Dünyayı Daha İyi Bir Yer Yapmak İçin Bencil Bir Neden – Bencil Özgecilik: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.087 kelime 171 kel/dk

Video tanıtımı: Ekonomik büyüme sabit üretimi değiştirdi; yaygın refah talebi ve yeniliği herkes için artırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. zero-sum game. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: birinin kazancının diğerinin kaybını gerektirdiği ekonomi terimini pozitif büyümeyle karşılaştırın. 2. The more you innovate, the more complex and interesting problems you discover — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: birlikte artan iki değişimi ‘the more..., the more...’ ile bağlayın. 3. nowhere near to curing — Deyimler ve mecazlı ifadeler: ‘nowhere near’ sözünü fiziksel uzaklık değil hedefe çok uzak olma olarak anlayın ve ilerleme iddialarını sınırlayın.

Bu derste

Until recently,

0:01

Yakın zamana kadar,

the vast majority of the world population worked on farms Kalıp ifadeler

0:02

dünya nüfusunun büyük çoğunluğu çiftliklerde çalışıyordu

Kalıp ifadeler

“vast majority”: bir grubun neredeyse tamamı

The vast majority, “büyük çoğunluk” demektir: yarıdan çok daha fazla ve grubun neredeyse tamamı. Bu cümlede, dünyadaki insanların neredeyse hepsinin çiftliklerde çalıştığını belirtir. Kelimenin tam anlamıyla istisnasız herkes demek değildir. Vast, majority sözcüğünün derecesini güçlendirir; fiziksel büyüklüğü anlatmaz. Yaygın kalıp the vast majority of + grup şeklindedir.

Alıştırma

Bir ankette bölge sakinlerinin %96'sının parkı desteklediği belirleniyor. Bu sonucu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Exactly half of residents support the park.
  2. The vast majority of residents support the park.
  3. A small majority of residents support the park.
Cevabı göster

The vast majority of residents support the park.

and the total production of the world's economy

0:05

ve dünya ekonomisinin toplam üretimi

was mostly the total agricultural output.

0:08

çoğunlukla toplam tarımsal üretimden ibaretti.

And this output was limited by the fixed size of the land. Dilbilgisi

0:11

Ve bu üretim, arazinin sabit boyutuyla sınırlıydı.

Dilbilgisi

“was limited by”: kısıtlayıcı faktörü belirtmek

Was limited by edilgen bir yapıdır. Özne, olası miktarı veya kapsamı kısıtlanan sonuçtur; by sonrasındaki ifade ise bu kısıtlamaya neden olan faktörü belirtir. Burada arazi miktarı sabit olduğu için tarımsal üretim artmaya devam edemiyordu. Yeniden kullanılabilir kalıp sonuç + be limited by + kısıt biçimindedir. Eylemi yapan kişiden çok, kısıtlanan sonuca odaklanır. Buradaki limited yalnızca “az” değil, “kısıtlanmış” anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle, dronun uçuş süresini kısıtlayan faktörün pil kapasitesi olduğunu söyler?

  1. The drone's flight time is limited by its battery capacity.
  2. The drone's flight time is limited to thirty minutes.
  3. The drone's flight time is longer than its charging time.
Cevabı göster

The drone's flight time is limited by its battery capacity.

The total output of the economy did not change a lot year by year. Kalıp ifadeler

0:15

Ekonominin toplam üretimi yıldan yıla fazla değişmiyordu.

Kalıp ifadeler

year by year: birbirini izleyen yıllardaki değişim

Year by year, birbirini izleyen yıllar geçtikçe veya bir yıldan sonraki yıla anlamına gelen bir zarf ifadesidir. Bu cümlede ekonominin toplam üretiminin yıllar boyunca genel olarak benzer kaldığını anlatır; her yıl tam olarak aynı olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, özellikle kademeli değişimleri izlerken veya yıllık ölçümleri karşılaştırırken bir eğilimi yıllık aşamalara göre düzenler.

Alıştırma

Bir sayının bir yılın ölçümünden sonraki yılın ölçümüne kademeli olarak değiştiğini en iyi hangi ifade vurgular?

  1. year by year
  2. year after year
  3. once a year
Cevabı göster

year by year

The size of the pie was fixed.

0:20

Pastanın boyutu sabitti.

The world was a zero-sum game. Kelime

0:22

Dünya sıfır toplamlı bir oyundu.

Kelime

zero-sum game: bir tarafın kazancı diğerinin kaybıdır

Bu cümlede zero-sum game, elde edilebilecek toplam miktarın sabit kabul edildiği bir durumdur: bir katılımcının kazancı diğerinin kaybıyla eşleşir. Dolayısıyla cümle, dünyayı daha fazla toplam değer üretebilen bir sistemden çok, büyüklüğü sabit bir pasta olarak sunar. Buradaki game, eğlence amacıyla oynanan bir oyun anlamına gelmez. İnsanlar, gruplar veya ülkeler arasındaki stratejik etkileşim düzenini ifade eder.

Alıştırma

İki takım, finalde kalan tek yer için yarışıyor. Durumu en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Yer sayısı sabit olduğu için bu bir rekabet değildir.
  2. Bu bir positive-sum game durumudur: iki takım da ek bir yer alır.
  3. Bu bir zero-sum game durumudur: bir takım yeri kazanır, bu yüzden diğeri alamaz.
Cevabı göster

Bu bir zero-sum game durumudur: bir takım yeri kazanır, bu yüzden diğeri alamaz.

In such a stagnating world,

0:25

Böylesine durgun bir dünyada,

the only way to get better off is if someone else gets worse off. Kalıp ifadeler

0:27

daha iyi durumda olmanın tek yolu başkasının daha kötü durumda olmasıdır.

Kalıp ifadeler

get better off ... get worse off: daha iyi veya daha kötü duruma gelmek

Better off, özellikle maddi bakımdan veya yaşam koşulları açısından daha elverişli bir durumda olmak demektir; worse off ise bunun tersini ifade eder. Off, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır ve burada “uzakta” anlamına gelmez. Get ile kullanıldığında bu ifadeler bir değişimi anlatır: get better off daha iyi duruma gelmek, get worse off ise daha kötü duruma gelmek demektir. Bu karşıt çift, iyileşme ile kötüleşmeyi sıfır toplamlı bir durumun iki yönü olarak sunar.

Alıştırma

Birbirine karşılık gelen ifadeleri tamamlayın: If wages rise faster than prices, workers may get ____; if prices rise faster than wages, they may get ____.

Cevabı göster

better off · worse off

If you take a bigger piece of the pie,

0:32

Pastadan daha büyük bir dilim alırsanız,

someone else's gets smaller.

0:34

başkasının payı küçülür.

If you want more food,

0:36

Daha fazla yiyecek istiyorsanız,

then conquering, plundering, and stealing are great strategies.

0:37

fethetmek, yağmalamak ve çalmak harika stratejilerdir.

Your neighbor's loss is your gain.

