İsimler nasıl acı dolu hikayeler anlatabilir ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: İki erkek, bir ismin aile geçmişini, dinî kimliği, sömürge dönemindeki adaletsizlikleri ve köleliğin mirasını nasıl taşıyabildiğini anlatıyor. Hikâyeleri, miras alınan bir adı değiştirmenin onun rahatsız edici çağrışımlarıyla yüzleşmeye yetip yetmeyeceğini ya da adın anlamını daha çok onu taşıyan kişinin davranışlarının belirleyip belirlemediğini sorgulatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. strong baggage that goes with it. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: baggage sözcüğünün burada gerçek bir valizi değil, bir isme bağlı sorunlu tarihsel inanışları ve çağrışımları anlattığını kavrayabilirsiniz. Bu mecazı geçmişten devralınan toplumsal veya duygusal yüklerden söz ederken kullanabilirsiniz. 2. passed down — Phrasal Verbs: İfadenin bir şeyin bir kuşaktan diğerine aktarılması anlamına geldiğini tanıyabilirsiniz. Adlar, gelenekler, hikâyeler, mülkler veya atalardan kalan sonuçlar için doğal biçimde kullanabilirsiniz. 3. not so much your name as what you do with it that counts. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: not so much A as B yapısının odağı A’dan uzaklaştırıp B’yi daha önemli unsur olarak öne çıkardığını anlayabilirsiniz. Kimlik, seçimler ve kişisel sorumluluk hakkında incelikli bir değerlendirme yapmak için bu kalıptan yararlanabilirsiniz.
Bu derste
this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
there's one word which has special power over us. Deyimler
0:14üzerimizde özel bir gücü olan bir kelime vardır.
has special power over: sihir değil, güçlü etki
has special power over us ifadesinde power mecazi anlamdadır. Bu kelime duygularımızı, seçimlerimizi veya kimlik algımızı güçlü biçimde etkileyebilir; doğaüstü bir güce sahip değildir. have power over + kişi veya şey kalıbı, “etkileyebilmek veya kontrol edebilmek” anlamına gelir. Special, bu etkinin alışılmadık ya da özellikle önemli olduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede have power over güçlü ve fiziksel olmayan bir etkiyi anlatır?
- That battery provides power for her lamp.
- That old fear still has power over her choices.
- Learning new skills gives her the power to choose.
Cevabı göster
That old fear still has power over her choices.
feelings, and whole identity are closely linked to our name. Kalıp ifadeler
0:20duygularımız ve tüm kimliğimiz ismimizle yakından bağlantılıdır.
closely linked to: güçlü bir bağlantıyı ifade etmek
are closely linked to our name ifadesinde closely linked to, “güçlü biçimde bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Closely, linked sözcüğünü niteler ve ilişkinin gücünü vurgular. Kullanılabilir kalıp özne + be + closely linked to + isim veya isim öbeği şeklindedir. be biçimi özneye göre değişirken to, bağlantının diğer tarafını tanıtır.
Alıştırma
closely + link fiilinin geçmiş zaman ortacı + doğru edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: Sleep quality is ____ mental health.
Cevabı göster
closely linked to
a name isn't usually something we choose.
0:25bir isim genellikle bizim seçtiğimiz bir şey değildir.
Yet, strangely, ile beklenmedik bir karşıtlık belirtmek
Yet bu cümleyi önceki bir düşünceye bağlar ve ardından gelen bilginin orada oluşan beklentiye ters düştüğünü gösterir. Cümle başında however gibi çalışarak dinleyicinin anlatımdaki dönüşü fark etmesini sağlar. Strangely, ardından gelen olgunun tamamı hakkında yorum yapar: konuşmacı bu olguyu şaşırtıcı veya garip olarak sunar. Yet, strangely, birlikte yalnızca karşıtlık belirtmez; dinleyiciyi konuşmacının beklenmedik bulduğu bir karşıtlığa hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümle hem beklentiyle çelişen hem de şaşırtıcı olarak sunulan bir sonucu en iyi şekilde tanıtır?
- The route looked easy. However, we got lost twice.
- The route looked easy. For example, we got lost twice.
- The route looked easy. Yet, strangely, we got lost twice.
Cevabı göster
The route looked easy. Yet, strangely, we got lost twice.
It's given to us by: edilgen yapıda alıcı ve eylemi yapan
It's given geniş zamanda edilgen bir yapıdır: it is + geçmiş zaman ortacı given. Eylemden etkilenen şey, yani it (isim), özne konumundadır. Bu nedenle cümle, ebeveynlerin eyleminden çok ismin verilmesine odaklanır. give something to someone yapısında to us alıcıyı belirtir. By our parents ise eylemi gerçekleştiren kişileri, yani yapanı belirtir. Başka cümlelerde de kullanılabilecek kalıp thing + be + given + to + recipient + by + agent biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için give fiilinin edilgen biçimini ve doğru işaretleyicileri kullanın: At yesterday's ceremony, the prize ____ Lena ____ the head teacher.
Cevabı göster
was given to · by
But, what if the name you were given at birth doesn't fit? Notlar
0:30Peki ya doğduğunuzda size verilen isim size uymazsa?
what if: varsayımsal bir olasılık ortaya koymak
“What if + yan cümle?” olası bir durumu ortaya koyar ve dinleyenden sonucu ya da nasıl karşılık verileceğini düşünmesini ister. Burada, doğumda verilen bir ismin kişiye uygun gelmeyebileceği olasılığını ortaya atar. Bağlama göre endişe, merak veya öneri ifade edebilir. Bu ifade, yalnızca bir koşul belirtmek yerine olasılığı tartışılacak bir soruya dönüştürür.
Alıştırma
Soruyu bu derste öğrenilen iki kelimelik soru başlangıcıyla tamamlayın: ____ the power goes out during the presentation?
Cevabı göster
What if
doesn't fit: bir kişiye veya duruma uymamak
Burada doesn't fit, “uygun değildir” veya “uyumlu hissettirmez” anlamına gelir. Doğumda verilen bir isim, kişinin kimliğiyle veya kendilik algısıyla uyuşmayabilir; cümle fiziksel boyuttan söz etmez. fit fiilinin bu soyut kullanımı, kıyafetlerin bedene uyması fikrini isimlerin, rollerin, tarzların, seçimlerin ve durumların bir kişi ya da bağlamla uyuşmasına genişletir.
Alıştırma
Hangi cümlede doesn't fit fiziksel boyut veya alan yerine “uygun olmamak ya da uyuşmamak” anlamında kullanılmıştır?
- The bright poster doesn't fit the calm mood of the room.
- The key doesn't fit the lock.
- The suitcase doesn't fit in the overhead bin.
Cevabı göster
The bright poster doesn't fit the calm mood of the room.
Or maybe there are bigger reasons for wanting to change your name. Dilbilgisi
0:37Ya da belki isminizi değiştirmek istemeniz için daha büyük nedenler vardır.
reasons for wanting to change: reason(s) for + -ing yapısı
reasons for wanting to change ifadesinde çoğul isim reasons, for + -ing yapısıyla devam eder. Buradaki for bir edat olduğu için want, wanting biçimine dönüşür. İfade, adı değiştirme isteğinin arkasındaki nedenleri belirtir. Bu -ing yapısının içinde wanting fiilinden sonra to change mastarı gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp reason(s) for + isim veya -ing biçimidir: reasons for leaving, a reason for choosing this option.
Alıştırma
For sözcüğünden sonra want fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya explained her reasons for ____ to study abroad.
