Nükleer Enerji Açıklandı: Nasıl Çalışır? 1/3: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Nükleer enerjinin yükselişi, hafif su reaktörleri, kazalar ve eskiyen tesislerle ilgili seçimler. Başlıca İngilizce noktaları: 1. get to grips with - Deyimler ve mecazi ifadeler: zor bir konuyu elle tutmayı değil, anlamaya başlamayı anlatır; karmaşık bir tartışmayı açmak için kullanın. 2. easy on paper, but hard in real life. - Söylem, anlatı ve retorik: teoriyle uygulamayı karşılaştırır; bir planı uygulamak zorlaştığında bu paralel kalıbı kullanın. 3. it's neither the safest, most efficient, nor technically elegant nuclear reactor. - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: neither...nor yapısını üç paralel öğeyle kullanarak fiili tekrarlamadan birkaç özelliği olumsuzlayın.
Bu derste
Have you ever been in an argument about nuclear power? Dilbilgisi
0:00Nükleer enerji hakkında hiç tartıştınız mı?
Have you ever been ...? ile şu ana kadarki deneyimi sormak
Have you ever been ...? yapısı, present perfect (have + past participle) ile ever sözcüğünü kullanarak şu ana kadar herhangi bir zamanda bir deneyimin yaşanıp yaşanmadığını sorar. Kesin zaman önemli değildir. Buradaki been in an argument, “bir tartışmaya katılmış veya tartışmanın içinde kalmış olmak” anlamındadır; “bir yeri ziyaret etmiş olmak” anlamına gelmez. Genel bir konuyu dinleyenin deneyimiyle bağladığı için konuşma başlatmakta kullanışlıdır.
Alıştırma
Deneyim sormak için ever içeren present perfect yapısını kullanın: "____ in a school debate?"
Cevabı göster
Have you ever been
We have and we found it frustrating and confusing.
0:03Biz tartıştık ve bunu sinir bozucu ve kafa karıştırıcı bulduk.
get to grips with: Zor bir şeyi anlamaya başlamak
Get to grips with something, bir şeyi anlamak veya onunla nasıl başa çıkılacağını öğrenmek için ciddi biçimde çaba göstermeye başlamak demektir. Bir şeyi fiziksel olarak kavrama görüntüsü mecazidir. Bu cümlede let's try and get to grips with this topic, izleyicileri zor bir konuyu birlikte adım adım anlamaya davet eder. Sürecin başlangıcını gösterir; konunun zaten tamamen öğrenildiğini göstermez.
Alıştırma
“Zor bir şeyi anlamaya ve onunla başa çıkmaya başlamak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: "It took us a while to ____ the new rules."
Cevabı göster
get to grips with
Zaman çizelgesini başlatan It all started in
It all started in... bir zaman çizelgesini başlatır. It, açıklanan konunun veya olaylar bütününün tamamına gönderme yaparken started in the 1940s bunun başlangıcını belirli bir döneme yerleştirir. All anlatısal vurgu katar: konuşan kişi bu dönemi bütün hikâyenin başlangıcı olarak sunar; bağlantılı bütün olayların aynı anda gerçekleştiğini iddia etmez.
Alıştırma
1998'i bütün hikâyenin başlangıcı olarak sunan dört sözcüklük ifadeyle zaman çizelgesi girişini tamamlayın: ____ 1998.
Cevabı göster
It all started in
After the shock and horror of the war and the use of the atomic bomb,
0:18Savaşın ve atom bombası kullanımının yarattığı şok ve dehşetin ardından,
nuclear energy promised to be a peaceful spinoff of the new technology, Kelime
0:21nükleer enerji, yeni teknolojinin barışçıl bir yan ürünü olmayı,
Teknolojiden türeyen bir sonuç olarak spinoff
Bu cümlede spinoff, mevcut bir teknolojiden geliştirilen uygulama veya sonuç anlamındadır. Nükleer enerji, başlangıçta silahlarla ilişkilendirilen bir teknolojiden türeyen barışçıl ve sivil bir sonuç olarak sunulur. Sayılabilen bir isim olan spinoff, sıklıkla a spinoff of veya from something kalıbında görülür. Teknoloji, iş dünyası ve medyada ortak fikir, daha önceki bir proje, kuruluş veya yaratıcı eserden yeni bir şeyin ortaya çıkmasıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede spinoff, örnekteki gibi teknolojiden türeyen bir sonuç anlamında kullanılmıştır?
- The network announced a spinoff about a minor character.
- The medical scanner was a spinoff of space-imaging research.
- The parent company will spin off its battery division next year.
Cevabı göster
The medical scanner was a spinoff of space-imaging research.
helping the world get back on its feet. Deyimler
0:25dünyanın yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olmayı vaat ediyordu.
get back on its feet: bir gerilemeden sonra toparlanmak
Bu cümlede get back on its feet, ağır bir zarardan sonra toparlanıp yeniden normal biçimde işlemeye başlamak anlamına gelir. Dünya, ayağa kalkabilen bir insan gibi düşünülmüştür; its, the world ifadesine gönderme yapar ve gerçek ayaklardan söz edilmez. get back on one's feet kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir: she gets back on her feet veya the company gets back on its feet örneklerinde olduğu gibi iyelik sözcüğünü özneye uydurun. Back, sıkıntılı bir durumdan daha güçlü ve istikrarlı bir duruma dönüşü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi get back on one's feet ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: After the storm closed it for months, the library is finally ____.
Cevabı göster
getting back on its feet
imagination was running wild: kontrolden çıkan düşünceler
Burada imagination was running wild, insanların düşüncelerinin normal sınırlar olmadan hızla çoğaldığı anlamına gelir. Hayal gücü, serbestçe hareket eden ve kontrolden çıkan bir şey olarak betimlenir; kimse gerçekten dışarıda koşmamaktadır. one's imagination runs veya is running wild kalıbı kontrol edilmeyen tahminleri, korkuları, umutları veya yaratıcı fikirleri anlatabilir. Süren yapıdaki was running wild, bunun o anda devam eden bir durum olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi imagination run wild ifadesinin geçmişte süren biçimiyle tamamlayın: While Nia waited for the test results, her ____.
Cevabı göster
imagination was running wild
Would ... become free? ile gelecekteki bir sonucu hayal etmek
Burada Would electricity become free? geleceğe ilişkin hayalî bir olasılığı gündeme getirir. Geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatmaz. Would + özne + fiilin yalın hâli...? yapısı belirsiz sonuçları düşünmeye yarar. Bu sözde soruda konuşan kişi iyimser bir fikir sunar; elektriğin ücretsiz olacağını vadetmez ve mutlaka bir cevap beklemez.
