Salı ne renktir? Sinesteziyi keşfetmek - Richard E. Cytowic: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
488 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Bu video, sinesteziyi birden fazla duyuyu birbirine bağlayan nörolojik bir özellik olarak açıklar; genlerin ve kültürel unsurlara maruz kalmanın kalıcı eşleşmeleri nasıl biçimlendirdiğini inceler ve sıradan duyular arası beyin bağlantılarının metaforları ve görsel-işitsel yanılsamaları anlamamıza yardımcı olduğunu savunur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Imagine a world — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bilimsel bir anlatıma, dinleyiciyi varsayımsal bir sahneye davet ederek başlamayı; ana kavramı sunmadan önce canlı bir zihinsel çerçeve oluşturmak için bu tekniği konuşma ve yazıda kullanmayı öğrenin. 2. single nucleotide change / alters perception. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Kesin bir teknik ad öbeğiyle sonucu bildiren resmî bir fiilin, çok küçük bir genetik farklılığın öznel duyusal deneyimi değiştirebileceğini nasıl kısa ve açık biçimde anlattığını fark edin. 3. sounds like a sweet deal — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bir şeyin avantajlı göründüğünü belirten, aynı zamanda videodaki ses, tat ve birbirine bağlı duyular temalarını yeniden canlandıran kapanış söz oyununu anlayın ve tematik sonuçlarda kullanın.

Bu derste

Imagine a world Anlatım akışı

0:14

Hayal edin, öyle bir dünya

in which you see numbers and letters as colored, Dilbilgisi

0:15

sayıları ve harfleri renkli gördüğünüz,

Anlatım akışı

Imagine a world: Dinleyiciyi varsayımsal bir sahneye davet etmek

Imagine a world biçim olarak bir emir cümlesidir, ancak burada sert bir emir değil, bir davet işlevi görür. Dinleyiciden zihninde varsayımsal bir sahne oluşturmasını ister. Açılışta kullanıldığında önce genel bir görüntü sunar. Ardından gelen where veya in which yan cümlesi, konuşmacı ana konuya geçmeden önce bu hayalî dünyanın özelliklerini ekleyebilir.

Alıştırma

Konuşmanın başlangıcını dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ where every town has safe drinking water.

Cevabı göster

Imagine a world

even though they're printed in black, Dilbilgisi

0:18

siyah olarak basılmış olsalar bile,

Dilbilgisi

even though: bir gerçeği beklenmedik sonuçla karşılaştırmak

Even though, ana fikirle karşıtlık oluşturan bir gerçeği belirtir. Burada sayılar ve harfler gerçekten siyah basılmıştır, ancak kişi onları renkli görür. Even though + tam bir yan cümle yapısı kullanılır. Bu yan cümle gerçek veya kabul edilen bir durumu, ana cümle ise buna rağmen gerçekleşen şaşırtıcı sonucu anlatır.

Alıştırma

Konuşan kişi gerçekten yağmur yağdığını biliyor. En uygun bağlacı seçin: The picnic continued, ___ it was raining.

  1. because
  2. even if
  3. even though
Cevabı göster

even though

in which music or voices trigger a swirl of moving colored shapes, Kalıp ifadeler

0:20

müziğin veya seslerin hareketli renkli şekillerden oluşan bir sarmalı tetiklediği,

Kalıp ifadeler

trigger a swirl of: dönerek hareket eden bir kütle oluşturmak

Trigger, bir şeyin başlamasına veya gerçekleşmesine neden olmak demektir. A swirl of, birlikte dönüyor ve hareket ediyor gibi görünen bir grup ya da kütleyi anlatır. Burada müzik veya sesler, hareket eden renkli şekillerin girdaplı bir görsel deneyim olarak ortaya çıkmasına neden olur. Yeniden kullanılabilir kalıp trigger + a swirl of + isim şeklindedir. Özellikle hareket edebilen veya karışabilen toz, yaprak, duman, renk ya da görüntüleri canlı biçimde anlatır.

Alıştırma

Bir olayın dönerek hareket eden bir kütlenin ortaya çıkmasına neden olduğunu doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. Turning on the fan triggered a swirl of paper scraps across the floor.
  2. Turning on the fan borrowed a swirl of paper scraps across the floor.
  3. Turning on the fan counted a swirl of paper scraps across the floor.
Cevabı göster

Turning on the fan triggered a swirl of paper scraps across the floor.

in which words and names fill your mouth with unusual flavors. Deyimler

0:24

kelimelerin ve isimlerin ağzınızı alışılmadık tatlarla doldurduğu.

Dilbilgisi

in which ... in which ... in which: Tek bir dünyaya paralel ayrıntılar eklemek

Üç in which ifadesi de aynı isim olan world'e gönderme yapar. Her birinde which, world'ün yerini tutar; in ise olayın bu dünyanın içinde gerçekleştiğini belirtir. in which ifadesinin tekrarı üç paralel ilgi cümleciği başlatır. Böylece Imagine a world tekrar edilmeden tek bir hayalî ortam üç duyusal ayrıntı hâlinde düzenlenir; dinleyici her cümleciği aynı world'e bağlamalıdır.

Alıştırma

Örnekteki üç in which ifadesi ne işe yarar?

  1. Her biri farklı bir dünya tanıtır.
  2. Üç olayın farklı zamanlarda gerçekleştiğini gösterirler.
  3. Hepsi aynı world'e gönderme yapar ve üç paralel ayrıntı sunar.
Cevabı göster

Hepsi aynı world'e gönderme yapar ve üç paralel ayrıntı sunar.

Deyimler

fill your mouth with unusual flavors: gerçek anlamlı olmayan duyusal bir imge

Burada fill your mouth with unusual flavors yemek yemeyi anlatmaz. Sözcükler ve isimler tat duyumlarını tetikler; bu nedenle cümle bu sinestezik deneyimi, tatlar fiziksel olarak ağzı dolduruyormuş gibi sunar. fill A with B kalıbı, “A'yı B ile doldurmak” anlamına gelir. Gerçek bir eylemi anlatabilir; ancak burada alışılmadık, duyular arası bir deneyimi canlı ve fiziksel bir görüntüye dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede fill your mouth with unusual flavors ne anlama gelir?

  1. Yazılı isimler yemeğe karıştırılır.
  2. Konuşan kişi ağzına kâğıt parçaları koyar.
  3. Sözcükler ve isimler tada benzer duyumlar oluşturur.
Cevabı göster

Sözcükler ve isimler tada benzer duyumlar oluşturur.

Jail tastes like cold hard bacon, Kalıp ifadeler

0:27

"Hapishane" soğuk, sert bir pastırma tadındayken,

while Derek tastes like earwax.

0:30

"Derek" kulak kiri gibi hissettiriyor.

Kalıp ifadeler

tastes like: bir tadı başka bir şeyle karşılaştırmak

X tastes like Y kalıbı, X ile ilişkilendirilen tadın Y ile ilişkilendirilen tada benzediğini belirtir. Like, karşılaştırmada kullanılan şeyi tanıtır. Bu cümlede Jail ve Derek yiyecek değil, sözcük veya isimdir. Konuşan kişi, bu isimlerin oluşturduğu sinestezik tatları anlatır. Her özne tekil olduğu için taste üçüncü tekil şahıs biçimi olan tastes hâline gelir.

Alıştırma

Cümleyi, taste sözcüğüne dayanan ve “... ile benzer bir tada sahip olmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This candy ____ watermelon.

Cevabı göster

tastes like

Welcome to synesthesia, Anlatım akışı

0:34

Nüfusun %4'ünde iki veya daha fazla duyuyu eşleştiren nörolojik bir fenomen olan

the neurological phenomenon that couples two or more senses in 4% of the population. Kelime

0:35

sinesteziye hoş geldiniz.