Cevabı göster
wanting
Reasons connected with historical injustices or unfair events in the past. Kelime
0:41Geçmişteki tarihi haksızlıklar veya adaletsiz olaylarla bağlantılı nedenler.
historical injustices: geçmişteki haksızlıklar
historical injustices, geçmişte yaşanan haksız muameleleri, hak ihlallerini veya diğer yanlışları ifade eden resmî bir kalıptır ve çoğunlukla bir topluluğun ya da grubun yaşadıklarını anlatır. Çoğul biçim, birden fazla olayı veya adaletsizlik türünü kapsayabilir. Historical zaman çerçevesini belirlerken injustices, insanlara haksız davranıldığı yönünde açık bir değerlendirme ekler. Yalnızca eski olaylar veya genel olarak tatsız bir tarih anlamına gelmez.
Alıştırma
Historical injustices ifadesinin doğru açıklamasını seçin.
- historical injustices: eski bir tarzda tasarlanmış nesneler
- historical injustices: tarihe kaydedilmiş her türlü olay
- historical injustices: geçmişteki haksız muamele veya hak ihlalleri
Cevabı göster
historical injustices: geçmişteki haksız muamele veya hak ihlalleri
we'll be meeting two people whose family history has caused them to consider changing their name. Dilbilgisi
0:49aile geçmişleri isimlerini değiştirmeyi düşünmelerine neden olan iki kişiyle tanışacağız.
has caused them to consider: cause + nesne + to'lu mastar
has caused them to consider ifadesinde cause + nesne + to'lu mastar kalıbı kullanılır. Them, etkilenen kişileri gösteren nesnedir; to consider ise ortaya çıkan tepkiyi belirtir. Burada aile geçmişi, bu iki kişinin isimlerini değiştirmeyi ciddi biçimde düşünmesine yol açmıştır. Bu yapı neden ile sonucu açıkça birbirine bağlar. Has caused, ortaya çıkan düşüncenin şu anda da önem taşıdığını gösterir. Consider'dan sonra bir eylem gelirse, consider changing örneğindeki gibi genellikle -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi cause fiilinin geçmiş zaman biçimi ve mastar işaretiyle tamamlayın: The icy roads ____ the bus driver ____ slow down.
Cevabı göster
caused · to
we'll be learning some useful new vocabulary as well.
0:57bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.
But first: önce yapılacak bir adımı araya eklemek
But first, konuşanın sıradaki ana konuyu kısa süreliğine erteleyip önce başka bir şey yapacağını veya söyleyeceğini belirtir. But, beklenen akıştan küçük bir sapmayı; first ise araya eklenen adımın sıralamadaki yerini gösterir. Bu cümlede konuşan kişi devam etmeden önce araya bir soru ekler. İfade, bilgiyi düzenler; fikirler arasında mutlaka bir anlaşmazlık veya mantıksal karşıtlık bulunduğunu göstermez.
Alıştırma
Ana etkinlikten önce yapılacak bir adımı araya eklemek için But first ifadesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- We're ready to begin the hike. But first, let's check the map.
- We're ready to begin the hike. As a result, let's check the map.
- We're ready to begin the hike. For example, let's check the map.
Cevabı göster
We're ready to begin the hike. But first, let's check the map.
is a British name and was given to me at birth.
1:05İngiliz bir isimdir ve doğduğumda bana verilmiştir.
But names change a lot between cultures and religions.
1:08Ancak isimler kültürler ve dinler arasında çok değişir.
Indian boys are often called Ram or Krishna.
1:15Hintli erkek çocuklarına genellikle Ram veya Krishna adı verilir.
And in Mexico, some boys are named Jesus.
1:18Ve Meksika'da, bazı erkek çocukların ismi Jesus'dur (İsa).
So, according to a recent global survey, Kalıp ifadeler
1:21Peki, yakın tarihli küresel bir ankete göre,
Yani, yakın tarihli küresel bir ankete göre
According to + kaynak, dinleyiciye ardından gelen bilginin nereden geldiğini söyler. Burada a recent global survey kanıt olarak gösterilir; recent zamanı, global ise kapsamı belirtir. Baştaki So, soruyu önceki konuşmaya bağlar. Kaynak ifadesi, sorunun konuşanın kişisel tahminine değil, yayımlanmış anket sonuçlarına dayandığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi kaynağı belirten iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____ the latest report, the new timetable has reduced delays.
Cevabı göster
According to
what is currently the world's most popular boy's name? Dilbilgisi
1:24şu anda dünyanın en popüler erkek ismi hangisidir?
Dünyanın en popüler erkek ismi
Most popular, popular sıfatının en üstünlük biçimidir. Yalnızca çok popüler olan bir şeyi değil, popülerlik düzeyi en yüksek olan şeyi belirtir. the world's most popular boy's name ifadesinde the world's karşılaştırma alanını tüm dünya olarak belirler. Currently ise iddiayı şu anki zamanla sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi popular sıfatının en üstünlük biçimiyle tamamlayın: This is the city's ____ museum.
Cevabı göster
most popular
Hmm, I guess: düşündükten sonra verilen temkinli bir yanıt
Hmm, yanıttan önce kısa bir düşünme anını gösterir. I guess, yanıtı kesin bir gerçek değil, belirsiz bir değerlendirme olarak sunar. Hmm, I guess birlikte yanıtı yumuşatır ve yanılma olasılığını açık bırakır. Geçici bir yanıt verirken bu kalıbı bir yan cümlenin önünde kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle, kısa bir süre düşündükten sonra yapılan bir tahmin gibi duyulur?
- The timetable confirms that the last train leaves at eleven.
- I know for certain that the last train leaves at eleven.
- Hmm, I guess the last train leaves at eleven.
Cevabı göster
Hmm, I guess the last train leaves at eleven.
I'll reveal the answer at the end of the program. Kalıp ifadeler
1:36Cevabı programın sonunda açıklayacağım.
I'll reveal the...: saklı tutulan bilgiyi açıklamak
I'll reveal the answer ifadesinde I'll, I will anlamına gelir ve daha sonra yapılacak bir eylemi bildirir. Reveal the + isim, daha önce gizli, bilinmeyen veya özellikle saklı tutulan bir bilgiyi açıklamak anlamına gelir. Burada izleyiciler cevabı öğrenmek için sona kadar beklediğinden reveal uygundur. Bu yapı; merak yaratmak için saklanan cevaplar, sonuçlar, kimlikler ve başka bilgilerle kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, kazananın daha sonraki bir duyuruya kadar gizli tutulduğunu en iyi ifade eder?
- The host will congratulate the winner after the break.
- The host will reveal the winner after the break.
- The host will interview the winner after the break.
Cevabı göster
The host will reveal the winner after the break.
In Britain, a person's first name is also called their Christian name. Kültür
1:40İngiltere'de, bir kişinin ilk adına aynı zamanda Hristiyan adı (Christian name) denir.
first name için geleneksel Britanya terimi Christian name
Burada Christian name, bir kişinin first name'ini, yani soyadının karşısında yer alan kişisel adını ifade eder. Terim, Hristiyanlıkta vaftiz sırasında ad verme şeklindeki tarihî uygulamadan gelir. Bu nedenle ifade, yalnızca birinin first name'ini belirten bir etiket olarak kullanıldığında bile dinî bir tarihî arka plan taşır.
Alıştırma
Bu cümlede Christian name ifadesinin doğru yorumu hangisidir?
- Bir kişinin first name'ini ifade edebilen geleneksel bir Britanya terimidir.
- Kişinin aktif olarak Hristiyanlığı yaşadığını her zaman doğrular.
- Bir kişinin family name'i için kullanılan başka bir terimdir.
