Bu, ölçülemeyecek kadar adaletsiz.

Deyimler

Beyond measure: ölçülemeyecek kadar büyük bir derece

Beyond measure, “ölçülemeyecek kadar büyük bir derecede” demektir. Bu cümlede unfair sözcüğünün derecesini güçlendirir: konuşan kişi haksızlığın yalnızca hesaplanması zor değil, aşırı olduğunu hisseder. İfade genellikle bir sıfattan veya duyguyla ilgili bir fiilden sonra gelir. Extremely ya da very much ifadelerine göre daha resmî ve vurguludur.

Alıştırma

Cümleyi “ölçülemeyecek kadar büyük bir derecede” anlamına gelen iki sözcüklü resmî deyimle tamamlayın: After weeks of uncertainty, the family was relieved ____.

Cevabı göster

beyond measure

In the night,

3:32

Geceleyin,

we smash through the crash barriers of ordinary hope. Deyimler

3:33

sıradan umudun çarpışma bariyerlerini parçalayarak geçiyoruz.

Deyimler

Smash through the crash barriers of ordinary hope: kısıtlamanın kaybolması metaforu

Cümle genişletilmiş bir metafor kurar. Sıradan umut, yoldaki çarpma bariyerleri olarak tasvir edilir: normalde insanları duygusal tehlikeye ilerlemekten alıkoyan koruyucu bir sınır sağlar. Smash through, bu sınırı güç kullanarak aşmayı anlatır. Gerçek bir trafik kazası yaşanmamaktadır. İmge, umutsuzluğu hızlı, şiddetli ve kontrol dışı hissettirir; konuşan kişilerin günlük umudun normalde sağladığı kısıtlamayı aştığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümledeki metafor ne anlama geliyor? “In the night, we smash through the crash barriers of ordinary hope.”

  1. Konuşan kişileri sıradan umudun sağladığı koruyucu sınırları zorla aşarken betimler.
  2. Sıradan umudun küçük bir aksilikten sonra güçlendiğini söyler.
  3. Konuşan kişilerin gece gerçek bariyerlerin içinden araç sürdüğünü bildirir.
Cevabı göster

Konuşan kişileri sıradan umudun sağladığı koruyucu sınırları zorla aşarken betimler.

We're gonna do away with ourselves. Öbek fiiller

3:36

Kendimizi yok edeceğiz.

Öbek fiiller

Do away with ourselves: intihara dolaylı bir gönderme

Burada do away with ourselves, kill ourselves yani “kendimizi öldürmek” demenin dolaylı bir yoludur. Dönüşlü nesne ourselves eylemi konuşan kişilere geri yöneltir; bu nedenle cümle yalnızca yaşamdan kaçma veya hayatlarını değiştirme isteğini değil, intihar düşüncesini ifade eder. Do away with genellikle “ortadan kaldırmak” veya “yok etmek” anlamına gelir. Nesnesi bir kişi ya da dönüşlü zamir olduğunda “öldürmek” anlamına gelebilir; bu yüzden ifade örtmeceli olsa da ciddidir.

Alıştırma

Bu cümlede do away with ourselves ne anlama geliyor?

  1. Konuşanlar kendilerini öldürmekten dolaylı biçimde söz ediyor.
  2. Konuşanlar her zamanki işlerini yapmayı bırakmak istiyor.
  3. Konuşanlar birbirlerinden uzağa taşınmayı planlıyor.
Cevabı göster

Konuşanlar kendilerini öldürmekten dolaylı biçimde söz ediyor.

They'll regret us.

3:38

Bizim için pişman olacaklar.

They'll miss us now.

3:40

Şimdi bizi özleyecekler.

But we won't, of course,

3:41

Ama biz elbette,

do anything silly.

3:43

aptalca bir şey yapmayacağız.

It's just the mind doing its normal work,

3:44

Bu sadece zihnin normal işini yapması,

adjusting to yet another yawning gap Deyimler

3:47

bir başka esneyen boşluğa uyum sağlaması,

between the way we would want things to be

3:49

işlerin olmasını istediğimiz hal ile

and the horrid way they are.

3:51

oldukları o korkunç hal arasındaki.

Deyimler

Yet another yawning gap: tekrar ve devasa bir fark

Yawning gap ifadesinde yawning mecazidir: aralığı çok geniş açılıyormuş gibi gösterir, bu yüzden ifade çok büyük bir fark anlamına gelir. Burada insanların olayların nasıl olmasını istediğiyle gerçekte nasıl olduğu arasındaki mesafeyi vurgular; uykulu olmakla ilgisi yoktur. Yet another tekrar ve hafif bir rahatsızlık duygusu ekler: bu, bir dizi içindeki bir başka büyük uyuşmazlıktır. Yet another ardından bir isim kullanılması, aynı istenmeyen türden şeyin yeniden gerçekleştiğini çoğu zaman ima eder.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın. İfade yet ile başlar ve yawning sözcüğünü “aşırı büyük” anlamında kullanır: The latest survey revealed ____ between rural and urban internet access.