Anlatım akışı

Welcome to synesthesia: Welcome to ile konuya giriş yapmak

Bu cümlede Welcome to synesthesia, dinleyiciyi fiziksel bir yere davet etmez. Sinesteziyi, dinleyicinin içine girip keşfetmek üzere olduğu bir alan ya da deneyim gibi sunar. Welcome to + isim öbeği, ana konuyu adlandırıp dinleyicinin dikkatini ona yönelterek bir girişi düzenleyebilir. Burada virgülden sonra, yeni tanıtılan konuyu açıklayan bir tanım gelir.

Alıştırma

Bir bilim sunucusu astronomiyi keşfedilecek bir alan olarak tanıtıyor. Açılışı burada öğretilen iki sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: ____ astronomy, the study of stars and space.

Cevabı göster

Welcome to

Kelime

couples two or more senses: bilimsel bağlamda couple fiili

Burada couples, couple fiilinin üçüncü tekil şahıs biçimidir. Öznesi the neurological phenomenon, nesnesi ise two or more senses ifadesidir. Fiil, bu olgunun duyuları birbirine bağladığını veya ilişkili biçimde çalıştırdığını anlatır. Bilimsel ve teknik bağlamlarda couple, birbirine bağlı olan ve birbirini etkileyen sistemleri, sinyalleri, süreçleri veya duyuları anlatabilir. Burada isim olan a couple değildir ve romantik bir anlam taşımaz.

Alıştırma

Bu bilimsel tanımda couples two or more senses ne anlama gelir?

  1. Duyuları romantik eşler olarak tanımlar.
  2. Duyuları bağlamadan ikişerli gruplar hâlinde sayar.
  3. İki veya daha fazla duyuyu birbirine bağlar.
Cevabı göster

İki veya daha fazla duyuyu birbirine bağlar.

A synesthete might not only hear my voice, Dilbilgisi

0:41

Bir sinestezik benim sesimi sadece duymakla kalmaz,

but also see it,

0:43

aynı zamanda onu görebilir,

taste it, or feel it as a physical touch. Dilbilgisi

0:44

tadabilir ya da fiziksel bir dokunuş olarak hissedebilir.

Dilbilgisi

not only hear ... but also see: paralel ikinci bir düşünce eklemek

not only ... but also ... iki paralel düşünceyi bağlar ve ikinciyi özellikle vurgular: birincisi doğrudur, ikincisi de doğrudur. Burada might hem hear hem de see için geçerlidir; dolayısıyla sinestezisi olan biri sesi duymakla kalmayıp onu görebilir de. but also ile başlayan bölüm taste it ve feel it ile devam eder. Böylece işitmenin yalnızca başlangıç olduğu, giderek genişleyen bir duyusal deneyimler listesi oluşur.

Alıştırma

not only ... but also yapısını tamamlayın: The app ____ tracks your steps ____ reminds you to move.

Cevabı göster

not only · but also

Dilbilgisi

feel it as a physical touch: A’yı B olarak deneyimlemek

feel it as a physical touch ifadesinde it, daha önce sözü edilen sesi belirtir. feel A as B kalıbı, A uyaranını B biçiminde deneyimlemek veya yorumlamak anlamına gelir. Burada ses, bedensel bir dokunuş olarak algılanır; sesin kişiye gerçekten dokunduğu anlamına gelmez. As, duyumun hangi biçimde deneyimlendiğini belirtir. Bu nedenle bu ifade, bir kişinin sesi, görüntüyü veya başka bir uyaranı öznel olarak nasıl deneyimlediğini anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede kişi deneyimleyen, the bass uyaran ve a vibration deneyimin biçimidir?

  1. I felt the bass as a vibration in my chest.
  2. I felt like turning down the bass.
  3. The bass felt like a vibration in my chest.
Cevabı göster

I felt the bass as a vibration in my chest.

Sharing the same root with anesthesia, Kalıp ifadeler

0:49

Anestezi ile aynı kökü paylaşan,

meaning no sensation,

0:51

ve hissizlik anlamına gelen kelimeye karşılık,

synesthesia means joined sensation. Anlatım akışı

0:52

sinestezi birleşmiş his anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

Sharing the same root with ...: ortak sözcük kökü

Sharing the same root with ... cümlenin başında kullanılan bir -ing öbeğidir. Anlamca öznesi, ana cümlenin öznesi olan synesthesia sözcüğüdür. Bu öbek, synesthesia ile anesthesia sözcüklerinin duyumla ilgili aynı Yunanca kökü içerdiğini belirtir ve ardından gelen tanıma zemin hazırlar. İki sözcüğün tarihsel olarak ortak bir sözcük parçasına sahip olduğunu söylemek için share the same root with X yapısını kullanın. Ortak kök, sözcüklerin geçmişiyle ilgilidir; günümüzde anlamlarının aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi okuyun ve ne anlattığını seçin: “Telephone shares the same Greek root with television.”

  1. İki sözcüğün tarihinde ortak bir unsur vardır.
  2. Günümüzde tamamen aynı anlama gelirler.
  3. Biri diğerinin kısaltmasıdır.
Cevabı göster

İki sözcüğün tarihinde ortak bir unsur vardır.

Anlatım akışı

synesthesia means joined sensation: X means Y tanım kalıbı

X means Y, kısa bir tanım kalıbıdır. X açıklanan sözcüğü veya kavramı adlandırır, Y ise onun anlamını verir. Burada synesthesia X, joined sensation ise Y’dir. Bu cümlede joined sensation, synesthesia sözcüğünün parçalarının sözlük anlamını açıklar; synesthesia için eksiksiz bir bilimsel tanım vermez. Bu kalıp önce terimi sunar, sonra dinleyicinin terimle ilişkilendirebileceği kısa bir anlam verir.

Alıştırma

Tanımı mean fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this guide, the term bilingual ____ able to use two languages.

Cevabı göster

means

Having one type, such as colored hearing, Dilbilgisi

0:55

Renkli duyma gibi tek bir türe sahip olmak,

gives you a 50% chance of having a second, third, or fourth type. Kalıp ifadeler

0:57

size ikinci, üçüncü veya dördüncü bir türe sahip olma konusunda %50 şans verir.

Dilbilgisi

Having one type ... gives: özne olarak -ing öbeği

Having one type, İngilizcede -ing biçimli bir isim-fiil öbeğidir. Öbeğin tamamı özne görevi görür ve tek bir durumu, yani bir türe sahip olmayı belirtir. Bu özne tek bir bütün sayıldığı için fiil tekil biçim olan gives olur. such as colored hearing sözleri, öznenin içine bir örnek ekler. Bu sözleri çıkarınca ana yapı görülür: Having one type gives you a 50% chance. Doing something + tekil fiil kalıbı, etkileri veya genel gerçekleri açıklarken sık kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede -ing öbeği tekil özne olarak doğru kullanılmıştır?

  1. Read every day gives you more chances to learn new words.
  2. Reading every day gives you more chances to learn new words.
  3. Reading every day give you more chances to learn new words.
Cevabı göster

Reading every day gives you more chances to learn new words.

Kalıp ifadeler

a 50% chance of having: istatistiksel olasılık belirtmek

a 50% chance of having ... ifadesi, bir şeye sahip olma olasılığının %50 olduğu anlamına gelir. Yüzde, chance değerini doğrudan ölçer. a + yüzde + chance of + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın. Burada of bir edattır, bu nedenle have, having biçimine dönüşür: a 50% chance of having a second type.

Alıştırma

İstatistiksel bir olasılık ifade etmek için cümleyi chance ve have fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: With the backup battery, we have a 90% ____ enough power for the whole trip.