Alıştırma
Hayal edilen bir gelecek olasılığını en iyi hangi soru araştırır?
- Does the city become quieter every day?
- Would the city become quieter if most cars were electric?
- Did the city become quieter when most cars were electric?
Cevabı göster
Would the city become quieter if most cars were electric?
Could nuclear power help settle the Antarctic?
0:32Nükleer enerji Antarktika'ya yerleşilmesine yardımcı olabilir miydi?
It seemed that this was just a few years of hard work away. Dilbilgisi
0:38Görünüşe göre bunlar sadece birkaç yıllık sıkı bir çalışma uzaklığındaydı.
just a few years of hard work away: hedefe kalan mesafe
Burada away fiziksel mesafeyi değil, bir sonuca ulaşmak için kalan mesafeyi anlatır. A few years of hard work away, insanların yalnızca birkaç yıl daha düzenli çalışarak hedefe ulaşılabileceğini düşündükleri anlamına gelir. Just kalan süreyi kısa gösterir. Cümlenin tamamında It seemed kullanıldığı için bu, kanıtlanmış bir takvim değil, iyimser bir izlenimdir.
Alıştırma
Kalan zamanı mesafe gibi gösteren sözcükle cümleyi tamamlayın: The school play is only two weeks ____.
Cevabı göster
away
One thing was certain: kesin bir sonucu sunmak
One thing was certain, içeriği söylemeden önce kesin bir sonuç bulunduğunu gösterir. “Başka şeyler belirsiz olsa da bu noktada şüphe yok” anlamına gelir. Ardından gelen the future was atomic bölümü, kesin olan bu tek noktayı açıklar. Bu kalıp, genel belirsizlik ile güçlü biçimde kesin olarak sunulan tek bir iddiayı karşı karşıya getirerek bilgiyi düzenler. Cümle geçmiş bir dönemin güvenini özetlediği için kesinlik o tarihsel bakış açısına aittir; anlatıcının bu öngörüyü bugün de desteklediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Belirsizlik içinde tek bir kesin sonuç sunmak için bu kalıbı en doğru kullanan cümle hangisidir?
- No one knew whether the team had to change its plan.
- One thing was certain: the team had to change its plan.
- One thing was possible: the team had already won.
Cevabı göster
One thing was certain: the team had to change its plan.
there was a sort of atomic age hangover. Deyimler
0:47bir tür atom çağı akşamdan kalmalığı yaşandı.
atomic age hangover: yükselişten sonra kalan etkiler
Atomic age hangover bir mecazdır. Atom Çağı, birçok insanın atom teknolojisinin geleceği değiştireceğini beklediği bir dönemdi; burada hangover, bu heyecan azaldıktan sonra kalan hayal kırıklığı ve diğer rahatsız edici etkiler anlamına gelir. İfade, iyimserlik çağını aşırıya kaçmış bir kutlamaya ve ardından gelen rahatsızlığa benzetir. Gerçek bir içki içme durumu yoktur. Daha genel olarak hangover, önceki bir yükselişin, çılgınlığın, politikanın veya olayın kalıcı olumsuz sonucu anlamına gelebilir.
Alıştırma
"After the cryptocurrency boom, the market suffered a hangover," cümlesinde hangover ne anlama gelir?
- Piyasayla ilgili yeni bir iyimserlik dalgası
- İşlemler yeniden başlamadan önce planlanmış bir ara
- Alkol tüketiminin yol açtığı fiziksel rahatsızlık
- Heyecan bittikten sonra devam eden olumsuz etkiler
Cevabı göster
Heyecan bittikten sonra devam eden olumsuz etkiler
nuclear power was very complicated and very expensive.
0:51nükleer güç çok karmaşık ve çok pahalıydı.
As it turned out: sonradan ortaya çıkan gerçeği açıklamak
“As it turned out”, konuşmacının daha sonraki bir noktadan geriye bakıp sonunda ortaya çıkan gerçeği tanıttığı geçmişe dönük bir söylem ifadesidir. Burada anlatım, nükleer enerji hakkındaki önceki iyimser görüşten, onun karmaşık ve pahalı olduğunun sonradan anlaşılmasına geçer. “it” biçimsel bir zamirdir; nükleer enerjiyi göstermez. İfadenin tamamı cümlenin başında virgülle kullanıldığında, sonraki açıklamayı gerçek sonuç olarak çerçeveler. Genellikle şaşkınlık ya da beklenti ile gerçek arasındaki farkı da hissettirir.
Alıştırma
Örnekte “As it turned out” ne işe yarıyor?
- Önceki durumun sonucu doğrudan meydana getirdiğini söyler.
- Sonradan öğrenilen gerçeği tanıtır.
- “it” zamiri nükleer enerjiyi belirtir.
Cevabı göster
Sonradan öğrenilen gerçeği tanıtır.
Turning physics into engineering was easy on paper, Anlatım akışı
0:55Fiziği mühendisliğe dönüştürmek kağıt üzerinde kolaydı,
easy on paper, but hard in real life: teori ve uygulama karşıtlığı
“Easy on paper, but hard in real life” iki değerlendirmeyi yan yana getirerek karşılaştırır. “On paper”, bir plana, teoriye veya hesaba göre demektir; “in real life” ise fikir gerçekten yapıldığında veya kullanıldığında anlamına gelir. Burada teorinin görünürdeki kolaylığı, onu mühendisliğe dönüştürmenin zorluğuyla karşılaştırılır. Yapı paraleldir: “easy” ile “on paper” birleşimi, “hard” ile “in real life” birleşiminin karşısına konur. Özne ve “was” iki tarafta da ortak olduğu için İngilizce, “but”tan sonra bunları doğal olarak tekrar etmez ve karşıtlığı kısa tutar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki parçalı karşıtlığın aynısıyla tamamlayın: The design was ____, but ____.
Cevabı göster
easy on paper · hard in real life
private companies thought that nuclear power was much too risky as an investment.