Cevabı göster

yet another yawning gap

We settle. Kelime

3:54

Boyun eğiyoruz.

Kelime

We settle: gerçeği kabullenmeye başlamak

Burada We settle., sonunda acı veren bir gerçeğe direnmeyi bırakıp ona duygusal olarak uyum sağladığımız anlamına gelir. Settle burada geçişsizdir: doğrudan nesne almaz ve ardından for gelmez. Settle bu şekilde kullanıldığında kabullenmeyi aşamalı bir süreç olarak gösterir: kişi belirsizlik veya sıkıntıdan sonra daha dengeli bir duruma ulaşır.

Alıştırma

We settle. ifadesinin örnekteki anlamı hangisidir?

  1. Daha iyi biri olmadığı için daha az arzu edilen bir kişiyi seçeriz.
  2. İki grup arasındaki anlaşmazlığı çözeriz.
  3. Acı veren bir gerçeği yavaş yavaş kabullenir ve duygusal dengemizi yeniden kazanırız.
Cevabı göster

Acı veren bir gerçeği yavaş yavaş kabullenir ve duygusal dengemizi yeniden kazanırız.

We are, after all,

3:55

Biz, sonuçta,

creatures who know how to die.

3:56

nasıl öleceğini bilen yaratıklarız.

We think we don't know how to,

3:59

Nasıl yapacağımızı bilmediğimizi sanırız,

but we invariably do,

4:00

ama öfke ne kadar şiddetli olursa olsun,

whatever the fierce rage.

4:02

bunu her zaman yaparız.

We can digest pretty much any verdict. Deyimler

4:03

Hemen hemen her hükmü sindirebiliriz.

Deyimler

digest pretty much any verdict: zor bir sonucu zamanla sindirmek

Burada digest mecazi anlamdadır. Bedenin yiyeceği işlemesi nasıl zaman alıyorsa, bir kişinin de zor bir verdict ifadesini zihinsel olarak özümsemesi ve duygusal olarak kabullenmesi zaman alabilir. Verdict burada hayatın nasıl olacağına ilişkin bir yargı veya sonuçtur; mutlaka mahkeme kararı anlamına gelmez. Pretty much, neredeyse veya hemen hemen demektir. Bu nedenle pretty much any verdict, istisnalara küçük bir pay bırakırken oldukça geniş bir iddiada bulunur. İfadenin bütünü, insanların neredeyse her türlü zor sonucu zamanla işleyip onunla yaşamayı öğrenebileceğini söyler.

Alıştırma

We can digest pretty much any verdict. cümlesinin anlamına en uygun açıklama hangisidir?

  1. Beğenmediğimiz herhangi bir mahkeme kararını hemen değiştirebiliriz.
  2. Hukuki bir hüküm içeren her belgeyi fiziksel olarak sindirebiliriz.
  3. Neredeyse her türlü zor sonucu zamanla işleyip onunla yaşamayı öğrenebiliriz.
Cevabı göster

Neredeyse her türlü zor sonucu zamanla işleyip onunla yaşamayı öğrenebiliriz.

We tell ourselves we'd never endure

4:06

Kendimize asla dayanamayacağımızı söyleriz,

not being able to speak or losing our bowels,

4:08

konuşamamaya ya da bağırsaklarımızı kontrol edememeye,

but then the doctors tell us what has to be

4:11

ama sonra doktorlar bize ne olması gerektiğini söyler

and we put up with a feeding tube Öbek fiiller

4:13

ve biz bir beslenme tüpüne

Öbek fiiller

put up with: istemeyerek tahammül etmek

Bu cümlede put up with, hoş olmayan bir şeye tahammül etmek veya katlanmak demektir. Hastalar beslenme tüpü rahatsız edici olsa da durum onlara pek seçenek bırakmadığı için onu kabul eder. Sabit yapı put up with + isim/zamir şeklindedir. Burada with, tahammül edilen şeyi belirtir ve atılamaz. İfade genellikle onaylamayı değil, istemeyerek kabullenmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “istemeyerek tahammül etmek” anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The neighbors are renovating again, but we can ____ the noise until Friday.

Cevabı göster

put up with

and a bag

4:15

ve bir torbaya katlanırız

and being able to communicate only through a quivering eyelid.