Cevabı göster
Bir kişinin first name'ini ifade edebilen geleneksel bir Britanya terimidir.
have a religious meaning: anlam belirtmek için have kullanımı
have a religious meaning ifadesinde have, bir şeyin belirli bir anlam taşıdığını veya bu anlama sahip olduğunu belirtir; fiziksel mülkiyetten söz etmez. Adlar, sözcükler, semboller, hikâyeler ve gelenekler bu yapının öznesi olabilir. Religious anlamın türünü açıklar: anlamın dinle bağlantılı olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilen yapı have + a/an + sıfat + meaning şeklindedir; have a symbolic meaning ve have a different meaning buna örnektir. Bir adı bu şekilde tanımlamak, o adı kullanan kişinin ilgili dine inandığını göstermez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyi doğru biçimde kullanarak tamamlayın: In this tradition, the white flower ____.
Cevabı göster
has a religious meaning
the Bishop of Edmonton: Bir Piskoposluk Bölgesine Bağlı Unvan
“the Bishop of Edmonton” bir Hristiyan dinî makamını adlandırır. Bishop, kilisede üst düzey bir dinî liderdir; “of Edmonton” ise bu belirli makamı Edmonton'la bağlantılı piskoposluk bölgesi veya kilise yetki alanıyla ilişkilendirir. “the + unvan + of + yer” yapısında yer adı genellikle makamın merkezini veya sorumluluk alanını gösterir. Bu ifade tek başına kişinin nerede doğduğunu söylemez.
Alıştırma
“the Bishop of Edmonton” ifadesi bize en doğru olarak ne anlatır?
- Edmonton kilise bölgesiyle bağlantılı dinî bir makamı belirtir.
- Edmonton'ın ona ait olduğunu söyler.
- Edmonton'da doğduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Edmonton kilise bölgesiyle bağlantılı dinî bir makamı belirtir.
He was born in South India, but he doesn't have a traditional Indian-sounding name. Kelime
1:55Güney Hindistan'da doğmuştur, ancak geleneksel kulağa Hintçe gelen bir ismi yoktur.
traditional Indian-sounding name: X-sounding Kalıbı
“Indian-sounding”, “X ile ilişkilendirilen bir sese veya tarza sahipmiş gibi görünen” anlamında birleşik sıfat oluşturmak için X-sounding kalıbını kullanır. Burada “name” sözcüğünü niteler; dolayısıyla tüm ifade kulağa geleneksel bir Hint adı gibi gelen bir adı anlatır. Bu kalıp, sese veya tarza dayalı bir izlenimi belirtir. Adın gerçek kökenini ya da kişinin kimliğini doğrulamaz.
Alıştırma
Cümleyi “kulağa profesyonel gelen” anlamındaki kısa çizgili birleşik sıfatla tamamlayın: She chose a ____ email address.
Cevabı göster
professional-sounding
Here, Bishop Jeremiah explains the roots of his name Deyimler
2:00Burada Piskopos Jeremiah isminin kökenlerini açıklıyor
the roots of his name: adın kökeni ve tarihi
the roots of his name ifadesindeki roots, adın nereden geldiğini ve onunla bağlantılı tarih ya da gelenekleri anlatan bir mecazdır. Bitki köklerinden söz edilmez. the roots of + isim yapısı, dinleyiciyi bir şeyin kökenine ve gelişimine dönüp bakmaya yönlendirir. the roots of a custom ve the roots of a family name ifadeleri de bu şekilde kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede roots sözcüğü tarihsel veya kültürel köken anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?
- The storm pulled the tree up by its roots.
- The museum exhibition explores the roots of jazz in the city.
- The gardener watered the roots of the tree.
Cevabı göster
The museum exhibition explores the roots of jazz in the city.
He was a first educational missionary who came and worked and set up several schools in South India, Öbek fiiller
2:10Kendisi Güney Hindistan'a gelip çalışan ve birkaç okul kuran ilk eğitim misyoneriydi,
set up: kurmak ve faaliyete geçirmek
Burada set up, birkaç okul kurup onları faaliyete geçirmek anlamına gelir. Bir öbek fiil olarak bir kuruluşun, hizmetin, sistemin veya düzenlemenin oluşturulup işlemeye başlamasını anlatır. Set düzensiz bir fiildir ve geçmiş zaman biçimi de set şeklindedir. Çevresindeki fiiller geçmişteki eylemleri anlattığı için set up burada geçmiş zamandadır.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “oluşturup faaliyete geçirmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Last year, the volunteers ____ a free homework club.
Cevabı göster
set up
noble ambitions: ahlaki açıdan yüce hedefler
Bu cümlede noble, ambitions sözcüğünün ahlaki niteliğini anlatır: hedefler onurlu, özverili veya iyilik yapmaya yönelik görünür. Bu, söz konusu hedeflerin bir soyluya ait olduğu anlamına gelmez. Bu ifade kişinin hedeflerini veya başlangıçtaki niyetlerini över. Ancak tek başına, kişinin eylemlerinin ya da elde ettiği sonuçların da iyi olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümlede noble, ahlaki açıdan takdire değer bir hedefi anlatır?
- They toured the noble family's ancient castle.
- The actor played a noble in a historical drama.
- Her noble ambition was to provide free meals for every child in the town.
Cevabı göster
Her noble ambition was to provide free meals for every child in the town.
but also as with any missionaries, Kalıp ifadeler
2:20ancak aynı zamanda diğer misyonerlerde olduğu gibi,
as with any missionaries: ortak bir durumu tanıtmak
As with any missionaries, cümlenin başında kullanılan bir karşılaştırma çerçevesidir. Konuşulan kişileri missionaries kategorisine yerleştirir ve sonraki ifadenin bu kişilerin aynı kategorideki diğer kişilerle paylaştığı bir durum olarak sunulacağını belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı As with + isim öbeği, + ana cümle biçimindedir. Burada as with ifadesinden sonra tam bir cümle değil, bir isim öbeği gelir.
Alıştırma
Cümleyi As with any ... yapısıyla tamamlayın: ____, this one may have unexpected problems.
Cevabı göster
As with any new system
he was a big collaborator of the colonial establishment at that point in time. Notlar
2:23o dönemdeki sömürge düzeninin büyük bir işbirlikçisiydi.
collaborator of the colonial establishment: eleştirel bir siyasi etiket
Buradaki collaborator yalnızca bir iş arkadaşı veya proje ortağı anlamına gelmez. Sömürgecilik ya da siyaset bağlamında, bir iktidar yapısıyla etkin biçimde iş birliği yapan veya onu destekleyen kişiye yönelik bir etikettir. The colonial establishment, sömürge yönetimini sürdüren kurumları, yetkilileri ve etkili ağları ifade eder. collaborator of the colonial establishment bir bütün olarak siyasi yük taşıyan tarihsel bir yargıdır: konuşmacı onu sömürgeci iktidarla yakın biçimde aynı safta gösterir. big bu yargıyı güçlendirir ve fiziksel büyüklüğü değil, önemli ya da önde gelen bir iş birlikçi olmayı anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede collaborator of the colonial establishment neyi ima eder?
- Yalnızca tarafsız bir ekipteki sıradan bir çalışandı.
- Sömürgeci iktidar yapısının önemli bir destekçisi veya yardımcısıydı ve bu etiket eleştireldir.
- Sömürge döneminde inşa edilen binaları inceliyordu.
Cevabı göster
Sömürgeci iktidar yapısının önemli bir destekçisi veya yardımcısıydı ve bu etiket eleştireldir.
at that point in time: bir yargıyı geçmişteki belirli bir aşamayla sınırlamak
At that point in time, daha önce söz konusu edilmiş belirli zaman veya aşamada anlamına gelir. Burada onun sömürgeci iktidarla ilişkisine dair tanımı o tarihsel dönemle sınırlar; bu ilişkinin yaşamı boyunca aynı olduğunu kendiliğinden ileri sürmez. Bu ifade, then veya at that time ifadelerinin daha resmî ve genişletilmiş bir alternatifidir. point kesin bir anın yanı sıra daha geniş bir aşamayı da gösterebilir; bu nedenle ifade, bir yargıyı tarihsel veya analitik zaman çizelgesine yerleştirmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, sistemin söz konusu edilen belirli zamanda hâlâ tamamlanmamış olduğunu, o zamana kadar tamamlandığını söylemeden ifade eder?