1:00özel şirketler nükleer enerjinin bir yatırım olarak çok riskli olduğunu düşündüler.
would much rather: güçlü bir tercih belirtmek
would rather + fiilin yalın hâli kalıbı, seçenekler arasındaki bir tercihi anlatır. Burada şirketlerin çoğunun başka bir seçeneğe geçmek yerine gaz, kömür ve petrol kullanmayı sürdürmeyi tercih ettiğini belirtir. Much tercihi güçlendirir; would much rather, çok daha fazla tercih ederdi anlamına gelir. Rather’dan sonra to stick değil, yalın hâlde stick gelir. Bu kalıpta much doğaldır; very kullanılmaz.
Alıştırma
Güçlü bir tercihi anlatmak için would much rather ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Maya would much rather walk home.
- Maya would very rather walk home.
- Maya would much rather to walk home.
Cevabı göster
Maya would much rather walk home.
stick with: aynı seçeneği kullanmayı sürdürmek
Stick with burada bir öbek fiildir. Başka bir seçeneğe geçmek yerine aynı şeyi kullanmaya veya seçmeye devam etmek anlamına gelir. Cümle, şirketlerin değişiklik yapmak yerine gaz, kömür ve petrol kullanmayı sürdürmeyi tercih ettiğini anlatır. Buradaki anlam fiziksel olarak yapışmak değildir. Nesne with'ten sonra gelir: stick with a plan, a tool veya a familiar method.
Alıştırma
Stick with hangi cümlede aynı seçeneği kullanmaya veya seçmeye devam etmek anlamındadır?
- The label will stick with this stronger glue.
- I tested the new keyboard, but I'll stick with my old one.
- Please stick with the group during the tour.
Cevabı göster
I tested the new keyboard, but I'll stick with my old one.
But there were many people who didn't just want to abandon the promise of the atomic age,
1:08Ancak atom çağının vaadini bir kenara bırakmak istemeyen pek çok kişi vardı,
the prospect of being independent of oil and gas imports,
1:16petrol ve doğalgaz ithalatından bağımsız olma ihtimali,
provided a strong motivation to keep going. Kalıp ifadeler
1:24yola devam etmek için güçlü bir motivasyon sağladı.
provide a strong motivation to keep going: devam etmek için güçlü bir motivasyon sağlamak
provide motivation to do something yapısında özne, bir eylemin sürme olasılığını artıran neden veya güçtür. Burada gizli arzu provided a strong motivation işlevi görüyor; ülkelere nükleer programlarını sürdürmeleri için güçlü bir neden veriyor. Keep going, bir yerden başka bir yere hareket etmeyi sürdürmek değil, başlamış olan faaliyeti veya çabayı devam ettirmek anlamına gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp X provides a strong motivation to + fiildir.
Alıştırma
provided a strong motivation ifadesini kullanın ve study fiilini keep + -ing biçimine getirin: The chance to win a scholarship ____ for the final exam.
Cevabı göster
provided a strong motivation to keep studying
when war in the Middle East caused oil prices to skyrocket worldwide. Dilbilgisi
1:32Orta Doğu'daki savaş petrol fiyatlarının dünya çapında fırlamasına neden olduğunda.
finest hour: en parlak an
Finest hour, bir kişinin, grubun veya şeyin en büyük başarısını elde ettiği ya da en iyi niteliklerini gösterdiği an veya dönem için kullanılan bir deyimdir. Hour mecazidir; dolayısıyla bu dönem altmış dakikadan çok daha uzun sürebilir. Burada 1970'lerin başı, yükselen petrol fiyatlarının nükleer enerjiye ilgiyi artırmasının ardından nükleer enerjinin büyük fırsat ve başarı dönemi olarak sunuluyor. İfade güçlü ve olumlu bir tarihsel değerlendirme taşır; nükleer enerjinin her yönünün en iyi olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Bir kurtarma ekibi ani bir sel sırasında bütün bir köyü kurtardı. Hangi cümle bunu ekibin belirleyici zaferi olarak en iyi biçimde anlatır?
- It was the rescue team's golden age.
- It was the rescue team's finest hour.
- It happened at the rescue team's finest clock hour.
Cevabı göster
It was the rescue team's finest hour.
caused oil prices to skyrocket: cause + nesne + to-infinitive
cause + nesne + to-infinitive kalıbı, bir olayın bir sonuç doğurduğunu gösterir. Burada savaş neden, oil prices etkilenen unsur ve to skyrocket ise sonuçtur. Skyrocket burada mecaz anlamlı ve geçişsizdir: roket fırlatmak değil, “çok hızlı yükselmek” demektir. Aynı yapı cause traffic to slow ve cause demand to grow örneklerinde olduğu gibi başka nedenlerle sonuçları da bağlayabilir.
Alıştırma
Vurgulanan neden-sonuç kalıbıyla cümleyi tamamlayın: A sudden shortage caused ticket prices ____.
Cevabı göster
to skyrocket
commercial interest and investment picked up at a dazzling pace. Notlar
1:37ticari ilgi ve yatırımlar göz kamaştırıcı bir hızla arttı.
picked up: hareketlenmek veya artmak
Bu cümlede picked up, “arttı, hareketlendi veya hız kazandı” anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. Commercial interest and investment daha hızlı büyümeye başlayan unsurlardır. Burada picked up nesne almadığı ve özne bir eğilimi anlattığı için “bir şeyi kaldırdı” veya “birini gidip aldı” anlamına gelmez. Bu anlam; faaliyet, işler, satışlar, talep, tempo veya rüzgâr güçlendiğinde ya da hareketlendiğinde kullanılabilir.
Alıştırma
“Hareketlendi veya arttı” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a slow January, online orders ____ in February.
Cevabı göster
picked up
at a dazzling pace: şaşırtıcı bir hızla
at a/an + sıfat + pace kalıbı, bir etkinliğin veya değişimin gerçekleşme hızını anlatır. Burada at a dazzling pace, picked up ifadesini niteler ve ticari ilgi ile yatırımların son derece hızlı artmaya başladığını belirtir. Dazzling burada mecazidir; ortada gerçekten parlak bir ışık yoktur. Hızın çarpıcı ve etkileyici olduğuna ilişkin konuşmacının güçlü tepkisini ekler ve anlatımı quickly sözcüğünden daha canlı yapar.
Alıştırma
Yatırımın şaşırtıcı derecede etkileyici bir hızla arttığını en iyi hangi cümle ifade eder?
- Investment increased at a steady pace.
- Investment increased at a cautious pace.
- Investment increased at a dazzling pace.
Cevabı göster
Investment increased at a dazzling pace.