Cevabı göster

chance of having

One in 90 among us experience graphemes, Notlar

1:04

Aramızdaki 90 kişiden biri grafemleri,

the written elements of language like letters, numerals, and punctuation marks,

1:06

harfler, rakamlar ve noktalama işaretleri gibi dilin yazılı unsurlarını,

as saturated with color.

1:11

renge doymuş olarak deneyimler.

Kalıp ifadeler

Bir oranı bildiren One in 90

One in 90, “her 90 kişiden biri” demektir. one in + sayı kalıbı bir oran bildirir: one, grupta özelliğe sahip kişi sayısını; 90 ise grubun toplam büyüklüğünü gösterir. İstatistik ve bilim metinlerinde yaygındır. Yüzdeyi ya da kesri gözde canlandırması kolay bir grup oranına çevirir; bağlam sayımın kesin olduğunu belirtmedikçe genellikle yaklaşık bir oran anlatır.

Alıştırma

Yaklaşık %20 anlamını veren one in + sayı kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Solar power is used by ____ households.

Cevabı göster

one in five

Dilbilgisi

experience graphemes ... as saturated with color: experience A as B yapısı

experience A as B, “A’yı B olarak algılamak veya hissetmek” demektir. Burada A graphemes, B ise saturated with color bölümüdür: bu kişiler yazılı simgeleri öznel olarak yoğun renkli algılar. graphemes ile as saturated with color arasına giren açıklayıcı sözler yapıyı bozmaz. Uzun bir cümleyi okurken experience sonrasındaki nesneyi, o nesnenin nasıl algılandığını anlatan as öbeğine bağlayın.

Alıştırma

Cümleyi experience A as B kalıbını oluşturan sözcükle tamamlayın: Lina experienced the quiet library ____ peaceful.

Cevabı göster

as

Kelime

graphemes, the written elements of language: açıklayıcı eş görevli ifadeyle terim tanımlama

the written elements of language ad öbeği appozitif, yani açıklayıcı eş görevli bir ifadedir: graphemes sözcüğünün yanında yer alır ve teknik terimi daha basit sözlerle yeniden açıklar. Ardından like letters, numerals, and punctuation marks ifadesi bu ögelere örnek verir. Bu “terim, açıklama,” kalıbı bilimsel ve eğitici metinlerde yaygındır. Bilmediğiniz bir terimin anlamını çoğu zaman virgüller arasındaki sözlerden çıkarabilirsiniz; bu açıklayıcı ifade çıkarıldığında cümlenin temel dil bilgisi yapısı korunur.

Alıştırma

the written elements of language like letters, numerals, and punctuation marks ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. graphemes sözcüğünü tekilden çoğula dönüştürür.
  2. graphemes deneyiminin ne zaman yaşandığını söyler.
  3. graphemes terimini daha basit sözlerle tanımlar ve ardından örnekler verir.
Cevabı göster

graphemes terimini daha basit sözlerle tanımlar ve ardından örnekler verir.

Some even have gender or personality.

1:12

Hatta bazılarının cinsiyeti veya kişiliği bile vardır.

For Gail, three is athletic and sporty. Deyimler

1:15

Gail için üç atletik ve sportiftir.

Deyimler

three is athletic and sporty: bir sayıyı kişileştirmek

three is athletic and sporty ifadesinde, normalde insanları anlatmak için kullanılan sıfatlar three sayısına uygulanır. Bu bir kişileştirmedir: soyut bir şey, insan bedeni, ilgi alanları veya kişiliği varmış gibi sunulur. For Gail, iddiayı Gail'in kendi deneyimiyle sınırlar. Cümle, Gail'in sayıyla ilgili kişisel çağrışımını anlatır; üç hakkında nesnel bir gerçeği veya herkesin paylaştığı bir inancı anlatmaz.

Alıştırma

Bu bağlamda For Gail, three is athletic and sporty ne anlama geliyor?

  1. Gail, üç sayısını kişisel olarak insana benzer özelliklere sahipmiş gibi deneyimliyor.
  2. Üç sayısı fiziksel olarak bir spor etkinliğine katıldı.
  3. Her sporcu üç sayısını resmî bir simge olarak kullanıyor.
Cevabı göster

Gail, üç sayısını kişisel olarak insana benzer özelliklere sahipmiş gibi deneyimliyor.

Nine is a vain elitist girl. Kelime

1:19

Dokuz ise kibirli ve seçkinci bir kızdır.

Kelime

vain elitist girl: iki olumsuz yargı

Bu ifadede vain, görünüşünden, yeteneklerinden ya da kendi öneminden aşırı derecede hoşnut olan birini eleştirir. Elitist ise seçkin bir grubun sıradan insanlardan üstün olduğunu gören bir tutumu eleştirir. Bu sıfatlar birlikte kullanıldığında kızı yalnızca betimlemekle kalmaz; onu kendini gereğinden fazla önemli gören ve toplumsal üstünlük duygusu taşıyan biri olarak olumsuz biçimde sunar. Bu sözcükler gerçek bir kişiyi, karakteri, grubu veya tutumu tanımladığında da aynı değerlendirme gücünü taşır.

Alıştırma

vain elitist girl ifadesinde vain ve elitist nasıl bir değerlendirme anlamı katar?

  1. Kendini fazla önemsemeyi ve toplumsal üstünlük duygusunu eleştirirler.
  2. Yetenek ve başarı için yansız etiketlerdir.
  3. Özgüveni ve cana yakınlığı överler.
Cevabı göster

Kendini fazla önemsemeyi ve toplumsal üstünlük duygusunu eleştirirler.

By contrast, the sound units of language, Notlar

1:22

Buna karşılık, dilin ses birimleri,

or phonemes, trigger synestetic tastes.

1:24

veya fonemleri, sinestezik tatları tetikler.

Anlatım akışı

By contrast: farklı bir duruma geçişi belirtme

By contrast, dinleyiciye veya okuyucuya sıradaki noktayı daha önce söylenenle karşılaştırmasını bildiren bir söylem belirtecidir. Burada ses birimleriyle ilgili durumu önceki durumdan farklı bir örnek olarak sunar. Genellikle bir cümlenin veya yan cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Önemli bir farklılığı belirtir; iki ifadenin tam olarak zıt olması gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan karşılaştırma belirteciyle tamamlayın: The old model is heavy. ____, the new one weighs only two kilograms.

Cevabı göster

By contrast

Kelime

sound units of language, or phonemes: or ile teknik terim tanıtma

İfade önce gündelik bir açıklama olan sound units of language bölümünü verir, ardından or phonemes ile teknik adı sunar. İki bölüm de aynı şeyi ifade eder. Virgüllerle ayrılan X, or Y, kalıbında or, X ile Y arasında seçim anlamına gelmez; “yani” veya “başka bir deyişle” demektir. Bu kalıp, uzmanlık terimini tanımlarken fikrin kolay anlaşılmasını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede or phonemes ne işe yarıyor?

  1. Phonemes sözcüğünü sound units ifadesine alternatif olarak sunar.
  2. Aynı kavramın teknik adını verir.
  3. İki ifadenin zıt anlamlı olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Aynı kavramın teknik adını verir.

For James, college tastes like sausage,

1:28

James için "college" sosis gibi tat verir,

as does message and similar words with the -age ending. Notlar

1:30

"message" ve -age ile biten benzer kelimelerde olduğu gibi.

Dilbilgisi

as does message: “de” anlamındaki devrik as yapısı

as does message ifadesinde does, daha önce geçen tastes like sausage yükleminin yerini tutar. Bu nedenle ifade, yüklemin tamamını tekrarlamadan “message sözcüğünün tadı da sosis gibidir” anlamına gelir. Sıralama as + yardımcı fiil + özne şeklindedir; bu yüzden yardımcı fiil message sözcüğünden önce gelir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesindeki devrik yapıdır ve az önce belirtilen eylemi veya durumu paylaşan başka bir özne ekler.