0:41

Komşunuzun kaybı sizin kazancınızdır.

This was the state of things for thousands of years. Kalıp ifadeler

0:45

Binlerce yıl boyunca işler böyle yürüdü.

Kalıp ifadeler

state of things: genel durum

State of things, belirli bir zamandaki genel durum veya koşul demektir. Burada state, “durum” anlamındadır; ülke, siyasi bölge ya da bir şeyi resmî olarak ifade etmek anlamındaki fiil değildir. This, daha önce anlatılan duruma gönderme yapar ve anlatı devam etmeden önce onu tek bir genel tablo hâlinde toplar. Bu söz öbeği, daha önce verilen çeşitli ayrıntıları tekrarlamadan özetlemeye yarar.

Alıştırma

“After months of delays and staff shortages, this was the state of things at the clinic,” cümlesinde “the state of things” ne anlama gelir?

  1. kliniğin bulunduğu bölgenin hükümeti
  2. kliniğin yaptığı resmî bir açıklama
  3. kliniğin genel durumu
Cevabı göster

kliniğin genel durumu

Societies invaded each other constantly to get more pie.

0:48

Toplumlar daha fazla pasta almak için sürekli birbirlerini işgal ettiler.

Economic inequality was extreme.

0:52

Ekonomik eşitsizlik aşırıydı.

Some had all the pie they wanted,

0:54

Bazıları istedikleri kadar pastaya sahipken,

while others had to live with the crumbs. Deyimler

0:56

diğerleri kırıntılarla yaşamak zorundaydı.

Deyimler

live with the crumbs: çok küçük bir pay almayı anlatan mecaz

Bu cümlede live with the crumbs, geriye kalan servet veya kaynakların çok küçük bir payıyla hayatta kalmak zorunda olmak demektir. Crumbs, önceki turta benzetmesini sürdürür: bazı kişiler ekonomik “turtanın” neredeyse tamamını alırken diğerleri yalnızca kalanı alır. Burada gerçek yiyecekten söz edilmez. İfade, bolluk ile kıtlık arasında keskin bir karşıtlık kurar ve ekonomik üretimin paylaşımındaki aşırı eşitsizliği vurgular.

Alıştırma

Örnekte live with the crumbs ne anlama geliyor?

  1. Toplam üretimi eşit şekilde paylaşmak.
  2. Tüm ekonomik etkinliklerden kaçınmayı seçmek.
  3. Artakalan turta parçalarını yemek.
  4. Mevcut kaynakların yalnızca çok küçük bir payıyla hayatta kalmak.
Cevabı göster

Mevcut kaynakların yalnızca çok küçük bir payıyla hayatta kalmak.

Then the Industrial Revolution happened Kültür

1:00

Sonra Sanayi Devrimi gerçekleşti

and everything changed.

1:02

ve her şey değişti.

Kültür

Industrial Revolution: belirli bir tarihsel dönüşüm

Industrial Revolution; makineleşme, yeni enerji kaynakları, fabrikalar ve büyük ölçekli üretim sayesinde üretim kapasitesinin büyük ölçüde arttığı tarihsel dönüşümün yerleşik adıdır. Zaman içinde gelişen geniş bir süreci ifade eder; tek bir ani olayı veya bir sektördeki herhangi bir değişikliği değil. Burada Then ve everything changed, bu süreci savın dönüm noktası hâline getirir: üretim çok daha fazla artabildiği için daha önceki sabit büyüklükte ekonomik turta resmi artık aynı şekilde geçerli değildi.

Alıştırma

Örnekte the Industrial Revolution ifadesine hangi anlam uyuyor?

  1. Her yıl yapılan bir siyasi seçim
  2. Modern bir şirketin yaptığı herhangi bir küçük değişiklik
  3. Tek bir günde icat edilen bir makine
  4. Makineleşmiş, büyük ölçekli üretime doğru gerçekleşen tarihsel dönüşüm
Cevabı göster

Makineleşmiş, büyük ölçekli üretime doğru gerçekleşen tarihsel dönüşüm

We developed machinery,

1:04

Makineler,

better crops, better fertilizers.

1:06

daha iyi mahsuller, daha iyi gübreler geliştirdik.

Agricultural output skyrocketed.

1:08

Tarımsal üretim hızla arttı.

But we didn't just produce more food.

1:11

Fakat sadece daha fazla yiyecek üretmedik.

Every industrial sector exploded in terms of productivity. Kalıp ifadeler

1:13

Her endüstriyel sektör üretkenlik açısından patlama yaşadı.

Kalıp ifadeler

“in terms of productivity” ile değerlendirme ölçütünü belirtme

“In terms of productivity”, ifadenin hangi ölçüt bakımından doğru olduğunu kesin olarak belirtir. “Verimlilik ölçüt alındığında” anlamına gelir; bu nedenle exploded, her sanayi sektöründe verimliliğin büyük ölçüde arttığını anlatır. “in terms of + isim öbeği” yapısını kullanarak geniş bir ifadeyi tek bir yönle sınırlandırabilirsiniz. Böylece aynı durumun her bakımdan geçerli olduğunu söylemeden karşılaştırmayı veya değerlendirmeyi daha kesin hâle getirirsiniz.

Alıştırma

Örnekte “in terms of productivity” ne işe yarıyor?

  1. İddiayı, ele alınan ölçüt olarak verimlilikle sınırlar.
  2. Verimlilik hakkında kullanılan teknik terimleri açıklar.
  3. Verimliliğin bir sözleşmenin parçası olduğunu söyler.
Cevabı göster

İddiayı, ele alınan ölçüt olarak verimlilikle sınırlar.

From 1700 to 1870,

1:17

1700'den 1870'e kadar,

the production of iron in Britain increased 137-fold. Kelime

1:19

İngiltere'de demir üretimi 137 kat arttı.

Kelime

“increased 137-fold” ifadesindeki çarpan

“Increased 137-fold” çarpanlı bir değişimi anlatır: son miktar başlangıç miktarının 137 katı olmuştur. Başlangıç miktarı x ise son miktar 137x, eklenen miktar ise 136x olur. “sayı + -fold” yapısı, son miktar ile başlangıç miktarı arasındaki çarpanı belirtir. 137 birimlik veya %137’lik bir artış anlamına gelmez.

Alıştırma

Üretim 2 tondan 274 tona çıktı. Hangi cümle bu değişimi doğru şekilde anlatır?

  1. Output increased by 137 tons.
  2. Output increased by 137%.
  3. Output increased 137-fold.
Cevabı göster

Output increased 137-fold.

The Industrial Revolution led to a previously unimaginable increase in economic output.

1:24

Sanayi Devrimi, ekonomik üretimde daha önce hayal edilemeyen bir artışa yol açtı.

This altered the nature of our societies.

1:31

Bu, toplumlarımızın doğasını değiştirdi.

Economic growth changed the world from a zero-sum game to a positive-sum game. Dilbilgisi

1:34

Ekonomik büyüme dünyayı sıfır toplamlı bir oyundan pozitif toplamlı bir oyuna dönüştürdü.