4:15

ve sadece titreyen bir göz kapağı aracılığıyla iletişim kurabilmeye.

It's always better than the alternative. Ton ve niyet

4:19

Bu her zaman diğer seçenekten daha iyidir.

Ton ve niyet

better than the alternative: daha az kötü sonucu kabul etmek

Bu cümlede better than the alternative, mevcut durum hâlâ zor veya tatsız olsa bile diğer gerçekçi sonuçtan daha tercih edilir demektir. İfade, ideal olmaktan uzak bir seçimi gerçekçi biçimde savunur. Alternatifin tam olarak ne olduğu söylenmez çünkü bağlam bunu açıklar; burada ölüm gibi çok daha kötü bir sonucu anlatır. Konuşan kişi mevcut durumun iyi olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir hasta rahatsız edici bir tedaviyi kabul edip “It's always better than the alternative.” diyor. Konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Başka hiçbir olası seçenek yoktur.
  2. Mevcut durum idealdir.
  3. Mevcut durum zordur, ancak diğer gerçekçi sonuç daha kötüdür.
Cevabı göster

Mevcut durum zordur, ancak diğer gerçekçi sonuç daha kötüdür.

So, of course,

4:21

Yani, elbette,

we deal with the cataclysmic lack of love.

4:22

aşkın yıkıcı eksikliğiyle de başa çıkarız.

Dawn comes chilly and severe

4:26

Şafak soğuk ve sert gelir,

and yet reassuring in its sober bleakness. Deyimler

4:28

ama yine de ayık kasveti içinde güven vericidir.

Deyimler

“reassuring in its sober bleakness” ifadesindeki paradoks

Burada sober yalnızca “sarhoş olmayan” anlamına gelmez; “gerçekçi, ölçülü ve avutucu yanılsamalardan uzak” demektir. Bleakness, şafağın soğuk, çıplak ve sert niteliğini anlatır. İfade kasıtlı olarak paradoksaldır: yoğun bir umutsuzluğun ardından sert gerçeklik, istikrarlı ve dürüst olduğu için güven verir. reassuring in its X kalıbında X ile belirtilen özellik, bir şeyi güven verici yapan nedenin kendisidir.

Alıştırma

“The empty winter landscape was reassuring in its sober bleakness.” cümlesinde manzarayı güven verici yapan nedir?

  1. Orada hiç kimsenin alkol almadığını kanıtlar.
  2. Onun gerçekçi ve duygusallıktan uzak sertliği istikrarlı ve dürüst hissettirir.
  3. Her şeyin yakında neşeli olacağına söz verir.
  4. Sertliği güzel bir yanılsamanın arkasına gizler.
Cevabı göster

Onun gerçekçi ve duygusallıktan uzak sertliği istikrarlı ve dürüst hissettirir.

We make the bed,

4:31

Yatağı toplarız,

clear away the despair, Deyimler

4:32

umutsuzluğu temizleriz,

Deyimler

“clear away the despair” ifadesindeki mecaz

Clear away normalde bir yeri temiz veya açık hâle getirmek için eşyaları kaldırmak demektir. Burada despair, geride kalmış dağınıklıkmış ve odadan kaldırılabilirmiş gibi mecazi biçimde ele alınır. İfade, make the bed sözünün ardından gelerek fiziksel bir toparlanma rutinini duygusal iyileşmeye taşır. Sabah yapılan işler, düzeni yeniden kurmayı ve gecenin umutsuzluğunu geride bırakmayı çağrıştırır; böylece soyut bir duygu başa çıkılabilir görünür.

Alıştırma

“By morning, she opened the curtains and tried to clear away the despair of the night” cümlesinde clear away the despair ne anlama gelir?

  1. Duygusal düzenini yeniden kurup umutsuzluğu geride bırakmaya çalıştı.
  2. Umutsuzluk adlı fiziksel bir nesneyi depoya kaldırdı.
  3. Gecenin neden bu kadar uzun sürdüğünü açıklamaya karar verdi.
  4. Duygunun kalması için odayı daha karanlık yaptı.
Cevabı göster

Duygusal düzenini yeniden kurup umutsuzluğu geride bırakmaya çalıştı.

and get on. Öbek fiiller

4:34

ve devam ederiz.

Öbek fiiller

get on. ... hayata veya sıradaki işe devam etmek

Burada get on, hayata devam etmek ya da bir duraklama veya zorluktan sonra sıradaki işe geçmek demektir. Otobüse, trene veya başka bir araca binmek anlamına gelmez; bu anlamda genellikle get on the bus örneğindeki gibi bir nesne gelir. Bağlam bir sonraki adımı açıkça gösteriyorsa yalın get on, get on with it veya get on with your life anlamında kullanılabilir. Konuşan kişi yer değiştirmeyi anlatmıyor, ilerlemeye teşvik ediyor.