Alıştırma

Cümleyi “kütüphane de öyle” anlamına gelen devrik as yapısıyla tamamlayın: The museum closes at six, ____ the library.

Cevabı göster

as does

Kelime

similar words with the -age ending: son harfleri belirtmek

Bu cümlede similar words with the -age ending, yazılışları -age harfleriyle biten diğer benzer sözcükler anlamına gelir. words with the X ending kalıbı, sözcükleri sonlarında görünen bölüme göre gruplandırır. Buradaki ending, yazımın son kısmını genel olarak betimler. Tek başına -age bölümünün anlamlı bir yapım eki olduğunu veya bu sözcüklerin hepsinin aynı şekilde telaffuz edildiğini göstermez.

Alıştırma

-age bölümünün bir ek olduğunu ileri sürmeden sözcükleri yalnızca son harflerine göre gruplandıran ifade hangisidir?

  1. words containing the word age
  2. words with the suffix -age
  3. words with the -age ending
Cevabı göster

words with the -age ending

Synesthesia is a trait,

1:35

Sinestezi bir özelliktir,

like having blue eyes, rather than a disorder, Dilbilgisi

1:37

mavi gözlü olmak gibidir, bir bozukluk olmaktan ziyade,

Dilbilgisi

rather than a ...: ikinci sınıflandırmayı reddetmek

Rather than, konuşanın reddettiği sınıflandırmayı tanıtır. Cümle, sinesteziyi bir özellik olarak sunar ve ona bozukluk denmesi gerektiği düşüncesini düzeltir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp A rather than B şeklindedir: B'yi değil A'yı ileri sürmek veya seçmek. Buradaki tam karşıtlık a trait rather than a disorder ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi rather ile başlayan ve ikinci sınıflandırmayı reddeden iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This change is a feature ____ a defect.

Cevabı göster

rather than

because there's nothing wrong. Ton ve niyet

1:40

çünkü ortada yanlış bir şey yoktur.

Ton ve niyet

because there's nothing wrong: farklılığın kusur olmadığını belirten rahatlatıcı bir neden

Because önceki düşüncenin nedenini sunar. Burada there's nothing wrong, bu özelliğin bir kusur ya da bozukluk olmadığı anlamına gelir; bozuk bir nesneden söz edilmez. Bu ifade dinleyeni rahatlatır ve olumsuz bir yargıyı reddeder: farklı olmak, bir şeyin mutlaka düzeltilmesi gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede there's nothing wrong ne anlatıyor?

  1. Farklılığın kendisi bir kusur değildir.
  2. Bir hata için biri suçlanmalıdır.
  3. Bir cihaz çalışmayı durdurmuştur.
Cevabı göster

Farklılığın kendisi bir kusur değildir.

In fact, all the extra hooks endow synesthetes with superior memories. Notlar

1:41

Aslında, tüm bu fazladan bağlantılar sinestezikleri üstün hafızalarla donatır.

Anlatım akışı

In fact: bir noktayı daha güçlü bilgiyle ilerletmek

In fact, sonraki cümleyi önceki noktaya bağlayan bir söylem belirtecidir. Burada “hiçbir sorun yok” düşüncesinden daha güçlü ve olumlu bir iddiaya geçilir: sinestezi yaşayan kişiler üstün bir hafızaya sahiptir. In fact ifadesini duyduğunuzda veya okuduğunuzda, sonraki bilginin önceki söyleneni nasıl güçlendirdiğine, netleştirdiğine ya da bazen düzelttiğine dikkat edin.

Alıştırma

Hangi seçenek önceki noktayı güçlendirmek için In fact kullanıyor?

  1. The repair wasn't expensive, but it took three days.
  2. The repair wasn't expensive. In fact, it cost less than the estimate.
  3. The repair wasn't expensive. For example, the mechanic replaced only one small part.
Cevabı göster

The repair wasn't expensive. In fact, it cost less than the estimate.

Kalıp ifadeler

endow synesthetes with superior memories: endow X with Y yapısı

Endow X with Y, “X’e bir nitelik, yetenek, hak veya kaynak kazandırmak” anlamına gelir. Bu cümlede X synesthetes, Y ise superior memories ifadesidir; yani ek bağlantılar sinestezi sahibi kişilere olağanüstü güçlü bir hafıza yeteneği kazandırır. Sabit yapı endow + alıcı + with + kazandırılan şey biçimindedir. Bir nedenin kişiye veya şeye belirli bir özellik kazandırdığını anlatır; hafızanın fiziksel bir nesne gibi teslim edildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Resmî bir açıklamada endow X with Y yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The training endows new pilots to sharper decision-making skills.
  2. The training endows new pilots with sharper decision-making skills.
  3. The training endows with new pilots sharper decision-making skills.
Cevabı göster

The training endows new pilots with sharper decision-making skills.

For example,

1:46

Örneğin,

a girl runs into someone she met long ago. Öbek fiiller

1:47

bir kız uzun zaman önce tanıştığı biriyle karşılaşır.

Öbek fiiller

runs into someone: planlanmamış bir karşılaşma

Run into someone, “biriyle beklenmedik biçimde veya tesadüfen karşılaşmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede kız bu buluşmayı önceden planlamamıştır. Burada run ve into birlikte tek bir anlam oluşturur. İfade, kızın birinin içine doğru koştuğunu veya o kişiye bilerek çarptığını anlatmaz.

Alıştırma

Burada ran into ne anlama geliyor? I ran into my old teacher at the station yesterday.

  1. Eski öğretmenimi istasyonun içine kadar takip ettim.
  2. Eski öğretmenimle önceden planlanmış bir derse katıldım.
  3. Eski öğretmenimle orada tesadüfen karşılaştım.
Cevabı göster

Eski öğretmenimle orada tesadüfen karşılaştım.

Let's see, she had a green name. Ton ve niyet

1:49

"Bakalım, yeşil bir ismi vardı.

Ton ve niyet

Düşünmek için zaman kazandıran Let's see ifadesi

Burada Let's see, “bir düşüneyim” anlamına yakın, düşünmek için zaman kazandıran bir konuşma ifadesidir. Konuşanın adla ilgili ayrıntıyı vermeden önce hafızasını yokladığını gösterir; gerçekten bir şeye bakma daveti değildir. Bir söylem belirleyicisi olarak kısa bir duraksamayı doldurur ve dinleyiciye cevabın devam edeceğini bildirir.

Alıştırma

“Let's see, I think the library closes at six,” cümlesinde Let's see neyi gösterir?

  1. Konuşan cevaptan emin ve düşünmeden yanıt veriyor.
  2. Konuşan, birini kütüphaneye bakmaya davet ediyor.
  3. Konuşan, bilgiyi hatırlamak için duraksıyor.
Cevabı göster

Konuşan, bilgiyi hatırlamak için duraksıyor.

D's are green: Debra, Darby, Dorothy, Denise,

1:51

D'ler yeşildir: Debra, Darby, Dorothy, Denise,

yes, her name is Denise.

1:54

evet, onun adı Denise."

Once established in childhood, Dilbilgisi

1:56

Çocuklukta bir kez kurulduktan sonra,

pairings remain fixed for life.

1:58

eşleşmeler ömür boyu sabit kalır.

Dilbilgisi

Once established ... remain fixed for life: bir kez oluşturulunca yaşam boyu sabit kalır

Once established in childhood, edilgen bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi Once the pairings are established in childhood şeklindedir. established fiilinin örtük öznesi pairings sözcüğüdür; once burada “bir defa” değil, “bu olduktan sonra” veya “bu olur olmaz” anlamına gelir. Ana cümle olan pairings remain fixed for life, kalıcı sonucu verir. Once + geçmiş zaman ortacı, özne + sonuç şeklindeki kısa yapı, özne eylemden etkilendiğinde ve ardından yeni ya da devam eden bir duruma girdiğinde kullanılır.