More than half of all the nuclear reactors in the world
1:41Dünyadaki tüm nükleer reaktörlerin yarısından fazlası
But which type of reactor to build,
1:46Ancak arasından seçim yapılabilecek bu kadar çok farklı tür varken,
given how many different types there were to choose from? Dilbilgisi
1:48hangi tür reaktör inşa edilmeliydi?
given how many ... there were to choose from: seçilecek bu kadar çok seçenek olduğu düşünüldüğünde
Burada given, considering yani «göz önünde bulundurulduğunda» anlamına gelir. Dinleyicinin zaten kabul ettiği bir gerçeği — çok sayıda tür bulunmasını — seçimi zorlaştıran arka plan olarak sunar. Given sözcüğünden sonra bir ad öbeği veya yan cümle gelebilir. given how many different types there were to choose from ifadesinde how many... gömülü bir yan cümle oluşturur; bu nedenle soru sırası olan were there yerine düz cümle sırası there were korunur. Sondaki from, choose ile bağlantılıdır: türler aralarından seçim yapılmak üzere mevcuttu.
Alıştırma
Bilinen ve kararı zorlaştıran bir gerçeği given ile doğal biçimde sunan cümle hangisidir?
- Giving how many models there are to choose from, we need more time.
- Given how many models there are to choose from, we need more time.
- Given how many models are there to choose from, we need more time.
Cevabı göster
Given how many models there are to choose from, we need more time.
A surprising underdog candidate won the day, Notlar
1:51Sürpriz, şans verilmeyen bir aday günü kazandı,
Underdog candidate: kazanması beklenmeyen aday
An underdog candidate, rakiplerine göre kazanma ihtimalinin daha düşük olduğu düşünülen bir yarışmacı veya seçenektir. Burada candidate, seçime katılan bir kişiden ziyade yarışan teknik bir seçeneği belirtir. Underdog, yetenek veya kalite eksikliğini değil, göreli bir dezavantajı anlatır. Daha az şans verilen taraf başarılı olduğunda sonuç şaşırtıcı olur.
Alıştırma
Hangi durum bir underdog candidate ifadesini en iyi anlatır?
- İki aday tamamen aynı desteğe ve kaynaklara sahiptir.
- Son şampiyonun yeniden kazanması kuvvetle beklenmektedir.
- Yeni bir adayın parası azdır ve favoriden çok daha az destek görür, ancak yarışmaya devam etmektedir.
Cevabı göster
Yeni bir adayın parası azdır ve favoriden çok daha az destek görür, ancak yarışmaya devam etmektedir.
Won the day: sonunda üstün gelmek
Won the day deyimi, bir yarışma, tartışma veya seçimde sonunda başarılı olmak, üstün gelmek ya da belirleyici olmak anlamına gelir. Bu cümlede daha az şans verilen adayın son kazanan olduğunu belirtir. Buradaki day gerçek anlamda bir zaman birimi değildir. Deyim, başarının ne kadar sürdüğünü değil, sonucu anlatır.
Alıştırma
'Sonunda üstün geldi' anlamındaki deyimi tamamlayın: After hours of debate, the simplest plan ____.
Cevabı göster
won the day
and it wasn't too popular with scientists, Kalıp ifadeler
1:57ve bilim insanları arasında çok popüler değildi,
popular with scientists: bilim insanları tarafından beğenilmek
popular with + kişi veya grup yapısında with, bir şeyi beğenen, kabul eden ya da destekleyen kişileri belirtir. Burada bilim insanlarının reaktör tasarımına pek olumlu yaklaşmadığı anlatılıyor. Popular teknik kaliteyi değil, bir şeyin nasıl karşılandığını belirtir. Bir şeyin bir grupta popüler olması, onun en iyi veya en gelişmiş seçenek olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, laboratuvar çalışanlarını planı beğenen grup olarak göstermek için popular with + grup yapısını kullanıyor?
- The new safety plan is popular with the lab staff.
- The new safety plan is popular among the lab staff.
- The new safety plan is popular by the lab staff.
Cevabı göster
The new safety plan is popular with the lab staff.
It was there, it worked, and it wasn't terribly expensive.: üç paralel gerekçe
Bu cümle üç pratik gerekçeyi paralel biçimde sıralar: teknoloji zaten vardı, çalışıyordu ve maliyeti karşılanabilir düzeydeydi. There fiziksel bir yeri değil, teknolojinin mevcut veya kullanıma hazır olduğunu belirtir. it + fiil kalıbının ve kısa cümleciklerin tekrarı, üç maddelik hızlı bir liste oluşturur. Son cümlecik maliyeti ekleyerek gerekçeyi tamamlar. wasn't terribly expensive ifadesinde terribly “çok” anlamındadır; dolayısıyla ifadenin tamamı “çok pahalı değildi” demektir.
Alıştırma
Hangi cümle, pratik gerekçeleri hızlıca sunmak için üç paralel cümleciği en iyi şekilde kullanıyor?
- We chose the printer because it was available, and because it worked, the price was not terrible.
- We chose the printer; availability mattered, it worked, and we considered the price.
- We chose the printer: it was available, it worked, and it wasn't terribly expensive.
Cevabı göster
We chose the printer: it was available, it worked, and it wasn't terribly expensive.
shockingly simple: şaşırtıcı derecede basit
shockingly simple ifadesinde shockingly, simple sıfatını niteler. Çok şaşırtıcı bir derecede anlamına gelir ve temel ilkenin insanların bekleyebileceğinden çok daha kolay anlaşıldığını vurgular. Burada shockingly elektrik çarpmasına gönderme yapmaz ve ilkenin korkutucu olduğu anlamına gelmez. Konuşanın beklenmedik sadelik karşısındaki güçlü tepkisini gösterir.
Alıştırma
The basic principle is shockingly simple cümlesinde shockingly simple ne anlama gelir?
- İlke basit görünür, ancak aslında zordur.
- İlke birine elektrik çarpmasına neden olabilir.
- İlkeyi anlamak şaşırtıcı derecede kolaydır.
Cevabı göster
İlkeyi anlamak şaşırtıcı derecede kolaydır.
It heats up water using an artificial chain reaction. Öbek fiiller
2:11Yapay bir zincirleme reaksiyon kullanarak suyu ısıtır.
heat up: bir şeyi daha sıcak hâle getirmek
Burada heats up geçişli bir öbek fiildir: reaktör suyun daha sıcak hâle gelmesini sağlar. Up sıcaklığın arttığını gösterir; suyun mutlaka kaynama noktasına ulaştığı anlamına gelmez. Nesne bir isim olduğunda hem heat up the water hem de heat the water up kullanılabilir. Nesne bir zamir olduğunda zamiri fiil ile parçacık arasına koyun: heat it up; heat up it demeyin. Bir şey kendiliğinden daha sıcak hâle geldiğinde heat up geçişsiz de kullanılabilir: The engine heats up quickly.