Dilbilgisi

dünyayı sıfır toplamlı bir oyundan pozitif toplamlı bir oyuna dönüştürdü

change something from A to B kalıbı, bir etkenin yol açtığı değişimi gösterir: something değişimden etkilenen nesnedir, from A önceki durumu, to B ise sonraki durumu belirtir. Bu cümlede dünya, bir tarafın kazancının diğer tarafın kaybına bağlı olduğu sıfır toplamlı bir oyundan, birden fazla tarafın kazanabildiği pozitif toplamlı bir oyuna geçiyor gibi sunulur. Yapı, iki ekonomik modeli tek bir değişimin başlangıç ve bitiş noktaları hâline getirir.

Alıştırma

Web sitesi eskiden yalnızca metinden oluşan bir sayfaydı, şimdi ise etkileşimli bir rehber. Yeniden tasarımı neden olarak gösterip change something from A to B kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The website changed from a text-only page to an interactive guide.
  2. The redesign changed the website from a text-only page to an interactive guide.
  3. The redesign changed the website from an interactive guide to a text-only page.
Cevabı göster

The redesign changed the website from a text-only page to an interactive guide.

We had found a way to create a bigger pie.

1:41

Daha büyük bir pasta yaratmanın bir yolunu bulmuştuk.

But not only a bigger pie, Dilbilgisi

1:43

Ama sadece daha büyük bir pasta değil,

but a pie that was growing bigger each year.

1:45

her yıl daha da büyüyen bir pasta.

Dilbilgisi

yalnızca daha büyük bir pasta değil, her yıl büyüyen bir pasta

not only A, but B kalıbı, A’nın doğru olduğunu ancak anlatılacakların bununla bitmediğini; B’nin daha güçlü veya daha ileri bir nokta eklediğini belirtir. İkinci but, eşli yapının bir parçasıdır ve A’nın yanlış olduğu anlamına gelmez. Burada A daha büyük bir pasta, B ise her yıl büyümeye devam eden bir pastadır. Pie toplam ekonomik üretimin bir benzetmesidir; dolayısıyla ikinci bölüm tek seferlik bir artışın ötesine geçerek sürekli büyümeyi anlatır.

Alıştırma

Bir hizmetin kullanımı kolaydır ve en etkileyici özelliği ücretsiz olmasıdır. Hangi cümle ikinci bilgiyi daha ileri bir nokta olarak sunar?

  1. The service is not easy to use but is free.
  2. The service is not only easy to use but also free.
  3. The service is both easy to use and free.
Cevabı göster

The service is not only easy to use but also free.

More people could have more at the same time.

1:48

Aynı anda daha fazla insan daha fazlasına sahip olabilirdi.

This development is spreading and continuing today.

1:51

Bu gelişme bugün yayılmakta ve devam etmektedir.

Antibiotics kill bacteria.

1:54

Antibiyotikler bakterileri öldürür.

Power plants deliver energy.

1:56

Santraller enerji sağlar.

Cell phones connect us.

1:58

Cep telefonları bizi birbirimize bağlar.

Planes let us travel cheaply.

1:59

Uçaklar ucuza seyahat etmemizi sağlar.

Fridges store food.

2:01

Buzdolapları yiyecekleri depolar.

Continuous progress in all sectors of the economy seems normal to us today.

2:03

Bugün ekonominin tüm sektörlerindeki sürekli ilerleme bize normal geliyor.

But the change from stagnation to economic growth

2:08

Ancak durgunluktan ekonomik büyümeye geçiş

really was the most drastic shift in human history.

2:11

gerçekten de insanlık tarihindeki en köklü değişimdi.

How was this possible?

2:14

Bu nasıl mümkün oldu?

At the very core of this massive transformation stand new ideas that lead to innovation. Dilbilgisi

2:16

Bu devasa dönüşümün tam merkezinde inovasyona yol açan yeni fikirler duruyor.

Dilbilgisi

At the very core ... stand new ideas: yer bildiren devrik yapı

At the very core of this massive transformation, cümlenin başına alınmış bir yer öbeğidir. Bu kullanım merkezdeki konumu özellikle vurgular: Cümle önce dönüşümün merkezini sunar, ardından orada ne bulunduğunu açıklar. stand new ideas bölümünde yer bildiren devrik yapı kullanılır; bu nedenle fiil, gerçek özne olan new ideas ifadesinden önce gelir. Normal sıra New ideas stand at the very core of this massive transformation. şeklindedir. Burada stand, fiziksel olarak ayakta durmak değil, “bulunmak” veya “bir konumda yer almak” anlamındadır. Çoğul fiil stand, new ideas ile uyumludur.

Alıştırma

Aynı resmî yer bildiren devrik yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. At the heart of the plan a simple idea lies.
  2. At the heart of the plan does lie a simple idea.
  3. At the heart of the plan lies a simple idea.
Cevabı göster

At the heart of the plan lies a simple idea.

Innovation has many different definitions,

2:22

İnovasyonun birçok farklı tanımı vardır,

but in the context of this video, Kalıp ifadeler

2:25

ancak bu video bağlamında,

Kalıp ifadeler

in the context of this video: kapsam belirleme

In the context of this video, ifadeyi bu belirli tartışmanın çerçevesiyle sınırlar. Başka yerlerde farklı tanımlar mümkün olsa bile, ardından gelen anlamın veya iddianın burada benimsenen anlam ya da iddia olduğunu gösterir. Yapı in the context of + isim öbeği şeklindedir. Bir kelimenin, fikrin, eylemin veya sonucun nasıl anlaşılması gerektiğini çerçevelemek için kullanılır; böylece sınırsız ve genel bir iddia kurulmaz.

Alıştırma

Çerçeve belirleyen ve bu notta açıklanan dört kelimelik resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ this report, “active user” means someone who signed in this month.

Cevabı göster

In the context of

we mean better solutions to existing problems

2:27

mevcut sorunlara daha iyi çözümleri

and solutions to problems we didn't know we had. Dilbilgisi

2:29

ve var olduğunu bilmediğimiz sorunlara çözümleri kastediyoruz.

Dilbilgisi

problems we didn't know we had: düşürülmüş bir ilgi zamiri

problems we didn't know we had ifadesinde we didn't know we had, problems ismini niteleyen ve hangi sorunlardan söz edildiğini belirten bir ilgi cümleciğidir. Açık biçimi problems that we didn't know we had şeklindedir. had fiilinden sonra eksik olan nesne problems sözcüğüne döner: we had those problems. İlgi zamiri nesne görevinde olacağı için that kullanılmayabilir. Cümleciğin tamamını problems sözcüğünü niteleyen bir bölüm olarak okuyun; bağımsız bir "we had" ifadesi olarak düşünmeyin.

Alıştırma

Hangi cümlede nesne görevindeki ilgi zamiri doğru şekilde düşürülmüştür?