Alıştırma

Kısaltılmış once cümlesini tamamlamak için approve fiilinin geçmiş zaman ortacını kullanın: ____, the permit remains valid for two years.

Cevabı göster

Once approved

Synesthetes inherit a biological propensity for hyperconnecting brain neurons, Kalıp ifadeler

2:00

Sinestezikler, beyin nöronlarını aşırı bağlamaya yönelik biyolojik bir eğilimi miras alırlar,

Kalıp ifadeler

biological propensity for hyperconnecting: propensity for + -ing yapısı

Bu cümlede biological propensity for hyperconnecting, beyin nöronları arasında olağan dışı sayıda bağlantı kurmaya yönelik kalıtsal ve biyolojik temelli bir eğilim anlamına gelir. Propensity, kesinleşmiş bir sonucu değil, bir eğilimi veya daha yüksek olasılığı belirtir. Yapı propensity for + isim veya -ing biçimidir. Burada for bir edat olduğu için hyperconnecting, etkinliğin adını veren -ing biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümle propensity yapısını doğru kullanıyor?

  1. The condition creates a propensity for forming extra connections.
  2. The condition creates a propensity for form extra connections.
  3. The condition creates a propensity to forming extra connections.
Cevabı göster

The condition creates a propensity for forming extra connections.

but then must be exposed to cultural artifacts such as calendars, food names, and alphabets. Notlar

2:05

ancak daha sonra takvimler, yiyecek isimleri ve alfabeler gibi kültürel unsurlara maruz kalmaları gerekir.

Kalıp ifadeler

must be exposed to: edilgen yapıda gerekli temas

Bu cümlede must be exposed to, kültürel ürünlerle temasın gerekli bir koşul olarak sunulduğu anlamına gelir. Buradaki must gereklilik bildirir; birine yöneltilmiş emir değildir. Be exposed to edilgen bir yapıdır ve deneyimi alan kişi ya da gruba odaklanır. Takvimler, adlar veya alfabeler gibi tarafsız nesnelerle kullanıldığında exposed, tehlikeye atılmak değil, bunlarla temas etmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle gerekli bir öğrenme deneyimini anlatmak için must be exposed to yapısını doğru kullanıyor?

  1. Young actors must be exposed to many styles of performance.
  2. Young actors must be exposed many styles of performance.
  3. Young actors must expose to many styles of performance.
Cevabı göster

Young actors must be exposed to many styles of performance.

Kelime

cultural artifacts such as: kültürel ürünlere örnek verme

Burada cultural artifacts ifadesi, bir kültür hakkında bilgi taşıyan, insanlar tarafından yapılmış nesneleri, adları veya sistemleri anlatır. Takvimler, yiyecek adları ve alfabeler bu geniş akademik anlama girer; artifact mutlaka eski bir hazine ya da büyülü bir nesne demek değildir. such as örnekleri tanıtır. Listedekiler olası kültürel ürünlerin tümü değil, yalnızca birkaçıdır.

Alıştırma

Bu cümlede cultural artifacts such as calendars, food names, and alphabets ne anlama gelir?

  1. Kültürel bilgi taşıyan, insan yapımı nesneler, adlar veya sistemler
  2. Özel güçleri olan büyülü nesneler
  3. Yalnızca müzelerde saklanan eski ve değerli nesneler
Cevabı göster

Kültürel bilgi taşıyan, insan yapımı nesneler, adlar veya sistemler

The amazing thing is that a single nucleotide change in the sequence of one's DNA alters perception. Kelime

2:11

Şaşırtıcı olan şey, kişinin DNA dizisindeki tek bir nükleotid değişikliğinin algıyı değiştirmesidir.

Kelime

single nucleotide change ... alters perception: neden ve sonuç

that ile başlayan yan cümlede a single nucleotide change in the sequence of one's DNA hem özne hem de nedendir. alters fiildir; perception ise bunun sonucunda değişen şeydir. İfade, çok küçük bir nedenin anlamlı bir etki yaratabileceğini vurgular: single, DNA’nın yalnızca bir biriminin değiştiğini belirtirken alters değiştirir anlamına gelir; mutlaka tamamen yerine koymak demek değildir. Bilimsel açıklamalarda teknik bir nedenin özne olduğu ve ardından sonucu belirten bir fiilin geldiği bu yapı sık kullanılır.

Alıştırma

Hangi seçenek cümledeki neden-sonuç ilişkisini doğru biçimde açıklar?

  1. Algı, DNA’da yeni bir nükleotit oluşturur.
  2. Algıyı yalnızca DNA’nın tamamen değiştirilmesi etkileyebilir.
  3. DNA’daki bir birimin değişmesi algıda değişikliğe yol açar.
Cevabı göster

DNA’daki bir birimin değişmesi algıda değişikliğe yol açar.

In this way, synesthesia provides a path to understanding subjective differences. Notlar

2:17

Bu şekilde sinestezi, öznel farklılıkları anlamak için bir yol sağlar.

Anlatım akışı

In this way: önceki bilgiyi bir sonuca bağlamak

In this way, hemen önce sözü edilen bir yönteme, sürece, örneğe veya olguya gönderme yapar ve sonraki ifadenin bundan doğduğunu gösterir. Burada sinestezi hakkındaki önceki açıklamayı, sinestezinin öznel farklılıkları anlamamıza yardımcı olabileceği düşüncesine bağlar. Bir okuma işareti olarak bir savın iki adımını birleştirir: önce önceki bilgi, ardından bunun sonucu veya çıkarımı gelir. Bu ifadeyi gördüğünüzde “this way” sözünün neye gönderme yaptığını bulmak için geriye bakın.

Alıştırma

İlk eylemin sonuca yol açtığını doğal biçimde gösteren devam cümlesi hangisidir?

  1. We label every box clearly. In this way, fewer items get lost.
  2. We label every box clearly. For example, fewer items get lost.
  3. We label every box clearly. By the way, fewer items get lost.
Cevabı göster

We label every box clearly. In this way, fewer items get lost.

Kalıp ifadeler

provides a path to understanding: bir şeyin anlamamıza nasıl yardımcı olduğunu göstermek

Provides a path to understanding, “bir şeyi daha iyi anlamaya götüren bir yol sunar” demektir. Burada path mecaz anlamdadır: sinestezi fiziksel bir yol değil, insanların öznel farklılıkları araştırmasına ve anlamlandırmasına yardımcı olabilecek bir olgudur. a path to understanding subjective differences yapısında to, path sözcüğünden sonra gelen bir edattır; understanding ise isim görevinde kullanılan -ing biçimidir. Understanding sonrasındaki sözcükler neyin daha iyi anlaşıldığını belirtir.

Alıştırma

Resmî yapıyı tamamlamak için understand sözcüğünün doğru biçimini kullanın: Resident interviews provide a path to ____ local needs.

Cevabı göster

understanding

How two people can see the same thing differently. Kalıp ifadeler

2:22

İki insanın aynı şeyi nasıl farklı görebileceğini.

Kalıp ifadeler

see the same thing differently: aynı şeyi farklı görmek

see the same thing differently, aynı nesne, olay veya bilgiyle karşılaşıp onu farklı biçimlerde algılamak ya da yorumlamak demektir. see gerçek anlamda görmeyi ifade edebileceği gibi, mecazi olarak bir şeyi nasıl değerlendirdiğimizi veya anladığımızı da anlatabilir. Bu ifade, ortak olan bir şeyi farklı bakış açılarıyla karşı karşıya getirir. differently, see fiilini niteler; dolayısıyla farklılık görülen şeyin kendisinde değil, algılama veya yorumlama biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümle, insanların aynı bilgiyi inceleyip onu farklı biçimlerde yorumladığını ifade eder?