Alıştırma

The room is ready, so let's get on cümlesinde get on ne anlama geliyor?

  1. Biriyle iyi bir ilişki içinde olmak
  2. Odadan hemen çıkmak
  3. Sırada yapılması gereken işe devam etmek
  4. Bir araca binmek
Cevabı göster

Sırada yapılması gereken işe devam etmek

There are a few consolations.

4:36

Birkaç teselli var.

First and foremost, Anlatım akışı

4:38

Her şeyden önce,

Anlatım akışı

First and foremost, ... en yüksek önceliğe sahip nokta

Burada First and foremost, öncelik bakımından ilk ve en önemli nokta anlamına gelen kalıplaşmış bir söylem ifadesidir. Konuşmacı, dinleyicinin en önemli konu olarak görmesini istediği noktayı bununla açar. Bu sözler iki ayrı adımı belirtmez ve iki kişiyi karşılaştırmaz. First başlangıçtaki sırayı, foremost ise en yüksek önemi gösterir. Böylece ifade bir görüşü veya listeyi önceliğe göre düzenler.

Alıştırma

Hem sıralamada ilk hem de en önemli anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, düzenlemeden önce raporun bir kopyasını kaydetmemiz gerekiyor.

Cevabı göster

First and foremost

a ravaged incensed defiance,

4:39

harap olmuş, öfkeli bir meydan okuma,

a fuck you to the universe

4:42

evrene bir siktir çekiş

and all those who peddle sentimental nonsense Kelime

4:43

ve gerçekliğimize uymayan o duygusal saçmalıkları

Kelime

peddle sentimental nonsense: fikirleri küçümseyerek pazarlamak

Burada peddle mecaz anlamda kullanılır. Bir fikri ucuz bir malmış gibi sürekli sunmak veya yaymak anlamına gelir ve bu fikrin şüpheli, dürüstlükten uzak ya da değersiz olduğunu ima eder. Sentimental nonsense, konuşanın acı gerçeği görmezden gelen aşırı tatlı ve avutucu sözlere taktığı etikettir. Bu nedenle peddle sentimental nonsense, bir görüşü tarafsızca paylaşmak değil, konuşanın reddettiği fikirleri tekrar tekrar yaymakla insanları suçlamaktır.

Alıştırma

Hangi cümlede peddle, şüpheli bir fikrin tekrar tekrar yayılmasını eleştirmek için kullanılmıştır?

  1. The museum displays paintings from the 1800s.
  2. The shop sells notebooks near the entrance.
  3. The website peddles the myth that one trick can make anyone rich.
Cevabı göster

The website peddles the myth that one trick can make anyone rich.

that doesn't fit our reality.

4:46

satan herkese.

A certain kind of art works too.

4:49

Belirli bir sanat türü de işe yarar.

The sort created by unflinching genius realists Kelime

4:52

Bizim kadar yalnızlık çekmiş,

Kelime

unflinching genius realists: gerçekle yüzleşen yetenekli sanatçılar

Bu sıkıştırılmış isim öbeğinde ana isim realists sözcüğüdür ve hayatı olduğu gibi gösteren sanatçıları ifade eder. Genius onların olağanüstü yeteneğini överken unflinching, acı veya rahatsız edici gerçeklerden gözlerini kaçırmadıklarını anlatır. Unflinching, korku, acı ya da eleştiri karşısında kararlılığı anlatır. Genellikle övgü taşır: kişi güçlü duygular hissedebilir ama yine de zorlukla yüzleşir.

Alıştırma

Muhabirin rahatsız edici gerçeklerden kaçmadan yüzleşmesini övmek için cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? The reporter's ___ account exposed the abuse.

  1. emotionless
  2. unflinching
  3. sentimental
Cevabı göster

unflinching

who went through as much loneliness as we have, Öbek fiiller

4:55

hüznümüzü önceden anlamış olan

Öbek fiiller

bizim kadar yalnızlık yaşamış olan

Burada went through, zor bir durumu veya duyguyu bizzat yaşamak ve çekmek anlamına gelir. Yalnızlığın içinden fiziksel olarak geçmek anlamında değildir. as much loneliness as we have eşitlik karşılaştırması kurar: Bu kişi, bizim yaşadığımız kadar yalnızlık yaşamıştır. we have ifadesinden sonra fiil grubu anlaşılır olduğu için söylenmemiştir: we have gone through.

Alıştırma

Bu cümlede "went through as much loneliness as we have" ne anlama gelir?