- At some point, the system may have been unfinished.
- At that point in time, the system was still unfinished.
- By that time, the system had been finished.
Cevabı göster
At that point in time, the system was still unfinished.
So, he has a very strong baggage that goes with it. Deyimler
2:29Yani, ismiyle birlikte gelen çok ağır bir yükü var.
strong baggage that goes with it: beraberinde gelen olumsuz tarihsel çağrışımlar
Burada baggage mecazidir. Fiziksel valizleri değil, söz konusu kişi, ad veya kimlikle bağlantılı olumsuz geçmişi, duyguları ya da çağrışımları anlatır. that goes with it ifadesindeki it, o kişiye, ada veya kimliğe geri gönderme yapar. Yan cümle, bu yükün konuyla birlikte geldiğini ve ondan kolayca ayrılamadığını belirtir. Konuşmacının asıl anlatmak istediği, konunun tarihsel açıdan tarafsız olmadığıdır.
Alıştırma
Burada baggage that goes with it ne anlama geliyor?
- Konu, geçmişinden gelen olumsuz çağrışımları taşır.
- Konuya sağlam bir parça bagaj verilmiştir.
- Konu, birkaç ağır valizle seyahat etmek zorundadır.
Cevabı göster
Konu, geçmişinden gelen olumsuz çağrışımları taşır.
Bishop Anderson Jeremiah's name comes from another man,
2:39Piskopos Anderson Jeremiah'ın ismi başka bir adamdan gelmektedir,
a Christian missionary during the British Empire. Kültür
2:45İngiliz İmparatorluğu döneminde bir Hristiyan misyoneri.
the British Empire: sömürgeci tarihsel bağlam
The British Empire, Britanya'nın dünyanın birçok bölgesinde yönettiği veya denetlediği topraklar ağını ifade eder. Burada bu özel ad, misyoner için sömürgeci tarihsel bağlamı sağlar. Bir Hristiyan misyoneri bu bağlama yerleştirmek, onun rolü ve mirası yorumlanırken sömürgeci güç yapılarını önemli hâle getirir. Ancak bu ifade tek başına kişinin bir hükümet görevlisi olduğunu veya bütün misyonerlerin aynı şekilde davrandığını kanıtlamaz.
Alıştırma
the British Empire bu cümlenin anlamı açısından neden önemlidir?
- Misyoneri Britanya sömürge yönetiminin tarihsel bağlamına yerleştirir.
- Misyonerin yalnızca Britanya sınırları içinde çalıştığını söyler.
- Misyonerin Britanya hükümetinin resmî temsilcisi olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Misyoneri Britanya sömürge yönetiminin tarihsel bağlamına yerleştirir.
is controversial: kesin hüküm değil, güçlü görüş ayrılığı
Bu cümlede is controversial, bu tarihin güçlü bir görüş ayrılığının konusu olduğunu anlatır: insanlar onun nasıl yorumlanması ve değerlendirilmesi gerektiği konusunda farklı düşünür. Bu ifade yalnızca tarihin kötü olduğu anlamına gelmez. Controversial, ciddi bir kamusal tartışmaya veya karşıt görüşlere yol açan bir konu, karar, kişi ya da düşünceyi nitelemek için kullanılır. Sıfat, hangi tarafın haklı olduğunu değil, bir anlaşmazlığın varlığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, planın kötü olduğunu doğrudan söylemeden insanların plan konusunda ciddi biçimde anlaşamadığını belirtir?
- The plan is unpopular with everyone.
- The plan is clearly harmful.
- The plan is controversial.
Cevabı göster
The plan is controversial.
with many views on all sides: çok taraflı bir tartışmaya çerçeve çizmek
Virgülden sonraki with öbeği ana ifadeye bilgi ekler: tartışmanın nasıl bir yapıda olduğunu, yani farklı görüşlerin tartışmanın geneline yayıldığını açıklar. Bir söylem düzenleme aracı olarak with many views on all sides, daha ayrıntılı analize geçmeden önce konuyu karmaşık bir mesele olarak çerçeveler. Buradaki all sides matematiksel değil, geniş anlamlıdır: tam olarak iki tarafı değil, birkaç grubu veya konumu anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir tartışmayı birkaç farklı konumdan görüşler içeren bir konu olarak çerçevelemek için aynı söylem yöntemini kullanır?
- The issue remains controversial, so everyone agrees.
- The issue remains controversial, with strong views on all sides.
- The issue remains controversial, although nobody has expressed an opinion.
Cevabı göster
The issue remains controversial, with strong views on all sides.
Bishop Jeremiah thinks that some of the Empire's missionaries were noble,
2:55Piskopos Jeremiah, İmparatorluğun bazı misyonerlerinin soylu (noble) olduğunu düşünüyor,
But nevertheless, John Anderson was part of a violent and exploitative Empire. Notlar
3:02Ancak yine de John Anderson şiddet yanlısı ve sömürücü bir İmparatorluğun parçasıydı.
But nevertheless: Geçerliliğini koruyan karşıt noktaya dönmek
But nevertheless, daha önce kabul edilen bir nokta ya da karmaşık durumdan, buna rağmen geçerliliğini koruyan bir noktaya geçildiğini gösterir. Bu cümlede önceki değerlendirme, ardından gelen eleştiriyi geçersiz kılmaz. But ve nevertheless ikisi de karşıtlık bildirir. Birlikte kullanıldıklarında geçişi daha vurgulu hâle getirir ve dinleyiciyi konuşanın temel yargısına geri yönlendirir.
Alıştırma
But nevertheless bu cümlede neyin işaretini verir?
- Konuşan ardından gelen eleştiriyi geri çekmektedir.
- Konuşan tamamen ilgisiz bir konuya geçmektedir.
- Önceki kabul, ardından gelen eleştiriyi geçersiz kılmaz.
Cevabı göster
Önceki kabul, ardından gelen eleştiriyi geçersiz kılmaz.
violent and exploitative Empire: Güçlü ve belirli bir eleştiri
violent and exploitative Empire ifadesi, güçlü biçimde olumsuz değerlendirme yapan iki sıfatı birleştirir. Violent, imparatorluğun güç ve fiziksel zarar kullandığını ya da bunlara dayandığını; exploitative ise insanları, emeği, toprağı veya kaynakları kendi çıkarı için haksız biçimde kullandığını belirtir. Exploitative, harmful sözcüğünden daha özeldir. Daha güçlü tarafın başkalarından haksız biçimde yararlanarak kazanç sağladığı eşitsiz bir ilişkiye işaret eder.
Alıştırma
Hangi durum en iyi exploitative sözcüğüyle tanımlanır?
- Bir şirket savunmasız işçilere neredeyse hiç ödeme yapmazken onların emeğinden büyük kâr elde eder.
- Bir şirket bütün işçilere eşit ücret ve güvenli koşullar sağlar.
- Bir şirket resmî tatilde ofisini kapatır.
Cevabı göster
Bir şirket savunmasız işçilere neredeyse hiç ödeme yapmazken onların emeğinden büyük kâr elde eder.
Bishop Jeremiah uses the word baggage to describe the beliefs, Kalıp ifadeler
3:08Piskopos Jeremiah, inançları tanımlamak için yük/bagaj (baggage) kelimesini kullanıyor,
uses the word baggage to describe: sözcük seçimini aktarmak
use the word X to describe Y kalıbı, başka bir kişinin sözcük seçimini aktarır. X kullanılan sözcüktür; Y ise bu sözcüğün adlandırdığı ya da nitelediği kişi, şey veya düşüncedir. Bu cümlede Piskopos Jeremiah, inançlar için mecazi bir etiket olarak baggage sözcüğünü seçiyor. Kalıp, baggage sözcüğünü anlatıcının tarafsız tanımı gibi sunmak yerine bu etiketi Piskopos'a atfediyor.