  1. We reviewed the same report and noticed exactly the same details.
  2. We reviewed the same report, but we saw it differently.
  3. We reviewed different reports and reached the same conclusion.
Cevabı göster

We reviewed the same report, but we saw it differently.

Take Sean, Anlatım akışı

2:25

Örneğin Sean'ı ele alalım,

who prefers blue tasting foods such as milk, oranges and spinach. Kelime

2:26

süt, portakal ve ıspanak gibi tadı onda mavi renk algısı uyandıran yiyecekleri tercih eder.

Anlatım akışı

Take Sean: bir örnek sunmak

Take Sean ifadesinde take, 'Sean'ı örnek olarak kullan' veya 'Sean'ın durumunu düşün' anlamına gelir. Emir biçimi, dinleyiciyi doğrudan tek bir örneğe odaklanmaya çağırır; Sean'ı taşımak veya bir yerden götürmek anlamına gelmez. Take + isim öbeği kalıbı, açıklamayı genel bir noktadan onu destekleyen somut bir örneğe geçirir. Burada virgül ve ardından gelen who yan cümlesi, Sean'ı ilgili bir örnek yapan ayrıntıları hemen ekler.

Alıştırma

Örnek sunan Take + kişi kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____, who learned to code by building small games.

Cevabı göster

Take Lena

Kelime

blue tasting foods: duyular arası birleşik niteleyici

Bu sinestezi anlatımında blue tasting foods, tadı mavi renk deneyimini tetikleyen yiyecekler demektir. Blue, yiyeceklerin görünüşteki rengini anlatmaz. Foods sözcüğünden önce blue tasting tek bir birleşik niteleyici olarak çalışır: [blue tasting] + foods. Düzenlenmiş yazılarda gruplamayı açık göstermek için genellikle kısa çizgiyle blue-tasting foods yazılır.

Alıştırma

Bir sinestezi anlatımında blue tasting foods ne demektir?

  1. Mavi tabaklarda sunulan yiyecekler
  2. Tadı mavi renk deneyimi uyandıran yiyecekler
  3. Görünüşü mavi olan yiyecekler
Cevabı göster

Tadı mavi renk deneyimi uyandıran yiyecekler

The gene heightens normally occurring connections between the taste area in his frontal lobe Kelime

2:30

Gen, onun ön lobundaki tat alma bölgesi ile

and the color area further back.

2:35

daha gerideki renk bölgesi arasında normalde var olan bağlantıları artırır.

Kelime

heightens normally occurring connections: mevcut gücü artırma

Heightens, bir şeyin gücünü veya yoğunluğunu artırmak demektir. Nesnesi connections sözcüğüdür; normally occurring ise connections sözcüğünü niteleyerek bu bağlantıların normal koşullarda zaten bulunduğunu belirtir. Bu nedenle gen, bağlantıları yoktan var etmez; var olan bağlantıları daha güçlü hâle getirir. heighten + soyut isim kalıbı derecedeki değişime odaklanır.

Alıştırma

heightens normally occurring connections ifadesine göre gen ne yapar?

  1. Normal koşullarda zaten bulunan bağlantıları daha güçlü hâle getirir.
  2. Tat ve renk alanlarını ilk kez oluşturur.
  3. Renk alanını ön loba taşır.
Cevabı göster

Normal koşullarda zaten bulunan bağlantıları daha güçlü hâle getirir.

But suppose in someone else that the gene acted in non-sensory areas. Dilbilgisi

2:37

Ancak bir başkasında genin duyusal olmayan bölgelerde etki ettiğini varsayalım.

Dilbilgisi

Suppose ... that ...: varsayımsal bir durum ortaya koymak

Burada suppose, “bunu olası bir durum olarak hayal et” anlamındaki emir biçimidir; konuşmacının buna zaten inandığını veya bunu kanıtladığını söylemez. Sonraki akıl yürütme için varsayımsal bir durum kurar. Yaygın kalıp suppose (that) + yan cümledir. Bu cümlede in someone else, hayal edilen durumdaki kişiyi belirtmek için suppose ile that yan cümlesinin arasına yerleştirilmiştir; suppose ile kullanılan sabit bir edat öbeği değildir.

Alıştırma

Bu tür bir açıklamada Suppose ... that ... ne işe yarar?

  1. Dinleyiciden bir durumu hayal etmesini ve bundan hareketle akıl yürütmesini ister.
  2. Durumu değiştirmek için doğrudan emir verir.
  3. Zaten kanıtlanmış bir gerçeği bildirir.
Cevabı göster

Dinleyiciden bir durumu hayal etmesini ve bundan hareketle akıl yürütmesini ister.

You'd then have the ability to link seemingly unrelated things, Notlar

2:41

O zaman görünüşte birbiriyle alakasız şeyleri birbirine bağlama yeteneğine sahip olursunuz,

Dilbilgisi

You'd then have the ability to ...: varsayımsal bir sonucu ifade etmek

You'd burada you would ifadesinin kısaltmasıdır: Ardından yalın have geldiği için 'd, had anlamına gelemez. Would önceki varsayımsal durumdan çıkacak sonucu belirtir; then ise bu sonucu açıkça o duruma bağlar. Have the ability to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapabilecek durumda olmak” anlamına gelir. You'd then have the ability to ... bütünüyle, yeni bir beceriyi hayal edilen bir koşulun sonucu olarak sunar.

Alıştırma

Sonucu You'd then have the ability to ifadesinin açık hâliyle tamamlayın: If the camera had a better sensor, you ____ detect smaller changes.

Cevabı göster

would then have the ability to

Kalıp ifadeler

link seemingly unrelated things: görünüşte ilgisiz şeyler arasında bağlantı kurmak

Burada link, nesneleri fiziksel olarak birleştirmek değil, “aralarında bir bağlantı bulmak veya göstermek” anlamına gelir. Seemingly unrelated things, ilk bakışta bağlantısız görünen ancak daha derindeki bir örüntüyle bağlanabilen fikirler, gerçekler veya olaylardır. link + seemingly unrelated + çoğul isim kalıbı yaratıcılık, öğrenme, araştırma ve problem çözme hakkında konuşurken kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede link, “birbiriyle ilgisiz görünen şeyler arasında bağlantı bulmak” anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The researcher linked two seemingly unrelated results.
  2. The researcher said the two results happened at different times.
  3. The researcher linked two computers with a cable.
Cevabı göster

The researcher linked two seemingly unrelated results.

which is the definition of metaphor, Anlatım akışı

2:45

ki bu, metaforun tanımıdır,

Anlatım akışı

which is the definition of metaphor: önceki düşüncenin tamamına gönderme yapmak

Bu cümlede which, önceki düşüncenin tamamına, yani görünüşte ilgisiz şeyler arasında bağlantı kurma fikrine gönderme yapar. Yalnızca en yakındaki things ismini göstermez. Virgül + which yan cümlesi bu düşüncenin tamamı hakkında bir yorum ekler. Konuşmacı, is the definition of metaphor diyerek önceki açıklamayı bir tanım olarak etiketler ve metaphor kavramına bağlar.

Alıştırma

Örnekte which esas olarak neye gönderme yapıyor?

  1. Daha sonra gelen metaphor sözcüğü
  2. Yalnızca things ismi
  3. Görünüşte ilgisiz şeyler arasında bağlantı kurmaya ilişkin önceki düşüncenin tamamı
Cevabı göster

Görünüşte ilgisiz şeyler arasında bağlantı kurmaya ilişkin önceki düşüncenin tamamı

seeing the similar in the dissimilar. Deyimler

2:48

benzemeyenin içinde benzeri görmek.