Alıştırma
Cümleyi heat up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın ve the soup yerine it kullanın: The soup is cold, so please ____ before lunch.
Cevabı göster
heat it up
Nuclear fission releases several million times more energy than any chemical reaction could. Dilbilgisi
2:15Nükleer fisyon, herhangi bir kimyasal reaksiyonun yayabileceğinden birkaç milyon kat daha fazla enerji açığa çıkarır.
several million times more energy than: çarpanlarla karşılaştırma
Several million times more energy than, çarpan + more + isim + than düzenini izler. Nükleer fisyonun açığa çıkardığı enerji miktarının, herhangi bir kimyasal tepkimenin açığa çıkarabileceği miktarın milyonlarca katı olduğunu belirtir. Several, çarpanın kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. Than any chemical reaction could bölümünde could, tekrarı önlemek için could release yerine kullanılır. Karşılaştırılan şey tepkimelerin sayısı değil, enerji miktarlarıdır.
Alıştırma
Çarpan + more + isim + than kalıbını kullanarak cümleyi doğru tamamlayan ifade hangisidir? The upgraded turbine produces ___ the older model.
- three times power more as
- three times more power than
- more three times power than
Cevabı göster
three times more power than
like uranium 235, get bombarded with neutrons. Dilbilgisi
2:23uranyum 235 gibi, nötron bombardımanına tutulur.
on the brink of stability: kritik bir eşik
Burada on the brink of stability, nükleer kararlılığın dış sınırında olmak anlamına gelir. Çekirdek yalnızca kıl payı kararlıdır ve bir nötron soğurmak gibi küçük bir değişiklik onu fisyona itebilir. Brink gerçek bir uçurum kenarı değil, mecazi bir sınırdır. Daha genel olarak on the brink of + isim veya -ing biçimi, bir durumun ya da değişimin son derece yakın olduğunu gösterir. Çevredeki sözcükler hangi tür eşikten söz edildiğini belirtir; burada stability özellikle nükleer kararlılığı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifade hangisidir? After months without rain, the reservoir was ___ drying up.
- in spite of
- on behalf of
- in charge of
- on the brink of
Cevabı göster
on the brink of
Get bombarded with neutrons: olaya odaklanan get edilgeni
Get + geçmiş zaman ortacı, get ile edilgen yapı oluşturur. Burada get bombarded, “tekrar tekrar darbeye maruz kalmak” demektir: ağır elementler nötronların etkisini gerçekleştirmez, bu etkiye maruz kalır. Nötr be edilgenine kıyasla get edilgeni, öznenin başına gelen olaya veya değişime daha fazla dikkat çeker. Bu teknik bağlamda bombarded gerçek anlamdadır: nötronlar atom çekirdeklerine çarpar.
Alıştırma
Cümleyi “bombard” fiilinin get edilgeniyle tamamlayın: During a solar storm, satellites can ____ with high-energy particles.
Cevabı göster
get bombarded
it immediately splits into fast moving lighter elements,
2:31hemen hızlı hareket eden daha hafif elementlere,
In the form of: bir şeyin nasıl ortaya çıktığını veya sağlandığını gösterme
In the form of, bir şeyin ortaya çıktığı, sağlandığı veya ifade edildiği belirli biçimi, türü ya da aracı belirtir. Burada enerji radyasyon olarak salınır; ifade, enerjinin bu süreçte nasıl ortaya çıktığını açıklar, enerji ile radyasyonun her bağlamda daima aynı olduğunu ileri sürmez. Yeniden kullanılabilir kalıp, support in the form of a grant örneğindeki gibi isim + in the form of + isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi “belirli bir biçimde sağlanan” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The prize includes financial support ____ a travel grant.
Cevabı göster
in the form of
while the neutrons repeat the process with other atoms,
2:41nötronlar diğer atomlarla bu süreci tekrarlar,
releasing more neutrons and radiation in a closely controlled chain reaction, Kalıp ifadeler
2:43yakından kontrol edilen bir zincirleme reaksiyonla daha fazla nötron ve radyasyon salgılar,
closely controlled chain reaction: sıkı biçimde kontrol edilen zincirleme tepkime
Bu ifadede closely, controlled sözcüğünü niteler. “Fiziksel olarak yakın mesafede” değil, “dikkatli ve sıkı gözetim altında” anlamına gelir. İsim öbeğinin tamamı, hızı bilinçli olarak güvenli sınırlar içinde tutulan bir zincirleme tepkimeyi anlatır. Bu yapı, closely controlled conditions, temperatures veya tests gibi hassas biçimde yönetilmesi gereken süreçlerde de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “dikkatli gözetimle yönetilen” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: In the lab, the chain reaction is ____ so its energy output stays steady.
Cevabı göster
closely controlled
destructive runaway reaction in an atomic bomb. Kelime
2:49yıkıcı ve kontrolden çıkmış reaksiyondan çok farklıdır.
runaway reaction: kontrolden çıkarak hızlanan tepkime
runaway reaction ifadesinde runaway, tepkimenin kendi geri beslemesiyle hızlandığını ve artık kontrol altında olmadığını belirten bir sıfattır. Yalnızca hızlı anlamına gelmez. Kendi kendine giderek şiddetlenen tehlikeli bir süreci anlatır; tepkime fiziksel olarak “kaçmıyordur”.
Alıştırma
Kendi kendine hızlanan ve artık kontrol altında olmayan bir tepkimeyi en iyi hangi ifade tanımlar?
- a runaway reaction
- a rapid reaction
- a controlled reaction
Cevabı göster
a runaway reaction
a moderator is needed to control the neutrons energy. Kelime
2:55nötronların enerjisini kontrol etmek için bir moderatör gereklidir.
Nötronları yavaşlatan malzeme anlamındaki moderator
Nükleer mühendisliğinde moderator, hızlı nötronların kinetik enerjisini azaltarak onları yavaşlatan bir malzemedir. Bu cümlede tartışmayı yöneten bir kişiyi değil, reaktörde kullanılan bir malzeme veya maddeyi belirtir. Hafif su reaktöründe sıradan su moderator görevi görebilir. Başka metinlere aktarılabilecek ipucu teknik bağlamdır: moderator, reactor ve neutron gibi sözcüklerle birlikte geçtiğinde onu nötronları yavaşlatan malzeme olarak anlayın.