  1. bizim yürüyerek geçtiğimiz aynı yalnız yere yürüdü
  2. bizden önce yalnız hissetmeyi bıraktı
  3. bizim yaşadığımız kadar yalnızlık yaşadı
Cevabı göster

bizim yaşadığımız kadar yalnızlık yaşadı

who understood our sadness ahead of time. Deyimler

4:58

boyun eğmez dahi realistler tarafından yaratılan türden.

Deyimler

üzüntümüzü önceden anlamış olan kişi

Burada ahead of time, beklenen veya ilgili zamandan önce anlamına gelen bir zarf öbeğidir. Understood fiilini niteler; yani bu kişi, başkaları bu üzüntüyü beklemeden veya yaşamadan önce onu anlamıştır. Bu ifade fiziksel bir konumu değil, zaman bakımından önceliği anlatır. Cümlede, okuyucular bu üzüntüyü deneyimlemeden önce onu anlamış olmanın sıra dışı öngörüsünü vurgular.

Alıştırma

"Please send the form ahead of time" cümlesinde ahead of time ne anlama gelir?

  1. son tarihten sonra
  2. beklenen zamanda
  3. beklenen veya planlanan zamandan önce
Cevabı göster

beklenen veya planlanan zamandan önce

Grief-stricken masters like Baudelaire and Leopardi,

5:01

Baudelaire ve Leopardi,

Pessoa and Pascal,

5:04

Pessoa ve Pascal gibi kederli ustalar,

who can express our petty domestic sorrow Kalıp ifadeler

5:05

bizim küçük evsel hüznümüzü

in mighty transcendental terms

5:08

yüce, aşkın terimlerle ifade edebilen

Kalıp ifadeler

express X in Y terms: bir ifade çerçevesi seçmek

express X in Y terms kalıbında X, aktarılan düşünce veya duygudur; Y ise onu sunmak için kullanılan dili, çerçeveyi ya da düzeyi belirtir. Burada terms, bir şeyi anlatma biçimi demektir; bir anlaşmanın koşulları demek değildir. Cümle, sanatın küçük ve kişisel bir üzüntüyü görkemli, soyut ve neredeyse ruhani bir düşünce olarak yeniden ifade edebildiğini anlatır. petty/domestic ile mighty/transcendental arasındaki karşıtlık, ifadeye bilinçli olarak yüce bir etki verir.

Alıştırma

"The scientist expressed the problem in economic terms," cümlesinde "in economic terms" ne anlama gelir?

  1. Ekonominin kavramlarını ve dilini kullanarak
  2. Ekonomik büyüme döneminde
  3. İki tarafın kabul ettiği ekonomik koşullar altında
Cevabı göster

Ekonominin kavramlarını ve dilini kullanarak

and induct us to the most dignified kind of regret.

5:10

ve bizi pişmanlığın en onurlu türüyle tanıştıranlar.

They were there too Deyimler

5:14

Onlar da oradaydı

and in the most abstract accomplished ways

5:15

ve en soyut, en başarılı yollarla

tell us, "I know."

5:18

bize, "Biliyorum," derler.

Deyimler

They were there too: ortak deneyim anlamındaki there

Burada there, fiziksel bir yerden çok duygusal bir deneyime işaret eder. They, daha önce sözü edilen yazarları ve düşünürleri anlatır: onlar da yalnızlığı veya kederi yaşamışlardı. Bağlam hangi durumdan söz edildiğini zaten açıkça gösteriyorsa be there, birinin yaşadığı o durumu ifade edebilir. Too, paylaşılan deneyim anlamı katar; dolayısıyla bu söz anlayış ve teselli sunar: başkaları da böyle hissetmiştir.

Alıştırma

Önemli bir sınavda başarısız olma konusunda konuşurken Maya, "My older brothers were there too." diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Sınavın yapıldığı yerde duruyorlardı.
  2. Onun sorununu çözmeye söz verdiler.
  3. Onlar da aynı tür başarısızlığı yaşamıştı.
Cevabı göster

Onlar da aynı tür başarısızlığı yaşamıştı.

And we have friendship,

5:20

Ve dostluğumuz var,

not the kind that obliterates the loneliness,

5:21

yalnızlığı yok eden türden değil,

but that allows us to commune around it. Kelime

5:24

ama onun etrafında bir araya gelmemizi sağlayan türden.

Kelime

commune around it: yalnızlığı ortadan kaldırmadan onun etrafında bağ kurmak

Burada commune, düşünce ve duyguları derin ve samimi bir biçimde paylaşmak anlamına gelen bir fiildir. Yalnızca konuşmayı değil, duygusal veya ruhsal bir bağ kurmayı anlatır. it zamiri loneliness sözcüğüne gönderme yapar. Commune around loneliness, paylaşılan bu acıyı bağın merkezine koymak demektir: dostluk yalnızlığı ortadan kaldırmaz, fakat insanların onunla birlikte yüzleşip onu anlamalarını sağlar.