  1. We finally fixed the issue caused the shutdown.
  2. We finally fixed the issue we didn't know we had.
  3. We finally fixed the issue that was difficult.
Cevabı göster

We finally fixed the issue we didn't know we had.

The more you innovate, Dilbilgisi

2:33

Ne kadar çok yenilik yaparsanız,

the more complex and interesting problems you discover

2:35

istekleriniz ve ihtiyaçlarınız geliştikçe

as your wishes and needs evolve.

2:38

o kadar karmaşık ve ilginç sorunlar keşfedersiniz.

Dilbilgisi

The more ..., the more ...: bağıntılı karşılaştırma yapısı

The more you innovate, the more complex and interesting problems you discover, the + karşılaştırmalı cümlecik, the + karşılaştırmalı cümlecik biçimindeki bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. İlk cümlecik değişen koşulu, ikincisi ise buna eşlik eden değişimi verir. Burada daha fazla yenilik, giderek daha karmaşık ve ilginç sorunlar keşfetmekle ilişkilendirilir. İki the de normal tanımlık değil, bu yapının sabit işaretleridir. Yapı, değişen iki ölçek arasında ilişki kurar; çoğu zaman neden ve sonuç çağrışımı yapar, ancak nedenselliği kanıtlamadan güçlü bir bağıntı da anlatabilir.

Alıştırma

Bağıntılı karşılaştırma yapısını tamamlamak için easy sözcüğünün karşılaştırmalı biçimini kullanın: The more carefully you plan, ____ the project becomes.

Cevabı göster

the easier

The average citizen in Norway 250 years ago

2:41

250 yıl önce Norveç'teki ortalama bir vatandaş

might have wanted some really good shoes.

2:45

gerçekten iyi bir çift ayakkabı istemiş olabilir.

150 years ago,

2:47

150 yıl önce,

maybe a bicycle.

2:49

belki bir bisiklet.

80 years ago,

2:50

80 yıl önce,

a car.

2:51

bir araba.

30 years ago,

2:52

30 yıl önce,

cheap air travel.

2:53

ucuz hava yolculuğu.

And so on.

2:54

Ve bunun gibi.

Once we get what we want,

2:56

İstediğimizi elde ettiğimizde,

we don't stop.

2:57

durmayız.

We can see how we can improve things even more

2:59

İşleri nasıl daha da geliştirebileceğimizi

and how to make things even better.

3:01

ve nasıl daha iyi hale getirebileceğimizi görebiliriz.

The new positive-sum world has existed for 0.1% of human history

3:03

Yeni pozitif toplamlı dünya insanlık tarihinin %0,1'i boyunca var oldu

and we have yet to get used to it. Notlar

3:08

ve biz henüz buna alışamadık.

Dilbilgisi

have yet to: şu ana kadar hâlâ yapılmamış

Have yet to + fiilin yalın hâli, bir şeyin şu ana kadar gerçekleşmediğini veya tamamlanmadığını belirtir. Genellikle bunun daha sonra gerçekleşme ihtimalini açık bırakır. Bu cümlede we have yet to get used to it, insanlığın yeni pozitif toplamlı dünyaya hâlâ alışmadığını anlatır. Buradaki yet, present perfect yapısının bir parçasıdır; ancak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi resmî have yet to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Although the deadline is close, the team ____ submit the final report.

Cevabı göster

has yet to

Kalıp ifadeler

get used to: bir şeye zamanla alışmak

Get used to, bir duruma, şeye veya etkinliğe zamanla alışmak anlamına gelir. Tanıdık olmayan ya da rahatsız edici bir durumun normal gelmeye başlaması sürecine odaklanır. Bu cümlede it, yeni pozitif toplamlı dünyayı belirtir. Get used to yapısındaki to bir edattır; bu nedenle ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: get used to the noise, get used to it, get used to working remotely.

Alıştırma

Cümleyi zamanla alışmak anlamındaki get used to ile tamamlayın: After a few weeks, you will ____ working night shifts.

Cevabı göster

get used to

It has a consequence that feels really unintuitive.

3:11

Gerçekten mantığa aykırı gelen bir sonucu var.

In a positive-sum world,

3:14

Pozitif toplamlı bir dünyada,

it's in your personal, selfish best interest Kalıp ifadeler

3:16

Dünya gezegenindeki her insanın iyi durumda olması

that every human on planet Earth is well off.

3:19

sizin kişisel, bencil çıkarınızadır.

Kalıp ifadeler

in your personal, selfish best interest: kişisel ve bencil çıkarınıza en uygun olan

Be in someone's best interest, bir seçenek ya da durumun o kişiye en fazla yarar sağlaması demektir. Buradaki interest, merak ya da birikime ödenen faiz değil, çıkar veya yarar anlamındadır. Personal ve selfish sözcükleri ifadeyi bilinçli olarak güçlendirir. Konuşmacının anlatmak istediği, konuyu cömertlik açısından değil yalnızca kendi yararınız açısından değerlendirseniz bile başkalarının refahının size fayda sağladığıdır.

Alıştırma

Cümleyi “benim için en yararlı” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: For my recovery, the doctor said it was ____ to rest for a week.

Cevabı göster

in my best interest

It's good for you if people in obscure parts of countries

3:23

Adını hiç duymadığınız ülkelerin bilinmeyen yerlerindeki insanların

you've never heard of are prospering. Kalıp ifadeler

3:26

refah içinde olması sizin için iyidir.

Kalıp ifadeler

you've never heard of: daha önce hiç duymadığınız

Have heard of, bir kişi, yer, şey ya da fikrin var olduğunu öğrenmiş olmak demektir. you've never heard of ifadesinde never, bunun şu ana kadar hiçbir zaman gerçekleşmediğini belirtir; you've, you have kısaltmasıdır. Cümlede bu ifade countries sözcüğünü niteler: countries (that) you've never heard of. İlgi zamiri of edatının nesnesi olacağı için atılabilir; of sözcüğünü yan cümlenin sonunda bırakmak İngilizcede doğaldır.

Alıştırma

Cümleyi hear fiilinin “var olduğunu bilmek” anlamındaki iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: Most people have never ____ this tiny island.

Cevabı göster

heard of

There is a genuine selfish argument for making the world a better place. Kalıp ifadeler

3:30

Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için gerçek bir bencil argüman var.

Kalıp ifadeler

argument for making: bir eylemi destekleyen gerekçe

Bu cümlede argument, insanlar arasındaki bir tartışma ya da kavga değil, bir gerekçe veya akıl yürütme anlamına gelir. Bu nedenle a genuine selfish argument, kişisel çıkara dayanan bir gerekçedir. argument for + isim veya -ing biçimi, gerekçenin desteklediği eylem ya da düşünceyi belirtir. Burada for making the world a better place, gerekçenin dünyayı daha iyi bir yer hâline getirme eylemini desteklediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “bir eylemi destekleyen gerekçe” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The strongest ____ delaying the school start time is that teenagers need more sleep.