Alıştırma
'Graphite acts as a moderator and slows fast neutrons,' İngilizce cümlesinde moderator ne anlama gelir?
- Nötronları yavaşlatan bir malzeme
- Elektrik üreten bir makine
- Bir tartışmayı yöneten kişi
Cevabı göster
Nötronları yavaşlatan bir malzeme
Does the job: amaç için yeterli olmak
Does the job, “gereken amaç için yeterince iyi çalışır” veya “gerekli işlevi yerine getirir” anlamına gelir. Buradaki job, ücretli bir işi değil, suyun yerine getirmesi gereken işlevi belirtir. Bu ifade genellikle mükemmelliği değil, yeterliliği olumlu biçimde anlatır. Bir şey does the job ise basit veya en iyi seçenek olmasa bile ihtiyacı karşılayacak kadar uygundur.
Alıştırma
“Amaç için yeterince iyidir” anlamındaki kalıp ifadeyi tamamlayın: We don't need a larger box; this one ____.
Cevabı göster
does the job
which is very practical since water's used to drive the turbines anyway. Anlatım akışı
3:00bu da suyun zaten türbinleri çalıştırmak için kullanıldığı düşünüldüğünde çok pratiktir.
since ... anyway: arka plan nedeni vermek
Bu cümlede since, düzenlemenin neden kullanışlı olduğunu açıklayan nedeni sunar. Burada “çünkü” anlamındadır; “geçmişteki bir zamandan bugüne kadar” anlamında değildir. Edilgen yapı water's used to drive the turbines, suyun nasıl kullanıldığını belirtir. Cümle sonundaki anyway, bu kullanımın her hâlükârda gerekli olduğunu ekler; dolayısıyla aynı suyu başka bir iş için de kullanmak ek bir pratik avantajdır.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümle, cümlede hangi işlevi görür?
- Yan cümle, suyun türbinleri ilk kez ne zaman çalıştırmaya başladığını söyler.
- Yan cümle bir neden verir; anyway ise suyun her durumda bu amaç için gerekli olduğunu gösterir.
- Yan cümle, türbinleri çalıştırmanın suyun yalnızca isteğe bağlı bir kullanımı olduğunu gösterir.
Cevabı göster
Yan cümle bir neden verir; anyway ise suyun her durumda bu amaç için gerekli olduğunu gösterir.
The light water reactor became prevalent because it's simple and cheap. Kelime
3:04Hafif su reaktörü, basit ve ucuz olduğu için yaygınlaştı.
became prevalent: yaygın kullanıma geçiş
Became prevalent, “yaygın hâle geldi veya sık kullanılmaya başlandı” anlamındadır. Became bir durum değişikliğini gösterir: reaktör daha önce yaygın değilken sonradan yaygınlaşmıştır. Prevalent, bir şeyin ne kadar geniş ölçüde bulunduğunu veya benimsendiğini anlatır; insanların onu ne kadar sevdiğini ya da en iyi seçenek olup olmadığını anlatmaz. Burada basit ve ucuz olması, bu reaktör tasarımının neden yayıldığını açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle, insanların sevdiğini iddia etmeden uzaktan çalışmanın yaygınlaştığını söyler?
- Remote work became mandatory throughout the industry.
- Remote work became popular with employees.
- Remote work became prevalent throughout the industry.
Cevabı göster
Remote work became prevalent throughout the industry.
Üç paralel betimlemeyi bağlayan neither ... nor
neither ... nor bağıntılı yapısı, sıralanan bütün betimlemeleri aynı olumsuzluk kapsamına alır. Burada reaktörün en güvenli olmadığı, en verimli olmadığı ve teknik açıdan da zarif olmadığı anlatılır. Üç öğe olduğunda neither ilk öğeyi başlatır, virgüller ortadaki öğeyi ayırır ve nor son öğeyi başlatır: neither X, Y, nor Z. X, Y ve Z dil bilgisi bakımından paralel olmalıdır; burada üçünün de işlevi nuclear reactor ifadesini betimlemektir.
Alıştırma
neither ... nor yapısını tamamlayın: The new plan is ____ faster, cheaper, ____ easier to maintain.
Cevabı göster
neither · nor
The renewed nuclear hype lasted barely a decade, Anlatım akışı
3:13Yenilenen nükleer heyecan ise zar zor bir on yıl sürdü,
barely a decade, though: kısa süre ve karşıtlık
Barely a decade, sürenin kısa algılanmasını sağlar: yeniden canlanan heyecan yalnızca yaklaşık on yıl sürdü, hatta on tam yılı bulmamış olabilir. Barely, sürenin on yılı rahatça aştığı anlamına gelmez. Cümle sonundaki though, however anlamındadır. Hızla büyüyen yatırımların oluşturduğu önceki izlenime kısa bir düzeltme ekler: heyecan arttı ama uzun sürmedi. Though sözcüğünü sona koymak, karşıtlığı sonradan eklenmiş bir yorum gibi hissettirir.
Alıştırma
Hızla büyüyen bir heyecan anlatıldıktan sonra bu cümlenin temel işlevi nedir? The renewed nuclear hype lasted barely a decade, though.
- Önceki izlenimi sınırlar: heyecan yalnızca yaklaşık on yıl sürmüştür ve though bir karşıtlık belirtir.
- Tam olarak on yıllık bir ölçüm verir ve bunu hiçbir şeyle karşılaştırmaz.
- Heyecanın on yıldan çok daha uzun sürdüğünü söyleyerek önceki izlenimi güçlendirir.
Cevabı göster
Önceki izlenimi sınırlar: heyecan yalnızca yaklaşık on yıl sürmüştür ve though bir karşıtlık belirtir.
the Three Mile Island nuclear plant in Pennsylvania barely escaped a catastrophe when its core melted. Notlar
3:18Pensilvanya'daki Three Mile Island nükleer santrali, çekirdeği eridiğinde kıl payı bir felaketten kurtuldu.
Three Mile Island nükleer santrali
Bu cümlede Three Mile Island, ABD'nin Pensilvanya eyaletindeki bir nükleer santral sahasını belirtir; üç millik bir mesafe ya da sıradan bir ada tarif edilmemektedir. Burası, bir reaktör çekirdeğinin kısmen eridiği 1979 kazası nedeniyle geniş çapta tanındı. Bu ad, nükleer enerjiye yönelik tutumlarda yaşanan büyük değişimin tarihsel bağlamını verir. Kaza, halkın nükleer enerjiye duyduğu güveni azalttı.