Alıştırma
Cümleyi use the word X to describe Y kalıbı ve fragile sözcüğüyle tamamlayın: The writer ____ the agreement.
Cevabı göster
uses the word fragile to describe
especially outdated or unhelpful beliefs: odağı daraltmak
especially, odağı genel olarak inançlardan özellikle önemli bir gruba, yani güncelliğini yitirmiş veya yararsız inançlara daraltır. Konuşanın en çok vurgulamak istediği örneklerin bunlar olduğunu gösterir. outdated, zaman, bilgi veya koşullar değiştiği için artık uygun olmayan demektir. unhelpful, anlamaya veya harekete geçmeye yardımcı olmayan demektir. or iki özellikten herhangi birini kapsar ve bir inancın her ikisine de sahip olma ihtimalini dışlamaz.
Alıştırma
Bu ifadede especially outdated or unhelpful beliefs ne anlama gelir?
- Bütün inançlar güncelliğini yitirmiş ve yararsız olarak tanımlanır.
- Güncelliğini yitirmiş, yararsız veya her iki özelliğe de sahip inançlara özellikle dikkat çekilir.
- Yalnızca hem güncelliğini yitirmiş hem de yararsız olan inançlar kapsanır.
Cevabı göster
Güncelliğini yitirmiş, yararsız veya her iki özelliğe de sahip inançlara özellikle dikkat çekilir.
Emotional baggage tends to influence the feelings of one individual, Deyimler
3:18Duygusal yük, bir bireyin hislerini etkileme eğilimindeyken,
Emotional baggage: Geçmişten bugüne taşınan duygular
“Emotional baggage”, geçmiş deneyimlerden kalan çözülmemiş duyguların, korkuların veya davranış kalıplarının kişiyi bugün de etkilemesini anlatan bir mecazdır. Burada baggage, gerçek bir valizi değil, kişinin mecazi olarak taşıdığı bir yükü ifade eder. Bu ifade genellikle geçici bir kötü ruh hâlinden çok, duygular, davranışlar veya ilişkiler üzerindeki devam eden bir etkiye işaret eder.
Alıştırma
Cümleyi, geçmiş deneyimlerden kalan çözülmemiş duygular anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Past relationship pain still affects how Nina trusts new partners. She is carrying ____ from that relationship.
Cevabı göster
emotional baggage
while historical baggage can affect whole societies. Deyimler
3:22tarihsel yük bütün bir toplumu etkileyebilir.
Historical baggage: Toplumu hâlâ etkileyen zorlu bir geçmiş
“Historical baggage”, geçmiş olaylardan miras kalan olumsuz çağrışımlar, gerilimler, eşitsizlikler veya çözülmemiş sorunlar için kullanılan bir mecazdır. Bu cümlede, tarihin günümüzde bütün toplumlar için bir yük olmaya devam edebileceği anlamına gelir; toplumun eski valizler taşıdığı anlamına gelmez. İfade, devam eden sonuçları vurgular: savaş, sömürge yönetimi, ayrımcılık veya eski bir siyasi sistem kimlikleri, ilişkileri ve kamusal tartışmaları hâlâ şekillendirebilir.
Alıştırma
Eski bir imparatorluk iki ülke arasındaki ilişkileri hâlâ etkiliyor. Hangi cümle baggage sözcüğünü en doğru şekilde kullanıyor?
- The two countries are dealing with emotional baggage from the imperial era.
- The two countries are dealing with historical baggage from the imperial era.
Cevabı göster
The two countries are dealing with historical baggage from the imperial era.
In India, names serve an important purpose, Kalıp ifadeler
3:26Hindistan'da isimler önemli bir amaca hizmet eder,
names serve an important purpose: adlar önemli bir amaca hizmet eder
Serve a purpose, “yararlı bir işlev görmek” veya “belirli bir sonucun elde edilmesine yardımcı olmak” demektir. Burada adların önemli bir toplumsal işlevi olduğu söylenir; serve, “yemek sunmak” ya da “birisi için çalışmak” anlamında değildir. Kalıp özne + serve(s) + a purpose şeklindedir. Ardından gelen to-infinitive, bu amacın ne olduğunu açıklar.
Alıştırma
Cümleyi serve fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The safety rail ____ an important purpose by preventing falls.
Cevabı göster
serves
to signify social status: toplumsal statüyü göstermek
To signify social status, “bir kişinin toplumdaki konumunu göstermek veya temsil etmek” demektir. Signify, bir işaret, özellik, davranış ya da simge belirli bir anlam ilettiğinde kullanılan resmî bir fiildir. To-infinitive, önceki cümlede sözü edilen belirli amacı açıklar: adların bir işlevi vardır ve bu işlev toplumsal statüyü göstermektir.
Alıştırma
Hangi cümle, görünür bir özelliğin rütbe veya toplumsal konumu gösterdiğini söyler?
- At the ceremony, different robes can assign social status.
- At the ceremony, different robes can simplify social status.
- At the ceremony, different robes can signify social status.
Cevabı göster
At the ceremony, different robes can signify social status.
Low-status Indians, including Bishop Anderson's grandparents,
3:32Piskopos Anderson'ın büyükanne ve büyükbabası da dahil olmak üzere düşük statülü Hintliler,
escaped social discrimination by converting to Christianity and taking another Christian name. Notlar
3:37Hristiyanlığa geçerek ve başka bir Hristiyan ismi alarak sosyal ayrımcılıktan kaçtılar.
escaped social discrimination by converting to Christianity: by + -ing ile yöntemi gösterme
Burada escaped social discrimination, ayrımcı muameleden kaçınmak veya kurtulmak anlamına gelir. by converting to Christianity ifadesi bu sonuca ulaşmak için kullanılan yolu açıklar; by + -ing, “Nasıl?” sorusuna cevap verir. Kalıp sonuç + by + -ing şeklindedir. Buradaki by bir edat olduğu için ardından -ing biçimi gelir. Cümlenin tamamında converting ve taking, by sonrasında birbirine paralel iki eylemdir; bu nedenle ikisi de yöntemi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede bir sorunun nasıl önlendiğini göstermek için by + -ing doğru kullanılmıştır?
- They avoided the delay by submit the form online.
- They avoided the delay by submitting the form online.
- They avoided the delay to submitting the form online.
Cevabı göster
They avoided the delay by submitting the form online.
taking another Christian name: din değiştirdikten sonra bir ad benimsemek
taking another Christian name ifadesinde take a name, bir şeyi fiziksel olarak almak değil, “bir adı benimseyip kullanmaya başlamak” demektir. Bu tarihsel bağlamda another Christian name, kişinin din değiştirdikten sonraki Hristiyan kimliğiyle bağlantılı yeni veya ek bir addır. another sözcüğü tek başına eski adın yasal olarak silindiği ya da tamamen bırakıldığı anlamına gelmez. Böyle bir ad değişikliğinin toplumsal anlamı döneme, yere ve kişinin koşullarına bağlıdır.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Günümüzün kapsayıcı İngilizcesinde Christian name, herhangi bir kişinin verilen adı için her zaman tarafsız bir terimdir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
But elsewhere in the British Empire, Anlatım akışı
3:45Ancak İngiliz İmparatorluğu'nun başka yerlerinde,
But elsewhere in the British Empire: coğrafi çerçeveyi değiştirme
Cümlenin başında But, sıradaki durumun az önce ele alınanla karşıtlık taşıdığını belirtir. Elsewhere odağı başka yerlere taşırken in the British Empire bu yerleri aynı geniş coğrafi çerçevenin içinde tutar. Bu sözcükler, yeni bilgi gelmeden önce kapsamın değiştiğini dinleyiciye gösterir. Bu kalıp, bir yeri daha geniş bir bölgenin başka kesimleriyle karşılaştırırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir raporda az önce bir şehirdeki kuralların gevşek olduğu anlatıldı. Hangi sonraki cümle aynı ülkenin diğer bölgelerine geçip karşıtlık belirtir?