Alıştırma

Cümlede commune around it, dostluğun yalnızlıkla ilgili ne yaptığını anlatıyor?

  1. Yalnızlık sürerken derin ve paylaşılan bir bağ kurar.
  2. Yalnızlık hakkında konuşmaktan kaçınır.
  3. Yalnızlığı yerel bir topluluğa dönüştürür.
  4. Yalnızlığı hayatlarından tamamen çıkarır.
Cevabı göster

Yalnızlık sürerken derin ve paylaşılan bir bağ kurar.

We can't help each other directly.

5:26

Birbirimize doğrudan yardım edemeyiz.

We're more like a group of the dying Dilbilgisi

5:28

Biz daha çok bir bakımevinin

in a hospice talking circle

5:30

konuşma çemberindeki ölmek üzere olan bir grup insan gibiyiz,

who won't be able to eradicate the end

5:32

sonu ortadan kaldıramayacak olan,

but know they are, at least, Anlatım akışı

5:34

ama en azından

not alone with it.

5:36

onunla yalnız olmadıklarını bilen.

Dilbilgisi

more like a group of the dying: yaklaşık bir karşılaştırmayla yeniden tanımlamak

More like, bir şeye ilişkin önceki bakış açısını düzelten veya ayrıntılandıran bir karşılaştırma getirir. Bu tanıma daha yakın demektir; bununla tamamen aynı demek değildir. Burada konuşmacı arkadaşları daha çok bir hospis tartışma grubuna benzeterek yeniden tanımlar: nihai sonucu durduramazlar ama birbirlerinin onunla yalnız yüzleşmesini önleyebilirler. The dying, ölmekte olan insanlar demektir; bilinçli olarak sert kurulmuş benzetmenin parçasıdır ve bütün arkadaşların gerçekten ölmek üzere olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, başlangıçtaki bir tanımı daha yakın ama yine de yaklaşık bir karşılaştırmayla değiştirmek için more like kullanıyor?

  1. The first draft is exactly the same as the finished plan.
  2. The first draft became a finished plan yesterday.
  3. The first draft is less useful than any map.
  4. The first draft is more like a map than a finished plan.
Cevabı göster

The first draft is more like a map than a finished plan.

Anlatım akışı

Asgari bir teselli sunan at least

Burada at least, asgari bir sayı belirtmez. Kötü bir sonuç kabul edildikten sonra iddiayı daraltır: sonuç değiştirilemez, ancak küçük bir teselli kalır. Ardından gelen sözler bu asgari tesellinin ne olduğunu belirtir. Bu kalıp, bir sınırlamayı kabul ederken olumlu bir noktayı korumaya yarar: Bad result, but at least + remaining benefit.

Alıştırma

Cümleyi, bir aksilikten sonra asgari bir teselli sunan ifadeyle tamamlayın: "The event was canceled, but ____ everyone got home safely."

Cevabı göster

at least

We get better too

5:38

İstatistikleri anlama konusunda da

at understanding statistics,

5:39

daha iyi hale geliyoruz,

that this is normal

5:41

bunun normal olduğunu,

for a benighted group of us. Kelime

5:42

bizim gibi karanlıkta kalmış bir grup insan için.

Kelime

A benighted group of us ifadesinin edebî anlamı

Benighted, cehalet, karanlık ya da kötü bir durum içinde kalmış olmayı anlatan edebî ve eski moda bir sıfattır. Burada group sözcüğünü niteler; of us, konuşanın da bu grubun üyesi olduğunu gösterir. Bu bağlamda a benighted group of us, mizahi bir öz eleştiridir: konuşan kişi grubu romantik başarıdan ya da aydınlanmadan yoksun, zavallı kişiler gibi sunar. Yalnızca gecenin geldiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede "a benighted group of us" ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Grubun şanslı olduğunu söylemenin günlük bir yolu
  2. Konuşanın kendi talihsiz veya aydınlanmamış grubunu edebî ve öz eleştirel biçimde tanımlaması
  3. Yalnızca geceleri buluşan bir grubun tarafsız tanımı
Cevabı göster

Konuşanın kendi talihsiz veya aydınlanmamış grubunu edebî ve öz eleştirel biçimde tanımlaması

We belong to an important minority party Deyimler

5:44

İnsanlığın acı parlamentosunda

in the parliament of human suffering.

5:47

önemli bir azınlık partisine aidiz.