Alıştırma
Bu cümlede Three Mile Island neyi ifade ediyor?
- Bir nükleer santralin çevresindeki üç millik güvenlik bölgesi
- Pensilvanya'da bulunan ve 1979'daki büyük bir kazayla bağlantılı bir nükleer santral
- Pensilvanya'dan üç mil uzakta bulunan bir ada
Cevabı göster
Pensilvanya'da bulunan ve 1979'daki büyük bir kazayla bağlantılı bir nükleer santral
barely escaped a catastrophe: bir felaketten kıl payı kurtuldu
Barely escaped a catastrophe, bir felaketin önlendiğini ama bunun çok küçük bir farkla başarıldığını belirtir. Tehlike gerçekti ve en kötü sonuç neredeyse gerçekleşiyordu. Santral, sanki kaçabilirmiş gibi anlatılır. Bu mecazi bir kullanımdır: kaza, daha da kötü bir felakete dönüşmeden hemen önce durmuştur.
Alıştırma
En kötü sonucun önlendiğini ancak bunun çok küçük bir farkla başarıldığını hangi cümle doğru biçimde anlatıyor?
- The hikers escaped easily, so there was never any danger.
- The hikers barely escaped a catastrophe when the bridge collapsed just after they crossed it.
- The hikers suffered a catastrophe and could not avoid it.
Cevabı göster
The hikers barely escaped a catastrophe when the bridge collapsed just after they crossed it.
the Chernobyl catastrophe directly threatened Central Europe with a radioactive cloud, Kültür
3:25Çernobil felaketi, radyoaktif bir bulutla doğrudan Orta Avrupa'yı tehdit etti,
Tarihî bir gönderme olarak Çernobil felaketi
The Chernobyl catastrophe, bugün Ukrayna sınırları içinde bulunan Çernobil’de 1986 yılında gerçekleşen nükleer reaktör kazasını adlandırır. Burada Chernobyl bir yer adıdır ve genel bir felaket türünü değil, bu belirli tarihî felaketi kısaca belirtmek için kullanılır. Bu göndermeyi bilmek, cümlenin Orta Avrupa’yı tehdit eden radyoaktif bir buluttan neden söz ettiğini açıklar: kazadan çıkan radyoaktif maddeler ülke sınırlarını aşmıştır.
Alıştırma
Bu cümlede "the Chernobyl catastrophe" neyi ifade ediyor?
- Adını bir şehirden alan doğal bir fırtına türü
- Merkezi Çernobil olan 1986 nükleer felaketi ve sonuçları
- Avrupa’daki tüm radyoaktif bulutların genel adı
Cevabı göster
Merkezi Çernobil olan 1986 nükleer felaketi ve sonuçları
the drawn-out Fukushima disaster sparked new discussions and concerns. Notlar
3:31uzayıp giden Fukuşima felaketi yeni tartışmaları ve endişeleri tetikledi.
İstenmeyecek kadar uzun süren durumlar için drawn-out
Drawn-out, bir şeyin uzun süre, genellikle insanların istediğinden daha uzun devam ettiğini belirten bir sıfattır. Bu cümlede Fukuşima felaketini ve sonuçlarını kısa sürede bitmiş tek bir olay olarak değil, uzun bir süreç olarak sunar. A drawn-out negotiation, conflict, trial veya crisis gibi zorlu olayları belirten isimlerden önce sıkça kullanılır. Olağan anlamının içinde olumsuz bir his vardır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, bu dersteki "gereğinden uzun sürmek" anlamına gelen kısa çizgili sıfatla tamamlayın: After a ____ negotiation, both sides were exhausted.
Cevabı göster
drawn-out
Fukushima felaketi: 2011 nükleer kazası
Fukushima felaketi, Japonya’daki Fukushima Daiichi nükleer santralinde 2011 yılında yaşanan ve büyük bir deprem ile tsunaminin ardından meydana gelen nükleer kazayı ifade eder. Bu cümlede Fukushima yer adı, o olayın yerine kullanılır. Bu göndermeyi tanımak, uzun süren krizin nükleer güvenlik konusundaki tartışma ve endişeleri neden yeniden canlandırdığını anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede Fukushima disaster neyi ifade ediyor?
- Uzun süren her türlü acil durum için kullanılan genel bir terim
- Japonya’daki Fukushima Daiichi nükleer santralinde yaşanan 2011 nükleer kazası
- Bir nükleer reaktör türü
Cevabı göster
Japonya’daki Fukushima Daiichi nükleer santralinde yaşanan 2011 nükleer kazası
218 new nuclear power reactors went live, Kelime
3:37218 yeni nükleer güç reaktörü faaliyete geçerken,
went live: resmen faaliyete geçti
Went live, go live ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada reaktörlerin resmî olarak çalışmaya başladığını belirtir; live, canlı hâle geldikleri anlamına gelmez. Bu ifade, hazırlık veya test aşamasından gerçek kullanıma geçişi gösterir. Sistemler, internet siteleri, hizmetler ve yayınlar için de yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi go live ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months of testing, the new safety system ____ yesterday.
Cevabı göster
went live
their number and nuclear's global share of electricity production has stagnated since the end of the '80s. Dilbilgisi
3:40onların sayısı ve nükleerin küresel elektrik üretimindeki payı 80'lerin sonundan bu yana durgunlaşmıştır.
has stagnated since the end of the '80s: 80'lerin sonundan beri durgun
Present perfect yapısındaki has stagnated, geçmişte durgunlaşan veya gelişmeyi bırakan bir eğilimin anlatım anına kadar aynı şekilde sürdüğünü belirtir. Stagnate çok az büyüme ya da hiç gelişme olmaması demektir; mutlaka düşüş anlamına gelmez. Since the end of the '80s, devam eden bu durumun başlangıç noktasını verir. Buradaki since, “-den beri” anlamında bir zaman işaretidir; “çünkü” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi stagnate fiilinin present perfect biçimi ve başlangıç noktası bildiren sözcükle tamamlayın: The town's population ____ 2015.