Cevabı göster

argument for

In a positive-sum world,

3:35

Pozitif toplamlı bir dünyada,

the more people are well off,

3:37

ne kadar çok insan iyi durumda olursa,

the better your own life is.

3:39

sizin kendi hayatınız da o kadar iyi olur.

This is because of the nature of innovation.

3:42

Bunun nedeni inovasyonun doğasıdır.

It is fundamentally driven by supply and demand. Kalıp ifadeler

3:45

Temel olarak arz ve talep tarafından yönlendirilir.

Kalıp ifadeler

driven by supply and demand: piyasa güçleri tarafından şekillendirilmek

be driven by + neden yapısında driven mecaz anlamdadır: esas olarak bir şey tarafından oluşturulmak, şekillendirilmek veya motive edilmek demektir. Burada sözcük gerçek anlamıyla araç sürmeyi anlatmaz. Edilgen yapı önce açıklanan şeyi, ardından by sonrasında onun arkasındaki gücü verir. Burada it, inovasyonu ifade eder; supply and demand ise onu şekillendiren piyasa güçlerini, yani üreticilerin ne sunabildiğini ve alıcıların ne istediğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi drive fiilinden oluşturulan ve “esas olarak ... tarafından oluşturulmuş veya şekillendirilmiş” anlamına gelen iki sözcüklü edilgen ifadeyle tamamlayın: The price of seasonal fruit is largely ____ supply and demand.

Cevabı göster

driven by

The supply increases

3:48

Katkıda bulunmak için daha fazla insanın özgürlüğü ve eğitimi olduğunda

when more people have the freedom and education to contribute.

3:49

arz artar.

They become inventors, researchers, engineers,

3:53

Onlar mucitler, araştırmacılar, mühendisler

or thinkers that come up with new ideas. Öbek fiiller

3:57

veya yeni fikirler üreten düşünürler haline gelirler.

Öbek fiiller

come up with an idea: bir fikir bulmak

Come up with, özellikle bir fikir, cevap, plan veya çözüm için “düşünüp bulmak ya da üretmek” anlamına gelir. Cümlede thinkers, yeni fikirler üreten kişilerdir. Bu, ardından nesnesi gelen bir öbek fiildir: come up with + isim öbeği. İfadeyi tek bir bütün olarak anlayın; sözcükler burada fiziksel hareket anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “düşünüp bulmak veya üretmek” anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We need to ____ a name for our new club.

Cevabı göster

come up with

The demand for ideas increases as people get richer

4:00

İnsanlar zenginleştikçe ve yeni çözümler için ödeme yapabildikçe

and can pay for new solutions.

4:03

fikirlere olan talep artar.

They increase the size of the market for innovations.

4:05

İnovasyonlar için pazarın büyüklüğünü artırırlar.

Innovation follows incentives. Kelime

4:09

İnovasyon teşvikleri takip eder.

Kelime

Innovation follows incentives: follows sözcüğünün soyut anlamı

Burada follows soyut anlamdadır. Ödül, kâr, takdir veya destek gibi teşviklerin yeni çalışmaları değerli hâle getirdiği yerlerde yenilik ortaya çıkma ya da gelişme eğilimindedir. Kısa X follows Y yapısı genel bir ilişki sunar: X, Y'ye yanıt verir veya Y tarafından yönlendirilir. Yeniliğin teşviklerin arkasında fiziksel olarak hareket ettiği ya da yalnızca zaman bakımından daha sonra gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Innovation follows incentives burada ne anlama geliyor?

  1. Yenilik, etkileri ne olursa olsun teşviklerden daima sonra gerçekleşir.
  2. Yenilik, bir grup teşvikin arkasında fiziksel olarak hareket eder.
  3. Yenilik, ödüllerin veya yararların teşvik ettiği yerlerde gelişme eğilimindedir.
Cevabı göster

Yenilik, ödüllerin veya yararların teşvik ettiği yerlerde gelişme eğilimindedir.

So naturally,

4:12

Yani doğal olarak,

if many people want and can pay for something,

4:12

eğer birçok insan bir şeyi ister ve bedelini ödeyebilirse,

it will get the innovator's attention and energy.

4:15

bu durum yenilikçinin dikkatini ve enerjisini çekecektir.

Improving the lives of those who are worse off

4:19

Daha kötü durumda olanların yaşamlarını iyileştirmek

has a multiplying effect. Kalıp ifadeler

4:22

çarpan etkisine sahiptir.

Kalıp ifadeler

Zincirleme kazanımlar için “a multiplying effect”

Bu cümlede a multiplying effect, bir grubun yaşamını iyileştirmenin tek bir doğrudan faydadan fazlasını oluşturması anlamına gelir. İlk iyileşme daha fazla faaliyeti ve ek kazanımları tetikler; böylece etkisi bir sonuç zinciri boyunca büyür. Buradaki multiplying, gerçek anlamda bir aritmetik çarpma işlemini anlatmaz. Etkinin kendi kendine genişlediğini gösterir: olumlu bir değişim başka olumlu değişimlerin oluşmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bir faydanın başka faydaları tetiklediğini anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: A small improvement in public transport can have ____ across the local economy.

Cevabı göster

a multiplying effect

It increases demand for ideas

4:24

Fikir üretilmesini kolaylaştırırken

while at the same time making it easier for ideas to be produced. Dilbilgisi

4:26

aynı zamanda fikirlere olan talebi de artırır.

Dilbilgisi

“make it easier for X to be done” yapısı

Make it easier for X to be done, “X üzerinde bir işlem yapmanın zorluğunu azaltmak” anlamına gelir. making it easier for ideas to be produced ifadesinde it, belirli bir varlığa gönderme yapmayan biçimsel nesnedir; ideas sözcüğüne veya önceki bir isme gönderme yapmaz. Asıl içerik daha sonra gelen for ideas to be produced bölümündedir. Edilgen mastar to be produced, fikirleri kimin ürettiğine değil, ideas sözcüğüne ve fikirlerin üretilme sürecine odaklanır. Burada making, increasing demand ile birlikte aynı durumun ikinci bir etkisini sunar.

Alıştırma

Hedef yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: The online form will ____ applications ____ reviewed quickly.

Cevabı göster

make it easier for · to be

Let's take an example that interests all of us, Anlatım akışı

4:31

Hepimizi ilgilendiren bir örnek alalım,

a cure for cancer.

4:34

kansere bir çare.

Anlatım akışı

Örneğe geçiş işareti olarak Let's take an example

Let's take an example, konuşmacının genel bir düşünceden somut bir duruma geçtiğini bildirir. Bilginin nasıl düzenlendiğini dinleyicinin izlemesini kolaylaştırır. Burada take “alıp götürmek” değil, “incelemek üzere seçmek” demektir. Let's dinleyiciyi de kapsar ve herkesi örneği birlikte ele almaya davet eder.

Alıştırma

Genel bir açıklamadan somut bir duruma geçildiğini en iyi hangi cümle belirtir?