Deyimler

minority party in the parliament of human suffering: siyasi bir metafor

Bu ifade siyasi bir metafor kurar: insanlığın çektiği acılar bir parlamento, sevgiden yoksun insanlar da bu parlamentodaki önemli bir azınlık partisi olarak hayal edilir. Minority, bu insanların çoğunluğu oluşturmadığını; important ise deneyimlerinin yine de ağırlık taşıdığını ve tanınmayı hak ettiğini gösterir. Bu imge, kişisel bir acıyı paylaşılan toplumsal bir konuma dönüştürür. Gerçek bir kurumdan ya da siyasi partiden söz edilmez; parliament ve party, farklı grupların daha geniş acı dünyasında tanınan bir yere sahip olduğu düşüncesini düzenler.

Alıştırma

Bu metafor, sevgisizlikten acı çeken insanlar hakkında ne anlatıyor?

  1. Parlamentoyu kontrol eden gerçek bir siyasi partiye üyedirler.
  2. Sayıları daha azdır, ancak acıları tanınmayı hak eden önemli bir grupturlar.
  3. Çoğunluktadırlar ve insanlığın acıları hakkında yasalar çıkarabilirler.
Cevabı göster

Sayıları daha azdır, ancak acıları tanınmayı hak eden önemli bir grupturlar.

Lovelessness will have been our major burden, Dilbilgisi

5:50

Aşksızlık bizim en büyük yükümüz olmuş olacak,

Dilbilgisi

will have been: be fiilinin future perfect yapısı

will have been yapısında will + have + geçmiş zaman ortacı, future perfect yapısını oluşturur; been, be fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Bu yapı bakış açısını gelecekteki bir referans noktasına yerleştirir ve o zamana kadar zaten oluşmuş olacak bir duruma geriye dönük bakar. Burada, söz konusu yaşam döneminin sonundan geriye bakıldığında sevgisizliğin o dönem boyunca büyük bir yük olmuş olacağı anlatılır. Yalnızca gelecekte başlayacak yeni bir yük öngörülmez.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin future perfect biçimiyle tamamlayın: By next June, this project ____ our main focus for a full year.

Cevabı göster

will have been

a grief that endured from adolescence to the end,

5:54

ergenlikten sona kadar süren bir keder,

a problem that was meant to go away Anlatım akışı

5:58

geçip gitmesi gereken

and never did.

6:00

ama asla gitmeyen bir sorun.

Anlatım akışı

was meant to go away ... and never did: beklenti ve gerçek

was meant to go away ifadesi, go away eylemini beklenen sonuç olarak sunar: sorunun ortadan kalkması bekleniyordu. Buradaki meant to, birinin bunu bilinçli olarak amaçladığını değil, bir beklentiyi anlatır. and never did, gerçek sonucu bu beklentiyle karşılaştırır. Did, go away fiil grubunun yerine geçer; dolayısıyla tam fikir and it never went away şeklindedir. Bu kısa yapı, beklenenle gerçekte olan arasındaki farkı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi was meant to ... and never did kalıbıyla ve go away kullanarak tamamlayın: The problem ____.

Cevabı göster

was meant to go away and never did

On our secret gravestone, Deyimler

6:01

Gizli mezar taşımızda,

it should say,

6:03

şöyle yazmalıydı:

"Love didn't work out for them

6:04

"Aşk onlar için işe yaramadı

and how they longed that it might." Dilbilgisi

6:06

ve onlar bunun olmasını ne kadar çok istediler."

Deyimler

On our secret gravestone: hayali bir mezar yazıtı

On our secret gravestone ifadesi, bir yerde saklanan gerçek bir mezar taşını değil, hayali bir mezar yazıtını sunar. Konuşan kişi, bir mezar taşı iki insanın yaşamlarıyla ilgili özel bir gerçeği açıklasaydı üzerinde ne yazacağını hayal eder. Secret, onların yaşamlarını tanımlayan bu hikâyenin içte kaldığını ve dile getirilmediğini anlatır. Bu imge, aşktaki uzun süreli hayal kırıklıklarını yaşamlarının gizli bir özetine dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede On our secret gravestone neyi sunuyor?

  1. Yalnızca iki kişinin bildiği bir yerde saklanan gerçek bir mezar taşı
  2. Onların yaşamlarıyla ilgili özel bir gerçeği açıklayan hayali bir mezar yazıtı
  3. Mezarlık seçmek için yapılmış gizli bir plan
Cevabı göster

Onların yaşamlarıyla ilgili özel bir gerçeği açıklayan hayali bir mezar yazıtı

Dilbilgisi

how they longed that it might ifadesindeki ünlem bildiren how

Burada how bir ünlem yapısını başlatır: longed fiilini güçlendirir ve “ne kadar büyük ölçüde” anlamı verir. Bu yan cümle dileklerinin gücünü anlatır; nasıl özlem duyduklarını sormaz. it zamiri love sözcüğüne gönderme yapar; might ise bağlamdan anlaşılan “have worked out for them” devamının yerini tutar. Bu yardımcı fiil eksiltisi, önceki düşüncenin yinelenmesini önler.