Cevabı göster
has stagnated since
nuclear energy meets around 10% of the world's energy demand. Kalıp ifadeler
3:50nükleer enerji dünyanın enerji talebinin yaklaşık %10'unu karşılıyor.
meets around 10% of the world's energy demand: dünya enerji talebinin yaklaşık %10'unu karşılıyor
meets around 10% of the world's energy demand ifadesinde meet, biriyle karşılaşmak değil, bir ihtiyacı karşılamak veya gerekli miktarı sağlamak anlamına gelir. Yüzde, toplam talebin ne kadarının nükleer enerjiyle karşılandığını belirtir. Around, %10 değerinin yaklaşık olduğunu gösterir. Nesne energy demand olduğu için cümle yalnızca elektrik talebini değil, toplam enerji ihtiyacını anlatır.
Alıştırma
Enerji analizi cümlesini meet fiilinin doğru simple present biçimiyle tamamlayın: A new solar farm now ____ about 15% of the city's energy demand.
Cevabı göster
meets
There are about 439 nuclear reactors in 31 countries.
3:5431 ülkede yaklaşık 439 nükleer reaktör bulunmaktadır.
About 70 new reactors are under construction in 2015, Kalıp ifadeler
3:592015 itibarıyla yaklaşık 70 yeni reaktör yapım aşamasındadır,
under construction: yapımı süren bir proje
Under construction, bir şeyin yapılmakta veya üzerinde çalışılmakta olduğunu ve henüz tamamlanmadığını belirten kalıplaşmış bir durum ifadesidir. Bu cümlede 70 reaktörü 2015 yılında yapımı süren projeler olarak tanımlar. Buradaki under fiziksel bir konum belirtmez. be + under construction kalıbı bir binanın, yolun, reaktörün veya benzer bir projenin mevcut yapım durumunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümleyi hangi ifade doğru tamamlar: “The new bridge is closed because it is ___.”?
- under a construction
- in construction
- under construction
Cevabı göster
under construction
All in all: genel bir sonuca geçiş yapmak
All in all bir özetleme işaretidir. Dinleyiciye, konuşanın az önce belirtilen temel bilgileri birleştirdiğini ve genel bir sonuç, değerlendirme veya yargı sunmak üzere olduğunu gösterir. Her ifadenin mutlak ve istisnasız olduğu anlamına gelmez. Görevi bilgiyi düzenlemek ve tartışmanın sona yaklaştığını göstermektir.
Alıştırma
Bir okul etkinliğinin hem iyi hem de kötü yönlerini ele aldınız. Genel değerlendirmenizi en iyi hangi başlangıç sunar?
- After all, it was a successful day.
- All in all, it was a successful day.
- In all, it was a successful day.
Cevabı göster
All in all, it was a successful day.
Most nuclear reactors were built more than 25 years ago
4:09Çoğu nükleer reaktör 25 yıldan daha uzun bir süre önce
More than 80% are various types of light water reactor.
4:14%80'inden fazlası çeşitli türlerde hafif su reaktörleridir.
many countries are faced with a choice, Kalıp ifadeler
4:19birçok ülke bir seçimle karşı karşıyadır,
are faced with a choice: karar verme baskısı
Be faced with a choice ifadesinde faced, be faced with + isim edilgen yapısının bir parçasıdır. Bir kişinin veya grubun bir durumla uğraşmak zorunda olduğunu anlatır; fiziksel olarak bir şeye dönük olmayı anlatmaz. Buradaki a choice, olası yollar arasında karar vermektir. Bu yapı yalnızca seçeneklerin varlığını değil, karar vermenin baskısını veya sorumluluğunu öne çıkarır.
Alıştırma
be faced with + isim edilgen yapısını tamamlayın: The committee is ____ a choice between repairing the bridge and replacing it.
Cevabı göster
faced with
the expensive replacement of the aging reactors,
4:21yaşlanan reaktörlerin pahalı bir şekilde değiştirilmesi,
possibly with more efficient but less tested models, Anlatım akışı
4:24muhtemelen daha verimli ancak daha az test edilmiş modellerle,
more efficient but less tested: yarar ile sınırlamayı dengeleme
More efficient but less tested, but ile bağlanan paralel iki karşılaştırma ifadesi kullanır. More efficient bir yarar, less tested ise bir sınırlama sunar. Bu dengeli biçim, bir tercihin iki yönünü tek bir açıklamada toplar. Less tested, daha az test veya uygulama deneyimi olduğu anlamına gelir. Güvensiz olduğu kanıtlanmış demek değildir. Bağlam açık olduğunda belirtilmese bile karşılaştırma noktası diğer modellerdir.
Alıştırma
more ... but less ... karşılaştırma yapısını tamamlayın: The new battery is ____ efficient but ____ tested than the older model.
Cevabı göster
more · less
or a move away from nuclear power towards newer or older technology with different cost and environmental impacts. Kalıp ifadeler
4:27veya nükleer enerjiden uzaklaşıp farklı maliyetleri ve çevresel etkileri olan daha yeni veya daha eski teknolojilere yönelmek.
a move away from A towards B: A'dan uzaklaşıp B'ye yönelme
a move away from A towards B yapısında move, yön, politika veya tercih değişikliğini anlatan sayılabilen bir isimdir. away from azaltılan veya geride bırakılan şeyi, towards ise yeni yönü belirtir. Burada olası bir enerji politikası değişimini anlatır: nükleer enerjiye daha az bağımlı olmak ve başka teknolojileri daha fazla kullanmak. İnsanların veya ekipmanın fiziksel olarak taşınması anlamına gelmez.
Alıştırma
a move away from A towards B yapısını tamamlayın: The company announced a ____ paper records ____ digital files.
Cevabı göster
move away from · towards
The pro and contra arguments will be presented here next week. Kelime
4:37Lehte ve aleyhte argümanlar önümüzdeki hafta burada sunulacak.
pro and contra arguments: lehte ve aleyhte argümanlar
Pro destekleyen tarafı, contra ise karşı çıkan tarafı belirtir. Bu nedenle pro and contra arguments, bir konunun iki tarafındaki argümanlar anlamına gelir. Burada ifade, nükleer enerjiyi destekleyen ve ona karşı çıkan gerekçelerin daha sonra sunulacağını haber verir. Contra, contract ile ilgili değildir ve özel isim de değildir.
Alıştırma
Örnekteki pro and contra arguments ne anlama geliyor?
- Yalnızca bir tarafı destekleyen argümanlar
- Konuyu destekleyen ve konuya karşı çıkan argümanlar
- Konuyla ilgili hukuki sözleşmeler
Cevabı göster
Konuyu destekleyen ve konuya karşı çıkan argümanlar