- But at the same time, the same rules remained in place.
- But for that reason, the rules were much stricter.
- But elsewhere in the country, the rules were much stricter.
Cevabı göster
But elsewhere in the country, the rules were much stricter.
completely un-Christian: Hristiyanlık değerlerine tamamen aykırı
Burada un-Christian, “Hristiyanlık değerlerine veya Hristiyanlığa uygun davranışlara aykırı” anlamında değerlendirme bildiren bir sıfattır. Yalnızca köleliğin din olarak Hristiyanlığın dışında olduğunu söylemez. un- ön eki Christian sözcüğünün ifade ettiği niteliği tersine çevirir; completely ise bu yargıyı güçlendirir. İfade, köleliği burada başvurulan Hristiyan ahlak ilkeleriyle tamamen bağdaşmaz olarak sunar.
Alıştırma
Bir kişi, bir politikayı yalnızca sınıflandırmak veya Hristiyanlığa karşı olduğunu söylemek yerine Hristiyan ahlak değerlerine aykırı olduğu için eleştirmek istiyor. Hangi sıfat uygundur?
- un-Christian
- anti-Christian
- non-Christian
Cevabı göster
un-Christian
Black British writer Professor Robert Beckford is an activist theologian at the University of Winchester. Notlar
3:52Siyahi İngiliz yazar Profesör Robert Beckford, Winchester Üniversitesi'nde aktivist bir ilahiyatçıdır.
Bir kimlik tanımı olarak Black British
Black British writer ifadesinde Black British, writer sözcüğünü niteleyen iki sözcüklü bir kimlik tanımıdır. Black, Siyah ırksal veya etnik kimliği; British ise Britanya’ya ulusal veya kültürel aidiyeti belirtir. Birlikte yazarın ya da kıyafetlerinin rengini anlatmazlar. Kimlikten söz eden İngilizce metinlerde British her zaman büyük harfle başlar. Black sözcüğünün de bir ırksal veya etnik grubu adlandırdığında büyük harfle yazılması yaygındır, ancak yayın kuralları değişebilir. Britanya bağlamında yerleşik sözcük sırası Black British şeklindedir.
Alıştırma
a Black British writer tanımında Black British neyi ifade eder?
- Yazarın kıyafetlerinin rengini anlatır.
- Hem Siyah ırksal veya etnik kimliği hem de Britanyalı ulusal veya kültürel kimliği belirtir.
- Yalnızca yazarın Afrika’da doğduğunu söyler.
Cevabı göster
Hem Siyah ırksal veya etnik kimliği hem de Britanyalı ulusal veya kültürel kimliği belirtir.
activist theologian: teoloji ile toplumsal eylemi birleştirmek
Activist theologian ifadesinde temel isim theologian sözcüğüdür: teoloji üzerine çalışan veya yazan kişi. Activist bu ismi niteler ve söz konusu ilahiyatçının toplumsal ya da siyasi değişim için kamusal alanda da çalıştığını gösterir. İfade, akademik çalışma ile eylemi birleşik bir rol olarak sunar. Activist yalnızca aktif veya meşgul anlamına gelmez; kampanya yürütme ya da örgütlü eyleme katılma fikrini de taşır.
Alıştırma
Activist theologian ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Yalnızca enerjik veya meşgul olan bir ilahiyatçı.
- Toplumsal veya siyasi değişim için kampanya da yürüten ya da eylem örgütleyen bir ilahiyatçı.
- Din çalışmalarına karşı çıkan bir aktivist.
Cevabı göster
Toplumsal veya siyasi değişim için kampanya da yürüten ya da eylem örgütleyen bir ilahiyatçı.
slave name: köleleştirilme tarihiyle bağlantılı bir ad
Burada slave name, bir soyadının ailedeki yerinin kölelik tarihinden kaynaklandığını belirtir. Sonraki ifade, Beckford soyadının 18. yüzyıl Jamaika'sında köleleştirilmiş Afrikalı atalarından aktarıldığını açıklar. Bu ifade, soyadının aileye nasıl girdiği ve ailede nasıl kaldığının ardındaki baskıya ve sömürge dönemi aile tarihine dikkat çeker. Beckford sözcüğünün kelime anlamının “köle” olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Tarihsel bir kanıt veya kişinin açıklaması olmadan, biri bir yabancının Britanya kökenli soyadına “a slave name” diyor.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
passed down from his enslaved African ancestors in 18th century Jamaica. Notlar
4:0118. yüzyıl Jamaika'sında köleleştirilmiş Afrikalı atalarından miras kalmıştır.
passed down: nesilden nesile aktarılmış
Pass something down; bir adı, hikâyeyi, geleneği, beceriyi veya eşyayı daha yaşlı bir nesilden daha genç bir nesle vermek ya da aktarmak anlamına gelir. Bu cümlede edilgen biçim passed down, soyadının önceki nesiller üzerinden ona ulaştığını belirtir. Yaygın yapılar pass something down to someone, be passed down from someone ve be passed down through generations şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: This family recipe has been ____ for four generations.
Cevabı göster
passed down
enslaved African ancestors: insanlara dayatılan bir durum
Enslaved African ancestors ifadesinde enslaved, sıfat olarak kullanılan bir geçmiş zaman ortacıdır. Bu ataların zorla köleliğe maruz bırakıldığını anlatır; onların yaptığı bir eylemi değil, kendilerine dayatılan bir durumu belirtir. African onların kökenini, ancestors ise ailenin önceki kuşaklarındaki kişileri belirtir. Dolayısıyla ifade, köleleştirmeye maruz kalmış Afrikalı ataları anlatır.
Alıştırma
Enslaved African ancestors ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Başka insanları köleleştiren atalar
- Çalışmak için gönüllü olarak taşınan atalar
- Zorla köleliğe maruz bırakılan atalar
Cevabı göster
Zorla köleliğe maruz bırakılan atalar
Here, Professor Beckford talks to BBC World Service program Heart and Soul
4:07Burada Profesör Beckford, BBC Dünya Servisi'nin Heart and Soul programında konuşuyor
about his decision to name his son Micah. Kalıp ifadeler
4:11oğluna Micah (Mika) ismini verme kararı hakkında.
decision to name his son Micah: decision to + fiilin yalın hâli
Decision to + fiilin yalın hâli kalıbı, kararın ilgili olduğu eylemi belirtir. Decision to name ifadesinde to name mastarı decision sözcüğünü niteler ve “hangi karar?” sorusunu yanıtlar. Decision kullanmak seçimi bir isim öbeğine dönüştürür. Bu nedenle altyazıdaki about sözcüğünden sonra doğal biçimde gelebilir ve haberlerde ya da resmî anlatımlarda sık kullanılır. Doğrudan fiil kullanılan biçim he decided to name his son Micah şeklindedir. Name his son Micah ifadesinde his son adı alan kişidir, Micah ise seçilen addır. Bu kalıpta as eklemeyin.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için decide fiilinin isim biçimini kullanın: Her ____ leave early surprised everyone.
Cevabı göster
decision to
And before my son is named Micah, Micah Beckford,
4:15Ve oğlumun adı Micah, Micah Beckford olmadan önce,
after one of the prophets: birine başka birinin adını vermek
Bu cümlede after one of the prophets, named sözcüğüne bağlanır. Micah adının nereden geldiğini, yani çocuğa bir peygamberin adının verildiğini anlatır. Buradaki after, zaman bakımından daha sonra olmayı belirtmez. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıplar name A after B ve bunun edilgen biçimi A is named after B şeklindedir. B, ada ilham veren kişi, yer veya şeydir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Ava was ____ her great-grandmother.