  1. Let's avoid examples.
  2. Let's take an example.
  3. That is the only example.
Cevabı göster

Let's take an example.

If there are 1 billion people in the world that have the wealth to pay for cancer treatments,

4:36

Dünyada kanser tedavilerini ödeyecek servete sahip 1 milyar insan varsa,

innovation will follow this demand.

4:40

inovasyon bu talebi takip edecektir.

So hundreds of billions of dollars have been invested in medical research. Dilbilgisi

4:42

Bu yüzden tıbbi araştırmalara yüz milyarlarca dolar yatırım yapıldı.

Dilbilgisi

Yaklaşık bir tutar olarak hundreds of billions of dollars

hundreds of billions of dollars, birkaç yüz milyar dolar civarında yaklaşık bir tutarı anlatır. Kesin bir rakam değil, tutarın ölçeğini verir. Yapı hundreds of [billions of dollars] biçiminde gruplanır. hundreds of kesin bir sayı değil, belirsiz bir miktar olduğu için hem hundreds hem de billions çoğuldur.

Alıştırma

Birkaç yüz milyar dolarlık yaklaşık bir tutarı anlatmak için cümleyi hundreds of + çoğul ölçek adı kalıbıyla tamamlayın: The global transition could cost ____.

Cevabı göster

hundreds of billions of dollars

This had a huge effect,

4:46

Bunun çok büyük bir etkisi oldu,

but we're still nowhere near to curing all forms of cancer. Deyimler

4:48

ancak kanserin tüm türlerini tedavi etmeye hala hiç yakın değiliz.

Deyimler

'nowhere near to curing': hedefe ulaşmaya hâlâ çok uzak olmak

Burada “nowhere near to curing”, ‘bir tedaviye ulaşmaktan hâlâ çok uzak olmak’ anlamına gelir. Near fiziksel mesafeyi değil, bir hedefe doğru kaydedilen ilerlemeyi anlatır. Güçlü bir ifadedir: hedefe ulaşmaya henüz yaklaşılmamıştır. but sonrasındaki yan cümle, önceki olumlu iddiayı sınırlar. Çok büyük bir etki görülmüş olabilirken tüm kanser türlerinin tamamen tedavi edilmesi hâlâ uzak bir hedef olabilir. Bu nedenle nowhere near, hiçbir ilerleme kaydedilmediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? “The treatment helps some patients, but we're nowhere near curing every case.”

  1. Bir miktar ilerleme kaydedildi, ancak nihai hedef hâlâ çok uzakta.
  2. Her vaka zaten tedavi edildi.
  3. Tedavinin hiçbir etkisi olmadı.
Cevabı göster

Bir miktar ilerleme kaydedildi, ancak nihai hedef hâlâ çok uzakta.

Today,

4:51

Bugün,

every sixth person in the world dies of cancer Kelime

4:51

dünyada her altı kişiden biri kanserden ölüyor

Kelime

'every sixth person': altıda bir oranı

Bu istatistik cümlesinde “every sixth person”, her altı kişiden biri, yani altıda bir oranı anlamına gelir. Bir sırada veya listede tesadüfen altıncı olan belirli bir kişiyi göstermez. Kalıp every + sıra sayısı + tekil sayılabilen isim şeklindedir: every sixth person. İfade, kavramsal olarak her altı kişilik gruptan bir üyeyi seçtiği için isim tekildir.

Alıştırma

“one person out of every six” ifadesini every + sıra sayısı kullanarak yeniden yazın. Cümleyi tamamlayın: ____ in the survey chose the train.

Cevabı göster

Every sixth person

and you might be one of them.

4:54

ve siz de onlardan biri olabilirsiniz.

Now, imagine if demand were higher. Dilbilgisi

4:56

Şimdi, talebin daha yüksek olduğunu hayal edin.

Dilbilgisi

Şimdiki bir varsayım için Imagine if ... were

Imagine if, dinleyeni alternatif bir durumu gözünde canlandırmaya çağırır. Burada if demand were higher, şu anda gerçek olduğu ileri sürülmeyen bir koşulu anlatır. Were, varsayımsal yani subjunctive biçimi işaretler. Durumu geçmiş zamana yerleştirmez; if sonrasında, şimdiki gerçeklikten uzaklığı gösterir. Imagine if + özne + were ... kalıbı, sonuçları ele almadan önce bir senaryo sunabilir.

Alıştırma

Şimdiki durum hakkında varsayım kurmaya davet eden kalıbı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. Imagine if demand had been higher.
  2. Imagine if demand were higher.
  3. Imagine if demand is higher.
Cevabı göster

Imagine if demand were higher.

Imagine instead of 1 billion people being able to pay for a cure for cancer,

4:59

Kanser tedavisi için ödeme yapabilen 1 milyar insan yerine,

there were 4 billion or 7 billion.

5:03

4 milyar veya 7 milyar kişi olduğunu hayal edin.

Imagine how far medicine could have developed Dilbilgisi

5:06

Kanseri tedavi etmek için yedi kat daha fazla yatırım yapsaydık

if we'd invested seven times as much in curing cancer.

5:09

tıbbın ne kadar gelişebileceğini hayal edin.

Dilbilgisi

Could have developed if we'd invested ile geçmişe yönelik karşı-olgusal varsayım

Could have developed, gerçekleşmemiş bir geçmişte mümkün olabilecek sonucu ifade eder. If we'd invested, gerçek dışı geçmiş koşulu verir; burada we'd = we had olur çünkü ardından geçmiş zaman ortacı invested gelir. Could have + geçmiş zaman ortacı ... if + past perfect birlikte kullanıldığında, geçmişte farklı bir karar verilmiş olsaydı ortaya çıkabilecek sonuç düşünülür. Cümle, yatırımın veya gelişmenin gerçekten gerçekleştiğini ileri sürmez.

Alıştırma

Gerçekleşmemiş bir geçmiş koşulu ve onun olası geçmiş sonucunu hangi cümle doğru anlatıyor?

  1. Medicine could have developed faster if we'd invested more.
  2. Medicine developed faster because we'd invested more.
  3. Medicine could develop faster if we invest more.
Cevabı göster

Medicine could have developed faster if we'd invested more.

On top of that, Anlatım akışı

5:13

Bunun da ötesinde,

Anlatım akışı

Ek bilgi ekleyen bağlayıcı olarak On top of that

On top of that genellikle cümlenin başında kullanılan ve az önce söylediklerime ek olarak anlamına gelen bir bağlayıcıdır. Aynı düşünce yönünü güçlendiren başka bir neden, olgu veya sorun ekler. Burada konuşanın bir kaygıdan başka bir ek kaygıya geçtiğini gösterir. Görevi bilgiyi düzenlemektir; bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyin üstünde bulunduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki dört sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın. On ile başlar ve başka bir sorun ekler: The train is already late. ____, we have to change lines twice.