Deyimler

seeing the similar in the dissimilar: farklılıkların içinde ortak örüntüler bulmak

Burada seeing, gözle bakmak değil, zihinsel olarak fark etmek anlamına gelir. İfade, farklı görünen şeylerde ortak bir özellik veya örüntü bulmak demektir. The similar ve the dissimilar, the + sıfat yapısını soyut ve edebî bir biçimde kullanır: “benzer olan” ve “farklı olan.” Birbirine uyan yapıları dengeli bir karşıtlık oluşturur ve benzetme ile metaforun farklı şeyleri nasıl bağladığını anlatır.

Alıştırma

Burada seeing the similar in the dissimilar ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca iki nesnenin görünen şekline bakmak
  2. İki şey arasında hiçbir fark olmadığına karar vermek
  3. Farklı görünen şeylerde ortak bir örüntüyü fark etmek
Cevabı göster

Farklı görünen şeylerde ortak bir örüntüyü fark etmek

Not surprisingly, synesthesia is more common in artists who excel at making metaphors, Notlar

2:50

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde sinestezi, metafor yapmakta ustalaşmış sanatçılarda daha yaygındır;

Anlatım akışı

Not surprisingly: beklenen bir sonucu çerçevelemek

Not surprisingly, konuşanın tüm cümleye yönelik tutumunu gösteren bir ifadedir. Ardından gelen düşüncenin, kanıtlara veya duruma göre konuşanın beklediği şeyle uyuştuğunu belirtir. Cümlenin başına gelip virgülle ayrıldığında, düşünce söylenmeden önce nasıl anlaşılması gerektiğini gösterir: bu yeni bir sürpriz değil, beklenen bir sonuçtur. Burada sanatçılarla ilgili düşünceyi konuşanın öngörülebilir bulduğu bir sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi beklenen bir sonucu belirten ifadeyle tamamlayın: ____, the outdoor game was canceled after hours of heavy rain.

Cevabı göster

Not surprisingly

Kalıp ifadeler

excel at making metaphors: excel at + -ing kalıbı

Excel at, bir etkinlikte veya beceride “özellikle iyi olmak” demektir. Burada who excel at making metaphors, metafor oluşturmada çok yetenekli sanatçıları niteler. Kalıp excel at + isim ya da fiilin -ing biçimidir. At bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing alır: excel at making; excel at make değil.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Some writers excel at ____ memorable metaphors.

Cevabı göster

making

like novelist Vladimir Nabokov,

2:55

romancı Vladimir Nabokov,

painter David Hockney,

2:57

ressam David Hockney,

and composers Billy Joel and Lady Gaga.

2:59

ve besteciler Billy Joel ile Lady Gaga gibi.

But why do the rest of us non-synesthetes Kalıp ifadeler

3:04

Fakat neden biz diğer sinestezik olmayanlar

Kalıp ifadeler

the rest of us: konuşanı geriye kalan gruba dahil etmek

The rest of us, “konuşanın da içinde olduğu bir grupta geriye kalan herkes” demektir. The rest, grubun bir bölümü daha önce belirtildikten sonra kalan kişileri gösterir; us ise konuşanın ilk gruba dahil olduğunu anlatır. The rest of us non-synesthetes ifadesinde non-synesthetes, us ile kimlerin kastedildiğini açıklar. Konuşan kişi kendisini sinestezi sahibi olmayanlara dahil eder ve aynı durumdaki dinleyicileri de bu grubun içinde görmeye çağırır.

Alıştırma

İki oyuncu şimdi ayrılabilir. Antrenör diğer tüm oyuncularla kalacaktır. Antrenör hangi cümleyi söylemelidir?

  1. The rest of you will stay.
  2. The rest of us will stay.
  3. The rest of them will stay.
Cevabı göster

The rest of us will stay.

understand metaphors like sharp cheese or sweet person? Deyimler

3:06

keskin (sert) peynir veya tatlı insan gibi metaforları anlarız?

Deyimler

sharp cheese ... sweet person: değerlendirme için kullanılan duyu sözcükleri

sharp cheese ifadesinde sharp, kesici bir kenarı anlatmaz. Güçlü, keskin veya yoğun bir tadı anlatır. sweet person ifadesinde sweet de tadı anlatmaz. Bir kişinin nazik, sıcak veya sevimli olduğunu belirtir. Her ikisi de anlam genişlemesi örneğidir: İngilizce, fiziksel duyuları anlatan sözcükleri yiyecekleri veya kişilikleri değerlendirmek için de kullanır. Duyu bildiren sözcüğün gerçek mi yoksa mecaz mı olduğunu, yanında kullanılan isme bakarak anlayabilirsiniz.

Alıştırma

İngilizce “Maya is a sweet person.” cümlesinde sweet ne anlama gelir?

  1. Tadı şeker gibidir.
  2. Yalnızca tatlıları sever.
  3. O nazik ve hoş biridir.
Cevabı göster

O nazik ve hoş biridir.

It so happens that sight, sound, and movement already map to one another so closely Notlar

3:10

Tesadüf o ki; görme, ses ve hareket zaten birbiriyle o kadar yakın bir şekilde eşleşir ki

Anlatım akışı

It so happens that: tesadüfen ilgili bir gerçeği tanıtmak

It so happens that, tesadüfen veya beklenmedik biçimde mevcut konuyla ilgili olan bir gerçeği that yan cümlesiyle tanıtır. It, yan cümledeki bilgiyi önceden gösteren biçimsel bir öznedir; so ise “tesadüf eseri” anlamını ekler ve “bu nedenle” demek değildir. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak dinleyiciyi mevcut konu veya sorudan açıklamaya taşır. Konuşmacı, sıradaki gerçeği az önce söylenenlerle işe yarar biçimde örtüşen bir bilgi olarak sunar; bu nedenle geçiş, doğrudan bir ifadeden daha konuşma diline yakın gelir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “tesadüf eseri gerçek şu ki” anlamındaki dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: ____ my aunt can repair laptops.

Cevabı göster

It so happens that

Kelime

map to one another: birbirine karşılık gelmek

Burada map to, “coğrafi bir harita yapmak” değil, “karşılık gelmek” veya “sistemli bir ilişkiye sahip olmak” anlamındadır. Görme, ses ve hareket birbiriyle yakından bağlantılı biçimlerde örtüşür. One another, bu üç öğe arasındaki karşılıklı ilişkiyi gösterir. Daha genel olarak X maps to Y, bir sistemdeki bir öğe ya da örüntünün başka bir sistemdeki bir öğe ya da örüntüye karşılık geldiğini söyler.

Alıştırma

'The colored keys map to different notes,' cümlesinde 'map to' ne anlama gelir?

  1. karşılık gelmek
  2. coğrafi bir harita üzerinde çizilmek
  3. bir yöne doğru hareket etmek
Cevabı göster

karşılık gelmek

that even bad ventriloquists convince us that the dummy is talking. Notlar

3:15

kötü vantriloklar bile bizi konuşanın kukla olduğuna ikna edebilir.

Dilbilgisi

so closely that: sonuca yol açan derece

so + zarf + that cümleciği kalıbı, bir derecenin sonucu doğuracak kadar yüksek olduğunu gösterir. Closely, map to ifadesini niteler; that cümleciği de bu çok yakın eşleşmenin sonucunu verir. Bu cümlede sonuç şaşırtıcıdır: beceriksiz bir vantrilok bile kukla konuşuyormuş izlenimi yaratabilir. Yeniden kullanılabilecek kalıp fiil + so + zarf + that + sonuç şeklindedir.

Alıştırma

Derece-sonuç kalıbını so ... that ile tamamlayın: The two voices sounded ____ alike ____ I could not tell them apart.