Cevabı göster
named after
I do like the idea of people in the biblical tradition who speak truth to power, Notlar
4:20İncil geleneğinde güce karşı gerçeği söyleyen,
do like: olumlu cümlede vurgu yapan do
Burada do, olumlu bir cümlede vurgu yapan yardımcı fiildir. I do like, konuşanın bu fikri gerçekten sevdiğini vurgular; do burada soru oluşturmaz. Kalıp do/does/did + fiilin yalın hâli şeklindedir. Genellikle samimi bir tutumu doğrulamak, bir izlenimi düzeltmek veya karşıtlık kurmak için kullanılır. Örnek: I do like the idea, even if I disagree with part of it.
Alıştırma
Bir arkadaşınız planı sevmediğinizi düşünüyor. Cümleyi vurgu yapan yardımcı fiille tamamlayın: I ____ like the plan.
Cevabı göster
do
the biblical tradition: Kutsal Kitap'la bağlantılı hikâyeler, kişiler, öğretiler ve değerler
Bu cümlede the biblical tradition, Kutsal Kitap'la bağlantılı hikâyeler, kişiler, öğretiler ve değerler bütününü ifade eder. Burada özellikle adaletsizliği kınamaları ve yöneticilere karşı durmalarıyla hatırlanan Micah gibi Kutsal Kitap peygamberlerini çağrıştırır. Bu arka plan, Micah adının Kutsal Kitap kökeninden daha fazlasını ifade etmesini sağlar: adaletsiz güce karşı durma idealini de çağrıştırabilir. Bu ifade, tek bir ayini veya belirli bir modern kilisenin adetlerini değil, geniş bir kültürel ve dinî mirası anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede the biblical tradition neyi ifade ediyor?
- Her dinî topluluğun uyguladığı adetler.
- Kutsal Kitap'la bağlantılı hikâyeler, kişiler, öğretiler ve değerler.
- Kutsal kitapları basmak için kullanılan geleneksel bir yöntem.
Cevabı göster
Kutsal Kitap'la bağlantılı hikâyeler, kişiler, öğretiler ve değerler.
speak truth to power: yetki sahiplerine rahatsız edici gerçekleri söylemek
Speak truth to power, daha fazla yetkiye sahip bir kişi veya kuruma yanlış uygulamalar ya da adaletsizlik hakkındaki rahatsız edici gerçekleri söylemek anlamına gelen bir deyimdir. Bunu yapmak kişisel veya mesleki sonuçlara yol açabileceği için ahlaki cesaret çağrışımı taşır. Bu cümlede ifade, adaletsiz otorite karşısında sessiz kalmayı reddeden peygamberlik idealini övüyor. Power fiziksel güç değil, yetki sahibi kişiler veya kurumlar anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The whistleblower chose to ____, even though senior executives could end her career.
Cevabı göster
speak truth to power
ruffle people's feathers: insanları kızdırmak veya gücendirmek
Ruffle people's feathers, birinin söyledikleri veya yaptıklarıyla insanları kızdırması, huzursuz etmesi ya da hafifçe gücendirmesi anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek tüylerden söz etmez. Bu ilgi cümleciğinde ifade, sözleri veya davranışları rahatsızlık yaratan kişileri tanımlar. Etki genellikle ciddi fiziksel zarar değil, sosyal bir sürtüşmedir.
Alıştırma
Cümleyi ruffle a few feathers deyiminin doğru biçimiyle tamamlayın: His blunt comments may ____ at the office.
Cevabı göster
ruffle a few feathers
challenge the injustice: adaletsizliği sorgulamak ve ona karşı çıkmak
Challenge the injustice ifadesinde challenge, adaletsiz olduğu düşünülen bir şeyi sorgulamak, ona karşı çıkmak veya ona karşı harekete geçmek anlamına gelir. Adaletsizliği bir yarışmaya davet etmek anlamına gelmez. Doğrudan nesne olan the injustice, bağlamdan belirlenebilen belirli bir adaletsiz durumu anlatır. Daha genel olarak biri bir şeyin geçerliliğini veya yetkisini sorguladığında challenge; a rule, decision, claim veya system gibi nesneleri doğrudan alabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede challenge, yanlış olduğu düşünülen bir şeyi sorgulamak veya ona karşı çıkmak anlamında kullanılmıştır?
- The steep climb challenged even experienced hikers.
- The group challenged the unfair rule in court.
- Maya challenged Leo to a race.
Cevabı göster
The group challenged the unfair rule in court.
I haven't thought of giving myself a biblical name. Dilbilgisi
4:28Kendime İncil'den bir isim vermeyi hiç düşünmedim.
haven't thought of giving myself: think of + -ing yapısı
haven't thought of giving myself... ifadesinde think of + fiilin -ing hâli, “bir şeyi yapma olasılığını değerlendirmek” anlamına gelir. of edatından sonra give veya to give değil, giving gelir. Giving myself a name, kişinin kendisi için bir isim seçmesi demektir. Olumsuz present perfect yapısı haven't thought of, bu fikrin şu ana kadar değerlendirilmediğini gösterir. Olumsuzluk giving'e değil thought'a yöneliktir: isim verme konusu henüz düşünülme aşamasına gelmemiştir.
Alıştırma
Cümleyi haven't thought of ve move fiilinin -ing hâliyle tamamlayın: We ____ the meeting online.
Cevabı göster
haven't thought of moving
I could never find a name that really resonated with me. Deyimler
4:32Gerçekten bende yankı uyandıran bir isim asla bulamadım.
really resonated with me: güçlü bir kişisel bağ
Burada resonate with mecaz anlamda kullanılır. Bir ismin resonated with me olması, konuşanın duyguları, deneyimleri, kimliği veya değerleriyle uyuşarak güçlü bir kişisel bağ kurması demektir. Really bu bağ hissini güçlendirir. Yaygın kalıp something resonates with someone şeklindedir: tepkiye neden olan şey öznedir, bu tepkiyi hisseden kişi ise with'ten sonra gelir. İsmin gerçekten fiziksel bir yankı oluşturduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede really resonated with me ne anlama gelir?
- Duygularımla veya değerlerimle güçlü bir kişisel bağ kurdu.
- Çevremde yüksek, fiziksel bir yankı oluşturdu.
- Benim için yalnızca telaffuzu kolaydı.
Cevabı göster
Duygularımla veya değerlerimle güçlü bir kişisel bağ kurdu.
The phrase to speak truth to power
4:38Güce karşı gerçeği söylemek (to speak truth to power) ifadesi,
describes times when people non-violently resist an oppressive force, Kelime
4:40insanların baskıcı bir güce şiddet içermeden direndiği zamanları tanımlar,
non-violently resist an oppressive force: baskıcı bir güce şiddet kullanmadan direnmek
Burada non-violently, insanların nasıl direndiğini belirtir: güçlü bir baskı kaynağına aktif olarak karşı çıkar, protesto eder veya onunla iş birliği yapmayı reddederler, fakat fiziksel şiddet kullanmazlar. Bu ifade, pasif kaldıkları veya hiç direnmedikleri anlamına gelmez. Burada resist geçişli bir fiildir; dolayısıyla an oppressive force doğrudan nesnesidir. An oppressive force, gücünü insanları haksız biçimde kontrol etmek veya onlara zarar vermek için kullanan bir hükümet, şirket, kurum ya da örgütlü grup olabilir. Buradaki force, fiziksel kuvvet değil, güçlü bir oluşum anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle insanların baskıcı bir güce şiddet kullanmadan direndiğini en iyi gösterir?
- They organised peaceful strikes against a regime that denied them basic rights.