Cevabı göster

On top of that

there's so much human potential being wasted right now.

5:14

şu anda boşa harcanan çok fazla insan potansiyeli var.

The work of a poor farmer in a developing nation is not useful to you, Kelime

5:18

Gelişmekte olan bir ülkedeki fakir bir çiftçinin işi sizin için yararlı değildir,

Kelime

Sosyoekonomik bir etiket olarak developing nation

Developing nation ifadesinde developing, nation sözcüğünü niteleyen bir sıfattır. Sosyoekonomik tartışmalarda bu ifade, kullanılan ölçüte göre gelişmiş olarak sınıflandırılan ülkelere kıyasla ortalama geliri daha düşük ya da sanayi kapasitesi, altyapısı veya hizmetlere erişimi daha az yerleşmiş kabul edilen bir ülkeyi genel olarak tanımlar. Ülkenin kelimenin gerçek anlamıyla inşa edildiğini söylemez. Bu etiket görecelidir ve dünya çapında tek, sabit bir tanımı olan yasal bir kategori değildir. Hangi ülkeleri kapsadığı kaynağa ve göstergelere bağlıdır; ayrıca ülkedeki her insanın veya bölgenin aynı koşullara sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Sosyoekonomik bir tartışmada developing nation ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Herkesin aynı yaşam koşullarına sahip olduğu bir ülkenin adı
  2. Dünya çapında tek ve sabit bir tanımı olan resmî bir kategori
  3. Kesin anlamı göstergelere ve kaynağa bağlı olan geniş bir ülke düzeyi etiketi
  4. Kelimenin gerçek anlamıyla hâlâ inşa edilmekte olan bir ülke
Cevabı göster

Kesin anlamı göstergelere ve kaynağa bağlı olan geniş bir ülke düzeyi etiketi

but if he becomes better off,

5:22

ancak onun durumu düzelirse,

his children might spend their time in university

5:24

çocukları zamanlarını üniversitede geçirerek

developing things that are useful to you.

5:26

sizin için yararlı olan şeyler geliştirebilirler.

Instead of having some hotspots of innovation in the developed world, Deyimler

5:29

Gelişmiş dünyada birkaç inovasyon merkezine sahip olmak yerine,

Deyimler

hotspots of innovation: faaliyetlerin yoğunlaştığı bölgeler

Bu cümlede hotspots of innovation, inovasyon faaliyetlerinin olağan dışı ölçüde yoğunlaştığı yerler demektir. Hotspot burada mecazidir: yüksek sıcaklığı değil, belirli bir alandaki yoğun faaliyeti ifade eder. hotspot(s) of + faaliyet veya durum kalıbı; inovasyon, hastalık ya da çatışma gibi bir şeyin yüksek oranda yoğunlaştığı yerleri tanımlayabilir. Cümle, gelişmiş dünyadaki bu tür birkaç merkezi daha geniş bir alana yayılan bir ağla karşılaştırır.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: Researchers describe the city as a hotspot for battery technology. Burada hotspot ne anlama geliyor?

  1. Batarya araştırma ve geliştirme çalışmalarının yüksek oranda yoğunlaştığı bir bölge
  2. Bataryaların tehlikeli derecede ısındığı bir yer
  3. Yalnızca batarya satan bir mağaza
Cevabı göster

Batarya araştırma ve geliştirme çalışmalarının yüksek oranda yoğunlaştığı bir bölge

we would have many hotspots all over the world.

5:33

dünyanın her yerinde birçok merkezimiz olurdu.

The research output of humanity

5:37

İnsanlığın araştırma çıktısı

would be many times what it is right now.

5:39

şu ankinin kat kat fazlası olurdu.

Could we have cured cancer by now if that were the case?

5:42

Durum böyle olsaydı kanseri şimdiye kadar tedavi edebilir miydik?

Well, maybe.

5:45

Şey, belki.

If we spent seven times as much on research, Dilbilgisi

5:46

Eğer araştırmaya yedi kat daha fazla harcasaydık,

had seven times as many people working on it,

5:49

bu konu üzerinde yedi kat daha fazla insan çalışsaydı

and a global network of medical research,

5:51

ve küresel bir tıbbi araştırma ağına sahip olsaydık,

things would certainly be further ahead than they are now. Dilbilgisi

5:54

işler kesinlikle şimdi olduğundan daha ileride olurdu.

Dilbilgisi

seven times as much ... seven times as many people: sayılamayan miktarlar ve sayılabilen sayılar

Her iki ifade de bağlamdan anlaşılan bir ölçütle yedi katlık miktar karşılaştırması yapar. Seven times as much sayılamayan bir miktar için kullanılır; burada eksik bırakılan isim, araştırmaya ayrılan para veya harcama olarak anlaşılır. Seven times as many people ifadesinde people sayılabilen çoğul bir isim olduğu için many kullanılır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıplar number + times as much + sayılamayan isim veya bağlamdan anlaşılan miktar ile number + times as many + sayılabilen çoğul isim biçimindedir. Bu cümlede paralel iki ifade araştırma harcamasını ve araştırmacı sayısını karşılaştırır; yalnızca vurgunun şiddetini artırmaz.

Alıştırma

Cümleyi yedi katlık miktar bildiren iki karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın. Compared with last year, we spent ____ on equipment and hired ____ engineers.

Cevabı göster

seven times as much · seven times as many

Dilbilgisi

further ahead than they are now: ilerlemeyi karşılaştırmak

Burada further ahead, fiziksel olarak önde olmak değil, ilerlemede daha gelişmiş bir aşamada olmak demektir. Karşılaştırma, şu anda ulaşılan aşamadan daha ileri bir durumu varsayar. be further ahead than + karşılaştırma ölçütü kalıbı araştırma, teknoloji, proje veya öğrenmedeki ilerlemeyi karşılaştırabilir. Bu cümlede than they are now, mevcut durumu karşılaştırma ölçütü yapar.

Alıştırma

Bir projenin ilerlemesini mevcut aşamasıyla karşılaştıran bu cümleyi tamamlayacak doğal ifadeyi seçin: With another month of testing, the project would be ___ it is now.

  1. more ahead than
  2. farther in front than
  3. further ahead from
  4. further ahead than
Cevabı göster

further ahead than

And this is the core of the argument. Anlatım akışı

5:57

Ve argümanın özü budur.

Anlatım akışı

And this is the core of the argument: temel iddiayı belirtmek

Bu cümle bir söylem işareti görevi görür: Konuşmacının, önceki kanıtların desteklediği temel iddiayı şimdi belirttiğini dinleyicilere bildirir. And bu sonucu önceki içeriğe bağlarken this, az önce ortaya konan düşünceye gönderme yapar. The core of the argument mecazidir. Argümanın temel akıl yürütmesini veya ana iddiasını ifade eder ve dinleyicilerin ana noktayı destekleyici ayrıntılardan ayırmasına yardım eder.

Alıştırma

Konuşmacı "And this is the core of the argument" derken esas olarak ne yapıyor?