Cevabı göster

so · that

Kültür

ventriloquists ... dummy: vantrilok gösterisindeki sanatçı ve kukla

Ventriloquist, konuşurken sesin dummy adı verilen bir figürden geliyormuş gibi duyulmasını sağlayan bir gösteri sanatçısıdır. Bu bağlamda dummy, gösteride kullanılan kukla benzeri figürdür; aptal bir insan anlamına gelmez. Bu arka plan, seyircinin neden kuklanın kendisi konuşuyormuş gibi hissettiğini açıklar: sanatçının sesi ile figürün hareketleri bu yanılsamayı yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede ventriloquists ve dummy nasıl bir durumu anlatıyor?

  1. Bir sanatçı, kuklaya benzeyen bir figürü konuşuyormuş gibi gösterir.
  2. Bir öğretmen, zeki olmayan bir öğrenciden cevap vermesini ister.
  3. Bir oyuncu, sessiz kalan insan bir yardımcıyla çalışır.
Cevabı göster

Bir sanatçı, kuklaya benzeyen bir figürü konuşuyormuş gibi gösterir.

Dilbilgisi

convince us that + yan cümle: bir ifadeye inandırmak

Convince someone that + clause, birinin eksiksiz bir ifadenin doğru olduğuna inanmasını sağlamak demektir. Bu cümlede us, inancı değişen kişileri; that the dummy is talking ise onların inandığı şeyi gösterir. Bu inancın nedeni bir kanıt, bir sav veya güçlü bir izlenim olabilir. Convince, mutlaka yüz yüze ve bilinçli bir ikna girişimi gerektirmez.

Alıştırma

Cümleyi convince us that yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The lab report ____ the water was safe to drink.

Cevabı göster

convinced us that

Movies, likewise, can convince us that the sound is coming from the actors' mouths, Anlatım akışı

3:19

Aynı şekilde filmler de sesin çevredeki hoparlörlerden değil,

rather than surrounding speakers.

3:23

oyuncuların ağzından geldiğine bizi ikna edebilir.

Anlatım akışı

Movies, likewise: paralel bir örneği işaretlemek

Likewise burada «aynı şekilde» demektir. Dinleyiciye filmlerin az önce ele alınan aynı ilkenin başka bir örneği olduğunu, yeni bir konunun başlangıcı olmadığını gösterir. Likewise, özne olan Movies'den sonra gelip iki virgülle ayrıldığında tüm cümle hakkında yorum yapar. Cümle başında da kullanılabilir: Likewise, movies can create this illusion.

Alıştırma

Bir rapor az önce bisikletlerin trafiği azalttığını söyledi. Aşağıdaki hangi cümle paralel bir örnek ekler?

  1. Likewise, buses can reduce the number of cars on the road.
  2. Next, buses can reduce the number of cars on the road.
  3. However, buses can reduce the number of cars on the road.
Cevabı göster

Likewise, buses can reduce the number of cars on the road.

So, inwardly, we're all synesthetes. Anlatım akışı

3:25

Yani, içsel olarak hepimiz sinesteziyiz.

Outwardly, unaware of the perceptual couplings happening all the time. Notlar

3:28

Dışsal olarak, her zaman meydana gelen algısal eşleşmelerin farkında değiliz.

Anlatım akışı

inwardly ... Outwardly: iç ve dış karşıtlığını düzenlemek

Inwardly ve Outwardly birbirine karşıt iki bakış açısını işaretler. Inwardly, konuşmacının algının içindeki süreçlere ilişkin iddiasını sunar: Duyularımız sinesteziye benzer biçimlerde birbirine bağlıdır. Outwardly ise olağan farkındalığa ulaşan veya yüzeyde görünen şeye geçer: Bu bağlantıları fark etmeyiz. İkinci cümle, öznesi ve fiili bağlamdan anlaşılan retorik bir cümle parçasıdır. Tam biçimi şöyle olabilir: Outwardly, we're unaware of the perceptual couplings. Bu eksiltme, son kısmı kısa tutar ve ilk cümleyle dengeler.

Alıştırma

Hangi cümle inwardly ve outwardly sözcüklerini iç ve dış karşıtlığını düzenlemek için doğal biçimde kullanır?

  1. At first, Leo felt nervous; afterward, he stayed calm.
  2. Inwardly, Leo felt nervous; outwardly, he stayed calm.
  3. Inside the room, Leo felt nervous; outside, he waited for the bus.
Cevabı göster

Inwardly, Leo felt nervous; outwardly, he stayed calm.

Kalıp ifadeler

be unaware of: bir şeyi fark etmemek veya bilmemek

Be unaware of, bir şeyi bilmemek veya fark etmemek anlamına gelir. Unaware bir sıfattır; of ise fark edilmeyen şeyi tanıtır. Bu altyazı parçasında unaware of, bağlamdan anlaşılan kişi ya da grubun durumunu anlatır. Tam bir yan cümlede genellikle They were unaware of the change. örneğindeki gibi be fiilinin bir biçiminden sonra gelir. Of sonrasında isim, zamir veya -ing öbeği kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi be unaware of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Leo ____ the rule before the coach explained it.

Cevabı göster

was unaware of

Kelime

perceptual couplings: algısal süreçler arasındaki bağlantılar

Perceptual, duyusal bilginin nasıl fark edilip düzenlendiğiyle ilgili demektir. Buradaki couplings, fiziksel bağlayıcıları değil, süreçler arasındaki bağlantı veya etkileşimleri anlatır. Bu nedenle perceptual couplings, görme ve işitme gibi bir duyusal bilgi türünün başka bir türü etkileyebildiği veya onunla birlikte çalışabildiği sürekli bağlantıları ifade eder. Çoğul biçim, bu türden birden fazla bağlantı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu bağlamda perceptual couplings ne anlama gelir?

  1. aynı şeyi algılayan insan çiftleri
  2. farklı duyusal işleme türleri arasındaki işlevsel bağlantılar
  3. algılama ekipmanına takılı fiziksel bağlayıcılar
Cevabı göster

farklı duyusal işleme türleri arasındaki işlevsel bağlantılar

Crosstalk in the brain is the rule, Deyimler

3:32

Beyindeki çapraz sinyalleşme (çapraz konuşma) kuraldır,

not the exception.

3:34

istisna değil.

Deyimler

is the rule, not the exception: olağan örüntü

X is the rule, not the exception, X'in ender görülen özel bir durum değil, normal veya yaygın bir örüntü olduğu anlamına gelir. Buradaki rule, bir yasa ya da talimat değil, “genellikle olan şey” demektir. Sondaki not the exception, X'in yalnızca sıra dışı durumlarda gerçekleştiği düşüncesini reddederek iddiayı güçlendirir. Bu cümlede beyindeki çapraz iletişimin yaygın olduğu anlatılır.

Alıştırma

Yerleşik karşıtlığı tamamlayın: At this school, group projects are ____, not ____.

Cevabı göster

the rule · the exception

And that sounds like a sweet deal to me. Deyimler

3:37

Ve bu bana oldukça tatlı bir durum gibi geliyor.

Deyimler

sounds like a sweet deal: gündelik ve olumlu bir tepki

Sounds like, konuşanın duyduğu veya öğrendiği bilgilere dayanan izlenimini belirtir. A sweet deal, bir düzenleme, teklif ya da sonucun özellikle iyi veya avantajlı olduğunu söylemenin gündelik bir yoludur; deal mutlaka resmî bir ticari işlem anlamına gelmez. Cümle aynı zamanda bir kelime oyunu oluşturur: sounds sesi, sweet ise tadı hatırlatırken deyimsel olumlu anlamını da korur. Bu çift anlam, kapanışa hafif ve eğlenceli bir hava verir.

Alıştırma

Arkadaşınız bir ulaşım kartının normal fiyatın yarısına sınırsız yolculuk sunduğunu söylüyor. Hedef ifadeyle yanıtı tamamlayın: That ____.

Cevabı göster

sounds like a sweet deal