- They accepted the regime's rules without protest.
- They used armed attacks to overthrow the regime.
Cevabı göster
They organised peaceful strikes against a regime that denied them basic rights.
such as a government or corporation: hükümet veya şirket gibi örnekler
Such as, daha önce belirtilen geniş bir kategoriden bir veya daha fazla örnek sunar. Burada a government or corporation ifadesi, an oppressive force için iki olası örnek verir. Kalıp kategori + such as + örnek(ler) şeklindedir. Genellikle tüm seçenekleri içermeyen bir liste sunar; dolayısıyla bunlar kategorinin olası üyeleridir, tek üyeleri değildir.
Alıştırma
Cümleyi bir kategorinin üyelerini örnekleyen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Some nocturnal animals, ____ owls and bats, hunt at night.
Cevabı göster
such as
And if you ruffle someone's feathers,
4:49Ve eğer birini kızdırırsanız (ruffle someone's feathers),
Maybe it's not so much your name as what you do with it that counts. Dilbilgisi
4:53Belki de isminizden ziyade onunla ne yaptığınız önemlidir.
not so much A as B that counts: ana odağı B'ye kaydırmak
Not so much A as B, B'nin durumu A'dan daha iyi açıkladığını veya daha önemli olduğunu belirtir. A'nın hiçbir önemi olmadığını söylemeden odağı B'ye kaydırır. Bu cümlede A your name, B ise what you do with it bölümüdür. That counts, “önemli olan budur” anlamına gelir. Dolayısıyla cümle, adın kendisinden çok onu nasıl kullandığınızın önemli olduğunu söyler.
Alıştırma
Odağı fiyattan kaliteye kaydıran yapıyla cümleyi tamamlayın: It's ____ the price ____ the quality that matters.
Cevabı göster
not so much · as
Anyway, it's time to reveal the answer to your question, Neil. Anlatım akışı
4:58Her neyse, sorunun cevabını açıklama zamanı, Neil.
Anyway, it's time to reveal: sıradaki aşamaya dönmek
Anyway burada bir yan konudan veya uzun bir konuşmadan sonra tartışmayı yeniden ana çizgiye getirir. Konuşmacının o bölümü kapatıp planlanan akışa döndüğünü gösterir. it's time to + fiilin yalın hâli bir sonraki eylemi duyurur. Anyway, it's time to reveal... birlikte kullanıldığında mevcut tartışmayı bitirir ve dinleyiciyi yanıtın açıklanacağı bölüme taşır.
Alıştırma
Bir sunucu tartışmayı bitirdi ve şimdi sonuçları duyurmak istiyor. Hangi cümle bu geçişi doğal biçimde yapar?
- Anyway, it's time announcing the results.
- Anyway means the results happened earlier.
- Anyway, it's time to announce the results.
Cevabı göster
Anyway, it's time to announce the results.
Yes, I asked you which boy's name is currently the world's most popular,
5:02Evet, sana şu anda dünyada en popüler olan erkek isminin hangisi olduğunu sordum,
Right, let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı
5:10Pekala, öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,
Let's recap the vocabulary we've learned: öğrendiğimiz kelimeleri kısaca gözden geçirelim
“Let's recap the vocabulary we've learned” konuşmayı yeni içerikten daha önce ele alınanların kısa bir tekrarına geçirir. “Let's” dinleyiciyi de eyleme dahil eder; “recap” ise her şeyi baştan sona tekrarlamak değil, ana noktaları kısaca özetlemek demektir. “The vocabulary we've learned” neyin gözden geçirileceğini belirtir. Tekrar kullanılabilen “Let's recap + isim öbeği” kalıbı, ders, toplantı, sunum veya videoda kısa tekrar aşamasını duyurmaya ve konuşmanın akışını düzenlemeye yarar.
Alıştırma
Hangi cümle, bir grubu daha önce ele alınmış bilgileri kısaca gözden geçirmeye doğal biçimde davet eder?
- Let's recap the main points before we finish.
- Let's recap about the main points before we finish.
- Let's cover the main points for the first time before we finish.
Cevabı göster
Let's recap the main points before we finish.
lacking fairness or justice: eksik olan niteliği belirtmek
“a situation lacking fairness or justice” ifadesinde “lacking fairness or justice” biçimindeki -ing yapısı, “a situation” ifadesinden sonra gelir ve onu niteler. “a situation that lacks fairness or justice” ile aynı anlama gelir; böylece kısa ve öz bir tanım oluşturur. Burada “lacking”, “lack” fiilinin -ing biçimidir ve “fairness or justice” ifadesini doğrudan nesne olarak alır; “of” kullanılmaz. Bu tür sonradan gelen niteleyiciler kısa tanımlarda ve resmî betimlemelerde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede “lacking” bir isimden sonra gelen niteleyici olarak doğru kullanılmıştır?
- The report describes a process lacking transparency.
- The report describes a process lack transparency.
- The report describes a process lacking of transparency.
Cevabı göster
The report describes a process lacking transparency.
In British English, your Christian name is your first name,
5:18İngiliz İngilizcesinde, Hristiyan isminiz (Christian name) ilk adınızdır,
The adjective noble means admirable or morally good.
5:25Soylu (noble) sıfatı, takdire şayan veya ahlaki açıdan iyi anlamına gelir.
The idiom speak truth to power describes when people non-violently resist an oppressive force,
5:37Güce karşı gerçeği söylemek (speak truth to power) deyimi, insanların baskıcı bir güce şiddet uygulamadan direnmesini tanımlar,
And finally, to ruffle someone's feathers means to upset or annoy them.
5:47Ve son olarak, birini kızdırmak (to ruffle someone's feathers) onları üzmek veya sinirlendirmek anlamına gelir.
6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi
Zamanla ilgili bir bağlamda our 6 minutes are up, ayrılan altı dakikalık sürenin bittiği anlamına gelir. Buradaki up, yukarı doğru hareketi anlatmaz. Yaygın kalıp zaman dilimi + be + up ya da iyelik + time + be + up şeklindedir. Genellikle etkinliğin durması veya bir sonraki aşamaya geçilmesi gerektiğini belirtir.
Alıştırma
Ayrılan bir sürenin sona erdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Our time is upward, so we need to stop.
- Our time is up, so we need to stop.
- Our time has started, so we need to stop.
Cevabı göster
Our time is up, so we need to stop.
but remember to join us again next time Kalıp ifadeler
5:55ama bir dahaki sefere bize katılmayı unutmayın
remember to join us: gelecekteki bir eylemi hatırlatma
Remember to + fiilin yalın hâli, henüz yapılması gereken bir eylemi unutmamak anlamına gelir. Burada konuşan kişi dinleyicilere bir sonraki program için geri gelmelerini hatırlatır. Bir programın sonunda join us, yeniden dinleme, izleme veya katılma davetidir. Mutlaka bir grubun üyesi olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Gelecekteki bir eylemi hatırlatmak için remember sonrasında join fiilinin doğru biçimini kullanın: Remember ____ us online tomorrow.
Cevabı göster
to join
for more trending topics and useful vocabulary Kelime
5:58daha trend konular ve faydalı kelimeler için
topics and: topics sözcüğünün çoğulu ve and bağlacı
Topics çoğul biçimdedir. Trending topics ifadesi, şu anda çok ilgi gören veya çok konuşulan konuları belirtir. Topics and useful vocabulary ifadesinde and, iki eş görevli ad öbeğini bağlar: trending topics ve useful vocabulary. Çoğul biçim, birden fazla konunun yer alabileceğini gösterir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. And sözcüğünden önce topic sözcüğünde çoğul /s/ sesi olup olmadığına odaklanın.
- We cover trending topics and useful vocabulary.
- We cover a trending topic and useful vocabulary.
Cevabı göster
We cover trending topics and useful vocabulary.