Alıştırma

Bu cümlede “how they longed that it might” ne anlama gelir?

  1. Aşkın onlar için neden başarısız olduğunu açıkladılar.
  2. Aşkın onlar için hangi yolla yolunda gittiğini merak ettiler.
  3. Aşkın onlar için yolunda gitmiş olmasını çok güçlü biçimde istediler.
Cevabı göster

Aşkın onlar için yolunda gitmiş olmasını çok güçlü biçimde istediler.

An epitaph to frighten children

6:08

Çocukları korkutacak

and reassure our emotional successors.

6:11

ve duygusal haleflerimize güven verecek bir epitaf.

What was meant to be just a phase Anlatım akışı

6:14

Sadece bir aşama olması gereken şey,

turned into the truest thing about us,

6:16

hakkımızdaki en doğru şeye dönüştü,

Anlatım akışı

What was meant to be X turned into Y yapısı

What was meant to be just a phase sözleri, “yalnızca geçici olması beklenen durum” anlamına gelir. Bu yapı, öncülü kendi içinde bulunan bir ilgi yan cümlesidir ve tüm yan cümle özne görevindedir; dolayısıyla what bir soru sormaz. turned into the truest thing about us yüklemi bunun tersine çıkan sonucu verir. What was meant to be X turned into Y kalıbı, ilk beklenti ile bir şeyin sonunda dönüştüğü hâl arasında keskin bir karşıtlık kurarak anlatıyı düzenler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki özne yan cümlesi kalıbıyla tamamlayın: ____ just a short trial turned into a permanent role.

Cevabı göster

What was meant to be

that we longed for love

6:19

aşkı çok istediğimize

and that it never came.

6:21

ve onun asla gelmediğine.

A truth all the more redemptive Dilbilgisi

6:22

Bu gerçek, nihayetinde ifade edildiği için

for being expressed at last

6:25

daha da kurtarıcıdır,

Dilbilgisi

“all the more redemptive”: bir nedenle güçlenen nitelik

Burada all the more redemptive, “çok daha kurtarıcı” anlamına gelir. Belirtilen bir gerçeğin, hakikatin kurtarıcı niteliğini daha da güçlendirdiğini anlatır. Yapı all the more + sıfat + for + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede for being expressed at last nedeni verir: gerçeğin sonunda kelimelere dökülmesi onu daha iyileştirici veya özgürleştirici kılar. All karşılaştırmayı güçlendirir; truth sözcüğünü nitelemez.

Alıştırma

Cümleyi resmî all the more + sıfat yapısıyla tamamlayın: The small victory felt ____ for coming after months of setbacks.

Cevabı göster

all the more satisfying

with a rare calm, unflinching honesty. Kalıp ifadeler

6:27

nadir bulunan bir sakinlik ve boyun eğmez bir dürüstlükle.

Kalıp ifadeler

“calm, unflinching honesty”: zor gerçeklerden kaçmayan dürüstlük

with ile başlayan ifade, gerçeğin nasıl dile getirildiğini anlatır. Ana isim honesty sözcüğüdür; calm ve unflinching ise ona paralel iki nitelik kazandırır. Virgül bu nitelikleri ayrı ayrı sunmaya yardımcı olur. Rare, bu tür dürüstlüğün alışılmadık olduğunu belirtir. Unflinching burada mecaz anlamdadır. Flinch, korku veya acı nedeniyle geri çekilmek demektir; dolayısıyla unflinching honesty zor bir gerçekle geri adım atmadan yüzleşip onu dile getiren dürüstlüktür. Soğuk veya umursamaz olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede unflinching, sert konuşmak yerine zor bir gerçekle sakin biçimde yüzleşmek anlamında kullanılmıştır?

  1. She changed the subject whenever the failed project was mentioned.
  2. With unflinching honesty, she calmly named every mistake in the failed project.
  3. She mocked her teammates and called the insults unflinching honesty.
Cevabı göster

With unflinching honesty, she calmly named every mistake in the failed project.

Our online shop has a range of books

6:34

Çevrimiçi mağazamız, hayatın en önemli

and gifts that address the most important

6:36

ve genellikle ihmal edilen alanlarına hitap eden

and often neglected areas of life.

6:39

bir dizi kitap ve hediye sunmaktadır.