  1. Bir nesnenin fiziksel merkezini tarif etmek
  2. Önemli bir terimin telaffuzunu düzeltmek
  3. Önceki tartışmanın desteklediği temel iddiayı belirtmek
  4. İlgisiz bir örnek sunmak
Cevabı göster

Önceki tartışmanın desteklediği temel iddiayı belirtmek

The more people want the same thing that you want,

5:59

Sizinle aynı şeyi isteyen ne kadar çok insan olursa,

the more likely you are to get it.

6:02

onu elde etme olasılığınız o kadar artar.

That is what it means to live in a positive-sum world.

6:04

Pozitif toplamlı bir dünyada yaşamak işte bu anlama gelir.

You don't gain more pie if poor places stay poor.

6:08

Fakir yerler fakir kalırsa daha fazla pasta elde edemezsiniz.

Instead, you get more pie if poor places get richer,

6:12

Bunun yerine, fakir yerler zenginleşirse,

contribute ideas,

6:15

fikirleriyle katkıda bulunursa,

and grow the global pie.

6:17

ve küresel pastayı büyütürse daha fazla pasta alırsınız.

Do you like space travel?

6:20

Uzay yolculuğunu sever misiniz?

Imagine there were billions of people in Africa and Asia

6:21

Afrika ve Asya'da milyarlarca insanın

with their own space programs

6:24

kendi uzay programları olduğunu

and demand for satellites and moon bases and cities on Mars.

6:26

ve uydular, ay üsleri ve Mars'ta şehirler talep ettiğini hayal edin.

Do you like being alive? Ton ve niyet

6:30

Hayatta olmayı seviyor musunuz?

Ton ve niyet

Kışkırtıcı bir retorik soru olarak Do you like being alive?

Burada Do you like being alive? esas olarak dinleyicinin duygularını veya ruhsal durumunu sormaz. Konuşmacı, hayatta kalmanın dinleyici için açık bir kişisel yarar olduğunu varsayar ve bu soruyla dinleyiciyi savına dahil eder. Soru retorik bir işlev görür: bilgi istemek yerine meydan okur ve ikna eder. Aşırı ifadesi biraz şakacı ama kışkırtıcı bir ton yaratır; böylece sonraki sav dinleyiciyi kişisel olarak ilgilendirir.

Alıştırma

Do you like being alive? cümlesinde konuşmacı esas olarak ne yapıyor?

  1. Cevabı açık olan bir soruyla dinleyicinin savı önemsemesini sağlamak
  2. Dinleyicinin alive sözcüğünü anlayıp anlamadığını kontrol etmek
  3. Dinleyicinin ruh sağlığı hakkında ayrıntılı bir açıklama istemek
Cevabı göster

Cevabı açık olan bir soruyla dinleyicinin savı önemsemesini sağlamak

A few billion people paying for medical research

6:32

Tıbbi araştırmalar için ödeme yapan birkaç milyar insan

could literally save your life.

6:35

kelimenin tam anlamıyla hayatınızı kurtarabilir.

It's in your interest for people around the world to become better off. Dilbilgisi

6:37

Dünyadaki insanların daha iyi durumda olması sizin yararınızadır.

Dilbilgisi

in your interest for ... to ... kalıbı

It is in your interest for people ... to become better off yapısında in your interest, “senin yararına” demektir. It biçimsel bir öznedir; for yan cümlesi değerlendirilen kişileri ve değişimi belirtir: become better off olanlar people around the world grubudur. Buradaki for, “insanların yararı için” anlamına gelmez. Better off, maddi açıdan veya genel yaşam koşulları bakımından daha iyi durumda olmayı anlatır. It is in A's interest for B to do or become X kalıbı, yarar sağlayan A ile eylemi yapan veya değişimi yaşayan B'yi ayrı ayrı belirtmenizi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle “Tüm ekip temel ilk yardımı öğrenirse sen bundan yarar sağlarsın” anlamına gelir?

  1. It is in your interest for the whole team to learn basic first aid.
  2. It is in the whole team's interest for you to learn basic first aid.
  3. You are interested in learning basic first aid with the whole team.
Cevabı göster

It is in your interest for the whole team to learn basic first aid.

The faster we get to this version of the world,

6:41

Dünyanın bu versiyonuna ne kadar hızlı ulaşırsak,

the better for you personally.

6:44

sizin için kişisel olarak o kadar iyi olur.

No matter what your motivation is, Dilbilgisi

6:46

Motivasyonunuz ne olursa olsun,

Dilbilgisi

No matter what your motivation is: motivasyonun ne olursa olsun

No matter what + yan cümle yapısı, sonucun değişmediğini belirten bir ödünleme yan cümlesi kurar. What için mümkün olan bütün cevapları kapsar ve bu olasılıkların hiçbirinin ana cümlenin sonucunu değiştirmediğini gösterir. Buradaki what your motivation is bir soru değil, değeri açık bırakılmış bir değişkendir. Bu yan cümle, sonucun motivasyon ne olursa olsun geçerli olduğunu bildirir.

Alıştırma

Cümleyi “hangisi olursa olsun” anlamındaki üç sözcüklü ödünleme ifadesiyle tamamlayın: ____ your reason is, the same deadline applies.

Cevabı göster

No matter what

working on a better world is a very good thing to do.

6:48

daha iyi bir dünya için çalışmak yapılacak çok iyi bir şeydir.

For others and for you.

6:52

Başkaları için ve sizin için.

This video was a collaboration with Max Roser and Our World in Data

6:56

Bu video Max Roser ve Our World in Data ile bir işbirliğiydi

and supported by the Bill and Melinda Gates Foundation.

7:00

ve Bill and Melinda Gates Foundation tarafından desteklenmiştir.

If you want to help us stay afloat and make more videos, Deyimler

7:03

Ayakta kalmamıza ve daha fazla video yapmamıza yardımcı olmak isterseniz,

Deyimler

Stay afloat: faaliyeti sürdürmek

Stay afloat sözcük anlamıyla suyun yüzeyinde kalmak demektir. Burada ise özellikle yeterli para veya kaynağa sahip olarak başarısız olmadan faaliyeti sürdürme anlamında bir benzetmedir. Bu destek çağrısında help us stay afloat, kuruluşun video üretmeye devam etmesine yardımcı olmak demektir. Benzetme, mali desteği çalışmanın durmasını önleyen unsur olarak sunar.

Alıştırma

Burada stay afloat ne anlama geliyor? The small radio station needs more sponsors to stay afloat.

  1. Mali baskıya rağmen faaliyeti sürdürmek
  2. Büyük kâr elde edip hızla büyümek
  3. Fiziksel olarak suyun yüzeyinde kalmak
Cevabı göster

Mali baskıya rağmen faaliyeti sürdürmek

you can support us on Patreon or get some of our fancy posters.

7:06

bizi Patreon'da destekleyebilir veya gösterişli posterlerimizden bazılarını alabilirsiniz.